<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/2147 E. , 2025/5220 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2022/2147<br>Karar No : 2025/5220 <br><br>DAVACI : ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVALI : ... Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVANIN_KONUSU : 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin iptali istemiyle açılmıştır.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık mezunu olan ve Adalet Bakanlığında pedagog kadrosunda görev yapan davacı tarafından; dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde "adli destek görevlisi" olarak tanımlanan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında görev yapan uzmanların, çocuk - yetişkin ayrımı yapılmaksızın bütün mağdurlar yönünden görevlendirilmesinin öngörülmesinin, uzmanlık alanları ile bilgi ve tecrübelerine uygun olmadığı, "çocuk bilimi" anlamına gelen pedagojinin çocuklar ile ilgilendiği, dolayısıyla pedagogların yetki ve uzmanlık alanlarının da bu çocuklarla sınırlı olduğu, yetişkinler yönünden pedagogların görevlendirilmesinin yetkinliklerine aykırı olduğu gibi hizmet gereklerine de uygun düşmediği, mesleki bilgi ve becerilerine uygun olmayan alanlarda çalışma yükümlülüğü getirildiği; Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde "adli görüşmeci"nin psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı kadrolarında görev yapan uzmanlar olarak tanımlanmasına karşın mesleki anlamda uzmanlık alanına göre görev tanımlamasının yapılmadığı, somut olayda ihtiyaç duyulan uzmanlık alanına göre görevlendirme yapılmamasının öngörülmediği, nitekim Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğünün ... dosya numarası ile Trabzon Hukuk Yargılama Destek Bürosu kapsamında ... Sulh Hukuk Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında "kısıtlı adayı" olan yetişkin yaştaki şahsa "vasi tayini" hususunda sosyal inceleme raporu hazırlamak üzere görevlendirildiği, mesleğinin bilgi ve tecrübesi dışında bir konuda sosyal inceleme raporu hazırlamak durumunda kaldığı, adı geçen dosyada sosyal inceleme raporunu Yönetmelikte belirtildiği üzere adli destek görevlisi olarak imzaladığı, dosyada raporu hazırlayan kişinin uzmanlık alanını bilmediğinden karar aşamasında mahkemeyi yanıltacak bir uygulama oluştuğu; Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde kırılgan gruba girdiği tespit edilen ve adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik "vaka yönetimi" hizmeti sunulmasının bu kişilere psiko-sosyal destek sağlanması anlamına geldiği, bunun ise 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek 13. maddesinde tanımlanan "klinik psikolog"un görev ve yetkisi kapsamında kaldığı, dolayısıyla dava konusu düzenlemenin anılan Kanun'a aykırılık ve klinik psikologların görev ve yetki alanına müdahale teşkil ettiği; Anayasa'nın 128. maddesi gereği kamu görevlilerinin göre, yetki, nitelik, özlük ve parasal haklarının kanunla düzenlenmesi gerekirken bu konuların dava konusu Yönetmeliğe bırakılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; usul yönünden, ilk dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. ve 15. maddeleri uyarınca reddine karar verildiği, davacı tarafından yenilenen dilekçede de aynı yanlışlık yapılması üzerine aynı maddeler uyarınca ikinci kez dilekçenin reddine karar verildiği, üçüncü kez yeniden açılan işbu davaya ait dilekçede de aynı yanlışlıkların yapılması nedeniyle anılan Kanun'un 15/5 maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiği; esas yönünden, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki "adli destek görevlisi" ve (d) bendindeki "adli görüşmeci" tanımlarının, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 5. maddesinin 1. fıkrası hükmü ile 63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki tanıma uygun olduğu, daha önce aile ve çocuk mahkemelerinde görev yapan davacının bu görevine ilişkin mevzuat incelendiğinde, önceden aile mahkemelerinde çalışan uzmanların sadece çocuklarla ilgili velayet hususunda değil aynı zamanda "taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek" şeklinde yetişkinlerle çalışmalarını gerektiren görevlerinin de olduğunun görüldüğü, yapılan yeni düzenleme sonrasında adli destek görevlileri tarafından daha önce aile ve çocuk mahkemelerinde icra edilen görevlerin, aynı şekilde müdürlüklerin hukuk ve ceza yargılaması destek bürolarında yerine getirilmeye devam edildiği, sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunan mağdurların ikincil örselenmelerinin önlenmesi amacıyla, adliyelerde oluşturulan adli görüşme odalarında görüşme yapacak adli destek görevlilerinin periyodik olarak özel eğitimler aldığı, bununla beraber halihazırda velayete konu çocuklarla veya uyuşmazlık yaşayan taraflarla görüşmeler yapabilen bu görevlilerin, anılan odalarda hakim ve cumhuriyet savcısı tarafından iletilen soruları esas alarak yaptıkları görüşmelerin mesleki yetkinlikleri dışında da olmadığı, nitekim Büro Emekçileri Sendikası tarafından dava konusu Yönetmeliğin muhtelif maddelerinde geçen "adli destek görevlisi" ibareleri de dahil olmak üzere belirli kısımlarının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan dava sonucunda, Danıştay 10. Dairesinin 16/03/2022 tarihli ve E:2021/3984 sayılı kararı ile yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildiği; Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendine ilişkin olarak; vaka yönetiminin, bir vakayı adli süreçte başından sonuna kadar takip etmeyi ve gerekli hizmetleri vermeyi kapsadığı, vaka yönetimi sürecindeki en temel unsurun başvuran kişinin ihtiyaç duyduğu bakım ve hizmetlerin koordine edilmesi olduğu, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'na göre psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacının asli görevi olan sosyal inceleme yapılıp sosyal inceleme raporu hazırlanması, denetim planı ve raporu hazırlanması, mağdurun adli sürece hazırlanması, vakanın tüm adli süreç boyunca takip edilmesi hususlarının vaka yönetiminin ve psiko-sosyal desteğin bir parçası olduğu, vaka yönetimi ve psiko-sosyal desteğin asli görev dışında ek bir yeterlilik gerektirmeyip, temel unsurları içeren bir görev olduğu, Yönetmelikte düzenlenen vaka yönetimi ve psiko-sosyal destek görevleri ile adli destek görevlilerine yeni bir görev ve yetki alanı ihdas edilmediği, asli görevlerinin toplu bir şekilde sınırlarının çizildiği, nitekim Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, adli destek görevlilerince, ihtiyaç duyan mağdurların klinik psikologlar tarafından yapılması mümkün olan tedavi veya rehabilitasyona yönlendirileceğinin öngörüldüğü, yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI :...<br>DÜŞÜNCESİ : Dava, 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin iptali istemiyle açılmıştır.