<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2023/2829 E.  ,  2025/351 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br>Esas No:2023/2829<br>Karar No:2025/351<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. ...<br> <br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ... tarihinde saat ...'te yayınlanan "..." adlı programda 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer verilen "Yayın hizmetleri ... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle anılan Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 28.238,00-TL idari para cezası verilmesi ile aynı ihlalin tekrarı halinde yayın durdurma ve lisans iptali yaptırımlarının uygulanacağının bildirilmesine ilişkin ...tarih ve ... sayılı Radyo ve Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ...gün ve E:..., K:...sayılı kararda; program konuğu tarafından, özetle; "Şu anda bir darbe yönetimi tarafından yönetiliyoruz. 15 Temmuz'dan sonra 20 Temmuz darbesini gerçekleştiren bir darbe yönetimi tarafından yönetiliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nde bir tek darbeci var. Adı ...'dır. Darbe ile yönetiyorsunuz, tüm diktatörlerin başına gelen onun da başına gelecektir. Galip olan iyiler, galip olan millet, galip olan Cumhuriyet olacaktır. Türkiye'nin tek kurtuluşu...'ın iktidardan gitmesidir." şeklinde beyanlarda bulunulduğu, kullanılan ifadelerin ifade özgürlüğü ve yasama sorumsuzluğu sınırları içerisinde kaldığı iddia edilmekte ise de, söz konusu ifadelerin kişi ve kurumları itham edici, küçük düşürücü, aşağılayıcı nitelikte olduğu anlaşıldığından dava konusu Üst Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, yaptırıma konu yayında yer verilen ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü mahiyette olmadığı, kamu yararı gözetilerek yayınlandığı, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Davacı şirkete ait televizyon kanalında 13/04/2021 tarihinde yayınlanan programın kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içerdiğinden bahisle davacı şirkete idari para cezası verilmesine ve aynı ihlalin tekrarı halinde yayın durdurma ve lisans iptali yaptırımlarının uygulanacağının bildirilmesine karar verilmiştir.<br> Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevlerinin Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; 12. maddesinde, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu; 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı; 26. maddesinde, herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu hürriyetin resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsadığı, bu hürriyetlerin kullanılmasının millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği; 28. maddesinde, basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.<br> 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi, ifade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması, medya hizmet sağlayıcılarının idari, malî ve teknik yapıları ve yükümlülükleri ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşu, teşkilatı, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları belirlemektir."; "Yayın hizmeti ilkeleri" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere uygun olarak sunarlar. Yayın hizmetleri; (...) (ç) İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez."; "İdari yaptırımlar" başlıklı 32. maddesinin ikinci fıkrasında, "8. maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. (...)" kuralı yer almıştır.<br> Yayın ihlaline konu programın yayınlandığı günlerde kamuoyunda Cumhurbaşkanının tek yanlı iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin tarafı olduğu Montro Boğazlar Sözleşmesinden çekilme kararı vermeye yetkili olduğu yolunda tartışmalar yapılmıştır.<br> Bu tartışmaların gerçekleştiği günlerde, 04/04/2021 tarihinde, bazı emekli deniz subaylarınca "Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır. Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye'ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. (...) Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz. (...)" şeklindeki açıklamaların yer aldığı bir bildiri yayınlanmıştır.<br> Cumhurbaşkanı, bildirinin yayınlandığı günün ertesi günü, 05/04/2022 tarihinde, söz konusu bildiri hakkında "... Emekli amirallerin vazifesi 104 tanesi bir araya gelerek siyasi bir tartışma konusunda darbe imaları içeren bildiriler yayınlamak değildir. ... Tartışmanın sebebi kesinlikle ifade özgürlüğü meselesi değildir. Buna ifade özgürlüğü diyemeyiz. İfade özgürlüğü, seçilmiş yönetimi darbeyle tehdit eden cümleleri kapsamaz. Türkiye'de demokrasiye yönelik her saldırı, bu tarz bildirilerin ardından gelmiştir. ... Bu işin merkezinde aslında anamuhalefet partisinin ta kendisi var. ..." şeklinde ifadeler içeren bir demeç vermiştir.