<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3627 E. , 2025/1320 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/3627<br>Karar No : 2025/1320 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... <br> 2- ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ... <br><br>MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından, çocukları ...'ün 30/08/2014 tarihinde rahatsızlanması üzerine götürüldüğü Osmaniye Çocuk Hastanesinde sunulan sağlık hizmetinin kötü işlemesi nedeniyle 11/11/2015 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık baba ... için 2.500,00 TL maddi, 400.000,00 TL manevi, anne ... için 2.500,00 TL maddi, 400.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. <br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada var olan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu Üçüncü Üst Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacıların müşterek çocuğu ...'e Osmaniye Devlet Hastanesinde konulan teşhis ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, acil serviste tedaviyi uygulayan Dr....'a ve dolayısıyla davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru mevcut olmadığı bu haliyle idareyi maddi ve manevi tazminat ödemekle sorumlu tutma olanağı bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin tespite yer verilmediği, çocuklarına müdahalede geç kalındığından dolayı çocuklarında kalıcı hasar meydana geldiği ve bu nedenle bir süre sonra vefat ettiği, tüm tedavi sürecinin hizmet kusurunun tespitinde göz önünde bulundurulması gerektiği, dosyada yer alan çelişkili raporlar ve doktorun beyanları da dikkate alınarak Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınması gerektiği, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:<br>İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br>B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:<br><br>MADDİ OLAY : <br>Dava dosyasının incelenmesinden, 27/05/2014 tarihinde doğan davacıların müşterek çocukları ...'ün 30/08/2014 tarihinde saat 06.57'de kusma ve ateş şikayeti ile Osmaniye Devlet Hastanesine götürüldüğü, muayane edildiği, bir iğne yapıldığı ve 4 tane ilaç reçete edildiği, hafta sonu olması nedeniyle durumunda bir kötüleşme olması halinde acil servise tekrar başvurması gerektiği söylenildiği ve çocuk polikliniği kontrolü önerilerek eve gönderildiği, eve gidince aile tarafından ilaçların prospektüsüne bakılarak "6 aydan sonraki çocuklar için doktor gözetimi altında kullanılmalıdır ibaresi" nedeniyle bebeğe verilmediği, rahatsızlığının devam etmesi üzerine aynı gün saat 17.58 civarında acil servise aynı şikayetlerle 2. kez getirildiği, Uz. Dr. ... tarafından değerlendirilerek aileye sabah reçete edilen ilaçların kullanılması gerektiğinin önerildiği ve eve gönderildiği, bebeğin durumunun kötüleşmesi üzerine aynı gün 3.kez aynı hastane acil servisine getirildiği ve saat 19.00-20.00 civarlarında hastanın görüldüğü, bebeğin gözlem odasında konvülsiyon geçirmesi üzerine müdahale edildiği ve yoğun bakıma alındığı, Adana Meydan Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine hemşire refakatinde sevk edildiği, bebeğin tedavisine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde devam edildiği, 11/11/2015 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından yakınlarının ölümünde davalı idarenin hizmet kusurunun mevcut olduğu ileri sürülerek davalı idareye tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Olay hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporunda," 30.08.2014 tarihinde ateş ve kusma yakınmasının olduğu, ensefalit ve epilepsi tanısının geç koyulduğunun iddia edildiği bildirilen 2014 doğumlu ...'e ait adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; 30.08.2014 tarihinde saat 05:00 civarı şiddetli kusma ve ateş yakınması ile ilgili sağlık kuruluşuna başvurduğu, augmentin, paranoks ve dolven verilmiş olduğu, saat 17:58'de ateş tanısıyla muayenesinin yapıldığı, verilen ilaçların kullanılması önerilerek taburcu edildiği, küçüğün tekrar kusmasının olması üzerine saat 20:30 civarı tekrar ilgili hekim tarafından küçüğün müşahade odasına alındığı dehitratasyon için damar yolu açılarak mayi uygulanmasının önerildiği, küçüğün nöbetinin olması üzerine müdahale edildiği, CRP, hemogram ve biyokimya tetkikinin yapıldığı, yatırıldığı, lökosit 3880, HGB 10.2, trombosit 590000, glukoz 52, kreatinin 0.59, total billuribin 1.49, albumin 3.57 total protein 5.2,sodyum 146, potasyum 4.92, klor 112, PT 29, PTT 2.42, APTT 58.5, prokalsitonin 110 (0-0.5 ng/ml) olduğu, tedavisinin düzenlendiği, yapılan muayenede; genel durumu kötü, şuur kapalı, ön fontanel 5x4 cm bombe, pupiller dilate, IR -/-, hipotonik, ağrıya yanıtının olmadığının saptandığı, entübe edildiği, yapılan transfontanel USG incelemesinde serebral parankim yapılar ve gyruslarda dağınık ekojeniteli (ödematöz alanlar ve enfeksiyon lehine) görünümlerin tespit edildiği, ensefalit ve epilepsi tanısıyla küçüğün sevk edildiğinin anlaşıldığı, her ne kadar tıbbi kayıt bulunmamakla birlikte davacı yakınlarının ifadesine göre saat 05:00 'da ilgili ilk hekim tarafından küçüğün değerlendirildiğinin anlaşıldığı, akut dönemde ensefalit hastalığına özgü belirtilerin olmayabileceği ve söz konusu hastalığın semptomlarının basit enfeksiyonla karışabileceğinin tıbben bilindiği, dolayısıyla ilk ilgili hekimin uygulamalarının tıbben doğru olduğu, saat 17:58' de küçüğün diğer ilgili hekim tarafından değerlendirildiği, küçüğün yaşı da göz önünde bulundurulduğunda saatler içinde kliniğinde kötüleşme görülebileceğinden söz konusu hastalığın ilk başvuruda tanınmayabileceği, ancak küçüğün saat 20:30'da tekrar müracaatında küçüğün muayene bulguları (ilgili hekimin ifadesine göre) ve sık hastane başvurusu olduğu da dikkate alındığında tetkik edilmesinin ve çocuk sağlığı ve hastalıkları uzman görüşünün alınmasının gerektiği, ancak küçüğün havale geçirdikten sonra tetkik yapıldığı ve çocuk sağlığı hekim konsültasyonu istendiği anlaşıldığından aile hekimi uzmanı Dr. ...'ın bu yönden kusurlu olduğu" yönünde görüş belirtilmiş; ek görüş alınması amacıyla Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda, -özetle- "bir aylık bebek grubunda konvulsiyonların multifaktöriel nedenleri olabileceği ve meningoensefalit tanısının en az birkaç gün içerisinde yapılacak tetkikler (lomber ponksiyon, BBT, kranial MR ve ilave laboratauar tetkikleri) ile tanısının konulabileceği, Aile Hekimi Uzmanı Dr. ...’ın hastanın ilk gördüğünde hastayı ilk gören hekim tarafından verilen ilaçları kullanmasını önermesine kusur atfedilemeyeceği, hastayı ikinci kez gördüğünde bebeğin tespit edilen klinik tablosuna uygun tedaviyi başlatmış olduğu da göz önüne alındığında; Aile Hekimi Uzmanı Dr. ...’a kusur atfedilemeyeceği" yönünde değerlendirme yapılmıştır.<br>İdare Mahkemesince, raporlar arası çelişkinin giderilmesi ve olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Üçüncü Üst Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporunda, "Bebeğin ilk olarak 30/08/2014 tarihinde saat 06:57 sularında kusma ve ateş yüzünden Uz. Dr. ... tarafından muayane edildiği, bir iğne yapıldığı ve 4 tane ilacı reçete edildiği, hafta sonu olması nedeniyle durumunda bir kötüleşme olması halinde acil servise tekrar başvurması gerektiği söylenildiği ve çocuk polikliniği kontrolü önerildiği, eve gidince ilaçların prospektüsü