<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1404 E. , 2024/3034 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2024/1404<br>Karar No : 2024/3034<br><br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı<br> VEKİLİ: Daire Başkanı Huk. Müş. ...<br> 2- ... Genel Müdürlüğü<br> VEKİLİ: Av....<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Barosu Başkanlığı<br>VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 27/12/2023 tarih ve E:2021/2672, K:2023/9190 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 27/04/2021 tarih ve 2021/19 sayılı "Ses ve görüntü kaydı alınması" konulu Genelgesi'nin iptali istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 27/12/2023 tarih ve E:2021/2672, K:2023/9190 sayılı kararıyla;<br> Davalı idarelerin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,<br> Anayasa'nın 7., 12., 13. ve 22. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. ve 10.maddesinde yer alan kurallar aktarılarak,<br>Dava Konusu Genelge'nin İncelenmesinden:<br>Haberleşme özgürlüğünün temel unsurlarını; haber, düşünce ve kanıları serbestçe öğrenebilme, toplayabilme, açıklayabilme, yayabilme haklarının oluşturduğu, (Savaşçı, Bilgehan, “Haberleşme Özgürlüğünün Kovuşturma Evresinde Sınırlandırılması”, TBB Dergisi, 2011, Sayı 96, syf. 270,271) dolayısıyla haberleşme özgürlüğünün; görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan ve daha özel bir ifade biçimi olan basın özgürlüğünü de kapsadığının anlaşıldığı, (AYM, Emin Aydın Kararı, Başvuru No: 2013/2602, T:23/1/2014, § 44-45) diğer yandan, haberleşme özgürlüğü, düşünce ve düşüncenin oluşmasına yardımcı olduğu için ayrıca düşünceyi yayma özgürlüğünün de bir şartı olarak kabul edildiği, (Başpınar, Veysel (Çeviren), “Alman Federal Anayasa Mahkemesi Kararı”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2003, Cilt 7, Sayı 2, s.5). <br>Yukarıda yer verilen Anayasa’nın 22. maddesi incelendiğinde; herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu, haberleşmenin gizliliğinin ise esas olduğu, bu hakkın, madde metninde belirtilen sınırlama sebeplerine bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri uyarınca sınırlandırılabileceğinin görüldüğü, bu kapsamda, söz konusu hakkın belirli hallerde sınırlandırılabileceği, dolayısıyla mutlak bir nitelik taşımadığı açık ise de; Devletin, bu sınırlandırma sebepleri haricinde söz konusu hakkın kullanılmasını sağlama yükümlülüğünün bulunduğunun kabulü gerektiği,<br>Ayrıca, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmış olup; Anayasa'nın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmında düzenlenen haberleşme hürriyeti ile basın hürriyetinin, temel hak ve hürriyet kapsamında olduğunda, dolayısıyla anılan haklara yönelik getirilecek sınırlamaların kanunla yapılması gerektiğinde kuşku bulunmadığı,<br>Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yer verilen ve konusu itibarıyla haberleşme hürriyetini de kapsayıcı nitelikte olduğu anlaşılan özel ve aile hayatına saygı hakkı ve ifade özgürlüğüne yönelik ilgili maddeleri incelendiğinde; söz konusu hakların herkes yönünden geçerli olarak kabul edildiği ve bu haklara yönelik sınırlamaların ilgili sınırlama sebeplerine bağlı olarak ancak yasayla öngörülen hallerde yapılabileceğinin anlaşıldığı,<br>Uyuşmazlık konusu Genelge'nin içeriğine yönelik yapılan değerlendirmede; söz konusu Genelge ile getirilen düzenlemelerin temel hak ve hürriyetler içerisinde bulunan haberleşme hürriyeti ile basın hürriyetine yönelik kural ve sınırlamalar getirdiği anlaşılmış olup; bu haliyle yasama organının tasarrufu niteliğindeki kanun yerine yürütme organına dâhil davalı idarece Genelge niteliğinde bir düzenleyici işlem ile adı geçen temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlama getirilmesinde Anayasa'nın 7. ve 13. maddelerine uyarlık bulunmadığı,<br>Bu itibarla, anılan temel hak ve hürriyetleri, Anayasa'nın 13. maddesinde getirilen hukuki güvencelere ve kanunla sınırlama ilkesine aykırı olacak şekilde düzenleyen dava konusu Genelge'de hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, iptaline karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idareler tarafından, dava konusu Genelge ile polise bir yetki verilmediği, daha önce Kanun ile verilen yetkinin kapsamının genişletilmediği