<br> Cumhurbaşkanının kamuoyunda "Montrö Bildirisi" olarak adlandırılan bildiri hakkındaki açıklamaları üzerine aynı doğrultuda açıklama yapan, yazı yazan ve basına demeç veren pek çok kimse tarafından söz konusu bildiri "darbe bildirisi" olarak nitelendirilmiştir. Diğer taraftan, anılan bildiride ileri sürülen iddiaları destekleyen haberler ve yorumlar da yapılmış, bu yönde yazılar yazılmış, çeşitli yazarlar ve siyasetçiler tarafından bildirinin lehinde değerlendirmeler de yapılmıştır.<br><br> Konuya ilişkin olarak 13/04/2021 tarihinde davacı şirkete ait televizyon kanalında anılan tarihte anamuhalefet partisinin genel başkan yardımcısı olan ... tarafından; "(...) Şimdi biz... olarak da ve muhalefet partilerinin tümü aslında Türkiye'ye şöyle sesleniyoruz. Diyoruz ki; şu anda bir darbe yönetimi tarafından yönetiliyoruz. 15 Temmuz'dan sonra 20 Temmuz darbesini gerçekleştiren, bir darbe yönetimi tarafından yönetiliyoruz. Nedir bu darbe yönetimi, nasıldır? Darbe anayasayı askıya alır, di mi? Peki şu anda anayasa askıda mıdır? Elbette, askıdadır. Anayasa mahkemelerini yerel mahkemelerle hiçe sayan bir sistem yürüyor. Anayasa mahkemesi bir karar alıyor. Yerel mahkeme bunu hayır ben uygulamıyorum diyebiliyor. Peki darbelerde meclis askıya alınır mı? Evet alınıyor. Peki, şimdi alındı mı meclis askıya? Askıya alındı. Neden? Güvenlik soruşturmasıyla ilgili gelen yasa muhalefetin oylarıyla reddediliyor, muhalefetin oylarıyla reddediliyor. Çünkü kendileri o anda Genel Kurul salonunda yoklar. Ama karar çıkıyor. Meclis başkanı reddedilmiştir diyor. Ama daha sonra Genel Kurulda tekrar bir tezkere getirtip orada oylatıp tekrar bu kararı çıkartıyorlar. Şimdi bütün bunlar peki hukukla ilgili, yargıyla ilgili bunlar askıya alınıyor mu? Alındı mı? Elbette alındı. Gerek Genel Başkanımızla ilgili, gerek başka davalarla ilgili, davalarda kendi istedikleri gibi çıkmayan davaların hâkimlerini görevden aldılar, görevden aldılar. Yerine kendi istedikleri kararı çıkartacak hakimleri ve savcıları atadılar ve o kararları çıkarttılar. Şimdi bu darbe yönetimi değil de nedir? Peki meclis mi çıkartıyor yasaları yoksa Cumhurbaşkanı karar ve kararnameleriyle bir kişi mi yürütüyor? Şu anda bir kişinin dediği mi oluyor yoksa meclisin aldığı kararlar mı uygulamaya geçiyor? Bir kişi bir karar alıyor. Varlığını Türk varlığına değil ... varlığına armağan etmiş başka bir siyasi parti, iktidardaki azınlığı destekleyerek bir kişinin aldığı kararları noter gibi orada oyluyor. Şimdi böyle bir durumda biz demokrasiden, özgürlükten bahsedebilir miyiz? Bu şu andaki uygulama tam bir darbe uygulamasıdır. Her yönüyle bir darbe uygulamasıdır. O yüzden birincisi darbe gelecek mi, gelmeyecek mi tartışmalarını bir tarafa bırakmamız lazım. Darbe şu anda yapılmıştır ve uygulama halindedir. Ne yasama ne yargı kendi başına, özerk, kendi kararlarını alamıyor. Diyorlar ki bakanlar değişecek mi? Kabine değişikliği olacak mı? Şimdi bana, ben biliyorum gelecek bakanların hepsini. ... Türkiye Cumhuriyeti'nde bir tek darbeci var. Adı ...'dır. Darbe ile yönetiyorsunuz.- Bunun hesabını vermeden Türkiye Cumhuriyetinde onun gidebileceği bir yer olmadığı için, kaçabileceği bir yer olmadığı için Türkiye Cumhuriyetinde yaşanan bu yoksulluğun bu bitmişliğin, tükenmişliğin, bu intiharların, bu annelerin, babaların, şehitlerin hesabını vermeden bir yere kaçamayacağı, gidemeyeceği için ne olursa olsun o koltuğuna yapışmak zorunda. Ama Türk milleti Türkiye Cumhuriyetinde dün ne başardıysa bugün de az önce sizin ifade ettiğiniz gibi kim, tüm diktatörlerin başına gelen onun da başına gelecektir. Galip olan iyiler, galip olan millet, galip olan Cumhuriyet olacaktır. - Bizim yapacağımız tek bir şey var. Bütün bunları onlara seslenip aynı amirallerin dediği gibi, aynı büyük elçilerin dediği gibi, aynı milletvekillerinin dediği gibi, bütün sivil toplum örgütleri, bütün meslek odaları, bütün meslek odaları, Türkiye'de bütün akademisyenler, sizin yaptığınızı, sizin söylediğinizi söyleyerek, konuşarak, anlatarak bu hükumetin bir an önce buradan ayrılmasını sağlamak lazım. Türkiye'nin tek kurtuluşu ...'ın iktidardan gitmesidir. ..." şeklinde ifadelerin kullanılması üzerine Üst Kurul tarafından 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (ç) bendinde yer verilen yayınlar "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." hükmünün ihlal edildiğinden bahisle davacı şirkete idari para cezası verilmesine ve aynı ihlalin tekrarı halinde yayın durdurma ve lisans iptali yaptırımlarının uygulanacağının bildirilmesine karar verilmiştir.