<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2025/440 E.  ,  2025/1088 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> DÖRDÜNCÜ DAİRE <br>Esas No : 2025/440<br>Karar No : 2025/1088 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Mirasçıları<br> 1- ... 2- ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: 16/02/2011 tarih ve 27848 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 07/01/2011 tarih ve 2011/1307 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, Ankara ili, Beypazarı ilçesi, ... Köyünde (750 Hektar) gerçekleştirilen arazi toplulaştırma projesi kapsamında, 25/12/2019-24/01/2020 tarihleri arasında askıya çıkarılan toplulaştırma işleminin, dayanağı derecelendirme işlemi ile birlikte iptali istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; Ankara Beypazarı ... Köyü (750 Hektar) Arazi Toplulaştırma Projesi kapsamında gerçekleştirilen toplulaştırma işlemlerinde eşitlik ve hakkaniyete uyulduğu, projenin tamamında kesintilerin yasal çerçevede yapıldığı ve yeni verilen alanın da parsel endeksi ve değer sayısına uygun oranda verildiği, proje yapılırken tarım yapılabilir ve yapılamaz alanların oranlandığı ve bu oranlar dikkate alınarak dağıtım yapıldığı, bazı bloklarda yapılan birleştirmelerin maliklerin talepleri doğrultusunda gerçekleştirildiği anlaşıldığından, mevzuatta belirlenen ilke ve esaslara, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak tesis edilen dava konusu toplulaştırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, idare tarafından tanzim edilen derecelendirme haritasının hatalı olması nedeniyle yapılan toplulaştırma işleminin tamamının yanlış olduğu, maliklerin bir kısım taşınmazlarının toplulaştırma listelerine hiç dahil edilmeyerek mülkiyet kayıplarına neden olunduğu, kesinti miktarlarının hatalı olduğu, taşınmazların mümkün mertebe aynı yerde toplanması gerekirken farklı adalara parçalanmak suretiyle yer tahsis edildiği, köy gelişme alanları için yeterli alan bırakılmadığı, tarla içi geliştirme hizmetleri kapsamında hiçbir çalışma yapılmadığı, parsellerin veraseten iştirakli olarak bırakıldığı, Bakanlar Kurulu kararında toplulaştırma alanı 1135 hektar olarak belirlenmiş olmasına karşın proje alanının 2615 hektara çıkarıldığı, bir kısım ilanların hiç yapılmadığı, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne uyulmadığı, çok küçük boyutta parseller üretildiği, taşınmazların dere ve çay kenarlarına olan uzaklığı, sel yatağı, su toplama havzası gibi hidrolik değerlerin göz önüne alınmadığı, karara esas alınan bilirkişi raporunda dahi dava konusunun ne olduğunun tespit edilemediği, toplulaştırma işleminde kamu yararı ve hizmet gereklerine uygunluktan söz edilemeyeceği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>TETKİK HÂKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Temyiz isteminin reddine,<br>2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA, <br>3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,<br>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 24/02/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.<br><br><br>(X) KARŞI OY : <br>Davacılar tarafından; 16/02/2011 tarih ve 27848 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 07/01/2011 tarih ve 2011/1307 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, Ankara ili, Beypazarı ilçesi, ... Köyünde (750 Hektar) gerçekleştirilen arazi toplulaştırma projesi kapsamında, 25/12/2019-24/01/2020 tarihleri arasında askıya çıkarılan toplulaştırma işleminin tamamı ile derecelendirme işleminin iptali istenilmiştir.<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükmüne yer verilmiştir.<br>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görülebilmesi için ön koşullardan olan ehliyet, yani idari işlemle dava açacak kişi arasında "menfaat ilgisi"nin bulunup bulunmadığının yargı yerince takdir edileceği açıktır.<br>İptal davasına konu edilecek işlem ile davacı arasında menfaat ilişkisinin kurulabilmesi gerek doktrinde gerekse yargı içtihatlarında belirlendiği üzere ancak kişisel, meşru ve güncel bir ilginin varlığıyla mümkündür. <br> İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olunmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. <br>Her uyuşmazlığın niteliğine göre davacıların dava açmaktaki menfaatini değerlendirmek yargı yerinin görevindedir. Bu kapsamda idari işlem türleri arasında düzenleyici ve bireysel işlemler ayrımı yapılmaktadır. Örneğin, toplulaştırma işlemi bir bölgenin veya köyün tüm parsellerinin kullanımını düzenleyen, ilan aşaması, derecelendirme aşaması, askı ilanları, itiraz süreçleri ve yer teslim aşamaları ile birlikte bir bütün halinde olan düzenleyici işlemdir.