<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/558 E. , 2023/3611 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2">T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br>Esas No:2020/558<br>Karar No:2023/3611<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...Konstrüksiyon Demir Çelik İnşaat Taahhüt Mühendislik Müşavirlik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Anonim Şirketi<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğü Yatırım Planlama Dairesi Başkanlığı’nca 13/11/2017 tarihinde gerçekleştirilen … ihale kayıt numaralı “3 Adet 1.0-1.5MW Kurulu Gücünde Rüzgâr Enerji Santrali (RES) Temini ve Kurulumu İşi” ihalesinin iptali nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi zararlarının tazmini amacıyla toplamda 233.938,62-TL’nin 28/12/2017 tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiştir. <br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; uyuşmazlık konusu ihalenin, döviz kurundaki artış nedeniyle yatırım maliyetinin artması, elektrik satış fiyatının düşmesi, arazinin değerlenmesi nedeniyle başka şekilde kullanılabileceği, yatırım geri dönüş süresinin 8 yıldan 17 yıla çıkması sebepleriyle iptal edildiği, ihalenin iptaline ilişkin işleme karşı herhangi bir dava açılmadığı ve iptal işleminin hukuka aykırı olduğu yönünde herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığı, ihalenin iptaline ilişkin işlemin keyfi olarak tesis edildiğine veya takdir yetkisinin kötüye kullanıldığına yönelik somut bir bilgi ve belgenin de bulunmadığı;<br> Bu itibarla, davacı tarafından uğranıldığı ileri sürülen zararların, idarenin hizmet kusurunun somut olarak ortaya konulamadığı, idarenin kusurlu olduğunun karine olarak kabul edilemeyeceği, yine idarenin hizmet kusuru varlığının ispatının davacının yükümlülüğünde olduğu, dosyada yer alan bilgi ve belgelerden idarenin kusurlu olduğunu sonucuna varılamadığı, davalı idarenin tazminatla yükümlü tutulmasına olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br> Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ihalenin iptalinin haklı bir sebebe dayanmadığı, yerli katkı ilavesinin 22/10/2016 tarihinde kaldırıldığı, dağıtım sistem kullanım bedelinin 17/06/2016 tarihinde arttırıldığı, idarenin ileri sürdüğü sebeplerin ihale tarihinden bir yıl önce gerçekleştiği, yaklaşık maliyetin altında teklif sunduğu, gerekçesiz olarak ihalenin iptal edilmesinin hukukî güvenlik ilkesi ve idarî istikrarı zedelediği, ihalenin iptal edilmemesi hâlinde ihalenin uhdesinde kalacağının açık olduğu, haklı beklentisinin bulunduğu, yapılmasında kamu yararı bulunan ihalenin ancak daha üstün bir kamu yararıyla iptal edilebileceği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ihalenin iptaline yönelik kararın hukuka uygun olduğu, kamu zararının önlenmesi için ihalenin iptal edildiği, yerli katkı ilavesinin kaldırıldığı, dağıtım sistem kullanım bedellerinin arttırıldığı, fizibilite çalışmasının yapıldığı tarihten sonra döviz kurunda değişiklikler meydana geldiği, davacının iddialarının ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirildiği, ihalenin davacının uhdesinde kalmadığı, davacının idarenin kusurunu ortaya koyamadığı, davacının mevzuatı ve idarî şartnameyi bilerek ve teklif hazırlama giderlerinin tazmin edilmeyeceğini kabul ederek belirtilerek teklif sunduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : <br> Hukukî işlem olan sözleşme, birden fazla tarafın, hak elde etmek veya borç altına girmek maksadıyla, iradelerinin uyuşması olarak tanımlanabilir. Kanunun emredici düzenlemelerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olmadıkça, kişiler, sözleşme yapıp yapmamakta, sözleşmenin tarafını seçmekte, sözleşmenin içeriğini ve şeklini belirlemekte serbesttir. <br> Tarafların, sözleşme kurma amacıyla temasta bulunmalarıyla, aralarında bir güven ilişkisi oluşmaktadır. Nitekim Yargıtay bir kararında, “Taraflar arasında sosyal temas ile oluşan ve güven ilişkisinden hareketle ortaya çıkan sorumluluk türü ise güven sorumluluğudur. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Başka bir deyişle güven sorumluluğunu ortaya çıkaran durum, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu haklı güven nedeniyle oluşan beklentilerinin bir nebze boşa çıkmasıdır (Demircioğlu, s. 162). Bu itibarla güven sorumluluğu, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu güvene aykırı hareket etmesi neticesinde ortaya çıkan zarardan dürüstlük kuralı gereğince sorumlu olunmasını ifade etmektedir.<br> Güven sorumluluğu TMK’nin 2. maddesindeki dürüstlük kuralına dayanmakta olup, ayrı bir sorumluluk türü olarak kanunda düzenlenmemiş kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Tarafların sözleşme kurmak amacıyla bir araya gelmeleri ve oluşan haklı güvenin ihlâli güven sorumluluğunu doğurduğu için, bu husus güven sorumluluğunu sözleşme sorumluluğuna yaklaştırmaktadır (Demircioğlu, s. 173). Başka bir deyişle güven sorumluluğu, culpa in contrahendo sorumluluğunu da kapsayan ve sözleşme sorumluluğu hükümlerine dayanan kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Bu durumda güven sorumluluğunun ihlâli hâlinde öncelikle sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanacak, hüküm bulunmaması hâlinde dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 98/2 maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacaktır. Bu itibarla güven sorumluluğu kapsamında güvenin korunması, haklı güveni boşa çıkan kişiye bundan dolayı uğradığı zararların giderilmesi için bir tazminat hakkı tanınmasıyla sağlanacaktır.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2019/11-173, K:2022/570, K.T.:19/04/2022, p. 19, 20) ifadesiyle, özel hukukta sözleşmenin kuruluş aşamasındaki güven sorumluluğunu tanımlamış ve buna bağlanan hukukî sonuçları vurgulamıştır. <br> Tüzel kişiliğe sahip olan idare, kendi fiilleriyle hak elde edebilecekleri gibi borç altına da girebilir, bu amaçla sözleşme akdedebilir. Bununla birlikte, her işlemi hukuka uygun olmak zorunda olan idarenin yapacağı sözleşmenin şekline, içeriğine, tarafına yönelik, gerek 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda gerekse 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nda ve bunların ilgili mevzuatında, birçok düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemelere uygun işlem tesis etmek zorunda olan idarenin, aynı zamanda, temelini özel hukuktan alan yükümlülükleri de uymak zorunda olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. <br> Öğretide, "Kamu ihale sözleşmelerinde, sözleşme öncesi dönemin kamu ihale mevzuatı ile düzenlenmiş olması, bu dönemin borçlar hukuku anlamında bir müzakere dönemi olduğu gerçeğini değiştirmez. İhale sürecine kamu hukukunun hâkim olması, özel hukukun tamamen devre dışı bırakılması anlamına gelmez. Kamu ihale sözleşmelerinin yapılmasına giden yolda ilk adımı oluşturan ihale sürecinde de, taraflar arasında kaynağını doğuruluk ve dürüstlük kuralında bulan bir güven ilişkisi kurulur ve tarafların bu bu ilişkiden doğan yükümlülüklere uygun hareket etmesi gerekir.<br> Türk hukukunda olduğu gibi, sözleşme kurulmadan önceki aşamanın idare hukukuna tâbi olduğunu kabul eden İsviçre hukukunda da, idare hukukuna tâbi olan sözleşmenin kurulmasından önceki dönemde de, isteklilerin ihaleyi açan kuruma karşı culpa in contrahendo sorumluluğuna göre talepte bulunabileceği görüşü hâkimdir." (Vedat Buz, Kamu İhale Sözleşmelerinin Kuruluşu ve Geçerlilik Şartları, Ankara, Yetkin Yayınları, 2007, s. 161) ifadeleriyle, kamu hukuku kaynaklı kurallara uymak zorunda olan idarenin aynı zamanda temelini özel hukuktan alan kurallara ve yükümlülüklere de uyması gerektiği belirtilmektedir.