<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2023/4645 E. , 2025/8897 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2023/4645<br>Karar No : 2025/8897 <br><br>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI): ... Valiliği <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Çaldıran Kaymakamlığı emrinde Köy Korucusu olarak görev yapan davacı tarafından, Güvenlik Korucuları Yönetmeliğinin 17/ç.7 bendinde yer alan "uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri imal etmek veya ticaretini yapmak, kullanılmasını kolaylaştırmak, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu madde kullanmak" suçunu işlediğinden bahisle görevine son verilmesine ilişkin Van Valiliği'nin 30/05/2019 Olur tarihli işleminin iptali ile yoksun kaldığı tüm özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br><br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı hakkında tesis edilen işlemin dayanak maddesinin ilgili Yönetmelikte disiplin cezaları arasında sayıldığı, davacının bu madde uyarınca görevden çıkarılabilmesi için davalı idarece öncelikle davacı hakkında usulüne uygun bir şekilde disiplin soruşturması başlatılması, muhakkik atanması, soruşturma raporu hazırlandıktan sonrasında ise son savunmasının alınması gerektiği, ancak dava dosyasındaki bilgi belgelerden davacı hakkında usulüne uygun bir disiplin soruşturması yürütülmediği anlaşıldığından, göreve son vermeye ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125'inci maddesinin son fıkrasında yer verilen, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü uyarınca, hukuka aykırı bulunan dava konusu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının hesaplanarak dava tarihi olan 31/05/2021 tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini, özlük haklarının iadesi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının dava tarihi olan 31/05/2021 tarihten itibaren itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmiştir.<br><br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince verilen kararda; Her ne kadar ilk derece aşamasında davalı idarece süre itirazında bulunulmamış ise de, öncelikle davalı idarenin istinaf aşamasında ileri sürdüğü ve herhangi bir somut veriye dayanmayan "davanın süresinde açılmadığı" yönündeki iddiasının ele alınması gerektiği, dava açma süresinin başlaması anlamında hukuk aleminde sonuç doğuran şeyin bir takım olgu veya olaylardan hareketle bir işlemin tesis edilmiş olup olmadığının kestirilmesi değil, o işlemin mevzuata uygun bir şekilde ilgiliye tebliğ edilmiş olması olduğu, 2577 sayılı Kanunun bunu öngördüğü gibi, hayatın olağan akışının da bunu gerektirdiği, dolayısıyla, işbu davanın süresinde açılmış olup olmadığının muhakemesi için, dava konusu işlemin davacıya mevzuata uygun bir şekilde tebliğ edilmiş olup olmadığının, mevzuata uygun bir tebligat var ise bunun tarihinin ne olduğunun tespiti; bu tespit mümkün olmazsa 7201 sayılı Tebligat Kanununun 32/2. maddesinin uygulanması, yani dava dilekçesinde beyan edilen tebliğ-ıttıla tarihinin esas alınması gerektiği, dosyanın incelenmesinden; dava konusu "30/05/2019 olur tarihli 2019/06 karar numaralı" işlemin davacıya tebliğine dair olan, yani üzerinde 30/05/2019 olur tarihli 2019/06 karar numaralı işlemin davacıya tebliğ edildiği yazılı olan herhangi bir tebliğ belgesinin dosyada bulunmadığı, usulüne uygun olarak davacıya tebliğ edildiği ortaya konulamayan bu işleme karşı 31/05/2021 tarihinde açılan işbu davanın süresinde olduğu sonucuna ulaşıldığı, davacının görevine son verildiğini dava konusu işlemin tesis tarihini takip eden ayın maaş gününde öğrenmesi gerektiğinin kabulü ile, davacının görevine son verilmesine ilişkin işleme karşı takip eden ayın maaş gününden itibaren altmış günlük dava açma süresi içerisinde dava açması gerektiğinin de söylenemeyeceği, zira, davacının dava konusu işlemden maaşını alamadığı bir sonraki ay haberdar olacağının varsayıma dayanacağı, varsayıma dayalı olarak maaşını alamadığı bir sonraki ay içerisinde haberdar olduğu kabul edilerek davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilemeyeceği sonucuna da ulaşıldığı, İşin esasına gelince: "Güvenlik korucuları ile korucu başlarının; görevlendirme şekilleri, göreve alınmalarında aranacak şartlar, görevleri, uygulanacak disiplin cezaları ve görevlerine son verilmesini gerektiren haller, disiplin amirleri, yararlanacakları giyim eşyaları ile bunların şekli