<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/841 E. , 2025/3911 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE <br>Esas No : 2024/841<br>Karar No : 2025/3911<br> <br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ... adına velayeten ... ve ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ... <br><br>İSTEMİN_KONUSU :...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından, küçük çocukları ...'ın 28/11/2012 tarihinde Doç. Dr. Yaşar Eryılmaz Doğubayazıt Devlet Hastanesinde doğumu sırasında yanlış müdahalede bulunulması nedeniyle sakat kaldığı ileri sürülerek 3.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın reddi yolunda verilen ilk kararın, Danıştay Onuncu Dairesinin 02/12/2020 tarih ve E:2019/6536, K:2020/5607 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozmaya uyularak ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı raporu doğrultusunda; davacı annenin daha önce iki kez iri bebek doğum yapmış olmasına rağmen doğum süresince rutin doğum takiplerine devam etmiş olduğuna dair aile hekimliği veya herhangi bir hastane tarafından düzenlenmiş tıbbi belgenin mevcut olmadığı, ayrıca hekim-hasta ilişkisinde tıbbi müdahalelerde ve tıbbi takiplerde hastanın da en az hekim kadar kendi durumuyla ilgili riayet etmesi gereken hususların olduğu, şahsın daha önceki doğumlarına ait herhangi bir doğum komplikasyon bilgisinin de bulunmadığı, fetal başın doğum yolunda aşağıya inmiş olduğu, doğum eyleminin henüz başlamamış olduğu bir hastada bile tahmini fetal ağırlık için yaklaşık 500 gr yanılma payı olabileceği bilinmekle birlikte bu hasta için doğum başlamış olmasından dolayı bu yanılma payının daha fazla olabileceğinin kaçınılmaz olduğu, fetal makrozomide komplike olmayan multipar gebeliklerde 4500-5000 gram arasındaki fetüslerde vajinal doğumun da tercih edilebileceği, ayrıca sezaryen doğumun annenin ve bebeğin hayatını kurtaran değerli bir obstetrik girişim olmakla birlikte, diğer majör cerrahi girişimler gibi anesteziye ve cerrahi işleme bağlı birçok riskinin olduğu ve doğum sonu dönemde bazı fiziksel ve psikososyal sorunları ve komplikasyonları beraberinde getirdiği hususları birlikte göz önünde bulundurulduğunda davacının doğumunda ve doğumu sonrasında uygulanan tıbbi müdahale ve tedavi yöntemlerinin tıp kuralları ve sağlık hizmetinin işleyişi bakımından yapılan işlemlerin tıp protokolü içinde olduğu, davalı idarenin ve personelinin herhangi bir hizmet kusuru oluşturan eylemi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, doğumdan önce ultrason çekilerek ve jinekolojik muayene yapılarak normal doğuma uygun olup olmadığının araştırılmadığı, hastaneye saat 04:00'da gelinmesine rağmen doğum saati olan 11:30'a kadar hiçbir müdahale yapılmadığı, doğumun sezaryenle yapılması istenmesine rağmen normal doğuma zorlanıldıkları, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> A) Temyize konu kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:<br> İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın, maddi tazminatın isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br> B) Temyize konu kararın, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: <br> MADDİ OLAY: <br> Davacılardan anne ... 28/11/2012 tarihinde doğum sancılarının başlaması üzerine Doç. Dr. Yaşar Eryılmaz Doğubayazıt Devlet Hastanesine gitmiş, yapılan muayene sonucu normal doğuma alınmış ve 5.200 gr ağırlığında doğan erkek bebeğin sağ kolunda sinir zedelenmesi oluşması üzerine meydana gelen olayın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla bakılmakta olan dava açılmıştır.<br> Davanın reddi yolunda verilen ilk kararın Dairemiz kararı ile eksik inceleme nedeniyle bozulması üzerine İdare Mahkemesince bozmaya uyularak olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporda; "Dr. ... tarafından 28/11/2012 tarihinde anne ...'a yapılan vajinal muayenede servikal açıklığın 6 cm olduğu, efasmanın 660 olduğu ve daha önce iki kez iri bebek doğum yapmış olan hastada fetal başın doğum yolunda aşağıya inmiş olduğu, pelviste değerlendirilen ve üç komponentten ikisi olan pelvis girimi ve orta pelvis engellerini geçmiş olduğu, hastanın gözlem kâğıdı incelendiğinde travayda herhangi bir duraksama, ilerlemeyen doğum eylemi tanısı olmadığı, şahsın daha önce iki kez iri bebek doğum öyküsü olmasına rağmen doğum süresince rutin doğum takiplerine devam etmiş olduğuna dair aile hekimliği veya herhangi bir hastane tarafından düzenlenmiş tıbbi belgenin dosya içeriğinde mevcut olmadığı, ayrıca hekim-hasta ilişkisinde tıbbi müdahalelerde ve tıbbi takiplerde hastanın da en az hekim kadar kendi durumuyla ilgili riayet etmesi gereken hususların olduğu, şahsın daha önceki doğumlarına ait herhangi bir doğum komplikasyon bilgisinin de bulunmadığı, yukarıda literatür bilgisi bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi sezaryen doğumun annenin ve