<br> Hukukun bir bütün olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın gereği idarenin hukukun tamamına uyması gerektiği göz önüne alındığında, özel hukuk temelli kuralların ve yükümlülüklerin idare açısından da geçerli olduğu sonucuna varılmaktadır.<br> Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu ihaleye 03/10/2017 tarihinde çıkılmasına karar verildiği, 13/11/2017 tarihinde ihalenin gerçekleştirildiği, ancak yönetim kurulu tarafından, "08/12/2014 tarihli rüzgar ölçüm sonuç raporu uyarınca …Hurda Müdürlüğü sahasında 10 MW’lık Rüzgar Enerji Santrali (RES) kurulabileceğinin belirtildiği, yüksek katkı payı nedeniyle lisansız rüzgar enerjisine dayalı enerji üretimi için başvuruda bulunulduğu, 5 adet 1 MW’lık lisansız RES için başvuruda bulunulduğu, 12/04/2016 tarihinde fizibilite raporunun Kalkınma Bakanlığı’na sunulduğu, bu projede geri ödeme süresinin YEK I sayılı cetvelde uyarınca belirlenen fiyattan dağıtıcıya satılması durumunda 8.2 yıl, YEK II sayılı cetvel uyarınca katkı payı da hesaplanınca 5.5 yıl olarak belirlendiği, bu yıllar göz önüne alınarak 2016 yılı yatırım programına alındığı, fakat Lisansız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte 22/10/2016 tarihinde YEK II sayılı cetveldeki yerli üretim katkı ilavesinin kaldırıldığı, 31/12/2016 tarihinde yayınlanan EPDK kararı ile dağıtım sistem kullanım bedelinin 0,7691 kuruş/kWsa’dan, 10,251 kuruş/kWsa’ya çıkarıldığı, bu durumlar nedeniyle üretilecek elektriğin en fazla on yıl satılabileceği, bu sürenin sonunda devletin herhangi bir alım garantisi vermediği, elde edilen gelirin yaklaşık üçte birinin dağıtım şirketine ödenecek hâle gelmesi, sektörün yüksek kurulu RES’e yönelmesi nedeniyle rekabetin azaldığı, kur nedeniyle şirketlerin riskleri teklif fiyatlarına yansıttıkları ve teklif bedellerinin yükseldiği, projede 8.2 yıl olarak öngörülen dönüş süresinin son tahlilde 14.5-17 yıla (ihaleye teklif sunan istekliler bakımından) çıktığı" gerekçesiyle … tarih ve … sayılı karar ile projeden vazgeçildiği, … tarih ve … sayılı ihale komisyonu kararıyla ihalenin iptaline karar verildiği, ihalenin iptali ile ortaya çıktığı iddia edilen maddi zararlarının tazmini amacıyla toplam 233.938,62-TL’nin ihalenin iptali tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. <br> İhale aşaması, özel hukukta, sözleşme görüşmeleri aşamasına tekabül etmektedir. İhaleye çıkılmasıyla birlikte, idare ve ihaleye iştirak edenler arasında bir güven ilişkisi kurulmaktadır. İdare, kurulan bu güven ilişkisine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Uyuşmazlık konusu olaydan, ihale konusu işin, idare açısından kârlı ve verimli olmadığının gerekçesiyle ihalenin iptaline karar verildiği, bununla birlikte, Lisansız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik'te yapılan değişikliklerin, ihaleye çıkma kararından önce yapıldığı ve ihaleye çıkma kararı sırasında idarenin bu durumu fark etmediği anlaşılmaktadır. İdare, baştan çıkmaması gereken bir ihaleye çıkmıştır. <br> İdarenin baştan çıkmaması gereken bir ihaleye çıkması durumuna ilişkin olarak öğretide, "MOTZKE tarafından savunulan ve doktrinde gittikçe daha fazla taraftar toplayan bir görüşe göre, idarenin yükümlülüğüne aykırı davranışlarının ihale sürecinin başlatılması aşamasında mı yoksa hukuka uygun olarak başlatılan bir ihale sürecinin devamı esnasında mı ortaya çıktığına göre bir ayrım yapmak gerekir. Birinci durumda, idarenin ihale sürecini başlatması veya ihale usulüne göre ihale açması hukuka aykırıdır. Bu tür hukuka aykırılıklara örnek olarak, idarenin daha baştan itibaren sözleşme yapma niyetinin bulunmadığı hâlde ihale açması, ihalenin ihale dışı amaçlarla, örneğin, piyasa araştırması yapma düşüncesiyle açılması; hukukî ve teknik çerçevesi henüz oluşturulmamış ya da ödenek ayrılmamış bir iş için ihaleye çıkılması; ihtiyaç bulunmadığı veya idarenin kendi içinde karşılayabileceği edimler için ihale açılması ve sonradan bu gerekçeyle