veya kaldırılmadığı, Genelge'nin, polisin Kanun’dan kaynaklanan yetkilerinin hiyerarşik amiri tarafından açıklanması niteliğinde olduğu, ayrıca davaya konu Genelge ile haberleşme ve basın hakkının ihlal edildiği iddialarının asılsız olduğu, Genelge ile basın ve haberleşme özgürlüğünü kısıtlayacak hiçbir hususun düzenlenmediği, öte yandan, kişilerin rızası olmadan ses ve görüntü kaydı alınmasının kişisel verilerin ihlali niteliğinde olduğu ve kişisel verilerin korunmasının Anayasa'nın "Özel Hayatın Gizliliği" başlıklı 20. maddesi ile güvence altına alındığı, her ne kadar dava dilekçesinde, Genelge'nin, polis eyleminin görüntü kaydının alınmasını engellemek amacıyla çıkarıldığı şeklinde yorumlanmış ise de, aslında Genelge ile olaylar esnasında ses ve görüntü kaydı alınan polis ve vatandaşların kişisel verilerinin korunmasının sağlandığı, konuya ilişkin olarak banko, gişe ve masa gibi vatandaşa hizmet sunulan alanlarda yaşanan kişisel veri güvenliği ihlallerine ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurumuna intikal eden ihbarlar kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda Kişisel Verileri Koruma Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararında, “banko/gişe/masa gibi bölümlerde yetkisi olmayan kişilerin yer almasını önleyecek ve aynı anda birbirlerine yakın konumda hizmet alanların birbirlerine ait kişisel verileri duymasını, görmesini, öğrenmesini veya ele geçirmesini engelleyecek nitelikte gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınmasına” karar verildiği, polisin müdahale ettiği olaylarda olayın tarafı olmayan şahıslar tarafından alınan ses ve görüntü kaydının, yetkili makamlara suç ihbarı amacı dışında kullanılabileceği, polisi hedef haline getirebileceğinin açık olduğu, modern dünyada sosyal medya aracılığıyla bilgi paylaşımının artması yanında elde edilen verilerin değiştirilerek veya yönlendirilerek suç örgütlerine kolaylıkla servis edilebildiğinin görüldüğü, bu nedenle görevi gereği olaya müdahale eden bir polisin, müdahalesi orantılı olsa dahi yalnızca silah kullanırken bile görüntü altına alınmasının toplumsal infial yaratabilecek şekilde kitlelere ulaştırılabildiği, yine kişisel verilerin ihlali suçuna sebep olabilecek nitelikte alınan ses ve görüntü kayıtlarının zaten hükme esas alınamayacağı, bir kısım basın ve yayın organları ile birlikte kişilerin sosyal medya kurumları aracılığıyla da, olayların tümünü yansıtmayacak şekilde, yalnızca polisin zor kullandığı an kayıt altına alınarak toplumda polis aleyhine algı oluşturulmaya çalışıldığı, davaya konu Genelge'nin birçok yönüyle değerlendirilmesinin gerektiği, basın ve yayın organlarının gerçeğe aykırı ve kanunlarda belirtilen sınırların ihlali niteliğinde yayın yapmaları halinde sorumluluklarının söz konusu olacağı, ancak üçüncü kişilerin, tüm bu sınırlardan ve sorumluluklardan muaf şekilde, olayların yalnızca görmek istedikleri boyutunu kayıt altına alarak sosyal medyaya servis etmeleri halinde toplumsal güven ve düzeni sağlamanın güçleşeceği, kamuya açık bir yerde bir olaya müdahale eden, bu çerçevede 5271 ve 2559 sayılı Kanunlardan kaynaklanan yetkisini kullanan polisi engellemek, cep telefonu ile çekim yaparken polise müdahale etmek, çok yakın bir yerden çekim yapmak suretiyle polisin görevini yapmasını engellemek amacını taşıyan çekimler ile ortada toplumsal bir olay veya suça konu olabilecek fiil olmaksızın ses ve görüntü kaydının alınması eylemlerinin yasal zeminde olduğunun kabul edilemeyeceği belirtilerek davaya konu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:<br> Üye ...'ın dava konusu işlemin davacı Baronun menfaatini etkilemediği, bu nedenle somut uyuşmazlık yönünden davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı yolundaki oyuna karşılık, davacı Baronun dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi. <br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br>"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br>b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br>c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine,<br> 2.Dava konusu düzenlemenin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 27/12/2023 tarih ve E:2021/2672, K:2023/9190 sayılı kararının ONANMASINA, <br>3. Kesin olarak, 27/11/2024 tarihinde usulde ve esasta oyçokluğu ile karar verildi.