<br>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesi" başlıklı 236. maddesinde,<br>"(3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. <br>(...)<br>(5) Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilir." hükmüne yer verilmiştir.<br>5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde;<br>" Sosyal çalışma görevlisi Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarını,...ifade eder." hükmü ile "Sosyal çalışma görevlileri" başlıklı 33. maddesinde;<br>"(1) (Değişik cümle:17/10/2019-7188/35 md.) Adalet Bakanlığınca en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisi mahkemelere görevlendirilmek üzere adliyelere atanır. Atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar tercih edilir.<br> (...)<br> (3) Bu görevlilerin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukukî bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden birinci fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebilirler..." hükmü yer almıştır.<br>4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un "Uzmanlardan yararlanma" başlıklı 5. maddesinde;" Aile mahkemeleri, (1) Davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek,<br>(2) Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş bildirmek,<br>(3) Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak,<br>üzere tercihen; evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından Adalet Bakanlığınca adliyelerde görevlendirilen psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan yararlanır." kuralına yer verilmiştir.<br>63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde<br>"a) Adli destek görevlisi: Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanları... ifade eder." hükmü ile "Kırılgan gruplara sunulacak hizmetler" başlıklı 7. maddesinde;<br>"(1) Adli sisteme dahil olan çocuklar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan veya aile içi şiddet, terör ve insan ticareti suçlarından mağdur olanların başvurmaları halinde müdürlük bünyesinde çalışan adli destek görevlileri tarafından bu maddedeki hizmetlerin sunulması amacıyla bireysel değerlendirme yapılır.<br>(2) Kadın, yaşlı ve engelli mağdurlar başta olmak üzere, mağdurun kişisel özellikleri, suçun niteliği ve ağırlığı, suçun işlendiği şartlar dikkate alınarak suçtan daha fazla etkilendiği ve korunması gerektiği yapılacak ön değerlendirme ile anlaşılan mağdurlara yönelik olarak da birinci fıkra uyarınca değerlendirme yapılabilir.<br>(3) Bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla sunulacak hizmetler şunlardır:<br>a) Mağdurun, Cumhuriyet savcısının veya hâkimin isteği üzerine, mağdurun dinlenilmesinden önce kaygı düzeyini düşürmek amacıyla içinde bulunduğu ortamı, ilgili kişileri ve süreci açıklamak.<br><br>b) Mağdurun kendini rahat ifade edebilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını Cumhuriyet savcısı veya hâkime bildirmek ve mağdur dinlenirken yanında bulunmak.<br>c) Cumhuriyet savcısı veya hâkimin isteği üzerine sosyal inceleme raporu hazırlamak.<br>ç) İfade ve beyan işlemlerinin adli görüşme odasında gerçekleştirilmesini Cumhuriyet savcısı veya hâkime önermek.<br>d) Tedavi veya rehabilitasyona ihtiyaç duyan mağdurları yönlendirmek.<br>e) Adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamak.<br>(...)" hükmü bulunmaktadır. <br> Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentleri hakkında:<br>Yukarıda yer verilen Kanun ve Kararname hükümlerine dayanılarak hazırlanan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin dava konusu "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "adli destek görevlisi", Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı olarak çalışanlar şeklinde; (d) bendinde ise, "adli görüşmeci", adli görüşme odasında çalışmak üzere görevlendirilen adli destek görevlisi olarak tanımlanmıştır.<br>Kadro unvanları ve uzmanlık alanlarında bir ayırıma gidilmeksizin tedavi ve rehabilitasyona ihtiyaç duyan mağdurların psiko-sosyal destek hizmetlerinin sağlanması, araştırma ve inceleme yapmak ve sonucu ilgili birime bildirmek amacıyla adliyelerde görevlendirilen psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıların adli destek görevlisi olarak tanımlanmasına dönük düzenlemenin Yönetmeliğin dayanağı olan 63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne paralel olduğu da gözetildiğinde üst hukuk normlarına ve hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi hakkında:<br>Yönetmeliğin "Kırılgan gruplara sunulan hizmetler" başlıklı 43. maddesinde, "(1) Bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla sunulan hizmetler şunlardır:<br>a) Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mağdurun isteği üzerine, ifade veya beyan işlemlerinden önce kaygı düzeyini düşürmek amacıyla mağdura içinde bulunduğu ortamı, ilgili kişileri ve süreci açıklamak.<br>b) Mağdurun kendini rahat ifade edebilmesi için alınması gereken tedbirleri Cumhuriyet savcısı veya hâkime bildirmek ve mağdur dinlenilirken yanında bulunmak.<br>c) Cumhuriyet savcısı veya hâkimin isteği üzerine sosyal inceleme raporu hazırlamak.<br>ç) İfade ve beyan işlemlerinin adli görüşme odasında gerçekleştirilmesini Cumhuriyet savcısı veya hâkime önermek.<br><br>d) Tedavi veya rehabilitasyona ihtiyaç duyan mağdurları ilgili birimlere yönlendirmek.<br>e) Adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamak.<br>(...)" hükmü yer almıştır.<br>Aynı Yönetmelik'in "Müdürün görev ve sorumlulukları" başlıklı 78. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde;<br>"Müdürlükte görev yapan adli destek görevlileri ve yardımcı personelin görev tanımlarına uygun şekilde iş bölümünü yapmak." müdürün görevleri arasında sayılmış,<br>"İş bölümü" başlıklı 81. maddesinde,<br>"(1) Müdürlükte çalışan adli destek görevlileri ve diğer personel ile ilgili iş bölümü müdür tarafından yapılır.<br>(2) İş bölümü yapılırken adli destek görevlisinin;<br>a) Mezun olduğu bölüm,<br>b) Lisansüstü eğitim durumu,<br>c) Katılmış olduğu kurslar ve sertifika programları,<br>ç) Daha önce çalışmış olduğu birimler,<br>d) Mesleki tecrübe ve yetkinliği,<br>gibi hususlar mümkün olduğunca dikkate alınır." hususu düzenlenmiştir.