ihalenin iptal edilmesi; idarenin belirli istekliler arasında ihale usulünde, aslında asla sözleşme yapmayacağı veya yapamayacağı isteklileri ihaleye davet etmesi gösterilebilir. Doktrindeki hâkim görüş, ihalenin daha başlangıçtan itibaren hukuka aykırı olması hâlinde, tazminat talebinde bulunan kişilerin sayısını oldukça geniş tutmakta ve ihaleye katılan tüm isteklilerin tekliflerini hazırlamak ve ihaleye katılmak için uğradıkları zararların tazminin talep edebileceğini kabul etmektedir. İkinci durum, yani ihalenin hukuka uygun olarak başladığı ancak ihale sürecinde hukuka aykırılıkların ortaya çıktığı hâlde, sadece ekonomik açından en avantajlı teklif sahibinin tazminat talebinde bulunabileceği kabul edilmektedir." (Vedat Buz, Kamu İhale Sözleşmelerinin Kuruluşu ve Geçerlilik Şartları, Ankara, Yetkin Yayınları, 2007, s. 166) görüşü savunulmaktadır.<br> Bu itibarla, taraflar arasında bulunan güven ilişkisinin idare tarafından kendi kusuruyla ihlâl edildiği sonucuna varıldığından, davacı tarafından ihaleye güvenilerek yapılan masraflardan, somut bilgi ve belgelerle ortaya koyulanların tazminine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br>03/02/2021 tarih ve 31530 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7330 sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun'un Geçici 2. maddesinin ikinci fıkrasında, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu'nun leh ve aleyhine açılmış davalarda ve icra takiplerinde şirketin kendiliğinden taraf sıfatını kazanacağı kuralına yer verildiğinden, bakılan davada, davacı Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğü yerine Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi'nin davalı sıfatını haiz olduğu görülmüştür.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br> Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br> Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle; <br> 1. Davacının temyiz isteminin reddine,<br> 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA, <br> 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,<br> 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, <br> 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 19/09/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. <br><br> (X) KARŞI OY :<br> Hukukî işlem olan sözleşme, birden fazla tarafın, hak elde etmek veya borç altına girmek maksadıyla, iradelerinin uyuşması olarak tanımlanabilir. Kanunun emredici düzenlemelerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olmadıkça, kişiler, sözleşme yapıp yapmamakta, sözleşmenin tarafını seçmekte, sözleşmenin içeriğini ve şeklini belirlemekte serbesttir. <br> Tarafların, sözleşme kurma amacıyla temasta bulunmalarıyla, aralarında bir güven ilişkisi oluşmaktadır. Nitekim Yargıtay bir kararında, “Taraflar arasında sosyal temas ile oluşan ve güven ilişkisinden hareketle ortaya çıkan sorumluluk türü ise güven sorumluluğudur. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Başka bir deyişle güven sorumluluğunu ortaya çıkaran durum, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu haklı güven nedeniyle oluşan beklentilerinin bir nebze boşa çıkmasıdır (Demircioğlu, s. 162). Bu itibarla güven sorumluluğu, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu güvene aykırı hareket etmesi neticesinde ortaya çıkan zarardan dürüstlük kuralı gereğince sorumlu olunmasını ifade etmektedir.