<br><br><br>EK GEREKÇE<br>X- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin pek çok kararında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğünün, sadece "düşünce ve kanaate sahip olma" özgürlüğünü değil, aynı zamanda "düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma", buna bağlı olarak, "haber veya görüş alma ve verme" özgürlüklerini de kapsaması nedeniyle, dava konusu Genelge'de düzenlenen ses ve görüntü kaydı alınmasının yasaklanması hususu üst hukuk kurallarına aykırı olup olmadığının yanında, öncelikle bu yönlerden irdelenmelidir.<br>Anayasa'nın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinde, "Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, ........ haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz...."; "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."; "Basın hürriyeti" kenar başlıklı 28. maddesinde ise, "Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27'nci maddeleri hükümleri uygulanır...." hükümleri yer almaktadır.<br> Anayasa'nın 26. ve aynı doğrultudaki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddeleri, herkesin kural olarak ifade özgürlüğüne sahip olduğunu vurgulamış; Anayasa'nın 28, 29 ve 30. maddelerinde basın özgürlüğüne ilişkin ek güvenceler sağlanmıştır. İfade özgürlüğü, Anayasa'nın 26. maddesinde belirtilen hükümlere uygun olarak; ayrıca Anayasa'nın 13. maddesi gereğince, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğinden, bu sınırlamalar da, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağından, bu özgürlüğe ilişkin getirilecek sınırlamaların belirtilen gereklere de uygun olması bir zorunluluktur. Bu açıdan yargı yerleri, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını her olayın kendine has özelliklerine göre irdelemelidir.<br>Öte yandan, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde, "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. <br> Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir." hükmüne yer verilmiştir.<br> Anayasa'nın anılan düzenlemelerinde sadece düşünce ve kanaatler değil, ifadelerin biçimleri ve araçları da güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar, "söz, yazı, resim veya başka yollar" olarak ifade edilmiş ve "başka yollar" ifadesiyle de her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu vurgulanmıştır. Bu çerçevede, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesini de kapsamaktadır.<br> Bu özgürlük, Anayasa'da yer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkilemektedir. Zira, gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin yayılmasının başlıca aracı olan basın, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden biridir. <br>Diğer taraftan, basın özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ayrı bir madde olarak değil, ifade özgürlüğüne ilişkin 10. madde kapsamında ve yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de içerecek şekilde koruma altına alınmıştır. Buna karşın bu özgürlük, 1982 Anayasası'nın 28 ila 32. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 05/06/1997 tarih ve E:1996/70, K:1997/53 sayılı kararında da belirtildiği üzere, basın özgürlüğü, gazete, dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını da kapsayarak, düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirip bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlamaktadır. Toplumun küçük bir bölümü de dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye taraftar sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme konusunda ikna etme çabasında bulunulması çoğulcu demokratik düzenin en temel gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü iken, diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıyla yakından ilgilidir.<br> Ayrıca, demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta olup, bu yönüyle büyük önem taşımaktadır. Yine Anayasa Mahkemesinin 23/10/1997 tarih ve E:1997/19, K:1997/66 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının, işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan, bu özgürlük, herkes için geçerli ve yaşamsaldır.<br><br>Uyuşmazlığın çözümü için basın özgürlüğünün kapsam ve çerçevesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları yönüyle irdelenmesi gerekmektedir. Zira bu yaklaşım, Anayasa'nın 90. maddesinden hareketle aynı zamanda anayasal bir zorunluluktur.