<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2019/1496 E. , 2025/1521 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2019/1496<br>Karar No : 2025/1521 <br><br>DAVACI : ... Birliği<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVALI : ... Bakanlığı/...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVANIN KONUSU : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, 10/10/2018 tarihli oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, aşağıda ayrıntısı yazılı itirazlar yönünden şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğundan iptali gerektiği iddia edilmektedir. <br><br>SAVUNMANIN ÖZETİ : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.<br>10/07/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.<br>Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.<br>Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.<br>Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.<br>Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir.<br>Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır.<br>Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.<br>19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin 27/05/2009 tarihli, E:2007/10369, K:2009/6176 sayılı kararıyla, 14/08/2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir.<br>Yargı kararlarının uygulanması amacıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16/11/2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde L18 sayılı plan paftasında, 10/04/2018 tarihinde de K18 sayılı plan paftası, L18 sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25/07/2018 tarihinde L18 plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve 10/10/2018 tarihinde yeniden kapsamlı (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 sayılı plan paftaları) değişikliğe gidilmiştir.<br>Görüldüğü üzere iptal kararı sonrasında onaylanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sonrasında birçok defa değişikliğe uğramıştır.<br>• Dava konusu planın bütünününe yönelik olarak itirazlar incelendiğinde;<br>Planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önce de belirtildiği gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Dolayısıyla, alt ölçekli plan kararlarının kimisinin üst ölçekli çevre düzeni planına aktarılması anlamlı olabilir.<br>Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.<br>Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.<br>Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir.<br>• Dava konusu çevre düzeni planının uyuşmazlığa konu edilen yer seçimi kararları incelendiğinde,<br>-Bergama Allianoi termal turizm kültür ve koruma gelişme bölgesi sınırı ve turizm tesis alanı kullanım kararının; bölgedeki yeşil alan sürekliliğini kesintiye uğrattığı ve üst ölçekli plandan beklenen doğal alanların korunması ilkesine aykırılık taşıdığı,<br>-Zeytindağ ile Örlemiş arasındaki sanayi alanı kullanım kararının; çevre düzeni planlarından beklenen koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkelerine aykırı bir planlama kararı olduğu,<br>-Bornova İlçesi, Karaçam Köyü kentsel yerleşik alan kullanım kararının; doğal sit alanı sürekliliği içinde bulunan bir alanın plan gösterim tekniği, dili ve amacı dışında kentsel yerleşik alan olarak gösterilmesinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı,<br>-Reisdere kentsel gelişme alanı kullanım kararının; bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmediği, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkelerin ortaya konulmadığı, kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmadığı,<br>-Ilıca turizm tesis alanı kullanım kararının; doğal çevrenin korunmasını sağlayacak herhangi bir stratejik karar geliştirmediği, konum olarak ağaçlandırılacak alan ve makilik-fundalık alan içinde yer aldığı, kentsel gelişmeyi sınırlayan önemli bir yeşil sürekliliğin parçası olduğu, uydu görüntüsü incelendiğinde alanda herhangi bir yapılaşmanın bulunmadığı, mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu görüldüğünden dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde çelişki oluşturduğu,<br>-Alaçatı kentsel gelişme alanı kullanım kararının; Alaçatı yerleşiminin ihtiyacına yönelik kentsel gelişme alanına ilişkin ortaya konulan öngörü ile daha sonradan getirilen kentsel gelişme alanı lekesi arasında çelişki bulunduğu,<br>-Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı önerisinin mevcut yerleşimlerden bağımsız olduğu, uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişme alanı kullanımı ile, mevcut birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmadan referans alarak oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı, tarım alanlarıyla çevrili ve doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişme alanı kullanımının, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğundan, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı,<br>-Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleleri arasında bulunan kentsel gelişme alanı kullanım kararının; plan açıklama raporunda, Menemen çevresinde, yapılaşmamış planlı alanların varlığına değinildiği halde, hangi sebebe ve ihtiyaca dayalı olarak getirildiğine yönelik bir açıklama yapılmaksızın, Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleleri arasında kalan alanın, kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinin, plan açıklama raporu ile plan paftası arasında çelişki oluşturduğu,<br>-Torbalı İlçesi, Subaşı Mahallesinde bulunan sanayi alanı kullanım kararının; alanın çevresine bakıldığında böyle bir kullanımla yakın ilişkide olabilecek bir kullanım var olmadığı gibi böyle bir ihtiyacın oluşabileceğine yönelik bir gelişme öngörüsünün de bulunmadığı, bu büyüklükte sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu planda 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,<br>-Urla İlçesi, Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanı kullanım kararının; çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal alanların hassasiyetle sürdürülmesi gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararı ile koruma-kullanma ilkeleri kapsamında, doğal çevrenin korunmasını sağlayacak herhangi bir stratejik karar geliştirmediği, mevcut haliyle orman alanları ve tarım alanlarından oluşan bölgenin tam ortasında ve yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu, etrafında hiçbir şekilde yapılaşma imkanı verilmeyen kullanımlardan oluşan bölgenin ortasında kalan alana dava konusu plan kararı ile yeni bir yapılaşma imkanı getirilerek bölgenin ihtiyacı olan doğal kullanımların imkansız hale geleceği ve sınırlı büyüklükteki doğal alanların yapılaşmaya açılacağı görüldüğünden, dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından söz konusu alanda öngörülen kentsel gelişme alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmediği,<br>-Dikili İlçesi, Çandarlı Mahallesinde öngörülen "Tercihli Kullanım Alanı" kararının; alt ölçekli planlar açısından bu bölgelerde yapılaşma baskısını artırma potansiyeli barındırdığı, bölgenin genelinin büyük ölçüde doğal alan karakteri gösterdiği, dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunmasının, bölgenin tercihli kullanım alanına alınmasını gerektirmediği, bu durumun alanın doğal karakterine, ekolojik dengesine ve planın koruma-kullanma dengesine tehdit oluşturması nedeniyle uygun olmadığı, <br>-Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının; bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı, bilimsel ve nesnel gerekçelere dayanmayan, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı kararlarının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığından planlamaya uygun olmadığı,<br>-Kemalpaşa İlçesi, OSB’nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan kentsel gelişme alanı kullanım kararının; hem doğal çevreye duyarlılık gösterilmesi açısından, hem de arkeolojik sit alanı olan yer üzerinde yarattığı çelişki açısından şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,<br>-Çeşme İlçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında bulunan ağaçlandırılacak alan kullanımının tercihli kullanım alanına dönüştürülmesine ilişkin plan kararının yeşil sürekliliği ve yeşil alan bütünlüğünü bozacağı anlaşıldığından koruma-kullanma dengesi ilkesi ile şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyuşmadığı gerekçeleriyle şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. <br>Bu durumda dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yer seçimine ilişkin kararlarından yukarıda sayılan alanlara ilişkin kısmı yönünden dava konusu işlemin iptali, diğer hususlara ilişkin olarak davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.<br>Davalı idarenin usule yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir.<br> Uyuşmazlığa yönelik plan sürecinde; 19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiş, bu karar uygulanarak, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde L18 Plan Paftasında, 10/04/2018 tarihinde K18 Plan Paftası, L18 Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25/07/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 Plan Paftaları, Lejant Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10/10/2018 tarihinde onaylanmıştır. <br> Danıştay 6. Dairesince yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda; dava konusu planın, yargı kararlarına uygun olarak İzmir ve Manisa illerini kapsayacak şekilde yapılmasının yargı kararları ile uyumlu olduğu, İzmir ve Manisa illerinin birlikte ekonomik anlamda karşılıklı yoğun ilişkileri olan, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren kentler olduğundan beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuz olmadığı, planlama alanında belli bölgelerde koruma-kullanma dengesinin nasıl sağlanacağı konusunun yeterince irdelenmediği; bu açıdan planın ana amaç ve hedefleriyle tutarsızlıklar olduğu, planda yer alan arazi kullanımları arasındaki mekansal ve çevresel ilişkilerin yeterince irdelenmediği, belli gelişim alanlarının doğal alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların ayrıntılı şekilde ele alınmadığı, planlama alanında doğal ve tarihi sit alanlarının, koruma alanlarının yerlerinin saptanması ve gösterilmesi olumlu bir yaklaşım olmakla beraber; planda önerilen bazı sanayi ve kentsel gelişim alanlarının bu doğal ve tarihi değerlerle olan ilişkisinin yeterince irdelenmediği; gelişme alanlarının koruma statülü alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilere yönelik mekansal stratejiler üretilmediği, İzmir metropoliten alanındaki sanayi gelişiminin önemli bir bölümünün Aliağa yerleşimi çevresinde yoğunlaştığı, bu alanın bir kentsel yerleşim alanı, dolayısıyla yaşam alanı olma özelliğinin zayıflaması riski oluştuğu, Aliağa bölgesinde arkeolojik alanlar, doğal sit alanları, doğal alanlar ve tarım alanları da bulunduğundan, dava konusu planın koruma-koruma dengesi, doğal, kültürel, tarihsel değerlerin korunması ve geliştirilmesi, kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmenin önlenmesi yönündeki temel amaç ve hedefleriyle çeliştiği, sanayi alanlarının büyütülmesi yönündeki önerileriyle, hem bölgedeki doğal, kültürel, tarihi varlıkların korunmasının, hem de Aliağa yerleşiminde genel halk sağlığının ve yaşam kalitesinin korunmasının güçleştiği ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının olanaksız hale geldiği, bu durumun, söz konusu yerleşimlerin çevresindeki tarım alanları üzerinde de olumsuz etkiler yaratacağı, nüfus projeksiyonları konusunda davaya konu planın olumsuzluklar taşıdığı, nesnel ve bilimsel temellere dayandırılmış açıklamalardan yola çıkmayan bu sürecin, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturabileceği ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu tetiklediği, davaya konu olan Çevre Düzeni Planı kapsamında var olan yatırımların ve projelerin nesnel, bilimsel araştırmalara ve bulgulara dayanan bir değerlendirme sürecinden geçirilmeden kabul edilip olası etkileri göz ardı edilerek plana işlenmesinin şehircilik ilke ve esaslarına aykırı olduğu, yatırımlara ilişkin değerlendirmeler yapılırken, doğal çevre, tarihi çevre, halk sağlığı ve genel kamu yararı adına, yaşanan ya da yaşanması olası olumsuzlukları azaltıcı stratejilerin geliştirmesi ve bu yönde mekansal müdahaleleri geliştirilmesi; sorunları önleyici çözümler üretilemediği durumlarda ise yatırımlardan vazgeçilmesi gerektiği, davaya konu olan Çevre Düzeni Planı kapsamındaki yatırımların ve projelerin dayanağı olması gereken nesnel ve bilimsel bir değerlendirme sürecinin eksik olduğu, bu gelişmelerin olası olumsuz çevresel etkilerine dair değerlendirmelerin bulunmadığı , 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ve bu planı izleyen 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde uyuşmazlığa konu olan Balçova Barajı Koruma Havzası ile Uzundere TOKİ Konutları’nın batısının kesiştiği alan dava konusu 10.10.2018 tarihli planda Arkeolojik Sit Alanı plana işlenmekle beraber, bu alanın olduğu yer dava konusu planda (A) lejantı ile gri zemin üstünde sadece Arkeolojik Sit Alanı olarak gösterildiği, 07.07.2020 tarihli planda ise, uyuşmazlık konusu bölgenin orman alanı gösterimi üzerinde Arkeolojik Sit Alanı olarak işaretlendiği ve alanın yerleşime açılması yönünde bir plan gösteriminin bulunmadığı, uyuşmazlık konusu alanın, güncel plan olan 07.07.2020 tarihli planda yapılaşmaya açılmamasını ve alanın çok katmanlı özelliklerini (orman alanı ve arkeolojik sit alanı) yansıtan gösterimlerin kullan uyuşmazlık konusu bölgede öngörülen Turizm Tesis Alanının kuzeyinde önemli bir lagün alanı bulunmakta, kuzeybatı ucunde bir başka doğal ve arkeolojik sit alanı yer aldığı, batı tarafında bir akarsunun bulunduğu (Ilıca Deresi) lagünü içine alan İnciraltı Kent Ormanı ve yakın çevresi, içerdiği doğal bütünlük ve ekolojik özellikleri açısından duyarlılıkla yaklaşılması gereken bir bölge olmasına karşın planın Plan Açıklama Raporunda lagün ve yakın çevresinin ekolojik özelliklerine, koruma koşullarına ilişkin uzman görüşlerine dayalı bir rapor ve değerlendirme yer almadığı, lagünün yakın komşuluğunda yer alan Turizm Tesis Alanında, lagünün ve doğal sit alanının korunması için nasıl önlemler alınacağının açıklanmadığı, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı, Bergama ilçesinin 2021 yılında 105.000 kişi olarak gerçekleşen nüfus artış hızı ile öngörülen nüfus artış hızı arasında farkın büyüklüğü göz önünde bulundurarak ilçe özelinde önerilen “kentsel gelişim alanı” büyüklüğünün yeniden irdelenmesinin uygun olacağı, uyuşmazlığa konu alanda önceki planlarda yer verilen ve alt ölçekli planlarda da “kömüre dayalı mevcut enerji üretim alanı” olarak tanımlanan alanda termik santral kararının bulunması, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olduğu, Termal Kültür ve Turizm Bölgesi alanı sınırlarından çıkarılan bölge açısından, bu bölgenin yakın çevresindeki doğal ve tarım alanlarıyla bütünleşen ve alandaki yeşil alan sürekliliğini devam ettiren bir planlama yaklaşımının olumlu olduğu; dava konusu 10.10.2018 tarihli ve güncel plan olan 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde ise davaya konu bölgede öngörülen Turizm Tesis Alanı kullanımının bu yeşil alan sürekliliğini kesintiye uğrattığı, Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin yeni sınırlarının dava konusu planda görülmediği, bölgenin yeni sınırlarını gözeterek planın güncellenip güncellenmediği konusunda bilgiye erişilemediği, bölgede iptal gerekçeleri dikkate alınarak, koruma-kullanma dengesini sağlayan bir planlama yaklaşımı izlenmesinin uygun olacağı, Selçuk-Pamucak bölgesinin, üst ölçekli planlardan itibaren bütüncül bilimsel araştırmalar ve bunların sonucunda sunulacak alana özgü önerilerle ele alınması ve bölge korunarak yeni yapılaşma getirilmemesi gerektiği, Bayraklı İlçesi Mansuroğlu Mahallesinde yer alan bazı parseller ile Bornova İlçesi Kazım Dirik Mahallesinde yer alan bazı parsellere ilişkin “2. ve 3. Derece Kentsel ve Bölgesel İş Merkezi (E: 2.00, Hmaks: 10 kat), Park alanı, Yol ve Trafo” kararları verilmesine dair 03.10.2012 tarihli imar planı değişikliğine askı süresince açılan davalar sonucunda uygun görülen bazı itirazlar doğrultusunda yeniden düzenlenen 1/25.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli plan değişikliklerinin iptali için Danıştay Altıncı Dairesinde açılan E:2013/3515 sayısında kayıtlı davada, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği, ancak dava konusu çevre düzeni planı kapsamında söz konusu yargı kararlarına uyulmadığı ileri sürülmüş ise de bu hususların yapılaşma düzenine (emsal ve yükseklik) ilişkin konular olup, 1/100.000 ölçekli planda bu konuda karar üretilmediği, Zeytindağ ile Örlemiş arasında yer alan ormanlık ve tarımsal arazilerin lejantının içinde sanayi alanı lejantının çevre düzeni planlarından beklenen koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkelerine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, Bornova İlçesi, Karaçam Köyü'nde yerleşim alanından uzak, parsel bazında bir alanın, yürürlükteki İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “ağaçlandırılacak alan” kullanımlı ve 1. Derece Doğal Sit Alanı sınırları içerisinde belirtilmiş olmasına rağmen, “kentsel yerleşik alan” olarak belirlenmesinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Çeşme İlçesindeki “gelişme konut alanı”nın koruma-kullanma dengesini bozduğu, deniz ile kıyı gerisi arasındaki ilişkiyi olumsuz etkilediğinden, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, <br>Çeşme ilçesinde nüfusun 8 yılda %75 artacağının öngörüldüğü, Germiyan’ın güneybatısındaki turizm tesis alanının, ağaçlandırılacak alana doğru büyütülerek “tercihli turizm alanı” kullanımına dönüştürülmesinin uygun olmadığı, alanın “ağaçlandırılacak alan” olarak tanımlanması ve buna yönelik uygulamaların geliştirilmesi, sistem bütünlüğü ve sürdürülebilirlik açısından tutarlı olacağı, Musalla kentsel gelişme alanı Çeşme-İzmir otoyolunun Çeşme yerleşimine giriş yaptığı bölgede bulunduğu, planda Ovacık yerleşiminin kuzeyinden Çeşme merkez yerleşiminin güneyine kadarlık bir alanın İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmış olan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında alanın içinde “düşük yoğunluklu konut gelişim alanı”, “ağaçlandırılacak alan” ve “makilik-fundalık alan” olarak öngörüldüğü, bunun 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı’nda korunmadığı, düşük yoğunluklu konut gelişim bölgesinin doğusunda yeni bir konut gelişim alanının oluşturulduğu bu plan öngörüsünün dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde ortadan kaldırıldığı ve 1/25.000 ölçekli plan öngörüleriyle uyumlu hale getirildiği, 07.07.2020 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde konut gelişimi, “kentsel gelişim alanı” olarak yeniden plana işlendiği, Ovacık ve Çeşme merkez alanı büyükleriyle yarışacak büyüklükte olan bu “kentsel gelişim alanı” önerisinin doğal alanlar üzerinde olumsuz etki oluşturma potansiyeli taşıdığı, kararın uygulanmasının Çeşme ile Ovacık arasında kesintisiz bir yerleşim dokusu yaratarak yeşil alan sürekliliğini engelleyerek doğal yaşamı tehlike altına sokacak sonuçlar doğuracağı, Reisdere yerleşiminin Çeşme ilçesi Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeyinde yer aldığı, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında düşük yoğunluklu yerleşim alanı olarak gösterildiği, alanın çevresi de düşük yoğunluklu konut gelişim alanı olarak tanımlandığı, 1/25.000 plan ölçeğinde alınan kararın daha soyut bir biçimde, yoğunluklar gösterilmeden, 1/100.000 ölçekli planlarda da korunduğu, Reisdere yerleşik alanının ve çevresinin büyük oranda yapılaştığı uyuşmazlığa konu olan plan kararları ile şehircilik ilkeleri ve planlama esasları arasında bir sorun saptamadığı, İzmir Büyükşehir Belediyesince hazırlanan 1/25.000 ölçekli planda Ilıca yerleşim alanının güneyinde “ağaçlandırılacak alan” ve “makilik-fundalık alan” yer alırken, 1/100.000 ölçekli planlarda ise bu alanın “turizm tesis alanı” olarak planlandığı alanın yapılaşmadığı ve doğal karakterini koruduğu, kentsel gelişmeyi sınırlayan, önemli bir yeşil sürekliliğin parçası olan alanın yapılaşmaya açılması yalnızca planın koruma- kullanma dengesi amacıyla çelişmeyecek aynı zamanda Çeşme’nin günümüzdeki öneminin ve değerinin kaynağı olan doğal özelliklerin de yitirilmesine neden olacağı, Çeşme gibi tarihi ve doğal özellikleri ön planda olan pek çok yerleşimde izlenmesi gereken politikanın oluşan yerleşim talebine göre yeni kentsel toprakları sürekli bir biçimde imara açmak olmaması gerektiği, bu yaklaşımın özellikli bölgeleri cazip kılan tüm özelliklerin zaman içinde yok olmasına neden olacağı plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Alaçatı Kentsel Gelişme Alanının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında Alaçaatı yerleşiminin var olan dokusunun batısında var olan durumu gösteren düşük yoğunluklu konut alanı bölgesi olduğu, bu kararın 1/100.000 ölçekli planlarda da büyük oranda korunduğu, yerleşimin batısında öngörülen “kentsel gelişim alanı” kararının nesnel, bilimsel gerekçeleri plan açıklama raporunda sunulmadığı, korunması gereken tarım alanları üzerinde olumsuz etki yaratacağı kaçınılmaz olan “kentsel gelişim alanı” kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Dikili İlçesi Çandarlı, Kabakum ve Salihler'de öngörülen tercihli kullanım alanlarının bölgedeki doğal ve tarımsal dokuyu ortadan kaldırdığı, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, Dikili ilçesi Kabakum ve Salihler tercihli kullanım alanı, Kabakum ve Salihler yerleşimlerinde bakanlıkça yapılan düzenlemelerin plan ölçeğinin gerektirdiğinden fazla ayrıntı düzeyi barındırdığını ve bunun tartışmalara zemin hazırladığını tercihli kullanım alanları gözetilerek yapılan değişimler yapılaşmış alan kullanımını artırmak (ya da azaltmak) yönünde belirgin bir sonuç doğurmadığı, uyuşmazlık konusu alan değişikliklerin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla aykırılık oluşturmadığı, Kabakum kıyı kesimi boyunca “tercihli kullanım alanı” oluşturulduğu, bu alanın bir kısmında yapılaşma olmasına rağmen büyük bir kısmında özellikle kuzeybatı bölümünde yapılaşma son derece seyrek bir biçimde gerçekleştiği, Cumhuriyet Mahallesi ile Kabakum arasında ise yapılaşmanın koptuğu, sürekli bir kıyı yapılaşması oluşturmak yerine kıyı içi alanlarla deniz arasında geçiş koridorları oluşturmanın koruma-kullanma dengesi ilkelerinin mekana yansıması adına önemli bir adım olacağı, plan kararının kıyı alanını kesintisiz biçimde yapılaşmaya açtığı, planın tercihli kullanım alanı kararlarının yapılaşmamış alanları kapsadığı ve tarım alanlarına doğru gelişimi nedensiz biçimde özendirdiği, Dikili ilçesi Çandarlı Mahallesinde önerilen “liman ve liman geri sahası”nın Bakırçay Deltası üzerinde yer aldığı, doğal karakterini korumuş ve insan müdahalesinden uzak kalmış Bakırçay Deltasının sazlık, tuzcul bataklık, tuzcul çayırları üzerinde önerilen liman arazi kullanım kararının geri dönüşü olmayan sulak alan kaybına neden olacağı, davaya konu Çevre Düzeni Planı, önerilen limana ilişkin ayrıntılı yer seçiminin ve uygulamaların konu edileceği alt ölçekli planları yönlendirme görevini taşımakta olduğundan limana ilişkin araştırmaların çevre düzeni planı kapsamında yapılması ve değerlendirilmesi, varsa liman yatırımının olumsuz etkilerinin ortaya çıkarılması, bunun sonucunda da önerinin alternatifleriyle birlikte yeniden değerlendirilmesi, Çevre Düzeni Planı yapımında izlenmesi gerektiği, mekansal gelişimde atılacak olumsuz adımların doğa üzerinde telafisi olmayacak sorunlara yol açacağı liman önerisinin çevresel etkilerini değerlendiren bir araştırmanın yapılması ve Plan Açıklama Raporunda yer alması gerekirken bilimsel ve nesnel bir araştırma olmaksızın söz konusu kararın alınmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, planda katı atık tesisi kullanımının ağaçlandırılacak alan kullanımı içinde, tehlikeli atık tesisi kullanımının ise tarım arazisi içinde konumlandırıldığı /25.000 ölçekli planda da, dava konusu 1/100.000 ölçekli planda öngörülen konumda bir katı atık tesisi bulunduğu, ancak 1/100.000 ölçekli planda tarım arazisi içinde önerilen tehlikeli atık bertaraf tesisi, planlama çalışmalarında tarım arazilerinin korunması ilkesiyle çelişkili ve olumsuz bir durum ortaya koyduğu, 1/25.000 ölçekli planda, uyuşmazlık konusu bölgede tehlikeli atık tesisi kararı bulunmadığı, bu tür tesislere yönelik plan kararı üretebilmek için, söz konusu tesislerin çevre ve insan sağlığını tehdit eden toz, duman ve kimyasal yayıp yaymadıkları, bu bölgede yer alıp alamayacakları, bu tür alanlar bölgede yer alabilirse çevre ve insan sağlığı açısından ne tür tedbirler içermeleri gerektiği konusunda kapsamlı bilimsel raporlardan elde edilecek bilgilere ihtiyaç olduğu, oysa Plan Açıklama Raporunda da bu yönde bir açıklamaya rastlanmadığı, cüruf depolama ve geri kazanım tesisi”, “katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisi” ve “tehlikeli atık bertaraf tesisi” kararlarını şehircilik ilkeleri ve planlama esasalarıyla uyumsuz olduğu, Aliağa bölgesinde mevcutta önemli bir sanayi yoğunlaşması ve termik santral ile yeni gelişme eğilimleri bulunduğu, ancak bölgedeki sanayi yatırımlarının önemli bir doygunluğa eriştiği , planda sanayi odağının daha da büyütülmesi yönündeki kararlar sonucunda, tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal alanların korunması, insan sağlığının güvence altına alınması ve bu alt bölge için koruma- kullanma dengesinin sağlanmasının olanaksız hale geldiği, sanayi bölgesi ile ilintili olarak, ciddiyetle ele alınması gereken stratejik önemdeki bir konu Termik Santral kararı olduğu, Çakmaklı mahallesinde Termik Santral gösteriminin bulunmadığı ancak Horozgediği Mahallesinde, sanayi kullanımı içinde bir Termik Santral notasyonu olduğu aynı bölgeye ilişkin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise termik santral kullanımı görülmemekte; bu planın açıklama raporunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makamının 22.08.2011 tarih ve 101548 sayılı Olur’ları ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca re’sen onaylanan 1/25000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile kömüre dayalı termik santral alanı olarak belirlenen alanın, Kömüre Dayalı Mevcut Enerji Üretim Alanı olarak plana aktarıldığından söz edildiği, raporda ayrıca, “Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen Aliağa İlçesi’nin batısındaki enerji yatırım bölgesinde yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisler yapılması ilkesi doğrultusunda plan notlarına ‘Bakanlar Kurulunca ilan edilmiş ve bu planda Enerji Yatırım Bölgesi olarak belirlenen alanda yalnızca yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal) kaynaklarına dayalı enerji santralleri yer alabilir.’ hükmü eklenmiştir.” denildiği, Plan Açıklama Raporundaki bu ifadenin, dava konusu termik santral kullanımının, Bakanlar Kurulu kararındaki bölgede yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisleri yapılması ilkesi ile çelişkili olduğu, dava konusu bölgenin doğal ve tarihsel özellikleri nedeniyle korunması gereken bir alan olduğu, Çevre Düzeni Planları yapımındaki temel yaklaşımın koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve bu doğrultuda doğal ve kültürel varlıkların korunmasının güvence altına alınarak, gelişme alan ve odaklarının belirlenmesi olduğu, sanayi yatırımları açısından doygunluğa erişilen bu bölgede, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, bölgenin doğal yapısının korunmasının plan kararlarıyla güvence altına alınmasının gerektiği, alanda önceki planlarda yer verilen ve alt ölçekli planlarda da “kömüre dayalı mevcut enerji üretim alanı” olarak tanımlanan alanda termik santral kararının bulunması, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı , şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısındanda sakıncalı olduğu, Karaburun Bozköy kentsel gelişme alanının dava konusu “kentsel gelişim alanı” kullanımı, Bozköy yerleşiminin kuzeyinde yer alan, var olan yerleşimlerden bağımsız bir gelişim önerisi şeklinde olduğu, , tarım alanlarıyla çevrili ve bir doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişim alanı önerisinin, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğu ve şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, Karaburun Merkezin kuzeydoğusunda yer alan kentsel gelişme alanının 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporundan edinilen bilgilere göre Karaburun İlçesi’ndeki nüfusun 500 kişilik bir artışla, 2025 yılında yaklaşık 4000 kişi artacağı ve toplam nüfusun yaklaşık olarak 13.800-14.000 kişi olacağı, bu oranın dava konusu planın öngörüsü olan 27.000 kişilik nüfusun yaklaşık yarısına denk geldiği, plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle, dava konusu planda ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği, alanın “tarım alanı” kullanımından çıkarılarak “kentsel gelişme alanı” kullanımına çevrilmesi, çevre düzeni planının mevzuattaki tanımı ile örtüşmediği, tarım arazisi ortadan kaldırılarak, kent içindeki boşluklu yapı küçültüldüğü, tarımsal üretim yapma olanağının ortadan kaldırıldığı, koruma-kullanma dengesinin bozulduğu, Karaburun bütününün Akdeniz Foku Yaşam alanı, özel çevre koruma bölgesi, doğal sit, orman ve tarım alanlarıyla çevrili olduğu, ilçe bütününde önerilmiş olan kentsel gelişim alanlarının teknik ve sosyal gerekçesinin olmadığı, bazı noktalarda ise bu plan kararı doğrultusunda gerçekleşecek yapılaşmaların doğal yaşama geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği plan kararlarının şehircilik ve planlama ilkeleriyle bağdaşmadığı, Gediz Deltası’na ilişkin ayrıntılı bir biçimde ele alınması gereken sulak alanlar konusunun gerekli önemde ele alınmadığı, konuya ilişkin gerekli araştırmaların yapılmadığı, var olan araştırmalardan yararlanılmadığı, çevre düzeni planı hedef, ilke ve amaçlarında belirtilen koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına yönelik vurgunun planın mekansal kararlarında görülemediği, Kemalpaşa İlçesi kentsel kullanım alanları Kemalpaşa ilçesi Kurudere Mahallesinin kuzeydoğusunda yer alan tercihli kullanım ve golf alanının planda, Kurudere yerleşiminin kuzeydoğusunda yer alan ve yapılaşmamış olan alanın özel proje alanı sınırları içine alınarak tercihli kullanım alanı olarak düzenlendği, alanın bir bölümünün ise golf spor etkinliğine ayrıldığı, Tercihli kullanım alanının kuzeyinde ve güneybatısında doğal sit alanları, kuzeydoğusunda Kemalpaşa Savanda Göleti, doğusunda ise tarım alanları bulunduğu, alanın yakın çevresinde pek çok doğal ve arkeolojik sit alanı yer aldığı, doğal sit alanlarının bir kısmında, özellikle uyuşmazlığa konu olan alanın kuzeyinde, bir oranda yapılaşmanın gerçekleştiği, zeytin ağaçlarının da yoğun biçimde yer aldığı, tercihli kullanım alanı kararının, bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı, gerek Kemalpaşa kentsel gelişim alanı, gerekse uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı hiçbir yapılaşmanın olmadığı, gelecekte de önerilen yapılaşmaları gerektirecek planlama kararlarının bulunmadığı bir durumu yansıttığı, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden bu yaklaşımların planlama esasları ve şehircilik ilkeleri ile bağdaşmadığı, Kemalpaşa ilçesi kentsel gelişme alanı, Kemalpaşa İlçesinin nüfusu ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında çok büyük bir fark olduğu, ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği, Kemalpaşa İlçesi kapsamında önerilen kentsel gelişim alanlarının teknik ve toplumsal gerekçeleri oluşmadığı ve var olan yerleşim alanlarının büyüklükleri gözetildiğinde aşırı gelişmeci bir tutum içinde büyüme önerisi getirildiği için kararı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, Kemalpaşa, Ulucak yerleşmesi için “hedef yılda öngörülen 10.000 kişi nüfusa karşılık oldukça fazla bir alanın planlanmış olduğu, yerleşim büyüklüğünün çok ötesindeki bir alanın “kentsel gelişim alanı” olarak belirlenmesinin şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, Ulucak yerleşiminin çevresindeki bölgenin arkeolojik sit, tarım ve orman alanları ile çevrili olduğu Kentsel gelişim alanı önerisinin tüm bu alanlarla yerleşim alanı arasındaki geçiş bölgesinin (tampon bölgenin) kaybolmasına, doğal ve tarihi değerler üzerinde telafisi olanaklı olmayan zararların oluşmasına neden olacağı, Kemalpaşa kent merkezi ve çevresi ile Çiniliköy arasında belirlenen gelişme alanlarının mevcut yerleşim dokusunun yaklaşık 4 katı büyüklüğünde olduğu, ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği, Kurudere çevresinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, yerleşimin var olan büyüklüğünün ve yoğunluğunun çok ötesinde bir alanı, herhangi bir bilimsel gerekçeye dayandırmadan yapılaşmaya açarak bölgedeki doğal alanlar, ormanlar ve tarımsal alanlar üzerinde yapılaşma baskısı oluşturacağı ve bu nedenle de çevre düzeni planının temel ilkesi olan koruma-kullanma dengesinin de bozulmasına neden olacağı, Kula OSB alanının incelenmesinden; Kula yerleşiminin kuzeyinde Jeolojik Özellikleri Nedeniyle Korunacak Alan statüsünde olan geniş alanın doğusunda bir sanayi alanı önerildiği , bu sanayi alanının deri sanayi üzerinden uzmanlaşmasının beklendiği, önerilen sanayi alanının söz konusu yerleşim alanının var olan durumuyla yaklaşık olarak aynı alan büyüklüğüne sahipken, öneri kentsel gelişim alanları eklendiğinde bile yerleşim alanının büyüklüğünün sanayi alanını ancak geçebilir hale geldiği, yerleşim yerinin nüfusunun plan öngörülerinin çok altında kaldığı, nüfusun ve dolayısıyla kentsel gelişimin bu kadar yavaş ilerlediği bir yerde önerilen büyüklükte bir sanayi gelişiminin oluşumu tüm koşullar gözetildiğinde gerçekçi görünmediği, Kula yerleşiminin tarihsel olarak volkanik bir arazi üzerinde kurulduğu, “Jeolojik Özellikleri Nedeniyle Korunacak Alan” yerleşime ve çevresine özgün bir karakter verirken ulusal ve uluslararası ölçekte önemli bir değer oluşturduğu, her ölçekteki plan önerilerinin Kula yerleşimine özgünlük veren bu değeri gözetmesi gerekirken davaya konu çevre düzeni planının önerisi olan organize sanayi bölgesi böyle bir yaklaşımla bağdaşmadığı gibi konum ve büyüklük olarak jeolojik alana zarar verici nitelikler barındırdığı, öneri sanayi alanının genişliğinin Volkanik Bölge’nin bir kısmını içine alır nitelikte olduğu, Manisa İli, Akhisar İlçesinde yeterli bir gelişme alanı var iken nüfusun gereksinim duyduğu kentsel gelişme alanlarından oldukça büyük kentsel gelişme alanlarının eklendiğii iddiasına gelince, Manisa iline bağlı önemli bir sanayi ve tarım odağı olan Akhisar bölgesindeki gelişmeler ve bu gelişmeler doğrultusunda gerçekleşecek kentsel büyümenin nesnel, bilimsel nedenleriyle irdelenmesi ve konuyla ilişkili teknik ve toplumsal gereksinimin tartışmaya yer bırakmayacak şekilde sunulması gerekirken bu temelden eksik gerçekleştirilen önerilerin şehircilik ve planlama ilkeleriyle uyuşmadığı, Menderes ilçesinde mevcut yerleşim alanının iki katından fazla bir kentsel gelişme alanının verimli tarım arazileri üzerinde öngörüldüğü, bölgede yeni bir yatırımın ya da sektörel gelişimin olmadığı, Menderes ilçesinde bu gelişim öngörüsünün gerekçesinin belirtilmediği, ayrıca Menderes ilçesinin İzmir'in su ihtiyacını karşılayan Tahtalı Havzası sınırında yer almasından dolayı toprakların korunması ve Tahtalı su havzasının kirletilmemesi için özel önlemler alınması gerekmesine rağmen, çevre düzeni planında tam tersine nüfus yoğunluğu artırılarak Havza'nın kirlenmesine neden olabilecek tehditlerin en üst düzeye çıkarıldığı, İzmirlinin suyunu dahi kirletecek olan bu planlama anlayışı ile İzmir'de halk sağlığının tehlikeye girdiği iddiasına yönelik olarak; plan kapsamındaki “kentsel gelişim alanı”, Menderes yerleşiminin kuzeyinde Görece’ye kadar uzandığı, Menderes yerleşiminin doğusundan geçen demiryoluyla iletişim kurmadığı, Görece yerleşimi ile Menderes ilçesinin birleşeceği öngörüsünün kentsel gelişim önerisini yönlendirdiği, önerinin gerçekleşmesi durumunda İzmir merkez yapılaşması ile Menemen arasında yapılaşmamış hiçbir boşluk kalmayacağı, bu durum yerleşimler arasında oluşan kesintisiz yapılaşmanın yarattığı sorunların (kentsel yeşil alan, açık alan eksiklikleri, yeşil sürekliliğinin bozulması, doğal ve tarihi değerlerin korunamaması gibi) yeniden üretilmesine neden olacak, diğer yandan raporda da sözü edilen ve İzmir için yaşamsal öneme sahip Tahtalı Havzası içinde yapılaşmayı özendirerek, havza niteliklerini tehlikeye atacağı, yerleşim yerlerine ilişkin gelişim alanı önerilerinin değerlendirilmesinde en önemli etkenin nüfus olduğu, Menemen ilçesine yönelik bir nüfus öngörüsünde bulunulmadığı, bu temel bilgilere sahip olunmadan üretilen gelişim önerilerinin gerçeklikten koptuğu, Menemen ilçesi kapsamında üretilen kentsel gelişim alanı kararını şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı, Menemen ve Turgutlu İlçelerinde öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda öngörüldüğü, dava konusu alanın içindeki tarım arazisinin korunması esas olduğundan planda dava konusu alan için öngörülen bu kullanım hakkından olumsuz bir değerlendirme olmadığı, Turgutlu ilçesinde öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı bu alanın ise Menemen’deki bölgeden farklı özellikler gösterdiği, Turgutlu’daki kullanım önerisi var olan sanayi yapılaşmalarını da aşan, oldukça büyük bir alanı kapsadığı, kullanım kararının hiçbir yapılaşmanın olmadığı tarım arazilerinin üzerinde yer aldığı tarımla ilişkili olsa bile, doğrudan tarımsal üretime yönelik olmayacak birçok faaliyeti beraberinde getirecek söz konusu plan kararı ile tarımsal etkinliklerin alansal bütünlüğü ve yapısı geri dönülemeyecek biçimde bozulabileceğinden şehircilik ilke ve planlama esaslarına aykırı olduğu, davaya konu çevre düzeni planı kapsamında Turgutlu ilçesi gözetilerek yapılan nüfus kestirimi ile günümüzde gerçekleşen nüfus arasındaki sapmanın plan bütününü etkilemeyecek bir sapma olduğu, kentsel gelişme alanı önerisinin büyüklük açısından çevre ve şehircilik ilkelerine uygun olduğu, ancak kurulumuzun kentsel gelişme alanı kullanımın biçiminin yaratabileceği olumsuzluklar gözetilerek planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı bulunduğu, Menemen Emiralem-Göktepe Mahallesinde bulunan yürürlükteki 1/25.000 ölçekli planda “tarım alanı” olarak belirlenmiş alanın ve Gediz Nehri Taşkın Alanı’nda kalan bölgenin çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlenmesine gelince; Adnan Menderes Havaalanına komşu bir konumda bulunan Menderes yerleşiminin aynı zamanda Tahtalı Barajı Havzası içinde yer aldığı, kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünün belirlenmesi konusundaki en önemli ölçüt de nüfus verisi iken böyle bir değerlendirme olmadan kentsel gelişim önerilerini değerlendirmenin olanaksız olduğu, bu tür plan önerilerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Seferihisar ilçesinde nüfusun 8 yılda %120 artacağının öngörüldüğü, Sığacık’ta turizm