bebeğin hayatını kurtaran değerli bir obstetrik girişim olmakla birlikte, diğer majör cerrahi girişimler gibi anesteziye ve cerrahi işleme bağlı birçok riskinin olduğu ve doğum sonu dönemde bazı fiziksel ve psikososyal sorunları ve komplikasyonları beraberinde getirdiği, sezaryen doğuma bağlı maternal mortalitenin 4-8/10000 arasında olduğu ve bunun da vajinal doğuma göre 26 kat fazla olduğu, sezaryen doğumda, cerrahi komplikasyonlar, enfeksiyon, kanama, postoperatif respiratuar komplikasyonlar, hastane ücretlerinin vajinal doğuma oranla çok daha yüksek olduğu, ayrıca sanıldığının aksine sezaryen doğum yapmakla zor bir vajinal doğumun neden olabileceği nörolojik defisit insidansının azaltılması ya da mental performansın yükseltilmesi arasında kanıtlanmış bir ilginin olmadığı, ayrıca omuz distozisinin bilinen majör ve minör risk faktörleri olsa da, halen öngörülemez ve engellenemez bir obstetrik acil olduğu, omuz takılmalarının normal ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde de görülebileceği, %l0’nunda pleksus brakialis zedelenmelerinin birlikte olduğu, genelde iyileşme bir sekel olmaksızın gerçekleştiği, omuz distozilerinde görülen sinir lezyonlarının tıp literatüründe komplikasyon olarak tanımlandığı, tıbbi olarak oluşma ihtimali tahmin edilemeyen, oluşma ihtimali öngörülemeyen, önlenemeyen sonuçlar olduğu tıbben bilinmekle birlikte;<br> Tüm bu bilgi ve bulgular birlikte değerlendirildiğinde gerçekleşen doğum eylemi süresince ve doğum sonrası bebek ...'a uygulanan tedavilerin güncel tıp literatürüne uygun ve standart tedavi protokolü içinde olduğu, tedaviyi uygulayan sağlık çalışanlarına ve idareye atfı kabil bir hizmet kusuru olmadığı,<br> Doğum ve Sezaryen Eylemi Yönetim Rehberinde belirtildiği gibi ultrasonografik yöntemlerin anne karnındaki fetüslerde kilo tahmininde +- 125-150 gr/kg hata payı taşıdığının bilindiği ve bu vakada olmak üzere fetüsün vajinal yoldan gelişi esnasında hem annenin servikal açıklığının, hem de fetal başın pelvis içinde bulunduğu seviyenin ultrasonografi ile fetüsün kilo tespitini zorlaştırdığı, doğum eyleminin henüz başlamamış olduğu bir hastada bile tahmini fetal ağırlık için yaklaşık 500 gr yanılma payı olabileceği bilinmekle birlikte bu hasta için bu yanılma payının daha fazla olabileceğinin kaçınılmaz olduğu, ayrıca fetal makrozomide komplike olmayan multipar gebeliklerde 4500-5000 gram arasındaki fetüslerde vajinal doğumun da tercih edilebileceği" yönünde görüş bildirilmiştir.<br> Mahkemece, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.<br> Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. <br>Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.<br>Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. <br> Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). <br> 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.<br> 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. <br> Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.<br> 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.<br> Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.<br> Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi, olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetinin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında hazırlanan Doğum ve Sezaryen Eylemi Yönetim Rehberinin 49. ve 50. sayfalarında, fetusun doğum ağırlığının 4000 gram ve üzerinde olmasının fetal makrozomi olarak tanımlandığı, ultrasonografik yöntemlerin dahi kilogram başına 125-150 gram hata payı taşıdığı, 4000-4500 gram tahmini fetal ağırlığı olan nondiyabetik (diyabet hastalığı bulunmayan) gebelerde normal vajinal yolla doğumun denenebileceği (anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra) belirtilmektedir.<br> Hükme esas alınan bilirkişi raporu irdelendiğinde, davalı idarenin brakial pleksus hasarı meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğunun açıkça ortaya konulamaması karşısında maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.<br> Bununla birlikte, dosya içeriğinde yukarıda anılan Rehber kapsamında bütün risk ve yararların tartışıldığını gösteren detaylı bir aydınlatılmış onam formunun bulunmadığı gibi normal doğuma onay verildiğini gösteren herhangi bir onam belgesinin dahi dosya kapsamında bulunmadığı görüldüğünden, davacıların aydınlatılarak onay verme haklarının ellerinden alınması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açması sonucu oluşan manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.<br> Bu itibarla, temyize konu İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,<br>2. Davanın reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,<br>3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,<br>4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/09/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br> <br><br><br><br><br></font></p></body></html>
vergi