<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2025/4729 E.  ,  2025/9382 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2025/4729<br>Karar No : 2025/9382<br><br>DAVACI : ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Başkanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br> 2- ... Merkezi Başkanlığı (...)<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN ÖZETİ : <br> ÖSYM tarafından 30/07/2025 tarihinde yayımlanan 2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alan devlet ve vakıf üniversitelerinin hukuk fakülteleri kontenjanlarının azaltılmasına ilişkin düzenlemelerinin iptali istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI :<br> Davacı tarafından, dava konusu edilen Kılavuz düzenlemelerinin, eğitime ücretsiz erişim, idari işlemlerde devamlılık ve güvenilirlik, hukuki belirlilik ilkelerine ve özel üniversiteler lehine haksız rekabet sağlamış olması sebebiyle hukuka aykırı olduğu, ücretsiz ve yaşadığı ilde bulunan hukuk fakültesine yerleşmek ümidiyle sınava hazırlık yaptığı, devlet üniversitelerindeki hukuk fakültelerinin kontenjanları azaltılarak öğrencilerin vakıf üniversitelere yönlendirildiği, kapsamlı bir kontenjan azaltılmasına dair kararın sınav sonucunun açıklanmasından sonra makul ölçünün çok ötesinde düşürülmesinin bir önceki yıl yerleştirme başarı sıralamalarına güvenerek sınava hazırlanan öğrencilerin mağdur edildiği ileri sürülmüştür.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI :<br>... BAŞKANLIĞI'NIN SAVUNMASI: Dava konusu edilen kontenjanlara ilişkin düzenlemelerin her bir yükseköğretim kurumu için ayrı ayrı olacak şekilde belirlendiği, dava konusu edilecek genel düzenleyici işlem bulunmaması sebebiyle davanın öncelikle bu yönden reddine karar verilmesi gerektiği, 23/01/2025 tarihinde açıklanan ve 2025-2029 yıllarını kapsayan Yeni Yargı Reformu Strateji Belgesinde hukuk eğitiminin niteliğinin artırılması amacıyla çalışmaların yapılması gerektiğine yönelik karar alındığı, hukuk fakültesi mezunlarının avukat, hakim, savcı, noter gibi kritik meslekler icra etmeleri sebebiyle hukuk eğitiminin sağlıklı ve etkin bir şekilde tamamlanabilmesi için ortaöğrenim alt yapıları yeterli derecede iyi olan öğrencilerin fakülteye girişinin sağlanmasının amaçlandığı, düzenlemenin amacının kamu yararı ve hizmet gereklerini gerçekleştirmek olduğu, idarenin üstün kamu yararı doğrultusunda düzenleme yapma noktasında takdir yetkisinin bulunduğu, 2018 yılında avukat sayısı 116.779 iken 2024 yılında bu sayının 199.142 olarak ciddi oranda artış gösterdiği, 2024-2025 yılı itibariyle hukuk fakültelerinde eğitim gören öğrenci sayısının 75.406 olduğu, dolayısıyla hukuk fakültelerinde oluşan aşırı öğrenci sayıları sebebiyle kontenjanlarda indirime gidildiği, kontenjan indirim oranları belirlenirken fakültenin bina ve derslik imkanları, öğretim elemanı sayısı, mezun durumu gibi birçok unsurun bir arada değerlendirilerek karar verildiği, davacının idia ettiği gibi kontenjan azaltımının yüzde elli oranında olmadığı, vakıf üniversitelerindeki hukuk fakültelerinde öğrenci sayılarının 200'ü geçmemesi sebebiyle bu üniversitelerde kontenjan indirimlerinin sınırlı yapıldığı, devlet ve vakıf üniversitelerinin öğretim elemanına ödenen maaş, her bir diploma programı için en az yüzde 15 oranında tam burslu öğrenci okutma zorunluluğu gibi farklılıklar sebebiyle her açıdan eşit olarak değerlendirilmesinin doğru olmaması sebebiyle farklı oranlarda kontenjan indirimine gidildiği, her yıl üniversitelere ayrılan kontenjanların sınavdan sonra yayımlanan Kılavuz'da belirlendiği, önceki yıllardaki kontenjanların kişiler açısından bir haklı beklenti oluşturmadığı, haklı beklenti ya da hukuk belirlilik ilkelerinin somut uyuşmazlık özelinde gerçekleşmediği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>... BAŞKANLIĞI'NIN SAVUNMASI: Dava konusu edilen kontenjan azaltılmasının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yetkisinde olduğu ve yalnızca alınan kararı uygulama yetkileri olduğundan kendilerinin hasım konumundan çıkarılması gerektiği, dava konusu edilen devlet ve vakıf üniversitelerindeki kontenjan azaltılmasına kamu yararı ve hizmet gerekleri göz önüne alınarak karar verildiği, 23/01/2025 tarihinde açıklanan ve 2025-2029 yıllarını kapsayan Yeni Yargı Reformu Strateji Belgesinde hukuk eğitiminin niteliğinin artırılması amacıyla çalışmaların yapılması gerektiğine yönelik karar alınması sonucu hukuk fakültelerinin kontenjanlarının yeniden belirlendiği, davacının yalnızca ortaöğretim düzeyini tamamlayarak herhangi bir statü kazandığından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla davacı açısından haklı beklenti oluştuğunun kabulünün hukuken olanaklı olmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 42. maddesinde; kimsenin, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı, öğrenim hakkının kapsamının kanunla tesbit edileceği ve düzenleneceği; "Yükseköğretim kurumları" başlıklı 131. maddesinde ise yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim - öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulacağı düzenlenmiştir.<br>2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 5 .maddesinin (e) bendinde "Yükseköğretim kurumlarında ve bu kurumlara girişte imkan ve fırsat eşitliği sağlayacak önlemleri almak" Yükseköğretim Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.<br> Dava konusu edilen düzenleme ile ülkemizde bulunan hukuk fakültelerinin sayısı göz önüne alındığında, hukuk fakültelerinin niteliğinin arttırılması, fakültelere girişte aranılan başarı sıralamasının yükseltilmesi amacıyla eğitim kalitesi ve verimliliği de dikkate alınmak suretiyle kontenjanların azaltıldığı anlaşılmakta ise de; söz konusu amacı gerçekleştirmeye yönelik yöntemin değerlendirilmesi gerekmektedir. İdare tarafından bahse konu amaç doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir rapor hazırlanarak hukuk fakültelerinde verilen eğitimin kalitesinin ve niteliğinin arttırılmasına yönelik önlemler alınabileceği tabiidir.<br>Öte yandan; devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerini tercih eden öğrenciler açısından, eğitimde fırsat eşitliği bakımından parasız eğitim tercihinde bulunmak isteyen veyahut parasız eğitimi tercih etmek zorunda kalan öğrenciler yönünden ayrı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu noktada, anılan düzenleme ile devlet üniversitelerinde yer alan hukuk fakültesi kontenjanlarının vakıf üniversitelerine oranla çok daha fazla olmak suretiyle azaltıldığı, öğrencilerin devlet üniversitelerine kayıt yaptırmak konusunda fırsat eşitliği noktasında dezavantajlı duruma düşmeleri sonucu doğmaktadır.<br>Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemlerinin imkân ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılacağı açık olmakla birlikte; vakıf üniversitelerine yerleşme imkanı bulamayan öğrencilerin, devlet üniversitelerinde hedefledikleri bölüm dışında bir bölüme yerleşmeleri veya vakıf üniversitesinde hukuk fakültesi için belirlenen ücreti karşılayamayacak olmaları halinde bu üniversiteleri tercih dahi edemiyor olmalarının fırsat eşitliğine aykırı olduğu görüldüğünden dava konusu düzenlemenin iptali gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Dava, ÖSYM tarafından 30/07/2025 tarihinde yayımlanan 2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alan üniversitelerin hukuk fakülteleri kontenjanlarının azaltılmasına ilişkin düzenlemelerin iptali istemiyle açılmıştır.