<br> Davacı şirkete ait televizyon kanalında serdedilen ifadeler nedeniyle bir idari makam olan Üst Kurul tarafından davacıya idari yaptırım uygulanmıştır. Bu yaptırım, davacı yönünden Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ve onun özel güvencelere bağlanmış biçimi olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğüne müdahale niteliği taşımaktadır.<br> Uyuşmazlığın kullanılan ifadelerin niteliği, belirli bir bağlamı olup olmadığı, kime karşı kullanıldığı ve kullanılan yerin bir yayın organı olması hususları dikkate alınarak, idari yaptırım uygulanmak suretiyle yapılan müdahalenin hukukilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik yönleriyle değerlendirilmesi gerekir.<br> 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, yayınların kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremeyeceği kuralına yer verilerek belirli bir fiil kalıbı tanımlanmış ve bu fiilin aynı Kanunun ifade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması amacı kapsamında korunmayacağı ortaya koyulmuştur. Aynı Kanunun 32. maddesinin ikinci fıkrasında, 8. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen fiilin işlenmesi halinde uygulanacak yaptırım belirlenerek uyuşmazlığa konu ifadelere yapılan müdahalenin hukuki dayanağı ve meşru amacı Kanunla düzenlenmiştir.<br> Bu belirlemelerin ardından müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı irdelenmelidir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve bireylerin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerlidir ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaat oluşturulması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § 38).<br> Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında benimsendiği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 52).<br> İfade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007).<br> Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 77; Sırrı Süreyya Önder, [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 58; Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).<br> Kamu makamlarının, temel hak ve özgürlüklere -zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve orantılı olduğunu- ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymadan yaptıkları müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunun kabul edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerini ihlal edecektir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120).<br> Üst Kurul tarafından, uzman raporu ve video görüntü incelemesine dayanılarak, programda kullanılan ifadelerin kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü veya aşağılayıcı olduğu gerekçesiyle davacıya idari para cezası verilmesine karar verilmiştir. İşlemin iptali istemiyle açılan davada ilk derece İdare Mahkemesi ve istinaf mercii tarafından söz konusu ifadelerin küçük düşürücü ve aşağılayıcı nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.<br> Ülkenin bir bütün olarak "darbe yönetimi" altında bulunduğu, seçimle göreve gelmiş Cumhurbaşkanı'nın "darbeci" olduğu, anayasa ve hukukun askıya alındığı yönündeki ifadelerin son derece sert ve rahatsız edici olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.<br> Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 102). Dolayısıyla dava konusu işlemin tesis edilmesine neden olan ifadelerin kullanımının kaba ve rahatsız edici bulunması müeyyideye bağlanmasının tek başına haklı gerekçesi olarak kabul edilemez.<br> Anayasa Mahkemesince, bakılan davaya benzer başvurularda, başvurucunun Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile diğer tarafın Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmiştir (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015 § 49; İlhan Cihaner (2), § 49; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 56-58).<br> Şeref ve itibarın korunması hakkı ile ifade ve basın özgürlükleri arasında adil bir denge kurulmalıdır. Bu kapsamda, dava konusu ifadelerin bağlamı, konunun kamu yararına yönelik bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı, hedef alınan ve ifadeleri sarf eden kişilerin kimlikleri ile yargı mercilerince bu hususta ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulup sunulmadığı dikkate alınmalıdır (Bilal Uçar, B. No: 2019/10122, 21/9/2022, § 14).<br> Program öncesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi hakkında kamuoyunda yoğun tartışmalar yaşanmış, Cumhurbaşkanının ve iktidar partisine mensup bazı yetkililerin yaptıkları konuşmalar Montrö'dan ayrılınabileceği biçiminde yorumlanmış ve söz konusu programda bu konuşmalara değinilerek ağır ve sert eleştirilerde bulunulmuştur. Diğer yandan Cumhurbaşkanı ve diğer yetkililer tarafından darbe ve darbecilik ibareleri Montrö Bildirisi ve bu bildirinin arkasındaki siyasi irade olarak gösterilen anamuhalefet partisi için sık sık kullanılmıştır.