ve verilme zamanları, eğitim ve denetim usûl ve esasları, sicil ve izinleri, ilk müracaatlarında sahip olmaları gereken sağlık şartları, başka bir işte çalışma hakları ile bu Kanunda yer alan diğer hususlara ilişkin uygulamalar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir." şeklindeki 442 sayılı Köy Kanununun en son 700 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile değişikliğe uğrayan Ek 18. maddesi uyarınca 2008/13105 sayılı Güvenlik Korucuları Yönetmeliği'nin çıkarıdığı ve Yönetmeliğin 17. maddesinde disiplin hükümleri düzenlenerek, hangi halde hangi disiplin cezalarının verileceği bu şekilde belirlenmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin 24/03/2022 tarihli 31788 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 24/02/2022 tarihli E:2021/2, K:2022/20 sayılı kararıyla maddede yer alan "...uygulanacak disiplin cezaları..." ibaresinin iptaline karar verildiği, bu durumda, kanuni bir dayanak olmaksızın ceza verilemeyeceği veya verilen cezaların kanuni dayanaklarının sonradan ortadan kalkması halinde cezaların ortadan kaldırılması gerektiği hususunun açık olduğu, davacıya disiplin cezası verilmesine dair olan işbu dava konusu işlemin Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararı sebebiyle kanuni dayanaktan yoksun hale geldiği anlaşıldığından, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna ulaşıldığı, burada, Anayasa Mahkemesinin anılan kararında iptal kararının Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olmasının somut olaya etkisinin de değerlendirilmesi gerektiği, bir Kanun ya da KHK'nın uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerektiği, aksi halde Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygulama tarihinin belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olacağı ki bu durumun, Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kısmen gerekçeli reddine, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesinde ''Genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemlerinin'' harçtan müstesna tutulduğunun belirtildiği; harçtan bağışık olan kamu idarelerinin haksız çıktığı davalar dolayısıyla davacı tarafından adli yardım sebebiyle ödenmeyen harcın yargılama gideri olarak kabul edilip, davalı idareden tahsili için tahsil dairesine müzekkere yazılması uygulamasının, harçtan muaf ya da işlemleri istisna edilmiş bir idarenin her ne suretle olursa olsun, harç ödemekle yükümlü tutulmasına sebebiyet vermesi nedeniyle kanun ile tesis edilen yargı harcı muafiyeti ve istisnası yoluyla kanun koyucunun ulaşmak istediği amaca ve harç muafiyet ve istisna müessesesinin özüne tam olarak uygun olmadığı, diğer yandan, davacıların adli yardım taleplerinin kabul edilmesi sebebiyle resmi giderden karşılanan posta ücreti gibi diğer yargılama giderlerinin de davanın davacı lehine sonuçlanması ve davalının genel bütçeye dahil idare olması halinde, davalının genel bütçeye dahil bir idare olduğu dikkate alınarak kamu üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinafa konu Mahkeme kararının hüküm fıkrasında yer alan "Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339/(1) maddesi uyarınca adli yardım talebinin kabul edilmesi nedeniyle alınmayan ve Devletçe karşılanan 510,80-TL yargılama giderinin davalı idareden tahsili için hükmün kesinleşmesinden sonra ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına" ibarelerinin "davacının adli yardım istemi kabul edildiğinden başlangıçta kendisinden tahsil edilmeyen ve aşağıda dökümü yapılan yargılama giderinin davalı idarenin genel bütçeye dahil bir idare olduğu da dikkate alınarak kamu üzerinde bırakılmasına" şeklinde düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle kısmen düzelterek reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacı hakkında işlem tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata uygun şekilde dava konusu göreve son işleminin tesis edildiği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE: <br>MADDİ OLAY : <br>Çaldıran Kaymakamlığı emrinde Köy Korucusu olarak görev yapan davacı tarafından, Güvenlik Korucuları Yönetmeliğinin 17/ç.7 bendinde yer alan "uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri imal etmek veya ticaretini yapmak, kullanılmasını kolaylaştırmak, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu madde kullanmak" suçunu işlediğinden bahisle görevine son verilmesine ilişkin Van Valiliği'nin 30/05/2019 Olur tarihli işlemi üzerine bakılan dava açılmıştır.