<br> Anayasamızın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlıklı Üçüncü Bölümü'nde yer alan 42. maddesinde; "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tesbit edilir ve düzenlenir"; 131. maddesinde; "Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim - öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur." hükmüne yer verilmiştir.<br> 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 7. maddesinin (h) bendinde, Yükseköğretim Kurulunun, üniversitelerin her eğitim - öğretim programına kabul edeceği öğrenci sayısı önerilerini inceleyerek kapasitelerini tespit etmek; insan gücü planlaması, kurumların kapasiteleri ve öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda ortaöğretimdeki yönlendirme esaslarını da dikkate alarak öğrencilerin seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esasları tespit etmek," görevleri arasında sayılmıştır.<br> Aynı Kanunun 45. maddesinde de, "Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemleri imkân ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılır." hükmüne yer verilmiştir.<br> Öte yandan, 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 7. maddesinin 1. fıkrasında, sınavların, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme işlemleri, güvenilirlik, gizlilik, tarafsızlık, bilimsellik ilkeleri çerçevesinde ve adaylara fırsat eşitliği sağlayacak biçimde yapılacağı; 2. fıkrasında ise, sınavlar, adayların bilgi ve yetenek düzeylerine göre sıralanmasını sağlamak amacıyla, sıralama sınavları veya adayları belirlenen asgarî yetenek ve yeterlilikleri taşıyıp taşımadıklarına göre gruplandıran seviye tespit sınavları biçiminde yapılabileceği; 7. fıkrasında da, "Yükseköğretim ile ilgili sınavlar Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır." hükmü ile de üniversite giriş ve yerleştirme sınavlarının yapılması konusunda görevli ve yetkili idarenin Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı olduğu açıkça ifade edilmektedir.<br> Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemlerinin imkân ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılacağı kuralı karşısında; bu konuda görevli yetkili olduğu konusunda tartışma bulunmayan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın bu yetkisini hangi sınırlar içinde kullanacağı uyuşmazlığın özünü oluşturmaktadır.<br> Bakılan uyuşmazlıkta öncelikli olarak, dava konusu düzenlemede usul bakımından hukuka aykırılık bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.<br>Danıştay savcılığımızca konu, işbu davaya düşünce verildiği tarih itibariyle dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile davalı idareler savunmaları bağlamında incelenmiştir. <br> Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden, Yükseköğretim Kurulu'nun, 2547 sayılı Kanunda belirtilen amaç, hedef ve ilkeler doğrultusunda yükseköğretim kurumlarının kurulması, geliştirilmesi, eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve bu doğrultuda üniversitelerin her eğitim - öğretim programına kabul edeceği öğrenci sayısı önerilerini inceleyerek kapasitelerinin tespit edilmesi, insan gücü planlaması, kurumların kapasiteleri ve öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda ortaöğretimdeki yönlendirme ilkelerini de dikkate alarak seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esasları tespit etmekle görevli olduğu anlaşılmaktadır. <br>İdari yargılama usulünde "şekil" unsuru, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenledir ki, dava konusu işlem veya düzenlemenin mevzuatla öngörülen şekil kurallarına uygun olup olmadığı, kanun yolları dahil davanın her aşamasında idari yargı yerlerince resen araştırılması gereken bir husustur. İdari işlemler tesis edilirken, mevzuatta öngörülen şekil kurallarına uyulması hukuki bir zorunluluktur. Aksi durumun, tesis edilen işlemi hukuka aykırı kılacağında şüphe bulunmamaktadır.<br>2547 sayılı Kanun’da yükseköğretim kurumlarında eğitim görecek öğrencilerin sayısının belirlenmesinde Yükseköğretim Kurulunun yetkili organ olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak, idarenin bu yetkisini kullanırken, yine aynı Kanun'un yukarıda yer verilen 7. maddesinin (h) bendinde öngörülen usul hükümleri uyarınca ilgili yükseköğretim kurumlarının da önerilerini alması gerekmektedir.<br>Yukarıda yer verilen hükümlerden anlaşılacağı üzere; Yükseköğretim Kurulunun, üniversitelerin eğitim-öğretim programına kabul edeceği öğrenci sayısına ilişkin belirleme yapmadan önce üniversitelerden öneri alma zorunluluğu bulunmaktadır. Öneriye uyulmasının ihtiyari olması da bu zorunluluğu ortadan kaldırmamaktadır.<br>Yükseköğretim Kurumunun işlem tesis etmeden önce yerine getirmesi gereken bu yükümlülük, yasal olarak zorunlu bir yükümlülüktür. Burada, Yükseköğretim Kurumunun üniversitelerin verdiği görüş doğrultusunda işlem tesis etme yükümlülüğü bulunmamasına karşın, ilgili üniversitenin önerisini alması zorunludur. Aksi halin kabülü işlemin, şekil unsuru bakımından sakatlanması sonucunu doğuracaktır.<br>İnceleme konusu olayda 2025 yılı Yükseköğretim Programları Kontenjanları Kılavuzunun 2024 yılı Yükseköğretim Programları Kontenjanları Kılavuzu ile karşılaştırıldığında; hukuk programları genel kontenjanında; başka bir anlatımla hukuk fakültelerine alınacak öğrenci sayılarında esaslı değişikliğe gidildiği görülmektedir. Özellikle devlete ait üniversitelerin hukuk fakültelerinin öğrenci sayılarının yaklaşık olarak yarı yarıya azaltıldığı, vakıf üniversitelerinin hukuk fakülteleri öğrenci sayısında neredeyse hiçbir eksilme olmadığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve yurt dışı üniversitelerinin hukuk fakültesi öğrenci sayısında ise yaklaşık yüzde on civarında artış yapıldığı görülmektedir. <br>Davalı Yükseköğretim Kurulunca üniversitelerin hukuk fakültesi kontenjanlarında değişikliğe gidilirken; her üniversitenin hukuk fakültelerinin akademik ve idari kadro kapasitesi, teknik alt yapı ve fiziki imkanları, derslik sayısı, sosyal donatıları gibi bir çok nesnel kriteri değerlendirmeye tabi tutarak karar vermesi gerektiği düşünülmektedir.<br> Dosyada, Yükseköğretim Kurulunun, üniversitelerin hukuk fakültesi kontenjanlarında değişikliğe gitmeden önce ilgili kamu, vakıf, KKTC ve yurt dışı üniversitelerin önerilerini aldığına, bu önerileri değerlendirmeye tabi tutup tutmadığına ne şekilde sonuca vardığına dair herhangi bir bilgi ve belge ya da açıklamaya yer vermediği görüldüğünden, özellikle kamu üniversitelerinde kontenjan azaltılması yoluna gidilirken hangi nesnel kriterlere dayanıldığı hususunun da ortaya konulmadığı dikkate alındığında dava konusu işlemde usul bakımından hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.<br>Dava konusu işlem maksat unsuru bakımından incelendiğinde: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 4. fıkrasında, "Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez." hükmü yer almaktadır.