<br>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Handyside/Birleşik Krallık kararında, ifade özgürlüğünün toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü "haber" ve "düşüncelerin" değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerektiğini vurgulayarak, ifade özgürlüğünün, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olduğu, bu özgürlük olmaksızın "demokratik toplumdan" bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Yine Mahkeme, Lingens/Avusturya, Özgür Radyo/Türkiye, Erdoğdu ve İnce/Türkiye, Jersild/Danimarka kararlarında, kamuyu ilgilendiren meselelerde, kamuoyunun bilgilendirilmesini engelleyen tedbirler söz konusu olduğunda, 10. madde yönünden çok daha dikkatli bir incelemede bulunacağına, kamuoyunda görüş oluşturma fonksiyonunun korunması olgusunun sadece medya ve profesyonel gazetecilerle sınırlı olmadığına işaret etmiştir.<br>Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Zana/Türkiye kararında, Sözleşme'nin 10/2. maddesinde yer alan özgürlüğü kısıtlamaya yönelik istisnaların, dar olarak yorumlanması ve müdahalenin gerekliliğinin "inandırıcı' şekilde ortaya konulması zorunluluğuna işaret edilmiştir.<br> Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Axel Springer AG/Almanya ve Von Hannover/Almanya kararlarında, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmasını, "zorlayıcı sosyal ihtiyaç"ın varlığına dayandırmaktadır. Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir. <br>Görüldüğü üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatlarının gelişimi sürecinde 'bilgi edinme hakkı' kavramını daha geniş yorumlamaya başlamış ve kamuyu ilgilendiren konuları takip eden ve toplum için hayati önem taşıyan kişi ve oluşumları caydırabileceği gerekçesiyle, bir çok kararında ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.<br>Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları değerlendirildiğinde, basın özgürlüğünün bir yönünü, halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü; diğer yönünü ise, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkının oluşturduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, ancak bu şekilde basının, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan "halkın gözcülüğü" ya da "bekçiliği" görevini yapabileceği, basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılabileceği, bu ilkelerin öncelikle yazılı basın için geliştirilmiş olmakla birlikte, görsel-işitsel basın için de geçerli olduğu vurgulanmalıdır.<br>Bu çerçevede, gazetecilik mesleğini yapma konusunda getirilen bir sınırlama ancak çok istisnai koşullarda meşru görülebilir. Çünkü, haber çok hızla eskiyen bir üründür ve kısa bir süre için dahi olsa onun yayınlanmasını geciktirmek, tüm önemini ve yararını ortadan kaldırma riski taşır. <br><br>İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları, negatif yükümlülük kapsamında zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve bunu yaptırımlara tabi tutmamalıdır. Bunun yanında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Özgür Gündem/Türkiye kararında da belirtildiği üzere, pozitif yükümlülük kapsamında ise, ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirler Devletçe alınmalıdır. Nitekim, Anayasanın 28. maddesinde "Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır" hükmüne yer verilmiş; böylece, basının ve bireylerin haber alma özgürlüğünün kısıtlanmasının aksine, özgürlüğün önünü açacak, özgürlüğün korunması ve güvence altına alınması için pozitif edimler Devlete bir görev olarak yüklenmiştir. <br>Basın özgürlüğünün sağlanması, sadece Devletin alınmasına imkan tanıdığı, sınırlı alandaki haberlerin alınabilmesi yerine, hiç bir sınırlama ya da müdahale olmaksızın basın tarafından haber niteliğinde görülen tüm bilgilere her hangi bir engelle karşılaşmadan alınabilmesiyle mümkündür. Aksine bir yaklaşım, sınırlama konusunda Devlete tanınan yetkinin kötüye kullanılması anlamına gelir. <br>Bu çerçevede, Anayasa'nın 13 ve 26. maddeleri kapsamında kanunen öngörülen sınırlı sebeplerle ve meşru amaçlarla, demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilerek, sınırlama amacı ile aracı arasında ölçülü bir dengenin gözetilmesi ve hakkın özüne dokunulmaması suretiyle dar bir alanda yapılabilecek sınırlamalar yerine, bireylerin haber alma özgürlüğünün sağlanmasına yönelik en önemli araçlardan olan basın organ ve mensupları yönünden herhangi bir ayrıma gidilmeksizin haber niteliği taşıyan olaylarda ses ve görüntü kaydı alma yasağı getirilmesi demokratik bir toplumda gerekli olmayan, hakkın özüne dokunan, hukuken kabul edilebilir bir zorlayıcı sebebe dayanmayan ve ölçülü olmaktan uzak bir müdahale niteliğindedir.