<br>Dava konusu Yönetmelik hükmü ile, Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanların, başka bir ifadeyle "adli destek görevlileri"nin, kırılgan gruba giren ve adli süreç içinde etkin desteğe ihtiyacı olduğu değerlendirilen, Yönetmelik'in 44. maddesinin 2. fıkrasında sayılan mağdurlara yönelik hizmetlerde "vaka yönetimi" uygulaması öngörülmektedir. <br>Kırılgan gruplara sunulacak hizmetler, Yönetmelik'in 43. maddesinin 1. fıkrasında sayılmış olup; bunlar, ifade ve beyan işlemlerinden önce mağdurun kaygı düzeyini düşürmek amacıyla içinde bulunduğu ortamı, kişileri ve süreci açıklamak; mağdurun kendini rahat ifade edebileceği koşulları (adli görüşme odasında ifade ve beyan alınması dahil) savcı ve hakime bildirmek suretiyle sağlamak; mağdur, çocuk ise Çocuk Koruma Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği'ne göre, yetişkin ise diğer dayanak mevzuata göre düzenlenmesi gereken "sosyal inceleme raporu"nu hazırlamak, tedavi ya da rehabilitasyona ihtiyaç duyan mağdurları ilgili birimlere yönlendirmek ve adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamaktır. <br>Yönetmelik'in dayanakları arasında sayılan 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 7. maddesinde de, bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla vaka yönetimi uygulanacağının düzenlendiği ve aynı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde ise adli destek görevlisi kavramının, Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanları ifade ettiği hususları bir arada değerlendirildiğinde, dava konusu Yönetmelik hükmü ile dayanağı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne uygun bir şekilde adli destek görevlilerince kırılgan gruba giren ve adli süreç içinde etkin desteğe ihtiyacı olduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde "vaka yönetimi" uygulanmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. <br>Bu durumda, Yönetmeliğin Müdürün görev ve sorumluluklarını düzenleyen hükmü de dikkate alındığında,63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.maddesi dayanak alınarak, adli destek görevlilerinin görev tanımlarına uygun şekilde, mağdurun durumu ve adli destek görevlisinin nitelikleri göz önünde bulundurularak yapılacak iş bölümü doğrultusunda mağdurlara yönelik adli destek hizmeti sunumunu öngören dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde düzenlenen vaka yönetimi sisteminde hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br> <br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 13/11/2025 tarihinde, davacı ... vekili Av. ...'nun UYAP üzerinden mazeret dilekçesi verdiği, davalı Adalet Bakanlığı vekili Av....'nun geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :<br>Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümü mezunu olan ve Adalet Bakanlığında (dava tarihi itibarıyla ... Çocuk Mahkemesinde) pedagog kadrosunda görev yapan davacı, 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır.<br><br>USUL YÖNÜNDEN:<br>Davalı tarafından, ilk dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. ve 15. maddeleri uyarınca reddine karar verildiği, davacı tarafından yenilenen dilekçede de aynı yanlışlık yapılması üzerine aynı maddeler uyarınca ikinci kez dilekçenin reddine karar verildiği, üçüncü kez yeniden açılan işbu davaya ait dilekçede de aynı yanlışlıkların yapılması nedeniyle anılan Kanun'un 15/5 maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.<br>Dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafından 28/06/2021 tarihinde kayda giren ilk dava dilekçesi ile Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin iptalinin, aksi kanaat hasıl olması durumunda anılan Yönetmelik'in ilgili hukuka aykırı kısımlarının iptalinin istenildiği, Dairemizin 07/07/2021 tarih ve E:2021/3986, K:2021/3891 sayılı kararı ile dava konusu istemin tereddüde yer bırakmayacak şekilde açık ve net olarak ortaya konulmadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği, yenilenen dilekçede bu kez Yönetmelik'in birbiriyle ilişkili maddeler içermesi nedeniyle tamamının iptal edilmesi gerektiği ifade edilerek anılan Yönetmeliğin tamamının iptalinin istenildiği, bunun üzerine Dairemizin 14/12/2021 tarih ve E:2021/6699, K:2021/6268 sayılı kararı ile dava konusu Yönetmeliğin hangi kısım veya kısımlarının dava konusu edildiğinin açıkça gösterilmesi, dilekçenin konu, içerik ve sonuç bölümlerinin çelişkili olmayacak şekilde açıklanması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği, bu karar üzerine yenilenen nihai dilekçe ile de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. <br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 5. fıkrasında, dava dilekçesinin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.<br>Buna göre, ilk dava dilekçesinde "Yönetmelik'in ilgili hukuka aykırı kısımlarının" iptali istenilirken, yenileme dilekçesinde "Yönetmelik'in birbiriyle ilişkili maddeler içermesi nedeniyle tamamının" iptalinin istenildiği, dolayısıyla davaya konu istemlerin aynı olmamasına bağlı olarak dilekçelerde aynı yanlışlığın yapıldığından da bahsedilemeyeceği, nihai dava dilekçesinin ise usul hükümlerine uygun olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin usule yönelik iddiası yerinde görülmemiştir.<br><br> ESAS YÖNÜNDEN:<br> İlgili Mevzuat:<br> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesi" başlıklı 236. Maddesinin, 7188 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değişik -dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihteki- halinde, "(1) Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır. <br> (2) İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır.<br> (3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır.<br><br> (5) Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilir.<br> (6) Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanları bakımından da beşinci fıkra hükmü uygulanır. Ancak, beyan ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranır.<br> (7) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları dava dosyasında saklanır, kimseye verilmez ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır.<br> (8) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları, yazılı tutanağa dönüştürülür. Bu tutanak, talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafii, mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilir. Beyan ve görüntü kayıtları bu kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde gizliliği korunmak suretiyle izletilebilir." hükmüne yer verilmiştir.<br>5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, "sosyal çalışma görevlisi", psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensupları şeklinde tanımlanmış; "Sosyal çalışma görevlileri" başlıklı 33. maddesinin, 7188 sayılı Kanun'un 35. maddesiyle değişik 1. fıkrasında, "Adalet Bakanlığınca en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisi mahkemelere görevlendirilmek üzere adliyelere atanır. Atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar tercih edilir."; 3. fıkrasında ise, "Bu görevlilerin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukukî bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden birinci fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebilirler." hükümleri yer almıştır.<br>4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un, 7188 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değişik "Uzmanlardan yararlanma" başlıklı 5. maddesinde, <br>"Aile mahkemeleri,<br>1. Davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek,<br>2. Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş bildirmek,<br>3. Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak,<br>üzere tercihen; evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından Adalet Bakanlığınca adliyelerde görevlendirilen psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan yararlanır.<br>Bu görevlilerin bulunmaması, iş durumlarının müsait olmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında hukukî veya fiilî herhangi bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması hallerinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra edenlerden yararlanılır.<br>Bu uzmanlar, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda düzenlenen hâkimin reddi sebeplerine göre reddolunabilir." hükmüne yer verilmiştir.<br>63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde, "adli destek görevlisi", Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanlar olarak; "kırılgan grup", bu Kararname gereğince adli destek görevlileri tarafından yapılan bireysel değerlendirme sonucunda suçtan daha fazla etkilendiği ve korunması gerektiği tespit edilen mağdurlar ile adli sisteme dâhil olan çocuklar şeklinde; "mağdur" ise, suç nedeniyle fiziksel, ruhsal veya ekonomik olarak doğrudan zarar gören gerçek kişi olarak tanımlanmıştır. Aynı Kararnamenin "Kırılgan gruplara sunulacak hizmetler" başlıklı 7. maddesinde, (1) Adli sisteme dahil olan çocuklar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan veya aile içi şiddet, terör ve insan ticareti suçlarından mağdur olanların başvurmaları halinde müdürlük bünyesinde çalışan adli destek görevlileri tarafından bu maddedeki hizmetlerin sunulması amacıyla bireysel değerlendirme yapılır. ... (3) Bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla sunulacak hizmetler şunlardır: ... e) Adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamak. ..." kuralına; dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihteki haliyle 16. maddesinde ise, "Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında yer alan hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar ile müdürlüklerin yetki alanı, denetimi, adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle düzenlenir." kuralına yer verilmiş; bilahare Anayasa Mahkemesinin 08/11/2023 tarihli ve E:2020/65, K:2023/187 sayılı kararıyla, anılan Kararnamenin 16. maddesinde yer alan "hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar ile" ibaresinin iptaline karar verilmiş ve 12/03/2024 tarihli, 32487 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan bahse konu iptal kararı, anılan ibare yönünden yayım tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş; öte yandan aynı kararda, maddenin kalan kısımlarına yönelik iptal isteminin reddine karar verilmiştir.<br>1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "adli desteğe ihtiyaç duyanlara uygun müdahale programları geliştirmek, tekrarlanan mağduriyetleri önleyici tedbirler almak ve psiko-sosyal destek hizmetlerinin geliştirilmesine ve uygulanmasına yönelik faaliyetleri yürütmek"; (e) bendinde, "adliyelerde görev alan pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacı gibi uzmanların çalışma usul ve esaslarını belirlemek" Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br>Yukarıda yer verilen Kanun ve Kararname hükümlerine dayanılarak hazırlanan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin dava konusu "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "adli destek görevlisi", Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı olarak çalışanlar şeklinde; (d) bendinde ise, "adli görüşmeci", adli görüşme odasında çalışmak üzere görevlendirilen adli destek görevlisi olarak tanımlanmış; "Kırılgan gruplara sunulan hizmetler" başlıklı 43. maddesinde, "(1) Bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla sunulan hizmetler şunlardır:<br>a) Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mağdurun isteği üzerine, ifade veya beyan işlemlerinden önce kaygı düzeyini düşürmek amacıyla mağdura içinde bulunduğu ortamı, ilgili kişileri ve süreci açıklamak.<br>b) Mağdurun kendini rahat ifade edebilmesi için alınması gereken tedbirleri Cumhuriyet savcısı veya hâkime bildirmek ve mağdur dinlenilirken yanında bulunmak.<br>c) Cumhuriyet savcısı veya hâkimin isteği üzerine sosyal inceleme raporu hazırlamak.<br>ç) İfade ve beyan işlemlerinin adli görüşme odasında gerçekleştirilmesini Cumhuriyet savcısı veya hâkime önermek.<br>d) Tedavi veya rehabilitasyona ihtiyaç duyan mağdurları ilgili birimlere yönlendirmek.<br>e) Adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamak.<br>(2) Soruşturma veya kovuşturma sürecinin tamamlanmasından sonra destek ihtiyacı devam eden mağdurlar ilgili kurumlara yönlendirilir.<br>(3) Adli süreçte korunma ihtiyacı olduğu tespit edilen çocuk, kadın, yaşlı ve engelliler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının il müdürlüğüne ve sosyal hizmet merkezlerine bildirilir.<br>(4) Gerek görülmesi hâlinde bu maddedeki hizmetlerden suçtan zarar görenler de faydalanabilir." kuralı; "Vaka yönetimi" başlıklı 44. maddesinde ise, "(1) Kırılgan gruba dâhil olup ikinci fıkra kapsamına giren mağdurlara yönelik hizmetlerin sistemli bir şekilde ve zamanında sunulabilmesi için gerekli planlama, uygulama, izleme ve koordinasyon işlemlerinin tek bir adli destek görevlisi tarafından etkin şekilde yürütülebilmesi amacıyla vaka yönetimi uygulanabilir.<br>(2) Adli destek görevlisi tarafından adli sürecin yönetilmesinde etkin destek ihtiyacı olduğu değerlendirilen;<br>a) Suçun etkileri sebebiyle psikolojik travma yaşayan,<br>b) Cinsel saldırıya veya istismara maruz kalan, yaşı veya cinsiyeti nedeniyle suçtan daha fazla etkilenen,<br>c) Aile veya diğer sosyal çevre desteğinden yoksun olan mağdurlar hakkında vaka yönetimi uygulanabilir." kuralı yer almıştır.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br>1- Genel Bilgi:<br>Yargı hizmetleri, adaletin sağlanması amacıyla yürütülen kamusal faaliyetlerin tamamıdır. Bu hizmetler, hukuk sisteminin işlerliğini sağlayan, insanların haklarını arayabilmesi ve adaletin yerine getirilmesi için gerekli olan tüm süreçleri kapsar. Yargı hizmetleri kapsamına, adaletin sağlanması için gerekli olan tüm adli süreçlerin düzenlenmesi de dahil, hukukun uygulanması ve mağdur haklarının korunması girmektedir.<br>Adli destek görevlileri, adalet sistemine dair işlemlerde, özellikle de mağdurlara ve tanıklara yardımcı olmakla sorumlu olan kamu hizmeti görevlileridir. Bu kişiler, mağdurların ve tanıkların hakları, güvenliği ve psikolojik destek açısından bilgilendirilmesi, işlemlerin doğru şekilde yürütülmesi için yardımcı olurlar. Ayrıca, mağdurların mahkemeye çıkarken karşılaşabileceği zorlukları hafifletmek amacıyla çeşitli destekler sunarlar. Mağdur hizmetleri, suç mağdurlarının korunması, rehabilitasyonu ve desteklenmesi amacıyla sunulan çeşitli sosyal, hukuki ve psikolojik hizmetleri ifade eder. Bu hizmetler, suç mağdurlarının fiziksel, psikolojik, ekonomik ya da sosyal açıdan yaşadığı olumsuz etkilerin giderilmesine yönelik olabilir. Mağdur hizmetleri, genellikle polis, savcılık, mahkeme gibi adli birimlerle işbirliği içinde yürütülür ve mağdurların adalet sistemine katılımını kolaylaştırmak için çeşitli rehberlik hizmetleri sunar.