<br>Anayasal bu ilkeye bağlı olarak da, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrasında da, idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, idari mahkemelerin; yerindelik denetimi yapamayacakları, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyecekleri kurala bağlanmış bulunmaktadır.<br>Buna karşılık, temel amacı kamu yararını gerçekleştirmek olan idarenin, bu amacı yerine getirmek için yapacağı işlem ve/veya eylemlerin türünü, yerini, zamanını ve yöntemini belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu tartışmasızdır. Ancak idareye tanınan bu yetkinin sınırsız olmadığı, yetkinin, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması gerektiği; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden yargı denetimine tabi olduğu şüphesizdir.<br>Davalı idareler tarafından verilen savunma dilekçelerinde dava konusu işlemin, 23/01/2025 tarihinde açıklanan ve 2025-2029 yıllarını kapsayan Yeni Yargı Reformu Strateji Belgesinde hukuk eğitiminin niteliğinin artırılması amacıyla çalışmaların yapılması gerektiğine yönelik alınan kararın hayata geçirilmesi; hukuk fakültesi mezunlarının avukat, hakim, savcı, noter gibi kritik meslekler icra etmeleri sebebiyle hukuk eğitiminin sağlıklı ve etkin bir şekilde tamamlanabilmesi ve ortaöğrenim alt yapıları yeterli derecede iyi olan öğrencilerin fakülteye girişinin sağlanması amacına yönelik olduğu, öte yandan 12. Kalkınma Planında da hukuk eğitiminin kalitesinin artırılması ve hukuk fakültelerine girişte aranan başarı sıralamasının aşamalı olarak yükseltilmesinin hedeflendiği ifade edilmektedir.<br>2024-2028 yılları arasını kapsayan 12. Kalkınma planı ile 23/01/2025 tarihinde açıklanan, 2025-2029 Yargı Reformu Stratejisi belgesinde hukuk fakültelerinde eğitim kalitesinin artırılması, girişte aranılan başarı sıralamasının yükseltilmesi hedeflerinin bulunduğu şüphesizdir. <br>Üniversitelerin tüm fakülte ve yüksekokullarında olduğu gibi hukuk fakültelerine de giriş puanları, başarı sıralamaları, kontenjanları, yüzdelik dilimleri, burs ve ücretlerine ilişkin tüm veriler başta Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi olmak üzere üniversitelerce, ilgili kamu ve özel tüm kişi ve kurumlarca kamuoyu ile paylaşılmaktadır. <br>ÖSYM tarafından yayımlanan 2024 ve 2025 yılı Yükseköğretim Kontenjanları Kılavuzlarının incelenmesinden, hukuk programları kontenjanlarının yaklaşık olarak ondörtbinden, onbine indirildiği azalan kontenjanların yaklaşık yüzde doksanbeşinin devlet üniversitelerine ait hukuk fakülteleri olduğu, vakıf üniversitelerine ait hukuk fakültelerinde ise kayda değer bir değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır. <br>ÖSYM'nin öğrencileri bilgilendirme ve doğru tercih yapmalarını sağlama amacıyla dağıttığı kılavuzlarda, istisnalar hariç kamu üniversitelerinin daha çok tercih edildiği ve başarı sıralamasının daha yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Üniversitelere girişte aranılan başarı sıralamasının yükseltilmesinin daha yüksek puanla öğrenci alan, başka bir ifade ile yüzdelik dilimi daha iyi olan kamu üniversitesi hukuk fakültelerinin kontenjanlarının düşürülmesi yolu ile sağlanmak istenmesi isabetli değildir.<br> Bu bağlamda, dava konusu kontenjan düzenlemesinin 12. Kalkınma planı ile Yargı Reformu Stratejisi belgesinde öngörülen hukuk fakültelerinde eğitim kalitesinin artırılması ve girişte aranılan başarı sıralamasının yükseltilmesi hedeflerine uyumlu olduğunu söylemek de mümkün değildir.<br>Kural olarak Devlet tarafından kurulması öngörülen üniversitelerin, Anayasa’nın 130. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi kurulabilmeleri mümkündür.<br>Anayasa’nın 130. maddesinin son fıkrasında, vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idarî konular dışında akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa’da belirtilen hükümlere tâbi kılınmış, akademik çalışmalar, eğitim öğretim esasları ve öğrenci hakları konusunda Devlet üniversiteleri ile aralarında bir farklılık öngörülmemiştir.<br>Buna göre Yükseköğretim Kurulunca, üniversitelerin hukuk fakültesi kontenjanlarında değişikliğe gidilirken, Anayasanın 42. maddesinde öngörülen, ''Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar'' kuralını da dikkate almak suretiyle, farklı üniversitelerin hukuk fakültelerinin akademik ve idari kadro kapasitesi, teknik alt yapı ve fiziki imkanları, derslik sayısı, sosyal donatıları gibi bir çok nesnel kriterin varlığını ve üniversitelerin bu konudaki önerilerini de ortaya koyarak kamu ve vakıf üniversiteleri kontenjanlarında düzenlemeye gitmesi idarenin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak, belirtilen nesnel kriterler araştırılmadan, ücretsiz eğitime erişim hakkına olası etkileri ortaya konulmadan devlet üniversiteleri hukuk fakülteleri kontenjanlarının yüksek oranda azaltılmasında, kamu yararı ve hizmet gerekleri bakımından hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Son olarak, dava konusu Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan üniversitelerin hukuk fakülteleri kontenjanlarının azaltılmasına ilişkin düzenlemelerin, hukuki güvenlik, haklı beklenti ilkelerine uygunluğu bağlamında da irdelenmesi gerekmektedir.<br> Dosyanın incelenmesinden, Yükseöğretim Genel Kurulu'nun ... tarihli ve ... sayılı kararı ile 2547 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca hazırlanan taslak kılavuzun uygun olduğu değerlendirilerek ÖSYM tarafından kamuoyuna duyurulmasının öngörüldüğü, ayrıca takvim sıkışıklığı nedeniyle kılavuz ile ilgili gerekli değişiklik, düzeltme, redakte ve eksikliklerin giderilmesine ilişkin olarak Yükseköğretim Yürütme Kuruluna yetki verildiği, 2025 yılı YKS Yükseköğretim Programları ve kontenjanları Kılavuzunun 30 Temmuz 2025 tarihinde yayınlandığı, aday tercihlerinin ise 1-13 Ağustos 2025 tarihleri arasında yapılmasının takvime bağlandığı anlaşılmaktadır.<br> Üniversite öğrenci adaylarının, yükseköğretim kurumlarına geçiş sınavının yapılmasından en az bir yıl önce sınava gireceği alanı belirleyerek çalışmasını buna göre yönlendirdiği, girmek istediği bölümün kamu ya da vakıf üniversitelerinde kontenjanlarının hangi sayıda olduğu, ücretli olup olmadığı, burs olanakları gibi hususları dikkate alarak tercihini şekillendirdiği şüphesizdir. <br> 2025 yılı Yükseköğretim Kontenjanları Kılavuzunun incelenmesinden, devlet üniversitelerindeki hukuk programları kontenjanlarının yaklaşık olarak ondörtbinden, onbine indirildiği azalan kontenjanların, ücretsiz eğitim imkanı veren devlet üniversitelerine ait hukuk fakülteleri olduğu görülmektedir. <br>Bu durumda, Devlet üniversitelerine ait hukuk fakültelerinde okuma imkanını zorlaştırıcı sonuç doğuran kontenjan azaltılmasına dair düzenlemenin 2025 yılı YKS'de uygulanacak olması haklı beklenti, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine de aykırılık oluşturmaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, 2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alan üniversitelerinin hukuk fakülteleri kontenjanlarının azaltılmasına ilişkin düzenlemelerinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. <br> <br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/B maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü:<br><br>HUKUKİ SÜREÇ :<br>2547 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca, yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirmeye ilişkin olarak hazırlanan 2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nun uygun olduğuna ve ÖSYM tarafından kamuoyuna duyurulmasına dair alınan ... tarih ve ... sayılı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Genel Kurulu kararı sonrasında ilgili Kılavuz 30/07/2025 tarihinde yayımlanmıştır.