aile tarafından bakılarak '6 aydan sonraki çocuklar için doktor gözetimi altında kullanılmalıdır' ibaresi nedeniyle aile tarafından bebeğe verilmediği, Sosyal Güvenlik Kurumu Osmaniye Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden istenilen bilgi, belge talebi konulu yazıya verilen 17/11/2014 tarihli kişi reçete listesine göre; olayın gerçekleşmiş olduğu 30/08/2014 tarihi de dahil olmak üzere herhangi bir antibiyotik alımının olmadığı ve resmi kayıtlara işlenilmiş 30/08/2014 tarihli herhangi bir reçete bilgisi de olmadığı, bebeğin 30/08/2014 tarihindeki acil servise 17.58 civarında aynı şikayetlerle 2. kez getirildiği, Uz. Dr. ... tarafından hastanın değerlendirilerek sabah reçete edilen ilaçları kullanılması gerektiği aileye önerildiği(Uz. Dr. ...’ın ifadesinde; “17.58'de muayene bulguları; farenks hiperemik, 38 derece ateş, vücudunda döküntü yok, akciğer sesleri normal, batın serbest, hassasiyet, rebound, kitle yok, barsak sesleri mevcut-azalmış, canlı ve muayeneye ağlayarak tepki veren, haraketli olup ve kullandığı ilaçlar ile önceki muayenesi sorgulanarak tahlil ya da tedaviyi değiştirmeye gerek duymadığını, muayene bulguları ve klinik durumunu göz önüne alarak konsültasyona da gerek duymadığını, hasta yakınları tarafından verilen anamnezdeki ilaçlara, doz ayarlaması yaparak devam etmesini önerdiğini” beyan ettiği), bebeğin üçüncü kez hastaneye getirildiğinde(Uz. Dr. ... ifadesinde; “saat 19:00-20:00 arasında hastayı gördüğünü, düşmeyen bir ateşi olduğunun hasta yakınları tarafından söylenildiğini, hastanın genel durumunun orta düzeyde olduğu, hastanın dehidrate olduğunu, bağırsak seslerinin azalmış, hastanın taşikardik olduğunu ve hastanın damar yolu açılırken hastada konvülsiyonlar başladığını, bu olayların 15 dakika içerisinde oluştuğunu, bebeğin bu başvurusunda daha önceki muayenemden farklı bir klinik tabloda ve ilk muayenemdeki bulgulara ek olarak ateşi 40-40,5 derece,dehidrate ve genel durumu orta olarak bulunduğunu, hastayı iyice soyarak yaptığı muayenede dehidratasyonu açıklayacak bir bulgu saptamadığını, kusma anamnezi verilmediğini, lokal ya da generalize konvülsiyon gözlenmediğini, fontanel normal bombelikte olduğunu, bebeğin sürekli inlediğini, muayene sırasında ağlayarak tepki verdiğini, tedavi planı değiştirilerek damar yolu açılarak ve Perfalgan 7 cc IV, 50 cc Izotonik, soğuk uygulama, Novalgin 1/5 tedavisi ile sürekli bir hemşirenin bulunduğu ve tedavileri uyguladığı gözlem odasına gönderildiğini, konvülsiyon anamnezi olmadığı için antikonvülsan tedavi düşünülmediğini, Sefazol 300 mg IV order edilmişken hasta muayene formunda üzerini çizilip iptal edilerek Rocephin IV uygulamak üzere karar değiştirildiğini, 20 dakikalık bir tedavi ile ateşi düşürülüp hidrasyonu yeniden sağlanarak tekrar değerlendirilmesi ve gerekirse kan tahlili ve konsültasyon planladığını, 10 dakika geçmeden damar yolu tıkandığını, order edilen Serum İzotonik 50 cc nin ancak 10 cc lik bölümünü IV alabilmiş olarak gözlem odasından Acil Servis'e yakınları tarafından (serumun akmadığı gerekçesi ile) getirildiğini, o sırada muayene ettiği başka bir hastaya reçetesini yazdığını, bebeğin kolu bükülmüş, iğne giriş yeri şişmiş ve kızarmış olduğunu, iğne ucunun damar dışına girdiğini saptayıp tedavinin devamını sağlamak için tekrar damar yolu açılması için 2-3 metre mesafede ve aynı oda içindeki hemşire deskine yönlendirdiğini, görevli hemşireye sözlü talimat verdiğini, diğer hastaya reçetesini vererek sırası gelen başka bir hastayı muayene etmek üzere perde ile örtülü muayene masasına gittiğinde Dr. Emine Ulaş'ı konvülsiyon geçiren bebeğe müdahale ettiğini gördüğünü, Emine hanım bebeğe ilk