<br>2- Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bendi yönünden:<br>1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, davalı Bakanlığın hizmet birimleri arasında yer alan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görev ve yetkilerini düzenleyen 53. maddesi ile 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16. maddesinde yer alan "adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları" hakkında davalı Bakanlıkça yönetmelikle düzenleme yapılabileceği yolundaki hüküm (anılan hüküm Anayasa Mahkemesinin 08/11/2023 tarihli ve E:2020/65, K:2023/187 sayılı kararıyla Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır.) karşısında, davalı Bakanlığın, adli desteğe ihtiyaç duyan mağdurların psiko-sosyal destek hizmetlerinin koordinasyonu ve uygulanmasını sağlamak üzere adliye bünyesinde kurulan adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerinin teşkilatına, görev ve yetki alanına, bu müdürlüklerin pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacı kadrolarında yer alan adli destek görevlilerinin görev tanımları ile çalışma usul ve esaslarına ilişkin düzenleme yapma konusunda görevli ve yetkili olduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır. <br>Dava konusu Yönetmeliğin yasal dayanaklarına bakıldığında, 7188 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ile getirilen hükümlere istinaden adli destek hizmetinde ilgili uzmanların Adalet Bakanlığınca atanması usulüne geçildiği görülmektedir. Nitekim 7188 sayılı Kanun'un 14, 22 ve 35. maddelerinin gerekçelerinde, uzmanların aile ve çocuk mahkemeleri bünyesine atanmaları usulünden vazgeçilerek adliyelerde kurulacak müdürlükler bünyesine alınmasının, böylelikle anılan mahkemelerde uzmanlar tarafından verilen hizmetin daha etkin ve hızlı görülmesinin, ayrıca bu görevlilerin uzman ihtiyacı olan diğer mahkemelere de hizmet verebilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Sonuç itibarıyla adli destek hizmetinin, aile ve çocuk mahkemelerinin yanı sıra bütün suç mağdurları ile adli desteğe ihtiyaç duyan kişilere -özellikle tanıklara- de sunulacağı, uzmanların diğer mahkeme ve Cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde de görevlendirilmesi olanağı tanındığı anlaşılmaktadır.<br>Dava konusu kurallarda, "adli destek görevlisi", Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı olarak çalışanlar; "adli görüşmeci" ise, adli görüşme odasında çalışmak üzere görevlendirilen adli destek görevlisi olarak tanımlanmıştır.<br>Dayanak mevzuat olan 5271 sayılı Kanun'un 236. maddesinin 3. fıkrasında, mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulacağının; 5395 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, sosyal çalışma görevlisinin, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarını ifade ettiğinin; 4787 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 1. fıkrasında, Adalet Bakanlığınca psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıların adliyelerde görevlendirileceğinin hükme bağlandığı; 63 sayılı CBK'nın 2. maddesinde de, adli destek görevlisinin, Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanlar olarak tanımlandığı; ayrıca 7188 sayılı Kanunla getirilen hükümlerin lafzı ve amacının, adli destek hizmetlerini sunacak uzmanların, Adalet Bakanlığı ile Bakanlığa bağlı kurulacak müdürlükler bünyesinde/kadrosunda çalışıp da ilgili mahkeme ve Cumhuriyet Başsavcılıklarında görevlendirilmesi olduğu dikkate alındığında; dayanak mevzuatta uzmanlık alanları sayılan görevlilerin bir çatı kavram olan "adli destek görevlisi" kavramı altında birleştirilmesinde ve adli görüşme odasında destek hizmeti sunulacak kişi ile doğrudan muhatap olacak adli destek görevlilerinin "adli görüşmeci" olarak belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu tanımların dayanak mevzuata ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.<br>Her ne kadar davacı tarafından, "adli destek görevlisi"nin, çocuk - yetişkin ayrımı yapılmaksızın bütün mağdurlar yönünden görevlendirilmesinin öngörülmesinin, yine "adli görüşmeci"nin mesleki uzmanlık alanına göre görev tanımının yapılmamasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; dava konusu kurallar ile yalnızca hangi unvanlı kadrolarda çalışan uzmanların adli destek görevlisi ve adli görüşmeci olarak kabul edileceğine yönelik tanım ve kapsam belirlemesi yapıldığı, hangi mağdur ya da tanık için hangi unvanı haiz uzmanın görevlendirileceğine dair bir kural getirilmediği; kaldı ki Yönetmeliğin 78. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, adliyeler bünyesinde kurulacak adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğünde görev yapan adli destek görevlilerinin görev tanımlarına uygun şekilde iş bölümünü yapmanın, müdürün görevleri arasında sayıldığı; 79. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, müdürlükte görev alan adli destek görevlilerinin görev ve sorumluluklarının, adli destek görevlilerinin görev alanına giren konularda hukuk mahkemelerinin taleplerine ilişkin iş ve işlemleri yapmak olduğu; 81. maddesinde de, müdürün, adli destek görevlileri ile ilgili iş bölümünü yaparken, adli destek görevlisinin mezun olduğu bölüm, lisansüstü eğitim durumu, katılmış olduğu kurslar ve sertifika programları, daha önce çalışmış olduğu birimler, mesleki tecrübe ve yetkinliği gibi hususları mümkün olduğunca dikkate alacağının belirtildiği; ayrıca 5395 sayılı Kanun'un 33. maddesinin 3. fıkrası ile 4787 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 2. fıkrasında, anılan kadrolarda çalışan uzmanın bulunmaması, iş durumlarının müsait olmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında hukukî veya fiilî herhangi bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması hallerinde, ilgilinin ihtiyacı ve uzmanın niteliklerine uygun olarak, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra edenlerden de yararlanılabileceğinin öngörüldüğü anlaşıldığından, davacının anılan iddialarına itibar edilmemiştir.