<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2018/3079 E.  ,  2023/6192 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br>Esas No:2018/3079<br>Karar No:2023/6192<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. ...<br> <br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu (E- Tebligat)<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 28/06/2016 tarihinde yayınlanan "..." adlı programda, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer verilen, "Yayın hizmetleri, (...) kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." şeklindeki yayın ilkesinin tekraren ihlâl edildiğinden bahisle 317.173,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Radyo Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava konusu programda, "Daha gencim, daha yaşım çok genç. Sonra namaz, oruç, onlar sonra olur. Baksana Bakkal İsmail Amca namaz kılıyor. Hademe Hacer Teyze namaz kılıyor. Bekçi Ahmet Amca namaz kılıyor ama öğretmen namaz kılmıyor. Albay Rüştü Efendi hiç namaz kılmıyor. Hiç gören olmuş mu? Öğretmen namazı bırak Allah dese, İnşallah dese sözün arasında pişman oluyor. (...)" şeklindeki ifadelerin, konuşmanın bütünlüğü ele alındığında öğretmenlik mesleğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını hedef alan ve kamuoyu nezdinde bu meslekleri aşağılamaya yönelik ifadeler olmadığı, şeytanın insanı namaz konusunda nasıl aldattığına örnek vermek maksadıyla kullanıldığı, bahse konu mesleklerin ise olayı örnekle desteklemek ve mukayese edilmesini sağlamak maksadıyla kullanıldığı, nitekim, bahse konu sözlerin öncesinde, bakkal, hademe ve bekçi gibi mesleklerin de örnek kabilinden zikredildiği ve öğretmenlik, subaylık gibi mesleklerin bu mesleklere nazaran daha üst statüde olması, toplum nezdinde bu mesleklere duyulan saygı ve gençlerin bu mesleklere gösterdiği rağbetten hareketle, bir kısım meslek mensupları açısından menfi kabul edilebilecek birtakım özelliklerin bu mesleğe mensup örnek kişiye yüklenmesi suretiyle yapılan kurgu üzerinden olayın somutlaştırılarak anlatılmaya çalışıldığı, buradan, öğretmenlerin ve subayların dinden uzak olduğu, bakkalların, hademelerin ve bekçilerin ise dindar oldukları gibi bir sonuç çıkarılamayacağı, her meslekte farklı dini eğilimlere sahip bireylerin bulunması doğal olduğu, dolayısıyla, söz konusu programda kullanılan ifadelerin adı geçen meslek mensuplarının doğrudan hedef aldığı ve bu meslekleri küçük düşürücü ya da aşağılayıcı nitelikte olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan hükmün ihlâl edilmediği anlaşıldığından, dava konusu Üst Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br> Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; dava konusu programda kullanılan ifadelerin, nezaket dışı ve rahatsız edici olduğu, öğretmenlik mesleğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını örnek vermek suretiyle insan haklarına saygılı hukuk devletine aykırı olacak bir şekilde kişilerin özel hayatını ve inancını hedef alan ayrımcılığa dayalı, kişilerin yaşam tarzı tercihlerine müdahale eden, kamuoyu nezdinde küçük düşürücü ifadeler olduğu; bu durumda, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yayın ilkesinin ihlâl edildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile Ankara 15. İdare Mahkemesi'nce verilen kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, söz konusu programda öğretmenlik mesleğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını hedef alan ve kamuoyu nezdinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ifadelerin kullanılmadığı, toplumda genel kanı olarak yerleşmiş ibadetleri erteleme mantığının izleyici tarafından daha kolay anlaşılabilmesi için karşılaştırma yapıldığı, namaz kılmayan kişiler olarak gençlik ve dinamiklik vurgusu açısından öğretmen ve albay örneklerinin kullanıldığı, dava konusu yayının bütünlüğünün değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu işlemin daha önce verilen uyarı yaptırımları üzerine tesis edildiği, ancak 6112 sayılı Kanun'un tekerrürün süresini sınırlayan herhangi bir düzenlemeye yer vermediği, bu durumun Anayasa'ya aykırı olduğu, tekerrüre esas alınan uyarı yaptırımlarına konu programların yarışma ve gündüz kuşağı programı olduğu, cezaların şahsiliği ilkesi gereği yayın ilkesi ihlâli yapılan programın cezalandırılması gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, söz konusu programda kullanılan ifadelerin, öğretmenlik mesleğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını kamuoyu nezdinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ifadeler olduğu, tekerrüre esas alınan uyarı yaptırımlarına karşı açılan davalarda davanın reddine karar verilip bu kararların Danıştay tarafından onandığı, uyarı sisteminin aynı yayına ilişkin olarak değil aynı yayın ilkesinin ihlâline ilişkin bir uygulama olduğu, 6112 sayılı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrasının iptali davasında Anayasa Mahkemesi'nin 29/01/2014 tarih ve E:2013/115, K:2014/16 sayılı itirazın reddine ilişkin kararında tekraren ihlâl durumunda süre şartının bulunmaması durumunun belirlilik ilkesine uygun olduğu ve anılan düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna vardığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü: <br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br> Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br> Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle; <br> 1. Davacının temyiz isteminin reddine,<br> 2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA, <br> 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,<br> 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, <br> 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 25/12/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. <br> <br><br><br>(X) KARŞI OY :<br> 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."; "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."; "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde, "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasa'nın 26 ve 27'nci maddeleri hükümleri uygulanır." kuralları yer almıştır.