<br> Güven sorumluluğu TMK’nin 2. maddesindeki dürüstlük kuralına dayanmakta olup, ayrı bir sorumluluk türü olarak kanunda düzenlenmemiş kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Tarafların sözleşme kurmak amacıyla bir araya gelmeleri ve oluşan haklı güvenin ihlâli güven sorumluluğunu doğurduğu için, bu husus güven sorumluluğunu sözleşme sorumluluğuna yaklaştırmaktadır (Demircioğlu, s. 173). Başka bir deyişle güven sorumluluğu, culpa in contrahendo sorumluluğunu da kapsayan ve sözleşme sorumluluğu hükümlerine dayanan kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Bu durumda güven sorumluluğunun ihlâli hâlinde öncelikle sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanacak, hüküm bulunmaması hâlinde dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 98/2 maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacaktır. Bu itibarla güven sorumluluğu kapsamında güvenin korunması, haklı güveni boşa çıkan kişiye bundan dolayı uğradığı zararların giderilmesi için bir tazminat hakkı tanınmasıyla sağlanacaktır.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2019/11-173, K:2022/570, K.T.:19/04/2022, p. 19, 20) ifadesiyle, özel hukukta sözleşmenin kuruluş aşamasındaki güven sorumluluğunu tanımlamış ve buna bağlanan hukukî sonuçları vurgulamıştır. <br> Tüzel kişiliğe sahip olan idare, kendi fiilleriyle hak elde edebilecekleri gibi borç altına da girebilir, bu amaçla sözleşme akdedebilir. Bununla birlikte, her işlemi hukuka uygun olmak zorunda olan idarenin yapacağı sözleşmenin şekline, içeriğine, tarafına yönelik, gerek 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda gerekse 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nda ve bunların ilgili mevzuatında, birçok düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemelere uygun işlem tesis etmek zorunda olan idarenin, aynı zamanda, temelini özel hukuktan alan yükümlülüklere de uymak zorunda olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. <br> Öğretide, "Kamu ihale sözleşmelerinde, sözleşme öncesi dönemin kamu ihale mevzuatı ile düzenlenmiş olması, bu dönemin borçlar hukuku anlamında bir müzakere dönemi olduğu gerçeğini değiştirmez. İhale sürecine kamu hukukunun hâkim olması, özel hukukun tamamen devre dışı bırakılması anlamına gelmez. Kamu ihale sözleşmelerinin yapılmasına giden yolda ilk adımı oluşturan ihale sürecinde de, taraflar arasında kaynağını doğruluk ve dürüstlük kuralında bulan bir güven ilişkisi kurulur ve tarafların bu ilişkiden doğan yükümlülüklere uygun hareket etmesi gerekir.<br> Türk hukukunda olduğu gibi, sözleşme kurulmadan önceki aşamanın idare hukukuna tâbi olduğunu kabul eden İsviçre hukukunda da, idare hukukuna tâbi olan sözleşmenin kurulmasından önceki dönemde de, isteklilerin ihaleyi açan kuruma karşı culpa in contrahendo sorumluluğuna göre talepte bulunabileceği görüşü hâkimdir." (Prof. Dr. Vedat Buz, Kamu İhale Sözleşmelerinin Kuruluşu ve Geçerlilik Şartları, Ankara, Yetkin Yayınları, 2007, s. 161) ifadeleriyle, kamu hukuku kaynaklı kurallara uymak zorunda olan idarenin aynı zamanda temelini özel hukuktan alan kurallara ve yükümlülüklere de uyması gerektiği belirtilmektedir.<br> Hukukun bir bütün olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın gereği idarenin hukukun tamamına uyması gerektiği göz önüne alındığında, özel hukuk temelli kuralların ve yükümlülüklerin idare açısından da geçerli olduğu sonucuna varılmaktadır.<br> Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu ihaleye 03/10/2017 tarihinde çıkılmasına karar verildiği, 13/11/2017 tarihinde ihalenin gerçekleştirildiği, ancak yönetim kurulu tarafından, "08/12/2014 tarihli rüzgar ölçüm sonuç raporu uyarınca … Hurda Müdürlüğü sahasında 10 MW’lık Rüzgar Enerji Santrali (RES) kurulabileceğinin belirtildiği, yüksek katkı payı nedeniyle lisansız rüzgar enerjisine dayalı enerji üretimi için başvuruda bulunulduğu, 5 adet 1 MW’lık lisansız RES için başvuruda bulunulduğu, 12/04/2016 tarihinde fizibilite raporunun Kalkınma Bakanlığı’na sunulduğu, bu projede geri ödeme süresinin YEK I sayılı cetvelde uyarınca belirlenen fiyattan dağıtıcıya satılması durumunda 8.2 yıl, YEK II sayılı cetvel uyarınca katkı payı da hesaplanınca 5.5 yıl olarak belirlendiği, bu yıllar göz önüne alınarak 2016 yılı yatırım programına alındığı, fakat Lisansız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte 