<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/2430 E.  ,  2025/4592 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2022/2430<br>Karar No : 2025/4592 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'a velayeten ..., ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- ...<br>VEKİLLERİ : Av. ...<br> 2- ...<br> 3- ...<br> 4- ...<br> 5- ...<br>VEKİLLERİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'ın el ve ayaklarında mevcut anomalilerin gebelik sürecinde tespit edilememesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 10.000,00 TL maddi , ... için 700.000,00 TL, ... için 150.000,00 TL ve ... için 150.000,00 TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL manevi tazminatın doğum tarihi olan 14/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; hükme esas alınabilir nitelikte bulunan Adli Tıp Kurumu raporunda yapılan tespitler ile dosyada bulunan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, doğduğu belirtilen zararın meydana gelmesinde davalı idareye atfedilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı ve olayda maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığının anlaşıldığı, maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'ın doktorunun belirttiği gebelik haftalarında gerekli olan rutin kontrollerin yaptırıldığı, her muayenede bebeğin sağlıklı olduğunun kendilerine söylendiği, 08/12/2017 tarihli radyoloji raporunda bebeğin ekstremiteler ve hareketlerinin normal olduğunun belirtildiği, anne ile baba arasında akraba evliliğinin bulunduğu, bu durumun gebeliği takip eden doktorlara da bildirildiği, ancak hamilelik sürecini takip eden doktorlar tarafından bu hususta gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, gerekli ultrason muayenesinin yapılmadığı, anne ...'a hamileliği süresince yaşadığı tek sıkıntının gebelik şekeri olduğunun ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğunun bilgisinin verildiği, doğumun Özel ... Hastanesinde gerçekleştiği, anne ve babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen ...'ın el ve ayaklarında anomaliler olduğu ve iki fibula kemiğinin de bulunmadığının doğumdan sonra görüldüğü, söz konusu anomalilerin ve iki bacakta da fibula kemiği olmadığının gebelik sırasında tespit edilebilecekken davalı idare bünyesindeki Hastane hekimlerince tespit edilemediği, bu durumun tespit edilememesiyle anne ve babanın 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un 5. maddesine göre gebeliğe son verme haklarının ellerinden alındığı, dünyaya gelen Nefes bebeğin ellerini ve ayaklarını kullanabilmesi için bir dizi ameliyat geçirmek zorunda olduğu, özellikle ergenlik döneminde bu operasyonların daha fazla ve sık olacağı, geçireceği operasyonlar sonucunda da sağlıklı bir insan gibi el ve ayaklarını kullanabileceğinin hiçbir doktor tarafından garanti edilemediği, davalı idareye bağlı Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinden hizmet alan anneye bebeğindeki sağlık problemlerinin anlatılmaması, gerekli müdahalelerin yapılmaması, doktorun doğru teşhis, tedavi, bilgilendirme ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle anne-baba ve bebeğin zararının doğduğu, iddialarının bilirkişi raporunda değerlendirilmediği, Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınamayacağı ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı yanında müdahiller tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> MADDİ OLAY : <br> Dosyanın incelenmesinden; 2017 Eylül ayında ikinci çocuğu olan ...'a hamile olduğu anlaşılan anne ...'ın gebelik takiplerinin 19. hafta itibarıyla Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapıldığı, 14/04/2018 tarihinde Özel ... Hastanesinde gerçekleşen doğum ile dünyaya gelen ...'ın el ve ayaklarında anomaliler olduğu ve iki fibula kemiğinin de bulunmadığının doğumdan sonra tespit edildiği, bunun üzerine davacılar tarafından, ...'ın el ve ayaklarında mevcut anomalilerin gebelik sırasında tespit edilememesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle 04/02/2019 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, anılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br> İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda; - özetle- "Anne ...'ın gebelik takiplerinin 19. gebelik haftası itibarıyla Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapıldığı, 08/12/2017 tarihinde Radyoloji Uzmanı Dr. Ü. Ü. tarafından yapılan obstetrik USG’nin normal olarak raporlandırıldığı, gebe polikliniğinde yapılan takiplerinde gestasyonel diyabet tanısı konularak 17/01/2018 tarihinde yatırıldığı ve şeker düzeyleri takip edilen gebenin 19/01/2018 tarihinde taburcu edildiği, 03/04/2018 tarihine kadar gebelik takipleri yapılan gebenin 14/04/2018 tarihinde Özel ... Hastanesinde doğum yaptığı, bebeğin el ve ayak parmaklarında hipoplazi, el parmaklarında sinbrakidaktili ve bilateral fibula yokluğu tespit edildiği, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavi edilerek 24/04/2018 tarihinde taburcu edildiği, Özel ... Hastanesinde 13/05/2019 tarihinde her iki alt ekstremiteye cerrahi uygulandığı anlaşılmakla; tüm gebeliklerde % 3-6 oranında fetal anomali olabileceği, fetal pozisyon ile ilgili olarak tespitin her zaman mümkün olamayacağı, parmak anomalileri ve bilateral fibula yokluğunun Radyoloji Uzmanı tarafından 19. gebelik haftasında yapılan obstetrik USG’de ve kadın hastalıkları ve doğum hekimi tarafından yapılan takiplerinde görülemeyebileceğinin tıbben bilindiği, bebekteki mevcut extremite anomalilerinin gebenin takip ve tedavisini düzenleyen hekimin eylemine bağlı oluşmadığı, söz konusu doğumsal anomalinin anne karnında tedavi edilemediği, anomalilerin yaşamla bağdaşan anomaliler olduğu ve tespit edilse dahi terminasyon endikasyonu olmadığı da göz önüne alındığında gebelik takiplerini yapan Radyoloji Uzmanı ve Kadın Doğum Uzmanlarının eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.