tercihli kullanım alanının büyütüldüğü, oysa Seferihisar İlçesinin yavaş şehir (Cittaslow) ünvanı ile korunması gereken özel bir yerleşim olduğu iddiasına yöneli yapılan incelemede; davaya konu plan kapsamında Seferihisar İlçesinin gelecekteki nüfusu nüfus ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında çok büyük bir fark oluştuğu, ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği, kentsel gelişim alanlarının teknik ve toplumsal gerekçeleri oluşmadığı, kararın şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, Sığacık ilçesi özelinde, geneli var olan gelişim alanları üzerinde bulunsa da, planda belirtilen turizm tesis alanlarının ve tercihli kullanım alanlarının gösteriminde bölgedeki arkeolojik sit alanlarının ve doğal bağlantıların göz önünde bulundurulmadığı ayrıntıları alt ölçekli planlarda tanımlanabilecek yeşil koridorlar ve bu koridorlarla ilişkilendirilebilecek açık-yeşil alan kullanımlarının bu ölçekte geliştirilmesinin olanaklı olduğu, var olan açık alanların kullanımıyla (arkeolojik alanlar özelinde bu alanların korunması ile) oluşturulacak kıyı-artbölge bağlantıları üst ölçekli planda kurgulanmalı ve alt ölçekli planları yönlendirmesi gerektiği, kıyıların, kıyı-doğal yaşam ve kıyı-insan ilişkileri açısından kullanılması, korunması, kıyıların kamusallığının sağlanması ve ekosistem bütünlüğü açısından bu hususun önemli olduğu, Ayrancılar, Pancar, Yazıbaşı Mahallelerinde tarım alanı olarak belirlenen alanların sanayi alanına dönüştürüldüğü, Pancar, Ayrancılar, Yazıbaşı yerleşim bölgesinin çevresinde yer alan sanayi alanlarına ilişkin yapılan incelemeler sonucunda 2018 yılında onaylanıp sonrasında onayı kaldırılan Çevre Düzeni Planındaki kararlar ile 2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı kararları arasında plan yaklaşımına ve mekansal örgütlenmeye etki edecek bir fark görülmediği, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki plan kararları ile 1/100.000 ölçekli plan kararları arasında ise en belirgin fark ise, Pancar yerleşiminin doğusunda kalan sanayi alanının demiryolu ile taşıt yolu kesişimine kadar büyütülmesi olduğu, plan kararlarıyla var olan yapılaşma arasında önemli bir uyumsuzluk da saptanmadığı, sürekliliklerin korunması ilkesinin önemli bir planlama yaklaşımı olduğu, konuya bu doğrultudan yaklaşınca ana yolların kesişiminde kalmış ve sanayi alanlarının komşuluğunda olan bir alanın da sanayi sürekliliğini sağlayacak şekilde gelişmesi gerektiği, planın sanayi gelişimi öngösünün şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyumlu olduğu, Torbalı, Subaşı Mahallesinde tarım alanlarının sanayi alanlarına dönüştürülmesinin planlamaya aykırı olduğu iddiasının incelenmesinden; Subaşı yerleşiminin batısında yer alan sanayi ve depolama alanına ilişkin gösterimler alanın konumu ve büyüklüğüyle ilgili olarak iki plan arasında bir fark görülmemiş, alanda var olan sanayi ve depo yapılaşması uydu fotoğrafı kullanılarak incelendiğinde önerilerden farklılaşan bir yapılaşma düzeninin görüldüğü, kırmızı çizgilerle işaretlenmiş üçgen alanın tamamı ve bu üçgenin doğusunda kalan alan, plan gösterimlerinde boşluk bırakmayacak şekilde sanayi ve depolama alanı olarak gösterilmesine rağmen var olan durumun plan gösteriminden farklılaştığı, üçgen alanın içinde, oldukça az oranda sanayi ve/veya depolama alanı bulunurken alanın çoğunluğunda tarımsal etkinliklerin yapıldığı, üçgen alan ile yerleşim arasında kalan bölgede ise sanayi ve depolama etkinliklerinin görece daha yoğun şekilde var olduğu, Plan Açıklama Raporunda Torbalı genelinde yapılan değerlendirmelerde yerleşimin verimli tarım alanlarıyla çevreli olduğu ve bu alanların gelişim baskısı altında kaldığı, Torbalı ve çevresinin sanayi gelişimini hızla sürdürdüğü, Torbalı yerleşimi ve çevresinin içinde bulunduğu durumun, “koruma-kullanma” ikilemi şeklinde ifade bulan bir olguya işaret ettiği, raporda “koruma kullanma dengesinden” sıklıkla söz edilmekte, kavrama her aşamada vurgu yapılmakta ise de, konunun kurgusal ve mekansal olarak nasıl ele alındığına ilişkin bilgilerin ne ilgili raporlara, açıklama belgelerine ne de plana yansıtılmadığı, planlama bölgesinin tarihi, doğal ve kültürel değerlerini gözeterek, sonradan geri dönüşü olamayacak zararları bu değerleri odağına koyarak değerlendirmesi “korumayı” destekleyen bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği, itiraza konu olan Subaşı yerleşimi özelinde plana işlenmiş olan sanayi ve depolama alanları önerisinin var olan durumu yansıtmaması ve önerinin sanayi-depolama alanlarının gelişimiyle ilgili bilimsel bir yaklaşım çerçevesinde sunulmaması nedeniyle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyum içinde olmadığı görüşüne varıldığı, Urla İlçesi, Yelaltı ve Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanlarına gelince, Urla yerleşimi merkez alanında ve çevresinde yer alan kentsel gelişim alanı büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği kararın şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, Yelaltı yerleşimindeki kentsel gelişim alanı kararı, var olan yerleşim alanı büyüklüğüne neredeyse eşdeğer olduğu, dava konusu planda, bu karara temel olması gereken bilimsel bir değerlendirme bulunmadığı, Urla İlçesi, Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanı Özbek yerleşimi özelinde yapılan incelemede de, yukarıdakine benzer şekilde, kentsel gelişme alanlarının bilimsel gerekçelerinin oluşmadığı, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uymadığı görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br>Yukarıda anılan bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davaya konu çevre düzeni planının İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu, davacı tarafından, çevre düzeni planını oluşum sürecinde kurgulanan senaryoların hazırlanış yöntemi, hangi paydaşların sürece dâhil edildiği, senaryo hedefleri arasındaki ayrılıklar ve seçilen senaryonun doğal değerleri gözetmedeki eksikliklere yönelik bilirkişilerin genel tespitleri ile planın nüfus öngörüsüne ilişkin eleştirileri planın tümünü kusurlandırır mahiyette görülmemiş, plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde planlama ilkelerine aykırılık bulunmamakla birlikte bu planlarda da tarım arazileri gibi korunması gerekli alanlar, doğal ve tarihi alanlar, orman alanları ve sit alanlarının mümkün olduğunca dikkate alınması, doğal karakter, ekolojik dengeler, koruma-kullanma dengeleri, yeşil alan sürekliliği gibi hususların gözardı edilmemesi gerekeceğinden; planın yer seçimi kararlarından; bilirkişilerce de saptanan; Bergama Allianoi termal turizm kültür ve koruma gelişme bölgesi sınırı ve turizm tesis alanı kullanım kararının, Zeytindağ ile Örlemiş arasındaki sanayi alanı kullanım kararının, Bornova İlçesi, Karaçam Köyü kentsel yerleşik alan kullanım kararının, Reisdere kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Ilıca turizm tesis alanı kullanım kararının, Alaçatı kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı önerisinin, Menemen, Emiralem, Göktepe Mahalleleri arasında bulunan kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Torbalı İlçesi, Subaşı Mahallesinde bulunan sanayi alanı kullanım kararının, Urla İlçesi, Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Dikili İlçesi, Çandarlı Mahallesinde öngörülen "Tercihli Kullanım Alanı" kararının, Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının, Kemalpaşa İlçesi, OSB’nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Çeşme İlçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında bulunan ağaçlandırılacak alan kullanımının tercihli kullanım alanına dönüştürülmesine ilişkin plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uymadığı, planın anılan alanlar dışındaki yer seçimi kararlarında ise bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kesinleşeceği dikkate alındığında, kentsel yerleşme yön ve yer seçimlerinin bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. <br>Açıklanan nedenlerle, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Bergama Allianoi termal turizm kültür ve koruma gelişme bölgesi sınırı ve turizm tesis alanı kullanım kararının, Zeytindağ ile Örlemiş arasındaki sanayi alanı kullanım kararının, Bornova İlçesi, Karaçam Köyü kentsel yerleşik alan kullanım kararının, Reisdere kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Ilıca turizm tesis alanı kullanım kararının, Alaçatı kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı önerisinin, Menemen, Emiralem, Göktepe Mahalleleri arasında bulunan kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Torbalı İlçesi, Subaşı Mahallesinde bulunan sanayi alanı kullanım kararının, Urla İlçesi, Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Dikili İlçesi, Çandarlı Mahallesinde öngörülen "Tercihli Kullanım Alanı" kararının, Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının, Kemalpaşa İlçesi, OSB’nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan kentsel gelişme alanı kullanım kararının, Çeşme İlçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında bulunan ağaçlandırılacak alan kullanımının tercihli kullanım alanına dönüştürülmesine ilişkin kısımlarının iptali, planın anılan alanlar dışındaki kısımlarına yönelik davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.<br> <br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY :<br>19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde L18 Plan Paftasında, 10/04/2018 tarihinde K18 Plan Paftası, L18 Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25/07/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 Plan Paftaları, Lejant Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10/10/2018 tarihinde onaylanmıştır. <br>Bakılan davada, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.<br>10/07/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.<br>Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.<br>Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.<br>Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.<br>Yönetmeliğin "Revizyon ve değişiklikler" başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, "Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır." düzenlemesine, 2.fıkrasında da, "Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır." düzenlemesine yer verilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar ile 30 ana başlık halinde ve alt başlıklarla toplamda 42 madde halinde sıralanan getirilen mekansal kullanım kararlarına yönelik itirazlar olmak üzere iki başlıkta itirazlar sunularak dava konusu planın iptali istenilmiştir. <br>Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye ... tarafından resen seçilen Prof. Dr......., Dr. Öğretim Üyesi ... ve Dr. Öğretim Üyesi ...'in katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.<br>Bilirkişi raporunda, davacının ileri sürdüğü tüm iddialara yönelik görüş belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu, davaya konu planları incelerken, davaya konu planın onanmasından ve hatta keşif tarihinden sonra onanarak yürürlüğe giren planlara ilişkin olarak da görüşlerini sunmuştur. Bilirkişi Raporunda öncelikle plan geneline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş, bunun ardından dava dosyasında yer alan ve İzmir ili içinde çok sayıda alana ilişkin maddeler halinde verilmiş olan itirazların her biri tek tek incelenmiş ve görüş geliştirilmiştir.<br>Davacının dava konusu plana yönelik iki ana başlık halinde ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından aynı sıralama ile sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler de aynı sıralama ile yapılmış olduğundan Dairemizce iddia, savunma, bilirkişi raporundaki tespitler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık aynı sıralamaya uygun olarak konular itibarıyla tek tek değerlendirilmiştir.<br><br>A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak:<br>Dava dilekçesinde;<br>• Dava konusu çevre düzeni planının sosyo-ekonomik ve ekolojik kararların bir arada düşünülmesine olanak veren ve strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde bulunmadığı, veri tabanını doğru yansıtmadığı, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik, hedef, ilke ve strateji üretmediği, bir strateji planından daha çok, alt ölçekli planların konusuna girebilecek alanların plana yansıtıldığı bu nedenle anılan planın mevzuata uygun olmadığı, <br> • Mekânsal strateji planının planlama geleceğinin oluşturulması ve şekillendirilmesi anlamını taşıdığı, kontrollü sanayi alanı yaratmayı ve mevcut sanayi alanlarında değişiklik yapılmasını içermemesi gerektiği, standartların yeni tahsisli ve kararlaştırılan alanlarda uygulanmasının amaçlanması gerektiği, bu bakımdan plan değişikliği ile hedeflenen amacın kazanılmış hak olgusunun zedelemesine yol açacağı,<br> • Mekânsal stratejik planı olmadan çevre düzeni planlarının yaratılmasının ve stratejik planlara ait olan görevlerin çevre düzeni planlarınca üstlenilmesinin planlama hiyerarşisine ve plan bütünlüğü ilkelerine aykırılık taşıdığı, <br> • İzmir-Manisa illerini kapsayan alanın coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel özellikler açısından benzerlik göstermediği, bu nedenle Manisa ilinin İzmir ile birlikte planlanmasının mutlak anlamda zorunlu olmadığı, plan açıklama raporunda iki ilin birlikte planlanmasının gerekçelerinin açıkça ayrıntılı ve tatmin edici bir şekilde ortaya konulmadığı, dava konusu planın İzmir-Manisa illerini kapsar şeklinde planlanmasının uygun olmadığı, <br> • Dava konusu plan değişikliğinin Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerinin "Tanımlar ve Mekânsal Kullanım Esasları" başlıklı 4., "Genel Planlama Esasları" başlıklı 7., "Araştırma ve Analiz" başlıklı 8.,"Plan Raporu" başlıklı 9. ve "Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar" başlıklı 19. maddelerine aykırı olduğu,<br> • Ayrıca niteliği ve Yönetmelik hükümleri bağlamında dava konusu çevre düzeni planının plan raporunda ve açıklama raporunda bu planın, vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının ne olduğunun açıklanmadığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamalar yapılmadığı, bu nedenle dava konusu işlemin bu açıdan da mevzuata uygun olmadığı,<br> • Çevre düzeni planlarının hazırlanması sırasında, mevcuttaki hali hazır durumu dikkate alınmadan ve arazi kullanım çalışmaları yapılmadan düzenlenmesinin, uygulaması açısından telafisi güç sonuçlar doğurabileceği, ayrıca planlanan yörenin bugünkü durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde saptanması gerektiği; çevre düzeni planlarının alt ölçekli imar planlarına genel geçer stratejileri ve yönlendirmeleri yapmakta olduğu, plan kararlarının oluşturulması sırasında göz önüne alınmayan bu tür kentsel yönelimlerin planın alt ölçeklerde uygulanması sırasında plan bütünlüğünü bozacak sonuçlar doğuracağı,<br> • Çevre düzeni planı yapılacak alanın ve yakın çevresinin bir bütünlük içinde ele alınması ve değerlendirilmesi için eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalarla birlikte, bilimsel tekniklere ve yöntemlere dayalı, yeterli nitelikte ve kapsamda ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmaların yapılması gerektiği, <br> • Çevre düzeni plan çalışmaları sırasında, planlanan alanda yapılacak yatırımların, kamusal yatırımlar başta olmak üzere, uyum içerisinde gerçekleştirilmesine yönelik gerekli tedbirlerin düşünülmesi gerektiği, ancak yapılacak yatırımların birbirlerinden bağımsız düşünülmesinin kaynak israfına yol açacağı ve yatırımların işlevinin azalması sonucu doğuracağı dikkate alınarak çevre düzeni planlarının hazırlanması gerektiği,<br> • Dava konusu 1/100.000 gibi bir ölçeğin, çevreye, yerleşme sistemlerine, iktisadi faaliyetlere, ulaşım ağına, bölgesel altyapıya ilişkin stratejileri ve yapıları belirlemek için kullanılmakta olduğu; iptali istenen 1/100.000 ölçekli planın ise her hangi bir strateji belirlemeden, doğrudan Manisa-İzmir illerine yönelik kestirimlere dayalı bir yerleşme anlayışı ile oluşturulduğu, arazi kullanımı ağırlıklı bir plan olmasının hukuka aykırı olduğu,<br> • Nitekim Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararında "...planlama ilkeleri açısından 14/08/2009 ve 20/09/2010 tarihlerinde onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya Çevre Düzeni Planının doğru bir rotaya oturmadığını düşünmektedir. Genel çerçevede değerlendirilmesi istenen Kütahya İlinin planlama bölgesine dâhil edilmesi İle havza ve bölge sınırlarının belirlenmesinin doğru olup olmadığı konusuna ilişkin olarak da Kurulumuz, Kütahya İlinin, tarihsel olarak, ulaşım ilişkileri, havza özellikler ve etki alanı olarak Eskişehir, ya da Bilecik ile birlikte ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Buna karşılık yalnızca Gediz Irmağı'nın ana kolu Kütahya sınırları içinde doğduğu İçin İzmir-Manisa bölgesine bağlanmıştır. Bunun temel nedeni planlamanın ekonomik ve sosyal ilişkiler ile üretim faaliyetleri açısından bir çözümlemeye oturtulmamasıdır. Kütahya il merkezinde bulunan ve 350 hektar gibi oldukça mütevazı ölçüdeki sanayi üretimi ile Gediz, Simav ve Tavşanlı'da yer alan 100 hektar civarındaki küçük OSB lerı'n üretimi ağırlıklı olarak yurtiçi tüketimine yönelik olarak yapılmaktadır. Yurtdışına yapılan sınırlı ihracat için İzmir Umanı yanı sıra diğer limanlar ve karayolunun kullanımı da göz önüne alındığında, üretim açısından da Kütahya ilinin itiraz konusu planlama bölgesinin kaçınılmaz, ağırlıklı ve yoğun ilişki içinde olduğunu ileri sürmek eldeki verilerle olanaklı değildir. Kentsel kademelenmeye, etki alanlarına ilişkin hiçbir çözümleme yapılmadan, amaçsız ve hedefsiz bir arazi kullanım planı düzenlendiği için de planlama ilkelerinden söz etmek olanaksızlaşmaktadır. Özetle, ülkemizde genel olarak kabul gören ve mevzuatımızdaki plan kavram, anlayış ve uygulamalarının temelini oluşturan geleneksel kapsamlı planlama anlayışı ile yapısal ya da stratejik mekânsal planlama anlayışı birbirinden oldukça farklı olduğu görülmektedir." ifadelerinin yer aldığı,<br>•Çevre düzeni planının niteliği ve verimi düşünüldüğünde nüfus projeksiyon ve kabullerinin bu kadar değişken olmasının bilimsel dayanağının olmadığı ve geçerli yöntemler kullanılmadığı, 2000 yılı, 2005 yılı ve 2017 yılı ile karşılaştırıldığında nüfusun gelişme eğiliminin 2025 yılı hedeflerine çok uzak olduğu, bahsedilen nüfus kabullerinin çelişkileri dışında öneri nüfus kararları ile belirlenen kentsel gelişme alanı büyüklükleri arasında da bir tutarsızlık bulunduğu, tüm yerleşmelerde mevcut imar planlarının nüfus kapasitesinin ne kadar olduğu, raporda öngörülen nüfus hedefinde kapasiteyi aşan nüfusun ne kadar olduğu ve ne kadar büyüklükte gelişme alanı gerektiği tartışılmaksızın kentsel gelişme alanları önerildiği, 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerleşmelerinin büyük bölümünde 2025 yılı için öngördüğü projeksiyon nüfusunun değişmediği, bazı ilçelerde çok az bir nüfus artışı olduğu, buna rağmen büyük ölçüde kentsel gelişme alanlarının ilave edildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada,<br>•Davanın süresinde açılmadığı,<br>•6360 sayılı Kanun ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olmak üzere mevzuat hükümlerinde yapılan değişiklikler, Bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruşlarının yeniden teşkilatlanması, mahalleye dönüşen köy ve beldelerin bağlandıkları ilçelerin nüfuslarının yeniden düzenlenmesi gereksinimi ve bu süreçte kamu kurum ve kuruluşlarından gelen plan değişiklik talepleri ile 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin itirazın değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Bakanlık Makamının 10/10/2018 tarihli oluru ile onaylanıp ilan-askı işlemleri yapılmak üzere planlama bölgesindeki İl Müdürlüklerine iletildiği,<br> • 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102 nci maddesinin üçüncü fıkrasında;<br>“Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen ulusal ve bölgesel nitelikteki fiziki planları Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar. Büyükşehir belediyeleri sınırları içerisindeki çevre düzeni planlarını büyükşehir belediyeleri, büyükşehir olmayan illerde ise Bakanlık yapar, yaptırır ve<br>onaylar." hükmüne,<br>•Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "Plan Kademelenmesi" başlıklı 6. maddesinde de; "Plan kademelenmesi uyarınca il bütününde yapılan çevre düzeni planları, yürürlükteki bölge veya havza düzeyindeki çevre düzeni planının genel kararlarına aykırı olmamak kaydıyla hazırlanır." kuralına yer verilmiş olup dava konusu plan değişikliğinin anılan mevzuat gereğince tesis edildiği,<br>• Diğer taraftan, davacının" mekânsal strateji planı olmaması nedeni ile çevre düzeni planının onaylanamayacağı" yönündeki iddiasının mesnetsiz olduğu, zira Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin (c) bendinde; Çevre düzeni planı: varsa mekansal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu,göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan" olarak tanımlandığı,<br>• Kaldı ki ülkemizde halihazırda onaylı herhangi bir Mekansal Strateji Planı bulunmadığı da dikkate alındığında aynı Yönetmeliğin "Plan Kademelenmesi" başlıklı 6. maddesinin (2) bendinde yer verilen; "Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır." kuralı uyarınca Mekansal Strateji Planı yapılana kadar ülkemizde hiç çevre düzeni planı onaylanmaması gerekir ki bunun son derece isabetsiz olacağı, zira çevre düzeni planlarının olmaması halinde ülkemizde parçacı ve kontrolsüz gelişmelerin hızlanması kaçınılmaz bir sonuç olarak kendini göstereceği,<br>• Davacının Manisa ve İzmir illerinin birlikte planlanamayacağı yönündeki iddiasında isabet bulunmadığı, İzmir ve Manisa illerinin dava konusu işlemde birlikte planlanmasının dayanağının Danıştay 6. Dairesince verilen 26/12/2012 tarihli ve E:2010/786, K:2012/8225 sayılı karar olduğundan, anılan yargı kararının gereğinin ifası olduğu,<br>• Bahse konu iptal kararında; "Manisa ilindeki sanayi birimleri ile bu tesislerde çalışan kesimin İzmir ili ile olan yakın ve iç içe ilişkileri bilinmektedir. Bu bağlamda İzmir ve yakın çevresini kapsayacak biçimde oluşturulması düşünülecek bir kenisel bölgenin bu iki il ile bu merkezlerle yakın ekonomik ilişki içindeki çevre belediyeleri içermeşinin son derece anlamlı ve mantıklı bir mekânsal örgütlenme olabileceği ileri sürülebilir. Diğer bir deyişle İzmir ve Manisa illerinin toplumsal ve ekonomik ilişkiler açısından bağdaşık bir mekânsal bütün olarak aynı bölge kapsamında birlikte ele alınması bir çok açıdan anlaşılabilir bir planlama kararıdır. Ancak, dava konusu anlaşılmazlıkta planlama alanı içinde bu iki il ile eklenen Kütahya İlinin İzmir İli ile olan ekonomik ilişki düzeyinin Manisa ile karşılaştırılamayacak denli zayıf olduğu açıktır... İncelememiz göstermiştir ki, Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay havzaları açık olarak İzmir ve Manisa'nın aynı havza içinde olduğunu göstermektedir. Buna karşılık Gediz Nehri, davalı planın açıklama raporunda iddia edildiği gibi Kütahya'yı bu bütünün bir parçası yapmamaktadır... Tarım havzaları tanımlarından görüldüğü gibi İzmir ve Manisa daha benzer özellikler gösterirken Kütahya Manisa'nın dağlık yönleriyle Uşak, Afyon ve Bilecik ile aynı tarım havzası içinde görülmektedir." değerlendirmelerine yer verildiği,<br> •Dolayısıyla İzmir ve Manisa illerinin bir arada planlanmasının sadece iktisadi ve coğrafi açıdan bir bütünlük göstermelerinin bir sonucu olmayıp 19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının iptaline ilişkin Danıştay 6. Dairesinin 26/12/2012 tarihli ve E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararının gereği olduğu, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında anılan yargı kararında belirlenen hukuka aykırılıkların giderildiği belirtilmiştir.<br>Bilirkişi raporunda;<br> İzmir-Manisa bölge planlamasının birlikte yapılması konusu:<br> "Davacı idare İzmir-Manisa bölge planlamasının birlikte yapılmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmektedir. Davalı idare ise, bu iki ilin birlikte planlanmasının dayanağı Danıştay 6.Dairece verilen 26.12.2012 tarihli ve E.2010/786, K.2012/8225 sayılı kararı olduğunu belirtmektedir. Danıştay 6. Dairesinin 26.12.2012 tarihli ve E.2010/786, K.2012/8225 sayılı kararında vurgulanan konular “Kütahya ilinin kapsam içinde tutulmasının bu üç ilin ekonomik- sosyalcoğrafi bütünlük göstermemesi ve istatistiki bölge sınıflandırmasına uymaması nedeniyle tutarsız bir plan yaklaşımı barındırdığı; bu ölçekteki bir planın strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde olması gerekirken bir strateji planından çok alt ölçekli planların konusuna girecek biçimde içeriğe sahip olduğu; planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilkeleri ve politikalarını açıklayan ve bunlar doğrultusunda belirlenen nüfus projeksiyonlarına, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı bir plan açıklama raporu olmadığı” şeklindedir.<br> Dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Plan Açıklama Raporunun “Giriş” bölümünde “Planlama Bölgesi içinde kalan her iki il sınırları içindeki alanlar, gerek İzmir merkezli ekonomik ilişki ağı nedeniyle ve gerekse Gediz ve Bakırçay gibi birden fazla il sınırı içinden geçen akarsu havzalarında konumlanmadan kaynaklanan, sorunlarda ve üretilecek çözümlerde ortaklaşma nedeniyle, yönetsel sınırlardan bağımsız mekânsal bir bütün oluşturmaktadır. Planlama Bölgesi içindeki yerleşmeler, içinde konumlandıkları verimli havzaların doğal ve ekonomik değerlerinin sahibi olmalarının yanı sıra, tarihten günümüze aynı bölgede yaşamış halkların bıraktığı kültürel zenginliğin de mirasçısı durumundadır. 19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’na muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay 6. Daire Başkanlığı’nın 2010/786 esasına kayden Bakanlığımız aleyhine açılan davada; 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 ile planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararındaki gerekçeler dikkate alınarak ve mülga Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı için yapılan araştırmalar esas alınarak İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanmıştır.” denilmektedir. Sonuç olarak, dava konusu plan, yargı kararlarına uygun olarak İzmir ve Manisa illerini kapsayacak şekilde yapılmıştır. Bu iki ilin bir arada ele alınması, yargı kararları ile uyumludur. Ayrıca, akademik araştırma ve yayınlarda da İzmir ve Manisa illerinin birlikte ekonomik anlamda karşılıklı yoğun ilişkileri olan, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren kentler olduğu sıkça tartışılmıştır. Bu iki kent coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içermektedir. Dolayısıyla iki kentin beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuzluk saptanmamıştır<br> Değerlendirmeye esas yasal kapsam:<br> Çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planlarından farklı olarak, üst ölçekte, yani bölgesel ve alt-bölgesel ölçekte, bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Bu ölçekte yer alan mekansal stratejiler en temelde gelişme ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma-kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Üst ölçekli bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri ve tarımsal değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenir ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilir. Diğer yandan, yine bu ölçekte, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek bu odaklara ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve kararları belirlenerek planda ifade edilir. “Koruma-kullanma” dengesi, aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür. Doğal ve tarım arazilerinin korunması temel ilkesi ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım, dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma şeklinde tanımlanmıştır.<br> Şu anda yürürlükte olmamakla beraber, 11 Kasım 2008 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte, yukarıda belirtilen çevre koruma ve ekonomik kalkınma konularına vurgu yapılmış, yönetmeliğin amacı “ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tarif edilmiştir. Bu tarif içinde doğal, tarihi ve kültürel zenginliklerin korunması; ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünüldüğü genel arazi kullanım kararlarının oluşturulması; çevre kirliliğinin oluşmadan önlenmesi konularına vurgu yapılmaktadır. Diğer bir deyişle, çevre düzeni planında koruma-kullanma dengesi, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve ekosistem bütünlüğünün korunması konuları öne çıkmaktadır.<br>Yukarıda anılan yönetmelik 14.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ile yürürlükten kalkmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde Çevre Düzeni Planı şu şekilde tanımlanmaktadır: “Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan”.<br>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular şu şekilde sıralanmıştır:<br>a)Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması,<br>b)Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması,<br>c)İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi,<br>ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi,<br>d)Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi,<br>e)Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,<br>f)Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi,<br>g)Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması,<br>ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması,<br>h)Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması.<br> Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planının niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak dikkate alınması gereken temel konular bulunmaktadır. Öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı öne çıkmakta ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına vurgu yapılmaktadır. Bu plan türü hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması gerekleri belirtilmektedir. Bu açıklamalar çerçevesinde, çevre düzeni planlarının, doğal alanların, ekosistem sürekliliklerinin, tarım arazilerinin, tarihi ve kültürel alanların korunması ve iyileştirilmesi çerçevesinde, bölgesi içerisinde kentsel gelişime dair yapısal strateji ve politikaların yer aldığı en üst ölçek mekansal plan olduğunun altı çizilmelidir. Bu ölçekte kararlaştırılan koruma stratejileri, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır. Ancak bunun ötesinde, gelecek kuşakların da yararlanacağı bu doğal ve tarımsal alanların korunup geliştirilmesi yönündeki en temel kararların oluşturulduğu plan ölçeğidir. <br> Ekosistem sürekliliğinin, tarihi ve kültürel kültürel değerlerin korunmasına yönelik strateji ve kararların sıra, gelişmeye yönelik temel strateji ve politikalar da çevre düzeni planlarında belirlenir. Bu amaçla, yönetmelikte çevre düzeni planına ilişkin açıklamalarda yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; ulaşım güzergahlarının genel olarak belirlenmesi gereği üzerinde durulmuştur. Ulaşım kararlarının arazi kullanım kararlarıyla ilişkili şekilde ele alınması, arazi kullanım bütünlüğünün doğal yapıyı ve ekolojik süreklilikleri koruyacak şekilde belirlenmesi de, çevre düzeni planının konuları olarak belirtilmektedir. Plan gösterimi konusunda ise, imar planlarındaki gösterimlerden farklı olarak; arazi kullanım kararlarının şematik ve grafik dil kullanılarak belirtileceği de yönetmelikte yer almaktadır. Bunun anlamı çevre düzeni planı üzerinden ölçü almanın kesinlikle mümkün olmadığıdır. Bu plan türündeki gösterimlerde soyutlama ve genelleme düzeyi yüksektir; yani arazi kullanımları uygulamaya esas olacak ayrıntıda değil, şematik ve grafik bir dille ifade edilmektedir; bu nedenle bu plan üzerinden ölçü alınamaz.<br> Sonuç olarak, üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planı, ekolojik duyarlılık ve koruma- kullanma dengesi ilkeleri çerçevesinde, ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren; gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, doğal ve tarihi çevrenin korunması konusu ile gelişme/büyüme konusundaki ana strateji ve kararların üretildiği plandır. Arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gibi genel stratejiler bu plan ölçeğinde belirtilmeli, ulaşım açısından yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahların yaklaşık konumları, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir.<br> Aşağıda, bu açıklamalar doğrultusunda, dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının alt ölçekli planları yönlendiren bir stratejik plan niteliğinde olup olmadığı; gösterim dilinin bir çevre düzeni planının sahip olması gereken genelliğe sahip olup olmadığı; plan kararlarının ekolojik duyarlılık ve ekonomik kalkınma dengesini kurup kurmadığı, ekosistem bütünlüğü ve koruma konularının nasıl ele aldığı değerlendirilecektir.<br> Davaya konu planın çevre düzen planı olma niteliği, hazırlanışı, plan kademelenmesindeki yeri ve gösterim diline yönelik değerlendirme:<br> Dava konusu 10.10.2018 tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Açıklama Raporunda “Amaç” başlığı altında şu açıklamalara yer verilmiştir:<br> “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir.<br> Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi daha net olarak algılanmaktadır.<br> Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de çevre düzeni planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır.”<br> Yukarıda planın amacı olarak verilen açıklamalar incelendiğinde, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması konusunun vurgulandığı, yani planlama alanına yönelik bütüncül bir bakış açısının benimsenmek istendiği görülmektedir. Çevre düzeni planının mevzuattaki ve kuramsal tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.<br> Planın hedefleri ise aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır: “Belirlenen amaç doğrultusunda;<br> • Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,<br> • Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,<br> • Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,<br> • Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,<br> • Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek”<br> Plan hedeflerinin de mevzuatta belirtildiği şekilde koruma-kullanma dengesine vurgu yaptığı; doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerin korunmasının, gelişme olanaklarının ve sektörel olanakların değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin altını çizdiği görülmektedir.<br> Yukarıda verilen amaç ve hedefler doğrultusunda çevre düzeni planında yer alan strateji ve kararlar ve ilgili lejant maddeleri incelendiğinde, planda “Özel Kanuna Tabi Alanlar” başlığı altında milli parklar, tabiat parkları gibi koruma alanlarının ve sınırlarının gösterildiği; “Koruma Alanları” başlığı altında doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanlarının gösterildiği; “Doğal Karakteri Korunacak Alanlar” başlığı altında sazlık, bataklık alan, jeolojik karakteri nedeniyle korunacak alanlar gibi kullanımların içerildiği; “Koruma Statüsüne Sahip Diğer Alanlar” başlığı altında Akdeniz foku yaşam alanı, yaban hayatı koruma/geliştirme alanlarının içerildiği; su kaynakları ve sulak alanlara ilişkin farklı hassasiyet düzeylerine sahip koruma sınırlarının belirlendiği görülmektedir.<br> Korunması gereken bu alanların yanı sıra, planda sektörel gelişim açısından, sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, turizm alanları, üniversiteler, liman, hava limanı gibi, çevre düzeni planı ölçeğinde stratejik öneme sahip kullanımlar da gösterilmektedir. Ayrıca kentsel yerleşik alanlar ve gelişme alanları ile kırsal yerleşme alanları da planda ifade edilmektedir.<br> Ekolojik, tarihi ve kültürel öneme sahip alanların, korunacak alanlar olarak çevre düzeni planında içerilmesi olumlu bir planlama yaklaşımıdır. Ancak, elbette ki, bu koruma alanlarının sınır komşuluğunda ve yakın çevresinde belirlenen kullanımların da söz konusu doğal ve kültürel varlıkları tehdit etmeyen kullanımlar olması önem taşımaktadır. Doğal ve açık alanlar açısından bakıldığında, bu alanların ekosistem bütünlüğünü sağlayacak şekilde sürekliliklerinin sağlanması önemlidir. Planın amaç ve hedefleri, koruma-kullanma dengesi, doğal ve tarihsel alanların korunması gibi ilkeleri içermekle birlikte, bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen bütüncül bir mekansal yaklaşım net bir biçimde ortaya konmamıştır. Plan Açıklama Raporu’nda Planlama Yaklaşımı başlığı altında verilen “3.1. Genel Yaklaşım” başlığı altında verilen “…İzmir ve Manisa İllerinde koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve kültürel değerlerin korunması, alt ölçekli planların yönlendirilerek planların kademeli birlikteliği ilkesinin hayata geçirilmesi, stratejik yatırım kararlarının mekansal kararlara dönüştürülmesi ve bölgesel kalkınmanın sağlanması amaçlanmaktadır.” açıklaması bu ölçekteki her mekansal plandan beklenebilecek bir genellik taşımakta ve fiziksel mekandaki karşılığının niteliğine dair bir çerçeve sunmamaktadır.<br> Bu amaç ve hedeflerin mekansal stratejilere dönüşmesi için, öncelikle planlama alanına yönelik bir yapısal ele alış ile alt bölgelere ilişkin bir kavramsal yaklaşım gerekmektedir: Yani, planlama alanının hangi bölgelerinde hangi koruma stratejilerinin öne çıkacağı; doğal koruma alanları açısından bakıldığında ekosistem bütünlüğünü sağlamaya yönelik yeşil alan sürekliliklerinin nasıl yaratılacağı; hangi bölgelerde hangi sektörel gelişme stratejilerinin destekleneceği; bu sektörel stratejilerle ilişkili olarak nerelerde kentsel gelişme stratejisinin destekleneceği ve benzer şekilde hangi bölgelerde artık kentsel gelişmenin sabitleneceği ve desteklenmeyeceğine yönelik net açıklamalara Plan Açıklama Raporunda yer verilmemiştir. Elbette Plan Açıklama Raporu’nda koruma alanlarına ve sektörel/kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar yer almaktadır. Ancak, bütüncül bir bakış açısı benimsenerek, plan bütünü içinde tüm bu stratejik kararların bütünün parçalarını nasıl oluşturduğuna yönelik bir kavramsal ele alış planın eksikliğidir. Bütünü birlikte kavramaya yönelik bu yaklaşımın eksikliği, planın mekansal stratejilerini algılamayı zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, daha önce de belirtildiği gibi, planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir.<br> Çevre Düzeni Planları plan kademelenmesi içinde mekansal strateji planlarının ardından gelmektedir. Çevre düzeni planlarının plan kademelenmesindeki konumu mekansal strateji planlarından sonra olsa da, yukarıda içeriği anlatıldığı gibi, çevre düzeni planlarının stratejik niteliği ve alt kademe planlara yol göstericiliği devam etmektedir. Bu plan türü üst ölçek bir plan türü olarak, bölgesel ve yerel ölçekte mekansal belirleyicilik taşıyan, yönlendirici planlardır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Mekansal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar’a yönelik olan 3. bölümünün 7. maddesinin ç bendi,<br> “Üst kademe planlar, alt kademesindeki planlara mekânsal nitelikte hedef koyan, yol gösteren ve ilke belirleyen plandır.” şeklindedir.