<br><br>Diğer taraftan, davaya konu düzenlemenin gerek olaylara müdahale eden güvenlik görevlilerinin, gerekse de olayın tarafı olan üçüncü kişilerin kişisel verilerinin korunması amacıyla yapıldığı ileri sürüldüğünden, konunun bu açıdan da irdelenmesi gerekmektedir.<br> Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin son fıkrasında, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." kuralına yer verilmek suretiyle, kişisel verilerin özel hayatın gizliliği kapsamında korunduğu görülmektedir.<br>Kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanıp yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 5. maddesinde, kişisel verilerin kural olarak ilgililerin rızası olmaksızın işlenmeyeceği öngörülmüş olmakla birlikte, aynı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi halinde, Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.<br>Buna göre, ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilen bireylerin haber alma hakkının temini açısından, bu hakkın tesisinde önemli rol üstlenen basın ve yayın mensuplarınca kişisel verilerin işlenebileceği anlaşılmaktadır. <br>Öte yandan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 135 ve 136. maddelerinde kişisel verilerin işlenmesi ve paylaşılması cezai yaptırıma bağlanmış ise de, anılan Kanun hükümlerinde, bu eylemlerin suç teşkil edebilmesi için kişisel verilerin işlenmesi ve paylaşılması eylemlerinin "hukuka aykırı olarak" gerçekleşmesi gerektiği ön koşul olarak düzenlenmiştir. Bu çerçevede, bireylerin haber alma haklarının sağlanması adına, haber değeri taşıyan toplumsal olaylarda basın ve yayın mensuplarınca görüntü ve ses kaydı alınmasının, gerek olaylara müdahale eden güvenlik görevlilerinin, gerekse de olayın tarafı olan üçüncü kişilerin kişisel verilerinin hukuka aykırı olarak işlenmesi ve paylaşılması anlamına gelmeyeceği ve suç teşkil etmeyeceği açıktır.<br>Dolayısıyla, basın ve yayın mensupları yönünden ayrıksı bir düzenleme öngörülmeden tesis edilen dava konusu düzenlemenin, gerek olaylara müdahale eden emniyet görevlilerinin, gerekse de olayın tarafı olan kişilerin kişisel verilerinin korunması amacıyla yapıldığı yönündeki davalı idarelerin savunmalarına itibar edilmesi hukuken olanaklı değildir.<br>Açıklanan nedenlere, davalı idarelerin temyiz isteminin reddi yolundaki Kurulumuz kararına katılmakla birlikte, karara yukarıda belirtilen gerekçenin de eklenmesi gerektiğini düşünmekteyim. <br><br><br>GEREKÇEDE KARŞI OY <br><br>XX- Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin son fıkrasında, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."; "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."; "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir."; "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz." hükmü yer almaktadır.<br>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, kişisel verilerin ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi halinde, Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmiştir.<br>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesinin 1. fıkrasında, "Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."; "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." kuralı bulunmaktadır.<br>2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinde, polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri eylemin veya durumun niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği öngörülmüştür. <br>Dava konusu Genelge'de ise; gelişen teknoloji ile birlikte kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve paylaşımının arttığı, izinsiz olarak kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve yayımlanmasının en temel kişilik haklarından olan özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi ve paylaşılması anlamına geleceği, bu tarz durumlar ile genel kolluk personelinin de sıklıkla karşılaştığı, bazen görevin yapılmasını engelleyecek boyuta ulaşan ihlallerin personelin ve vatandaşların kişilik haklarına veya güvenliklerine zarar verir şekilde çeşitli dijital platformlarda yayımlandığı, yayımlanan bu görüntülerin ise olayı tüm yönleriyle yansıtmayabildiği, bu durumun personeli etkilediği kadar emniyet teşkilatı açısından da kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet verdiği, Anayasa'nın “A. Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin, 3. fıkrasında kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünün yer aldığı, ayrıca gerek 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun, gerekse de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda kişilerin özel hayatının gizliliği ile bu gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesinin cezai yaptırıma bağlandığı, yine 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinin,1. fıkrasının, (E) bendinde "...Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, ... eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." hükmüne yer verildiği, bu nedenle personelin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda da adli işlem yapmaları hususlarında bilgilendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.<br>Aktarılan mevzuatın değerlendirilmesinden; düşünceyi açıklama ve yayma, basın ve haberleşme hürriyetlerinin temel hak ve özgürlükler kategorisinde kabul edildiği, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin bünyesinde haber veya fikir alma haklarını da barındırdığı, kişisel verilerin, özel hayatın gizliliği kapsamında korunduğu, bu bağlamda kişisel verilerin kural olarak ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, bununla birlikte kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi durumunda 6698 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kişisel verilerinin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve paylaşılmasının cezai yaptırıma bağlandığı, polisin görevini yerine getirmesini engelleyenleri eylemin durumuna ve niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği anlaşılmaktadır.<br>Buna göre, emniyet görevlilerinin olaylara müdahalesi esnasında, basın mensupları dışında kalan kişilerce gerek olayın tarafları olan kişilerin gerekse de olaya müdahale eden görevlilerin görüntü ve ses kayıtlarının alınması eyleminin, kişisel verilerin izinsiz işlenmesi anlamına geldiği ve 5237 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan hükümleri kapsamında suç teşkil ettiği gözetildiğinde, 2559 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye istinaden, emniyet görevlilerince bu türden eylemlerin engellemesi ve gerektiğinde bu eylemleri gerçekleştirenler hakkında yasal işlem başlatılması hususlarının dava konusu Genelge ile düzenlemesi hukuken mümkün ise de, anılan Genelge'de düşünceyi açıklama ve yayma, basın ve haberleşme hürriyetlerinin temini açısından basın ve yayın görevlilerinin görüntü ve ses kaydı almasının ayrıksı tutulmadığı görüldüğünden, anılan Genelge'nin bu yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.<br>Her ne kadar, davalı idarelerin savunmalarında dava konusu Genelge'de basın ve yayın organlarına yönelik bir sınırlandırma getirilmediği ileri sürülmekte ise de, anılan Genelge'nin içeriğinden basın ve yayın organlarının görüntü ve ses kaydı alması konusunda ayrıksı bir düzenleme öngörülmediği anlaşıldığından, bu iddiaya itibar edilmemiştir. <br><br>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin yukarıda yer verilen gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.<br> <br><br>KARŞI OY <br><br>XXX- Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin son fıkrasında, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır.<br>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, kişisel verilerin ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği hükme bağlanmıştır.<br>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesinin 1. fıkrasında, "Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."; "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." kuralı bulunmaktadır.