<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/4019 E.  ,  2025/4892 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2022/4019<br>Karar No : 2025/4892 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'e velayeten ... ve...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>TEMYİZ EDEN <br>DAVALI YANINDA MÜDAHİL : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca ve davalı yanında müdahil tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'in 06/10/2016 tarihinde Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesinde gerçekleşen doğum eylemi sırasında omuz takılması sonucunda sağ kolunda brakial pleksus lezyonu oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık ... için 10.000,00 TL, ... için 100.000,00 TL olmak üzere toplam 110.000,00 TL maddi, ... için 500.000,00 TL manevi, ... ve ...'in her biri için ise 300.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 1.100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın 110.000,00 TL maddi tazminat istemine ilişkin kısmı yönünden; dosyada mevcut tüm bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu raporlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda; normal doğum uygulamasının doğru bir yaklaşım olduğu, bebekte gözlenen brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahî bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, idareye yönelik hizmet kusuru tespit edilmediği anlaşıldığından, davacıların maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi, davanın toplam 1.100.000,00 TL manevi tazminat istemine ilişkin kısmı yönünden; dava konusu olayda, 06.10.2016 tarihinde doğumu gerçekleşen davacılardan ...'in doğum öncesi yapılan muayene ve kontrollerinde, sağlığını olumsuz olarak etkileyecek herhangi bir bulguya rastlanmadığı, dolayısıyla özür durumunun doğum sırasındaki sağlık personelinin eylemlerinden kaynaklandığı, davacılardan ...'in doğum yapmak üzere başvurduğu sağlık kuruluşuna gelinceye kadar herhangi bir tıbbi sorun görünmeyen olayda, "normal doğum" yönünde alınan karar ile yaptırılan doğum sırasında oluşan "brakial pleksus lezyonu"na bağlı olarak sağ kolu özürlü bir bebeğin doğumuyla, davacıları yaşamları süresince üzüntüye sevk edecek bir olayın meydana geldiği, olayın tıbbi bir müdahale sonucu meydana geldiği ve Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, sağlık personeline atf-ı kabil bir kusurun bulunmadığı belirtilmiş ise de, bebekte oluşan engel durumu nedeniyle davacıların yaşadığı acı, elem ve üzüntünün gideriminin zenginleşmeye yol açmayacak bir şekilde yapılmamasının; olumsuz tablonun tüm sonuçlarının, amacı sadece sağlık hizmeti almak olan davacılara yüklenilmesinin, hak ve nesafet kurallarına uygun olmadığı, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, doğum öncesinde bebekte bir sorun bulunduğuna dair bir belge bulunmadığı, aksine doğum travmasına bağlı hasarın varlığına ait tespit bulunduğu ve küçük bir kızın sağ kolunu kullanamamasından dolayı kendisinde ve ailesinde oluşacak elem ve üzüntü de göz önünde bulundurulduğunda, davacıların manevi zararının kısmen giderilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bursa Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu Kütahya İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, doğum sonrasında ...'in kolunun oynamadığı, nefes almakta güçlük çektiği tespit edilerek Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, kilolu bebek olması nedeniyle sezaryen yoluyla doğumun gerçekleştirilmesi gerekirken normal doğuma alındığı, vakum yoluyla doğumun gerçekleştiği, doğum sırasında ...'in sağ koluna zarar verildiği, bu sebeple 10/10/2016 tarihine kadar Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gördüğü, sonrasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Eskişehir Hava Hastanesi, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Bursa Medicalpark Hastanesine sevk edildiği, dolayısıyla kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Gülçin Sarıiz tarafından yaptırılan normal doğum sebebiyle ...'te kalıcı doğum hasarı meydana geldiği, sağ kolunu kullanamadığı, doğumu gerçekleştiren doktor hakkında Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle maddi ve manevi olarak zarara uğradıkları, ...'in çalışma gücünü kaybetmesi ve engelli hale gelmesi nedeniyle ekonomik geleceğinin sarsıldığı, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiği, davalı idare tarafından, ... ve küçük ...'in tedavisini üstlenen sağlık personeli tarafından gerekli müdahalelerin zamanında uygulandığı, herhangi bir ihmal veya kasti davranışların söz konusu olmadığı, ayrıca, aktif travayda olarak hastaneye gelen annenin sezaryen endikasyonunu gerektirir fetal anomaliler, maternal doğum, umbilikal kord ve plasentaya ait durumlar olmaksızın spontan vajinal doğumdan vazgeçilmesinin tıbben mümkün olmadığı, ultrason ölçümlerinde bebeğin tahmini ağırlığının 3900 olarak saptanmasının doğrudan sezaryen doğumu gerektirmeyeceği, aktif travayda olan annenin sezaryen doğuma alınması halinde davacılar açısından daha büyük komplikasyonların ve risklerin ortaya çıkabileceği, bu nedenle normal doğumun gerçekleştirilmesinin tıbbi standartlara uygun olduğu; kaldı ki, brakial pleksus hastalığının nedeninin tıbben tam olarak bilinemediği ve sezaryen ile doğan bebeklerde de görüldüğü, davalı yanında müdahil tarafından, dava konusu olayda kusurunun bulunmadığı, bu sebeple tazminata hükmedilemeyeceği ileri sürülmektedir.