<br> Diğer taraftan, daha önce aile ve çocuk mahkemelerinde görev yapan davacının bu görevine ilişkin mevzuat incelendiğinde, önceden aile mahkemelerinde çalışan uzmanların sadece çocuklarla ilgili velayet hususunda değil aynı zamanda "taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek" şeklinde yetişkinlerle çalışmalarını gerektiren görevlerinin de olduğunun görüldüğü, yapılan yeni düzenleme sonrasında adli destek görevlileri tarafından daha önce aile ve çocuk mahkemelerinde icra edilen görevlerin, aynı şekilde müdürlüklerin hukuk ve ceza yargılaması destek bürolarında yerine getirilmeye devam edildiği, sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunan mağdurların ikincil örselenmelerinin önlenmesi amacıyla, adliyelerde oluşturulan adli görüşme odalarında görüşme yapacak adli destek görevlilerinin periyodik olarak özel eğitimler aldığı, bununla beraber halihazırda velayete konu çocuklarla veya uyuşmazlık yaşayan taraflarla görüşmeler yapabilen bu görevlilerin, anılan odalarda hakim ve cumhuriyet savcısı tarafından iletilen soruları esas alarak yaptıkları görüşmelerin mesleki yetkinlikleri dışında da olmadığı anlaşılmaktadır.<br> Nitekim, Büro Emekçileri Sendikası tarafından dava konusu Yönetmeliğin muhtelif maddelerinde geçen "adli destek görevlisi" ibareleri de dahil olmak üzere belirli kısımlarının iptali istemiyle açılan dava sonucunda, Danıştay Onuncu Dairesinin 17/06/2025 tarihli ve E:2021/3984, K:2025/3026 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. <br>Öte yandan, mesleki yetkinliği vakaya uygun bulunmayan adli destek görevlisinin vakaya atanması, adli destek görevlilerinin görev tanımlarına uygun şekilde mesleki tecrübe ve yetkinliği gibi hususlar dikkate alınarak görevlendirilmesi gerekliliğine aykırı olarak vakaya atanmaları sonucu söz konusu olabileceğinden, davacının alanı dışında yapılan görevlendirmeye ilişkin birel işlemleri ayrıca dava konusu etmesinin önünde herhangi bir hukuki engel bulunmadığı da açıktır. <br> <br>3- Dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden:<br>Dava konusu Yönetmelik, adli süreçte suç mağdurlarına ve adli desteğe ihtiyaç duyan kişilere sağlanacak hizmetler ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemelere sunulacak hizmetlerin yerine getirilmesine dair görev, yetki ve sorumluluklar ile buna ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılmış olup, Yönetmelik'in dayanakları arasında 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de bulunmaktadır.<br>Dava konusu kural ile Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanların, başka bir ifadeyle "adli destek görevlileri"nin, kırılgan gruba giren ve adli süreç içinde etkin desteğe ihtiyacı olduğu değerlendirilen, Yönetmelik'in 44. maddesinin 2. fıkrasında sayılan mağdurlara yönelik hizmetlerde "vaka yönetimi" uygulaması öngörülmektedir. <br>Kırılgan gruplara sunulacak hizmetler, Yönetmelik'in 43. maddesinin 1. fıkrasında sayılmış olup; bunlar, ifade ve beyan işlemlerinden önce mağdurun kaygı düzeyini düşürmek amacıyla içinde bulunduğu ortamı, kişileri ve süreci açıklamak; mağdurun kendini rahat ifade edebileceği koşulları (adli görüşme odasında ifade ve beyan alınması dahil) savcı ve hakime bildirmek suretiyle sağlamak; mağdur, çocuk ise Çocuk Koruma Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği'ne göre, yetişkin ise diğer dayanak mevzuata göre düzenlenmesi gereken "sosyal inceleme raporu"nu hazırlamak, tedavi ya da rehabilitasyona ihtiyaç duyan mağdurları ilgili birimlere yönlendirmek ve adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamaktır. <br>Yönetmelik'in dayanakları arasında sayılan 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 7. maddesinde de, bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla vaka yönetimi uygulanacağının düzenlendiği ve aynı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde ise adli destek görevlisi kavramının, Adalet Bakanlığı ve adliye bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kadrolarında çalışanları ifade ettiği hususları bir arada değerlendirildiğinde, dava konusu Yönetmelik hükmü ile dayanağı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne uygun bir şekilde adli destek görevlilerince kırılgan gruba giren ve adli süreç içinde etkin desteğe ihtiyacı olduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde "vaka yönetimi" uygulanmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. <br>Dava konusu Yönetmelik'in 78. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise, adliyeler bünyesinde kurulacak adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğünde görev yapan adli destek görevlilerinin görev tanımlarına uygun şekilde iş bölümünü yapmak, müdürün görevleri arasında sayılmış; 81. maddesinde ise, müdürün, adli destek görevlileri ile ilgili iş bölümünü yaparken, adli destek görevlisinin; mezun olduğu bölüm, lisansüstü eğitim durumu, katılmış olduğu kurslar ve sertifika programları, daha önce çalışmış olduğu birimler, mesleki tecrübe ve yetkinliği gibi hususları mümkün olduğunca dikkate alacağı belirtilmiştir. <br>Bu nedenle, dava konusu kuralda dayanağı mevzuata ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.<br>Öte yandan, yargılamanın devam ettiği süreçte Anayasa Mahkemesinin 08/11/2023 tarihli ve E:2020/65, K:2023/187 sayılı kararıyla, 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 5., 6. ve kırılgan gruplara sunulacak hizmetleri düzenleyen 7. maddesinde yer alan hizmetlerin, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelik bulunduğu, ayrıca Kararnamenin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yapılacak ödemelerin Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkına yönelik düzenleme içerdiği, bu haliyle söz konusu Kararname maddeleriyle mağdurlara sağlanacak hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenlenmesini öngörerek sonucu ve etkisi itibarıyla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkına yönelik kural içeren Kararnamenin 16. maddesinde yer alan “hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar ile” ibaresinin Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasının 2. cümlesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, maddenin kalan kısımlarına yönelik iptal isteminin ise reddine karar verilmiş, böylelikle "adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları"nın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır. Bahse konu kararın 12/03/2024 tarihli ve 32487 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması üzerine iptal hükmü yayım tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir. <br>Bu bağlamda, anılan karar gereği, hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esasların neler olduğunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Genel anlamda hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar; hangi hizmetlerin nasıl, kim tarafından ve hangi standartlarla sunulacağını içeren, hizmetlerin kapsamı, sunum biçimi ve idari sorumlulukları belirleyen genel normatif düzenlemelerdir.