<br> 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un, "Yayın hizmeti ilkeleri" başlıklı 8. maddesinde, "Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere uygun olarak sunarlar. Yayın hizmetleri; ç) İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez (...)"; "İdarî yaptırımlar" başlıklı 32. maddesinde, "1) Bu Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (g), (n), (s) ve (ş) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlâlin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlâle konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlâle konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. ihlâlin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir. (2) 8. maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun'un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcıları uyarılır. Uyarının ilgili kuruluşa tebliğinden sonra ihlâlin tekrarı hâlinde medya hizmet sağlayıcıya ihlâlin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.'' kurallarına yer verilmiştir.<br> 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesi uyarınca; temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir. <br> Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "İfade Özgürlüğü"ne ilişkin 10. maddesinde, "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngürülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." hükmüne yer verilmiştir.<br> AİHM'nin içtihatlarına göre, ülkelerin yetkili mercilerince ifade özgürlüğünün kullanımına getirilen müdahale, şu üç koşulun hepsi birden yerine geldiği takdirde meşru olacaktır. Bunlardan birincisi, müdahalenin, yani sınırlama veya yaptırımın yasalarda öngörülmüş olması; ikincisi, müdahalenin, Sözleşme'nin metni yukarıda belirtilen 10. maddesinin 2. fıkrasında sayılan, çıkar veya değerlerden birini veya birkaçını korumaya yönelik olması; üçüncüsü ise, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması koşullarıdır. <br> Uyuşmazlık konusu yayının kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içermek suretiyle 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan yayın ilkesini ihlâl edip etmediğinin tespiti için programda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de, başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (AYM kararı, İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, Karar tarihi: 30/06/2014, §44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (AYM kararları, Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, Karar tarihi: 16/07/2014, §41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, Karar tarihi: 02/10/2013, §33; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, Karar tarihi: 15/02/2017, §44). <br> İdari yaptırımı konu alan dava konusu Üst Kurul kararıyla, davacının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunduğu açık olduğundan, söz konusu müdahalenin, Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlâline sebep olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesi açısından "kanunla öngörülmüş" olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde başkalarının şöhret veya haklarının korunması yönünde meşru bir amaç taşıdığına ilişkin olarak ise "başkalarının" ibaresinin, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde somutlaşmış hâli olan "kişi ya da kuruluşların" kapsamının ortaya konulması gerekmektedir. Böylelikle müdahalenin "kanunla öngörülmüş" sınırlar içerisinde değerlendirilip değerlendirilmediği de ortaya konulacaktır.<br> Davalı idare tarafından, dava konusu yayında kullanılan ifadelerin, öğretmenlik mesleğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını kamuoyu nezdinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ifadeler olduğu gerekçesiyle dava konusu işlem tesis edilmiştir. Dolayısıyla davalı idare tarafından, dava konusu yayında kullanılan ifadelerin muhatabının, soyut kişiler üzerinden örnek verilen öğretmenlik mesleği ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları olduğu, bu mesleklerin veya toplulukların kişi ya da kuruluş olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.<br> Dava konusu yayında yer alan ifadelere yönelik olarak yaptırım uygulanabilmesi için hedef alındığı iddia olunan meslek grubu ve topluluk açısından somut olarak isim ve kişiliklerin belirginleştirilmiş olması, bu somut isim ve kişiliklerin hedef alacak şekilde yayın yapılması, somut olarak üçüncü kişiler yönünden kimden veya kimlerden bahsediliyor olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Aksi durumda, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "kişi ya da kuruluşların" ibaresinin kapsamı, başka bir anlatımla, ifade özgürlüğünün kullanımına ilişkin müdahalenin "kanunla öngörülen" sınırları, başkalarının şöhret veya haklarının korunması yönünde meşru bir amaç olduğu gerekçesiyle “demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü” olarak değerlendirilemeyecek derecede genişletilmiş olacaktır.<br> Uyuşmazlık konusu program yayınında kullanılan ifadelerin, soyut kişiler üzerinden örnekleme yoluyla anlatılmak istenilen konunun pekiştirilmesi amacıyla kullanıldığı, ifadelerin toplumdaki namaz kılma algısına ilişkin sosyolojik bir tespiti içerdiği, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ve aşağılayıcı bir nitelik taşımadığı, davacının basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin, başkalarının şöhret ve haklarının korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı, bu nedenle dava konusu Üst Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmadığından, temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.<br><br><br></font></p></body></html>

resim