<br><br>TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacılar ile müdahil tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:<br> Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br> B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> MADDİ OLAY :<br> Dava dosyasının incelenmesinden; ...'in gebe olarak takibinin yapıldığı Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesine doğum yapmak üzere 06/10/2016 tarihinde müracaat ettiği, Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi acil servisinde muayenesinin ve gerekli tetkiklerinin yapıldığı, ultrasonografi ölçümlerinde bebeğin tahmini ağırlığının 3.900 gr olarak saptandığı, akabinde kadın doğum servisine yatışının yapıldığı, ...'in aynı gün akşam saat 19:00'da normal doğum yoluyla 4.470 gr ağırlığında 52,00 cm boyunda bir kız bebek dünyaya getirdiği, bebek ...in ilk muayenesinde solunum sıkıntısı olması ve annenin doğum sırasında yeterince ıkınamaması nedeniyle bebekte omuz distosisi olabileceği dikkate alınarak bebeğin çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından muayenesinin yapıldığı, muayene sonucunda ''brakial pleksus zedelenmesi'' ön tanısı ile Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilerek tedavi altına alındığı, burada yapılan muayenesi sonucunda bebeğe ''brakial pleksus zedelenmesi'' tanısı konularak gerekli medikal tedavilerinin yapıldığı ve 10/10/2016 tarihinde taburcu edildiği, sonrasında davacılar tarafından, ...'in 06/10/2016 tarihinde Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesinde gerçekleşen doğum eylemi sonucu dünyaya gelen ...'in doğumu sırasında sağ kolunda sakatlık oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle 31/07/2017 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, anılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. <br> İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 17/07/2020 tarih ve 3054 karar numaralı raporda; - özetle; "Kişide doğum öncesi doğumun normal koşullar dışında gerçekleşebileceğine dair bulguya rastlanılmadığı, doğum öncesi muayenenin hekim tarafından yapıldığı, bebeğin fetal ağırlığının 3.890 gr ölçüldüğü, söz konusu bulguların vajinal yoldan doğum yaptırma sınırları içinde değerlendirildiği, sezaryen endikasyonunun bulunmadığı ve bu bulgularla kişiye normal doğum yaptırılmasının tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, başın doğurtulmasından sonra gerçekleşen omuz takılmasının normal doğum sırasında her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, 1. ve 5. dakikada APGAR skoru 4 ve 7 olan, resüsitasyona yanıt alınan ve 4.470 gr doğan bebeğin sağ kolunda pleksus hasarı düşündüren bulgulara rastlandığı, sinir hasarının erken dönemde fark edildiği,inlemesi ve çekilmesi olması üzerine aynı gün sevk edildiği de göz önüne alındığında, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde doğum eylemi sırasında bebekte pleksus brakialis lezyonu oluşması yönünden doğum eylemine katılan hekim ve hekim dışı sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilemediği'' yönünde görüş bildirilmiştir.<br> İdare Mahkemesince, anılan rapor hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, tarafların ve davalı yanında müdahilin istinaf başvuruları da reddedilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.<br> Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. <br>Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.<br>Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. <br> Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). <br> 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.<br> 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. <br> Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. <br> 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin (Değişik R.G. 85/2014-28994) 15. maddesinde, "Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.<br> Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.<br> Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. <br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Her ne kadar Bölge İdare Mahkemesi kararıyla usul ve hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararında, dava konusu olayda, 06/10/2016 tarihinde doğumu gerçekleşen davacılardan ...'in doğum öncesi yapılan muayene ve kontrollerinde, sağlığını olumsuz olarak etkileyecek herhangi bir bulguya rastlanmadığı, dolayısıyla özür durumunun doğum sırasındaki sağlık personelinin eylemlerinden kaynaklandığı, davacılardan ...'in doğum yapmak üzere başvurduğu sağlık kuruluşuna gelinceye kadar herhangi bir tıbbi sorun görünmeyen olayda, "normal doğum" yönünde alınan karar ile yaptırılan doğum sırasında oluşan "brakial pleksus lezyonu"na bağlı olarak sağ kolu özürlü bir bebeğin doğumuyla, davacıları yaşamları süresince üzüntüye sevk edecek bir olayın meydana geldiği, olayın tıbbi bir müdahale sonucu meydana geldiği ve Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, sağlık personeline atf-ı kabil bir kusurun bulunmadığı belirtilmiş ise de, bebekte oluşan engel durumu nedeniyle davacıların yaşadığı acı, elem ve üzüntünün gideriminin zenginleşmeye yol açmayacak bir şekilde yapılmamasının; olumsuz tablonun tüm sonuçlarının, amacı sadece sağlık hizmeti almak olan davacılara yüklenilmesinin, hak ve nesafet kurallarına uygun olmadığı, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, doğum öncesinde bebekte bir sorun bulunduğuna dair bir belge bulunmadığı, aksine doğum travmasına bağlı hasarın varlığına ait tespit bulunduğu ve küçük bir kızın sağ kolunu kullanamamasından dolayı kendisinde ve ailesinde oluşacak elem ve üzüntü de göz önünde bulundurulduğunda, davacıların manevi zararının kısmen giderilmesi gerektiği sonucuna varılmakla, olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alınarak, yaşanan elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla davacılara toplam 300.000,00 TL (davacı ... için 150.000,00 TL, davacılardan ... ve ...'in her biri için 75.000,00 TL olmak üzere) manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüş ise de, dosya kapsamından, davacıya normal doğum eylemi önce risklerin anlatılıp, davacıdan yazılı onamın alınmamış olması ve böylece yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınması sebebiyle yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği hususunun davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağı açık olduğundan, davacıların manevi tazminat talebinin bu gerekçeyle kabul edilmesi gerekmektedir. <br>Buna göre, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurularının reddi yolunda verilen ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların, davalı idarenin ve müdahilin temyiz istemlerinin REDDİNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,<br>3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine,<br>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 28/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.<br> <br> <br><br><br><br></font></p></body></html>

tazminat