<br> Öncelikle davaya konu ifadelerin bir televizyon programında kamunun gündemindeki bir konuyla ilgili sarf edildiği gözden uzak tutulmamalıdır. Söz konusu programda Cumhurbaşkanının ve diğer yetkililerin Montrö bildirisine dair yaptıkları açıklama ve değerlendirmeler kapsamında toplumun tamamını ilgilendiren ve kamusal bir tartışmaya katkı sunduğu konusunda şüphe bulunmayan konularda oluşan rahatsızlıkların yüksek sesle dillendirilmesinin ancak düşüncelerin herhangi bir engelle karşılaşmadan açıklanabildiği demokratik rejimlerde mümkün olduğu unutulmamalıdır (Akit Televizyon ve Radyo A.Ş., B. No: 2021/18189, 17/09/2024, § 20; Deniz Karadeniz ve diğerleri, B. No: 2014/18001, 6/2/2020, § 129).<br> Programda yer verilen ifadelerin sahibi ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı olup, iktidarı ve onun en üst düzeydeki temsilcisi konumunda bulunan Cumhurbaşkanı'nı hedef alarak siyasi arenada avantaj elde etme ve parti teşkilatını motive etme gayesindedir. Bu noktada siyaset adamlarının birbirlerine karşı kullandıkları sözlerin açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olduğu kabul edilmelidir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 65).<br>Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Yaptırım konusu ifadelerin muhatabı olan Cumhurbaşkanının halka mal olmuş ülkenin en güçlü politik figürü olduğu dikkate alındığında, bu özelliklere sahip Cumhurbaşkanına yönelik eleştiri sınırları, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında son derece geniştir. (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 61; Nihat Zeybekçi, B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 38).<br>Öte yandan, kendisine politik rakiplerince ağır eleştiriler yöneltilen Cumhurbaşkanının hem iktidar partisinin genel başkanı hem de devlet başkanı olarak yazılı ve görsel basında söz konusu ağır ve rahatsız edici eleştirileri bizzat yahut temsilcileri aracılığıyla yanıtlayarak bu eleştirilerin etki ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkan ve potansiyeli her zaman vardır.<br><br> Anayasa Mahkemesinin kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, yazılı ya da sözlü bir beyan içinde kullanılan ifadelerin ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığına karar verilirken kullanılan ifadelerin olayın bütünlüğü içinde ve bağlamından kopartılmaksızın değerlendirilmesi gerekir. Tek başına ve soyut olarak kullanıldığında kaba, kırıcı ve incitici bulunabilecek bir söz, bağlamı ile birlikte ele alındığında ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken söylemin bir parçası olarak nitelendirilebilir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45).<br> Üst Kurulca ve dava konusu işlemin yargısal denetimini yerine getiren mahkemelerce, davacıya idari para cezası verilmesine konu edilen ifadelerin bağlamı, dile getirilme şekli ve nedeni, ifadeyi kullananın ve ifadenin muhatabının konumlarına bağlı olarak ifade özgürlüğünün kapsamı, kullanılan ifadelerin arka planı, bir bağlamı olup olmadığı ve karşı tarafın önceki davranışları dikkate alınmaksızın, bu ifadeler bağlamından kopartılarak tek başına değerlendirilmiştir (Akit Televizyon ve Radyo A.Ş., § 21).<br> Uyuşmalıkta, ifade ve basın özgürlüğü ile karşı tarafın şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulmaya çalışılmamış, programda geçen belirli ifadeler ayıklanarak yalnızca soyut bir değerlendirme yapılmış ve bu şekilde söz konusu ifadelerin aşağılayıcı ve küçük düşürücü olduğuna karar verilmiştir.<br> Programda kullanılan ifadeler nedeniyle davacıya idari para cezası verilmesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ile davacının ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyulmamış, ifade ve basın özgürlüğü bakımından Anayasa Mahkemesince belirlenen ilkelere göre hareket edilmemiş ve davacının Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan özgürlükleri ihlal edilmiştir (Akit Televizyon ve Radyo A.Ş., § 22).<br> Bu durumda, davacının temyiz isteminin kabulü ile davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br> Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.<br> Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle; <br> 1. Davacının temyiz isteminin reddine,<br> 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA,<br> 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,<br> 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, <br> 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 21/01/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.<br> <br><br><br></font></p></body></html>

resim