<br>2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan devlet ve vakıf üniversitelerinin hukuk fakültelerinin kontenjanları önceki yıla oranla azaltılmıştır. 2025 YKS'ye katılan ve Y-EA puan türünde 2.504 başarı sıralaması elde eden davacı tarafından, hukuk fakültelerinin kontenjanlarının azaltılmasına dair Kılavuz hükümlerinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptaline karar verilmesi istemiyle işbu dava açılmıştır.<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>USUL YÖNÜNDEN: Davalı idarelerin usule dair itirazları kabul edilmemiştir.<br><br>ESAS YÖNÜNDEN:<br>İlgili Mevzuat:<br>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 'Yükseköğretim Kurulu' başlıklı 6. maddesinin (a) fıkrasında; "Yükseköğretim Kurulu, tüm yükseköğretimi düzenleyen ve yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerine yön veren, bu kanunla kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, bir kuruluştur. Yükseköğretim Kuruluna; Yükseköğretim Denetleme Kurulu ile gerekli planlama, araştırma, geliştirme, değerlendirme, bütçe, yatırım ve koordinasyon faaliyetleri ile ilgili birimler bağlıdır." hükmüne yer verilmiş, 'Yükseköğretim Kurulunun görevleri' başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; "Yükseköğretim kurumlarının bu Kanunda belirlenen amaç, hedef ve ilkeler doğrultusunda kurulması, geliştirilmesi, eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve yükseköğretim alanlarının ihtiyaç duyduğu öğretim elemanlarının yurt içinde ve yurt dışında yetiştirilmesi için kısa ve uzun vadeli planlar hazırlamak, üniversitelere tahsis edilen kaynakların, bu plan ve programlar çerçevesinde etkili bir biçimde kullanılmasını gözetim ve denetim altında bulundurmak," (b) bendinde; "Yükseköğretim kurumları arasında bu Kanunda belirlenen amaç, ilke ve hedefler doğrultusunda birleştirici, bütünleştirici, sürekli, ahenkli ve geliştirici işbirliği ve koordinasyonu sağlamak," (d) bendinde; "Devlet kalkınma planlarının ilke ve hedefleri doğrultusunda ve yükseköğretim planlaması çerçevesi içinde, bir üniversite içinde fakülte, enstitü ve yüksekokul açılmasına, birleştirilmesi veya kapatılması ile ilgili olarak doğrudan veya üniversitelerden gelecek önerilere dayalı kararlar almak ve gereği için Milli Eğitim Bakanlığına sunmak," (h) bendinde; "Üniversitelerin her eğitim-öğretim programına kabul edeceği öğrenci sayısı önerilerini inceleyerek kapasitelerini tespit etmek; insangücü planlaması, kurumların kapasiteleri ve öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda ortaöğretimdeki yönlendirme esaslarını da dikkate alarak öğrencilerin seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esasları tespit etmek,"<br> hususları Yükseköğretim Kurulu'nun görevleri arasında sayılmış, 'Yükseköğretime giriş ve yerleştirme' başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; "Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemleri imkân ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılır." hükmü düzenlenmiştir.<br>4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 'Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı' başlıklı 25. bölümünde; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı'nın teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş olup 346. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; kılavuz; ölçme, seçme ve yerleştirme işlemlerine ilişkin uyulması gereken kurallar, duyurular veya yol gösterici açıklamalardan oluşan ve adaylar ile diğer ilgilileri bağlayıcı olan basılı veya elektronik ortamdaki bilgi paketi olarak tanımlanmış, 347. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinde ise; görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapmak ve kılavuzlar hazırlamak, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı'nın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br>6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Hizmetleri Hakkında Kanun'un 'Temel ilkeler' başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında; "Sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme işlemleri, güvenilirlik, gizlilik, tarafsızlık, bilimsellik ilkeleri çerçevesinde ve adaylara fırsat eşitliği sağlayacak biçimde yapılır." hükmü ile 7. fıkrasında; "Yükseköğretim ile ilgili sınavlar Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır. " hükmü yer almıştır.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden, Yükseköğretim ile ilgili sınav ve yerleştirme işlemlerinin imkân ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ÖSYM tarafından yapılacağı, yine Yükseköğretim Kurulu'nun, 2547 sayılı Kanunda belirtilen amaç, hedef ve ilkeler doğrultusunda yükseköğretim kurumlarının kurulması, geliştirilmesi, eğitim - öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve bu doğrultuda üniversitelerin her eğitim - öğretim programına kabul edeceği öğrenci sayısı önerilerini inceleyerek kapasitelerinin tespit edilmesi, insan gücü planlaması, kurumların kapasiteleri ve öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda ortaöğretimdeki yönlendirme ilkelerini de dikkate alarak öğrencilerin seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esasları tespit etmekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br>Davacı tarafından, sınava hazırlanan öğrenci adaylarının geçmiş yıllara ilişkin kontenjan verilerini esas alarak çalışma planlarını oluşturmaları sebebiyle, sınavdan sonra yayımlanan Tercih Kılavuzunda hukuk fakültelerinin kontenjanlarının ciddi bir oranda azaltılmış olmasının haklı beklenti, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık oluşturduğu iddia edildiğinden öncelikle bu hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.<br> Kazanılmış hak, yürürlükteki hukuka uygun olarak doğan ve böylece kişiye özgü lehte sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği ya da işlemin geri alınması gibi durumların varlığına rağmen hukuk düzenince korunması gereken bir haktır. Bir hakkın, kazanılmış hak olarak nitelendirilebilmesi için, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş olması gerekmektedir.<br> Haklı beklenti ise, idarenin ister düzenleyici işlem, ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin çıkarlarına ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleridir. Kazanılmış hak ilkesinde olduğu gibi, haklı beklentilerde de, kamu hizmetlerinin değişkenliği ve uyumlaştırılması ilkesi ile hakkaniyet, hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkeleri arasında bir tür uzlaşma veya dengeleme sağlanmaktadır. Bu nedenle, kişilerin idareden bu tür beklentilerinin ilelebet veya çok uzun bir gelecek için değil, ancak makul ve öngörülebilir bir gelecek için haklı olacağı kabul edilmelidir. <br> Düzenleyici işlemin değişmesinden kaynaklanan haklı beklentilerde dikkat edilmesi gereken durum, yeni düzenleme ile amaçlanan kamu yararı değildir. Önemli olan önceki düzenlemeye yönelik haklı beklenti içine giren bireyin haklı beklentisinin kamu yararı bakımından değerlendirilmesidir. <br> Haklı beklentilere ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin yaklaşımı incelendiğinde, Mahkeme'nin 16/11/2017 tarih ve E:2016/195, K:2017/158 sayılı kararına göre, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin, bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmekle birlikte, hukuki güvenlik ilkesi, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmamaktadır. Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesi için, haklı beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir. Beklentinin haklı olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt ise "hakkaniyet"tir.<br> Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 15/11/2017 tarih ve E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, kişilerin mevcut kurallar çerçevesindeki tüm beklentilerinin mutlak suretle hukuken korunması, kuralların değişmezliğine yol açabileceği gibi, kuralların değiştirilmesini anlamsız kılabilecek sonuçlara da yol açabilmektedir. Oysa hukuk, toplumun değişimine ve gelişimine koşut olarak değişime açık ve yaşayan bir varlık olduğundan, her değişiklikte olduğu gibi kişilerin değişen kurallardan etkilenmesi kaçınılmazdır. Bir kuralda yapılan değişikliğin kişilerin elde etmeyi bekledikleri haklara etkisinin tespit edilmesinde ise, söz konusu kuralın değiştirilme gerekçelerinin gözetilmesi zorunludur. <br> Benzer bir şekilde, Anayasa Mahkemesi'nin 25/07/2019 tarih ve E:2017/18, K:2019/66 sayılı kararında da işaret edildiği üzere, haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği, lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme gelmekle birlikte, bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararı bulunmadığında haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen şartlara göre yeni politikalar belirlemesi imkanı önemli ölçüde zedelenebilir.<br> Düzenleyici işlemlerin kişiler açısından haklı bir beklenti oluşturabilmesi için öncelikle idarelerin o yönde süregelen uzun süreli bir uygulamasının bulunması ve yapılan değişikliklerde de üstün kamu yararının bulunmaması gerekmektedir.<br> Yükseköğretim kurumlarında eğitim görecek olan öğrencilerin seçilmesine dair her yıl yapılan YKS sonrasında yayımlanan YKS Tercih Kılavuzu ile yerleştirme işlemleri yapılmaktadır. Davalı idareler tarafından yürütülen YKS sürecinde her yıl Tercih Kılavuzunun sınavdan sonra yayımlandığı, yayımlanan Tercih Kılavuzu ile de yerleştirme yapılacak yükseköğretim kurumlarının kontenjanlarının belirlendiği görülmektedir. Dolayısıyla Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanarak ÖSYM tarafından yayımlanan YKS Tercih Kılavuzlarının sınavdan sonra yayımlanması yıllardır devam eden bir uygulama olduğu, kontenjanların sınavdan önce yayımlanmasına dair bir uygulamanın ise bulunmadığı görülmektedir.<br> Her yıl yayımlanan YKS Tercih Kılavuzu ile dönemin ihtiyaçları doğrultusunda önceki yıllarda uygulanan kontenjanlarda değişiklik yapılması 2547 sayılı Kanun ile Yükseköğretim Kuruluna verilen yetkinin bir sonucudur. Her yıl yapılan YKS sonrası Tercih Kılavuzunun yayımlanmasıyla birlikte yükseköğretim kurumlarına yerleştirme süreci başlamakta olup, önceki yıllarda yayımlanan Kılavuz hükümlerinde yer alan kontenjanların sınavdan sonra henüz tercih yapmamış öğrenciler açısından haklı beklenti oluşturmayacağı açıktır. <br> Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, 2025 yılı YKS tercih sürecinin 30/07/2025 tarihinde yayımlanan 2025 YKS Tercih Kılavuzu ile başladığı dikkate alındığında, hukuk fakülteleri kontenjanlarının azaltılmasına dair ilgili Kılavuz hükümlerinin haklı beklenti ilkesine aykırılığından söz edilemeyeceği gibi hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılığından da bahsedilemeyecektir.<br> Dava konusu düzenlemelerde; haklı beklenti, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, getirilen düzenlemelerde takdir yetkisi bulunan davalı idarelerin takdir yetkisini hukuka uygun olarak kullanıp kullanılmadığının da belirlenmesi gerekmektedir.<br> 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 4. fıkrasında, "Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez." kuralı ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrasında, "İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler." kuralı yer almıştır.<br> İdari işlemler üzerindeki yargısal denetim, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlıdır. İdarenin takdir yetkisinin denetimine yargı organları yönünden getirilen ve idari işlemlerin yalnızca hukuka uygunluk açısından denetlenebilecekleri biçiminde ifade edilen kural aynı zamanda idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında uyması gereken sınırları da koymuş olmaktadır. Başka bir anlatımla, idarelerin belirli bir kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi, kamu yararının daha somut bir biçimde ortaya konulması için birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumda idari yargı organlarının bu yetkisini hukuka uygun olarak kullandığının saptanması koşuluyla idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermeleri Anayasa ve Kanun'un yukarıda belirtilen ilkeleriyle bağdaştırılamaz.<br>Düzenleyici işlemlerin üst hukuk normlarına aykırı olamayacağı ve onları aşacak şekilde kurallar getiremeyeceği İdare Hukukunun en temel ilkelerindendir. Ayrıca, mevzuat belirleme tekniği açısından da, idarenin kendisine verilmiş olan görevleri idari metinlerle düzenlerken, bu görevlerin gerektirdiği hususlarda, takdir yetkisine sahip olduğu, ancak bu takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması gerektiği tartışmasızdır.<br>Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.<br>Davalı Yükseköğretim Kurulu tarafından, hukuk bölümleri yönünden yeterinden fazla sayıda bir doygunluğun söz konusu olduğu, mezun olduktan sonra adalet mekanizmasının önemli yerlerinde görev yapacak olan mezunların en iyi şekilde eğitim görmesi amacıyla kontenjanların azaltıldığı, hukuk eğitiminin daha da güçlendirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.<br>Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 2018 yılında avukat sayısının 116.779 iken 2024 yılında bu sayının 199.142'ye yükseldiği, hukuk fakültesinde mevcut öğrenci sayısının 75.406 olduğu, 2024-2025 yılı itibariyle ülkemizde bulunan ve YKS ile yerleştirilmesi yapılacak Kıbrıs ve ilgili ülkeler dahil hukuk fakültelerinin sayısının 100'ün üzerine çıktığı, örgün eğitimin diğer eğitim türlerinden ayıran en büyük özellik olan devam zorunluluğun dahi öğrenci sayısının fazla olması sebebiyle hukuk fakültelerinde uygulanamadığı görülmektedir. Dava konusu düzenlemeler ile hukuk eğitiminin ağırlığı ve bu bölümden mezun olan öğrencilerin adalet mekanizmasının önemli alanlarında görev yapacak olmaları sebebiyle fakültelerde devam zorunluluğu tam anlamıyla uygulanarak öğrencilerin derslere devamının hedeflendiği, kalabalık sınıflardan ziyade daha az mevcutlu sınıflar oluşturularak eğitim gören öğrencilerin daha iyi hukuk eğitimi almasının sağlanması ve ölçme ve değerlendirme aracı olarak test tekniği yerine yazılı sınavın uygulanması amaçlanarak hukuk fakültelerinde kontenjanlarda azaltılmaya gidildiği anlaşılmaktadır.