<br>2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinde, polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri eylemin veya durumun niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği öngörülmüştür. <br>Aktarılan mevzuatın değerlendirilmesinden; kişisel verilerin, temel hak ve özgürlükler kategorisinde kabul edilen özel hayatın gizliliği kapsamında korunduğu, bu bağlamda kişisel verilerin ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, açık rıza olmaksızın başkalarının kişisel verilerinin kaydedilmesi ve paylaşılmasının cezai yaptırıma bağlandığı, polisin görevini yerine getirmesini engelleyenleri eylemin durumuna ve niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği anlaşılmaktadır.<br>Dava konusu Genelge'de; gelişen teknoloji ile birlikte kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve paylaşımının arttığı, izinsiz olarak kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve yayımlanmasının en temel kişilik haklarından olan özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi ve paylaşılması anlamına geleceği, bu tarz durumlar ile genel kolluk personelinin de sıklıkla karşılaştığı, bazen görevin yapılmasını engelleyecek boyuta ulaşan ihlallerin personelin ve vatandaşların kişilik haklarına veya güvenliklerine zarar verir şekilde çeşitli dijital platformlarda yayımlandığı, yayımlanan bu görüntülerin ise olayı tüm yönleriyle yansıtmayabildiği, bu durumun personeli etkilediği kadar emniyet teşkilatı açısından da kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet verdiği, Anayasa'nın “A. Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin 3. fıkrasında kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünün yer aldığı, ayrıca gerek 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun, gerekse de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda kişilerin özel hayatının gizliliği ile bu gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesinin cezai yaptırıma bağlandığı, yine 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (E) bendinde "...Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, ... eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." hükmüne yer verildiği, bu nedenle personelin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda da adli işlem yapmaları hususlarında bilgilendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.<br>Görüldüğü üzere, dava konusu Genelge, emniyet görevlilerinin olaylara müdahalesi esnasında, gerek olayın tarafı olan kişilerin gerekse de olaya müdahale eden emniyet görevlilerinin kişisel verilerinin korunması amacıyla, olayın tarafı olmayan kişilerce ses ve görüntü kaydı alınmasının engellenebileceği ve kanuni şartları oluştuğunda adli işlem yapılabileceği hususlarının personele duyurulmasını öngörmektedir. <br>Emniyet görevlilerinin olaylara müdahalesi esnasında, gerek olayın tarafları olan kişilerin gerekse de olaya müdahale eden görevlilerin görüntü ve ses kayıtlarının alınması, kişisel verilerin izinsiz işlenmesi anlamına gelmekte olup, 5237 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan hükümleri kapsamında suç teşkil etmektedir. Dolayısıyla, polisin, 2559 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye istinaden, bu türden kaydı alanları engellemeleri ve gerektiğinde yasal işlem başlatmaları hukuken mümkündür. <br>Buna göre, yukarıda yer verilen kanuni düzenlemelerin tekrarı niteliğinde bulunan dava konusu Genelge'nin, anılan kanun hükümlerinin yorumlanması ve uygulanması konusunda hiyerarşik amirlerince emniyet görevlilerinin talimatlandırılması mahiyetinde bir iç düzen işlemi olduğu ve bu haliyle hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.<br>Diğer yandan, dava konusu Genelge'de basın görevlilerinin toplumsal olayları haberleştirmelerine yönelik bir kısıtlama öngörülmediği ve davalı idarelerin savunmalarından, mezkur Genelge'nin, kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda, basın mensupları dışında kalan kişilerce alınan görüntü ve ses kayıtlarının denetimsiz bir şekilde sosyal meydada paylaşılmasının önüne geçilmesi amacını taşıdığı anlaşıldığından, anılan Genelge'nin haberleşme ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar getirdiği yönündeki Daire gerekçesinde hukuki isabet görülmemiştir.<br>Bu nedenle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum. <br><br><br> <br><br><br><br></font></p></body></html>
resim