müdahalesini yaptığını, bu sırada kendisine yardımcı olduğunu, sonra ben hasta bakmaya devam ettiğini, aradan 5 dakika geçtikten sonra hastanın yanına tekrardan gittiğini, muayenesinin iyi olmadığını, genel durumunun iyi olmadığını fark edince çocuk doktoruna bilgi verdiğini, hastanın yan taraftaki müdahale odasına alındığını, bu arada hasta bakmaya devam ettiğini, saat 23.30'da hastane sakinleşince çocuğun durumunu tekrar görmek istediğini, bu arada bebeğin yakınları tarafından darba maruz kaldığını” beyan ettiği), <br>Bu bir aylık bebek grubunda konvulsiyonların farklı birçok nedenleri olabileceği ve meningoensefalit tanısının ise en az birkaç gün içerisinde yapılacak tetkikler (lomber ponksiyon, BBT, kranial MR ve ilave laboratauar tetkikleri) ile konulabileceği, Aile Hekimliği uzmanı Dr. ...’ın bebeği ilk gördüğünde mevcut klinik bulguları dikkate alındığında bebeğe ilk gören hekim tarafından verilen ilaçları kullanmasını önermesinin tıbben uygun olduğu, bebeği ikinci kez gördüğünde bebeğin tespit edilen klinik tablosuna uygun tedaviyi başlatmış olduğu da göz önüne alındığında; Aile Hekimliği Uzmanı Dr. ...’ın uygulamalarında tıbben herhangi bir hata tespit edilmediği" yönünde görüş bildirilmiştir.<br>İdare Mahkemesince anılan rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.<br> İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br> Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.<br> Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacılar yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br>İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Üst Kurul raporu irdelendiğinde, davacılar yakınının vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.<br>Bununla birlikte, Mahkemece hükme esas alınan, Adli Tıp Üst Kurulunca düzenlenen raporda, aile hekimliği uzmanı Dr. ...’ın bebeği ilk gördüğünde mevcut klinik bulguları dikkate alındığında bebeğe ilk gören hekim tarafından verilen ilaçları kullanmasını önermesinin tıbben uygun olduğu, bebeği ikinci kez gördüğünde bebeğin tespit edilen klinik tablosuna uygun tedaviyi başlatmış olduğu da göz önüne alındığında; aile hekimliği uzmanı Dr. ...’ın uygulamalarında tıbben herhangi bir hata tespit edilmediği ifade edilmiş ise de; olay hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporda, saatler içinde kliniğinde kötüleşme görülebileceğinden söz konusu hastalığın ilk başvuruda tanınmayabileceği, ancak küçüğün saat 20:30'da tekrar müracaatında küçüğün muayene bulguları (ilgili hekimin ifadesine göre) ve sık hastane başvurusu olduğu da dikkate alındığında tetkik edilmesinin ve çocuk sağlığı ve hastalıkları uzman görüşünün alınmasının gerektiği, ancak küçüğün havale geçirdikten sonra tetkik yapıldığı ve çocuk sağlığı hekim konsültasyonu istendiği anlaşıldığından aile hekimi uzmanı Dr. ...'ın bu yönden kusurlu olduğunun belirtildiği, bu durumun yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, Mahkemece davacıların duyduğu acı ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla manevi tazminat taleplerinin makul ölçülerde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.<br>Bu itibarla, temyize konu kararın davacıların manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik kısmında hukuki isabet görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz istemlerinin kısmen REDDİNE, kısmen KABULÜNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminata yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminata yönelik kısmının BOZULMASINA,<br>3. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 03/03/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br> <br><br></font></p></body></html>
vergi