<br>Diğer taraftan, davalı Yükseköğretim Kurulu tarafından dosyaya sunulan son on yıllık hukuk fakültelerine alınan öğrencilerin sayısından, hukuk fakültelerinde öğrenci sayısının ciddi bir oranda artış gösterdiği, kontenjanların düşürülmesi gerekliliğin ortaya çıktığı açıkça görülmektedir.<br> Davalı Yükseköğretim Kurulunun, yükseköğretim ile ilgili sınav ve yerleştirme işlemlerinde imkan ve fırsat eşitliğini sağlamakla görevli olduğu gibi, eğitimin kalitesini yükseltmek, öğrencilerin orta öğretimdeki konum ve durumlarını gözeterek doğru ve yeteneğine göre bir eğitim almasını sağlamakla yükümlü olduğu 2547 sayılı Kanun'da açıkça ifade edilmiştir.<br> Bu durumda, dava konusu Kılavuz hükümlerinin hukuka uygunluk denetiminin, idarenin sahip olduğu takdir hakkının hukuka uygun kullanılıp kullanmadığının incelenmesi suretiyle yapılması gerekmekte olup; bu bağlamda, dava konusu düzenlemelerin amaç ve kapsamı dikkate alındığında, hukuk programları alanının önemi ve gelişimi açısından gerekli planlamalar çerçevesinde hukuk eğitiminde kaliteyi, bilimselliği artırmak ve hukuk fakültelerinde nitelikli hukukçu yetişmesinin sağlanması amacıyla mevzuatta belirtilen amaç, hedef ve ilkelerine uygun olacak şekilde yapılan düzenlemelerin kamu hizmeti ve hizmet gerekleri çerçevesinde hukuka uygun olarak tesis edildiği sonucuna ulaşılmıştır.<br>Öte taraftan, her ne kadar davacı tarafından, devlet üniversitelerinin hukuk fakültelerinin kontenjanları ciddi oranda azaltılırken vakıf üniversitelerinin kontenjanlarının daha az oranda düşürüldüğü, bu haliyle öğrencilerin vakıf üniversitesine yönlendirildiği iddia edilmişse de, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden devlet üniversitelerinin kontenjanlarının sayı olarak vakıf üniversitelerinden fazla olduğu, vakıf üniversitelerinde zaten iki yüz öğrenciyi geçen hukuk fakültesinin bulunmadığı, vakıf ve devlet üniversitelerindeki bina ve derslik imkanları, öğretim elemanı kapasitesi, istihdam olanakları gibi birçok etmen göz önüne alınarak karar verildiği anlaşıldığından, devlet ve vakıf üniversitelerindeki kontenjanların farklı oranda azaltılması yönünden de dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. DAVANIN REDDİNE,<br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,<br>4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,<br>5. 2577 sayılı Kanun'un 20/B maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 5 (beş) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.<br><br>KARŞI OY :<br>I. DAVANIN KONUSU<br>1- Uyuşmazlık; ÖSYM tarafından 30/07/2025 tarihinde yayımlanan 2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alan Devlet ve Vakıf üniversitelerinin Hukuk Fakültesi kontenjanlarının azaltılmasına ilişkin düzenlemelerinin iptali istemine ilişkindir.<br><br>II. HUKUKİ OLAY<br>2-- 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 42. maddesinde; kimsenin, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı, öğrenim hakkının kapsamının kanunla tesbit edileceği ve düzenleneceği; "Yükseköğretim kurumları" başlıklı 131. maddesinde ise yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim - öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulacağı düzenlenmiştir.<br>2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 5 .maddesinin (e) bendinde "Yükseköğretim kurumlarında ve bu kurumlara girişte imkan ve fırsat eşitliği sağlayacak önlemleri almak" Yükseköğretim Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.<br><br>III. HUKUKİ OLAYIN DEĞERLENDİRMESİ<br>3-Eğitim öğretim hakkı, Anayasa ile güvence altına alınan temel haklardandır. Bu hakkı kullanmak isteyen öğrencilere, yükseköğretim kurumlarına girme konusunda eşit imkanlar sağlanması ve eşit fırsatlar oluşturulması gerekmektedir. Yükseköğretim kurumunun temel görevlerinden birisi de budur. Eğitim hakkı mutlak ve sınırsız bir hak değildir. Niteliği gereği Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğinden bazı kısıtlamalara tabi tutulması doğaldır. Şüphesiz eğitim kurumlarını düzenleyen kurallar, toplumun ihtiyaç ve kaynakları ile eğitimin farklı düzeylerine has özelliklerine göre, zaman ve mekân içinde değişiklik gösterebilir. Bu nedenle, Devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve uygulamalarda belli bir takdir alanı bulunmaktadır. Devletin bu takdir alanı, eğitim kurumunun seviyesi yükseldikçe artmakta, buna karşılık bu eğitimin birey ve toplum bakımından önemine bağlı olarak azalmaktadır.<br>Devletin bu konudaki takdir hakkının sınırı, açılan davalarda gerek AİHM, gerekse AYM tarafından değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Anılan yargı organlarının kararları incelendiğinde; sınırlı sayıda yükseköğretim kurumuna ulaşılabilir olduğu durumlarda, devletin bunlara erişimi, akademik bir bakış açısıyla, sunulan hizmetlerden en fazla yararlanabilecek öğrencilerle sınırlandırma yetkisi bulunduğundan söz edilmektedir. (İngrid Jordebo Foundation of Christian Schools and İngrid Jordebo/İsveç [Komisyon], B. No: 11533/856/03/1987). Bu kapsamda, AİHM, uygun koşullarda asgari seviyede yeterli eğitim vermek suretiyle yüksek seviyede uzmanlaşmayı sağlamak için özel üniversiteler de dâhil olmak üzere üniversiteye kabulün, buna ilişkin giriş sınavını geçenlerle ve belli bir kontenjanla sınırlandırılmasına 1 Numaralı Protokolün ikinci maddesinin izin verdiğini belirtmektedir. (Tarantino ve Diğerleri/İtalya, B. No: 25851/09 29284/09 64090/09, 2/4/2013, § 46, 48, 52).<br>Yine AİHM kararlarında bu sınırlamanın keyfi ve sonsuz olamayacağından bahsetmektedir. Buna göre;Devletin eğitim hakkı konusunda negatif yükümlülükleri kapsamında getirilen kısıtlamaların söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ve etkililiğinden yoksun bırakacak düzeyde olmaması, kanunla yapılması, meşru bir amacının bulunması ve bu meşru amaçla kullanılan araç arasında belli bir makul dengenin gözetilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte Devletler birinci Protokolün 2. maddesi bakımından sınırlı bir “meşru amaçlar” listesiyle bağlı olmayıp, devletlerin takdir alanı geniş görülmüştür. (Bkz., Leyla Şahin/Türkiye, 44774/98, 10/11/2005, §§ 154).<br><br>IV. MADDİ OLAY<br>4-Maddi olay;23/01/2025 tarihinde açıklanan ve 2025-2029 yıllarını kapsayan Yeni Yargı Reformu Strateji Belgesinde hukuk eğitiminin niteliğinin artırılması amacıyla çalışmaların yapılması gerektiğine yönelik karar alındığı, bu kararın hukuk fakültesi mezunlarının avukat, hakim, savcı, noter gibi kritik meslekler icra etmeleri sebebiyle hukuk eğitiminin sağlıklı ve etkin bir şekilde tamamlanabilmesi ve ortaöğrenim alt yapıları yeterli derecede iyi olan öğrencilerin fakülteye girişinin sağlanması amacına yönelik olduğu, öte yandan 12. Kalkınma Planında da hukuk eğitiminin kalitesinin artırılması ve hukuk fakültelerine girişte aranan başarı sıralamasının aşamalı olarak yükseltilmesinin hedeflendiğinin ifade edildiği, bunun üzerine ÖSYM tarafından 30/07/2025 tarihinde yayımlanan 2025 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alan devlet ve vakıf üniversitelerinin hukuk fakülteleri kontenjanlarının azaltılmasına ilişkin davaya konu düzenlemenin yapıldığı görülmüştür.