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT:<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde; ''1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz." hükmüne, aynı Kanun'un 11. maddesinde de; "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmüne yer verilmiştir. <br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br>Dosyanın incelenmesinden; davacının görevine son verilmesine ilişkin dava konusu işlemin 30/05/2019 tarihinde tesis edildiği, dava dilekçesinde davacının kendisine dava konusu işlem tebliğ edilmediğinden söz konusu işleme ilişkin bilgisinin bulunmadığını, idareden bilgi istenilmesi üzerine idare tarafından verilen 13/04/2021 tarihli cevaba göre 31/05/2021 tarihinde dava açıldığı görülmüştür. <br>Davacının güvenlik korucu olarak görev yaptığı, yaptığı vazifenin gereği olarak operasyona katılma, nöbet tutma gibi sorumluluklarının bulunduğu, yaptığı koruculuk hizmeti karşılığı aylık maaş aldığı, vazifelerini yerine getirmemesi halinde soruşturma ve idari yaptırımla karşılaştığı hususları göz önüne alındığında; 30/05/2019 tarihinde görevine son verilen davacı güvenlik korucusunun, kendisine dava konusu işlem tebliğ edilmese dahi, görevine son verilmesi işleminden en geç maaş alamadığı 15/06/2019 tarihinde haberdar olduğunun kabul edilmesi, bu tarihten itibaren davacı tarafından idareye başvuru yapılması veya dava açılması gerektiği, bu tarihlerden çok sonra 01/04/2021 tarihinde idareye yapılan başvuruya verilen cevap üzerine 31/05/2021 tarihinde açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.<br>Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali ve parasal hakların ödenmesi, özlük hakların iadesi yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin gerekçeli reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br>Her ne kadar, Bölge İdare Mahkemesi kararı hakkında Dairemizce bozma kararı verilmişse de; 492 sayılı Harçlar Kanununun "Mevzuu" başlıklı 2. maddesinde; " Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabidir.", "Mükellef" başlıklı 11. maddesinde "Genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını istiyen kişiler ödemekle mükelleftir.", "Harçdan müstesna işlemler" başlıklı 13. maddesinde, "Aşağıda yazılı mevzular harçdan müstesnadır: (...) j) Genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemleri." hükmüne yer verilmiştir. <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde, yargılama giderlerinin kapsamı sayılmış olup; 326/1. maddesinde, "Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir."; "Yargılama giderlerine hükmedilmesi" başlıklı 332. maddesinde, "(1) Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. (2) Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. (3) Hükümden sonraki yargılama giderlerini <br> hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır." hükmü yer almıştır.<br>Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesi neticesinde; davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin yargı harçlarını ödemekle mükellef olduğu, Harçlar Kanunu'nun 13/1-j bendi gereğince Genel Bütçeye dahil idarelerin Harçlar Kanununun (1) ve (3) sayılı tarifelerine giren bütün işlemlerinin harçtan muaf olduğu, anılan Kanun maddesiyle öngörülen muafiyetin bu idarelerin davacı veya kanun yollarına başvuran sıfatını haiz olduğu davalar için söz konusu olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesinin 1. fıkrasında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen tarafa yükleneceğine açıkça yer verildiği, yargı harçlarının da yargılama giderlerinin bir unsuru olduğu, dava açılırken davacı tarafından yatırılan veya adli yardım nedeniyle yatırılması ertelenen ve dava sürecinde yargılama giderine dönüşen yargı harçlarının -haklılık oranı gözetilerek- davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.<br>Diğer yandan; yargılama giderlerine hükmedilmesinin kamu düzeninden olduğu ve Mahkemelerce re'sen incelenmesi gerekeceğinden, bu kapsamda yapılan değerlendirmelerin aleyhe bozma yasağı kapsamı dışında olduğunun kabulü gerekmektedir.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Temyiz isteminin kabulüne,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:... K:...2 sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, <br>4. Kesin olarak, 21/11/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. <br><br></font></p></body></html>
vergi