<br> Bu durum çevre düzeni planlarının gösterim şeklinden yapım sürecine kadar bir bütünlük oluşturmakta, yasal ve pratik bağlam tarafından da desteklenmektedir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin çevre düzeni planlarına dair esaslara ilişkin olan 6. bölümünün, 19. maddesi’nin 1. fıkrasının, a bendinde “Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması” konusu yer almaktadır.<br> Davaya konu olan durumda Çevre Düzeni Planına yol gösterecek üst ölçekli bir planın var olmaması çevre düzeni planının yapımına engel oluşturmamaktadır. Bölgeye ilişkin bir mekansal stratejik planı bulunmasa da, çevre düzeni planlarının oluşturulması ve alt ölçek planları yönlendirecek olması Bilirkişi Kurulumuzca olumlu karşılanmıştır.<br> Davacı taraf, plan yapımında gerekli olan araştırmaların eksikliğinden söz etmektedir. Çevre düzeni planlarının yapım süreci diğer mekansal planların yapım sürecinden ayrılamayacağı gibi, kapsamı ve önemi nedeniyle ayrıntılı ve titiz bir çalışmayı gerektirmektedir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Mekansal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar’a ilişkin olan 7. maddesinin i bendi,<br> “ Planlama süreci; araştırmaların yapılması, sorunların ortaya konulması, veri ve bilgi toplama ile ilgili analiz aşaması; bilgilerin bir araya getirilmesi, birleştirilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi ile ilgili sentez aşaması ve plan kararlarının oluşturulması aşamalarından oluşur.”<br> j bendi ise,<br> “Planların hazırlanmasında plan türüne göre katılım sağlanmak üzere anket, kamuoyu yoklaması ve araştırması, toplantı, çalıştay, internet ortamında duyuru ve bilgilendirme gibi yöntemler kullanılarak kurum ve kuruluşlar ile ilgili tarafların görüşlerinin alınması esastır.” şeklinde düzenlenmiştir.<br> Bunun yanında aynı yönetmeliğin Mekansal Planların Yapımına Dair Esaslar’la ilgili 4. bölümünde araştırma ve analiz çalışmalarıyla ilgili olan 9. maddenin 9. fıkrası şöyledir:<br> “Planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere; eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalarla birlikte, bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar ile sorunlar ve potansiyel analizi yapılır. Ayrıca yürürlükteki planla ilgili gerekli çalışma ve değerlendirmeler de yapılır. Gerektiğinde güçlü, zayıf yönler ile fırsatları ve tehditleri içeren analiz yöntemi kullanılır. Bu çalışmalar araştırma raporunda yer alır.”<br> Davaya konu Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporu’nda plana yön veren senaryoların oluşturulmasını ve değerlendirmesini sağlayan yöntemle ilgili bir bilgi yer almamaktadır. Bilgilerin derlenmesinde ve değerlendirilmesinde hangi bilimsel kaynaklardan, araştırmalardan yararlanıldığı belirtilmemektedir. Benzer şekilde senaryolar arasında seçim yapılırken hangi gerekçelerin kullanıldığı ve bu gerekçelerin temelleri de raporda yer almamaktadır. Bu eksiklikler içinde koruma-kullanma değerlendirmelerinin de hangi nesnel zeminde gerçekleştiği belirlenememiştir.<br> Gösterim dili olarak bakıldığında, ilgili mevzuatta da belirtildiği şekilde, plandaki strateji ve politikalar şematik bir gösterim ve notasyonlarla ifade edilmiştir. Daha önce de belirtildiği gibi, bu ölçek arazi kullanım kararlarının biçimlerinin ve büyüklüklerinin “kabaca” ve genel hatlarıyla verildiği bir plan ölçeğidir. Dolayısıyla bu plan türü üzerinden ölçü almak ve bu ölçüler üzerinden bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Dava konusu planda kullanılan lejant içeriği, yani kullanılan gösterim ve notasyonlar, bu plan ölçeğinden beklenen şematik dile uymakla birlikte; söz konusu lejant içeriğinin bir araya getirilişi, çevre düzeni planının yaklaşımını ve kararlarını net biçimde mekana yansıtamamaktadır.<br> Bilirkişilerden çevre düzeni planları ve alt ölçekli planların ilişkisi konusunun değerlendirilmesi de istenmiştir. Planlama süreci pek çok farklı ölçekte çalışmayı gerektiren, her ölçekte farklı soyutlama, genelleme veya ayrıntılandırma düzeyleriyle çalışılması gereken, her bir ölçekteki çalışmanın bir üst düzeydeki daha genel kararlara göre şekillendiği ve kendinden alt ölçekteki çalışmaların plan kararlarını şekillendirdiği, bütünlüğü, devamlılığı ve geri beslemeleri olan bir süreçtir. Planlama kuramlarına göre kabul gören şehircilik yaklaşımı, kent planları yapılırken bütünden başlayarak parçalara inmek biçimindedir. Bütünden gelen bu yaklaşımın ardından, üst ölçek planlarda belirlenen ilkeler çerçevesinde, daha alt ölçeklerde yapılan, arazi kullanımlarının dağılımı, genel yoğunluk, ulaşım ve sosyal donatı gereksinim ve hesaplamalarının yapıldığı nazım imar planı çalışmaları yer almalıdır. Bu çalışmaların ardından uygulamaya yönelik olarak, plan ayrıntılandırılmalı, sürecin pratik yönünün ağır bastığı uygulama planları yapılmalıdır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. madde 2.fıkrasında da; “Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır.” denilmektedir.<br> Özetle belirtmek gerekirse, planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önce de belirtildiği gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Dolayısıyla, alt ölçekli plan kararlarının kimisinin üst ölçekli çevre düzeni planına aktarılması anlamlı olabilir. Doğal ve kültürel alanların korunması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması temel prensibi doğrultusunda, bu konu ilerleyen kısımlarda, uyuşmazlık konusu alanlardaki itirazlar özelinde, yeri geldikçe değerlendirilecektir.<br> Davaya Konu planın ana kararlarına ilişkin değerlendirme:<br> Önceki bölümde çevre düzeni planı hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar belirtilmişti. Bu unsurlar, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel alanlar ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikalar belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması şeklinde genel olarak ifade edilebilir. Bu ölçekte kararlaştırılan gelişme ve koruma stratejileri, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır.<br> Yine önceki bölümde, dava konusu plana ait Plan Açıklama Raporu’nda yer alan “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir…” açıklaması olumlu bir planlama yaklaşım ve amacını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede belirlenen plan hedeflerinin de mevzuattaki tariflerle uyumlu olduğu da yukarıdaki bölümde belirtilmişti.<br> Ancak dava konusu planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde, planlama alanında belli bölgelerde koruma-kullanma dengesinin nasıl sağlanacağı konusunun yeterince irdelenmediği; bu açıdan planın ana amaç ve hedefleriyle tutarsızlıklar olduğu görülmektedir. Buna ek olarak, planda yer alan arazi kullanımları arasındaki mekansal ve çevresel ilişkilerin yeterince irdelenmediği, belli gelişim alanlarının doğal alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların ayrıntılı şekilde ele alınmadığı gözlemlenmiştir. Bu raporun 2.4. Bölümü altında davaya konu plandaki uyuşmazlık konusu bölgelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır. Ancak plan bütününe ilişkin olarak da, aşağıdaki önemli sorunların altını çizmek gerekmektedir:<br> • Üst ölçekli bir mekansal strateji belgesi olma niteliği taşıyan 1/100.000 ölçekli dava konusu çevre düzeni planında, planlama alanındaki mekansal biçimlenmeye ilişkin yaklaşım anlaşılamamaktadır. Planlama kuramı ve planlama yazınında kompakt, ışınsal, doğrusal, çok çekirdekli gibi kentsel ve bölgesel makroform (yani bir yerleşimin üst biçimi) modelleri yer almaktadır. Bazı durumlarda bu modellerin bir araya getirildiği farklı makroform önerileri geliştirmek de mümkündür. Planlama alanının bütününe veya alt parçalarına ilişkin bu tür bir makroform öngörüsü ortaya koyan bir yaklaşım, dava konusu planda izlenmemiştir. Bu eksiklik, plan kararlarının iç tutarlılığını, okunabilirliğini, birbirleriyle ilişkisini anlamayı olanaksız kılmaktadır.<br> • Planlama alanında doğal ve tarihi sit alanlarının, koruma alanlarının yerlerinin saptanması ve gösterilmesi olumlu bir yaklaşım olmakla beraber; planda önerilen bazı sanayi ve kentsel gelişim alanlarının bu doğal ve tarihi değerlerle olan ilişkisinin yeterince irdelenmediği; gelişme alanlarının koruma statülü alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilere yönelik mekansal stratejiler üretilmediği görülmektedir (Örneğin; bu bölgeler arasında yeşil alanlarla sağlanabilecek geçiş bölgeleri (ara yüzler) oluşturulmaması, vb.).<br> • Sanayi bölgeleri açısından bakıldığında; Aliağa bölgesinde mevcut durumda bir sanayi yoğunlaşması ve termik santral bulunduğu bilinmektedir. Kuşkusuz sanayi ve enerji üretimi kalkınma açısından önemlidir ve mevcut durumun bu nedenle devam ettirilmesi anlaşılabilir.<br> Ancak dava konusu plan paftası incelendiğinde, Aliağa bölgesindeki sanayi odağının daha da genişletilmesi yönünde önemli bir strateji olduğu görülmektedir. Plan paftasında Aliağa bölgesinde üç ayrı sanayi bölgesi vardır. Keşif esnasında da bölgedeki sanayi yatırımlarının yoğunluğu gözlemlenmiştir. Yerleşimin batı, kuzeydoğu ve güney kesimlerinde sanayi alanları bulunmaktadır ve bu alanların her biri mevcut Aliağa yerleşiminden oldukça büyüktür. Plan paftasında Aliağa yerleşiminin büyüklüğünün de söz konusu sanayi alanlarına göre oldukça küçük kaldığı görülmektedir. Yani, İzmir metropoliten alanındaki sanayi gelişiminin önemli bir bölümünün Aliağa yerleşimi çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir ve bu alanın bir kentsel yerleşim alanı, dolayısıyla yaşam alanı olma özelliğinin zayıflaması riski oluşmaktadır. Ayrıca Aliağa bölgesinde arkeolojik alanlar, doğal sit alanları, doğal alanlar ve tarım alanları da bulunmaktadır. Bu durum, dava konusu planın koruma-koruma dengesi, doğal, kültürel, tarihsel değerlerin korunması ve geliştirilmesi, kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmenin önlenmesi yönündeki temel amaç ve hedefleriyle çelişmektedir. Sanayi yatırımlarının belirli bir doygunluğa eriştiği bu bölgede, artık doğal alanların korunması ve geliştirilmesi yönünde stratejiler geliştirilmesinin gerektiği belirtilmelidir. Planın sanayi alanlarının büyütülmesi yönündeki önerileriyle, hem bölgedeki doğal, kültürel, tarihi varlıkların korunmasının, hem de Aliağa yerleşiminde genel halk sağlığının ve yaşam kalitesinin korunmasının güçleştiği ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının olanaksız hale geldiği görülmektedir.<br> • Sanayi alanlarının yerleşim alanlarına oranla büyüklüğündeki dengesizlik konusu; Torbalı/Pancar, Manisa merkez, Turgutlu, Kemalpaşa yerleşimlerinde de görülmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, mevcut yerleşim büyüklüğün ötesine geçen sanayi alanı büyüklükleri, sözü edilen yerleşimlerin kentsel yaşam alanı olma niteliğini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır. Bu durumun, söz konusu yerleşimlerin çevresindeki tarım alanları üzerinde de olumsuz etkiler yaratması söz konusudur.<br> • Yeni kentsel gelişim alanı önerilen bazı yerlerde, yeni gelişme alanı büyüklüklerinin mevcut yerleşimlere yakın veya eşit olduğu görülmektedir. Örneğin Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesi öngörülmüş; mevcut yerleşik alanın neredeyse bir buçuk katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerilmiştir. Benzer şekilde uluslararası “yavaş kent” (slow city) statüsü bulunan Seferihisar’ın mevcut yerleşik alanının kuzeyinde de mevcut yerleşimin iki katı kadar yeni gelişme alanı önerilmiştir. Hatta Seferihisar’ın kuzeyinde önerilen yeni gelişme alanları ile, Güzelbahçe ilçesinin güneyinde önerilen yeni yerleşim alanlarının birbirine erişerek bu iki ilçenin adeta birleştiği görülmektedir. Bu durum planın koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişmekte, doğal ve tarımsal alanlar üzerinde baskı oluşturmaktadır. Ayrıca, yerleşimlerin özgün niteliklerini ve yaşam tarzlarını olumsuz etkilemesi söz konusudur. Tarım faaliyetinin yoğun olduğu kırsal nitelikli yerleşimler açısından bakıldığında ise bu durum, dava konusu planın açıklama raporundaki kırsal yerleşimlere ilişkin “...sahip oldukları özgünlüklerin korunarak geliştirilmesi…” hedefiyle çelişmektedir.<br>Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin nüfus öngörüleri:<br>10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Plan Açıklama Raporu’nda “…İzmir il genelinde 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 3.370.866 kişi olan nüfus büyüklüğünün … planın hedef yılı olan 2025 yılına gelindiğinde ise yaklaşık olarak 5.545.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. … 2025 yılında ulaşılacağı belirlenen bu nüfusun %96'sının kentsel, %4'ünün ise kırsal nitelikte olacağı tahmin edilmektedir. … 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 1.260.169 kişi olan Manisa il nüfusunun, … planın hedef yılı olan 2025 yılına gelindiğinde ise yaklaşık olarak 1.879.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. … 2025 yılında ortaya çıkacak nüfusun yaklaşık olarak %80'lik bölümünün kentsel nüfus olması, kırsal nüfusun toplam içindeki oranının %20 dolayında olması beklenmektedir.” denilmektedir. Planlama Bölgesi bütününde 2025 yılına gelindiğinde ise nüfusun yaklaşık olarak 7.424.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. Raporda, nüfus öngörülerinin belirlenmesine ilişkin temel yaklaşım olarak; “Koruma-kullanma dengesini gözeterek gelişmenin hedeflendiği çalışmada, kentsel yerleşmelerde hedef yıl için gereksinim duyulan alanlardan daha fazla alanın planlanarak yapılaşmaya açılmasının engellenmesi, yerleşmelerin sahip oldukları özgün yerleşim karakteri ve yoğunluğunda, … kentsel sosyal ve teknik donatı alanlarının tamamlanarak gelişmesini sürdürmesi, temel yaklaşım olarak benimsenmiştir.” denilmektedir. Bu açıklamadan anlaşılan, artan nüfusun gereksinimi dışında yeni gelişme alanlarının planlamayacağı ve yeni gelişme alanı açılması gereken durumlarda yerleşimlerin özgün yapısal karakter ve yoğunluklarının dikkate alınacağıdır.<br> Yukarıdaki bilgilerden davaya konu planda, hedef yıl olan 2025 yılında İzmir ve Manisa illeri için nüfus projeksiyonlarının hesaplandığı ve gerekli alanların bu hesaplamalardan yola çıkarak önerildiği sonucu çıkmaktadır. Ancak, 2025 hedef yılı için nüfus projeksiyonu yapılırken hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığının bilinmesi, gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılıp açılmadığını anlamak için gereklidir.<br> Dava konusu planda İzmir merkez kent alanına ilişkin olarak “Mevcut gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda, 2025 yılında İzmir Merkez Kentin erişeceği nüfus 3.800.000 olarak belirlenmiştir.” denilmektedir. Stratejik plan niteliği gösteren bir üst ölçekli planda, “mevcut eğilimlerin sürmesi durumunda” şeklinde bir ifade kullanılması bir belirsizlik taşımakta; sürmemesi durumunda ne olacağı sorusunu akla getirmektedir. Eğer burada kast edilen bu plan için planlama alanında mevcut eğilimleri sürdürmenin kabul edildiği ise, bunun planın açıklama raporunda belirtilmesi gerekir. Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, planın amaç ve hedefleri doğrultusunda, mevcut nüfus gelişim eğilimlerini etkileyecek plan kararları geliştirildiği görülmektedir. Yani, söz konusu planda, mevcut nüfus eğilimlerini değiştirecek yönde kararlar üretilmiştir.<br> Plan Açıklama Raporunda, İzmir merkez kenti dışındaki alanların nüfus projeksiyonları için “Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür. 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 689.683 kişinin yaşadığı alanda, 2005 yılına gelindiğinde nüfusun yaklaşık olarak 776.734 kişiye, 2017 yılında 856.431 kişiye yükseldiği, 2025 yılında ise 1.745.000 kişiye yükselebileceği hesaplanmıştır.” açıklaması yer almaktadır. Bu açıklamada gelişme eğilimlerinin dikkate alındığından söz edilmektedir; ancak burada daha somut bir açıklama gereklidir; hangi gelişme eğilimi nedeniyle hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığı; farklı gelişme eğilimleri için farklı modeller kullanılıp kullanılmadığı açık değildir. Raporda ilçelerin özellikleri açıklanırken, kimi yerleşimlerin sanayi açısından gelişme eğilimleri, kimi yerleşimlerin doğal ve kültürel koruma değerleri ile öne çıktığı belirtilmektedir. Kuşkusuz farklı dinamiklere ve özelliklere sahip yerleşimler için yapılacak nüfus projeksiyonlarından farklı modellerin benimsenmesi gereklidir. Her yerleşimin birbirlerinden farklı olduğu kabul edilmeli ve her birinin geçmiş dinamiklerine, bölge planlama kararlarına, ekolojik ve tarihi değerlere, planın hedeflerine bakılarak, her biri için en uygun nüfus projeksiyon modeli seçilmelidir. Literatürde nüfus kabulünü belirlemek üzere, geometrik ve aritmetik artış öngören modellere kıyasla, daha az nüfus artışını ön gören projeksiyon modelleri de vardır (örneğin pozitif azalan eğri metodu, lojistik eğri metodu).<br> Ancak raporda planlama alanındaki tüm yerleşimlerin nüfus projeksiyonları için tek bir modelin mi, farklı modellerin mi benimsendiği; farklı modeller benimsendiyse hangi modelin hangi gerekçe ile benimsendiği yönünde bir açıklama bulunmamaktadır. Prokesiyon nüfus hesaplamalarında tek bir model benimsendiyse, bu da yukarıda sözü edilen yerleşimlerin özgünlükleri nedeniyle sorunlu bir yaklaşım olacaktır. Bu açıklamaların olması gereken yer Plan Açıklama Raporu olmalı iken, raporda bu bilgilerin eksik olduğu görülmektedir.<br>Plan Açıklama Raporunda Manisa kent merkezi ve ilçelerindeki nüfus projeksiyonları konusunda, “Manisa il bütününe bakıldığında; 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 919.718 kişinin yaşadığı belediye sınırları içindeki nüfusun 2005 yılına gelindiğinde yaklaşık olarak 1.038.684 kişiye, 2017 yılında ise 1.413.041 kişiye ulaştığı görülmektedir. 2025 yılı için yapılan değerlendirmeler doğrultusunda Manisa İlinde toplam nüfus 1.879.000 kişi olarak kabul edilmiştir.” denilmektedir. Raporda bu verilerin bir araştırma raporundan alındığı belirtilmiş, ancak hangi rapor olduğu ve hangi gerekçe ile bu rapordan alındığı açıklanmamıştır. İzmir İlindeki ele alışa benzer şekilde, Manisa İlindeki yerleşimler özelinde farklı modeller benimsenip benimsenmediği açık değildir.<br>Planlama alanındaki yerleşmelerin nüfus öngörüleri açıklanırken, kimi ilçelerin barındırdığı gelişme olanaklarından söz edilerek nüfus artışının buna dayalı olduğu belirtildiyse de ortaya konan nüfus kabulleri herhangi bir matematiksel/bilimsel modele dayandırılarak açıklanmamıştır. Plan yapım aşamasında farklı senaryolara göre farklı nüfus kestirim yöntemlerinin belirlenmesi, bu yöntemler arasında yapılacak seçimin mekansal kararlarla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ancak incelen plana ilişkin raporda nüfus kestirimleri yapılırken nasıl bir yöntemin izlendiğiyle ilgili bilgi bulunmamaktadır.<br>Davalı idarenin konuya ilgili verdiği yanıtta iptal edilmiş bir planın nüfus kestirim yöntemlerine atıfta bulunmaktadır. Hazırlanmış bir planın raporuyla birlikte bir bütün oluşturduğu ve plan kararlarına ilişkin gerekçelerin aynı planın raporunda bulunması gerekliliği Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Mekânsal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar’la ilgili 3. bölümünün 7. maddesinin b bendinde “Planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür.” şeklinde ifade edilmektedir.<br>Atıfta bulunulan plan, iptali gerçekleşmiş bir plandır. İptal edilen planların iptal nedenleri de gözetilerek yeniden değerlendirilmesi gerekliliği bulunurken, nüfus öngörüsü konusunda iptal edilmiş bir plana doğrudan atıfta bulunmak Kurulumuzca olumlu değerlendirilmemiştir. Yukarıda anılan yönetmeliğin aynı bölüm ve maddesinin f bendi iptal edilen planlarla ilgili izlenecek sürece ilişkin şu tanımı yapmaktadır:<br>“Planların iptal edilmesi halinde, daha önce alınan kurum ve kuruluş görüşleri ile birlikte yapılan analiz ve sentez çalışmaları yeni plan hazırlanmasında bu Yönetmelik kapsamında yeniden değerlendirilir.”<br>Davalı idarenin yanıtlarında alt ölçek plan nüfus kestirimlerinin de dikkate alındığına ilişkin bir açıklama bulunmaktadır. Ancak hangi planların nüfus kabulünün esas alındığı bilinmemektedir.<br>Özetle, davaya konu planın nüfus kararlarının dayandığı bilimsel zemin bilinmeden, bu planın nüfus kararları ve kentsel gelişim arasında bir bağlantı kurmak olanaklı olmamaktadır. Bu belirsizlik, planda gereksinimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmış olabileceği ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Ayrıca raporda “..., yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.” denilmektedir. Burada ne tür bu kabulden söz edildiğini anlamak, nüfus projeksiyonlarının bilimsel gerekçelerini görmeden mümkün olmamakta ve bahsedilen “esnekliğin” bir plan belgesinden beklenen niteliğini taşımamaktadır. Bu durum, planın koruma ile ilgili amaç ve hedefleri ile uyuşmayan bir tutumdur. Açıklanan nedenlerle, Bilirkişi Kurulumuz, nüfus projeksiyonları konusunda davaya konu planın olumsuzluklar taşıdığı, nesnel ve bilimsel temellere dayandırılmış açıklamalardan yola çıkmayan bu sürecin, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturabileceği ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu tetiklediği görüşündedir. Güncel dünya yazını incelendiğinde, küresel olarak içinde bulunduğumuz iklim krizi ve göç gibi konuların yıkıcı etkilerini zayıflatmak üzere yerleşimlerde sürekli büyüme değil, büyüme karşıtı hatta küçülme üzerine planlama yaklaşımlarının da geliştirildiği görülmektedir. Dolayısıyla, nüfus projeksiyonlarının bilimsel temellerinin gerekçeleri ile birlikte Plan Açıklama Raporunda yer almaması planın eksikliği olarak değerlendirilmiştir.<br> Çevre düzeni planı kapsamında çevresel ve tarihi değerlerin değerlendirilmesi:<br> Daha önce de belirtildiği gibi, dava konusu planın Plan Açıklama Raporu’nda yer alan “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir…” açıklaması olumlu bir planlama yaklaşım ve amacını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede belirlenen plan hedeflerinin de mevzuattaki tariflerle uyumlu olduğu da yukarıdaki bölümlerde belirtilmişti.<br> Ancak dava konusu planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde, planlama alanında belli bölgelerde koruma-kullanma dengesinin nasıl sağlanacağı konusunun yeterince irdelenmediği; bu açıdan planın ana amaç ve hedefleriyle tutarsızlıklar olduğu görülmektedir. Buna ek olarak, planda yer alan arazi kullanımları arasındaki mekansal ve çevresel ilişkilerin yeterince irdelenmediği, belli gelişim alanlarının doğal alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların ayrıntılı şekilde ele alınmadığı gözlemlenmiştir.<br> Planlama alanında doğal ve tarihi sit alanlarının, koruma alanlarının yerlerinin saptanması ve gösterilmesi olumlu bir yaklaşım olmakla beraber; planda önerilen bazı sanayi ve kentsel gelişim alanlarının bu doğal ve tarihi değerlerle olan ilişkisinin yeterince irdelenmediği; gelişme alanlarının koruma statülü alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilere yönelik mekansal stratejiler üretilmediği görülmektedir (Örneğin; bu bölgeler arasında yeşil alanlarla sağlanabilecek geçiş bölgeleri (ara yüzler) oluşturulmaması, vb.).<br> Öte yandan, projeler konusu açısından bakıldığında, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Mekansal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar başlıklı 3. Bölümü’nün 7. maddesinin ı bendinde,<br> “Ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin mekânsal strateji planı veya çevre düzeni planında değerlendirilmesi esastır.” denmektedir.<br> Değerlendirme, var olan bir durumun (yatırımın ya da projenin) olduğu gibi kabulü anlamına gelmekten öte, plan yapmakla sorumlu idarenin söz konusu durumun (yatırım ya da projenin) mekansal, toplumsal, çevresel ve iktisadi etkilerinin incelemesini, oluşabilecek olumsuzlukları gidermesini, ya da gözlenen koşullara göre destekleyici ya da önleyici politikalar ve mekansal kararlar geliştirmesini gerektirmektedir.<br> Davaya konu olan Çevre Düzeni Planı kapsamında yapılacak değerlendirmeleri, sözü edilen yatırım kararlarını (otoyol ve liman projeleri ile yeni sanayi gelişim önerilerini) çevresel kaygılar, halk sağlığı ve genel kamu yararı adına yaşanan ya da yaşanması olası olumsuzlukları azaltıcı stratejilerin geliştirmesi ve bu yönde mekansal müdahaleleri yapılması, önleyici çözümler üretilemediği durumda yatırımlardan vaz geçilmesi şeklinde süreçler izlemelidir. Bilirkişi Kurulumuz davaya konu olan Çevre Düzeni Planı kapsamında var olan yatırımların ve projelerin nesnel, bilimsel araştırmalara ve bulgulara dayanan bir değerlendirme sürecinden geçirilmeden kabul edilip olası etkileri göz ardı edilerek plana işlenmesini şehircilik ilke ve esaslarına aykırı bulmuştur.<br> Bunun yanında katılımcı süreçleri izlemeden gerçekleşen plan yapım sürecinin terk edilmesi, üst ve alt ölçekler arasındaki iletişimin geliştirilmesi, bunun mekan üretim süreçlerine de yansıması gerekmektedir.<br> Çevre Düzeni Planı kapsamında sanayi gelişiminin değerlendirilmesi:<br> Davaya konu Çevre Düzeni Planına ilişkin Plan Açıklama Raporunda yer alan sanayi gelişimiyle ilgili, dağınık ve tekil şekilde gerçekleşen sanayi yatırımlarının engellenmesi ve sanayi gelişiminin altyapı olanaklarıyla birlikte ele alınması ve gerekli ihtisaslaşma alanlarının belirlenmesi yönündeki amaçlar, sanayi alanlarının olumsuz (çevresel) etkilerinin azaltılması, gelişimin kontrol edilip yönlendirilmesi ve etkin kaynak kullanımı açısından olumlu bulunmuştur.<br> Ancak, sanayi alanlarının geleceğine ilişkin kararlar bilimsel araştırmaların desteğiyle verilmelidir. Sanayi alanlarındaki doluluk oranları, geleceğin stratejik uzmanlaşma konuları, sanayi ile kurulacak işbirlikleri ile uzmanlaşmış sanayi konularına ilişkin girdi-çıktı ve maliyet analizleri, teknoloji ve istihdam kullanım oranları gibi pek çok değişken sanayi odaklı bir değerlendirme içinde ele alınmalıdır. Bunun yanında sanayi gelişimini, ilişkisel bir bakış açısıyla, ulaşım olanakları, konut gelişimi, istihdam yapısı, sosyal sermaye ile doğal ve kültürel değerlerin, afet risklerinin oluşturduğu kısıtlar çerçevesinde ele almak gerekmektedir. Bu tür verilerin bulunmadığı durumlarda sanayi gelişimi için öngörülerde bulunmak ve sanayi gelişiminin gelecekte alacağı şekli tahmin etmek zorlaşacaktır. Dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda yer alan aşağıdaki açıklama ve örnekler, sanayi konusundaki plan öngörülerinin bilimsel ve teknik temelinin bulunmadığı yönünde bir izlenim oluşturmaktadır.<br>“Aşağıda yer verilenler dışında, diğer yerleşmelerde var olan ve yerleşme ile iç içe geçmiş sanayi tesisleri, kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları gösterilmiştir. Bu alanlarda, mevcut imar planlarına göre uygulama sürecek, ancak büyük ve orta ölçekli sanayi tesisleri, ekonomik ömürlerini doldurduktan sonra, niteliklerine göre çevre düzeni planında öngörülen sanayi alanları ile OSB’lere taşınacaktır.” (Plan Açıklama Raporu, sf: 49-50)<br>Yukarıdaki yorumdan da anlaşılacağı üzere hangi sanayi türlerinin, ne oranda ve nasıl bir zamansal süreçte taşınacağı belli değildir. Bilimsel ve teknik temelden yoksun her plan öngörüsünün ve varsayımının gerçekleşme olasılığı azalmaktadır. Gerçekleşme olasılığı az olan bir planın belirlediği amaç ve hedeflere ulaşması da beklenemez.<br>“Pancar Mahallesi sınırları içinde, Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenmiş ve henüz yapılaşmanın başlamamış olduğu alan çevresindeki sanayi alanlarının organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesi, var olan ve gelecekte daha da büyümesi kaçınılmaz olan çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunludur”. (Plan Açıklama Raporu, sf:51)<br>Yukarıdaki açıklamada sözü edilen birleşmenin gerçekleşmesi için, “yeşil tampon bölge” olarak kullanılabilecek bir alan sanayi gelişimi için ayrılmıştır. Beklenti, bu birleşme ile “kaçınılmaz” olarak görülen çevre sorunlarının önlenebileceği üzerinedir. Bilimsel ve teknik zemini sorgulanmadan verilen kararın daha çok çevresel sorun üretmesi ve geri dönüşü olmayan bir kayba neden olması da olasılık dahilindedir. Bilimsel ve teknik araştırmalara dayanmayan yaklaşımlar ve varsayımlar şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.<br>Sanayi konusunda Aliağa yerleşimine ilişkin olarak davalı idarece verilen yanıtlarda, buranın yalnızca bölgesel ölçekte değil ulusal kapsamda da stratejik öneme sahip olduğu ve bu yönde ulaşım ve gelişim yatırımlarının ilçede yoğunlaştığı belirtilmektedir. Bu karar plan bütününde izlenmesi benimsenen koruma-kullanma ilkesi ile çelişmektedir. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun 2020 yılında yayınladığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nce oluşturulan kılavuz değerlere bağlı kalarak gerçekleştirilen ölçümlere dayanan rapor1, 2020 yılında İzmir’de en düşük hava kalitesinin Aliağa istasyonunda ölçüldüğü hakkında bilgi verilmektedir. Rapordaki ilgili bölüm şu şekildedir:<br> “İlçede (Aliağa’da), Dünya Sağlık Örgütü yıllık kılavuz değerlerinin 2 katından fazla bir kirlilik söz konusudur. İzmir’deki hava kirliliği kaynaklarının başında yaklaşık 2900 adet küçüklü büyüklü sanayi tesisinin Aliağa’da konuşlanmış olması gelmektedir. Bu kaynaklardan çıkan kirleticiler hakim rüzgarlar tarafından taşındığından şehre taşınmaktadır. Aliağa’da bulunan en önemli kirletici kaynaklar; kömürlü termik santral, hurda metal işleyen demir-çelik fabrikaları ve haddehaneler, yapımı bittiği için yakında üretime geçecek olan yeni rafineri de kirletici kaynaklara eklenecek olan petrokimya tesisleridir.”<br>Aliağa ilçesindeki sanayi yoğunluğunun hava kirliliğine etkisi kaçınılmazdır. Sonraki bölümlerde ayrıntılı şekilde değerlendirilecek olan Foça ilçesindeki cüruf depolama tesisleri konusunun da yerleşim yerleri ve doğal yaşam üzerinde oluşturduğu tehdit üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tür gelişmelere yönelik yer seçim kararlarının var olan sorunlar gözetilmeden, bilimsel araştırmalar yapılmadan ele alınıyor olması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun değildir.<br>Yukarıda da belirtildiği gibi, yatırımlara ilişkin değerlendirmeler yapılırken, doğal çevre, tarihi çevre, halk sağlığı ve genel kamu yararı adına, yaşanan ya da yaşanması olası olumsuzlukları azaltıcı stratejilerin geliştirmesi ve bu yönde mekansal müdahaleleri geliştirilmesi; sorunları önleyici çözümler üretilemediği durumlarda ise yatırımlardan vazgeçilmesi gerekmektedir. Davaya konu olan Çevre Düzeni Planı kapsamındaki yatırımların ve projelerin dayanağı olması gereken nesnel ve bilimsel bir değerlendirme sürecinin eksik olduğu, bu gelişmelerin olası olumsuz çevresel etkilerine dair değerlendirmelerin bulunmadığı görümektedir. Bu durum, dava konusu planın temel bir eksikliğidir.<br>Davaya konu planın Plan Açıklama Raporunun pek çok bölümünde, önerilen sanayilere ilişkin “gerekli tüm kurum ve kuruluş görüşlerinin” alt ölçekli planlar oluşturulurken alınması gerekliliği vurgulanmaktadır. Oysa bu görüşün Çevre Düzeni Planı yapımı aşamasında da alınması ve bu görüşlere göre önerilerde bulunulması gerekmektedir. Başka pek çok plan kararı ile ilişki içinde düşünülmesi gereken bu tür kararların gerçekleşme ya da gerçekleşmeme durumunun alt ölçek plan araştırmalarına bırakılması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun değildir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br> Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.<br> Davaya konu planın yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge (İBB) düzeylerine göre toplandığı dikkate alındığında, idari sınırların esas alınmasında yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br> Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır.<br>Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.<br>Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir. <br>Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.<br>Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.<br> Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.<br>Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir.<br>Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. Bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.13 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir. <br>Bunun yanı sıra dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.<br>Plan Açıklama Raporunda "Hedefler" başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:<br>• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,<br>• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,<br>• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,<br>• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,<br>• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.<br>Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür. <br>Dava konusu planın 7.10 sayılı plan notunda, "Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır." düzenlemesi yer almaktadır.<br>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz." hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." hükümleri yer almaktadır. <br> Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları ve plan açıklama raporu değerlendirildiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının gösterildiği anlaşılmaktadır.<br>Bu bakımdan, sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek alanlarının şematik olarak belirlendiği, tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br> Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu kısma ilişkin hukuka aykırılık bulunmamaktadır. <br>B-Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 30 ana başlık ve alt başlıklarla toplamda 42 madde halinde davaya konu çevre düzeni planının çeşitli bölgelerine ilişkin getirilen kullanım kararlarına yönelik olarak itirazlar sıralanmış ve iptali istenilmiştir. Söz konusu itirazlara, buna karşılık davalı idarece yapılan savunmalara ve bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile Dairemizce yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuçlara aşağıda maddeler halinde aynı sıra ile yer verilecektir.<br><br>İtiraz-1<br>Dava dilekçesinde;<br>Balçova Karabağlar ilçesi sınırında, Uzundere TOKİ konutlarının batısında, Balçova Belediyesi sınırları içinde, orman alanları ile Balçova ilçe yerleşik alanlarından kopuk bölümde, üstelik Balçova içme suyu barajı koruma havzası sınırları içindeki tek bir parsele yönelik değişiklik yapılması ve bu alanın yapılaşmaya açılmış olmasının planın ölçeği, içeriği ve ilkeleri ile bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Balçova-Karabağlar ilçe sınırının geçtiği bölgede, Uzundere TOKİ konutlarına bitişik alana ilişkin davacının iddialarına konu bölgedeki mevcut “kentsel gelişme alanı”nın, alanın “arkeolojik sit alanı” olması dikkate alınarak kaldırıldığı, yapılan değişikliğin tek parsele yönelik olmadığı, alansal olarak mevcut arazi kullanım kararları ve 1/25.000 ölçekli plan dikkate alınarak düzenleme yapıldığı (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 9) savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi raporunda;<br>"Dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ve bu planı izleyen 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde uyuşmazlığa konu olan Balçova Barajı Koruma Havzası ile Uzundere TOKİ Konutları’nın batısının kesiştiği alan incelenmiştir. Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda söz konusu yerde Arkeolojik Sit Alanı plana işlenmekle beraber, bu alanın olduğu yer dava konusu planda (A) lejantı ile gri zemin üstünde sadece Arkeolojik Sit Alanı olarak gösterilmiştir. Güncel plan olan 07.07.2020 tarihli planda ise, uyuşmazlık konusu bölgenin orman alanı gösterimi üzerinde Arkeolojik Sit Alanı olarak işaretlendiği ve alanın yerleşime açılması yönünde bir plan gösteriminin bulunmadığı görülmüştür. Kurulumuz uyuşmazlık konusu alanın, güncel plan olan 07.07.2020 tarihli planda yapılaşmaya açılmamasını ve alanın çok katmanlı özelliklerini (orman alanı ve arkeolojik sit alanı) yansıtan gösterimlerin kullanılmasını şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyumlu bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Bilirkişi raporunda yer alan tespitlerden de anlaşılacağı üzere dava konusu planda ve 07/07/2020 onay tarihli planda orman ve arkeolojik sit alanı gösterimi bulunduğu görüldüğünden bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br><br>İtiraz-2<br>Dava dilekçesinde;<br>Balçova İnciraltı Turizm Alanı olarak belirlenmiş kıyı kesiminde EXPO sürecinde geçtiğimiz yıllarda onaylanmış imar planlarının Mahkemece iptal edilmiş olmasına rağmen, alanın tamamının turizm alanı olarak yapılaşmaya açıldığı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Balçova-İnciraltı Turizm merkezinde EXPO alanı önerilmesi kararı ile ilgili olarak 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca İnciraltı Turizm Merkezine ilişkin alt kademe planları onaylama yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığına olup İdarelerince bu alanda tesis edilmiş herhangi bir işlem bulunmadığı savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi raporunda;<br>"Uyuşmazlığa konu olan alanın, dava konusu 10.10.2018 ve bu planı izleyen 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planlarında yer alan kullanımları aşağıdaki şekilde verilmektedir.<br>Davacı açıklamalarında Balçova İnciraltı Turizm Alanı olarak belirlenmiş kıyı kesiminde EXPO sürecinde onaylanmış imar planlarının mahkemece iptal edilmiş olduğundan, buna rağmen alanın tamamının turizm alanı olarak yapılaşmaya açıldığından söz edilmektedir. Söz konusu iptal edilen planların, Turizm Tesis Alanının tamamını mı bir kısmını mı kapsadığı konusunda davacı dilekçesinde başkaca bir açıklama bulunmamaktadır. Kurulumuz değerlendirmesini Turizm Tesis Alanının geneline ilişkin olarak yapacaktır.<br>Bölgedeki Turizm Tesis Alanı, D-300 karayolunun kuzey ve güney kesimlerinde yer almaktadır. Karayolunun kuzeyinde kıyı kesiminde yer alan Turizm Tesis Alanı, aynı zamanda doğal sit alanı sınırları içinde yer almaktadır ( ).Bu alanın kuzeybatısında “Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı” ( ), kuzeyinde ise “Doğal Sit Alanı” statüsünde bir bölge ve içinde bir lagün bulunmaktadır. Lagünü içine alan kesim, “Doğal Sit Alanı ve Bölge Parkı” olarak ( ) planlanmıştır. Yolun güneyindeki Turizm Tesis Alanının güney sınırını ise Orman Alanı oluşturmaktadır. Tüm bu kullanımlar, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi/Turizm Merkezi sınırları içinde yer almakta olup, lejant gösterimi ile ifade edilmektedir.<br>Plan hükümlerinde Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır.<br>“4.28. Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri: <br>Tarihi ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı veya turizm potansiyelinin yüksek olduğu yöreleri korumak, kullanmak, sektörel kalkınmayı ve planlı gelişmeyi sağlamak amacıyla değerlendirmek üzere, 2634 sayılı turizmi teşvik kanunu uyarınca, sınırları Kültür ve Turizm Bakanlığının önerisi ve bakanlar kurulu kararıyla tespit ve ilan edilen bölgelerdir.”<br>8.3.1. nolu plan hükmünde kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerindeki yapılaşma koşulları aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır.<br>8.3.Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezleri<br>8.3.1.Bu planla belirlenen arazi kullanımlarına uygun olarak 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca onaylanmış veya onaylanacak olan planlarında yapılaşma koşulları belirlenecektir.<br>Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinin 4.28 nolu plan hükmünde verilen tanımında, söz konusu bölgelerdeki tarihi/doğal değerlerin hangi önlemlerle korunacağı, bu bölgelerde düşünülen yapılaşmanın sınırlarının/ölçülerinin ne olacağı konusunda yeterli açıklamaları içermemektedir. 8.3. nolu plan hükmü ise, “(dava konusu) planla belirlenen arazi kullanımlarına uygun olarak...” ifadesi yer almaktadır. Planlamada, arazi kullanımlarına uygunluk, herhangi bir kullanımın bulunduğu yörenin fiziksel/çevresel/sosyal/ ekonomik/jeolojik koşullarına uygunluğu ile bu kullanımın etrafında bulunan kullanımlarla ilişkisi birlikte değerlendirilerek tespit edilebilir.<br>Dava konusu planda yer alan Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi içinde Turizm Tesis Alanı bulunmaktadır. Söz konusu planın 8.4. nolu plan hükmünde Turizm Tesis Alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır.<br>8.4.turizm tesis alanları<br>8.4.1.turizm tesis alanlarında, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri doğrultusunda uygulama yapılacaktır.<br>8.4.2.kentsel yerleşme alanları içerisinde turizm tesisleri için yer ayrılabilir. bu kullanımların yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.<br>8.4.3.bu tesislerin imar planları ile mimari projeleri topografya ve doğal bitki örtüsüne uygun olarak hazırlanacaktır.<br>8.4.4.turistik tesislerde renk, çatı kaplaması, cephede doluluk ve boşluk oranları, bina birim ölçüleri vb. gibi konularda çevre karakteristiklerine uyularak, bölgenin tarihi ve kültürel kimliği korunacaktır.<br>8.4.3. ve 8.4.4. nolu plan hükümlerinde verilen açıklamalar, turizm tesislerinin topoğrafya, doğal bitki örtüsü koşullarıyla uyumlu olacağını belirtmesi, turistik tesislerin yapı ölçülerini belirlemesi, tarihi ve kültürel kimliğin korunması konusunu vurgulaması açısından olumludur. Ancak 8.4.4. maddede verilen yapılaşma koşullarında çevre karakteristiğine uymak tek başına yeterli bir ölçüt sayılamaz. Diğer bir deyişle, çevre karakteristiğinin nasıl bir yapı düzeni oluşturduğu, bir alandaki yapılaşmayı belirlemek için yeterli değildir. Söz konusu alanların sınır komşuluğunda veya yakın çevresinde hassas ekosistemler, önemli doğa alanları, tarihi/kültürel alanlar bulunuyor ise, bu değerlerin de dikkatle gözetilmesi son derecede önemli bir konudur. Yukarıda da açıklandığı gibi, uyuşmazlık konusu bölgede öngörülen Turizm Tesis Alanının kuzeyinde önemli bir lagün alanı bulunmakta, kuzeybatı ucunde bir başka doğal ve arkeolojik sit alanı yer almaktadır. Alanın batı tarafında bir akarsunun bulunduğu (Ilıca Deresi), hem dava konusu 10.10.2018 tarihli planda, hem de onu izleyen 07.07.2020 tarihli planda görülmektedir. Lagünü içine alan İnciraltı Kent Ormanı ve yakın çevresi, içerdiği doğal bütünlük ve ekolojik özellikleri açısından duyarlılıkla yaklaşılması gereken bir bölgedir. Bu tür hassas ekosistemlerin yakın çevresiyle etkileşimleri ekolojik duyarlılıkla ele alınmalıdır. Dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda lagün ve yakın çevresinin ekolojik özelliklerine, koruma koşullarına ilişkin uzman görüşlerine dayalı bir rapor ve değerlendirme yer almamaktadır. Alanın yakın çevresinde turizm tesis alanı kullanımı kararı ve içeriği, bu tür bir rapor sonucunda belirlenebilecektir. Böyle bir rapor yer almamaktadır. Bunun yanı sıra, lagünün yakın komşuluğunda yer alan Turizm Tesis Alanında, lagünün ve doğal sit alanının korunması için nasıl önlemler alınacağı açıklanmamıştır. Bu açıdan, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık tespit edilmiştir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın 8.17.7.2. maddesinde, "Bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili Yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri doğrultusunda, sit alanı ilanı öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir." kuralına, 8.17.7.4. maddesinde, onaylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili Yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişiklikler, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili Yönetmelikler ve ilke kararları gereğince onaylanabilir." kuralına, 7.7 sayılı plan notunda, "Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde bu planla yeni kullanım kararı getirilmemiş olup, bu alanlarda, resmi kurumlarca verilmiş olan, bu plana altlık teşkil eden kurum görüşleri, onaylı planlar, ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar, orman alanları ve tarım alanları işlenmiştir. Bu alanlarda, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması ve Onaylanmasına ilişkin Yönetmelikte tanımlanan, yürürlükte bulunan veya yürürlüğe girecek olan her ölçekteki planlar geçerlidir." kuralına yer verilmiştir.<br>Sit alanları mevzuatta öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek tescil edilmektedir. <br>Plan notlarında belirtildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu alanların tamamının turizm tesis alanı olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği, turizm tesis alanlarında 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri doğrultusunda ve sit alanlarına ilişkin ilgili mevzuat ve ilke kararları uyarınca yetkili kurumlar tarafından alınan kararlar doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğu, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-3<br>Dava Dilekçesinde;<br>Bergama İlçesi açısından plan açıklama raporunda, “İçinde tarım alanları, 1. derece arkeolojik sit alanlarının da önemli yer tuttuğu, onaylı 2160 hektar imar planı bulunan Bergama'da, alan gereksinimlerinin belirlenmesinde, karşılaştırmalarda esas alınan aktif kentsel kullanım alanlarının büyüklüğü ise yaklaşık 900 hektardır.” denilmesine rağmen plan gösteriminde belirlenen “gelişme alanlarının” yaklaşık 1500 hektar olarak belirlendiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bergama ilçesine ilişkin çevre düzeni planı değişikliği ile plan paftalarında yapılan düzenlemelere uygun olarak plan açıklama raporunda alan kullanımlarının yeniden hesaplandığı, plan açıklama raporunun 33. sayfasında yer alan tabloya göre Bergama İlçe merkezi, Ayaşkent, Bölcek, Göçbeyli, Yenikent ve Zeytindağ yerleşimleri için toplam 1015 hektar kentsel gelişme alanının düzenlendiği savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi raporunda;<br>"Uyuşmazlığa ilişkin alanla ilgili değerlendirmeler dava konusu 10.10.2018 ve daha sonraki 07.07.2020 Çevre Düzeni Planıları incelenerek yapılmıştır. Her iki planda da Bergama İlçe merkezi çevresindeki kentsel gelişme alanı büyüklüğünün benzer olduğu görülmüştür. Kentsel gelişim alanının büyüklüğüne yön verecek en önemli değişken nüfus gelişimidir. Davaya konu planın Plan Açıklama Raporunda Bergama ilçesinin 2017 yılı nüfusu 103.000 kişi olarak belirtilmiş, 2025 yılı nüfusu ise 142.000 kişi olarak öngörülmüştür. TUİK verilerine göre Bergama ilçesinin nüfusu 2021 yılında 105.000 kişi olmuştur. Gerçekleşen nüfus artış hızı ile öngörülen nüfus artış hızı arasında büyük bir fark bulunmaktadır. Üstelik dava konusu plandaki kentsel gelişme alanının büyüklüğü Bergama yerleşik alanına yakındır. Çevresi değerli tarımsal ve doğal alanlara çevrili bir bölgede, kentsel gelişme alanı önerilerinin dikkatle alınması gerekir. Bölgede yerleşim alanı büyüklüğünü neredeyse iki katına çıkaracak bir sektörel gelişim kararı da bulunmamaktadır. Kurulumuz, gerçekleşen ile öngörülen nüfus büyüklükleri arasındaki farkın büyüklüğünü göz önünde bulundurarak ilçe özelinde önerilen “kentsel gelişim alanı” büyüklüğünün yeniden irdelenmesinin uygun olacağı görüşündedir. Aksi durumda ilçe çevresinde bulunan tarım alanları ve meralar zarar görecek, koruma-kullanma dengesi bozulmuş olacaktır. Kurulumuz, uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişim alanı kararını şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuz bulmaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı, düzenlenmiştir.<br>Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığından dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-4.Alt ölçekli planların dava konusu edildiği yargı kararlarının irdelenmeyerek alt ölçekli plan kararlarının dava konusu çevre düzeni planına taşındığına yönelik itirazlar<br><br>İtiraz- 4.1.Aliağa Termik Santral<br>Dava Dilekçesinde;<br>Aliağa ve Foça ilçelerinde termik santral ve kül-cüruf depolama alanı amaçlı 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin mevcut üst ölçekli planlara aykırı olduğu gerekçesiyle yargıya taşındığı, bilirkişi raporunda da söz konusu işlemin gerekli şartları yerine getirmediği, plan sürekliliği ve bütünlüğünü bozduğu yönünde görüş verildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bölgede sanayi alanlarının ihtiyacı olan ve Aliağa İlçe merkezinin batısında bulunan sanayi alanları içerisinde yer alan termik santral alanı haricinde termik santral gösteriminin bulunmadığı, davacının 3 adet termik santral planlandığı iddiasının gerçek dışı olduğu, K17 paftasında Horozgediği Mahallesinde bulunan sanayi tesislerinin içerisinde bu tesislerin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yapılması planlanan termik santral dışında önerilmiş bir termik santral bulunmadığı savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi raporunda;<br>"Söz konusu alana ilişkin kapsamlı değerlendirme, raporun 2.4.13. bölümünde yapılmaktadır. Burada kısaca tekrar etmek gerekirse, söz konusu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu, bu durumun bölgede artık bir doygunluğa ulaştığı ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesini gerektiren tehlikeli bir düzeye erişmeye başladığı biçiminde konunun yorumlanması gerekir. Sanayi bölgesi ile ilintili olarak, ciddiyetle ele alınması gereken stratejik önemdeki bir konu Termik Santral kararıdır. Davacı idare davaya konu plan ile yeni termik santral alanı kararlarının getirildiğini belirtmektedir. Davalı idare ise Horozgediği Mahallesinde bulunan sanayi tesislerinin içinde, bu tesislerin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yapılması planlanan termik santral dışında önerilmiş bir termik santral bulunmadığını ifade etmektedir.<br>Davacı idarenin belirttiği gibi Horozgediği Mahallesinde, sanayi kullanımı içinde bir Termik Santral notasyonu görülmektedir. Aynı bölgeye ilişkin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise termik santral kullanımı görülmemekte; bu planın açıklama raporunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makamının 22.08.2011 tarih ve 101548 sayılı Olur’ları ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca re’sen onaylanan 1/25000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile kömüre dayalı termik santral alanı olarak belirlenen alanın, Kömüre Dayalı Mevcut Enerji Üretim Alanı olarak plana aktarıldığından söz edilmektedir. Raporda ayrıca, “Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen Aliağa İlçesi’nin batısındaki enerji yatırım bölgesinde yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisler yapılması ilkesi doğrultusunda plan notlarına ‘Bakanlar Kurulunca ilan edilmiş ve bu planda Enerji Yatırım Bölgesi olarak belirlenen alanda yalnızca yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal) kaynaklarına dayalı enerji santralleri yer alabilir.’ hükmü eklenmiştir.” denilmektedir. Plan Açıklama Raporundaki bu ifade, dava konusu termik santral kullanımının, Bakanlar Kurulu kararındaki bölgede yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisleri yapılması ilkesi ile çelişkili olduğu anlaşılmaktadır.<br>Çevre Düzeni Planları yapımındaki temel yaklaşım koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve bu doğrultuda doğal ve kültürel varlıkların korunmasının güvence altına alınarak, gelişme alan ve odaklarının belirlenmesidir. Sanayi yatırımları açısından doygunluğa erişilen bu bölgede, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, bölgenin doğal yapısının korunmasının plan kararlarıyla güvence altına alınması gerekmektedir. Tüm bu verilere rağmen, uyuşmazlığa konu alanda önceki planlarda yer verilen ve alt ölçekli planlarda da “kömüre dayalı mevcut enerji üretim alanı” olarak tanımlanan alanda termik santral kararının bulunması, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davacı tarafından ileri sürülen 13. itiraz konusu ile birlikte değerlendirilecektir.<br><br>İtiraz- 4.2.Bergama Allianoi<br>Dava Dilekçesinde;<br>06.07.2009 tarihinde Turizm Bakanlığı tarafından onaylanan Bergama Allianoi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına karşı Danıştay Altıncı Dairesinde açılan dava sonucunda termal kapasitenin belirsizliği, yatak kapasitesinin fazla olması gibi nedenlerle şehircilik ilke ve esaslarına uygun olunmaması gerekçesiyle anılan planın iptal edildiği, ancak dava konusu çevre düzeni planında turizme yönelik alanların artırıldığı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bu konuda savunma verilmemiştir.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Kurulumuzun görevlendirilmiş olduğu 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali istemiyle açılan 2020/461 Esas Sayılı dosyada da söz konusu alana ilişkin itirazlar yer almaktadır. Bu bölümde, ilgili dosyadaki değerlendirmelerimize yer verilecektir. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin internet sayfasında yer alan Şubat 2020 tarihli “İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Plan Değişikliği Açıklama Raporu”nda, Şehir Plancıları Odası tarafından 06.07.2009 tarihli İzmir Bergama Allianoi – Manisa Soma Menteşe Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planına itiraz edildiği; itirazın gerekçeleri arasında bölgedeki jeotermal kaynakların yetersizliği nedeniyle bölgenin Termal Kültür ve Turizm Bölgesi olarak belirlenmesinin uygun olmaması, Menteşe Kaplıcasının ülke standartları açısından düşük olması, Paşa Ilıcası olarak bilinen ve Allianoi kentini oluşturan kaynağın baraj gölü altında kalması nedeniyle bölgede termal turizm yapılamayacağı, dolayısıyla Yortanlı Baraj Gölü’nün çevresinde belirlenen turizm alanlarının ikinci konut gelişimini özendireceğinin bulunduğu açıklanmaktadır. Söz konusu plan iptal edildiği halde, 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu yönde bir değişiklik yapılmadığı belirtilmektedir.<br>Yukarıdaki paragrafta söz edilen raporda Dikili ve Bergama ilçelerinde Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Bölgesi sınırları dışına çıkarılan ve sınırları iptal edilen alanlarda planlama yetkisi İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne geçtiği için, İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı kararları ile bütünleşecek şekilde İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği hazırlandığı belirtilmektedir. Hem Bergama ilçesindeki hem de Dikili ilçesi sınırları içindeki Dikili ve Bergama ilçelerinde Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Bölgeleri dışına çıkarılan alanlar için yapılan 1/25.000 ölçekli plan değişikliği şeması aşağıda verilmektedir. Bergama ilçesi sınırları içindeki uyuşmazlık konusu bölge, aşağıdaki şemanın kuzey kesiminde yer almaktadır.<br>Yortanlı Barajı’nın güney kesiminde yer alan uyuşmazlık konusu bölgenin 16.11.2015, dava konusu 10.10.2018 ve güncel 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında Turizm Tesis Alanı olarak düzenlendiği görülmektedir.<br>Bergama Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Bölgesi sınırları dışına çıkarılan ve sınırları iptal edilen alanda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 28.04.2020 tarihli 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği yaptığı anlaşılmaktadır. Söz konusu plan değişikliğinde, Danıştay 6. Dairesinin 20.02.2014 tarihli kararıyla iptal ettiği 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptal gerekçelerinin dikkate alındığı görülmektedir. Bölgedeki jeotermal kaynakların yetersizliği nedeniyle bölgenin Termal Kültür ve Turizm Bölgesi olarak belirlenmesinin uygun olmaması, Paşa Ilıcası olarak bilinen ve Allianoi kentini oluşturan kaynağın baraj gölü altında kalması nedeniyle bölgede termal turizm yapılamayacağı, dolayısıyla Yortanlı Baraj Gölü’nün çevresinde belirlenen turizm alanlarının ikinci konut gelişimini özendireceği gibi gerekçelerle plan iptal edilmiştir. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliği yapım sürecinde mahkemenin söz konusu iptal gerekçelerinin dikkate alınarak, bölgedeki mevcut açık alan kullanımlarının (tarım alanı, mera, makilik fundalık alan) yapılan plan değişikliğinde sürdürülmesi ve barajın varlığı gözetilerek, bölgenin doğal karakterini bozmamak kaydıyla, dava konusu bölgede rekreasyon alanı önerilmesi olumlu bir planlama yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir.<br>Planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önceki bölümlerde açıklandığı gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde, alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma- kullanma ilkeleri doğrultusunda üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Burada temel yaklaşım, doğa koruma alanlarının tarım arazilerinin, orman alanlarının, sulak alanların korunması ve sürdürülmesi, geçmişten gelen yapısal kararların iç tutarlılığının araştırılması ve bu yapısal kararların üst ölçek plana taşınıp taşınmamasının, planlama bölgesinin koruma-kullanma ilkesi doğrultusunda anlamlı olup olmayacağının değerlendirilmesidir. Ancak güncel plan olan 07.07.2020 tarihli planda barajın güneyinde Turizm Tesis Alanı kararının devam ettirildiği görülmektedir.<br>07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli planda dava konusu bölgenin yakın çevresi incelendiğinde, alanın tamamen tarım ( ) ve mera arazileri ( ) ile ormanlık alanlardan ( ) oluştuğu görülmektedir. Bu alanda “turizm tesis alanı” kullanımının bulunması, alanı çevreleyen doğal ve tarım alanları ile, turizm tesis alanın içinde bulunan köy yerleşimi de dikkate alındığında, parçacıl bir yaklaşım olacaktır. Diğer bir deyişle, bu bölgede turizm tesis önerisinin yer alması, çevre kullanımlar ile bir bütünlük teşkil etmemekte, hatta yakın çevresinde tarım yapılan bu bölgede yapılaşmayı özendirme olasılığı barındırmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu alanda tarım, mera ve orman kullanımlarının korunması, 1/100.000 ölçekli plandan beklenen sürdürülebilirlik ilkesiyle uyumlu bir yaklaşım olacaktır. Bilirkişi Kurulumuz, Termal Kültür ve Turizm Bölgesi alanı sınırlarından çıkarılan dava konusu bölge açısından, bu bölgenin yakın çevresindeki doğal ve tarım alanlarıyla bütünleşen ve alandaki yeşil alan sürekliliğini devam ettiren bir planlama yaklaşımının olumlu olduğu; dava konusu 10.10.2018 tarihli ve güncel plan olan 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde ise davaya konu bölgede öngörülen Turizm Tesis Alanı kullanımının bu yeşil alan sürekliliğini kesintiye uğrattığı ve üst ölçekli plandan beklenen doğal alanların korunması ilkesine aykırılık taşıdığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi (KTKGB) kararının 13/09/2020 tarih ve 30887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile iptal edildiği, anılan Cumhurbaşkanlığı kararı dikkate alınarak Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi (KTKGB) sınırlarının 07/07/2020 tarihli çevre düzeni planında kaldırıldığı görülmüştür.<br>Sınırı iptal edilen söz konusu Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinde Kültür ve Turizm Bakanlığınca 06/07/2009 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının Danıştay Altıncı Dairesinin 20/02/2014 tarihli, E:2009/15530, K:2014/1215 sayılı kararıyla iptal edildiği, anılan kararda Bergama İlçesi, Paşaköy ve çevresindeki jeotermal kaynakların turizm alanı kullanımı için yetersiz olduğu, bölgede termal turizm yapılamayacağı, Yortanlı Baraj Gölü çevresinde belirlenen turizm alanı kararlarının bölgede ikinci konutu özendireceği gerekçelerinin yer aldığı anlaşılmıştır.<br>Dairemizin yukarıda anılan iptale ilişkin kararında yer alan gerekçeler doğrultusunda dava konusu alanda yer alan turizm tesis alanı kararında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz- 4.3.Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi<br>Dava dilekçesinde;<br>05.01.2009 tarihli Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin E:2009/13021 sayısında kayıtlı davada yüksek yapılaşma değerlerinin, çok fazla alanın turizme açılması ve kırsal alanlarda tahribata yol açacağı nedenleriyle iptaline karar verildiği, dava konusu işlemin bu karara aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br>Savunmada;<br>Bu konuda savunma verilmemiştir.<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Konuyla ilgili olarak, dava dosyasında yukarıda verilen açıklama dışında bir bilgiye rastlanmamıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin internet sayfasında yer alan Şubat 2020 tarihli “İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Plan Değişikliği Açıklama Raporu”nda İzmir Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi için hazırlanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planının 07.03.2017 tarihinde onaylandığı, yapılan itirazlar doğrultusundaki değişikliklerin ise 21.07.2017 tarihinde onaylandığı belirtilmektedir. Aynı raporda 13.09.2019 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca Dikili Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin sınırlarının daraltılmak suretiyle değiştirildiği ve sınır değişikliği kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığınca onaylanan üst ölçekli planların revize edilmesi gerektiği belirtilmektedir.<br>Davacı itirazının konusu, 05.01.2009 tarihli planın iptal kararlarındaki gerekçelerin, dava konusu 10.10.2018 tarihli planda gözetilmemesi ve plana taşınması üzerinedir. Şehir Plancıları Odası’nın Haber Bülteninde, 05.01.2009 tarihli planın yürütmesinin durdurulması gerekçeleri şu şekilde verilmektedir: “Dava konusu 05.01.2009 onay tarihli İzmir Dikili Termal Kültür ve Turizm ve Gelişim Bölgesi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının temasını oluşturan jeotermal sistemlerin kapasitesi ve potansiyeli hakkında yeterli çalışma yapılmadan, yeterli verilere dayanmaksızın bu bölgenin Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilanı, dolayısı ile bu karar dava konusu edilmemesine karşın jeotermal kaynaktan hareketle çevre düzeni planında da yoğunluğun hesaplanması nedeniyle anılan veriler dava konusu çevre düzeni planını da planlama ilkeleri ile kamu yararına aykırı hale getirdiği sonuca varılarak gerek dava konusu planda gerekse revizyon planında öngörülen yoğunluğun çok fazla olması, ayrıca orman alanında turizm tesis alanı öngörülürken, turizm koruma ve gelişim bölgesi ile turizm merkezi alanı ve dışındaki turizme ayrılan tüm alanın hesaba dahil edilmesi gerektiği halde sadece Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesindeki turizm tesis alanına ayrılan alanın esas alınmasının dava konusu planı hukuka aykırı hale getirmesi nedeniyle şehircilik i lkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uyarlılığı bulunmayan çevre düzeni planının yürütmesinin durdurulmasına karar verildi.” <br>Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin yeni sınırları dava konusu planda görülmemektedir. 05.01.2009 tarihli planın iptalini gerektiren koşulların dava konusu 10.10.2018 tarihli planda dikkate alınıp alınmadığı ise, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden anlaşılmamaktadır. Yukarıda sözü edilen Şubat 2020 tarihli raporda, bölge için hazırlanan son planın Kültür ve Turizm Bakanlığınca 21.07.2017 tarihinde onaylanan plan olduğu belirtilmektedir. Bu plandan sonra, bölgenin yeni sınırlarını gözeterek planın güncellenip güncellenmediği konusunda bilgiye erişilememiştir. Kurulumuz, planlama bölgesinde yukarıda verilen iptal gerekçeleri dikkate alınarak, koruma-kullanma dengesini sağlayan bir planlama yaklaşımı izlenmesinin uygun olacağı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>13.09.2019 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca Dikili Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin sınırlarının daraltılmak suretiyle değiştirildiği ve sınır değişikliği kapsamında yetkili Kültür ve Turizm Bakanlığınca üst ölçekli planların revize edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.<br>Öte yandan, davacının itirazında yer alan ve yargı kararıyla iptaline karar verilen 05.01.2009 tarihli Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarının dava konusu planda gösterilmediği anlaşıldığından, davacının bu konudaki itirazı açısından şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz- 4.4. İptal edilen Pamucak Turizm Merkezinin planda gösterilmesi <br>Dava dilekçesinde;<br>Selçuk-Pamucak Turizm Merkezine ait imar planlarının yargı kararıyla iptaline karar verildiği halde dava konusu planda halen gösterildiği, bölgenin golf sahası ve turizm tesisi yapılması için Kültür ve Turizm Bakanlığınca 12.04.2007 tarihinde onaylanan 1/1000, 1/5000 ve 1/25.000 ölçekli planların iptali için bölge halkı tarafından 2007 yılında dava açıldığı ve Danıştay Altıncı Dairesince 30.12.2009 tarihinde dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bu konuda savunma verilmemiştir.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Kurulumuzun görevlendirilmiş olduğu 2020/8129 Esas Sayılı dosyada da, 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde söz konusu alandaki kullanımlara ilişkin itirazlar yer almaktadır. Bu bölümde, ilgili dosyadaki değerlendirmelerimize yer verilecektir. İlk olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 12.04.2007 günü onaylanan İzmir İli Selçuk İlçesi, Selçuk-Pamucak Turizm Merkezine ait 1/25.000 ölçekli Koruma Amaçlı Çevre Düzeni Planı, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı revizyon planlarına karşı dava açılmıştır. Danıştay Altıncı Dairenin E:2007/7168 K:2009/13061 sayılı kararıyla, anılan planların, önemli bir sulak alan, kumul ve orman-çalılık-zeytinlik arazisi üzerine yerleştirilmiş olması, bu arazideki su ekosistemlerini, yarı karasal (sulak alan) ekosistemleri, kara ekosistemlerini ve bu ekosistemlerde yaşayan canlıları ve çevre köylerde yaşayan yerli halkı olumsuz etkileyecek nitelikte bulunması, 1. Derece doğal sit alanında Kıyı Kanununa aykırı olması sebebiyle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Danıştay Altıncı Daire E: 2007/7168 ve K:2009/13061 karar numaralı kararında, plan iptaline gerekçe olarak ilgili doğal sit alanında planda herhangi bir yerleşme ya da yeşil alan kararının doğuracağı “kuraklık”, “tarım alanlarının yok olması” gibi riskleri göz önüne almış, Küçük Menderes Deltasının ekolojik sürekliliğini korumasının altı çizilmiştir:<br>“Bilirkişi raporu ve dosyadaki bile ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, Selçuk-Pamucak Turizm Merkezi kapsamında kalan alanda golf sahaları, turizm parselleri ve yeşil alan sağlanması amacıyla yapılan ve 12.04.2007 gününde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca onaylanan Selçuk Pamucak Koruma amaçlı 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlar ile 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının önemli bir sulak alan, kumul ve orman-çalılık-zeytinlik arazisi üzerine yerleştirilmiş olması, bu arazideki su ekosistemlerini, yarı karasal (sulak alan) ekosistemleri, kara ekosistemlerini ve bu ekosistemlerde yaşayan canlıları ve çevre köylerde yaşayan yerli halkı olumsuz etkileyecek nitelikte bulunması , 1. Derce doğal sit alanında kıyı kanuna aykırı olması sebebiyle şehircilik ilkelerine , planlama esaslarına ve kamu yararına uygun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” (Danıştay 6. Daire E:2007/7168, K:2009/13061)<br>Dava konusu alanda ve yakın çevresinde iç içe geçen doğal, kültürel, arkeolojik, ekolojik değerler bugün çeşitli koruma kararlarıyla örülmüş durumdadır.<br>Pamucak Sahili 11 km’lik uzunluğu ile Türkiye’nin en uzun plajıdır. Başta Selçuk ilçesi olmak üzere, barındırdığı tesislerle ve özellikle doğal nitelikleriyle birçok kesime hitap eden bir kamusal alan niteliği taşımaktadır. Rekreasyonel anlamda, su sporları, kamp, güneşlenme gibi aktivitelerle bilinen sahil aynı zamanda Küçük Menderes Nehri’nin Ege Denizine döküldüğü alandır. Plaj üzerinde endemik bir bitki türü olan kum zambakları yer alır.<br>Uyuşmazlık konusu alanın yakın komşuluğunda Efes Antik kenti bulunmaktadır. Efes kentinin binlerce yıllık yerleşim ve yaşam tarihi, sırtını dayadığı Bülbül (Koresos) ve Panayır (Mount Pion) Dağlarından ve liman yolunun bağlandığı bugün Küçük Menderes, eski adıyla Koystros Nehri’nin yarattığı deltanın kapamış olduğu Ege Denizi bağlantısından, yani bugünkü Pamucak kıyısından ve oluşturduğu Küçük Menderes Deltası’ndan ayrı ele alınmamalıdır.<br>Uyuşmazlığa konu olan bu bölge ekolojik olarak hassas, birçok koruma alanının iç içe geçtiği özgün bir alan, havza ve bölge bazında korunması gereken bir bölgedir. Pamucak sahili ve yakın çevresindeki (Küçük Menderes Havzası, Efes Antik kenti çevresi) ekosistemler ile ekolojik varlıklar, alandaki her türlü yapılaşma ve yerleşme sonucu ortaya çıkabilecek çevre kirliliği, çevre tahribatı ile geri döndürülemez bir yola girecektir. Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda, davacı tarafın sözünü ettiği, iptal edilen Turizm Merkezinin sınırlarının gösterildiği görülmektedir (Şeki 13). 07.07.2020 tarihli güncel planda ise söz konusu sınırlar kaldırılmış ve Turizm Tesis Alanı kullanımı daraltılmıştır (Şekil 14). Ancak söz konusu plan incelendiğinde, alanın yakın komşuluğunda arkeolojik sit alanı, doğal sit alanı, sulak alan ve ağaçlandırılacak alanların bulunduğu görülmektedir. Bu sebeplerle Pamucak bölgesi, üst ölçekli planlardan itibaren bütüncül bilimsel araştırmalar ve bunların sonucunda sunulacak alana özgü önerilerle ele alınmalıdır ve bölge korunarak yeni yapılaşma getirilmemesi sağlanmalıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>07.07.2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde turizm merkezinin sınırlarının kaldırıldığı ve turizm tesis alanı kullanımının daraltıldığı, dolayısıyla bu maddeye ilişkin itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden davacının bu konudaki itirazı açısından şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-4.5.Bayraklı Mansuroğlu Mahallesi ve Bornova Kazım Dirik Mahallesindeki<br>parseller<br>Dava dilekçesinde;<br>Bayraklı İlçesi Mansuroğlu Mahallesinde yer alan bazı parseller ile Bornova İlçesi Kazım Dirik Mahallesinde yer alan bazı parsellere ilişkin “2. ve 3. Derece Kentsel ve Bölgesel İş Merkezi (E: 2.00, Hmaks: 10 kat), Park alanı, Yol ve Trafo” kararları verilmesine dair 03.10.2012 tarihli imar planı değişikliğine askı süresince açılan davalar sonucunda uygun görülen bazı itirazlar doğrultusunda yeniden düzenlenen 1/25.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli plan değişikliklerinin iptali için Danıştay Altıncı Dairesinde açılan E:2013/3515 sayısında kayıtlı davada, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği, ancak dava konusu çevre düzeni planı kapsamında söz konusu yargı kararlarına uyulmadığı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bu konuda savunma verilmemiştir.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Dava konusu bölgede keşif yapılarak incelemede bulunulmuştur.<br>Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda uyuşmazlık konusu bölge “kentsel yerleşik alan” kullanımında yer almaktadır. <br>Keşif sırasında tarafımıza uyuşmazlık konusu alanın jeolojik açıdan sakıncalı bir konumda bulunduğu ve depremde zarar gördüğü belirtilmiştir. Kuşkusuz, jeolojik sakıncalar ve diğer tüm doğal afet riskleri 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında dikkate alınması gereken çok önemli bir konudur. Ancak davacı tarafın dilekçesindeki “....bazı parsellere ilişkin “2. ve 3. Derece Kentsel ve Bölgesel İş Merkezi (E: 2.00, Hmaks: 10 kat), Park alanı, Yol ve Trafo” kararları verilmesine dair 03.10.2012 tarihli imar planı değişikliğine ... açılan davalar sonucunda uygun görülen bazı itirazlar doğrultusunda yeniden düzenlenen 1/25.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli plan değişikliklerinin iptali...” konusundaki yürütmeyi durdurma kararının gerekçeleri hakkında dava dosyasında herhangi bir bilgi veya belge yer almamaktadır. Davacı dilekçesinde belirtilen konular yapılaşma düzenine (emsal ve yükseklik) ilişkin konular olup, 1/100.000 ölçekli planda bu konuda karar üretilmemektedir. Ancak, üst ölçekli çevre düzeni planı, jeolojik sakıncalı bölgelerin nasıl ele alınacağına, yapılaşmaya açılmayacak alanların belirlenmesine ilişkin karar ve stratejiler üretir. Uyuşmazlık konusu bölgenin jeolojik açıdan sakıncalı olması konusu, üst ölçekli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni plan çalışmalarında hassasiyetle gözetilmeli ve buranın ilgili mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak planlanması yaklaşımı esas olmalıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere uyuşmazlığa konu alanın konumu, büyüklüğü ve davacının ileri sürdüğü yapılaşma koşullarına (emsal ve yükseklik) ilişkin konular dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, dava konusu çevre düzeni planı ölçeğinin ayrıntı düzeyini aşan ve stratejik bir anlamı olmayan itiraz konusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-5<br>Dava dilekçesinde;<br>Zeytindağ ile Örlemiş arasında yer alan ormanlık ve tarımsal arazilerin lejantının içinde sanayi alanı lejantının da gösterildiği, ormanlık alanın içine sanayi tesisi kurulmasının kabul edilemez bir durum olduğu, bu sanayi alanında kurulacak yapılaşmanın ormanları yok etmesi tehlikesi oluşturacağı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bu konuda savunma verilmemiştir.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Davaya konu Çevre Düzeni Planı kapsamında uyuşmazlık konusu alanda “sanayi alanı” kullanımı öngörüldüğü görülmektedir. Öngörünün 07.07.2020 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planında da aynen korunduğu görülmüştür. Davacı tarafından, planda uyuşmazlık konusu alanın, geniş orman alanlarının ve tarım arazilerinin bulunduğu bir bölgede bulunduğu belirtilmiştir. Bunun yanında uyuşmazlık konusu alana ilişkin uydu fotoğrafı incelendiğinde, bu alanın iki ormanlık bölgenin ortasında kaldığı ve alanın doğu tarafında büyük tarım arazilerinin bulunduğu görülmektedir. Gerek uydu fotoğrafında gerekse yerinde yapılan keşifte bölgedeki doğal yapı gözlenmiştir. Söz konusu alanın, tarımsal özellikleri korunması gereken bir koridorun parçası olduğu izlenimi edinilmiştir. Bunun yanında alanda gerçekleşecek sanayi faaliyetlerinin alanı çevreleyen ormanlık alanları tehdit etme potansiyeli oluşturduğu görülmüştür. Dava konusu alanın büyük bir tarımsal bölgenin komşuluğunda bulunması ve bölgenin tarım dışı kullanıma uygun olmaması yönünde Tarım İl Müdürlüğüne ait görüş yazıları da mevcuttur. Bu açıklamalar doğrultusunda, uyuşmazlık konusu bölgenin Sanayi Alanı olarak planlanması, çevre düzeni planlarından beklenen koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkelerine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın plan notlarının 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmıştır. Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir.<br>Uyuşmazlığa konu alana bakıldığında, konum olarak ağaçlandırılacak alan ve tarım arazilerinin içinde yer aldığı, dava konusu planın ölçeğine göre neredeyse noktasal bazda getirilen bir sanayi alanı kullanım kararı olduğu görülmüştür. Oysa İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve dava konusu planın ilkeleri ve yapılış yöntemine uygun olmayan plan kararında 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.<br>Öte yandan; dava konusu çevre düzeni planından önce yürürlükte olan 2014 ve 2015 onay tarihli çevre düzeni planlarında da uyuşmazlık konusu alanda sanayi alanı kullanımı öngörüldüğü, bu kullanıma karşı açılan davalarda ise yukarıda anılan gerekçe doğrultusunda sanayi kullanımının iptaline karar verilmesine rağmen dava konusu çevre düzeni planında ve 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planında iptal kararları doğrultusunda işlem tesis edilmesi gerektiği halde halen sanayi kullanım kararı öngörülmesi yargı kararlarının ivedi şekilde yerine getirilmesi ilkesine de aykırılık taşımaktadır.<br><br>İtiraz-6<br>Dava dilekçesinde;<br>Bornova İlçesi, Karaçam Köyü'nde yerleşim alanından uzak, parsel bazında bir alanın, yürürlükteki İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “ağaçlandırılacak alan” kullanımlı ve 1. Derece Doğal Sit Alanı sınırları içerisinde belirtilmiş olmasına rağmen, “kentsel yerleşik alan” olarak belirlenmesinin yeşil kuşağın yok olmasına neden olacağı, bu durumun 2683 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ilgili Yönetmelik ve ilke kararlarına, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili Yönetmeliklerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bornova İlçesi, Karaçam Mahallesinde kentsel yerleşik alan olarak planlanan bir alan bulunmamakla birlikte, imar planları Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce onaylanan ve doğal sit alanında kalan kırsal yerleşme alan kullanımı bulunduğu, dolayısıyla davacının bahse konu iddiasında isabet bulunmadığı savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Davaya konu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planında Karaçam yerleşmesinin güneyinde, Orman Alanı ve Doğal Sit Alanı olan bölgede bir Kentsel Yerleşik Alan gösteriminin bulunduğu görülmektedir (Şekil 20). Aynı bölge, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Ağaçlandırılacak Alan” kullanımı ve “1. derece Doğal Sit Alanı” sınırları içerisinde yer almaktadır (Şekil 20). Davacı tarafın itirazı, çevre düzeni planında doğal sit alanlarının ve yeşil sürekliliğinin korunması stratejisinin benimsenmesi gerekirken, bölgede bir “kentsel yerleşik alan” kullanımının plana işlenmiş olmasıdır. Dava konusu bölgede bir yerleşim yeri değil, uydu fotoğrafından (Şekil 21) anlaşıldığına göre bir okul yerleşkesi bulunmaktadır. Söz konusu alanın kentsel yerleşik alan gösterimi ile plana işlenmesi, alt ölçekli planlar için yanıltıcı bir yaklaşımdır. Bölgede yapılaşmanın denetlenmesi gerekirken, doğal sit alanı sürekliliği içinde buradaki eğitim yapılarından yola çıkarak planda “kentsel yerleşim alanı” kullanımının yer alması, stratejik planın niteliği, amacı, dili, ölçeği ve gösterim tekniğine aykırı bir yaklaşım olup, dava konusu planda yapılan gösterim ve plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın 4.7 sayılı plan notunda kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar olarak tanımlanmıştır.