<br><br>V. İNCELEME VE GEREKÇE<br>5- AİHM kararları ile Anayasa Mahkemesi kararlarında geçtiği üzere uyuşmazlığın çözümlenmesinde; Devletin takdir hakkı kapsamında görülen kontenjan düşürülmesine ilişkin kısıtlamanın meşru bir amacının bulunup bulunmadığı, bu amaçla kullanılan araç ve yöntem arasında makul bir dengenin korunup korunmadığı, sınırlamanın hakkın özüne dokunup dokunmadığının konularının değerlendirmesi gerekmektedir.<br>A - Meşru bir amacının bulunup bulunmadığı;<br> Yeni Yargı Reformu Strateji Belgesinde ve 12. Kalkınma Planında, hukuk eğitiminin niteliğinin arttırılmasının hedeflendiği görülmektedir. Hukuk fakültelerinde görülen eğitimin niteliğinin arttırılması amacının meşru, doğru ve önemli olduğu kabul edilmelidir.<br>B- Kullanılan araç ve yöntem;<br>Makul ve meşru kabul edilen bu amaca ulaşmak için tercih edilen yöntem; dava konusu edilen hukuk fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının düşürülmesidir. <br>C-Amaç ve araç arasındaki ilişki;<br>Belirtilen amaç ile kullanılan yöntem arasında makul, anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir ilişki bulunmalıdır. Bu ilişkinin değerlendirilebilmesi için öncelikle bu yöntemin niçin tercih edildiğinin, bir başka anlatımla hukuk eğitiminde nitelik azalmasının sebebinin, kontenjan fazlalığı olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Hukuk eğitiminin nitelik kaybına uğramasının birden çok sebebi olabilir. Öncelikle nitelik kaybının sebep veya sebeplerini ortaya koyan idarece yapılmış bir inceleme, araştırma ve rapor dava dosyasında bulunmamaktadır. Olayımızda kullanılan yöntem, özellikle Devlet üniversiteleri hukuk fakültelerinin öğrenci kontenjanının yarıya yakın düşürülmesi olduğuna göre, hukuk eğitimin nitelik düşüklüğünün Devlet üniversiteleri hukuk fakültelerindeki kontenjan fazlalığından kaynaklandığının ortaya konulması gerekmekte olup, idarece bu durum ortaya konulamamaktadır. Dolayısıyla nitelik kaybının sebeplerine ilişkin bir inceleme ve rapor bulunmadığı için, nitelik kaybının giderilmesine ilişkin doğru bir yöntemin tercih edildiği de ispatlanamamaktadır. <br>Bununla birlikte, öğretim üyesi sayısı, öğrenci sayısı, öğretim görevlisi sayısı, derslik ve anfi sayısı, ders programı açısından her bir hukuk fakültesinin aynı düzeyde olmadığı da bir gerçektir. Öyle ki, Devlet üniversitelerinin hukuk fakülteleri, temelde Ankara Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri ve mezunlarınca kurulmuş ve gelişmekte olup, bu iki fakülte ile taşrada kurulan diğer fakültelerin ve özel üniversitelerin nitelikleri de belirtilen unsurlar açısından aynı değildir. Hukuk Fakülteleri arasında yekpare bir (nitelik) eşitliği bulunmadığına göre, sözü edilen hedefe uluşmak için de kullanılacak araç ve yöntemlerin aynı olamayacağı kuşkusuzdur.<br>Bu itibarla, öncelikle Yargı Strateji Planında yer alan hedefe ulaşabilmek, sorunun kaynağının doğru olarak tespit edilmesi ve buna göre telafi edecek araç ve yöntemlerin belirlenmesi, bu yapılırken de her bir hukuk fakültesinin durumunun belirtilen öğeler açısından farklı olduğunun göz önünde bulundurulması, bütün bunların ise yapılan araştırma ve inceleme sonucu oluşturulacak rapora bağlanması gerekirken, bu yapılmadan amaca ulaşmak için doğru ve makul bir yöntemin tercih edildiği söylenemez. Zira, eksiklik ve aksaklığın sebepleri ortaya konmadan bir yöntem belirlenir ise, hem nitelik düşüklüğü devam eder, hem de Yargı Strateji Belgesinde yer alan amaca ulaşılması mümkün olmaz.<br>6- Sebep unsuru yönünden inceleme; idari işlemelerin mutlaka bir sebep unsuru olmalı ve sebep unsurunun da objektif bir dayanağı bulunmalıdır. Dava konusu işlem incelendiğinde sadece Yargı Strateji Planında yer alan bir hedefe dayanıldığı, ancak bu amaca ulaşmak için kontenjan düşürülme yöntemi tercih edilirken sadece takdir hakkına dayanılarak karar alındığı görülmektedir. Hukuk Fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının düşürülmesi kararı, Anayasada yer alan eğitim hakkının kullanılması ve hukuk eğitimi açısından çok önemli bir karar olup, bu kararın mutlaka altlığının ve dayanağının bulunması gerekmektedir. Bilimin üretildiği ve bilim insanlarının yetiştirildiği yüksek öğretim kurumlarında, davaya konu edilen kararın alınması sürecinde bilimsel ve objektif rapor düzenlenmesi konusunda davalı idarede gerekli imkanların fazlasıyla bulunduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, Devlet üniversitelerine kaydolacak öğrenci sayısını yarıya yakın düşürmek suretiyle eğitim hakkını kısıtlayan bu derece önemli bir kararın, bilimsel ve objektif raporlara dayanması gerekirken, bu yapılmaksızın alınan karar sebep unsuru açısından eksiklik taşımaktadır.<br>Nitekim AİHM'nin 07/02/2006 tarih ve Başvuru No:60856/00 kararında; "AİHM, ÖSYM’nin düzenlemelerinin, idari makamların, Sözleşme tarafından korunma altına alınmış bir hak olan eğitim hakkına keyfi olarak müdahale etmelerine karşı yasal bir koruma sağladığı kanısındadır. Bu nedenle, idari makamların söz konusu düzenlemeleri gözardı etmeleri durumunda, yasal koruma zarar görecektir. Bu nedenle, AİHM, yerel Mahkemelerce onanan başvuranın sınav sonuçlarını feshetme kararının, yasal ve makul bir temele dayanmadığı ve keyfi olarak varılmış sonuçlar doğurduğu kanısına varır" gerekçesine yer verilerek, takdir hakkının keyfi olarak kullanılmaması gerektiği belirtilmiştir. (Mürsel Eren Davası)<br>7- Ölçülülük ilkesi; davaya konu edilen işlem ile üniversiteye girme konusuna bir sınırlama getirildiği görülmektedir. Hukuk fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının azaltılması, eğitim hakkına getirilmiş bir sınırlamadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında yer aldığı üzere; ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.(R.G.Tarih-Sayı: 26/6/2025-32938, 27/03/2025 tarih ve Esas Sayısı : 2024/189, Karar Sayısı : 2025/83)<br>Elverişlilik; hukuk fakültesinde eğitim görme hakkına, kontenjan düşürmek suretiyle getirilen kısıtlamanın, hukuk fakültesi eğitiminin niteliğinin arttırılması açısından elverişsiz bir yöntem olduğu söylenemez. Sınırlı olan kontenjanlara puanı yüksek olan öğrencilerin gireceği, dolayısıyla anılan fakültelere nitelikli öğrencilerin alınacağı tabiidir. Ancak, bu yöntemin çok katı ve keskin olduğu da pek tabi söylenebilir. Yukarıda da belirtildiği üzere, elverişli başkaca yöntemlerin bulunup bulunmadığı konusunda her hangi bir inceleme ve rapor bulunmamaktadır. Sözü edilen amaca, başkaca elverişli yöntemlerle ulaşılması da mümkündür.