<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/910 E. , 2025/121 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU <br>Esas No : 2024/910<br>Karar No : 2025/121<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ...<br> 3- ... <br> 33- ... 34- ...<br> 35- <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ...<br> 2- ... Bakanlığı<br>VEKİLİ : Av. ...<br> 3- ... Başkanlığı<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 16/11/2023 tarih ve E:2023/11035, K:2023/6318 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... Mahallesi, ... sayılı parseli de kapsayan alanın afete maruz bölge ilan edilmesine ilişkin 08/10/1980 tarih ve 8/1705 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile işleme dayanak teşkil eden 12/06/1980 tarihli Jeolojik Etüt Raporunun iptali istenilmiştir.<br> Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 16/11/2023 tarih ve E:2023/11035, K:2023/6318 sayılı kararıyla;<br> Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiş, <br> Davanın, 08/10/1980 tarih ve 8/1705 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yönünden incelenmesinden; <br> Mülga Afet İşleri Genel Müdürlüğünün 12/06/1980 tarihli jeolojik etüt raporunda; İstanbul ili, Küçükçekmece Kasabası, Antikalar Mevkiinin, Saadet Apartmanının arka tarafına düşen yamacında, aşırı yağışlar, zemin niteliği, Saadet Apartmanının inşaatı için yapılan hafriyat neticesinde oluşan oldukça dik şev ve bu şevin altına yapılan istinat duvarının yetersizliği nedenleriyle heyelan afeti oluştuğu, 1 evin yıkıldığı, 4 evin ise oturulamayacak duruma geldiği, heyelanın hala aktivitesini devam ettirdiği, Türkiye Elektrik Kurumunun, heyelan eden kütlenin üst noktasında bulunan yüksek gerilim hattı pilonunun ayaklarının oturduğu yerde ve civarında heyelan çatlaklarının oluştuğu tespitlerine yer verildikten sonra, söz konusu yüksek gerilim hattı pilonunun kaldırılmasının; Saadet Apartmanının arkasındaki şevin eğimi azaltıldıktan sonra, yerüstü ve yeraltı suları direne edilerek burada istinat duvarı yapılmasının gerektiği, aksi halde heyelanın etki alanının genişleyeceği, aktif heyelanlı sahada bulunan biri yıkılmış altısı tehlike arz eden evlerin boşaltılmasının, rapor eki krokide aktif ve muhtemel heyelanlı saha olarak gösterilen yerlere ise inşaat yapılmasının kati suretle önlenmesi gerektiği, muhtemel heyelanlı sahanın, İl İmar Müdürlüğü ve Belediyece önlemler alınana kadar sık sık kontrol edilmesi gerektiği, bölgenin, kökleri derine inebilen ağaç cinsleri ile ağaçlandırılmasının önerildiğinin anlaşıldığı,<br> Dosyadaki bilgi ve belgeler ile mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporun birlikte incelenip değerlendirilmesinden; ilk aşamada (1980'li yıllarda) heyelan dolayısıyla alanın “afete maruz bölge” olarak ilan edilmesi için gerekli şartların mevcut olduğu, bununla birlikte, yaklaşık son 42 yıldır alanda kayda değer heyelan hareketinin olmaması dolayısıyla, alanın afete maruz bölge kategorisinde kalması için artık gerekli koşulların olmadığı anlaşıldığından, alanın “önlemli alan” kategorisinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığı belirtilmişse de; anılan raporda; dava konusu alanda, geçmişte heyelan oluştuğu ve daha sonra heyelan kütlesindeki hareketin zaman içinde durduğu, ancak, bu tür eski heyelanların çeşitli nedenlerle tetiklenmesi durumunda, kolaylıkla tekrar hareket edebileceği, bazı ağaçlardaki eğilmelerden, çok düşük hızda sadece yüzeysel toprak hareketinin yer yer devam ettiği kanaatine varıldığı, dava konusu binayı etkileyebilecek, derinden geçen heyelan belirtisinin alanda gözlenmediği; bununla birlikte; inklinometre cihazıyla en az 1 yıllık okuma alındıktan sonra alanda hiçbir riskin olmadığının teyid edilmesinde yarar bulunduğu, afet bölgesi ilan edilen alanda, can ve mal güvenliği açısından, gelecekte muhtemel bir riskin bulunup bulunmadığı ile ilgili dosyada yeterli bilgi bulunmadığı, her ne kadar alandaki heyelan aktivitesini kaybetmiş olsa da, bu konuda doğru değerlendirme yapabilmek için, alanda inklinometreli, analizli heyelan etüdünün yaptırılması ve etüt sonucuna göre gelecekteki afet riski konusunda karar verilmesi gerektiği yolunda da tespitler bulunduğunun görüldüğü,<br>Bu durumda, davacılara ait ... Apartmanının bulunduğu İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... Mahallesi, ... parsel sayılı taşınmazın afete maruz bölge olarak belirlenmesine ilişkin 08/10/1980 tarih ve 8/1705 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında, işlem tarihi itibarıyla söz konusu taşınmazın afete maruz bölge olarak belirlenmesi için gereken şartların bulunması sebebiyle hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> Davanın, 12/06/1980 tarihli Jeolojik Etüt Raporu yönünden incelenmesinden ise; 2577 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 15. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendi uyarınca, davanın esastan incelenebilmesi için dava konusu işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olması gerektiği, afete maruz bölge kararının alınması, kararın kaldırılması veya sınırlarının genişletilip daraltılması önerilerini içeren jeolojik etüt raporu, asıl işlemin hazırlayıcısı, diğer bir ifade ile ön işlem niteliğinde teknik bir rapor olduğundan, nihai ve icrai bir işlem olarak tek başına idari davaya konu edilemeyeceği gibi dayanağı olduğu Bakanlar Kurulu Kararına karşı açılacak davada yargısal denetiminin yapılabileceği, İmar ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan dava konusu 12/06/1980 tarihli jeolojik etüt raporu idari davaya konu olabilecek, icrai, kesin ve yürütülebilir işlem niteliğinde olmadığından incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle,<br> Davanın 08/10/1980 tarih ve 8/1705 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına yönelik kısmının reddine, İmar ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 12/06/1980 tarihli jeolojik etüt raporuna ilişkin kısmının ise incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. <br> <br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, kendilerine muhtarlığa bırakılmak sureti ile 18/05/2021 tarihinde tebliğ edilen tahliye bildirimi ile afete maruz bölge kararından haberdar oldukları, söz konusu binanın bulunduğu bölgede haricen yaptırılan incelemelerde afete maruz bölge kararının hatalı olduğunun anlaşıldığı, idare ile yapılan yazışmalardan; heyelan riski nedeniyle afete maruz bölge kapsamında kalan taşınmazlarının içinde bulunduğu bölgenin, ilgili idari kurumların yapacakları jeolojik etüd incelemeleri, alınacak raporlar, teknolojik araştırmalar ve incelemeler neticesinde afete maruz bölge kapsamından çıkarılabileceğinin anlaşıldığı, kaldı ki söz konusu yerde 100 m uzunluğundaki hat boyunca 100 cm çaplı fore kazıklı istinat duvarı imalatı yapıldığı, dolayısıyla hali hazırda tehlike arz etmeyen binanın yıkılmasının hukuka aykırı olacağı, bölgede 1977 yılından beri yerleşimin olduğu ve afete maruz bölge kararının verildiği 1980 yılından beri heyelan meydana gelmediği, bu durumun yapılacak bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağı, 1980 yılındaki afete maruz bölge kararının tek dayanağının 12/06/1980 tarihli jeolojik etüd raporu olduğu, dönemin koşulları göz önüne alındığında raporun eksik ve yetersiz olabileceği, dolayısıyla afete maruz bölge kararının da hukuka aykırı olacağı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Daire kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br> <br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>Davacılardan ... ve ... yönünden;<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında "Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır."; 2. fıkrasında ise "Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir." hükümlerine yer verilmiştir.<br>Temyiz istemine konu kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; dava devam ederken davacılar tarafından verilen 19/03/2024 tarihli temyiz dilekçesinden sonra, davacılardan ...'un 18/12/2024 tarihinde, ...'nin 15/11/2024 tarihinde vefat ettiği, Merkezi Nüfus İdaresi Sisteminden (MERNİS) alınan nüfus kayıt örneğinden anlaşılmıştır.<br>Bu durumda, yukarıda alıntısı yapılan 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca işlem yapılması gerekmektedir.<br>Diğer davacılar yönünden;<br>Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br>"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br>b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br>c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Dördüncü Dairesinin 16/11/2023 tarih ve E:2023/11035, K:2023/6318 sayılı kararı, ... ve ... dışındaki diğer davacılar yönünden, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddine, kısmen incelenmeksizin reddine ilişkin temyize konu Danıştay Dördüncü Dairesinin 16/11/2023 tarih ve E:2023/11035, K:2023/6318 sayılı kararının ... ve ... dışındaki diğer davacılar yönünden ONANMASINA,<br>2. Anılan Daire kararının davacılardan ... ve ... yönünden BOZULMASINA,<br> 3.Bozulan kısım yönünden 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,<br> 4. Kesin olarak, 29/01/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.<br><br><br>KARŞI OY <br>X-Davacılardan ... ve ... yönünden; Dosyanın incelenmesinden, dava devam ederken davacılar tarafından verilen 19/03/2024 tarihli temyiz dilekçesinden sonra, davacılardan ...'un 18/12/2024 tarihinde, ...'nin 15/11/2024 tarihinde vefat ettiği, Merkezi Nüfus İdaresi Sisteminden (MERNİS) alınan nüfus kayıt örneğinden anlaşılmıştır.<br>Bu durumda, davacılardan ... ve ...'nin, temyiz isteminde bulunduktan sonraki bir tarihte vefat ettikleri dikkate alındığında iş bu temyiz dosyasının tekemmül ettirildiği dolayısıyla temyiz incelenme yapılabilecek hale getirildiği; öte yandan, dosya işlemden kaldırıldıktan sonra varsa davayı takip hakkı kendisine geçenlerin dosyanın kendileri yönünden işleme konulması talebiyle başvurmaları halinde yargılama safahatının yerine getirilmeyip kaldığı yerden devamının sağlanması, yargılama süresinin gereksiz uzatılmaması ve usul ekonomisi yönlerinden adil yargılanma hakkına daha uygun düşeceğinden temyiz istemlerinin esası hakkında bir karar verilmesi; vefat eden davacılar yönünden ise 2577 sayılı yasanın 26. maddesinin temyiz incelenmesinden sonraki safahata yönelik olarak uygulanması için dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerekirken, anılan davacılar yönünden temyize konu Daire kararının, 2577 sayılı Yasa'nın 26. maddesinin uygulanması gerektiği belirtilerek bozulmasına dair karara katılmıyorum.<br><br><br><br></font></p></body></html>
yürütmenin