<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/2639 E. , 2025/6201 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/2639<br>Karar No : 2025/6201 <br><br>DAVACILAR : 1- ... Derneği <br> 2- ... Platformu Derneği <br> 3- ... Derneği <br> 4- ... Derneği <br> 5- ... Odası <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVALI : ... Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...<br><br>DAVANIN_KONUSU : Davacılar tarafından, 04/04/2014 tarih ve 28962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin, 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in,<br>a) 1. maddesi ile 22. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (h) bendinin ve <br>b) 2. maddesi ile eklenen 39/A maddesinin,<br>iptaline karar verilmesi istenilmektedir. <br><br>DAVACILARIN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, <br>- Yapılan düzenlemelerin Anayasa'nın 2. maddesine, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine, RAMSAR Sözleşmesine aykırı olduğu;<br>- Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden, Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) sisteminde sürdürülebilir kullanım bölgesi tanımına yer verildiği, bu tanımda doğal kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanan koruma alanının, sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi altında ve doğanın korunmasıyla uyumlu doğal kaynakların düşük seviyeli endüstriyel olmayan kullanımının birincil amaçlarından biri olarak görüldüğü, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde yer verilen tanımın da bu tanımla uyumlu olduğu, bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere izin verilen faaliyetlerin ortak özelliğinin geleneksel faaliyetler olduğu, IUCN sisteminde sadece geleneksel faaliyetlere ek olarak rekreasyon ve uygun küçük ölçekli turizme izin verildiği, dava konusu düzenlemenin bu duruma aykırılık teşkil ettiği, Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde kamu yararı şartına yer verilmezken, (h) bendinde kamu yararı bulunan zorunlu altyapı faaliyetlerine izin verileceğinin düzenlendiği, bu durumun çelişkiye neden olduğu, idarenin bütün eylem ve işlemlerinde kamu yararının bulunması gerektiği, sulak alanlarda ekolojik dengeyi bozacak faaliyetlerin yasak olduğu, sadece kamu yararı kararı alınan her türlü projeye, ne olduğuna bakılmaksızın onay verilebileceği, “ekonomik yarar” ile “ekolojik ve toplumsal kayıplar” arasında bir dengenin gözetilmediği, “ekosistem bütünlüğünü telafi edici tedbirlerin” alınabilmesi için öncelikle ekosistem bütünlüğünün tanımının yapılması gerektiği, mevzuatımızda böyle bir tanıma yer verilmediği, ekosistem bütünlüğünü önce bozup sonra telafi etmeye çalışmanın yersiz olduğu; <br>- Yönetmeliğin 39/A maddesi yönünden, düzenlemenin yetki ve fonksiyon gaspı niteliğinde olduğu, 2863 sayılı Kanun uyarınca taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasının Kültür ve Turizm Bakanlığının iznine tabi kılındığı, kanunla verilen yetkinin yönetmelikle başka bir idareye verilemeyeceği ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından,<br>- Usul yönünden, davanın süre ve diğer ilk inceleme hususları yönünden incelenerek aykırılığın tespiti halinde davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiği;<br>- Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden, sürdürülebilir kullanım bölgesinde, mutlak koruma ve hassas koruma bölgesine nazaran insan kullanımının yer aldığı, dava konusu düzenleme ile sulak alan çevresinde yapılması zorunlu olan faaliyetlerin sulak alana zarar vermeden hayata geçirilmesinin amaçlandığı, projelerin alanında uzman kişiler tarafından hazırlanacağı ve ekosisteme asgari etki ile telafi edici tedbirlerin alınması kaydıyla yatırım yapılmasının hedeflendiği;<br>- Yönetmeliğin 39/A maddesi yönünden, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 410. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde düzenlenen “Tabiatın korunmasına yönelik politikalar geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, korunan alanların tespiti, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik ile av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak” görev ve yetkisinin Bakanlıklarına verildiği, 420. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde, “Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: a) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve sulak alanların tespiti, bunlardan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca tescil edilenlerin korunması, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek ve denetlemek” görev ve yetkisinin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne verildiği, anılan görev ve yetkilere istinaden sulak alanlardan Bakanlıklarına tesis edilen arazilerde, halkın vakit geçirebilmesi ve bilimsel aktivitelerde bulunabilmesi için ziyaretçi merkezi, sulak alan müzesi, gözetleme kulesi kafeterya vb. günübirlik faaliyetler için bazı altyapı, üstyapı ve diğer tesislerin Bakanlıklarınca yapıldığı savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden karar verilmesine yer olmadığı, 39/A maddesi yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI : ...<br>DÜŞÜNCESİ : 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile ana Yönetmelik'in 22. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (h) bendinin ve 2. maddesi ile ana Yönetmelik'e eklenen 39/A maddesinin iptali istenilmektedir.<br>2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununun 4. maddesi ve 3958 sayılı Kanunla uygun bulunan 17/05/1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi) hükümlerine dayanılarak, Türkiye’nin karasal sınırları ve kıta sahanlığı dâhilinde yer alan sulak alanların korunması, yönetimi ve geliştirilmesi ile bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemek amacıyla çıkarılan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği 04/04/2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve anılan Yönetmelik ile 17/05/2005 tarih ve 25818 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.<br>2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunmasının esas olduğu, sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamayacağı, bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alanın faaliyet sahibince eski haline getirileceği, sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usul ve esasların ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği, düzenlemesine yer verilmiştir.<br>4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununun 4. maddesinin 4. fıkrasında; sulak alanların kirletilemeyeceği, kurutulamayacağı ve bunların doğal yapılarının değiştirilemeyeceği, kurala bağlanmıştır. <br> 28/12/1993 tarih ve 3958 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 15/03/1994 tarih ve 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanarak 17/05/1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki Sözleşmenin (Ramsar Sözleşmesi) 1. maddesinde; bu sözleşmenin amacı bakımından, doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, bütün suların, bataklık, sazlık ve türbiyerlerin sulak alanlar olduğu, bu Sözleşmenin amacı bakımından, ekolojik olarak sulak alanlara bağımlı olan kuşların, su kuşları olduğu, 2. maddesinde; her akit tarafın, ülkesi toprakları içindeki elverişli sulak alanları, bundan böyle "Liste" adıyla tanımlanacak ve 8. madde uyarınca kurulacak Büro tarafından tutulacak olan "Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi"ne dahil edilmek üzere tayin edeceği, sulak alan hudutlarının kesinlikle belirtileceği ve aynı zamanda haritaya çizileceği, özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak önem taşıyan yerlerde, sulak alanlara mücavir olan akarsu ve deniz kıyı alanlarıyla, ada veya gel-git hareketinin çekilme devresinde derinliği altı metreyi geçen ve sulak alanlar dahilinde yer alan deniz sularıyla birleştirilebileceği, liste için sulak alanların seçiminin, bu sulak alanların ekoloji, botanik, zooloji, limnoloji ve hidroloji yönlerinden uluslararası önemlerine göre yapılacağı, hangi mevsimde olursa olsun, su kuşları için uluslararası öneme sahip sulak alanların öncelikle dahil edileceği, 3. maddesinde; akit tarafların, listeye dahil ettirdikleri sulak alanların korumasını geliştireceği ve ülkelerindeki diğer sulak alanları mümkün olduğu kadar akıllıca kullanılmasını sağlayacak şekilde formüle edeceği ve uygulayacakları, 4. maddesinde; her akit tarafın, listeye dahil olsun veya olmasın, sulak alanlarında tabiatı koruma alanları ayırarak sulak alanlarının ve su kuşlarının korunmasını geliştireceği ve yeterli inzibati tedbirleri alacağı, sulak alanlar ve bu sulak alanların bitki ve hayvan toplulukları hakkında araştırma yapılmasını, bilgi ve yayınların değişimini teşvik edeceği, uygun sulak alanların yönetimi yoluyla su kuşları populasyonlarının artırılması için çaba gösterecekleri, sulak alanların araştırma, yönetim ve muhafazasında yetenekli personelin eğitimini geliştirecekleri, öngörülmüştür.