<br>Gereklilik; hukuk fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının düşürülmesi yönteminin gerekli olduğu sonucuna ulaşılabilmesi için,bu amaca ulaşmak için başkaca yöntemlerinin bulunmadığının, tek yöntemin bu olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Bilindiği üzere gereklilik, hedeflenen amaca ulaşılması için hakka en az müdahale teşkil eden aracın seçilmesini ifade etmektedir. İdarece işlem öncesinde hiç bir araştırma yapılmadığı için, bu yöntemin tek, gerekli ve zorunlu bir yöntem olduğu söylenemez. Aksi halde, zaman içerisinde 100.000, 125.000 ve 190.000 barajına uygun olarak vakıf üniversitelerine öğrenci kaydedilmesinin ve kaydolan öğrencilerin anlama, kavrama ve analiz yeteneklerine göre eğitim yapılmasının sonuçlarının ve sorumluluğunun, Devlet Üniversitelerine yüksek puanla girme imkanı var iken kontenjan düşüklüğü sebebiyle giremeyen ve ailesinin ekonomik yetersizliği sebebiyle de vakıf üniversitelerinin tercih edemeyen, yoksul aile çocuklarına yükletildiği pek tabi ileri sürülebilir. Bu ve benzeri argümanların karşılanabilmesi ve gereklilik unsurunun ölçülebilmesi için, davaya konu işlemin objektif veri ve raporlara dayanması gerekmektedir. Nitelik kaybının sebebi ortaya konulmaksızın tercih edilecek yöntem, yanlış yerlerde telafi yolu aranmasına neden olur ki, bu durum hem hakkaniyetli olmayacak, hem de sorunun devam etmesine neden olup, gereklilik unsuru yönüyle de ölçülülük ilkesi ihlal edilecektir. Zira, belirtilen amaca daha doğru ve hafif yöntemlerle ulaşılması da mümkündür.<br>Orantılılık; Yargı Strateji belgesinde yer alan hukuk fakültelerinin niteliğinin arttırılması amacı ile dava konusu kontenjan düşürme yönteminin ve bu yöntemin uygulanmasının eğitim hakkına müdahale teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Devlet Üniversiteleri Hukuk Fakülteleri kontenjanının davaya konu işlem ile yarıya yakın düşürüldüğü görülmektedir. Yargı Strateji Belgesinde yer alan hukuk fakültelerinin niteliğinin artırılması amacıyla bu işlemin yapıldığı açıktır. Özellikle Devlet Üniversiteleri Hukuk Fakülteleri kontenjanlarının yarıya yakın düşürülmesi halinde, görünürde nitelikli öğrencilerin bu fakültelere kaydolacağı, bunun da nitelik artmasına neden olacağı, dolayısıyla amaçla yöntem arasında orantılı bir ilişkinin bulunduğu ileri sürülebilir. Ancak bu iddia, nitelik kaybının tek sebebinin bulunması, bunun da Devlet Üniversiteleri Hukuk Fakültelerine kayıt olan öğrenci fazlalığı olması halinde kabul edilebilir. Eğer böyle bir veri yoksa, puanı yüksek olduğu halde Devlet Üniversiteleri Hukuk Fakültelerine kontenjan düşürülmesi sebebiyle bu fakültelere giremeyen öğrenciler açısından, bu müdahalenin orantılı olduğu söylenemez.<br>8-Hukuki güvenlik ilkesi yönünden değerlendirme; Bilindiği üzere hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade eder (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).<br>Üniversiteye yerleşme süreci, önceden kuralları belli ve öngörülebilir olan beş aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamaları üniversite sınavına hazırlık, üniversite sınavı , sınav sonuçlarının açıklanması, tercih ve yerleştirme olarak niteleyebiliriz. Bunlardan sadece hazırlık aşaması öğrencinin kendisine bağlı, sınavın yapılması, sınav sonuçlarının açıklanması, tercih ve yerleştirme süreci ise öğrenci ile birlikte idarenin işlemlerine bağlı olarak gelişmektedir. Hazırlık aşaması, hazırlık kursu, özel ders, deneme sınavları, öğrenci koçu, hazırlık bültenleri ve kitapları gibi eğitim materyalları ile şekillenen hem ekonomik ve psikolojik açıdan, hem de eğitime ayrılan zaman açısından çok önemli, ciddi ve ağır bir süreç içerir. Böylesine ağır ve yıpratıcı bir yük altına giren öğrenci, bütün bu hazırlığını, gireceği sınav, alacağı puan, yapacağı tercih ve yerleştirmenin önceden belli olan koşullarına göre gerçekleştirmektedir. Kısacası her aşamaya ilişkin koşullar sınav hazırlık aşamasında öngörülebilirdir. Bu süreç Devlete olan güven ilkesi çerçevesinde gerçekleşmektedir. <br>Maddi olayda ise, ağır ve yıpratıcı olan hazırlık ve sınav aşaması gerçekleşmiş, 18/07/2025 tarihinde sınav sonuçları açıklanmış ve önceden belli olan koşullara göre 2.504'üncü olan davacı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanabilmekte iken, 13/08/2025 tarihinde dolacak olan tercih aşamasının tam ortasında 30/07/2025 tarihinde davaya konu edilen Devlet Üniversiteleri Hukuk Fakülteleri Kontenjan sayısının yarıya yakın düşürülmesi işlemi gerçekleşmiştir. Bu durum belirtilen sürecin bir bütün olduğu gözetildiğinde, hem hazırlık aşamasında hem de üniversite sınavı aşamasında öngörülebilir değildir. Davaya konu işlem ülke genelinde uygulanan genel ve soyut bir norm olup, özellikle Ankara Hukuk Fakültesi ve İstanbul Hukuk Fakültesini kazanmak hedefi ile sınava hazırlanan, bu hedefle sınav aşamasını geçiren, bu iki aşama sonucu puanı belli olan, geriye sadece tercih ve yerleştirme aşaması kalan öğrenci için öngörülebilir bir gelişme değildir. Hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasına bağlı olarak gerçekleşir. Sürecin sonu yaklaşınca kural değiştirmek, hukuki güvenlik ilkesinin ihlali sonucunu doğrur.<br> 9- Eğitimde imkan ve fırsat eşitliği yönünden değerlendirme; yüksek öğretime giriş sürecinde öğrencilere eşit imkanlar sağlanması ve eşit fırsatlardan faydalandırılması temel kuraldır. Gelir düzeyi düşük olan ve hukuk fakültesinde okumayı hedefleyen öğrencilerin, kontenjan azaltılması sebebiyle Devlet üniversitelerine girme imkanlarının azaltıldığı, bu öğrencilerin vakıf üniversitelerine gitmek zorunda kalacakları, ancak gelir düzeyinin buna imkan vermemesi nedeniyle hukuk fakültesinde okuma amacından vazgeçerek istemediği halde başkaca bölümleri seçmek zorunda kalacakları açık olup, davaya konu işlemle Yükseköğretim Kanununda yer alan eğitimde imkan ve fırsat eşitliğinin sağlanması ilkesinin ihlal edildiği görülmektedir.<br><br>VI-SONUÇ<br>10- Açıklanan nedenlerle; <br>1-Hukuk Fakültesi mezunlarında görülen kalite ve nitelik kaybının pek çok sebebi bulunmaktadır. Yargı Strateji Planına hukuk fakültelerinin niteliğinin arttırılması amacının konulması, bu eksiği gidermek için yapılan yerinde ve önemli bir tespit ve hedeftir. Ancak, hukuk fakültelerinin niteliğinin nasıl arttırılacağı konusunda farklı araç ve yöntemler bulunmaktadır. Esasen, hukuk fakültelerinin, öğretim üyesi, öğretim görevlisi, derslik sayısı, öğrenci sayısı, öğrenci başarı sıralaması vs. açısından eşit düzeyde olmadıkları da bir gerçektir. Lakin, davalı idarece bünyesinde bu konuda inceleme ve araştırma yapacak yeterince öğretim üyesi bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, öncelikle bu amaca ulaşmak için, fakültelerin özel durumları da dikkate alınarak , bilimsel ve objektif bir rapor hazırlattırılması ve buna göre dayanağı olan bir işlem tesis edilmesi gerekirken, sadece takdir hakkı kapsamında tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu söylenemez.<br>2-Hukuk Fakültelerinde yapılan eğitimin niteliğinin arttırılması amacının yerinde, meşru ve önemli olduğu kabul edilmekle birlikte, bu amaca ulaşmak için kullanılan yöntemin, eğitim hakkına yapılan katı ve keskin bir müdahale olduğu, bu sebeple yukarıda belirtildiği üzere pek çok ilke ve kuralın ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.<br>3-En önemlisi de, gelir düzeyi düşük yoksul aile çocuklarının parasız olan Devlet üniversitelerinde eğitim görme haklarının kısıtlandığı, bu kişilerin vakıf üniversitelerini tercih etmeye yönlendirildiği, bu uygulamanın aileleri zor durumda bırakacağı, özel üniversitelerin bu öğrenciler tarafından tercih edilmemesi halinde bu öğrencilerin istemeyerek başka bölümleri tercih etmek zorunda kalacağı, bu durumun Yükseköğretim Kanununda yer alan eğitimde imkan ve fırsat eşitliğinin sağlanması ilkesini zedeleyeceği açıktır.<br>4-Sonuç itibarı ile; dava konusu düzenlemenin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.<br><br></font></p></body></html>

yürütme