<br>Uyuşmazlığa konu alana baktığımızda ise büyük oranda yapılaşmış bir alan niteliğinde değil de, sadece birkaç yapının bulunduğu bir alanın söz konusu olduğu görülmektedir. Oysaki söz konusu alan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, yeşil alan ve açık alan sisteminin bir parçası niteliğinde olup, alanın yerleşik alana çevrilmesi yeşil kuşak sisteminin sürekliliğini, bütünlüğünü etkileyebilecek kurgusunu zedeleyebilecek sonuçlara yol açacaktır. Dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir büyüklükte olan ve mevcutta birkaç yapıdan ibaret alanın dava konusu plana kentsel yerleşik alan olarak işlenmesi, planın dili, ölçeği ve tekniğine uygun olmadığı gibi koruma ve geliştirme ilkeleri ile de bağdaşmamaktadır. Dava konusu planın bölgenin doğal değerini koruma stratejisi benimsemesi şehircilik ilkeleri çevre düzeni planı amaç ve yöntemine ve kamu yararına uygun bir yaklaşım olacaktır.<br>Bu nedenle, dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-7<br>Dava dilekçesinde;<br>Çeşme İlçesinde sit derecesi düşürülerek konut yapılaşmasının önünün açılmaya çalışıldığı, plan açıklama raporunda projeksiyon nüfus hesapları yapılmadığı ve söz konusu bölgenin neden ve hangi şartlarla “gelişme konut alanı” olarak belirlendiğinin bilimsel olarak kanıtlanmadığı,<br>Çeşme belediye ve mücavir alan sınırları dahilindeki taşınmazların yaklaşık %80 oranının doğal ve arkeolojik sit alanı olduğu, bu bölgede farklı zamanlarda ilan edilmiş 8 adet turizm gelişim bölgesi ve turizm merkezi bulunmakta olduğu, söz konusu turizm merkezlerinden İzmir-Çeşme-Şifne Turizm Merkezinin dava konusu revizyon değişikliğinin hemen batısında yer aldığı, söz konusu doğal sit alanları, arkeolojik alanlar, turizm merkezleri ve geçmişten günümüze kadar alınan her tür ve ölçekteki plan kararlarının Çeşme kentinin üstlenmiş olduğu Türkiye'de ve dünyada kabul gören turizm kenti misyonu çerçevesinde belirlendiği, iptali istenen çevre düzeni planının Çeşme'ye, ülkemizde herkesçe bilinen olumsuz ve kötü yapılaşma örnekleri ile tanınan kentlerden birisine çevirmeyi hedeflediği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Çeşme ilçesi özelinde sunulan ve genel olarak da sit alanlarına ilişkin iletilen iddialara ilişkin olarak; sit alanlarına ilişkin tescil ve uygulama işlemlerinde genel müdürlüğümüzce tesis edilen herhangi bir işlem bulunmadığı, bu bölgede doğal sit alanlarının derecelerinin belirlenmesine ilişkin iş ve işlemlerin başka müdürlük ve bakanlıklarca yürütüldüğü, dolayısıyla çevre düzeni planı kararlarıyla sit derecelerinin değiştirildiği ve konut yapılaşmasının önünün açıldığı iddiasının yersiz olduğu savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Çeşme İlçesi arkeolojik, kentsel ve doğal sit alanlarıyla çevrili bir yerleşim alanıdır. Bu nedenle her ölçekteki planlama çalışması, gündelik yaşam, doğal ve tarihi değerler arasındaki hassas dengenin gözetilmesini gerektirmektedir. Davaya konu Çevre Düzeni Planının temel amaçları içinde yer alan koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi de, kültürel ve doğal alanların korunması konusuna hassasiyetle yaklaşılmasını gerektirmektedir.<br>16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı ile başlayan turizm yapılaşması süreci 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı ile büyük oranda benzer şekilde devam etmektedir (Şekil 22). Plan kararları bölgede neredeyse boşluksuz bir yapılaşma oluşturmaktadır. Alınan Tercihli Kullanım Alanı kararı ile bu alanın içinde ve dışında kalan doğal sit alanlarının, arkeolojik sit alanlarının, tarımsal alanların ve diğer yeşil alanların denizle bağlantısı kesilmektedir. Söz konusu karar, doğal ve tarihi değerlere zarar verme riski taşımaktadır. Dava konusu plan öngörüsü, hassas dengeler içinde var olan koruma-kullanma dengesini bozma yönünde bir adım atılmasına neden olmaktadır. Boşluksuz yerleşim kararı deniz ile kıyı gerisi arasındaki ilişkiyi olumsuz etkilerken, yapılaşma biçimi korunması gereken doğal alanların varlığını yok saymaktadır. Bu nedenlerle Kurulumuz, uyuşmazlığa konu olan planlama kararını şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulmaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>2018 tarihli planın 4.57 sayılı maddesinde, sit alanları, ilgili mevzuat uyarınca ilan edilmiş; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu, sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar olarak tanımlanmış, 8.17.7.1 sayılı maddesinde, "Sit ilan edilen, statüsünde değişiklik yapılan veya statüsü kaldırılan sit alanlarında aşağıdaki plan hükümleri doğrultusunda işlem tesis edilir.", 8.17.7.2. maddesinde, "Bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili Yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri doğrultusunda, sit alanı ilanı öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir.", 8.17.7.3 sayılı maddesinde, "Bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzii imar planı varken, sonrasında sit ilan edilen alanların koruma statüsünün kaldırılması durumunda, sit alanı ilanından önce onaylanan imar planlarındaki kararlar incelenerek mevzuat gereği zorunlu olan imar planına ilişkin düzenlemeler, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlar Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği çerçevesinde ilgili idaresince onaylanabilir.", 8.17.7.4. maddesinde, onaylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili Yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişiklikler, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili Yönetmelikler ve ilke kararları gereğince onaylanabilir." kuralları yer almıştır.<br> 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasında, "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır." hükmü, ikinci fıkrasında, "Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır. Devletin imkanları gözönünde tutularak, örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir." hükmü, üçüncü fıkrasında "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur." son fıkrasında, "Tespit ve tescil ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." hükmü, 17. maddesinin (a) bendinde "Bir alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durdurur. Sit alanının etkileşim-geçiş sahası varsa 1/25.000 ölçekli plân kararları ve notları alanın sit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerce onaylanır." hükmü yer almaktadır.<br>Öte yandan, aynı Kanunun Ek 4.maddesinin birinci fıkrasında, "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır." hükmüne, üçüncü fıkrasında, "Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur." hükmüne, dördüncü fıkrasında "Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır." hükmüne yer verilmiştir.<br>Bu kapsamda, 10/07/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinde, "Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak", (c) bendinde "Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak" Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. <br>Sit alanları mevzuatta öngörülen usül ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek tescil edilmektedir.<br>Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerekir. <br>Öncelikle, ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen çevre düzeni planına ilişkin süreçte sit alanı belirlemesi yapılmadığının, ilgili idarece tespit edilerek tescil edilen sit alanlarının, paftalara aktarıldığının, plan notlarıyla sit alanlarında uygulanacak usül ve esasların düzenlendiğinin vurgulanması gerekmektedir.<br>Bu noktadan hareketle Kanun koyucunun iradesi, sit alanı ilan edilen alanların korunmasında çevre düzeni planının ve notlarının da sit statüsüne uygun hale getirilmesi yönünde olduğuna göre, sit alanlarıyla ilgili kararların mevzuatta farklı ölçeklerde karşımıza çıkan çevre düzeni planları ile plana aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.<br>Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır. Bu bağlamda çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, tercihli kullanım alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırları ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği açık olduğundan fazlaca genel nitelikte Çeşmenin bütününe yönelik davacı iddia ve itirazları bakımından dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-8<br>Dava dilekçesinde;<br>Çeşme ilçesinde nüfusun 8 yılda %75 artacağının öngörüldüğü, Germiyan’ın güneybatısındaki turizm tesis alanının, ağaçlandırılacak alana doğru büyütülerek “tercihli turizm alanı” kullanımına dönüştürüldüğü ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Çeşme ilçesi nüfus kestiriminin ilçenin tamamına yönelik olduğu, Çeşme'nin son yıllarda ülkemizin en önemli turizm odaklarından birisi olarak gelişim gösterdiği, bununla birlikte Germiyan Mahallesi'nde düzenlenen tercihli kullanım alanının, Çeşme-Şifne Turizm Merkezi içerisinde yer aldığı, 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planına Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yapılan itiraz doğrultusunda onaylı imar planları dikkate alınarak düzenlendiği savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında kalan ve davaya konu 10.10.2018 tarihli plan kapsamında “tercihli kullanım alanı” kullanımı getirilen Şekil 24’de (1) ile işaretlenen alan, var olan durumda yapılaşmamış ve doğal özelliklerini koruyan bir alandır. Plan öngörüsünün güneyinde bulunan alanda hiçbir yapılaşma bulunmamakta, uyuşmazlığa konu alanı da içine alan yeşil sürekliliği alanın kuzeyinde ve güneyinde (taşıt yolunun da güneyine geçerek) kesintisiz bir biçmde devam etmektedir. Bu alanı ekosistem bütünlüğü içinde çevresinden bağımsız düşünmek doğal alanların korunması ilkeleriyle çelişerek yanlış sonuçlar doğurmaktadır. Uyuşmazlığa konu alanı, kuzeyinde (2) ve güney batısında (3) ile işaretlenmiş olan, çoğunluğu makilik-fundalık niteliğinde olan ve doğal sit statüsündeki alanlarla birlikte düşünmek gerekmektedir (Şekil 24). Böyle bir yaklaşım içinde, davaya konu alanın, kuzey ve güneyindeki doğal alanlarla birlikte var olan ve bu alanlarla birlikte bir ekolojik eksen, yeşil koridor (yeşil oklar) tanımlayan önemli bir varlık olduğu anlaşılacaktır. Bu nedenle alanın “ağaçlandırılacak alan” olarak tanımlanması ve buna yönelik uygulamaların geliştirilmesi, sistem bütünlüğü ve sürdürülebilirlik açısından tutarlı bir yaklaşımdır. Bilirkişi Kurulumuz, uyuşmazlığa konu alanın “tercihli kullanım alanı” kararı ile yapılaşmaya açılmasını belirtilen nedenlerden dolayı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı gibi bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği, öte yandan alt ölçekli planlarda ileri sürülen kullanımların yapılabileceği, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılmayacağı açıklandığından, bu kullanımlara ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.<br><br>İtiraz-9 Çeşme ilçesi Musalla, Reisdere, Ilıca ve Alaçatı'da öngörülen kentsel kullanım alanları<br><br>Genel olarak Dava dilekçesinde;<br>Çeşme ve Alaçatı nüfus kabulleri kestirimleri göz önünde bulundurularak önceki 1/25.000 ölçekli çeşme çevre düzeni planında; Musalla, Reisdere Mahallesinde kentsel ve bölgesel “yeşil alan” kullanım kararı ve Ilıca Mahallesinde “makilik fundalık alan” kullanım kararı getirilen yaklaşık 93 hektar ve Alaçatı mahallesi batısında kalan yaklaşık 75 hektar alanın (toplamda 168 hektar), 10.10.2018 tarihinde kabul edilen İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile hiçbir gerekçe gösterilmeden “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, bu gelişme alanlarının yalnızca bir kısmının daraltıldığı, halen büyük bir kısmının varlığını sürdürdüğü ileri sürülmüştür.<br><br>Genel olarak Savunmada;<br>Çeşme ilçesi, Musalla, Reisdere, Ilıca ve Alaçatı Mahallelerinde yer alan yeşil alan ve makilik- fundalık alanlarla ilgili olarak, dava konusu alanların bir kısmının Çeşme 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları ile düzenlendiği, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile Çeşme ilçesinde önerilen kentsel gelişme alanları bulunmadığı, bununla birlikte Ovacık ve Ildır mahallelerinde kentsel gelişim alanlarının daraltıldığı (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 63, 64) savunulmuştur.<br>İtiraz-9.1 Musalla-Ovacık Kentsel Gelişme Alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan Musalla kentsel gelişme alanı Çeşme-İzmir otoyolunun Çeşme yerleşimine giriş yaptığı bölgede bulunmaktadır. Planda Ovacık yerleşiminin kuzeyinden Çeşme merkez yerleşiminin güneyine kadarlık bir alanın İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmış olan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında alanın içinde “düşük yoğunluklu konut gelişim alanı” , “ağaçlandırılacak alan” ve “makilik-fundalık alan” olarak öngörüldüğü saptanmıştır. Bu durumun 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı’nda korunmadığı, düşük yoğunluklu konut gelişim bölgesinin doğusunda yeni bir konut gelişim alanınn oluşturulduğu görülmüştür (Şekil 25’te 2 ile gösterilen alan). Plan öngörüsünün dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde ortadan kaldırıldığı ve 1/25.000 ölçekli plan öngörüleriyle uyumlu hale getirildiği saptanmıştır. Ancak 07.07.2020 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde konut gelişimi, “kentsel gelişim alanı” olarak yeniden plana işlenmiştir. Ovacık ve Çeşme merkez alanı büyükleriyle yarışacak büyüklükte olan bu “kentsel gelişim alanı” önerisi bilimsel, nesnel gerekçelerle desteklenmemektedir. Öngörülen kullanım konum ve büyüklük açısından doğal alanlar üzerinde olumsuz etki oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Bunun yanında kararın uygulanması Çeşme ile Ovacık arasında kesintisiz bir yeleşim dokusu yaratarak yeşil alan sürekliliğini engelleyerek doğal yaşamı tehlike altına sokacak sonuçlar doğuracaktır. Karar, bu nedenlerle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı gösterilmiştir. Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte stratejik mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açık olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br>Öte yandan, 07.07.2020 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde uyuşmazlık konusu alan, dava konusu çevre düzeni planındaki kullanımdan farklı olarak “kentsel gelişim alanı” olarak yeniden plana işlenmiştir. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 07.07.2020 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali istemiyle dava açılmış, (Dairemizin E:2021/461 sayılı dosyası) uyuşmazlık konusu alana ilişkin getirilen kentsel gelişme alanı kullanımının anılan davada 16 sayılı itiraz başlığı altında incelenmiş ve değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebepler bulunmaksızın ve hedef yıla ilişkin nüfus kabulleriyle herhangi bir bağlantı kurulmaksızın yapılan 07.07.2020 tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin itiraza konu Çeşme İlçesi, Ovacık Mevkiinin doğusunda öngörülen "kentsel gelişme alanı" olarak belirlenmesine yönelik kısmının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiş ve anılan karara yönelik itirazın İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2024 tarihli, E:2024/234 sayılı kararıyla reddine karar verilmiştir. (Dairemizin 19.01.2023 tarihli, E:2021/461 sayılı YD kararı syf. 58-59-60) <br><br>İtiraz-9.2 Reisdere Kentsel Gelişme Alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Reisdere yerleşimi Çeşme ilçesi Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeyinde yer alan bir yerleşimdir. Yerleşim 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında düşük yoğunluklu yerleşim alanı olarak gösterilmiş, alanın çevresi de düşük yoğunluklu konut gelişim alanı olarak tanımlanmıştır. 1/25.000 plan ölçeğinde alınan kararın daha soyut bir biçimde, yoğunluklar gösterilmeden, 1/100.000 ölçekli planlarda da korunduğu görülmüştür. Var olan durumu yansıtan uydu görüntüsü incelendiğinde ise Reisdere yerleşik alanının ve çevresinin büyük oranda yapılaştığı görülmüştür. Kurulumuz uyuşmazlığa konu olan plan kararları ile şehircilik ilkeleri ve planlama esasları arasında bir sorun saptamamıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen planlar olarak tanımlanmıştır.<br>Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.<br>Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir. <br>Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, "Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları" başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme'de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alan 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanı 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörülmüştür.<br>Bu çerçevede, İzmir İli, Çeşme İlçesi, Reisdere Mahallesinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiği anlaşılmaktadır. <br>Mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır. <br>Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, İzmir İli, Çeşme İlçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklama bulunmadığı görülmektedir.<br>Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Reisdere kentsel gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.<br><br>İtiraz-9.3 Ilıca Turizm Tesis Alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"İzmir Büyükşehir Belediyesince hazırlanan 1/25.000 ölçekli planda Ilıca yerleşim alanının güneyinde “ağaçlandırılacak alan” ve “makilik-fundalık alan” yer almaktadır. 1/100.000 ölçekli planlarda ise bu alanın “turizm tesis alanı” olarak planlandığı görülmektedir. Uydu görüntüsü aracılığıyla yapılan değerlendirmede alanın yapılaşmadığı ve doğal karakterini koruduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlığa konu olan alan, kentsel gelişmeyi sınırlayan, önemli bir yeşil sürekliliğin parçasıdır. Söz konusu alanın yapılaşmaya açılması yalnızca planın koruma- kullanma dengesi amacıyla çelişmeyecek aynı zamanda Çeşme’nin günümüzdeki öneminin ve değerinin kaynağı olan doğal özelliklerin de yitirilmesine neden olacaktır. Çeşme gibi tarihi ve doğal özellikleri ön planda olan pek çok yerleşimde izlenmesi gereken politika oluşan yerleşim talebine göre yeni kentsel toprakları sürekli bir biçimde imara açmak olmamalıdır. Böye bir yaklaşımın özellikli bölgeleri cazip kılan tüm özelliklerin zaman içinde yok olmasına neden olacağı açıktır. Uyuşmazlığa konu plan kararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir.<br> Çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal ve tarihi alanların hassasiyetle sürdürülmesi gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararı ile koruma-kullanma ilkeleri kapsamında, doğal çevrenin korunmasını sağlayacak herhangi bir stratejik karar geliştirmediği, konum olarak ağaçlandırılacak alan ve makilik-fundalık alan içinde yer aldığı, kentsel gelişmeyi sınırlayan önemli bir yeşil sürekliliğin parçası olduğu, uydu görüntüsü incelendiğinde alanda herhangi bir yapılaşmanın bulunmadığı, mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu görüldüğünden dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından söz konusu alanda öngörülen turizm tesis alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.<br><br>İtiraz-9.4 Alaçatı Kentsel Gelişme Alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"İzmir Büyükşehir Belediyesince hazırlanmış olan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında Alaçaatı yerleşiminin var olan dokusunun batısında var olan durumu gösteren düşük yoğunluklu konut alanı bölgesi belirtilmiştir. Kararların 1/100.000 ölçekli planlarda da büyük oranda korunduğu görülmektedir. Uyuşmazlığa konu olan karar yerleşimin batısında öngörülen “kentsel gelişim alanı” kararıdır. Tarım alanlarına doğru gerçekleşen bu kararın nesnel, bilimsel gerekçeleri plan açıklama raporunda sunulmamıştır. Korunması gereken tarım alanları üzerinde olumsuz etki yaratacağı kaçınılmaz olan “kentsel gelişim alanı” kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasalarıyla bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Uyuşmazlıkta, Alaçatı yerleşiminin batısı, 23/06/2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "tarım alanı" olarak gösterilmiş iken, 30/12/2014 tarihinde onaylanan planda, söz konusu alanın "kentsel gelişme alanı" kullanımına dahil edilerek, bu lekenin doğal sit alanını kapsayacak şekilde büyütüldüğü, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettirildiği anlaşılmaktadır.<br>Dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda (sayfa 35); "Alaçatı: Alaçatı'da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanları yeterlidir. Alaçatı'da, yerleşik alanların yanı sıra, turizm alanları ve tercihli kullanım alanlarında da alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma koşullarının korunması kararlaştırılmıştır." açıklamasına yer verilmiştir.<br>Buna göre, dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, Alaçatı'da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanlarının yeterli olduğu ifade edilmekte olup, 23/06/2014 tarihli planla yeterli olduğu değerlendirilip bu şekilde planlanan "kentsel gelişme alanı"nın, hangi gerekçeyle büyütüldüğünün ortaya konulamadığı görülmektedir.<br>Dolayısıyla, açıklama raporunda, Alaçatı yerleşiminin ihtiyacına yönelik kentsel gelişme alanına ilişkin ortaya konulan öngörü ile daha sonradan getirilen kentsel gelişme alanı lekesi arasında çelişki bulunduğu açık olup, bu haliyle dava konusu plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-10 Dikili İlçesi Çandarlı, Kabakum ve Salihler'de öngörülen tercihli kullanım alanları<br>Genel olarak dava dilekçesinde;<br>Dikili İlçesinde Çandarlı bölgesindeki tercihli kullanım alanlarının daraltıldığı görülse de Kabakum ve Salihler Mahallelerinde yeni tercihi kullanım alanları eklenmesinin planlamaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Genel olarak savunmada;<br>Kabakum Mahallesinde bulunan tercihli kullanım alanlarında, Dikili Belediye Başkanlığının talebi ve çevre düzeni planının onayından önce onaylanmış imar planları olduğu dikkate alınarak düzenlemeler yapıldığı,<br>Dikili Belediye Başkanlığınca çevre düzeni planına aktarılanlar dışında çok sayıda mevzi imar planının da işlenmek üzere İdarelerine iletilmesiyle birlikte bu alanların çevre düzeni planının gösterim tekniğine uygun olmaması ve çevre düzeni planının onayından önce onaylanan mevzi imar planlarının geçerli kabul edilmesi gerekçe gösterilerek herhangi bir işlem yapılmadığı, diğer yandan Çandarlı yerleşiminde kentsel gelişme alanları ve tercihli kullanım alanlarının yaklaşık 700 hektar azaltıldığı (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 60, 61, 62) savunulmuştur.<br><br>İtiraz-10.1 Dikili İlçesi Çandarlı tercihli kullanım alanı ve kentsel gelişme alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Çandarlı yerleşimindeki dava konusu alanlardan A alanı, 16.11.2015 tarihli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanı” ve “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlenmiş ve dava konusu 10.10.2018 tarihli planda da bu karar devam etmiştir (Şekil 15). Ancak 20.07.2017 onaylı 1/25000 ölçekli Nazım İmar Planında alan “tarımsal niteliği korunacak alan”, “kentsel yerleşik alan”, “mera” ve “orman alanı”ndan oluşmaktadır. Dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı’nda ise alan “tercihli kullanım alanı” ve “kentsel gelişim alanı” olarak gösterilmiştir. B alanı 16.11.2015 tarihli ve dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planlarında “tercihli kullanım alanı” ve “orman alanı” olarak belirlenmiş, 20.07.2017 tarihli 1/25000 ölçekli Nazım İmar Planında ise “orman alanı” olarak işaretlenmiştir. C alanı 16.11.2015 tarihli Çevre Düzeni Planı’nda “kentsel gelişim alanı” ve “orman alanı”, dava konusu 10.10.2018 tarihli planda ise “ağaçlandırılacak alan” olarak belirlenmiştir. D alanı 16.11.2015 tarihli Çevre Düzeni Planı ve dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planında “tercihli kullanım alanı” olarak işlenmiştir.<br>Davacı idare 07.07.2020 tarihli planda yukarıda C ile gösterilen, Dikili İlçesi, Çandarlı Mahallesi kuzey kesiminde bulunan ve 14.02.1992 tarih ve 5 sayılı Belediye Meclisi kararı ile onaylanmış-imar planlan bulunan bölgenin kentsel yerleşik alan olarak düzenlenmesini talep etmektedir. Alana ilişkin güncel plan olan 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu bölgenin “kentsel yerleşik alan” olarak güncellendiği görülebilir (Şekil 33). Ancak keşif sırasında, alanın tarım ve orman alanlarının yanında yer aldığı, ancak içerdiği sınırlı yapılaşmayla da olsa Çandarlı yerleşiminin bir uzantısı olarak gelişmeye başladığı görülmüştür. Davacı idare, söz konusu bölge için “Dikili Belediye Meclisinin 14.02.1992 tarih ve 5 sayılı kararları ile onanan 1/1.000 ölçekli Çandarlı Revizyon Uygulama İmar Planı'nın bulunduğunu, bu plan doğrultusunda imar uygulamalarının tamamlandığını ve alanın yapılaşmış alan olarak plana aktarıldığını iletmiştir. Ancak alanda yapılan keşif sırasında alanın yapılaşmasını tamamlamadığı ve alanda çok seyrek oranda bir yapılaşma olduğu görülmüştür.<br>Dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunda ise Dikili ilçesi hakkında verilen plan kararları şöyledir: “Onaylı 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sınırları içinde yer alan ilçe merkezlerinden olan Dikili'de, genel olarak bu planlardaki kararlar korunurken, yerleşmenin gereksinimi olan kentsel gelişme alanları merkeze bitişik konumda, yerleşmenin güneydoğusunda ve doğusunda planlanmıştır. İkinci konut nitelikli olan Dikili'de, hedef yıl için 70.000 kişilik kabul nüfusu belirlenmiştir. Tercihli kullanım alanları ve turizm tesis alanlarında, alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma yoğunluklarının korunması, yeni eklenen turizm alanında yapılaşma koşullarının da hazırlanacak alt ölçekli planlarda verilmesi kararlaştırılmıştır”denilmektedir. Bu halde 2017 yılında hazırlanmış alt ölçekli (1/25.000) planda Çandarlı yerleşiminde yer verilmeyen “tercihli kullanım alanı” kararının 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli planda bulunması rapordaki bu açıklamayla uyumsuzluk göstermektedir.<br>Aynı raporda Çandarlı için: “Çandarlı: Yerleşim içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlı’da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerdendir. Onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığı görülmektedir. Çandarlı’da kentsel gelişme alanları ve tercihli kullanım alanları, onaylı plan kararları dikkate alınarak düzenlenmiştir.” Raporda Çandarlı’da “yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığı” belirtilmektedir. Bu noktada, söz konusu planda ilan tercihli kullanım alanı olarak düzenlenen alanların olası içeriğine yeninden bakmak gerekmektedir.<br>Alanda yapılan gözlemde, uyuşmazlık konusu “tercihli kullanım alanı” ilan edilen alanların doğal nitelikleri gözlemlenmiş, bunun yanında bu alanlarda seyrek dokulu yapılaşmalar olduğu görülmüştür. Uyuşmazlık konusu alanların tercihli kullanım alanı içerisinde yer alması, alt ölçekli planlar açısından bu bölgelerde yapılaşma baskısını arttırma potansiyeli barındırmaktadır. Oysa, bölgenin geneli büyük ölçüde doğal alan karakteri göstermektedir; dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunması, bölgenin tercihli kullanım alanına alınmasını gerektirmemektedir; bu nedenle söz konusu plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmamaktadır.<br>Görsellerde C bölgesi olarak belirtilen alan İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı'nda ve dava konusu 10.10.2018 planında "Ağaçlandırılacak Alan" olarak belirlenmiştir. Güncel 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda ise C bölgesi “Kentsel Gelişim Alanı” kullanımındadır. Bahse konu C bölgesi, Şekil 32’de de görüldüğü gibi büyük ölçüde doğal alan karakteri göstermektedir; dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunması, bölgenin “Kentsel Gelişim Alanı”na alınmasını gerektirmemekte, alanın doğal karakterlerine, ekolojik dengesine ve planın koruma-kullanma dengesine tehdit oluşturmakta, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmamaktadır.<br>Uyuşmazlığa konu alandaki D bölgesi incelendiğinde de benzer bir tartışma oluşmaktadır. Dava konusu planın Plan Hükümlerine göre, “Tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanlarıdır.” Bu hüküm doğrultusunda bu alanların turistik tesisler olarak veya konut alanları olarak gelişmesi olanaklıdır.<br>Her ne kadar tercihli kullanım alanının daraltıldığı belirtildiyse de, dava konusu planda Dalyan Gölünün kuzeybatısında kalan, yolun üst kesiminde bulunan yapılaşmamış bölgenin, planda tercihli kullanım alanını olarak gösterildiği görülmektedir. Alanın açık yeşil alan niteliği aşağıdaki hava fotoğrafında da görülmektedir. Keşif esnasında alanın tarımsal niteliğe sahip olduğu, ağaçların olduğu ve alanda bir mezarlık alanı bulunduğu gözlenmiştir <br>Dava konusu planın D ile işaretlenen bu kısmında, bölgedeki doğal ve tarımsal dokuyu ortadan kaldırarak burada tercihli kullanım alanı kararı getirilmesi, çevre düzeni planının koruma- kullanma dengesinin sağlanması ilkesiyle ve planın amaç ve hedefleri ile çelişen bir tutumdur. Dava konusu planda söz konusu bölgede doğal ve tarımsal alanları ortadan kaldırarak bu bölgeye tercihli kullanım alanı getirilmesi şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.<br>Dava konusu planın açıklama raporunda, yerleşim içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlının da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerden olduğu, onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığının görüldüğü, Çandarlı’da kentsel gelişme alanlarının ve tercihli kullanım alanlarının, onaylı plan kararları dikkate alınarak düzenlendiği açıklanmıştır.<br>Bu bakımdan kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, bölgedeki yapılaşma sorununa dikkat çekildiği görülmektedir. Plan notlarında belirtildiği üzere bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği açıktır. Öte yandan, dava konusu planda yerleşimin kuzey kesiminde yer alan kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasına ve alanın doğu kesimindeki tercihli kullanım kararlarının daraltılmasına (yaklaşık 336 hektar kentsel gelişme alanı ve 261 hektar tercihli kullanım alanının kaldırılmasına) karar verilmiştir.<br>Bu durumda dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-10.2 Dikili ilçesi Kabakum ve Salihler tercihli kullanım alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Bölgedeki diğer uyuşmazlık konusu olan Kabakum ve Salihler yerleşimlerindeki durum, 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı, 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sunduğu “Talepler doğrultusunda bakanlıkça resen yapılan düzenlemeler” belgesi incelenerek değerlendirilmiştir. Bilirkişi Kurulumuz bakanlıkça yapılan düzenlemelerin plan ölçeğinin gerektirdiğinden fazla ayrıntı düzeyi barındırdığını ve bunun tartışmalara zemin hazırladığını düşünmektedir. Plan üzerinde tercihli kullanım alanları gözetilerek yapılan değişimler yapılaşmış alan kullanımını artırmak (ya da azaltmak) yönünde belirgin bir sonuç doğurmamaktadır. Bu nedenle kurulumuz, uyuşmazlık konusu alan değişikliklerin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla aykırılık oluşturmadığı sonucuna varmıştır.<br> Kabakum kıyı kesimi boyunca “tercihli kullanım alanı” oluşturulmuştur. Bu alanın bir kısmında yapılaşma olmasına rağmen büyük bir kısmında özellikle kuzeybatı bölümünde yapılaşma son derece seyrek bir biçimde gerçekleşmekte, Cumhuriyet Mahallesi ile Kabakum arasında ise yapılaşma kopmaktadır. Sürekli bir kıyı yapılaşması oluşturmak yerine kıyı içi alanlarla deniz arasında geçiş koridorları oluşturmak koruma-kullanma dengesi ilkelerinin mekana yansıması adına önemli bir adım olacaktır. Dava konusu plandaki tercihli kullanım alanı kararı böyle bir kaygıyı taşımaktan uzaktır. Söz konusu karar, kıyı alanını kesintisiz biçimde yapılaşmaya açmaya neden olmaktadır. Plan önerileri yapılaşmamış alanları da göz önünde bulundurarak yeniden irdelenmelidir. Bunun yanında 16.11.2015 tarihli Çevre Düzeni Planında yer almayan ancak uyuşmazlığa konu olan 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planında ve sonradan onaylanan 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planında yer verilen (turuncu çemberler) içinde kalan tercihli kullanım alanı kararlarıı yapılaşmamış alanları kapsamakta ve tarım alanlarına doğru gelişimi nedensiz biçimde özendirmektedir. Kurulumuz, bilimsel ve nesnel gerekçelerle desteklemeyen bu tür gelişim kararlarının, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı gibi bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği, öte yandan alt ölçekli planlarda ileri sürülen kullanımların yapılabileceği, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılmayacağı açıklandığından bu kullanımlara ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.<br><br>İtiraz-11<br>Dava dilekçesinde;<br>Dikili ilçesi Çandarlı Mahallesinde önerilen “liman ve liman geri sahası”nın Bakırçay Deltası üzerinde yer aldığı, doğal karakterini korumuş ve insan müdahalesinden uzak kalmış Bakırçay Deltasının sazlık, tuzcul bataklık, tuzcul çayırları üzerinde önerilen liman arazi kullanım kararının geri dönüşü olmayan sulak alan kaybına neden olacağı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Çandarlı Limanının bölgesel ölçekten ziyade ulusal ölçekte hizmet vermesi planlanan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından projelendirilen stratejik bir yatırım kararı olduğu, bununla birlikte kıyı kullanımlarının yer seçimlerinin alt kademe planlarda daha ayrıntılı analiz ve incelemeler gerektirmesi nedeniyle bu kullanımlara ilişkin yatırım yeri seçimine ilişkin iş ve işlemlerin çevre düzeni planının 7.27. sayılı plan notu ile alt kademe planlara bırakıldığı, diğer yandan söz konusu bölgede yer alan sazlık ve bataklık alanlar ve göl alanlarının çevre düzeni planı paftalarına aktarıldığı savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Bilirkişi Kurulumuz uyuşmazlığa konu alanı dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı, en güncel plan olan 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planı ve uydu görüntüleri üzerinden değerlendirmiştir. Davaya konu Çevre Düzeni Planında Bakırçay Deltası’na ilişkin sınırlar delta yakınındaki alanı kapsayacak şekilde işaretlenmiştir. Çandarlı Limanı önerisi bu sınırların dışında kalmaktadır. Ancak bu konu, Çevre Düzeni Planında bir plan hükmü ile alt ölçekli planlara bırakılamayacak kadar önemlidir. Davaya konu Çevre Düzeni Planı, önerilen limana ilişkin ayrıntılı yer seçiminin ve uygulamaların konu edileceği alt ölçekli planları yönlendirme görevini taşımaktadır. Limana ilişkin araştırmaların çevre düzeni planı kapsamında yapılması ve değerlendirilmesi, varsa liman yatırımının olumsuz etkilerinin ortaya çıkarılması, bunun sonucunda da önerinin alternatifleriyle birlikte yeniden değerlendirilmesi, Çevre Düzeni Planı yapımında izlenmesi gereken süreçtir. Deltanın sazlık, tuzluk, bataklık ve tuzcul çayırları, delta ekosisteminin hassas bileşenleridir. Bu nedenle mekansal gelişimde atılacak olumsuz adımların doğa üzerinde telafisi olmayacak sorunlara yol açacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu kaygıları gözeten ve yatırımların (liman önerisinin) çevresel etkilerini değerlendiren bir araştırmanın yapılması ve Plan Açıklama Raporunda yer alması gerekmektedir. Böyle bir araştırmanın olmaması planın önemli bir eksikliğidir. Söz konusu kararın olası çevresel etkileri geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir. Bilimsel ve nesnel bir araştırma olmaksızın söz konusu kararın alınması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.48 sayılı maddesinde; bu planda sembol olarak gösterilen kullanım türlerinde, sembolün bulunduğu alan planın ölçeği gereği yer seçimi kararı verilmiş kesin alan olmayıp bu kullanıma ilişkin yer seçimi ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak alt ölçekli planlarla yapılabilecektir. Ayrıca bu planın ölçeği gereği arazi kullanım türünün ve sınırlarının gösterim tekniği nedeniyle (sembol, yol vb.) algılanamadığı alanlarda, bu planın diğer hükümleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda yetkili idarelerce kullanım kararı belirlenebileceği, düzenlenmiştir.<br>Plan notlarının 8.18.2.1 sayılı maddesinde; bu planda limanlar, yat limanları, çekek yerleri ve balıkçı barınakları büyüklüklerine bağlı olarak alansal veya sembolik olarak gösterildiği, 8.18.2.2 sayılı maddesinde; bu alanlarda yapılaşma koşulları; 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri çerçevesinde hazırlanacak alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.18.2.3 sayılı maddesinde; bu alanlardaki uygulamalarda varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararlarının dikkate alınacağı, düzenlenmiştir.<br>Dava konusu planın 8.18.3.1 sayılı plan notunda, liman geri sahalarında limanın kullanımına yönelik açık ve kapalı depolama tesisleri yapılabileceği, bu alanlarda hiçbir koşulda sanayi tesislerinin yer alamayacağı ve üretim yapılamayacağı düzenlenmiştir.<br>Plan hükümlerinin sulak alanlar başlıklı 8.17.8.1 sayılı maddesinde "Bu alanlarda Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümleri geçerlidir" düzenlemesi ile 8.17.8.2 maddesinde "Bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün uygun görüşünün alınması zorunludur" düzenlemesi yer almıştır.<br>Bu itibarla sulak alan özelliği gösteren bölgede plan hükümleri gereğince ilgili mevzuat hükümlerinin geçerli olduğu ve yapılacak uygulamalarda ilgili kurumun görüşünün alınmasının zorunlu olduğu açıktır.