<br> Uyuşmazlığın dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesi ile Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin "Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları"nın belirlendiği 22. maddesine eklenen (h) bendine ilişkin kısmı yönüden;<br> Yönetmeliğin "Sürdürebilir kullanım bölgesi uygulama esasları" başlıklı 22. maddesinde; "(1) Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları şunlardır; <br>a) Bu alanlardaki doğal kaynak kullanımlarında mevcut geleneksel kullanıma devam edilir. <br>b) Yeni bir faaliyet talep edilmesi durumunda sulak alan ekosistemine zarar vermemesi şartı ile kullanıma yönetim planında yer verilebilir. <br>c) Çeltik tarımı ve su ürünleri istihsali yapılabilir. <br>ç) Kuş gözlem yapıları, gözlemevleri, seyir maksatlı yaya yolları, ziyaretçilerin ihtiyacını karşılamak amacıyla imar planı gerektirmeyen uygulamalar yapılabilir. Bu madde kapsamında planlanan projelere, alanların ekolojik yapılarına göre ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlük, Mahalli öneme haiz sulak alanlarda Bölge Müdürlüğünce izin verilir. <br>d) İçme, kullanma ve sulama suyu projelerine ait baraj, gölet, kanal, kanalet, pompa istasyonu gibi zorunlu altyapı projeleri, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün izni ile yapılır. Madensel tuzların çıkarılması, malzeme çıkarımı, kültür balıkçılığı ve bunlara ait zorunlu tesisler izin belgesi almak kaydıyla ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün izni ile yapılır. <br>e) 10 uncu ve 11 inci maddelerde yer alan usul ve esaslar çerçevesinde ticari turba çıkarımı ve saz kesimi yapılabilir. <br>f) Hayvan otlatılabilir. <br>g) Bu Yönetmelikte izin verilenler dışında hiçbir faaliyete ve yapılaşmaya izin verilemez. <br>ğ) Yapılaşmaya ilişkin uygulamalarda 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri geçerlidir." düzenlemesi yer almakta iken anılan maddeye (h) bendi eklenmiş ve "(d) bendinde düzenlenen zorunlu altyapı projeleri haricinde, kamu yararı kararı bulunan zorunlu altyapı projelerine, hazırlanacak Ekosistem Değerlendirme Raporu doğrultusunda, ekosistem bütünlüğünü telafi edici tedbirlerin alınması şartıyla Bakanlıkça izin verilebilir" düzenlemesi getirilmiştir.<br>Öncelikle belirtilmelidir ki; hukukun temel ilkelerinden olan "öngörülebilirlik" ilkesine göre, kanunî ve idari düzenlemelerin açık ve net olması gerekir.<br> Hukukun diğer temel ilkelerinden olan "belirlilik" ilkesine göre ise, düzenlemenin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde, yani idare tarafından takdir yetkisine dayanılarak keyfi uygulamalara imkan verilmeyecek biçimde yapılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de, bir çok kararında "hukuki belirlilik" ilkesine vurgu yapmış; kanuni ve idari düzenlemelerin belirlilik ilkesine uygun olması gerektiğini belirtmiştir.<br>Uyuşmazlığa konu düzenleme incelendiğinde; sürdürülebilir kullanım bölgelerinde, Yönetmeliğin 22. maddesinde sınırlı olarak sayılan faaliyetler, alt yapı projeleri ve tesislere ek olarak, "kamu yararı kararı bulunan zorunlu altyapı projeleri"nin bu bölgelerde uygulanmasına imkan tanındığı anlaşılmaktadır.Ancak, maddede kamu yararı kararının, hangi kurum ya da merci tarafından alınacağı belirli olmadığı gibi zorunlu altyapı projeleri ifadesi ile neyin kastedildiği de açık değildir.<br>Bahsi geçen "altyapı projeleri" ifadesi ile; alanda izin verilen faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla alanın kullanımı için zorunlu olan ve aynı maddenin (d) bendinde sayılmayan altyapı projelerinin mi yoksa güzergahları zorunlu olarak bu bölgelerden geçecek daha büyük altyapı projelerinin mi kastedildiği anlaşılamadığı gibi bu faaliyetlere hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye de yer verilmediği görülmektedir."Zorunlu" ifadesi de muğlak olup gerçekleştirilecek altyapı projesinin ne gibi durumlarda zorunlu kabul edileceğine ilişkin de herhangi bir belirleme yapılmadığı görülmektir.<br>Dava konusu düzenlemede yer alan "altyapı projeleri" ifadesinin neleri kapsadığının ve zorunluluk halinin ortaya konulmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, düzenlemenin hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkesine aykırılık taşıdığı, takdir yetkisinin keyfi uygulamalara yol açabilecek şekilde kullanılmasına imkan sağlayacağı ve sürdürülebilir kullanım alanlarının ekolojik yapısının bozulmasına neden olacak uygulamalara yol açabileceği, bu durumun da koruma ilke ve esaslarıyla bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. <br> Yönetmeliğin 2. maddesi ile ana Yönetmelik'e eklenen 39/A maddesinin incelenmesi:<br>Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğine, 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile 39. maddeden sonra gelmek üzere eklenen 39/A maddesinde "(1) Sulak alanlarda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesisler Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır. Söz konusu tesislerin işletilmesi ve/veya işlettirilmesi Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır.<br>" düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin dayanaklarından olan 10/07/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 410. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, sulak alanların korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak, Tarım ve Orman Bakanlığının, 420. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, sulak alanların tespiti, korunması, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek ve denetlemek, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br> Dava konusu Yönetmelik maddesinde, yukarıda yer verilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile davalı idareye verilen görev ve yetkiler doğrultusunda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde, bu alanların bakımı, korunması, yönetimi ve yapılabilecek diğer faaliyetler için gereken alt yapı, üst yapı ve tesislerin Genel Müdürlükçe yapılması, yaptırılması ve bunların işletilmesi veya işlettirilmesine yönelik düzenlemeye yer verildiği, söz konusu düzenlemenin, dayanağı üst hukuk normuna aykırılık taşımadığı sonucuna varılmıştır.<br>Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesi ile Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin "Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları"nın belirlendiği 22. maddesine eklenen (h) bendine ilişkin bölümünün iptaline,diğer kısımları yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Onuncu ve Dördüncü Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br> <br>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :<br> 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu'nun 4. maddesi ve 3958 sayılı Kanunla uygun bulunan 17/05/1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi) hükümlerine dayanılarak, Türkiye’nin karasal sınırları ve kıta sahanlığı dâhilinde yer alan sulak alanların korunması, yönetimi ve geliştirilmesi ile bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemek amacıyla çıkarılan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, 04/04/2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve anılan Yönetmelik ile 17/05/2005 tarih ve 25818 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.<br> Bakılan dava; 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile ana Yönetmelik'in 22. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (h) bendinin ve 2. maddesi ile ana Yönetmelik'e eklenen 39/A maddesinin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.<br> <br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> USUL YÖNÜNDEN:<br>Davalı...Bakanlığı tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüştür.<br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde,<br>"1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. ...<br>4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler." hükmüne yer verilmiştir.<br>Uyuşmazlıkta; 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu Yönetmeliğe karşı, dava açma süresi içinde 29/04/2021 tarihinde dava açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir. <br>Öte yandan, davalı idarenin usule ilişkin diğer iddiaları da yerinde görülmemiştir. <br><br> ESAS YÖNÜNDEN:<br> İlgili Mevzuat:<br> 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunmasının esas olduğu, sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamayacağı, bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alanın faaliyet sahibince eski haline getirileceği, sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usul ve esasların ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği kuralına yer verilmiştir.<br> 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu'nun 4. maddesinin 4. fıkrasında, sulak alanların kirletilemeyeceği, kurutulamayacağı ve bunların doğal yapılarının değiştirilemeyeceği kurala bağlanmıştır. <br> 10/07/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 410. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, tabiatın korunmasına yönelik politikalar geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, korunan alanların tespiti, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik ile av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak, Tarım ve Orman Bakanlığının; 420. maddesinin 1. fıkrasının, dava konusu düzenlemelerin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan haliyle (a) bendinde, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve sulak alanların tespiti, bunlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilenlerin korunması, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek ve denetlemek, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br> 