<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2023/5118 E.  ,  2025/2244 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2023/5118<br>Karar No : 2025/2244 <br><br>DAVACI : ...<br><br>DAVALI : Hasım gösterilmemiştir.<br> <br>DAVANIN KONUSU : 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca hazırlanan Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra, dava dilekçesi anılan Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi yönünden incelenerek gereği görüşüldü:<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.<br>Dava dosyasının incelenmesinden;<br>Davacının iptalini istediği 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasında, "Birden fazla cezanın toplanarak infazı hâlinde, açık kuruma ayrılmada esas alınacak suç, koşullu salıverilme tarihine en az sürenin arandığı suçtur." düzenlemesine yer verildiği,<br>Dairemizin 13/11/2024 tarihli ara kararıyla, iptali istenilen düzenlemenin davacıya uygulanıp uygulanmadığının veya hükümlü olduğu birden fazla mahkumiyet cezası varsa uygulanıp uygulanmayacağının, davacı tarafından bu hususta yapılmış herhangi bir başvurunun ve bir başvuru yapılmışsa tesis edilmiş bir işlemin veya verilmiş bir infaz hakimliği kararının bulunup bulunmadığının davacı ve davacının halihazırda bulunduğu ve daha önce bulunmuş olduğu ceza infaz kurumu idarelerine sorulduğu,<br>Dairemizin anılan ara kararına davacı tarafından cevap verilmediği,<br>... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından, davacının açık ceza infaz kurumuna nakil talebinde bulunduğunun, ancak, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayırma Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki "Haklarında ikinci defa tekerrür hükmü uygulananların açık kuruma ayrılamayacağı" yönündeki düzenlemeye istinaden talebinin reddedildiğinin, adı geçenin ... tarihine kadar kurumlarında kaldığının, anılan tarihte kapsama gücünün aşılması nedeniyle ... Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakil gittiğinin, kurumlarında kaldığı süre boyunca Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayırma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının davacıya uygulanabileceği herhangi bir durumun oluşmadığının belirtildiği, ... Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün ... tarihli yazısında ise, davacı hükümlü, kurumlarında barındığı süre içerisinde açık ceza infaz kurumlarına ayrılma talebinde bulunmadığından hakkında verilmiş bir kararın bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.<br>Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapabilmesi oluşturmaktadır. Anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumundadır. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, idari işlemin yargı denetimine tabi tutulması belirli usuli koşullara bağlanmıştır. Bu çerçevede, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aramaktadır.<br>İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.<br>Bununla birlikte, iptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur.<br>Subjektif ehliyet için gerekli olan kişisel, meşru, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi veya manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunması dava açmak için gerekli sayılmaktadır.<br>Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2018 tarih ve 2015/3690 başvuru numaralı kararında da; "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı; idari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi maksadıyla idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir." ifadelerine yer verilerek sözü edilen usul kuralının düzenlenme amacı ortaya konulmuştur.<br>Bu bağlamda sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları ise, her somut olay ve davada yargı yerince uyuşmazlığın niteliği ve ilgili mevzuat hükümleri gözönünde bulundurularak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardan hareketle değerlendirilmektedir.<br>Bakılan uyuşmazlıkta, hükümlü olan davacı tarafından Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayırma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının iptali istenilmişse de, davacının açık kuruma nakil talebinin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayırma Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki düzenlemeye istinaden reddedildiği, konuya ilişkin başkaca bir talebin de bulunmadığı, bir başka deyişle, iptali istenilen düzenlemenin davacıya uygulanmadığı anlaşılmış olup; uygulanmayan bir düzenleyici işlemin davacının güncel, kişisel ve meşru menfaatini ihlal ettiğinden söz edilemeyeceği açık olduğundan, davacının işbu davada dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>Bu durumda, dava konusu düzenleyici işlem ile hükümlü olan davacı arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisi bulunmadığından, davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir.<br><br>KARAR SONUCU :<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca ehliyet yönünden DAVANIN REDDİNE,<br>2- Aşağıda ayrıntısı gösterilen ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına ve resmi posta parasından harcanan toplam ... TL'nin davacıdan tahsili için ilgili vergi tahsil dairesine müzekkere yazılmasına, artan posta ücretinin ise davacıya iadesine, <br>3- Kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/04/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br><br></font></p></body></html>

vergi