<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen yat limanı sembolünün bulunduğu alanın planın ölçeği gereği yer seçimi kararı verilmiş kesin alan olmadığı, bu kullanıma ilişkin yer seçiminin ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak alt ölçekli planlarla yapılacağı dikkate alındığında dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-12<br>Dava dilekçesinde;<br>Foça İlçesi Liman bölgesi Horozgediği, Kozbeyli, Yeniköy, Çakmaklı, Yaylayurt, Deliktaş, Maltepe, Çoraklar, Zeytindağ gibi bölgelerde katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisleri, tehlikeli atık bertaraf tesisleri, cüruf depolama ve geri kazanım alanı, sanayi alanı, organize sanayi bölgesi alanı gibi kullanım kararlarının gösterildiği, bu kullanım kararları planlanırken halihazırdaki tarımsal, ormanlık, zirai alanların varlığına dikkat edilmediği, gelişigüzel biçimde burası termik santral alanı, burası katı atık bertaraf tesisi alanı olsun gibi bir düzenleme yapıldığı,<br>Yeniköy ile Kozbeyli arasının cüruf depolama alanı olarak kararlaştırıldığı, ancak planlanan bölgenin çevresinin tarım arazileri ve ormanlık alan ile dolu olduğu, böyle bir yere ağır metal içeren maddelerin açığa çıkardığı küllerin cürufun depolanmasının çevre, orman bütünlüğü ve insan sağlığı için çok büyük bir tehdit oluşturduğu,<br>Kozbeyli ve Yeniköy çevresindeki depolama alanları ve cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının tarım arazilerinin ve orman alanlarının bitişinde bulunduğunun açıkça görüldüğü, cüruf depolama alanı olarak belirlenen Foça ilçesi, Kozbeyli Köyü'nün, imar planları ile tarım alanı olarak belirlendiği, orman ve zeytincilik alanı sınırları içinde bulunan yerleşmenin doğal çevrenin yaşam kalitesine tehdit oluşturan bir kullanım olduğu,<br>İzmir İli Foça İlçesi, Kozbeyli Köyü ile Yeniköy ve Ulupınar Köyünün zeytincilik sahası olduğu, bu alanın cüruf depolama alanı olarak belirlenmesinin ve tehlikeli atık depolanmasının hukuka aykırı olduğu, Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 31. maddesi uyarınca birinci sınıf tarım arazileri, özel çevre koruma alanları ve milli parklarda tehlikeli atık depolama tesisi kurulmasına izin verilmediği, cüruf depolama alanı olarak belirlenen alanların, doğal karakteri korunması gereken ve henüz bozulmaya uğramamış orman ve makilik alanlar içinde üstelik herhangi bir ulaşım bağlantısı bulunmayan alanlar olduğu,<br>Foça İlçesi, Kozbeyli Köyü güneydoğusu ile Yeniköy ve Ulupınar Köyü'nün kuzeyinin ”cüruf depolama alanı” olarak belirlenmesine ilişkin kısmının iptali talepli olarak açılan davada 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya Çevre Düzeni Planının tümünün iptaline karar verildiği, kararın gerekçesinde belirtildiği gibi “bölgesel anlamda çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan ve bu konuda bir rapor alınmadan yapılmış olan dava konusu çevre düzeni planının, kamu yararı ilkesi de dikkate alınarak iptal edilmesi gerekmektedir” şeklinde ifadeye yer verildiği, iş bu plan değişikliğinde de çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan, bölgenin mevcut yapısı dikkate alınmadan hazırlandığı için yukarıda belirtilen iptal kararının gerekçelerinin bu plan değişikliği için de geçerli olduğu,<br>Aliağa İlçesi, Çakmaklı ve Horozgediği Mahallelerinin yanında yer alan mevcut sanayi bölgesinin yakınlarında cüruf depolanması ve geri kazanılmasına ilişkin alanların planlandığı, sanayi alanları ve konut alanlarının bitişik olduğu bölümlerde, topografya ve eşitler dikkate alınarak düzenlemelere gidildiği, ancak bu düzenlemeler neticesinde bölgenin cüruf depolama alanı olarak belirlenmesinin planlama ilke ve esaslarına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Foça İlçe merkezinde dava konusu çevre düzeni planı ile önerilmiş yeni bir liman alanı bulunmadığı, kıyı kullanımlarına ilişkin yer seçim kararlarının çevre düzeni planının 7.27. sayılı plan notu uyarınca 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri uyarınca alt ölçekli planlarda belirlendiği,<br>Horozgediği Mahallesi'nde yer alan cüruf depolama alanının ise İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve alanın fiili durum dikkate alınarak cüruf depolama alanı olarak planlandığı, Aliağa İlçesi Horozgediği Mahallesi'nde bulunan cüruf depolama alanlarının çevre düzeni planının onayı öncesinde imar planlarının onaylandığı, söz konusu onaylı imar planları çerçevesinde çevre düzeni planına aktarıldığı, bu çerçevede çevre düzeni planında gerek orman alanlarının gerekse zeytinlik sahaların kaldırılmasına yönelik bir karar üretilmediği savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Plan Açıklama Raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapılmakta ve koruma-kullanma dengesinin kurulması ve sağlıklı çevrelerin yaratılması yönünde plan hedefleri ortaya konmaktadır. Bu amaç ve hedefler mevzuattaki tariflere uymakla birlikte; dava konusu plan paftası incelendiğinde, söz konusu amaç ve hedeflerle tutarsız mekansal kararların plan paftalarına aktarıldığı görülmektedir.<br>26.03.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğin” yer seçimine ilişkin 15. Maddesinde “Düzenli depolama tesis sınırlarının yerleşim birimlerine uzaklığı I. sınıf düzenli depolama tesisleri için en az bir kilometre, II. sınıf ve III. sınıf düzenli depolama tesisleri için ise en az iki yüz elli metre olmak zorundadır.” denilmektedir. Ayrıca, yine aynı maddeye göre, düzenli depolama tesisinin yer seçiminde;<br>“a) Düzenli depolama tesisinin hava ulaşım güvenliğini etkileyip etkilemediği,<br>b)Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlara uzaklığı, <br>c)Bölgede bulunan yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve koruma havzalarının durumu, yeraltı su seviyesi ve yeraltı suyu akış yönleri,<br>ç) Sahanın topografik, jeolojik, jeomorfolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik durumu,<br>d)Taşkın, heyelan, çığ, erozyon ve yüksek deprem riski,<br>e)Hâkim rüzgâr yönü ve yağış durumu,<br>f)Doğal veya kültürel miras durumu dikkate alınır.”<br>Dava konusu10.10.2018 tarihli planda yer alan cüruf depolama ve geri kazanım alanı Şekil 40’da verilmektedir. Şekil 41 ve 42’de ise hava fotoğrafında ve keşif sırasında çekilen fotoğraflarda cüruf depolama ve geri kazanım alanları görülmektedir. Gerek hava fotoğrafında, gerekse yerinde yapılan bilirkişi incelemesinde söz konusu tesislerin doğal bir orman dokusu içinde yer aldığı görülmüştür.<br>Uyuşmazlık konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçiminde yukarıdaki yönetmelikte yer alan “Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlar” ve “Doğal veya kültürel miras durumu” ölçütlerinin dikkate alınmadığı, söz konusu alanların yoğun orman dokusu içinde konumlandığı gözlemlenmiştir. Keşif sırasında ağaçların bir kısmının tesis kaynaklı sıcaklık nedeniyle zarara uğradığı da gözlenmiştir. Uluslararası ve ulusal statüler ile koruma altına alınmış olan, çok sayıda doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanını barındıran böyle önemli bir bölgede sözü edilen kullanımların yer alması, çevre düzeni planının sağlaması gereken koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişen, ekolojik değerleri göz ardı eden bir planlama yaklaşımıdır.<br>Davalı taraf, Horozgediği Mahallesinde yer alan cüruf depolama alanı için, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve alanın fiili durumun dikkate alınarak cüruf depolama alanı olarak planlandığını belirtmektedir. Yukarıda verilen yönetmeliğe göre, cüruf depolama alanlarının konumları yerleşim yerlerine olan uzaklıkları açısından bir problem yaratmasa da, bu tek başına cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçimi için yeterli bir ölçüt değildir. Daha önce de belirtildiği gibi, söz konusu tesisleri yoğun bir doğal doku içinde yer almaktadır. Alanın batı tarafından Kentsel Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen Kozbeyli yerleşimi ile Tarihi Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen bir bölge vardır. Kozbeyli, Yeniköy ve Ulupınar yerleşimlerinin çevresinin tarım arazileri olduğu görülmektedir. Söz konusu tesislerle bu doğal, tarımsal ve zeytinlik alanları kesintiye uğratılması, doğal dokunun sürekliliğini bozması olumsuz bir planlama yaklaşımıdır. 1/25.000 ölçekli planda her üç tesisinde orman alanı olarak görünen dokunun içine yama şeklinde yerleştiği, buradaki ekosistem sürekliliğini kesintiye uğrattığı görülmektedir. Bu durumun dava konusu planda da aynen sürdürüldüğü görülmektedir.<br>Google Earth Programından elde edilen hava fotoğrafı görüntülerinin (Şekil 42) karşılaştırması sonucunda orman alanının içinde cüruf depolama alanının oluşumu ve genişlemesi süreci görülebilmektedir (turuncu çember). 20 yıl öncesinde çevresinden büyük oranda ayrışmayan ve bulunduğu çevrenin bir parçası olan yeşil alanlar, cüruf depolanmasıyla birlikte geri dönülmesi son derece zor olacak şekilde niteliğini yitirmeye başlamıştır. Onaylanan planlarla da bu durum meşruiyet kazanmıştır. Yerinde yapılan inceleme sırasında cüruf depolanması ile yeşil alan sürekliliğinin kesintiye uğradığı gözlenmiştir.<br>Dava dilekçesinde, cüruf depolama alanı olarak belirlenen alandaki yeraltı su seviyesinin yüksek olduğu ve alanda meydana gelebilecek sızmalar yeraltı sularını kirleteceği ve bu kirliliğin tüm akifere kolay şekilde yayılacağı ifade edilmekte; ayrıca proje alanının 1. Derece deprem bölgesi (Foça-Bergama fay hattına yakın) içinde yer aldığı da belirtilmektedir. 1. Derece Deprem riski taşıyan böyle bir hassas bölgede söz konusu kullanımlara yönelik bilimsel ve teknik araştırmaların yapılıp yapılmadığı konusunda Plan Açıklama Raporunda bir bilgi yer almamakta olup, bu durum planın önemli bir eksikliği olarak saptanmıştır.<br>İnsan sağlığını ve çevre koşullarını tehdit eden böyle bir oluşumun fiili durum gerekçe gösterilerek plana işlenmesi planlama ve şehircilik ilkelerine aykırıdır. Davaya konu çevre düzeni planının nesnel durum değerlendirmesini yaparak alt ölçek planları yönlendirmesi, bu planlarda oluşmuş yanlışlıklar varsa plan değişikliklerine zemin hazırlaması gerekmektedir.<br>Dava konusu planda cüruf depolama alanının yanı sıra katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisi ile tehlikeli atık bertaraf tesislerine yönelik itirazlar da bulunmaktadır. Şekil 43’te, katı atık tesisi kullanımının ağaçlandırılacak alan kullanımı içinde, tehlikeli atık tesisi kullanımının ise tarım arazisi içinde konumlandırıldığı görülmektedir. 1/25.000 ölçekli planda da, dava konusu 1/100.000 ölçekli planda öngörülen konumda bir katı atık tesisi bulunduğu görülmüştür. Ancak 1/100.000 ölçekli planda tarım arazisi içinde önerilen tehlikeli atık bertaraf tesisi, planlama çalışmalarında tarım arazilerinin korunması ilkesiyle çelişkili ve olumsuz bir durum ortaya koymaktadır. 1/25.000 ölçekli planda, uyuşmazlık konusu bölgede tehlikeli atık tesisi kararı bulunmamaktadır. Bu tür tesislere yönelik plan kararı üretebilmek için, söz konusu tesislerin çevre ve insan sağlığını tehdit eden toz, duman ve kimyasal yayıp yaymadıkları, bu bölgede yer alıp alamayacakları, bu tür alanlar bölgede yer alabilirse çevre ve insan sağlığı açısından ne tür tedbirler içermeleri gerektiği konusunda kapsamlı bilimsel raporlardan elde edilecek bilgilere ihtiyaç vardır. Plan Açıklama Raporunda da bu yönde bir açıklamaya rastlanmamıştır. Bilimsel kaynaklar kullanılarak çevresel, mekansal ve toplumsal etkileri ortaya konmayan atıklarla ilişkili kullanım kararlarının sözü edilen boyutlarda olumsuz ve telafisi olmayacak etki yaratma olasılığı oldukça yüksektir. Bu nedenlerle kurulumuz “cüruf depolama ve geri kazanım tesisi”, “katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisi” ve “tehlikeli atık bertaraf tesisi” kararlarını şehircilik ilkeleri ve planlama esasalarıyla uyumsuz bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davacı tarafından ileri sürülen bu itiraz ve 4.1 itiraz konusu, 13. itiraz konusu ile birlikte değerlendirilecektir.<br><br>İtiraz-13<br>Dava dilekçesinde; Foça İlçesinin, Türkiye'deki 14 özel koruma bölgesinden bir tanesi olduğu, doğal ve arkeolojik değerlerinin yanı sıra nesli tükenmekte olan Akdeniz fokunun yaşam alanını oluşturduğu için ulusal ve uluslararası bakımdan büyük öneme haiz olduğu, kurulacak termik santralin soğutma amaçlı olarak deniz suyunu kullanması ve ısınmış suyun yeniden denize bırakılması durumunda deniz ekosisteminin de değişeceği, tahribata uğrayacağının açık olduğu, özel koruma bölgesi olarak belirlenen ve Dünya mirası niteliğinde olan bölgenin hemen yanı başında ağır sanayi kuruluşlarının bulunması başlı başına bir sorunken ve sorunlar henüz çözülmemişken aynı bölgede termik santrale yer verilmesinin doğal çeşitliliğin yok edilmesi ve tüm canlı yaşamının tehlikeye sokulması anlamına geldiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Bu konuda savunma verilmemiştir.<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Aliağa bölgesinde mevcutta önemli bir sanayi yoğunlaşması ve termik santral ile yeni gelişme eğilimleri bulunmaktadır. Sanayi, enerji ve üretim ülkesel ve yerel ekonomi açısından önemlidir ve bu nedenle mevcut durumun sürdürülmesinin gereği anlaşılabilir. Öte yandan keşif esnasında, bu bölgedeki sanayi yatırımlarının önemli bir doygunluğa eriştiği gözlemlenmiştir. Söz konusu bölge arkeolojik alanlar, doğal ekolojik alanlar ve tarım alanlarıyla iç içedir. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu, bu durumun bölgede artık bir doygunluğa ulaştığı ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesini gerektiren tehlikeli bir düzeye erişmeye başladığı biçiminde konunun yorumlanması gerekir. Dava konusu planda sanayi odağının daha da büyütülmesi yönündeki kararlar sonucunda, tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal alanların korunması, insan sağlığının güvence altına alınması ve bu alt bölge için koruma- kullanma dengesinin sağlanması olanaksız hale gelmektedir.<br>Sanayi bölgesi ile ilintili olarak, ciddiyetle ele alınması gereken stratejik önemdeki bir konu Termik Santral kararıdır. Davacı idare davaya konu plan ile yeni termik santral alanı kararlarının getirildiği ve mevcut sanayi alanlarının ve bunlarla ilişkili depolama alanlarının büyütüldüğünü ve çoğaltıldığını ifade etmekte, bu bölgede termik santral alanlarına gereksinim olduğu veya bu kararın bu bölgenin ekonomisi için üst ölçekli bir strateji olması gerektiği yönünde bilimsel bir araştırma ve stratejik karar bulunmadığını belirtmektedir. Davalı idare ise Horozgediği Mahallesinde bulunan sanayi tesislerinin içinde, bu tesislerin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yapılması planlanan termik santral dışında önerilmiş bir termik santral bulunmadığını; Çakmaklı Mahallesindeki termik santral öngörüsünün mahkeme kararı nedeniyle kaldırıldığını belirtmektedir.<br>Davacı idarenin belirttiği gibi Çakmaklı mahallesinde Termik Santral gösterimi bulunmamaktadır. Ancak Horozgediği Mahallesinde, sanayi kullanımı içinde bir Termik Santral notasyonu görülmektedir. Aynı bölgeye ilişkin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise termik santral kullanımı görülmemekte; bu planın açıklama raporunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makamının 22.08.2011 tarih ve 101548 sayılı Olur’ları ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca re’sen onaylanan 1/25000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile kömüre dayalı termik santral alanı olarak belirlenen alanın, Kömüre Dayalı Mevcut Enerji Üretim Alanı olarak plana aktarıldığından söz edilmektedir. Raporda ayrıca, “Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen Aliağa İlçesi’nin batısındaki enerji yatırım bölgesinde yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisler yapılması ilkesi doğrultusunda plan notlarına ‘Bakanlar Kurulunca ilan edilmiş ve bu planda Enerji Yatırım Bölgesi olarak belirlenen alanda yalnızca yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal) kaynaklarına dayalı enerji santralleri yer alabilir.’ hükmü eklenmiştir.” denilmektedir. Plan Açıklama Raporundaki bu ifade, dava konusu termik santral kullanımının, Bakanlar Kurulu kararındaki bölgede yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisleri yapılması ilkesi ile çelişkili olduğu anlaşılmaktadır. <br>Bu raporun daha önceki kısımlarında da irdelendiği gibi, dava konusu bölge doğal ve tarihsel özellikleri nedeniyle korunması gereken bir alandır. Çevre Düzeni Planları yapımındaki temel yaklaşım koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve bu doğrultuda doğal ve kültürel varlıkların korunmasının güvence altına alınarak, gelişme alan ve odaklarının belirlenmesidir. Sanayi yatırımları açısından doygunluğa erişilen bu bölgede, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, bölgenin doğal yapısının korunmasının plan kararlarıyla güvence altına alınması gerekmektedir. Tüm bu verilere rağmen, uyuşmazlığa konu alanda önceki planlarda yer verilen ve alt ölçekli planlarda da “kömüre dayalı mevcut enerji üretim alanı” olarak tanımlanan alanda termik santral kararının bulunması, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davacı tarafından ileri sürülen bu itiraz, 4.1 itiraz konusu ve 12. itiraz konusu ile birlikte değerlendirilmiştir.<br>Davaya konu planın plan notlarının 4.11 sayılı maddesinde, sanayi alanları: orta ve büyük ölçekli sanayi işletmelerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olarak, çevre ve sağlık koşulları gözetilerek, toplu olarak yer almaları öngörülen her türlü sanayi tesislerinin yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmış, 4.42 sayılı maddesinde, "Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir." şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmıştır. <br>8.2.2.1 sayılı maddesinde; "Onaylı alt ölçekli planlarda sanayi olarak belirlenmiş alanlarında, mevcut plan koşulları geçerli olup bu alanlarda yoğunluk artışı ve sanayi türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamaz." kuralına, 8.2.2.2 sayılı maddesinde, "Kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde yeni sanayi tesislerinin yer seçimine izin verilemez."kuralı, 8.2.2.3 sayılı maddesinde, "Bu planla belirlenmiş olan sanayi alanlarındaki yapılanmalarda Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği hükümlerindeki yapılanma koşullarına uyulacaktır." kuralına, 8.2.2.5 sayılı maddesinde, "Bu planla belirlenmiş sanayi alanlarının, organize sanayi bölgeleri olarak geliştirilmesi için, ilgili idarelerce, T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulması sağlanacaktır." kuralına yer verilmiştir. <br>8.18.7.3 sayılı plan notunda "Bu planda termik santral olarak gösterilen alanlarda; katı, sıvı ve gaz halindeki yakıtlar (kömür, doğalgaz, jeotermal, LNG) ile elektrik enerjisi üreten tesisler yer alabilir. Bu planın onayından önce onaylanmış olan alt ölçekli imar planları geçerlidir. Bu alanlarda ilave yapılaşma ve yenilemelerde bu planın ilke ve kararlarına aykırı olmayacak biçimde yapılaşma kararlarının üretilmesi zorunludur."kuralı yer almıştır.<br>Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir.<br>Plan notlarına bakıldığında bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı anlamına gelmeyeceği açıktır. Nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Araştırma ve Analiz başlıklı 8. maddesi uyarınca planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerekmektedir.<br>Sanayi tesislerinin yaratacağı kirlilik konusunda çevre ve sağlık koşulları gözetilerek çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli izin ve denetimlerin yapılması yasal bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmakta bu durum ise uygulama aşamasında söz konusu olabilmekte olup dava konusu çevre düzeni planının ise bu konuya dikkat çektiği ve planda verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınmasının ilkesel olarak benimsendiği, sanayileşmenin ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerinin engellenerek kontrollü gelişiminin sağlanmasının amaçlandığı görülmektedir.<br>Öte yandan, Aliağa İlçesi Çakmalı Mahallesi'nde önerilen termik santral kararı, 16.11.2015 onay tarihli planda kaldırılarak tarım arazisi olarak düzenlenmiştir. Termik santral gibi yatırım kararlarının plana veri/girdi olarak ele alınmasının zorunlu olduğu açık olup Horozgediğinde yer alan santralin ise mevcutta var olduğu görülmektedir.<br>Dava konusu planın plan notlarının 4.77 sayılı maddesinde, cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı, ağır sanayi (demir, çelik vb.) sektöründe oluşan cürufların depolandığı ve/veya geri kazanımının yapıldığı alanlar olarak tanımlanmış, 8.20 sayılı plan notunda, bu alanlarda yapılaşma koşullarının kurum görüşleri, Çevre Kanunu, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuat doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda depolama ve geri kazanıma ilişkin uygulamaların ilgili idaresince etaplanarak yapılabileceği, 7.34 sayılı maddesinde, "Katı atıkların düzenli toplanması ve depolanması esas olup bu alanlarda katı atıkların Kontrolü Yönetmeliği hükümlerinde belirlenen kriterler çerçevesinde uygulama yapılacaktır." kuralı, 8.18.9.1 sayılı maddesinde "Bu plan kapsamındaki alanlarda, her türlü atıkların kaynağında ayrı toplanması, transfer istasyonlarının kurulması, geri kazanım ile ilgili işlemlerin yürütülmesi, depolama alanlarına taşınması ve bertaraf edilmesi gibi iş ve işlemleri kapsayan atık yönetimi sisteminin kurulması ile ilgili çalışmalar, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilikler ve Belediyeler tarafından yapılacaktır." kuralı yer almaktadır.<br>Diğer taraftan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında "onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. "kuralı, 22. maddesinin ikinci fıkrasında, eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazi kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." kuralı ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." kuralı yer almaktadır.<br>Plan notlarının 7.30 sayılı maddesinde de, "Bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. Aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur." kuralına, 8.19.1. maddesinde, " 8.19.1.1. Jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik ve depremsellik yönünden sakıncalı olan bu alanlarda; imar planlarının yapımı sırasında, ilgili mevzuat doğrultusunda hazırlanan yerleşime uygunluk amaçlı jeolojik ve jeoteknik etütlerin sonuçlarına uygun düzenleme yapılması zorunludur. Yerleşime uygun olmayan alanlar alt ölçekli planlarda açık alan ve/veya rekreasyon alanı olarak düzenlenecektir. 8.19.1.2. Bu alanlardan, afet bölgesi olarak ilan edilen/edilecek olan bölgeler için 7269 sayılı Umumi Hayatta Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri geçerlidir. 8.19.1.3. Kesinlikle yapılaşmaya izin verilmeyecek alanlar dışında kalan, önlemli alanlar ve diğer alanlarda da yapılaşma türü ve koşulları alt ölçekli planlarda, ayrıntılı jeolojik ve jeoteknik etüt sonuçları dikkate alınarak belirlenecektir." kuralına yer verilmiştir.<br>Bu itibarla, yukarıda yer alan mevzuat ve plan notları uyarınca cüruf depolama alanlarına ilişkin uygulamaların imar planlarının yapımı sırasında, Çevre Kanunu, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuat doğrultusunda hazırlanan yerleşime uygunluk amaçlı jeolojik ve jeoteknik etütlerin sonuçlarına uygun olarak yapılması zorunludur.<br>Söz konusu bölgede (Aliağa) yoğun olarak bulunan sanayi tesislerinden çıkan atıkların varlığı ve cüruf depolama tesislerinin hali hazırda kısmen bu amaçla kullanılıyor olması, kirlilik konusunda alınacak tedbirlere ilişkin ilgili mevzuat uyarınca gerekli izinlerin alınmasının zorunlu olması ve proje alanlarında yapılaşma yasağı söz konusu olduğunda ilgili mevzuat uyarınca uygulamanın yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda davacının itirazlarının ve bilirkişi kurulunun görüşlerininin planı kusurlandırmadığı dolayısıyla <br>cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının planlanmasında bölgenin ihtiyaçları, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br> Buna ilaveten, dava konusu planın plan notlarının 8.7.6 sayılı maddesinde, zeytinlik alanlarda 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümlerinin geçerli olduğu belirtilmiş olup anılan plan notu olmasa bile bu alanlarda anılan Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin uygulanması zorunludur. Söz konusu alanlarda mevzuatın izin verdiği faaliyetlerin yapılabileceği açık olduğundan davacının zeytinlik sahaların zarar göreceğine ilişkin genel itirazlarında isabet görülmemiştir.<br><br>İtiraz-14 Karaburun kentsel gelişme alanları<br><br>İtiraz-14.1 Karaburun Bozköy kentsel gelişme alanı<br>Dava dilekçesinde;<br>Bozköy'ün kuzeyinde yerleşik alan olarak belirlenen alanın kaldırıldığı, ancak oradaki yerleşik alanına istinaden belirlenmiş gelişme alanının kaldırılmayarak kişiye özel, ayrıcalıklı plan kararı verildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile Karaburun ilçesinde kentsel yerleşme alanları ve tercihli kullanım alanlarının genişletilmeyerek aksine daraltıldığı savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve güncel uydu görüntüsü üzerinden yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Bozköy yerleşiminin yakınında yer alan dava konusu “kentsel gelişim alanı” kullanımı, Bozköy yerleşiminin kuzeyinde yer alan, var olan yerleşimlerden bağımsız bir gelişim önerisi şeklindedir. Şekil 46’da yaklaşık konumu (1) ile gösterilen uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişim alanı önerisinin, var olan birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmayı referans aldığı ve davaya konu 10.10.2018 tarihli plan ile bu seyrek yapılaşma çevresinde, oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı görülmüştür. Kurulumuz, tarım alanlarıyla çevrili ve bir doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişim alanı önerisinin, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğu ve şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Bozköy yerleşiminin yakınında yer alan dava konusu kentsel gelişme alanı kullanımının, Bozköy yerleşiminin kuzeyinde yer aldığı ve mevcut yerleşimlerden bağımsız bir gelişme gösterdiği, bilirkişi raporunda yer alan uydu görüntüsünden ve keşif yerinde yapılan incelemeden anlaşılacağı üzere uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişme alanının mevcutta birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmayı referans aldığı ve dava konusu çevre düzeni planı ile bu seyrek yapılaşma çevresinde, oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı, tarım alanlarıyla çevrili ve doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişme alanının, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğundan dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır. <br><br>İtiraz-14.2 Karaburun Merkezin kuzeydoğusunda yer alan kentsel gelişme alanı<br>Dava dilekçesinde;<br>Karaburun İlçesinde nüfusun 8 yılda 3 katına çıkacağının öngörüldüğü, kıyı boyunca yeni limana kadar tarım alanlarının ve kıyının gelişmeye açıldığı, Karaburun Merkezde askeri alanın güney batısına bitişik tarım alanının tamamen gelişmeye açıldığı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesi'nde kentsel yerleşik alan kullanımının daraltıldığı savunulmuştur.<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve uydu görüntüsü üzerinde yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporundan edinilen bilgilere göre Karaburun İlçesi’nde 2017 yılında 9.800 kişi olan nüfusun 2025 yılında 27.000 kişiye ulaşması öngörülmektedir. Karaburun’un 2020 yılındaki nüfusu TUİK tarafından 11.300 kişi olarak belirlenmiştir. Geçen üç yıl içinde ilçe nüfusu yaklaşık 1500 kişi artmıştır. İlçe genelinde beklenmedik nüfus artışına yol açacak yapısal bir plan kararı üretilmediği düşünülürse, nüfus artış hızı oranının bu şekilde devam edeceği varsayılabilir. Böylelikle yılda yaklaşık 500 kişilik bir artışla, ilçe nüfusunun 2025 yılında yaklaşık 4000 kişi artacağı ve toplam nüfusun yaklaşık olarak 13.800-14.000 kişi olacağı varsayılabilir. Bu oran dava konusu planın öngörüsü olan 27.000 kişilik nüfusun yaklaşık yarısına denk gelmektedir. Plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle, dava konusu planda ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği görülmektedir.<br>Davaya konu alanın “tarım alanı” kullanımından çıkarılarak “kentsel gelişme alanı” kullanımına çevrilmesi, çevre düzeni planının mevzuattaki tanımı ile örtüşmeyen bir işlemdir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular arasında “...d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,...” ilkeleri de yer almaktadır. Dava konusu işlem ile, tarım arazisi ortadan kaldırılarak, kent içindeki boşluklu yapı küçültülmüş, bu alanda tarımsal üretim yapma olanağı ortadan kaldırılmış ve koruma-kullanma dengesini bozucu yönde bir karar alınmıştır.<br>Karaburun bütününün Akdeniz Foku Yaşam alanı, özel çevre koruma bölgesi, doğal sit, orman ve tarım alanlarıyla çevrili olduğu gerçeğini de değerlendirmeye alan Kurulumuz, ilçe bütününde önerilmiş olan kentsel gelişim alanlarının teknik ve sosyal gerekçesinin olmadığı, bazı noktalarda ise bu plan kararı doğrultusunda gerçekleşecek yapılaşmaların doğal yaşama geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği düşüncesiyle “kentsel gelişim alanları”na yönelik plan kararlarının şehircilik ve planlama ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yerleşme alanı komşuluğunda ve mevcut yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel yerleşmenin yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alanın tarım arazisi olması durumunda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır.<br>Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-15<br>Dava dilekçesinde;<br>Karşıyaka, Çiğli, Menemen ve Foça İlçesi sınırlarında kalan Gediz Deltası gibi uluslararası ölçekte koruma statüsü olan sulak alanın korunması için mekansal kararların üretilmediği, Menemen İlçesi sınırında kalan “Sazlıgöl”ün dahi planda gösterilmediği, mevcut durumda Sazlıgöl çevresinde, Taşlıtepeler üzerinde yapılaşmış villa tipi konut alanları ve organize sanayi bölgesi, bu tatlı su ekosistemi ve toprak yapısı nedeniyle deltanın yeraltı su kaynaklarını besleyen Taşlıtepeler için bir tehdit olarak görülmemiş olduğu, ayrıca mevcut durumda o konut alanlarının bölgenin bataklık olması nedeniyle altyapı ve çevresel sorunlar yaşadığı, sağlıksız bir yaşam çevresi oluşturduğu, çevre düzeni planının, deltanın ekosistem bütünlüğünü gözardı ederek Sazlıgöl çevresinde, Sasalı mevkiinde ve su kuşları için önemli yaşama alanı olan tuzcul bataklıklar bitişiği Çiğli ilçesinde önemli büyüklüklerde gelişme alanları öngördüğü ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Gediz Deltası sulak alan sınırlarının çevre düzeni planının K17, L17 ve L18 paftalarına işlendiği, bununla birlikte bölgedeki Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve doğal sit alanlarının, sazlık ve bataklık alanlarda da plana aktarıldığı, savunmanın 7. maddesinde belirtildiği üzere, OSB alanlarının, 4562 sayılı Kanun kapsamında ilan edilen özel statülü alanlar olduğu, dolayısı ile bu alanların çevreye olan etkilerinin ÇED sürecinde veya yer seçimi çalışmaları sırasında belirlenmesi gerektiği, Çiğli, Sazlıgöl ve Sasalı Mahallelerinde gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının çevre düzeni planının onayından önce onaylanan alt ölçekli planlara dayandığı savunulmuştur.<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Bilirkişi Kurulumuz Gediz Deltası’na ilişkin değerlendirmeleri yapabilmek için davaya konu çevre düzeni planının ilgili paftalarını, plan raporunu ve plan hükümleri belgesini incelemiştir.<br>Davaya konu Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda Gediz Deltası’nın öneminden söz edilmiş olmasına rağmen, alan üzerinde nasıl bir koruma-kullanma stratejisinin işletileceğine ilişkin bir bilgi sunulmamıştır. Konuyla ilgili ayrıntıların plan hükümleri belgesinde olduğu belirtilmiş, plan raporunda Gediz Deltasına yönelik plan kararlarından söz edilmemiştir.<br>Plan Hükümlerinin 5. bölümü olan Koruma İlkeleri içinde sulak alanlarla ilgili şu ifade yer almaktadır;<br>“5.1.5. Flora ve fauna açısından zengin sulak alanlar, göller v.b. ekolojik açıdan önemli alanların ve nesli tükenmekte olan bitki ya da hayvan türlerinin yaşama ve üreme alanlarının korunması.”<br>Bu ifade uyarınca planın koruma ilkeleri kapsamında sulak alanların korunması ilkesinin benimsenmiş olduğu görülmektedir. Plan Hükümlerinin tanımlar konulu 4. bölümü sözü edilen ilkelerin mekansal uygulamalarının hangi lejant maddeleri altında gerçekleşebileceğine örnekler sunmaktadır. Bu bölümün 4.65. maddesi sulak alanların tanımını yapmakta, 6.65.1 maddesi ise sulak alanlara ilişkin mekansal kullanım tanımlarını belirtmektedir. Madde şu şekildedir:<br>“4.65.1. Sulak alan bölgeleri: Açık su yüzeyleri, lagünler, nehir ağızları, tuzlalar, geçici ve sürekli tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar gibi habitatların oluşturduğu bölgelerdir. habitatların ve türlerin korunma önemine göre sulak alanların korunması yönetmelığı uyarınca belirlenen; “mutlak koruma bölgesi”, “hassas koruma bölgesi”, “tampon bölge”, “kontrollü kullanım bölgesi” ve “sürdürülebilir kullanım bölgesi” sınırları ile tanımlanan alanlardır. “<br>Yukarıdaki maddeler göz önünde bulundurularak davaya konu Çevre Düzeni Planı kapsamında yukarıdaki maddeleri içeren mekansal müdahalelerin geliştirilmesi ve böylelikle söz konusu koruma alanının (Gediz Deltası’nın) korunmasının sağlanması beklenmektedir.<br>Plan Hükümlerinin 7. bölümü Sulak Alan Komisyonu tarafından Sulak Alan Yönetim Planları’nın oluşturulması konusuna değinmekte, bu planın oluşturulması durumunda oluşturulan plan hükümlerinin geçerlilik kazanarak, Çevre Düzeni Planı hükümlerinin geçersiz kalacağı belirtilmektedir. İlgili madde şu şekildedir:<br>“Sulak alan ilan edilen alanlarda, sulak alan yönetim planları oluşturuluncaya kadar Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerine uyulacaktır. Ulusal sulak alan komisyonu (USAK) tarafından yönetim planı oluşturulması durumunda, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın yönetim planı hükümleri geçerli olacaktır.“<br>Davaya konu Çevre Düzeni Planının Plan Hükümlerinin 8. bölümü Uygulama Hükümleri başlığını taşımaktadır. Bu bölümün için sulak alanlarla ilgili olarak;<br>“8.17.8. Sulak Alanlar<br>8.17.8.1. Bu alanlarda sulak alan yönetim planlarının hazırlanması ve bu plana göre uygulama yapılması esastır. Bu alanlarda sulak alan yönetim planları hazırlanıncaya kadar, sulak alanların korunması yönetmeliği hükümlerine uyulması, yapılacak alt ölçekli planlarda ve yapılacak tüm uygulamalarda Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün uygun görüşünün alınması zorunludur. Ulusal sulak alan komisyonu (USAK) tarafından alana ilişkin yönetim planının oluşturulması durumunda yönetim planı hükümleri geçerli olacaktır.<br>Ramsar alanlarında ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümlerı doğrultusunda uygulama yapılır.<br>8.17.8.4. Bu alanlar için hazırlanacak sulak alan yönetim planları tamamlanıncaya kadar, alan ve çevresinde hazırlanacak alt ölçekli planlama çalışmalarında, ilgili mevzuat doğrultusunda sulak alan sınırları ile koruma bölgelerinin sınırlarının belirlenmesi ve bu sınırların planlarda gösterilmesi zorunludur.” denilmektedir.<br>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar başlıklı 6. Bölümü’nde yer alan 19. Madde’nin 1. Bendinde yer alan e ve g fıkraları çevre düzenı planlarının doğal ve çevresel yapılara ilişkin yaklaşımını şu şekilde tanımlamaktadır:<br>e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,<br>g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması,<br>Bunun yanında aynı bölüm içinde yer alan 4. Bendde ise çevre düzeni planlarının yapımı sürecinde gereksinim duyulacak belgeleri ilişkin aşağıdaki yorum yapılmaktadır:<br>“(4) Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.”<br>Uyuşmazlığa konu plan paftaları Demirköprü Barajı’ndan başlayıp, Foça da Denize ulaşan Gediz Nehri ve Deltası boyunca incelendiğinde en önemli etkinin Manisa yerleşik alanının batısında yer alan “kentsel gelişim alanı” plan öngörüsü ile oluşturulduğu saptanmıştır. Söz konusu plan kararı incelenecek olursa, kentin batısında (Akgedik, Karaali, Muradiye ve Yağcılar) ve kuzeyinde önemli büyüklükteki alanların kentsel gelişim alanı olarak gösterildiği görülmekte ve yerleşim alanının tarımsal alanları yok ederek Gediz Nehri’ne doğru büyüdüğü görülmektedir. Kentin batı tarafındaki gelişimin ise Gediz Nehrini keserek kuzeye doğru ilerlediği ve kent merkezi ile Yağcılar arasındaki boşluğun tamamen dolacağı öngörüsünde bulunduğu görülmektedir. Bu kararın Gediz Deltası üzerindeki etkisinin alt ölçekli planların uygulanması sürecinde etkin olacak Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü görüşüne bırakılması, bu alanlarla ilgili çevre düzeni planı kararlarının tutarlılığının ve diğer plan kararlarıyla ilişkisinin sorgulanmasına neden olacaktır. Bu nedenle her planın kendi öngörülerini destekleyecek araştırmaları yapması ve/veya plan önerilerine yönelik araştırma raporlarını oluşturması, incelemesi ya da hazırlatması gerekmektedir.<br>Bilirkişi Kurulumuz, sonuç olarak, davaya konu çevre düzeni planı kapsamında ayrıntılı bir biçimde ele alınması gereken sulak alanlar konusunun Gediz Deltası özelinde gerekli önemde ele alınmadığı, konuya ilişkin gerekli araştırmaların yapılmadığı, var olan araştırmalardan yararlanılmadığı, çevre düzeni planı hedef, ilke ve amaçlarında belirtilen koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına yönelik vurgunun planın mekansal kararlarında görülemediği sonucuna varmıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın 5.1.5. sayılı plan notunda, flora ve fauna açısından zengin sulak alanlar, göller v.b. ekolojik açıdan önemli alanların ve nesli tükenmekte olan bitki ya da hayvan türlerinin yaşama ve üreme alanlarının korunması planın koruma ilkeleri içinde yer almaktadır.<br> 4.65. sayılı plan notunda sulak alanların tanımını yapılmış, 4.65.1 sayılı maddesinde ise sulak alanlara ilişkin mekansal kullanım tanımları yer almıştır. 4.65.1. sayılı plan notunda, Sulak alan bölgeleri; açık su yüzeyleri, lagünler, nehir ağızları, tuzlalar, geçici ve sürekli tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar gibi habitatların oluşturduğu bölgelerdir. Habitatların ve türlerin korunma önemine göre sulak alanların korunması yönetmelığı uyarınca belirlenen; “mutlak koruma bölgesi”, “hassas koruma bölgesi”, “tampon bölge”, “kontrollü kullanım bölgesi” ve “sürdürülebilir kullanım bölgesi” sınırları ile tanımlanan alanlar olarak tanımlanmıştır.<br>Plan notlarının 7.40 sayılı maddesinde, ulusal ve uluslararası mevzuatla belirlenmiş veya belirlenecek olan hassas alan ve ekosistemler ile flora ve fauna açısından zengin alanların ilgili mevzuat çerçevesinde korunacağı, 7.41 sayılı maddesinde; sulak alan ilan edilen alanlarda, sulak alan yönetim planları oluşturuluncaya kadar Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerine uyulacağı, Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) tarafından yönetim planı oluşturulması durumunda, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın yönetim planı hükümlerinin geçerli olacağı kurala bağlanmıştır.<br>Plan notlarının "8.17.8. Sulak Alanlar" başlıklı 8.17.8.1. sayılı maddesinde; "Bu alanlarda sulak alan yönetim planlarının hazırlanması ve bu plana göre uygulama yapılması esastır. Bu alanlarda sulak alan yönetim planları hazırlanıncaya kadar, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerine uyulması, yapılacak alt ölçekli planlarda ve yapılacak tüm uygulamalarda Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün uygun görüşünün alınması zorunludur. Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) tarafından alana ilişkin yönetim planının oluşturulması durumunda yönetim planı hükümleri geçerli olacaktır. Ramsar alanlarında ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümlerı doğrultusunda uygulama yapılır." düzenlemesi, 8.17.8.2 sayılı maddesinde "Bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün uygun görüşünün alınması zorunludur." düzenlemesi, 8.17.8.4. sayılı maddesinde, "Bu alanlar için hazırlanacak sulak alan yönetim planları tamamlanıncaya kadar, alan ve çevresinde hazırlanacak alt ölçekli planlama çalışmalarında, ilgili mevzuat doğrultusunda sulak alan sınırları ile koruma bölgelerinin sınırlarının belirlenmesi ve bu sınırların planlarda gösterilmesi zorunludur.” düzenlemesi yer almıştır.<br>Bu itibarla sulak alan özelliği gösteren bölgede plan hükümleri gereğince ilgili mevzuat hükümlerinin geçerli olduğu ve yapılacak uygulamalarda ilgili kurumun görüşünün alınmasının zorunlu olduğu açık olduğundan, bu itiraz açısından şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-16 Kemalpaşa İlçesi kentsel kullanım alanları<br>Genel olarak dava dilekçesinde;<br>Kemalpaşa ilçesinin mevcut yerleşiminin yaklaşık iki katı kadar gelişim alanı ilave edildiği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında doğal karakteri korunacak alan olarak belirlenen ve zemin açısından yerleşime uygun olmayan iki alanda tercihli turizm alanı ve golf alanı önerildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Genel olarak savunmada;<br>Dava konusu değişiklik ile 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak Kemalpaşa ilçe merkezinde 270 hektar, Ulucak Mahallesi'nde 110 hektar, Akalan Mahallesi'nde 67 hektar, Kurudere Mahallesi'nde 30 hektar olmak üzere ilçe genelinde 477 hektar kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, bununla birlikte Kurudere Mahallesi'nde 33 hektar, Örnekköy Mahallesi'nde 15 hektar tercihli kullanım alanı, Yukarı Kızılca Mahallesi'nde 272 hektar bölgesel spor alanının mevcut arazi kullanımı ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak kaldırıldığı, DSİ tarafından inşa edilen göletlerin plana aktarıldığı, sit alanları ve orman alanları sınırlarının güncel veriler doğrultusunda plana işlendiği savunulmuştur.<br><br>İtiraz-16.1 Kemalpaşa ilçesi Kurudere Mahallesinin kuzeydoğusunda yer alan tercihli kullanım ve golf alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Davaya konu planda, Kurudere yerleşiminin kuzeydoğusunda yer alan ve yapılaşmamış olan alan özel proje alanı sınırları içine alınmış ve tercihli kullanım alanı olarak düzenlenmiştir. Alanın bir bölümü ise golf spor etkinliğine ayrılmıştır. Tercihli kullanım alanının kuzeyinde ve güneybatısında doğal sit alanları, kuzeydoğusunda Kemalpaşa Savanda Göleti, doğusunda ise tarım alanları bulunmaktadır. Alana komşu olmamakla birlikte, alanın yakın çevresinde pek çok doğal ve arkeolojik sit alanı yer almaktadır.<br>Uydu görüntüsünün incelenmesiyle doğal sit alanlarının bir kısmında, özellikle uyuşmazlığa konu olan alanın kuzeyinde, bir oranda yapılaşmanın gerçekleştiği görülmüştür. Keşif sırasında dava konusu planda tercihli kullanım alanı ve golf sahası olarak önerilen alanın doğal yapısı gözlenmiştir. Zeytin ağaçlarının da yoğun biçimde yer aldığı bu doğal yapı, aşağıdaki fotoğraflarda görülmektedir.<br>Uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı kararının, bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı düşünülmektedir. Gerek Kemalpaşa kentsel gelişim alanı, gerekse uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı hiçbir yapılaşmanın olmadığı, gelecekte de önerilen yapılaşmaları gerektirecek planlama kararlarının bulunmadığı bir durumu yansıtmaktadır. Kurulumuz, bilimsel ve nesnel gerekçeler sunulmadan önerilen, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden bu yaklaşımların planlama esasları ve şehircilik ilkeleri ile bağdaşmadığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alan, doğal sit alanı notasyonunda özel proje alanı (golf alanı) ve tercihli kullanım alanında kalmaktadır.<br>İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.<br> Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.<br>Dava konusu plan notlarının, 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları, turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmıştır.<br>Plan notlarının 8.2.8.1 sayılı maddesinde; özel proje alanı içinde yer alacak arazi kullanımlarına ilişkin kararların ve yapılaşma koşullarının özel proje alanı özellikleri dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın imar planlarında belirleneceği kabul edilmiştir.<br>Yine plan notlarının 8.4.5.1 sayılı maddesinde; tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde; bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği belirtilmiştir.<br>Plan açıklama raporunda, Kemalpaşa ilçesi ve Yukarı Kızılca mahallesi açısından herhangi bir turizm gelişimine dikkat çekilmediği, öte yandan dava konusu çevre düzeni planı ile belirlenen söz konusu tercihli kullanım alanı ile özel proje alanına ilişkin yer seçimi kararı ile büyüklüğüne yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır. <br>Hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporundaki tespitler de dikkate alındığında, keşif sırasında yapılan gözlemlerde ve uydu fotoğraflarında açıkça görüleceği üzere alanın, ağaçlık ve orman alanları ile çevrili özgün bir ekolojik dokuya sahip olup, doğal niteliklerini sürdürdüğü, uyuşmazlığa konu kullanımlar ile yapılaşmaya imkan tanındığı, kaldı ki, özel proje alanı içerisinde önerilen golf sahası kararının, detaylı olarak irdelenmesi gerekirken, bu değerlendirmenin de plan açıklama raporunda yer almadığı, sonuç itibarıyla, ekolojik değerlerin ön planda tutulması gereken bu bölgede kentsel gelişmenin önünün açılması ile doğal sit alanı olan yerde koruma kullanma dengesinin bozulmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br><br>İtiraz-16.2 Kemalpaşa ilçesi kentsel gelişme alanına itiraz<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Davaya konu plan kapsamında Kemalpaşa İlçesinin nüfusu 2017 yılında 105.500 kişi iken plan öngörüleri çerçevesinde ilçe nüfusunun 2025 yılında 174 bin kişi olacağı hesaplanmıştır. İlçenin 2020 yılındaki nüfusunu TUİK 110.200 kişi olarak belirtmiştir. 3 yıl içinde 4700 kişi artan nüfusun aynı artış oranıyla 2025 yılında yaklaşık 12.500 kişi artacağı ve yaklaşık 118 bin kişiye ulaşacağı hesaplanabilir. Kaba hesapla ulaşılan nüfus ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında çok büyük bir fark oluşmaktadır. Plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği görülmektedir. Kurulumuz, Kemalpaşa İlçesi kapsamında önerilen kentsel gelişim alanlarının teknik ve toplumsal gerekçeleri oluşmadığı ve var olan yerleşim alanlarının büyüklükleri gözetildiğinde aşırı gelişmeci bir tutum içinde büyüme önerisi getirildiği için kararı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmıştır. Öte yandan, İdarece söz konusu alanda dava konusu 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile 157 hektar kentsel gelişme alanının kaldırıldığı görülmektedir. Alt ölçekli planlama çalışmalarında tarım arazileri için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılabileceği açıktır.<br>Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-17<br>Dava dilekçesinde;<br>Plan açıklama raporunun 47. sayfasında Kemalpaşa, Ulucak yerleşmesi için “hedef yılda öngörülen 10.000 kişi nüfusa karşılık oldukça fazla bir alanın planlanmış olduğu, Ulucak'ta, sanayiden kaynaklı gelişme potansiyeli dikkate alınarak planlı gelişme alanlarının korunduğu belirtilmekle birlikte mutlak tarım alanı olan alanların da plan gösteriminde bu plan ile ek olarak gelişme alanı olarak belirlendiği (plan değişikliği gerekçe raporu eki konu 7 ile bir kısmı daraltılmış ancak gelişme alanı devam ediyor) ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Kemalpaşa, Ulucak Mahallesi'nde de benzer şekilde kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı, yerleşmenin batı ve güneybatısında yer alan yaklaşık 110 hektarlık alanın, tarım arazisi ve sit alanı olarak yeniden düzenlendiği (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 29) savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Bilirkişi Kurulumuz davaya konu uyuşmazlığı 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planı, güncel 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planı ve planlara ilişkin açıklama raporları değerlendirilmiştir. Her iki raporda da Ulucak için;<br>“5747 sayılı Yasa ile Kemalpaşa’nın mahallesi durumuna gelen Ulucakta, hedef yıl için gerekli alanını oldukça üstünde bir alanını planlanmış olup sanayiden kaynaklı gelişme potansiyeli dikkate alınarak planlı gelişme alanları korunmuştur" denilmektedir.<br>Raporda geçen ifade kendi içinde belirsizlik taşımaktadır. “Hedef yıl için gerekli alanın oldukça üzerinde bir alanın planlanmış olması” her ne kadar “sanayiden kaynaklı gelişme potansiyeli” dikkate alınmış olsa da, plan üzerinde somut alan kullanımlarına neden olacağından, şehircilik ve planlama ilkelerine aykırılık içermektedir. Alan gelişimleri, özellikle de “kentsel gelişim alanı” öneriler nüfus kestirimleriyle ve başka etkinlik alanlarının gelişimiyle yakından ilgilidir. Uyuşmazlığa konu olan durumda sanayi alanları ile kurulan ilişki istihdamın yaşam yeri, yolculuk ilişkileri, sanayideki doluluk oranları gibi temel değişkenler bilinmediği için belirsizlik içermektedir (Örneğin İzmir kent merkezine ve yerleşik alanına oldukça yakın olan bu sanayi bölgesine, İzmir kentsel alanından gelen işçi sayısı bilinmemektedir). Bu belirsizlik nedeniyle alana “sanayi gelişimi nedeniyle” gelecek nüfusun ne olacağı da net olarak hesaplanamamakta, plan açıklama raporlarında da zaten bu konuda bir bilgi bulunmamaktadır. Tüm bu belirsizlikler içinde var olan yerleşim büyüklüğünün çok ötesindeki bir alanın “kentsel gelişim alanı” olarak belirlenmesi şehircilik ve planlama ilkelerine aykırıdır.<br>Yukarıdaki değerlendirmeye ek olarak Ulucak yerleşiminin çevresindeki bölgenin arkeolojik sit, tarım ve orman alanları ile çevrili olduğu görülmektedir. Kentsel gelişim alanı önerisi tüm bu alalarla yerleşim alanı arasındaki geçiş bölgesinin (tampon bölgenin) kaybolmasına, doğal ve tarihi değerler üzerinde telafisi olanaklı olmayan zararların oluşmasına neden olacaktır. Bu açıdan değerlendirildiğinde de söz konusu gelişim kararı şehircilik ve planlama ilkeleriyle çelişkiler içermektedir.<br>Davaya konu olmamakla birlikte Ulucak yerleşiminin güneyinde yer alan arkeolojik sit alanının (Şekil 54’de (1) notasyonu )sanayi bölgesi içinde kaldığı, bu sit alanının batısında kalan arkeolojik sit alanının (Şekil 54’de (2) notasyonu) ise 2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı kapsamında kentsel gelişim bölgesine dahil edildiği görülmektedir. Kurulumuz her iki durumun da şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumu, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, verilecek izinlere göre alanın yapılaşmaya açılabileceği açıktır. <br>Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-18<br>Dava dilekçesinde;<br>Plan açıklama raporunun 11. sayfasında Kemalpaşa ilçesinin 2005 nüfusunun 30.043 kişi ve 2025 projeksiyon nüfusunun 174.000 kişi olarak belirlenmiş olmasına karşın, Kemalpaşa kent merkezi ve çevresi ile Çiniliköy arasında belirlenen gelişme alanlarının mevcut yerleşim dokusunun yaklaşık 4 katı büyüklüğünde olduğundan planlamaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Çevre düzeni planı değişikliği ile gelişme alanlarının en çok daraltıldığı bölgelerden birinin Kemalpaşa İlçesi olduğu, bu çerçevede Kemalpaşa İlçesinin güneydoğusunda yaklaşık 150 hektarlık kentsel gelişme alanı kullanımından çıkarılarak tarım arazisi olarak yeniden düzenlendiği (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 35, 42) savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi; <br>"Davaya konu plan kapsamında Kemalpaşa İlçesinin nüfusu 2017 yılında 105.500 kişi iken plan öngörüleri çerçevesinde ilçe nüfusunun 2025 yılında 174 bin kişi olacağı hesaplanmıştır. İlçenin 2020 yılındaki nüfusunu TUİK 110.200 kişi olarak belirtmiştir. 3 yıl içinde 4700 kişi artan nüfusun aynı artış oranıyla 2025 yılında yaklaşık 12.500 kişi artacağı ve yaklaşık 118 bin kişiye ulaşacağı hesaplanabilir. Kaba hesapla ulaşılan nüfus ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında çok büyük bir fark oluşmaktadır. Plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği görülmektedir. Kurulumuz, Kemalpaşa İlçesi kapsamında önerilen kentsel gelişim alanlarının teknik ve toplumsal gerekçeleri oluşmadığı için kararı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel gelişme yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alan için 5403 sayılı toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılıp, yapılaşmaya açılmayarak tarım arazisi olarak plan kararı üretilebileceği açıktır. <br>Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br><br>İtiraz-19<br>Dava dilekçesinde;<br>Kemalpaşa ilçesinde nüfusun 8 yılda %70 artacağının öngörüldüğü, Kurudere Mevkiinde getirilen kentsel gelişme alanının orman ve tarım alanları üzerinde baskı oluşturduğundan planlamaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Kemalpaşa ilçesinin, plan döneminde ve sonrasında Kemalpaşa OSB ve TCDD tarafından yapılması planlanan lojistik merkez ile birlikte gelişme göstermesi planlanan stratejik yerleşim birimlerinden biri olduğu, dolayısıyla Kemalpaşa İlçesinde kentsel gelişme alanlarının bu bölge için belirlenen nüfus kabulleri ile stratejik yatırım kararlarının ihtiyaçları ve mevcut kentsel yerleşimin ihtiyaçları dikkate alınarak düzenlendiği, ayrıca, Kurudere yerleşiminin kuzeyinde bulunan turizm tesis alanının, İzmir 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak dava konusu plana aktarıldığı, bunun dışında söz konusu alanın güneyinde bulunan kentsel gelişme alanının 32 hektarlık kısmının daraltılarak tarım arazisi olarak düzenlendiği (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 36) savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan alan plan gösterimleri, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Kurudere yerleşimi köy niteliğinde olup içinden geçen yol boyunca, doğrusal bir düzende, seyrek biçimde yapılaşmıştır. Uyuşmazlığa konu olan alan Kurudere yerleşiminin güneyinde yer almakta ve yapılaşmamış bir bölgede bulunmaktadır. Uyuşmazlığa konu alanın 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı’nda bir kısmı turizm tesis alanı bir kısmı ise kentsel gelişim alanı olarak belirlendiği görülmüştür. Uyuşmazlığa konu olan 10.10.2018 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı kapsamında ise alandaki yapılaşma öngörüsü taşıt yolunun batısına taşınmış, turizm tesis alanı kullanımı kaldırılmış, kentsel gelişim alanı kullanımı büyütülmüştür. Karar, 07.07.2020 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde de aynen korunmuştur.<br>Kurudere çevresinde önerilen kentsel gelişim alanları, yerleşimin var olan büyüklüğünün ve yoğunluğunun çok ötesinde bir alanı, herhangi bir bilimsel gerekçeye dayandırmadan yapılaşmaya açmaktadır. Bilimsel ve nesnel gerekçelerden yoksun bu tür önerilerin mevzi yapılaşmaları cesaretlendireceği, bölgedeki doğal alanlar, ormanlar ve tarımsal alanlar üzerinde yapılaşma baskısı oluşturacağı ve bu nedenle de çevre düzeni planının temel ilkesi olan koruma-kullanma dengesinin de bozulmasına neden olacağı açıktır. Söz konusu plan kararı, şehircilik ilke ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br> <br>İtiraz-20<br>Dava dilekçesinde;<br>Kula OSB alanının, korunması gerekli ülkemizin önemli jeolojik oluşumlar arasında bulunan lav akıntıları üzerinde bulunduğu, bu kararın, planın koruma konusundaki ilkelerine aykırı ve tutarsız olduğu, eski ve yargıda iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında bu OSB için “yer seçimi irdelenecek OSB” kararı verilmişken, irdelemeye ilişkin kararın plandan kaldırıldığı, bu durumun planın koruma ilkelerine açıkça aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>OSB alanlarına ilişkin yer seçimlerinin çevre düzeni planı kararları ile yapılmadığı, çevre düzeni planının plan açıklama raporunda yapılan açıklamanın Kula OSB’ye ilişkin bir saptama olduğu, ancak bu saptamanın yapılmış olmasının yer seçimi kesinleşen bir OSB’nin plana işlenmesine aykırı bir durum oluşturmadığı, aksine, kesinleşmiş OSB alanlarının planlara işlenmesinin yasal zorunluluk olduğu, dava konusu OSB’nin, yer seçiminde bir aykırılık tespit edilmesi halinde bu aykırılığı gidermenin, OSB yer seçimi Komisyonunun görevinde olduğu savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Davaya konu çevre düzeni planı incelendiğinde Kula yerleşiminin kuzeyinde Jeolojik Özellikleri Nedeniyle Korunacak Alan statüsünde olan geniş alanın doğusunda bir sanayi alanı önerildiği görülmektedir (Şekil 59). Plan raporundan edinilen bilgiye göre bu sanayi alanının deri sanayi üzerinden uzmanlaşmasının beklendiği görülmektedir. Aynı raporun devamında ise deri sanayinin kirletici niteliğinden söz edilmekte ve bu tip sanayi kullanımlarının guruplandırılarak çevresel etkilerinin en aza indirgenmesi de gene raporun çeşitli yerlerinde planın amacı olarak belirtilmektedir. Etkinliklerin kümelenmesi ve buradan kaynaklanacak ölçek ekonomileri ile çevresel etkilerin azaltılması yönünde alınacak önlemlerin kapsayıcılığı genel anlamda bilirkişi heyetince olumlu bulunmuştur. Ancak Kula özelinde yapılan değerlendirmeler söz konusu sanayi alanının büyüklüğüne ve çevresiyle ilişkisine yönelik olumsuzluklar içermektedir.<br>Önerilen sanayi alanı söz konusu yerleşim alanının var olan durumuyla yaklaşık olarak aynı alan büyüklüğüne sahipken, öneri kentsel gelişim alanları eklendiğinde bile yerleşim alanının büyüklüğü sanayi alanını ancak geçebilir hale gelmektedir. Çevre düzeni planı Plan Raporu’nda Kula yerleşiminin toplam nüfusu 2017 yılı için 44.400 olarak belirtilirken planın öngörüleri çerçevesinde ilçe nüfusunun 2025 yılında 68.000 kişiye ulaşacağı varsayılmaktadır. 2020 nüfus sayımında Kula nüfusu 44.035 kişi olarak çıkmış ve yerleşim yerinin nüfusunun plan öngörülerinin çok altında kaldığı görülmüştür. Nüfusun ve dolayısıyla kentsel gelişimin bu kadar yavaş ilerlediği bir yerde önerilen büyüklükte bir sanayi gelişiminin oluşumu tüm koşullar gözetildiğinde gerçekçi görünmemektedir.<br>Kula yerleşimi tarihsel olarak volkanik bir arazi üzerinde kurulmuştur. Planlarda belirtilen “Jeolojik Özellikleri Nedeniyle Korunacak Alan” yerleşime ve çevresine özgün bir karakter verirken ulusal ve uluslararası ölçekte önemli bir değer oluşturmaktadır. Her ölçekteki plan önerilerinin Kula yerleşimine özgünlük veren bu değeri gözetmesi gerekirken davaya konu çevre düzeni planının önerisi olan organize sanayi bölgesi böyle bir yaklaşımla bağdaşmadığı gibi konum ve büyüklük olarak jeolojik alana zarar verici nitelikler barındırmaktadır. Plan ölçeği ve gösterimindeki soyutluk düzeyi belirli alansal sapmalara neden olabilecekse de öneri sanayi alanının genişliği Volkanik Bölge’nin bir kısmını içine alır niteliktedir (Şekil 59). Tüm bu nedenlerden dolayı söz konusu sanayi alanı kararı, şehircilik ve planlama ilkeleriyle bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davacı tarafından ileri sürülen bu itiraz, 21 sayılı itiraz ile birlikte değerlendirilecektir.<br>İtiraz-21<br>Dava dilekçesinde;<br>Manisa İli, Akhisar İlçesinde yeterli bir gelişme alanı var iken neden yeni kentsel gelişme alanları verildiğine dair bilimsel bir veri yer almadığı, plan açıklama raporunda Akhisar başlıklı bölümde “...Çevre düzeni planının hedef yılı için belirlenen 120.000 kişilik nüfusun” gereksinim duyduğu kentsel gelişme alanlarından oldukça büyük kentsel gelişme alanlarının eklendiği, çevre düzeni planı plan açıklama raporunda “planlı alanlar korunmuş, yeni gelişme alanı ilave edilmemiştir” denilmesine rağmen plan üzerinde Akhisar İlçesinde tarım toprakları üzerinde büyük kentsel gelişme alanı önerildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Manisa Akhisar ilçesine ilişkin: Plan paftalarında Akhisar ilçesinde gösterimi yapılan kentsel gelişme alanları imar planları ile gelişmeye açılan alanlardır. Dolayısıyla davacı tarafın bahse konu alanda ”yeni kentsel gelişme alanı” oluşturulduğu iddiasında isabet bulunmamaktadır.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Dava konusu 10.10.2018 yılında onaylanan çevre düzeni planı, güncel plan olan 07.07.2020 ylılında onayanan çevre düzeni planı, İBB tarafından üretilen 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, uydu görüntüleri ve 2020 yılında onaylanan çevre düzeni planının, plan açıklama raporu incelenmiştir. Plan Açıklama Raporunda Akhisar yerleşimine ve önerilen kentsel gelişim alanına yönelik şu ifadelere yer verilmiştir:<br>“Çevre düzeni planının hedef yılı için belirlenen 238.000 kişilik nüfusun gereksinim duyduğu kentsel gelişme alanlarından oldukça büyük kentsel gelişme alanları, kentsel yerleşik alana ek olarak onaylı imar planı sınırları içinde bulunduğundan, planlı alanlar korunmuş, yeni gelişme alanı ilave edilmemiştir. Organize Sanayi Bölgesi'ndeki gelişmeler ve zeytincilik amaçlı düzenlenen alan benzeri diğer sanayi alanlarında yaşanacak gelişmeler dikkate alınarak, kentsel gelişme alanları daraltılmamıştır. Kentsel yerleşik alanda mevcut imar planı kararlarının uygulanması öngörülmüştür.”<br>Plan Açıklama Raporunda onaylı imar planlarına atıfta bulunularak “gereksinim duyulan kentsel gelişim alanlarından oldukça büyük kentsel gelişim alanlarının, kentsel yerleşim alana ek olarak” önerildiği belirtilmektedir. Alt ölçekli planlarda geliştirilen önerinin korunmasına yönelik gerekçe olarak da “Organize Sanayi Bölgesi'ndeki gelişmeler ve zeytincilik amaçlı düzenlenen alan benzeri diğer sanayi alanlarında yaşanacak gelişmeler” gösterilmektedir. Bilirkişi kurulumuz Manisa iline bağlı önemli bir sanayi ve tarım odağı olan Akhisar bölgesindeki gelişmeler ve bu gelişmeler doğrultusunda gerçekleşecek kentsel büyümenin nesnel, bilimsel nedenleriyle irdelenmesi ve konuyla ilişkili teknik ve toplumsal gereksinimin tartışmaya yer bırakmayacak şekilde sunulmasını beklemektedir. Böyle bir temelden eksik gerçekleştirilen öneriler şehircilik ve planlama ilkeleriyle uyuşmamaktadır.<br>Alt ölçekli planları yönlendirme görevi verilen çevre düzeni planlarının hazırlanma sürecinde alt ölçek planlama kararlarının sorgulamadan benimsenmesi ve bu kararlara ilişkin nesnel, bilimsel değerlendirmelerin sorgulanmaması plan yapım sürecine ilişkin bir eksikliktir. Bu eksikliğin alt ölçeklerde yeterinde gerekçelendirilmeden alınan plan kararların çevre düzeni planı kapsamında kabul edilmesi yerine, sorgulanması ve gerekirse reddedilmesi şehircilik ve planlama ilkelerine uygun olan davranış olacaktır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davacı tarafından ileri sürülen bu itiraz ile 20 sayılı itiraz birlikte değerlendirilmiştir.<br>Belediyeler Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan mahalli idareler arasındadır. Kamu tüzel kişiliği dağrudan Anayasa'dan kaynaklanmaktadır. Kamu tüzel kişiliğini haiz olmanın tabii sonucu da dava açabilme ve açılmış davalara taraf olabilme ehliyetine sahip bulunmaktır.<br>Davacı Kıyı Ege Belediyeler Birliği'ne ait tüzüğün 4. maddesinde; Birliğin faaliyetlerinin, Birliğe üye belediyelerin yetki alanları ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. Aynı tüzüğün 5. maddesinde ise Birliğe üye belediyelere yer verilmiştir.<br>Anılan tüzüğe göre İzmir İli kapsamında Aliağa, Balçova, Bayındır, Bayraklı, Bergama, Beydağ, Bornova, Buca, Karşıyaka, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Gaziemir, Karabağlar, Karaburun, Kemalpaşa, Konak, Menderes, Menemen, Seferihisar, Narlıdere, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla Belediye Başkanlıkları ile bunların görev ve yetkileri kapsamındaki yerler Birliğin faaliyet alanında yer alırken Manisa Belediyesi, Kula Belediyesi ve Akhisar Belediyesi Birliğe üye belediyeler arasında sayılmamıştır.<br>Kıyı Ege Belediyeler Birliği, birliğin oluşum amacı ve tüzüğü dikkate alındığında Kıyı Ege Belediyeler Birliği'nin, üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma noktasında bir işlev üstlendiği ve söz konusu planın iptalini talep etmekte meşru ve güncel bir yararının bulunduğu açık olsa da, Birliğin üyesi olmayan ve 20 ve 21 sayılı itiraza konu Kula ve Akhisar Belediyesi sınırları içinde yer alan dava konuları açısından söz konusu çevre düzeni planının iptalini talep etmekte meşru ve güncel bir menfaatlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Bu itibarla, 20 ve 21 sayılı itirazlar açısından davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir.<br><br>İtiraz-22<br>Dava dilekçesinde;<br>Menderes ilçesinde mevcut yerleşim alanının iki katından fazla bir kentsel gelişme alanının verimli tarım arazileri üzerinde öngörüldüğü, bölgede yeni bir yatırımın ya da sektörel gelişimin olmadığı, Menderes ilçesinde bu gelişim öngörüsünün gerekçesinin belirtilmediği, ayrıca Menderes ilçesinin İzmir'in su ihtiyacını karşılayan Tahtalı Havzası sınırında yer almasından dolayı toprakların korunması ve Tahtalı su havzasının kirletilmemesi için özel önlemler alınması gerekmesine rağmen, çevre düzeni planında tam tersine nüfus yoğunluğu artırılarak Havza'nın kirlenmesine neden olabilecek tehditlerin en üst düzeye çıkarıldığı, İzmirlinin suyunu dahi kirletecek olan bu planlama anlayışı ile İzmir'de halk sağlığının tehlikeye girdiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Menderes ilçesinin, planlama dönemi içerisinde İzmir Metropoliten Bölgesi'nin kentsel büyüme limitlerine ulaşması ile birlikte bu bölgeden kaynaklanacak nüfus ve kentsel büyümenin karşılanacağı ilçelerden birisi olarak planlama dönemi içerisinde Menderes ilçesi ile kuzeyinde bulunan Görece yerleşiminin bütünleşeceğinin öngörüldüğü, bu iki yerleşim alanı arasındaki 219 hektar alanın kentsel gelişme alanı olarak planlandığı savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Dava konusu 10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı, bu planı izleyen 07.07.2020 tarihinde onayanan çevre düzeni planı incelenmiştir.<br>Dava konusu 10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı kapsamındaki “kentsel gelişim alanı”, Menderes yerleşiminin kuzeyinde Görece’ye kadar uzanmakta, Menderes yerleşiminin doğusundan geçen demiryoluyla iletişim kurmamaktadır. 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı kapsamında geliştirilen öneride ise kentsel gelişimin ekseni yeniden Görece yerleşimine doğrudur ancak doğudaki demiryoluyla da bir bağlantı kurulmuş, kentsel gelişim doğuya doğru uzatılmıştır. Bu büyüme karşılık da Menderes yerleşiminin güneyinde önerilen kentsel gelişim alanı küçültülmüştür. Bunun yanında davalı tarafından iletilen yanıt incelenmiş ve Görece yerleşimi ile Menderes ilçesinin birleşeceği öngörüsünün söz konusu kentsel gelişim önerisini yönlendirdiği anlaşılmıştır. Söz konusu önerinin gerçekleşmesi durumunda İzmir merkez yapılaşması ile Menemen arasında yapılaşmamış hiçbir boşluk kalmayacaktır. Bu durum bir yandan yerleşimler arasında oluşan kesintisiz yapılaşmanın yarattığı sorunların (kentsel yeşil alan, açık alan eksiklikleri, yeşil sürekliliğinin bozulması, doğal ve tarihi değerlerin korunamaması gibi) yeniden üretilmesine neden olacak, diğer yandan raporda da sözü edilen ve İzmir için yaşamsal öneme sahip Tahtalı Havzası içinde yapılaşmayı özendirerek, havza niteliklerini tehlikeye atacaktır. Bu nedenlerle davalı tarafın söz ettiği Görece ile Menderes yerleşimlerinin “bütünleşmesi” öngörüsü olumsuz bir durumu yansıtmaktadır.<br>Tüm bunların yanında Kurulumuz yerleşim yerlerine ilişkin gelişim alanı önerilerinin değerlendirilmesinde en önemli etkenin nüfus olduğunu bir kez daha vurgulamayı doğru bulmaktadır. Doğru bir değerlendirmede bulunabilmek için plan açıklama raporlarında Menemen ilçesine ilişkin nüfus kestirimlerinin ve bu kestirime yön veren nedenlerin incelenmesi gerekmektedir. Raporda Menemen ilçesine yönelik bir nüfus öngörüsünde bulunulmamıştır. Hangi nedenlerle ne büyüklükteki bir nüfusun yerleşimi etkileyeceği konusunda temel bilgilere sahip olunmadan üretilen gelişim önerileri gerçeklikten kopmakta, nesnel değerlendirme zeminini yitirmektedir. Kurulumuz söz konusu nedenlerle, Menemen ilçesi kapsamında üretilen kentsel gelişim alanı kararını şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulmamıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır. Plan açıklama raporunun 4.1.2 sayılı maddesinde (syf.23), Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği belirtilmiş olup alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı plan notlarıyla açıklanmıştır. Bununla birlikte, dava konusu 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu kentsel gelişme alanı önceki plan kararlarına göre küçültülmüştür. Davalı idarece 260 hektar büyüklüğünde alanın tarım arazisine çevrildiği, yerleşime açılan alanların uzun mesafe koruma alanında kaldığı, mevcut durumda da yerleşik alanlar olduğu belirtilmiştir.<br>Bu durumda itiraz konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>İtiraz-23 Menemen ve Turgutlu İlçelerinde öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları<br><br>Genel olarak dava dilekçesinde;<br>Menemen ve Turgutlu ilçelerinde “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları”nın önerildiği, ayrıca tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarıyla ilgili plan notlarında 20 hektarı aşan büyüklükte yeni alanların plan değişikliği olmaksızın “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” yapılabileceğinin öngörüldüğü, bu karar ile rastgele yapılaşmanın önünün açıldığı, oysa plan açıklama raporunda tarımsal sanayi üzerine olan talebin organize bir alanda yer gösterilmesi ile gerçekleşeceğine vurgu yapıldığı, bu durumun mekansal kararlar ve plan notları arasında uyumsuzluğa neden olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Genel olarak savunmada;<br>Menemen İlçesinde planlanan tarım ve hayvancılık geliştirme alanının, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında tarımsal sanayi alanı olarak planlandığı, bu bölgede fiilen işletme halinde bulunan tesislerin yer aldığı, bununla birlikte Turgutlu ilçesinde planlanan tarım ve hayvancılık geliştirme alanının ise dava konusu çevre düzeni planı ile önerilmiş bir plan kararı olmadığı, söz konusu alanın 16.11.2015 onay tarihli çevre düzeni planında düzenlendiği ve bu davanın konusu olmadığı, 4.22 sayılı maddesinde ve 8.2.12.3. sayılı maddesinden anlaşılacağı üzere Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının çiftçinin ürettiği ürünün katma değerini arttırmak üzere işletilebileceği sanayi tesislerinden ziyade “imalathane” niteliğindeki küçük ölçekli ve yerel yapıları ifade ettiği, tarımsal katma değeri arttırmanın günümüzde yalnızca kırsal kalkınmanın değil çok boyutlu bir ulusal kalkınma stratejisinin hedefi olduğu, sanayi tesislerinin belirli bir ölçeğin üzerinde olması zorunluluğu, getirdiği yasal sorumluluklar, düşük sermayeli ve kapasiteli küçük ölçekli üreticilerin faydalanabileceği ortamları sunmadığı, tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının, küçük üreticilerin katma değeri yüksek ürünler elde etmesi için bir olanak şeklinde görülüp çevre düzeni planında önerildiği, tesislerin bir arada yer alması ile ölçek ekonomisi yaratılarak girdi ve üretim maliyetlerinin azaltılmasının amaçlandığı savunulmuştur.<br><br>İtiraz-23.1 Menemen İlçesi, Türkeli'nde öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda ve bunu izleyen güncel 07.07.2020 tarihli planda, uyuşmazlığa konu Menemen (Türkelli) ve Turgutlu yerleşimlerinde “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” kullanımı yer almaktadır (Şekil 63). Dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları, “… büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliğinin ve tarımın yaygın olduğu … bölgelerde ve plan kararıyla tarımın ve hayvancılığın geliştirilmesi amaçlanan alanlarda, bu gelişimi desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık geliştirme alanları önerilmiştir. Bu alanlarda tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir” şeklinde tarif edilmektedir. Bu tarif içinde yer alan “tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir” ifadesinin tarımsal amaçlı sanayi tesislerini de içereceği düşünülebilir.<br>Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda, dava konusu bölgede tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımı yer almaktadır. Elbette ki, davacı idarenin belirttiği gibi, İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, bölgedeki tarım arazisi kullanımının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına işlenmesi gerekir. Ancak önceki bölümlerde açıklandığı gibi, sözü edilen tarım alanının büyüklüğü 1/100.000 ölçekli planda gösterilemeyecek boyutta ise, bölgenin kullanımının baskın kullanım türü ne ise o kullanımın gösterimi ile ifade edilmesi olanaklıdır. Üzerinden ölçü alınamayan ve soyutlama düzeyi yüksek, şematik bir gösterim dili olan bir plan türü olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında, bu durum alanın tamamının baskın kullanımı içerdiği (bu durumda tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımını içerdiği) anlamı taşımaz. Diğer bir deyişle, sözü edilen tarım arazisinin büyüklüğü 1/100.000 ölçekli plandaki soyutlama düzeyi nedeniyle gösterilmeye elverişli değilse de, dava konusu bölgedeki tarım arazisi mutlaka korunmalıdır.<br>İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, dava konusu alanın içindeki tarım arazisinin korunması esas olmalıdır ve davacı idarenin de yaptığı gibi 1/25.000 ölçekli planda ve izleyen diğer alt ölçekli planlarda mutlaka gösterilmelidir. Öte yandan, tarım alanı dışında kalan kullanımın, yani tarım amaçlı sanayi tesislerinin yukarıda verilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı tanımı içinde kapsanacağı öngörülebilir. Bu nedenle Bilirkişi Kurulumuzun, 1/100.000 ölçekte planda dava konusu alan için öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı kullanımı konusunda olumsuz bir değerlendirmesi bulunmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Davaya konu çevre düzeni planında Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları için 8.2.12 sayılı madde düzenlenmiştir. Bu başlığın altında;<br>"8.2.12.1. bu alanlarda tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da topla arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir.<br>8.2.12.2. bu alanlarda yer alacak işletmelerin yapılanma koşulları ve niteliklerine alt ölçekli planlarda belirlenecektir.<br>8.2.12.3. bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20 ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz kousu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.<br>8.2.12.4. bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik olarak her türde atığa ilişkin teknik altyapı önlemleri alınacaktır. <br>8.2.12.5. bu planda önerilen teknolojik sera bölgelerinde öncelikle termal enerjiden yararlanacak tesisler desteklenecek ve bu tesislerin yapımına öncelik tanınacaktır." düzenlemelerine yer verilmiştir. <br>Davaya konu planda tarım ve hayvancılık geliştirme alanları tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır şeklinde tanımlanmıştır.<br>Söz konusu alanda içerisinde tarımsal sanayi tesislerinin de yer alabildiği tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kararının getirildiği, her iki planda da benzer kullanımlara ayrılan söz konusu alanda, uyuşmazlık konularının makroform farklılığından kaynaklandığı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında daha detaylı olarak gösterilen tarımsal sanayi alanının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ölçeğinin gerektirdiği şekilde bütüncül olarak gösterildiği, kaldı ki çevre düzeni planının tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin "8.2.12.1. Bu alanlarda, tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da toplu arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir” uygulama hükmü uyarınca bu alanlarda tarımsal amaçlı sanayi tesislerinin yer alabildiği ifade edilmiştir.<br>ÇDP açıklama raporunda yer alan "tarımsal sanayi" ifadesinin tarımsal faaliyetlerin sonucunda elde edilen ürünlerin mamul ve/veya yarı mamule dönüştürülmesini amaçlayan bir üretim projesi olduğu, bununla birlikte 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nda tarım ihtisas OSB'lere ilişkin hususların açıkça tanımlandığı, plan açıklama raporunda yer alan bahse konu ifadenin de bu ihtisas organize sanayi bölgelerine ve ÇDP'nin "8.2.2. sayılı Sanayi Alanları" hükmüne atıfta bulunduğu, bu durumun, plan açıklama raporunun ilgili bölümünün devamında yer alan "...Bu nedenle, planlama çalışmasında tarımsal ürünlerin değerlendirilmesine yönelik alan gereksinimi giderilmesine ilişkin kararlar geliştirilmesi benimsenmiştir. Diğer endüstriyel gelişmelerin tekil yapılaşmasının engellenmesi, organize nitelikte olmayan sanayi alanlarının organize duruma getirilmesi, yeni sanayi gelişiminin ihtisaslaşmış ve organize nitelikte gerçekleşmesi için gerekli kararların üretilmesi planlama aşamasında benimsenen ilkelerdendir." ifadesinden de anlaşıldığı, davaya konu planın plan açıklama raporunda tarımsal sanayi ifadesinin birçok yerde geçtiği, tarımsal sanayi alanının ayrı bir arazi kullanımı gibi ele alınmasının şart olmadığı, plan lejant ve plan hükümlerinde yer alan tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının tarımsal sanayi alanlarını içerdiği sonucuna ulaşılmıştır.<br>Bu itibarla uyuşmazlık konusu alan için getirilen kullanım kararında mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili yönetmelikte belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, yer seçimine yönelik somut itirazların ayrıca değerlendirileceği açıktır.<br><br>İtiraz-23.2 Turgutlu ilçesinde öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Turgutlu yerleşiminin batısında kalan tarım ve hayvancılık geliştirme alanı ise Menemen’deki bölgeden farklı özellikler göstermektedir. Turgutlu’daki kullanım önerisi var olan sanayi yapılaşmalarını da aşan, oldukça büyük bir alanı kapsamaktadır. Dahası, kullanım kararı hiçbir yapılaşmanın olmadığı tarım arazilerinin üzerinde yer almaktadır ve tarımla ilişkili olsa bile, doğrudan tarımsal üretime yönelik olmayacak birçok faaliyeti beraberinde getirecektir. Söz konusu plan kararı ile tarımsal etkinliklerin alansal bütünlüğü ve yapısı geri dönülemeyecek biçimde bozulabilir. Büyüklük kararı ve yer seçim ölçütleri bilimsel, nesnel verilere dayanmayan geniş ölçekli plan kararları oluşturabileceği olumsuz iktisadi, toplumsal ve çevresel zararlar göz önünde bulundurularak şehircilik ilke ve planlama esaslarına aykırı bulunmaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Belediyeler Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan mahalli idareler arasındadır. Kamu tüzel kişiliği dağrudan Anayasa'dan kaynaklanmaktadır. Kamu tüzel kişiliğini haiz olmanın tabii sonucu da dava açabilme ve açılmış davalara taraf olabilme ehliyetine sahip bulunmaktır.