28/12/1993 tarih ve 3958 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 15/03/1994 tarih ve 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanarak 17/05/1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi)'nin 1. maddesinde, bu Sözleşmenin amacı bakımından, doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, bütün suların, bataklık, sazlık ve türbiyerlerin sulak alanlar olduğu, bu Sözleşmenin amacı bakımından, ekolojik olarak sulak alanlara bağımlı olan kuşların, su kuşları olduğu; 2. maddesinde, her akit tarafın, ülkesi toprakları içindeki elverişli sulak alanları, bundan böyle "Liste" adıyla tanımlanacak ve 8. madde uyarınca kurulacak Büro tarafından tutulacak olan "Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi"ne dahil edilmek üzere tayin edeceği, sulak alan hudutlarının kesinlikle belirtileceği ve aynı zamanda haritaya çizileceği, özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak önem taşıyan yerlerde, sulak alanlara mücavir olan akarsu ve deniz kıyı alanlarıyla, ada veya gel-git hareketinin çekilme devresinde derinliği altı metreyi geçen ve sulak alanlar dahilinde yer alan deniz sularıyla birleştirilebileceği, liste için sulak alanların seçiminin, bu sulak alanların ekoloji, botanik, zooloji, limnoloji ve hidroloji yönlerinden uluslararası önemlerine göre yapılacağı, hangi mevsimde olursa olsun, su kuşları için uluslararası öneme sahip sulak alanların öncelikle dahil edileceği; 3. maddesinde, akit tarafların, listeye dahil ettirdikleri sulak alanların korumasını geliştireceği ve ülkelerindeki diğer sulak alanları mümkün olduğu kadar akıllıca kullanılmasını sağlayacak şekilde formüle edeceği ve uygulayacakları; 4. maddesinde, her akit tarafın, listeye dahil olsun veya olmasın, sulak alanlarında tabiatı koruma alanları ayırarak sulak alanlarının ve su kuşlarının korunmasını geliştireceği ve yeterli inzibati tedbirleri alacağı, sulak alanlar ve bu sulak alanların bitki ve hayvan toplulukları hakkında araştırma yapılmasını, bilgi ve yayınların değişimini teşvik edeceği, uygun sulak alanların yönetimi yoluyla su kuşları populasyonlarının artırılması için çaba gösterecekleri, sulak alanların araştırma, yönetim ve muhafazasında yetenekli personelin eğitimini geliştirecekleri öngörülmüştür. <br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>1- Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin incelenmesi:<br> Yönetmeliğin "Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları" başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, aynı fıkranın (d) bendinde düzenlenen zorunlu altyapı projeleri haricinde, kamu yararı kararı bulunan zorunlu altyapı projelerine, hazırlanacak Ekosistem Değerlendirme Raporu doğrultusunda, ekosistem bütünlüğünü telafi edici tedbirlerin alınması şartıyla Bakanlıkça izin verilebileceği düzenlemesine yer verilmiştir.<br>İdari yargı yerleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinde sayılan ve ilk inceleme sorunu olarak kabul edilen haller (görev, yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, dilekçe ret sebepleri) ile anılan Kanun'un 31. maddesiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na yapılan atıf gereği davayı sonlandıran taraf işlemlerinin (feragat, kabul) gerçekleştiği durumlar dışında, kural olarak (aksi yöndeki özel kanun hükümleri vb. dışında) davanın esasını inceleyip sonuçlandırmakla görevlidirler.<br>Bununla birlikte, uygulamada yukarıda sayılan haller dışında uyuşmazlığın esasının karara bağlanmasını engelleyen durumlar (derdestlik, işlemin geri alınması/kaldırılması, sulh vb.) ile karşılaşılabildiğinden, idari yargı yerlerince, "incelenmeksizin ret" ya da "karar verilmesine yer olmadığı" yolunda uyuşmazlığın esasının incelenmediği kararlar da verilmektedir. <br>Uygulamada idari yargı yerlerinin, davanın konusuz kaldığından bahisle, karar verilmesine yer olmadığı yolunda karar verdiği durumlardan biri de, aynı işlemin iptali istemiyle birden fazla davanın açıldığı durumlarda; davalardan birinde (ana dava), bu işlemin iptaline karar verilmesi hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir durumda, idari yargı yerleri, işlemin iptali yolundaki hükme atıfta bulunarak, işin esasının incelenmesine olanak bulunmadığından bahisle, davanın konusuz kaldığını belirterek, diğer davalarda iptal istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar vermektedirler.