<br> Davaya konu adli destek görevlilerince kırılgan gruba giren ve adli süreç içinde etkin desteğe ihtiyacı olduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde "vaka yönetimi" uygulanması ise, mağdurların bireysel ihtiyaçlarının değerlendirilmesi ve sürecin koordineli yürütülmesi için kullanılan özel bir yöntemdir. Vaka yönetimi, adli süreç içinde yer alan mağdur nezdinde özelleşmiş bir uygulama olarak mağdurun ihtiyaçlarına göre hizmetlerin planlanması ve koordinasyonu bağlamında “hizmet sunumu”nun bir parçası olarak değerlendirilse de esas itibarıyla vaka yönetimini fiilen yürüten psikolog, sosyal çalışmacı, pedagog gibi adli destek personelinin görev tanımı, yetki sınırları ve işleyişi ile doğrudan ilgilidir. <br>Buna göre, vaka yönetiminin, bireysel değerlendirme ve koordinasyon tekniği olduğu, adli destek personelinin görev tanımı ve çalışma yöntemleriyle doğrudan bağlantılı bulunduğu, hizmetlerin sunulmasına ilişkin genel düzenlemelerden bağımsız olduğu, bu nedenle “adli destek personelinin çalışmasına ilişkin usul ve esaslar” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Esasen bu ayrım, hem normatif belirlilik hem de uygulamada mağdur haklarının korunması açısından önem taşımaktadır.<br>Sonuç olarak, suç mağdurlarına yönelik hizmetlerde öngörülen vaka yönetimi uygulaması, hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esasların bir parçası olarak değerlendirilemez. Zira “hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar” ifadesi, mağdurlara sağlanacak hizmetlerin genel çerçevesini, hangi kurumlar tarafından ve hangi standartlarla sunulacağını düzenlemeyi amaçlamaktadır. Buna karşılık vaka yönetimi, mağdurun bireysel ihtiyaçlarının değerlendirilmesi ve süreç boyunca yönlendirilmesi için kullanılan özel bir yöntemdir.<br>Bu itibarla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, temel hak ve hürriyetlere yönelik bulunan mağdur hizmetlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği yolundaki gerekçesi uyarınca, idarenin bahse konu hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine istinaden yönetmelikle düzenleme yetkisinin halihazırda ortadan kalktığı görülse de, bu karar, mağdurlara yönelik vaka yönetimi uygulamasının hukuki dayanağını ortadan kaldırmamaktadır. Bir diğer ifadeyle, Kararname kuralının iptal edilmeyen “adli destek personelinin çalışmasına ilişkin usul ve esaslar” hükmü, vaka yönetimini fiilen yürüten personelin görev tanımı ve işleyişini kapsamakta olup, dava konusu düzenlemenin yasal dayanağını oluşturmaktadır.<br>Buna ilaveten, Kararnamenin mağdurlara yönelik hizmetleri düzenleyen ve iptal edilmeyen, bilgilendirme ve yönlendirme, psiko-sosyal destek gibi hizmetlerin yanı sıra özellikle kırılgan gruplara sunulacak hizmetleri düzenleyen 7. maddesi hükmünün de vaka yönetiminin uygulanmasına açıkça zemin oluşturduğu anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, 63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesi dayanak alınarak, adli destek görevlilerinin görev tanımlarına uygun şekilde, mağdurun durumu ve adli destek görevlisinin nitelikleri göz önünde bulundurularak yapılacak iş bölümü doğrultusunda mağdurlara yönelik adli destek hizmeti sunumunu öngören dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde düzenlenen vaka yönetimi sisteminde hukuka aykırılık görülmemiştir. <br>KARAR SONUCU :<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. DAVANIN REDDİNE,<br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,<br>4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra, ...-TL fazladan yatırılan harcın istemi halinde davacıya iadesine,<br>5. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 13/11/2025 tarihinde, Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentleri yönünden oy birliğiyle, 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden oy çokluğuyla karar verildi.<br><br><br>KARŞI OY (x)<br><br> Dava, 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin iptali istemiyle açılmıştır.<br>Dairemiz kararında da belirtildiği üzere, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (d) bentlerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Yönetmeliğin "Kırılgan gruplara sunulan hizmetler" başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden:<br>Dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesinde, "(1) Bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla sunulan hizmetler şunlardır: (...)<br>e) Adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamak. (...)" kuralı yer almıştır.<br>Anılan kuralın dayanaklarından olan 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin "Kırılgan gruplara sunulacak hizmetler" başlıklı 7. maddesinde de,<br>"(1) Adli sisteme dahil olan çocuklar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan veya aile içi şiddet, terör ve insan ticareti suçlarından mağdur olanların başvurmaları halinde müdürlük bünyesinde çalışan adli destek görevlileri tarafından bu maddedeki hizmetlerin sunulması amacıyla bireysel değerlendirme yapılır.<br>(2) Kadın, yaşlı ve engelli mağdurlar başta olmak üzere, mağdurun kişisel özellikleri, suçun niteliği ve ağırlığı, suçun işlendiği şartlar dikkate alınarak suçtan daha fazla etkilendiği ve korunması gerektiği yapılacak ön değerlendirme ile anlaşılan mağdurlara yönelik olarak da birinci fıkra uyarınca değerlendirme yapılabilir.<br>(3) Bireysel değerlendirme sonucunda kırılgan gruba girdiği tespit edilen mağdurlara adli destek görevlisi aracılığıyla sunulacak hizmetler şunlardır: (...) <br>e) Adli süreç boyunca etkin desteğe ihtiyaç duyduğu değerlendirilen mağdurlara yönelik hizmetlerde vaka yönetimi uygulamak. (...)" kuralına;<br>"Yönetmelik" başlıklı 16. maddesinde ise,<br>"(1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında yer alan hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar ile müdürlüklerin yetki alanı, denetimi, adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle düzenlenir." kuralına yer verilmiştir.<br>Görüleceği üzere, dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesi ile dayanağı 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 7. maddesinde düzenlenen konuların aynı olduğu, her iki kuralda da kırılgan gruplara sunulacak hizmetlerin ve bu kapsamda vaka yönteminin düzenlendiği, dava konusu bendin de dayanak Kararname bendinin tekrarı mahiyetinde olduğu açıktır.