<br>Davacı Kıyı Ege Belediyeler Birliği'ne ait tüzüğün 4. maddesinde; Birliğin faaliyetlerinin, Birliğe üye belediyelerin yetki alanları ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. Aynı tüzüğün 5. maddesinde ise Birliğe üye belediyelere yer verilmiştir.<br>Anılan tüzüğe göre İzmir İli kapsamında Aliağa, Balçova, Bayındır, Bayraklı, Bergama, Beydağ, Bornova, Buca, Karşıyaka, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Gaziemir, Karabağlar, Karaburun, Kemalpaşa, Konak, Menderes, Menemen, Seferihisar, Narlıdere, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla Belediye Başkanlıkları ile bunların görev ve yetkileri kapsamındaki yerler Birliğin faaliyet alanında yer alırken Manisa Belediyesi ve Turgutlu Belediyesi Birliğe üye belediyeler arasında sayılmamıştır.<br>Kıyı Ege Belediyeler Birliği, birliğin oluşum amacı ve tüzüğü dikkate alındığında Kıyı Ege Belediyeler Birliği'nin, üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma noktasında bir işlev üstlendiği ve söz konusu planın iptalini talep etmekte meşru ve güncel bir yararının bulunduğu açık olsa da, Birliğin üyesi olmayan ve bu itiraza konu Turgutlu Belediyesi sınırları içinde yer alan uyuşmazlık açısından söz konusu çevre düzeni planının iptalini talep etmekte meşru ve güncel bir menfaatlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Bu itibarla, bu itiraz açısından davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir. <br><br>İtiraz-24<br>Dava dilekçesinde;<br>Plan açıklama raporunun 36. sayfasında “Manisa Merkez, Turgutlu, Salihli, Akhisar, Saruhanlı, Alaşehir gibi önemli merkezler ile benzer alanlarda konumlanmış yerleşmelerin imar planları açısından en önemli sorununun, planlar aracılığıyla tarım alanlarının yapılaşmaya açılıyor olması” şeklinde belirlendiği halde plan gösterimlerinde Turgutlu ilçesindeki tarım arazilerinin “gelişme alanı” olarak belirlendiğinden planlamaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Turgutlu ilçesinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının çevre düzeni planının onayından önce, ilgili idaresince onaylanan, bu çerçevede plan yapım sürecinde İdarelerine iletilen alt ölçekli plan sınırlarını kapsadığı, bu çerçevede, Turgutlu ilçesinde onaylı planlar dışında çevre düzeni planı kararları ile yeni kentsel gelişme alanları belirlenmediği savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlerdirmesi;<br>"Turgutlu yerleşimi çevresinde üretilen kentsel gelişim alanları önerileri incelendiğinde 10.10.2018 ve 07.07.2020 yılında onaylanan çevre düzeni planları kapsamında bir değişiklik olmadığı görülmüştür. Kentsel gelişme alanı önerilerinin gerçekleşmesi durumunda Turgutlu yerleşimi ile doğusunda bulunan Avşar ve Derbet yerleşimleri ve güneyde bulunan Irlamaz yerleşimi birleşmiş olacaktır. Bu kesintisiz yerleşim, önemli ve dikkatle değerlendirilmesi gereken bir kent üstbiçim kararıdır. Bu kararın mekansal, çevresel ve toplumsal etkileri değerlendirilmelidir. Böyle bir değerlendirme yapılmadan bu konuda bir sonuca varmanın ve bu sonucu mekana yansıtmanın toplumsal, çevresel ve iktisadi etkileri olacaktır. Bu konuda bilimsel ve nesnel değerlendirme ve sorgulama yapmadan plan kararı geliştirmek geri dönüşü olmayan olumsuz sonuçlar doğuracaktır.<br>Kentsel gelişme alanı önerilerinin nüfus gelişim kesitimleriyle paralel gitmesi gerekmektedir. Davaya konu plan kapsamında Turgutlu İlçesinin nüfusu 2017 yılında 160 bin kişi iken plan öngörüleri çerçevesinde ilçe nüfusunun 2025 yılında 192 bin kişi olacağı hesaplanmıştır. İlçenin 2021 yılındaki nüfusunu TUİK 172.500 kişi olarak belirtmiştir. 4 yıl içinde yaklaşık 12.500 kişi artan nüfusun aynı artış oranıyla 2025 yılında yaklaşık 12.500 kişi artacağı ve toplam nüfusun yaklaşık 185 bin kişiye ulaşacağı hesaplanabilir. Kaba hesapla ulaşılan nüfus ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında 7 bin kişilik bir fark oluşmaktadır. Bu fark, plan nüfusunun hesaplanmasına ilişkin yöntem bilinmese de gerçekleşmeye yakın bir nüfus tahmini sunmaktadır.<br>Bilirkişi Kurulumuz, davaya konu çevre düzeni planı kapsamında Turgutlu ilçesi gözetilerek yapılan nüfus kestirimi ile günümüzde gerçekleşen nüfus arasındaki sapmayı plan bütününü etkilemeyecek bir sapma olarak değerlendirmiş ve bu açıdan yaptığı değerlendirmede kentsel gelişme alanı önerisini büyüklük açısından çevre ve şehircilik ilkelerine uygun bulmuştur. Ancak kurulumuzun kentsel gelişme alanı kullanımın biçimine ilişkin yaptığı değerlendirme, bu üst biçimin yaratabileceği olumsuzluklar gözetilerek planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Belediyeler Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan mahalli idareler arasındadır. Kamu tüzel kişiliği dağrudan Anayasa'dan kaynaklanmaktadır. Kamu tüzel kişiliğini haiz olmanın tabii sonucu da dava açabilme ve açılmış davalara taraf olabilme ehliyetine sahip bulunmaktır.<br>Davacı Kıyı Ege Belediyeler Birliği'ne ait tüzüğün 4. maddesinde; Birliğin faaliyetlerinin, Birliğe üye belediyelerin yetki alanları ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. Aynı tüzüğün 5. maddesinde ise Birliğe üye belediyelere yer verilmiştir.<br>Anılan tüzüğe göre İzmir İli kapsamında Aliağa, Balçova, Bayındır, Bayraklı, Bergama, Beydağ, Bornova, Buca, Karşıyaka, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Gaziemir, Karabağlar, Karaburun, Kemalpaşa, Konak, Menderes, Menemen, Seferihisar, Narlıdere, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla Belediye Başkanlıkları ile bunların görev ve yetkileri kapsamındaki yerler Birliğin faaliyet alanında yer alırken Manisa Belediyesi ve Turgutlu Belediyesi Birliğe üye belediyeler arasında sayılmamıştır.<br>Kıyı Ege Belediyeler Birliği, birliğin oluşum amacı ve tüzüğü dikkate alındığında Kıyı Ege Belediyeler Birliği'nin, üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma noktasında bir işlev üstlendiği ve söz konusu planın iptalini talep etmekte meşru ve güncel bir yararının bulunduğu açık olsa da, Birliğin üyesi olmayan ve bu itiraza konu Turgutlu Belediyesi sınırları içinde yer alan uyuşmazlık açısından söz konusu çevre düzeni planının iptalini talep etmekte meşru ve güncel bir menfaatlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Bu itibarla, bu itiraz açısından davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir. <br><br>İtiraz-25 <br>Dava dilekçesinde;<br>Menemen Emiralem-Göktepe Mahallesinde bulunan yürürlükteki 1/25.000 ölçekli planda “tarım alanı” olarak belirlenmiş alanın ve Gediz Nehri Taşkın Alanı’nda kalan bölgenin çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlendiği, bölgenin tarım alanı niteliği ve taşkın alanı olmasının dikkate alınmadığı ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Planlama bölgesi içerisinde taşkın önlemlerinin, ilgili mevzuat ve kurum görüşleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda değerlendirilmesi gerektiği, çevre düzeni planının 8.19.2 “Taşkın alanları” başlığı altında “taşkın önleme çalışmaları tamamlanıncaya kadar yapılaşmaya izin verilemez. İmar planlarında taşkından korunmayı ve zararlarının azaltmayı amaçlayan kararlar ve yapılaşma koşulları geliştirilmelidir.” hükmünün düzenlendiği savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu alan özelinde birbirinden farklılaşmayan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında ise taşkın alan sınırı saptanamamıştır. Ancak 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planındaki kentsel gelişim alanı gösterimleri, alansal büyüklüklükleri ve konumları temel alınarak yapılan incelemede 1/100.000 ölçekli planlarda taşkın alan sınırına uyulduğu görülmüştür. Emiralem ve Göktepe yerleşimleri çevresinde önerilen kentsel gelişim alanlarının Gediz Nehri Taşkın alanı gözetildiğinde bu alanın dışında önerildiği görülmüş, bu açıdan konunun şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyumlu olduğu saptanmıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, taşkın alanında kentsel gelişme alanı önerildiği ileri sürülmüş ve bilirkişi raporunda da Gediz Nehri Taşkın alanı gözetildiğinde bu alanın dışında önerildiği görülmüş, bu açıdan konunun şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyumlu olduğu saptanmış, ayrıca dava konusu bu alanın, taşkın alanı olarak ilan edildiğine ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin dosyada bulunmadığı anlaşılmıştır.<br>Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, Menemen İlçesi, İzmir Merkez Kent içinde değerlendirilmiştir. <br>Plan açıklama raporunda (sayfa 30) İzmir Merkez Kentteki kentsel gelişme alanlarıyla ilgili, 2025 yılı için gereksinim duyulan gelişme alanının 5.670 hektarlık bölümünün, İzmir Merkez Kente bitişik boş, planlı/planlanabilir alanlardan karşılanabilirken, ilave alan gereksiniminin ise merkez kentin dışındaki yeni sanayi alanları ile konut alanlarının bulunduğu saçaklanmış yerleşme merkezleri çevresinde düzenlenmiş kentsel gelişme alanlarından ve bu planda önerilen yatırım kararlarının çevresindeki yerleşim alanlarından karşılanmasının hedeflendiği, imar planlarında konut alanı olarak ayrılmış ancak günümüze kadar yapılaşmasını tamamlamamış alanların dağılımına bakıldığında ise, Menemen çevresinde, yapılaşmamış planlı alanların varlığının dikkat çekici olduğu ifade edilmiştir. Anılan raporda, Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleleri arasında önerilen kentsel gelişme alanına yönelik ise özel bir açıklamaya yer verilmemiştir.<br>Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemelerin yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerekmektedir.<br>Plan açıklama raporunda, Menemen çevresinde, yapılaşmamış planlı alanların varlığına değinildiği halde, hangi sebebe ve ihtiyaca dayalı olarak getirildiğine yönelik bir açıklama yapılmaksızın, Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleleri arasında kalan alanın, kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinin, plan açıklama raporu ile plan paftası arasında çelişki oluşturduğu açıktır.<br>Bu durumda, dava konusu çevre düzeni planının Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleleri arasında kalan alanın, kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesine yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.<br>İtiraz-26<br>Dava dilekçesinde;<br>Plan açıklama raporunun 40. sayfasında “Menderes ilçe merkezinin güneyinde öngörülen gelişme alanlarının bir bölümü iptal edilirken, kuzeyde plan dışı kalmış mevcut yapılaşmaların bulunduğu bölüm gelişme alanı olarak düzenlenmiştir” şeklinde belirtilmesine karşın plan gösteriminde Cumaovası'nda tarımsal niteliği yüksek olan arazilerin “gelişme alanı” olarak belirtildiği ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Menderes ilçesinin de çevre düzeni planı değişikliği ile kentsel gelişme alanlarının mevcut arazi kullanım kararları doğrultusunda yeniden düzenlendiği yerleşim birimlerinden olduğu, İlçe merkezinin batısında, yaklaşık 270 hektar olan kentsel gelişme alanının, tarım arazisine dönüştürüldüğü (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 53) savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan alan 2018 yılında onaylanan çevre düzeni planı, 2020 ylılında onayanan çevre düzeni planı ve plan açıklama raporları incelenerek değerlendirilmiştir.<br>Adnan Menderes Havaalanına komşu bir konumda bulunan Menderes yerleşimi aynı zamanda Tahtalı Barajı Havzası içinde yer almaktadır. İlçenin Kısık Mahallesi’nde Kısıkköy Ağaç işleri sanayi sitesi ve Sarnıç Mahallesi’nde tekstil ve mobilya üretimi konusunda uzmanlaşmış bir küçük sanayi sitesi bulunmaktadır. İlçede ayrıca 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kapsamında önerilen depolama alanları yer almaktadır. İlçeye ilişkin en önemli planlama kararı Menderes-Aliağa demiryolu hattının metro standardına getirilmesi ve hattın güneyde Torbalı ve Selçuk’a kadar, kuzeyde Bergama'ya kadar uzatılmasıdır.<br>Böyle bir bağlam içinde yer alan yerleşimin nüfusunun artma olasılığı oldukça yüksektir. Bu artışa göre de kentsel gelişim alanı önerilerinin bulunması anlaşılabilir. Ancak kentsel gelişim alanlarının büyüklüklerinin değerlendirilebilmesi için nüfus artışının ne kadar olacağının nesnel, bilimsel ölçütlerle belirlenmesi gerekmektedir. Kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünün belirlenmesi konusundaki en önemli ölçüt de nüfus verisidir. Plan açıklama raporunda merkez kenti oluşturan ilçeler arasında yer alan Menderes için ayrıca bir nüfus kestiriminde bulunulmamıştır. Kurulumuz, böyle bir değerlendirme olmadan kentsel gelişim önerilerini değerlendirmenin olanaksızlığına dikkat çekerek, bilimsel temele dayanmayan ve nesnel gerekçeleri oluşmayan bu tür plan önerileri şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır.<br>Bunun yanında dava dosyasında sunulan kaynakların incelemesi sonucunda davaya konu olan alanla ilişkili olarak 2018 yılında onaylanan çevre düzeni planı kapsamında Menderes yerleşimi ile demiryolu hattı arasında kalan alanın kentsel gelişim alanı olmaktan çıkarıldığı görülmüştür. Sonrasında kabul edilen 2020 tarihli Çevre Düzeni Planında ise bu alanın yeniden kentsel gelişim alanı ilan edildiği saptanmış bu değişikliklerin nedenleri ise bilirkişi kurumuz tarafından anlaşılamamıştır. Kurulumuz, bilimsel ve nesnel verilere dayanmayan yer seçim kararlarının bu tür değişikliklere açık olacağını savunmakta, her türlü planlama kararının bu bakış açısıyla değerlendirilmesinin ve plan önerilerin bu değerlendirme çerçevesinde gerçekleşmesinin şehircilik ve planlama ilkeleriyle uyum sağlamanın tek yolu olduğunun altını çizmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Uyuşmazlık konusu Menderes yerleşimi ile demiryolu hattı arasında kalan alan 2015 onay tarihli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı kullanımında iken dava konusu 2018 onay tarihli çevre düzeni planı kapsamında kentsel gelişim alanı olmaktan çıkarıldığı ve tarım alanı olarak kabul edildiği görülmüştür.<br>Bu itibarla, davacının ileri sürdüğü gibi bir kentsel gelişme alanı kullanımı öngörülmediği anlaşıldığından, bu itiraz açısından davanın reddi gerekmektedir.<br><br>İtiraz-27<br>Dava dilekçesinde;<br>Seferihisar ilçesinde nüfusun 8 yılda %120 artacağının öngörüldüğü, Sığacık’ta turizm tercihli kullanım alanının büyütüldüğü, oysa Seferihisar İlçesinin yavaş şehir (Cittaslow) ünvanı ile korunması gereken özel bir yerleşim olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Seferihisar ilçesinde de plan nüfus kabullerinin ilçenin tamamına yönelik olduğu, bununla birlikte Sığacık Mahallesi'nde tercihli kullanım alanlarının genişletilmediği, aksine 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak daraltıldığı (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 45) savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan alan 2018 yılında onaylanan çevre düzeni planı, 2020 ylılında onayanan çevre düzeni planı, plan raporları ve uydu görüntüleri kullanılarak ele alınmıştır.<br>Davaya konu plan kapsamında Seferihisar İlçesinin nüfusu 2017 yılında 40.785 kişi iken plan öngörüleri çerçevesinde ilçe nüfusunun 2025 yılında 88 bin kişi olacağı hesaplanmıştır. İlçenin 2020 yılındaki nüfusunu TÜİK 48.320 kişi olarak belirtmiştir. 3 yıl içinde yaklaşık 4.500 kişi artan nüfusun aynı artış oranıyla 2025 yılında yaklaşık 20 bin kişi artacağı ve yaklaşık 61 bin kişiye ulaşacağı hesaplanabilir. Kaba hesapla ulaşılan nüfus ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında çok büyük bir fark oluşmaktadır. Plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği görülmektedir. Kurulumuz, Seferihisar İlçesi kapsamında önerilen ve var olan yerleşik alandan çok daha geniş alana yayıldığı gözlenen kentsel gelişim alanlarının teknik ve toplumsal gerekçeleri oluşmadığı için kararı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulmuştur.<br>Sığacık ilçesi özelinde, geneli var olan gelişim alanları üzerinde bulunsa da, planda belirtilen turizm tesis alanlarının ve tercihli kullanım alanlarının gösteriminde bölgedeki arkeolojik sit alanlarının ve doğal bağlantıların göz önünde bulundurulmadığı görülmektedir. Ayrıntıları alt ölçekli planlarda tanımlanabilecek yeşil koridorlar ve bu koridorlarla ilişkilendirilebilecek açık-yeşil alan kullanımlarının bu ölçekte geliştirilmesi olanaklıdır (Şekil 72’de turuncu oklar). Var olan açık alanların kullanımıyla (arkeolojik alanlar özelinde bu alanların korunması ile) oluşturulacak kıyı-artbölge bağlantıları üst ölçekli planda kurgulanmalı ve alt ölçekli planları yönlendirmelidir. Böylelikle kıyıların, kıyı-doğal yaşam ve kıyı-insan ilişkileri açısından kullanılması, korunması, kıyıların kamusallığının sağlanması ve ekosistem bütünlüğü açısından önemlidir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Uyuşmazlığa konu alanın, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da tercihli kullanım alanında kaldığı, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı görülmekle birlikte, plan notlarının 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır. <br>Bu itibarla, davacı tarafından ileri sürülen itiraz açısından davanın reddi gerekmektedir.<br><br>İtiraz-28<br>Dava dilekçesinde;<br>Ayrancılar, Pancar, Yazıbaşı Mahallelerinde tarım alanı olarak belirlenen alanların sanayi alanına dönüştürüldüğü ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>OSB alanlarına ilişkin yer seçimlerinin çevre düzeni planı kararları ile yapılmadığı, çevre düzeni planının plan açıklama raporunda yapılan açıklamanın Kula OSB’ye ilişkin bir saptama olduğu, ancak bu saptamanın yapılmış olmasının yer seçimi kesinleşen bir OSB’nin plana işlenmesine aykırı bir durum oluşturmadığı, aksine, kesinleşmiş OSB alanlarının planlara işlenmesinin yasal zorunluluk olduğu, dava konusu OSB’nin, yer seçiminde bir aykırılık tespit edilmesi halinde bu aykırılığı gidermenin, OSB yer seçimi Komisyonunun görevi olduğu savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Uyuşmazlığa konu olan alan 2018 yılında onaylanan çevre düzeni planı, 2020 yılında onayanan çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, planlara ilişkin açıklama raporları ve uydu görüntüleri kullanılarak değerlendirilmiştir.<br>Pancar, Ayrancılar, Yazıbaşı yerleşim bölgesinin çevresinde yer alan sanayi alanlarına ilişkin yapılan incelemeler sonucunda 2018 yılında onaylanıp sonrasında onayı kaldırılan Çevre Düzeni Planındaki kararlar ile 2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı kararları arasında plan yaklaşımına ve mekansal örgütlenmeye etki edecek bir fark görülmemiştir. İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planındaki plan kararları ile 1/100.000 ölçekli plan kararları arasında ise en belirgin fark ise, Pancar yerleşiminin doğusunda kalan sanayi alanının demiryolu ile taşıt yolu kesişimine kadar büyütülmesidir. Keşif gezisinde edinilen izlenim ve uydu görüntülerin edinilen bilgiler doğrultusunda plan kararlarıyla var olan yapılaşma arasında önemli bir uyumsuzluk da saptanmamıştır.<br>Kurulumuz sürekliliklerin korunması ilkesinin önemli bir planlama yaklaşımı olduğu konusunda hemfikirdir. Konuya bu doğrultudan yaklaşınca ana yolların kesişiminde kalmış ve sanayi alanlarının komşuluğunda olan bir alanın da sanayi sürekliliğini sağlayacak şekilde gelişmesi doğru yaklaşım olacaktır. Kurulumuz, bu nedenle, planın sanayi gelişimi öngösünü şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyumlu bulmaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın açıklama raporunun 4.4.4.3.1 sayılı maddesinde, İzmir Merkez Kent içinde güneyde Pancar'da Tahtalı Barajı Havzası sınırları dışında onaylı imar planları bulunan sanayi alanlarının, çevre düzeni planına aktarılırken, bu alanda mevcut imar planı kararlarına göre uygulama yapılmasının benimsendiği (syf.52), Ayrancılar-Pancar-Yazıbaşı bölgesinde mevcut durumda bütünleşik halde sanayi tesislerinin kurulduğu, tarımsal niteliğini yitirerek yapılaşmış bölümlerin planda sanayi alanı olarak düzenlendiği, bu bölgelerdeki imar planlarının, planlama aşamasında gerekli olan tüm kurum ve kuruluş görüşlerinin yeniden alınması sonrasında çevre düzeni planı kararları doğrultusunda revize edilmesinin gerekliliğinin de çevre düzeni planının kararlarından olduğu (syf.53), Pancar Mahallesi sınırları içinde, Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenmiş ve henüz yapılaşmanın başlamamış olduğu alan çevresindeki sanayi alanlarının organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesi, var olan ve gelecekte daha da büyümesi kaçınılmaz olan çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu, bu alanın bütünleşik olarak organize sanayi bölgesine dönüştürülmesinin gerek çevresel açıdan gerekse altyapı açısından uygun olduğunun değerlendirildiği (syf.54), 3.4.3 sayılı maddesinde, İzmir-Torbalı aksında Torbalı belediye sınırları içinde yapılmış olan tesislerin önemli tarımsal alanların ortadan kaldırılmasına neden olduğu, aynı bölgede, Ayrancılar-Pancar aksında yerel yönetimler tarafından onaylanan imar planlarıyla endüstriyel gelişmelerin önünün açıldığı, bölgede yer seçimi yapılmış organize sanayi bölgeleri boş kalırken, altyapısız, arıtmasız planlanmış alanlarda hızla yeni yapılaşmaların gerçekleştiği (syf.17) açıklanmıştır. <br>Plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacağı, bu planın onay tarihinden önce mevzii imar planları onaylanmış, ilgili idaresine başvurarak yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış ve bu ruhsatlara uygun olarak faaliyetin sürdürüldüğü yapıların bulunduğu alanlarda faaliyetlere devam edileceği, ancak bu alanlarda bu plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artışı ve arazi kullanım türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamayacağı belirtilmiş, 4.11 sayılı maddesinde, sanayi alanları: orta ve büyük ölçekli sanayi işletmelerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olarak, çevre ve sağlık koşulları gözetilerek, toplu olarak yer almaları öngörülen her türlü sanayi tesislerinin yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmış, 4.42 sayılı maddesinde, "Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir." şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmış, 8.7.1 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa tabi tarım arazilerinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflamasının, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı belirtilmiş, tarım arazileri ile ilgili genel kurallar getirildikten sonra, devamı maddelerde tarım arazilerinin niteliğine göre yapılaşma şartları belirtilmiş, 8.7.10 sayılı maddesinde de: “Bu planın onayından önce yürürlükteki mevzuat uyarınca, inşaat ruhsatı veya yapı kullanma izni verilmiş olan tarımsal amaçlı yapılara ilişkin haklar saklıdır.” kuralına yer verilmiştir.<br>Davaya konu çevre düzeni planının plan açıklama raporunun 4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği, 4.4.9 sayılı maddesinde Çevre düzeni planları sınırları içinde kalan tarımsal nitelikli alanların tarımsal niteliği korunacak alanlar, özel mahsul alanları ve bağ alanları olarak veri tabanına üç farklı tanım içinde aktarıldığı, planda ise tümünün tarımsal niteliği korunacak alanlar olarak tanımlandığı, başta ifraz koşulları olmak üzere bu alanlardaki uygulamanın 5403 sayılı Toprak Koruma Kullanımı Kanunu ile bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmelikler uyarınca yapılmasının kurala bağlandığı, tarım alanlarında, ilgili mevzuat doğrultusunda yapılacak belirlemelerin temel alınarak geçerli olacak koruma ve kullanım koşullarının plan hükümleri arasında düzenlendiği, plan hükümlerinde yapılan düzenleme ile tarımsal niteliği korunacak alanlarda tarımsal amaçlı yapılaşmalar ve çiftçinin barınmasına yönelik yapılaşma istemlerine ilişkin kuralların ayrı ayrı belirlendiği, bunun yanında planlama bölgesi sınırları içindeki alanlarda 5403 sayılı Yasa öncesinde geçerli mevzuat uyarınca ilgili kurumlarca tarım dışı kullanıma uygun bulunmuş alanlarda verilmiş, bu görüşler doğrultusunda hazırlanmış nazım ve uygulama imar planlarından, arazi kullanım kararları çevre düzeni planının arazi kullanım kararlarıyla çelişmeyen bölümlerinde yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planlarının yapılaşmaya ve ifraza ilişkin kararların geçerli olduğuna dair bir düzenlemeye de plan hükümleri arasında yer verildiği belirtilmiştir.<br>Plan açıklama raporunda, Pancar'da Tahtalı Barajı Havzası sınırları dışında onaylı imar planları bulunan sanayi alanlarının, çevre düzeni planına aktarıldığı, Pancar Mahallesi sınırları içinde, çevresindeki sanayi alanlarının belirlenmiş olan organize sanayi bölgesi ile birleştirilmesinin çevresel sorunların önlenebilmesi için zorunlu olduğu belirtilmiş, ayrıca İzmir-Torbalı aksında Torbalı belediye sınırları içinde yapılmış olan tesislerin önemli tarımsal alanların ortadan kaldırılmasına neden olduğu, aynı bölgede, Ayrancılar-Pancar aksında yerel yönetimler tarafından onaylanan imar planlarıyla endüstriyel gelişmelerin önünün açıldığı, bölgede yer seçimi yapılmış organize sanayi bölgeleri boş kalırken, altyapısız, arıtmasız planlanmış alanlarda hızla yeni yapılaşmaların gerçekleştiği olgusuna da dikkat çekildiği görülmüştür.<br> Pancar yerleşim yerlerinin bulunduğu alanda demiryolu hattının yanında organize sanayi bölgesi öngörülmüş, endüstriyel gelişmelerin organize sanayi bölgeleri içine yönlendirilmesi, düzensiz gelişmiş endüstriyel alanlara organize nitelik kazandırılması planın geliştirme ilkeleri arasında sayılmıştır. <br>Davalı idarece Pancar Mahallesinde yer alan sanayi alanlarının büyük ölçüde dava konusu planın öncesinde oluşmuş ve fiili durumda işletme halindeki sanayi tesislerinin bulunduğu alanlar ile yine çevre düzeni planı onayı öncesinde 4562 sayılı Kanun kapsamında yer seçimi yapılan İzmir Pancar OSB alanından oluştuğu, mevcut sanayi alanları dışında yeni sanayi alanı öngörüsünde bulunulmadığı ifade edilmiştir.<br> Plan açıklama raporu ve plan notları değerlendiğinde, Tahtalı baraj havzası ve tarım arazilerinin korunmasına yönelik kurallar getirildiği, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı açık olduğundan itiraz konusu alanlara ilişkin organize sanayi bölgesi etrafında, demiryolu ve karayoluna yakın konumda sanayinin gelişme yönünün belirlenmesinde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br><br><br>İtiraz-29<br>Dava dilekçesinde;<br>Torbalı, Subaşı Mahallesinde tarım alanlarının sanayi alanlarına dönüştürüldüğü görüldüğünden bu plan kararının planlamaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<br><br>Savunmada;<br>Torbalı-Subaşı yerleşiminde yer alan sanayi alanlarına ilişkin iddialarda mevcut durumda işletme halinde olan sanayi ve depolama tesislerinin göz ardı edildiği, söz konusu bölgenin çevre düzeni planının onayından önce oluştuğu savunulmuştur.<br><br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Subaşı yerleşiminin batısında yer alan sanayi ve depolama alanına ilişkin gösterimler her iki planda da bulunmaktadır. Alanın konumu ve büyüklüğüyle ilgili olarak iki plan arasında bir fark görülmemiştir. Alanda var olan sanayi ve depo yapılaşması uydu fotoğrafı kullanılarak incelendiğinde önerilerden farklılaşan bir yapılaşma düzeni görülmüştür. Kırmızı çizgilerle işaretlenmiş üçgen alanın tamamı ve bu üçgenin doğusunda kalan alan, plan gösterimlerinde boşluk bırakmayacak şekilde sanayi ve depolama alanı olarak gösterilmesine rağmen var olan durum plan gösteriminden farklılaşmaktadır. Belirlenen üçgen alanın içinde, oldukça az oranda sanayi ve/veya depolama alanı bulunurken alanın çoğunluğunda tarımsal etkinliklerin yapıldığı görünmektedir. Belirlenen üçgen alan ile yerleşim arasında kalan bölgede ise sanayi ve deoplama etkinliklerinin görece daha yoğun şekilde var olduğu görülmektedir.<br>Plan Açıklama Raporunda Torbalı genelinde yapılan değerlendirmelerde yerleşimin verimli tarım alanlarıyla çevreli olduğu ve bu alanların gelişim baskısı altında kaldığı aktarılmaktadır. Bunun yanında Torbalı ve çevresinin sanayi gelişimini hızla sürdürdüğünün de altı çizilmektedir. Torbalı yerleşimi ve çevresinin içinde bulunduğu durum, “koruma-kullanma” ikilemi şeklinde ifade bulan bir olguya işaret etmektedir. Bu durumda bir denge bulunması ve bu dengenin hem koruma hem de kullanma kararlarını nasıl kurgulandığı ve mekansallaştırıldığı üzerinden yorumlanabilmektedir. Plan Açıklama Raporunda “koruma kullanma dengesinden” sıklıkla söz edilmeke, kavrama her aşamada vurgu yapılmaktadır. Bu yaklaşım İzmir-Manisa planlama bölgesi için benimsenmesi gerekli olan yaklaşımdır. Ancak konunun kurgusal ve mekansal olarak nasıl ele alındığına ilişkin bilgiler ne ilgili raporlara, açıklama belgelerine ne de plana yansıtılmamıştır. Böyle bir temelden yoksun olan planın hem koruma hem kullanma bakış açılarından değerlendirilmesi de olanaklı olamamaktadır.<br>Kurulumuz planlama bölgesinin tarihi, doğal ve kültürel değerlerini gözeterek, sonradan geri dönüşü olamayacak zararları bu değerleri odağına koyarak değerlendirmektedir. Bu bakış açısında “koruma-kullanma” yaklaşımının nesnel, bilimsel verilerle tanımlanmadığı durumlarda “korumayı” destekleyen bir yaklaşımın benimsenmesi doğru bulunmuştur. Kurulumuz, itiraza konu olan Subaşı yerleşimi özelinde plana işlenmiş olan sanayi ve depolama alanları önerisinin var olan durumu yansıtmaması ve önerinin sanayi-depolama alanlarının gelişimiyle ilgili bilimsel bir yaklaşım çerçevesinde sunulmaması nedeniyle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyum içinde olmadığı görüşüne varmıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Dava konusu planın plan açıklama raporunda, 5747 sayılı Yasa ile Torbalı’nın mahallesi durumuna gelen Subaşı yerleşmesinde, onaylı imar planlarında var olan gelişme alanlarının yeterli olduğu, Çaybaşı, belediye sınırları içine 5216 sayılı Yasa ile katılarak mahalleye dönüşen köylerin yerleşik alanları çevresindeki planların ise bu planda kırsal yerleşmeler için öngörülen planlama kurallarına uyularak planlanmasının öngörüldüğü, Subaşı sınırları içinde, mutlak tarım alanları üzerinde ilgili kurum görüşleri alınmadan planlanmış olan sanayi alanlarının ise yoğun yapılaşmış bir bölümü korunurken, İzmir-Aydın karayoluna cepheli bölümlerinde ise planların iptal edilerek bu alanların tarımsal niteliği korunacak alanlara dönüştürüldüğü belirtilmiştir. (syf.39)<br>Plan açıklama raporunda da uyuşmazlığa konu alanda tarımsal niteliği korunacak alanların var olduğu belirtilmesine karşılık İzmir Tarım İl Müdürlüğünün yazısı ile tarım dışı kullanıma izin verilmemiş olan ve yüzölçüm olarak Subaşı yerleşim alanının çok üzerinde tarım arazisinin sanayi-depolama alanı olarak planlandığı görülmüştür. Söz konusu alanda bu büyüklükte bir sanayi depolama alanı yaratılmak istenilmesinin gerekçesi anlaşılamamıştır. Alanın çevresine bakıldığında böyle bir kullanımla yakın ilişkide olabilecek bir kullanım var olmadığı gibi böyle bir ihtiyacın oluşabileceğine yönelik bir gelişme öngörüsünün de bulunmadığı görülmüştür. Bu büyüklükte sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından bu kısma ilişkin dava konusu planda 5403 sayılı Kanuna, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.<br>Davalı tarafından mevcut durumdaki sanayi ve depolama tesislerinin bilirkişi değerlendirmesinde göz ardı edildiği ileri sürülmüş ise de, söz konusu alanın büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu plan ölçeğinde değerlendirilmesi gereken stratejik öneme sahip mekansal bir karar olduğundan bu iddia kabul edilmemiştir.<br><br>İtiraz-30 Urla İlçesi, Yelaltı ve Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanları<br>Genel olarak dava dilekçesinde;<br>Urla ilçesinde 8 yılda nüfusun neredeyse 2 katına çıkacağının öngörüldüğü, bu artış doğrultusunda tarımsal alanların yapılaşmaya açıldığı ve bölgede yer alan doğal alanlar ve diğer tarım alanları üzerinde bir yapılaşma baskısı oluşturulduğu, Urla Merkez, Yelaltı Mevkii ve Özbek Köyünün bu alanda öne çıktığı ileri sürülmüştür.<br><br>Genel olarak savunmada;<br>Çevre düzeni planında ilçeler için belirlenen kabul nüfuslarının, ilçe merkezleri ile ilçe içerisinde yer alan tüm kentsel ve kırsal yerleşimlerin tamamına yönelik olduğu, çevre düzeni planı değişikliği ile Urla'da yeni kentsel gelişme alanının açılmadığı, aksine Urla ilçe merkezinde 172 hektar, Özbek Mahallesinde 125 hektar, İçmeler Mahallesinde 62 hektar kentsel gelişme alanının mevcut arazi kullanım kararları doğrultusunda tarım arazisi ve orman alanı olarak düzenlendiği (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu, konu: 55, 56, 57) savunulmuştur.<br><br>İtiraz-30.1 Urla İlçesi, Merkez Yelaltı Mevkiinde öngörülen kentsel gelişme alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Urla yerleşimi merkez alanında ve çevresinde yer alan kentsel gelişim alanı gösterimleri her iki planda da bulunmaktadır. Planlar arasıda uyuşmazlığa konu alanlar özelinde farklılıklar bulunmasına rağmen plan gösterimi ve soyutlama düzeyi göz önüne alındığında söz konusu farklılıkların davacı iddialarını etkileyecek düzeyde olmadığı saptanmıştır.<br>Davaya konu plan kapsamında Urla İlçesinin nüfusu 2017 yılında yaklaşık 65 bin kişi iken plan öngörüleri çerçevesinde ilçe nüfusunun 2025 yılında 112 bin kişi olacağı hesaplanmıştır. İlçenin 2020 yılındaki nüfusunu TUİK 69.550 kişi olarak belirtmiştir. 3 yıl içinde yaklaşık<br>4.550 kişi artan nüfusun aynı artış oranıyla 2025 yılında yaklaşık 5.700 kişi artacağı ve yaklaşık 75.250 kişiye ulaşacağı hesaplanabilir. Kaba hesapla ulaşılan nüfus ile plan kestirimleri kapsamında hesaplanan nüfus arasında çok büyük bir fark (yaklaşık 37 bin kişi) oluşmaktadır. Plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği görülmektedir. Kurulumuz, Urla İlçesi kapsamında önerilen kentsel gelişim alanlarının teknik ve toplumsal gerekçeleri oluşmadığı için kararı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulmaktadır.<br>Benzer durum Yelaltı yerleşimi ve bu yerleşim çevresinde önerilen “kentsel gelişim alanları” önerileri için de geçerlidir. Yelaltı yerleşimindeki kentsel gelişim alanı kararı, var olan yerleşim alanı büyüklüğüne neredeyse eşdeğerdir ya da bundan daha fazladır. Dava konusu planda, bu karara temel olması gereken bilimsel bir değerlendirme bulunmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmıştır. Alt ölçekli planlama çalışmalarında tarım arazileri için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılabileceği açıktır. <br>Bu durumda dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br><br>İtiraz-30.2 Urla İlçesi, Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanı<br>Bilirkişi değerlendirmesi;<br>"Özbek yerleşimi özelinde yapılan incelemede de, yukarıdakine benzer şekilde, kentsel gelişme alanlarının bilimsel gerekçelerinin oluşmadığı düşünülmektedir. Bunun yanında, Kurulumuz, Özbek yerleşimindeki kentsel gelişim alanlarına yönelik yaptığı değerlendirmede, Plan Açıklama Raporunda vurgulanan ilkelerle çelişen durumlar belirlemiştir. Raporda sıklıkla eleştirilen “mevzi gelişmeler” ve “parçalı gelişim” örüntüsü Özbek Köyü’nün güneybatısında önerilen kentsel gelişim alanı Şekil 79’da (1) notasyonunda görüldüğü üzere yeniden tekrarlanmakta ve korunması gereken alanlar üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinen bu gelişim modeli plan önerisi şeklinde cesaretlendirilmektedir. Kurulumuz bu tür bir yaklaşımın şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uymadığı sonucuna varmıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br><br>Dairemizce yapılan değerlendirmede;<br>Uyuşmazlık konusu alanın çevresinde D harfi notasyonu ile doğal sit alanı ve A notasyonu ile arkeolojik sit alanları yer aldığı, doğal sit ve arkeolojik sit niteliği bulunan bölgedeki planlama yaklaşımının, çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal alanların hassasiyetle sürdürülmesi gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararı ile koruma-kullanma ilkeleri kapsamında, doğal çevrenin korunmasını sağlayacak herhangi bir stratejik karar geliştirmediği, mevcut haliyle orman alanları ve tarım alanlarından oluşan bölgenin tam ortasında ve yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu, etrafında hiçbir şekilde yapılaşma imkanı verilmeyen kullanımlardan oluşan bölgenin ortasında kalan alana dava konusu plan kararı ile yeni bir yapılaşma imkanı getirilerek bölgenin ihtiyacı olan doğal kullanımların imkansız hale geleceği ve sınırlı büyüklükteki doğal alanların yapılaşmaya açılacağı görüldüğünden, dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından söz konusu alanda öngörülen kentsel gelişme alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Dava konusu plan kararlarından;<br>-4.2 sayılı itirazda yer alan Bergama Allianoi termal turizm kültür ve koruma gelişme bölgesi sınırı ve turizm tesis alanı,<br>-5 sayılı itirazda yer alan Zeytindağ ile Örlemiş arasındaki sanayi alanı,<br>-6 sayılı itirazda yer alan Bornova İlçesi, Karaçam Köyü kentsel yerleşik alan,<br>-9.2 sayılı itirazda yer alan Reisdere kentsel gelişme alanı,<br>-9.3 sayılı itirazda yer alan Ilıca turizm tesis alanı,<br>-9.4 sayılı itirazda yer alan Alaçatı kentsel gelişme alanı,<br>-14.1 sayılı itirazda yer alan Karaburun Bozköy kuzeyi kentsel gelişme alanı,<br>-16.1 sayılı itirazda yer alan Kemalpaşa İlçesi Yukarı Kızılca Mahallesi Kurudere'nin kuzeydoğusunda öngörülen doğal sit alanı notasyonunda özel proje alanı ve tercihli kullanım alanı,<br>-25 sayılı itirazda yer alan Menemen-Emiralem-Göktepe Mahalleler arasında bulunan kentsel gelişme alanı,<br>-29 sayılı itirazda yer alan Torbalı İlçesi, Subaşı Mahallesinde bulunan sanayi alanı,<br>-30.2 sayılı itirazda yer alan Urla İlçesi, Özbek Köyü'nde öngörülen kentsel gelişme alanı kullanım kararlarının İPTALİNE,<br>2. Dava konusu plan kararlarından; 20, 21, 23.2, 24 sayılı itirazlar yönünden DAVANIN EHLİYET NEDENİYLE REDDİNE,<br>3. Diğer açılardan DAVANIN REDDİNE,<br>4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam...-TL yargılama giderinin yarısı olan ...-TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına,...-TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,<br>5. Dava kısmen iptal kısmen ret ile sonuçlandığından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>6. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından keşif ve bilirkişi giderleri için yatırılan ...-TL avansın ...-TL'sinin davacıdan,...-TL'sinin ise davalı idareden alınıp Hazine adına yatırılması için kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı BaşHukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü'ne tebliğine,<br>7. Keşif avansından artan ...-TL tutarın kararın kesinleşmesinden sonra Maliye Bakanlığı BaşHukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü'ne iadesine,<br>8. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,<br>9. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 19/03/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br><br><br><br><br></font></p></body></html>
ruhsat