<br>Öte yandan; hukuk düzenimizde istikrarı ve hukuk güvenliğini sağlama amacı taşıyan "kesin hüküm", doktrinde, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere iki başlıkta ele alınmaktadır. Şekli anlamda kesin hüküm ile, görülmekte olan davanın şeklen sona ermesi, olağan kanun yollarının tüketilmesi ya da bulunmaması kastedilmektedir. Maddi anlamda kesin hüküm ise; uyuşmazlığın esasını çözen nihai yargı kararlarının, kimse tarafından değiştirilememesini ve daha sonra açılan dava bakımından bağlayıcı olmasını; diğer bir anlatımla taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir daha dava konusu yapılamamasını ifade etmektedir. <br>Buna göre, gerek yargısal içtihatlarda, gerekse doktrinde, davanın esastan reddine ilişkin kararların mutlak anlamda kesin hüküm niteliği taşımadığı kabul edilmekte iken; iptal kararları, işlemin hukuka aykırı olduğunu ortaya koymak suretiyle işlemi hukuken ortadan kaldırdığından, daha önce verilen iptal kararının, işlemle ilişkisi bulunan kişilerin, aynı işlemin iptali istemiyle açacakları davalarda kesin hüküm etkisini gösterdiği kabul edilmektedir. <br>Bu çerçevede, idari yargı yerleri tarafından bir idari işlemin iptali yolunda verilen karar şeklen kesinleştiğinde, aynı zamanda herkes açısından "maddi anlamda kesin hüküm" niteliği kazanmaktadır. Ayrıca böyle bir hükmün, aynı işlemin dava konusu edildiği ve yargılaması devam olunan diğer uyuşmazlıklar için bağlayıcı olduğu ve idari yargı yerlerince de dikkate alınması gerektiği açıktır.<br>Bu itibarla, aynı işlemin iptali istemiyle görülen birden çok davanın bulunduğu hallerde, davalardan birinde idari yargı merciince dava konusu işlemi bütün sonuçları ile ortadan kaldıran iptal kararının verilmesi ve bu iptal kararının kesinleşmiş olması durumunda, konusu kalmayan dava(lar) hakkında "karar verilmesine yer olmadığı kararı" verilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, belirtilen durumlarda, konusu kalmadığı gerekçesiyle, idari yargı merciince "karar verilmesine yer olmadığı kararı" verilebilmesi için, aynı işlemin iptali istemiyle farklı bir davacı tarafından açılan davada, idari işlemin tüm sonuçları ile birlikte ortadan kalkması sonucunu doğuracak nitelikteki iptal kararının kesinleşmesi gerekmektedir.<br> Uyuşmazlıkta; dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin iptali istemiyle farklı bir davacı tarafından açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin (Danıştay Onuncu Dairesi ile müştereken yapılan) 08/03/2023 tarih ve E:2021/4820, K:2023/2463 sayılı kararıyla dava konusu maddenin iptal edildiği, anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/02/2024 tarih ve E:2023/1411, K:2024/377 sayılı kararıyla kesin olarak onandığı, dolayısıyla maddi ve şekli anlamda kesin hüküm halini alan bir idari yargı kararı ile iptal edildiği anlaşılan ve hukuk aleminde bulunmayan dava konusu düzenleme hakkında tekrar iptal kararı verilmesine hukuken olanak bulunmadığı dikkate alındığında, anılan düzenleme yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılmaktadır.<br>2- Dava konusu Yönetmeliğin 39/A maddesinin incelenmesi:<br>Yönetmeliğin "İşletme/İşlettirme" başlıklı 39/A maddesinde, sulak alanlarda, Tarım ve Orman Bakanlığına tahsis edilen yerlerde koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesislerin Doğa ve Milli Parklar Genel Müdürlüğince yapılacağı veya yaptırılacağı, söz konusu tesislerin işletilmesi ve/veya işlettirilmesinin Genel Müdürlükçe yapılacağı veya yaptırılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.<br> Davacılar tarafından; düzenlemenin yetki ve fonksiyon gaspı niteliğinde olduğu, 2863 sayılı Kanun uyarınca taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasının Kültür ve Turizm Bakanlığının iznine tabi kılındığı, kanunla verilen yetkinin yönetmelikle başka bir idareye verilemeyeceği ileri sürülmüştür.<br>Davalı tarafından; dava konusu düzenlemenin, 10/07/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanı Kararnamesinin 410. ve 420. maddeleri ile Bakanlık ve Doğa ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne verilen görev ve yetkiler çerçevesinde, sulak alanlarda Bakanlığa tahsis edilen bölgelerde, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği uyarınca yapılabilecek faaliyetler ve hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesislerin işletilmesine ilişkin hükümler içerdiği; öte yandan, uyuşmazlığa konu Yönetmelikte tüm koruma bölgelerinde yapılabilecek faaliyet, tesis ve işletmelerin özel olarak belirlendiği, dava konusu düzenlemenin diğer hükümlere aykırı yapılaşmaya olanak sağlamasının söz konusu olmadığı savunulmuştur.<br>Uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin dayanaklarından olan 10/07/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 410. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, sulak alanların korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak Tarım ve Orman Bakanlığının; 420. madesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, sulak alanların tespiti, korunması, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek ve denetlemek Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br>Dava konusu Yönetmelik maddesinde, yukarıda yer verilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile davalı idareye verilen görev ve yetkiler doğrultusunda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde, bu alanların bakımı, korunması, yönetimi ve yapılabilecek diğer faaliyetler için gereken altyapı, üst yapı ve tesislerin Genel Müdürlükçe yapılması, yaptırılması, işletilmesi veya işlettirilmesine yönelik düzenlemeye yer verildiği, söz konusu düzenlemenin, dayanağı üst hukuk normuna aykırılık taşımadığı sonucuna varılmıştır.<br>Her ne kadar davacılar tarafından, dava konusu kuralın 2863 sayılı Kanun'a aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; anılan Kanun'un amaç ve kapsamının dava konusu Yönetmelikle düzenlenen sulak alanların koruma, yönetim ve işletme rejiminden farklı olduğu, sulak alanların anılan Kanun kapsamında bir koruma rejimine tabi olmadığı sürece yetkinin davalı Bakanlığa ait olduğu, doğal sit alanı gibi 2863 sayılı Kanun'a tabi bir koruma statüsüne alınması halinde ise sürecin meri mevzuat (2863 sayılı Kanun vb.) uyarınca Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde yürütüleceği, bu nedenle bahse konu iddianın dava konusu Yönetmelik kuralını hukuka aykırı hale getirmeyeceği, kaldı ki somut olay uyuşmazlıklarının idari yargı denetimine de tabi olduğu anlaşıldığından, davacıların anılan iddiasına itibar edilmemiştir.<br>Nitekim, dava konusu maddenin iptali istemiyle açılan başka bir davada, Danıştay Altıncı Dairesinin (Danıştay Onuncu Dairesi ile müştereken yapılan) 08/03/2023 tarih ve E:2021/4820, K:2023/2463 sayılı davanın reddi yolundaki kararı, tarafların temyiz isteminde bulunması üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 26/02/2024 tarih ve E:2023/1411, K:2024/377 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. (Anılan kesinleşmiş yargı kararının "davanın reddine" ilişkin bulunması nedeniyle maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğinin kabulüne olanak bulunmadığı açıktır.)<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1.04/04/2014 tarih ve 28962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin, 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle eklenen;<br>a) 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden konusu kalmayan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oybirliğiyle,<br>b) 39/A maddesi yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla,<br>2. Sonuç itibariyle dava kısmen ret, kısmen karar verilmesine yer olmadığına kararı ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin yarısına karşılık gelen ... TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, diğer yarısına karşılık gelen ... TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, ... TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,<br>4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,<br>5. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 18/12/2025 tarihinde karar verildi.<br><br><br>(X)-KARŞI OY :<br>Dava, 04/04/2014 tarih ve 28962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin, 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile 22. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (h) bendinin ve 2. maddesi ile eklenen 39/A maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.<br>Dava konusu Yönetmeliğin 39/A maddesi yönünden:<br> 19/03/2021 tarih ve 31428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu Yönetmelik değişikliğinin 2. maddesi ile Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin 39. maddesinden sonra gelmek üzere 39/A maddesi eklenmiş ve "(1) Sulak alanlarda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesisler Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır. Söz konusu tesislerin işletilmesi ve/veya işlettirilmesi Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır.<br>" düzenlemesine yer verilmiştir,<br>Yönetmelik değişikliği ile getirilen madde incelendiğinde; sulak alanlarda Bakanlığa tahsis edilen alanlardaki tesislerin yapımı ve işletilmesine ilişkin düzenlemelere yer verildiği, ancak bu alanlarda Bakanlığa tahsisin hangi amaçla ve ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme içermediği ve belirsizliğe yol açtığı sonucuna varıldığından, hukuki belirlilik ilkesine aykırı bulunan anılan düzenlemenin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. <br><br><br><br></font></p></body></html>
vergi