<br>Bununla birlikte, işbu dava devam ederken Anayasa Mahkemesinin 08/11/2023 tarihli ve E:2020/65, K:2023/187 sayılı kararıyla, 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 5., 6. ve kırılgan gruplara sunulacak hizmetleri düzenleyen 7. maddesinde yer alan hizmetlerin, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelik bulunduğu, ayrıca Kararnamenin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yapılacak ödemelerin Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkına yönelik düzenleme içerdiği, bu haliyle söz konusu Kararname maddeleriyle mağdurlara sağlanacak hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenlenmesini öngörerek sonucu ve etkisi itibarıyla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkına yönelik kural içeren Kararnamenin 16. maddesinde yer alan “hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar ile” ibaresinin Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasının 2. cümlesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Maddenin kalan kısımlarına yönelik iptal isteminin ise reddine karar verilerek "adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları"nın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır. Bahse konu kararın 12/03/2024 tarihli ve 32487 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması üzerine iptal hükmü yayım tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir. <br>Buna göre, Anayasa Mahkemesi anılan kararında, temel hak ve hürriyetlere yönelik bulunan mağdur hizmetlerinin -somut olay bakımından kırılgan gruplara sunulacak hizmetlerin- kanunla düzenlenmesi gerektiği, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenemeyeceği gerekçesiyle anılan hizmetleri ilk elden düzenleyen Kararname hükmüyle Adalet Bakanlığına bu hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esasları yönetmelikle düzenleme yetkisi verilemeyeceğine hükmetmiştir. Dolayısıyla, anılan kararın yürürlüğe girmesinden itibaren davalı Bakanlığın bahse konu hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine istinaden yönetmelikle düzenleme yetkisinin ortadan kalktığı anlaşılmaktadır.<br>"Hizmetin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar" ibaresinden neyin anlaşılması gerektiğine gelince; <br>Anayasa Mahkemesinin yukarıda özetlenen kararında, 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptal istemine konu 16. maddesinde yer alan "hizmetler" kavramından bahsederken aynı Kararname'nin 7. maddesine atıfta bulunduğu, dolayısıyla "kırılgan gruplara sunulacak hizmetler"in açıkça bu kapsamda değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Nitekim, gerek Kararnamenin 7. maddesinde gerekse dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesinde kırılgan gruplara sunulacak "hizmetler"den bahsedilmiş ve bu hizmetler arasında "vaka yönetimi" de sayılmıştır. <br>Dolayısıyla, "kırılgan gruba dahil olup adli destek görevlisi tarafından adli sürecin yönetilmesinde etkin desteğe ihtiyacı olduğu değerlendirilen mağdurlar için gerekli planlama, uygulama, izleme ve koordinasyon işlemlerinin tek bir adli destek görevlisi tarafından sunulması" anlamına gelen vaka yönetiminin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına yönelik adli destek ve mağdur hizmetlerine dahil özel bir hizmet türü olduğu ve ilk elden kanunla düzenlenmesi gerektiği, Kararname hükmüne istinaden yönetmelikle düzenlenemeyeceği kuşkusuzdur. <br>"Bir hizmetin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar" ise, genel itibarıyla, o hizmetin tanım ve kapsamı, nitelikleri, hangi yöntemler izlenerek kimler tarafından yerine getirileceği, kimlerin yararlanabileceği, hizmetin bedelli-bedelsiz oluşu, hizmetten doğan hak ve yükümlülükler gibi hususları ifade etmektedir. Bu açıdan, vaka yönetimi hizmetinin; kimlere, hangi koşullarla, kimler tarafından sunulacağını düzenleyen dava konusu kuralın, "hizmetin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar" kapsamında kaldığı açıktır. Bir diğer anlatımla, vaka yönetimi uygulaması, mağdura yönelik hizmetlerin planlanması, yönlendirilmesi ve koordinasyonu sürecini içermekle “hizmetlerin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar” kapsamında bulunmaktadır. <br>Vurgulanması gereken bir başka husus ise, "bir hizmetin sunumuna ilişkin usul ve esaslar" ile "o hizmeti sunacak kamu görevlilerinin görev tanımı ve çalışma usul ve esasları"nın birbirinden kopuk ve bağımsız olmadığıdır. Bir başka ifadeyle, kamu hizmetinin sunumuna dair usul ve esaslar ile bu hizmeti sunmakla görevli kamu personelinin çalışma usul ve esasları, ayrılamayacak ölçüde birbirine bağlı ve içkin kavramlardır. Zira, bir hizmet kurulup usul ve esasları belirlendikten sonra bu hizmette görev yapacak kamu personelinin görev ve yetki çerçevesinin, çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle, esas itibarıyla hizmetin tanım, kapsam ve koşulları, o hizmeti yürüten kamu görevlisinin görev tanımı ile çalışma koşullarını belirlemektedir.<br>Bu itibarla, kırılgan gruplara sunulacak hizmetlerin ve bu kapsamda yer alan vaka yönetimi hizmetinin adli destek görevlilerince sunulması, bu hizmeti kamu hizmeti (hizmetin özel bir görünümü) olmaktan çıkarmayacağı gibi doğrudan ve sadece adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esaslarına ilişkin bir konu haline de getirmeyecektir. <br>Aktarılan çerçevede, kırılgan gruplara yönelik hizmetler kapsamında yer alan vaka yönetiminin; kimlere, hangi koşullarla, kimler tarafından sunulacağını düzenleyen dava konusu kuralın, salt "adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları"na ilişkin bir konu olmadığı, esas itibarıyla ve ilk başta "adli destek ve mağdur hizmetlerinin sunulmasına ilişkin usul ve esaslar" kapsamında kaldığı, bu haliyle Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararından sonra hukuki dayanağını yitirdiği sonucuna varılmıştır.<br>Dava konusu diğer kural olan Yönetmeliğin 4. maddesinin bentlerinde yer alan tanımlar ise, yalnızca hangi unvanlı kadrolarda çalışan uzmanların adli destek görevlisi ve adli görüşmeci olarak kabul edileceğine yönelik tanım ve kapsam belirlediğinden, hangi mağdur ya da tanık için veya hangi hizmeti vermek üzere hangi unvanı haiz uzmanın görevlendirileceğine dair bir kural getirmediğinden, 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 16. maddesinde yer alan "adli destek görevlilerinin çalışma usul ve esasları" çerçevesinde hukuki dayanağı haiz bulunmaktadır.<br> Diğer taraftan, Dairemiz kararında belirtildiği üzere, 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin, kırılgan gruplara sunulacak hizmetleri düzenleyen 7. maddesine yönelik iptal isteminde bulunulmadığından kural Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenememiş (16. maddenin atfı nedeniyle dolaylı olarak incelenmiş) ve buna bağlı olarak iptaline yönelik hüküm kurulmamış, dolayısıyla halihazırda yürürlükte bulunmakta ise de; kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, Kararnamenin 7. maddesinde öngörülen kırılgan gruplara sunulacak hizmetlerin -ve bu arada vaka yönetiminin- kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına yönelik düzenleme getirdiği ve Anayasa'nın 17. maddesi ile 104. maddesinin 17. fıkrasının 2. cümlesi gereği kanunla düzenlenmek zorunda olduğu da şüphesizdir. Bu nedenle, anılan hükmün, dava konusu kural bakımından yeterli dayanak olarak kabul edilmesi de mümkün değildir.<br>Sonuç itibarıyla, dava konusu Yönetmeliğin 43. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin iptali gerektiği oyuyla bu kısım yönünden Daire kararına katılmıyorum.<br><br><br><br><br><br></font></p></body></html>
yürütmenin