<br> İdare Mahkemesince, anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş olup davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br>Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.<br>İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br>Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.<br>Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. <br>2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.<br> 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un "Gebeliğin sona erdirilmesi" başlıklı 5. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre, gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir. <br>Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük'ün "On haftayı geçmeyen gebeliklerde rahim tahliyesi " başlıklı 3. maddesinde, "Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar kadının sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde, istek üzerine rahim tahliye edilir. Rahim tahliyesi, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca yapılır. Ancak, Bakanlıkça açılan eğitim merkezlerinde kurs görerek yeterlik belgesi almış pratisyen hekimler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanının denetim ve gözetiminde menstrüel regülasyon yöntemiyle rahim tahliyesi yapabilirler." düzenlemesine yer verilmiştir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br>Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.<br> Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, gebelik takibini yapan ilgili hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;<br> -Uluslararası Kadın Hastalıkları ve Doğum Ultrasonografi Derneği (ISUOG) tarafından, gebelik takibi ve doğum süreçlerine ilişkin olarak üzerinde uzlaşı sağlanmış Uygulama Rehberleri yayınlanmaktadır. Anılan dernek tarafından yapılan çalışmalar neticesinde, fetusun ayrıntılı ultrasonografi muayenesinin, 11. ve 13. haftaları kapsayan birinci üç aylık dönem ile 18. ve 21. haftaları kapsayın ikinci üç aylık dönemde olmak üzere iki defa yapılması önerilmektedir. 26/03/2016 tarihinde yayımlanan ISUOG Birinci Üç Ayda Fetusun Ultrasonografik Muayenesi İçin Uygulama Rehberi'nin "Fetusun anatomisinin incelenmesi" başlıklı bölümünün "Kollar ve bacaklar" kısmında, 11 ile 13. haftalar arasında yapılan ultrasonografi muayenesinde, üst ve altta her bir kemik yapının varlığının, her iki el ve ayağın varlığının ve normal şekilde ilişkisinin gösterilmesi gerektiği ifade edilmiş; 03/04/2019 tarihinde yayımlanan ISUOG İkinci Üç Ayda Fetusun Ultrasonografik Muayenesi İçin Uygulama Rehberi'nin "Anotomik incelenme" başlıklı bölümünün "Kollar ve bacaklar" kısmında, her iki yanda kol/el ve bacak/ayak sistemli olarak değerlendirilmesi gerektiği ve varlıkları ya da yokluklarının kayıt altına alınması gerektiği kurala bağlanmıştır.<br>-Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda ise, gebelik takibi ve doğum süreçlerine ilişkin olarak uluslararası kuruluşlar tarafından hazırlanan herhangi bir Uygulama Rehberine atıf yapılmadığı gibi, Ülkemizdeki gebelik takibi ve doğum süreçlerinde uygulayıcılar tarafından esas alınması gereken herhangi bir Kılavuz ya da Rehberin bulunup bulunmadığı ifade edilmemiştir. Bilirkişiliğine başvurulan, "Fetusun anatomik incelemesi" konusuna ilişkin olarak ise, fetusun anatomisine ilişkin ultrasonografi muayenesinin gebeliğin hangi haftalarında yapılması gerektiği, muayenede hangi kriterlere dikkat edilmesi gerektiği ve raporlamada hangi verilerin yer alması gerektiği hususlarına ilişkin olarak herhangi bir açıklama yapılmamıştır.<br>-Ayrıca, uyuşmazlığa konu olayda birinci üç aylık dönemde (11. ve 13. haftalar) fetusun anotomik incelemesinin yapıldığına ilişkin herhangi bir ultrasonografi kaydının bulunmadığı, ikinci üç aylık döneme (18. ve 21. haftalar) ilişkin ayrıntılı ultrasonografinin 08/12/2017 tarihinde yapıldığı( 19. hafta), muayene sonucunda, "Ekstremiteler ve hareketleri normaldir" şeklinde raporlama yapıldığı, oysa, 03/04/2019 tarihinde yayımlanan ISUOG İkinci Üç Ayda Fetusun Ultrasonografik Muayenesi İçin Uygulama Rehberi'ne göre, eksremitelerdeki eksikliğin veya görülemeyen kısımların kayıt altına alınarak raporlanması ve sonraki USG muayenelerinde takibinin yapılması gerektiği, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında değerlendirme yapılırken söz konusu hususların açıklığa kavuşturularak değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.<br> Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla konu ile ilgili Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.<br> Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli derece kanaat edindirici nitelikte olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br> <br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br><br></font></p></body></html>

tazminat