<br>Diğer yandan, toplulaştırma işlemi, her parsel yönünden ayrı ayrı uygulandığı ve arsa maliklerinin taşınmaz üzerindeki mülkiyet haklarının kullanımına yönelik sonuçlar doğurduğundan, kendi parselleri yönünden toplulaştırma işleminin iptali için, tapuda kayıtlı maliklerin dava açmakta menfaatleri olmakla beraber, toplulaştırma işleminin tamamının iptal edilmesi yönünden dava ehliyetleri bulunmamaktadır. Zira; toplulaştırma işlemleri neticesinde her parsel yönünden ayrı ayrı sonuçlar ortaya çıktığı, bölgede taşınmazı bulunan bir kısım malikler yönünden, yapılan toplulaştırma işleminin aleyhlerine olan hususlar nedeniyle hukuka aykırılığının ileri sürülebileceği gibi bir kısım malik yönünden ise, yapılan işlemde menfaatlerine, dolayısıyla hukuka aykırılık bulunmadığı görüşü ile toplulaştırma işleminin tamamına karşı açılan davaya muvafakatlarının olmayacağı, açılan davanın iptal ile sonuçlanması halinde ise aleyhlerine sonuç doğuracağı açıktır. Nitekim bakılan davada da, davacının toplulaştırma işleminin tamamına karşı dava açması nedeniyle işlemin tümünün iptali yönünde verilecek bir karar, bölgede parseli olan ve dava açmamış diğer arsa maliklerinin menfaatini de etkileyeceğinden, dolayısı ile davacıların maliki ve hak sahibi olmadığı taşınmazlar yönünden de sonuç doğuracağından, toplulaştırma işleminin tamamen iptali istemiyle açılan davada, davacıların kendi parsellerinin dışındaki diğer parseller yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı kuşkusuzdur.<br>Öte yandan, davacının toplulaştırma işleminin tamamını etkileyen hukuka aykırılıkları ileri sürmesi, kendi parselleri yönünden incelenebileceğinden, toplulaştırma işleminin tamamına karşı dava açma imkanı sağlamadığı gibi işlemin tamamının iptalini gerektirmez.<br>Bu durumda davanın davacılara ait parseller yönünden incelenerek bu parseller yönünden esas hakkında hüküm kurulması, bunun dışındaki parseller yönünden ise davanın ehliyet nedeniyle reddi gerekirken, toplulaştırma işleminin tamamı hakkında hüküm kurulmasında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br>Davacıların kendi parsellerine ilişkin toplulaştırma işlemi yönünden;<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Mecburi Dava Arkadaşlığı" başlıklı 59. maddesinde "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." ve 60. maddesinde "Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır." hükümlerine yer verilmiştir.<br> 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "Elbirliği Mülkiyeti" başlıklı 701. maddesinde; "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." hükmüne, 702. maddesinde; "Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir." hükmüne, aynı Kanunun "Miras Ortaklığı" başlıklı 640. maddesinde ise; "Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler." hükmüne yer verilmiştir.<br>Yukarıda aktarılan mevzuatın birlikte değerlendirilmesinden, aralarında elbirliği ile mülkiyetten kaynaklı ortaklık bağı (mirasçılık, sözleşme vb.) bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle söz konusu şeye birlikte malik olup, birlikte tasarrufta bulunabileceklerinden 6100 sayılı Kanun kapsamında aralarında bir mecburi dava arkadaşlığının olduğu, dolayısıyla böyle durumlarda aralarında ortaklık bağı bulunanların birlikte dava açmaları gerektiği ya da dava açmayan ortakların dava açan ortağa muvafakatname vermeleri gerektiği açıktır.<br>Dosyaya sunulan bilirkişi raporunun incelenmesinden; Ankara ili, Beypazarı ilçesi, ... Köyündeki ... ada ... parsel, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel ve ... ada ... parsel sayılı taşınmazlara davacının dava dışı üçüncü kişilerle birlikte elbirliği ile malik olmasına rağmen görülmekte olan davayı ayrı olarak açtıkları anlaşılmaktadır.<br>Elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu hallerde taraflar arasında zorunlu takip ve dava arkadaşlığı bulunduğundan bir kısım hissedarın tek başına dava açma hakkının bulunmadığı, davanın tüm hissedarlar tarafından birlikte açılması gerektiği veya dava dışı kalan diğer hissedarların davaya katılmalarının sağlanması veya açılmış bulunan davaya karşı olurlarının alınması, böylece taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir.<br> Bu durumda elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu bakılan davada, dava konusu edilen ... ada ... parsel, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel ve ... ada ... parsellerde bütün hissedarlar birlikte dava açmadığı gibi ilk inceleme aşamasında dava açmayan hissedarların muvafakatlarının da alınmadığı görüldüğünden, iştirak halinde diğer maliklerin açılan işbu davada muvafakatlarının olup olmadığı tespit edildikten sonra duruma göre, davanın esasına geçilmesi ya da birlikte dava açma şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle ehliyet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemesince yukarıda belirtildiği şekilde taraf teşkili sağlanmaksızın doğrudan işin esasına girilerek verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Yukarıda belirtilen nedenlerle, kararın bozulması gerektiği görüşüyle, temyize konu kararın onanması yönündeki Dairemiz çoğunluk kararına katılmıyorum.<br><br></font></p></body></html>

sözleşme