22/10/2016 tarihinde YEK II sayılı cetveldeki yerli üretim katkı ilavesinin kaldırıldığı, 31/12/2016 tarihinde yayınlanan EPDK kararı ile dağıtım sistem kullanım bedelinin 0,7691 kuruş/kWsa’dan, 10,251 kuruş/kWsa’ya çıkarıldığı, bu durumlar nedeniyle üretilecek elektriğin en fazla on yıl satılabileceği, bu sürenin sonunda devletin herhangi bir alım garantisi vermediği, elde edilen gelirin yaklaşık üçte birinin dağıtım şirketine ödenecek hâle gelmesi, sektörün yüksek kurulu RES’e yönelmesi nedeniyle rekabetin azaldığı, kur nedeniyle şirketlerin riskleri teklif fiyatlarına yansıttıkları ve teklif bedellerinin yükseldiği, projede 8.2 yıl olarak öngörülen dönüş süresinin son tahlilde yaklaşık 14.5-17 yıl (ihaleye teklif sunan istekliler bakımından) olarak hesaplandığı" gerekçesiyle … tarih ve … sayılı karar ile projeden vazgeçildiği, anılan karar doğrultusunda … tarih ve … sayılı ihale komisyonu kararıyla ihalenin iptaline karar verildiği, ihalenin iptali kararının davacıya bildirilmesi üzerine ihalenin iptali nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın tazmini amacıyla toplam 233.938,62-TL’nin ihalenin iptali tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır.<br> İhale aşaması, özel hukukta, sözleşme görüşmeleri aşamasına tekabül etmektedir. İhaleye çıkılmasıyla birlikte, idare ve ihaleye iştirak edenler arasında bir güven ilişkisi kurulmaktadır. İdarenin, kurulan bu güven ilişkisine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Uyuşmazlıkta, ihale konusu işin, idare açısından kârlı ve verimli olmadığı gerekçesiyle ihalenin iptaline karar verildiği, bununla birlikte, Lisansız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik'te yapılan değişikliklerin, ihaleye çıkma kararından çok önce yapıldığı ve ihaleye çıkma kararı sırasında idarenin bu durumu dikkate alabilecekken almadığı, ihaleye çıkmadan önce varolan maddi olguları ve mevcut hukukî düzenlemeleri ihaleye çıktıktan sonra dikkate alarak ihaleyi iptal ettiği dolayısıyla idarenin ihale konusu işin teknik ve hukukî çerçevesini oluşturmadan ve sonuçlarını netleştirmeden çıkmaması gereken bir ihaleye çıktığı anlaşılmaktadır.<br> İdarenin baştan çıkmaması gereken bir ihaleye çıkması durumuna ilişkin olarak öğretide, "MOTZKE tarafından savunulan ve doktrinde gittikçe daha fazla taraftar toplayan bir görüşe göre, idarenin yükümlülüğüne aykırı davranışlarının ihale sürecinin başlatılması aşamasında mı yoksa hukuka uygun olarak başlatılan bir ihale sürecinin devamı esnasında mı ortaya çıktığına göre bir ayrım yapmak gerekir. Birinci durumda, idarenin ihale sürecini başlatması veya ihale usulüne göre ihale açması hukuka aykırıdır. Bu tür hukuka aykırılıklara örnek olarak, idarenin daha baştan itibaren sözleşme yapma niyetinin bulunmadığı hâlde ihale açması, ihalenin ihale dışı amaçlarla, örneğin, piyasa araştırması yapma düşüncesiyle açılması; hukukî ve teknik çerçevesi henüz oluşturulmamış ya da ödenek ayrılmamış bir iş için ihaleye çıkılması; ihtiyaç bulunmadığı veya idarenin kendi içinde karşılayabileceği edimler için ihale açılması ve sonradan bu gerekçeyle ihalenin iptal edilmesi; idarenin belirli istekliler arasında ihale usulünde, aslında asla sözleşme yapmayacağı veya yapamayacağı isteklileri ihaleye davet etmesi gösterilebilir. Doktrindeki hâkim görüş, ihalenin daha başlangıçtan itibaren hukuka aykırı olması hâlinde, tazminat talebinde bulunan kişilerin sayısını oldukça geniş tutmakta ve ihaleye katılan tüm isteklilerin tekliflerini hazırlamak ve ihaleye katılmak için uğradıkları zararların tazminini talep edebileceğini kabul etmektedir. İkinci durum, yani ihalenin hukuka uygun olarak başladığı ancak ihale sürecinde hukuka aykırılıkların ortaya çıktığı hâlde, sadece ekonomik açından en avantajlı teklif sahibinin tazminat talebinde bulunabileceği kabul edilmektedir." (Prof. Dr. Vedat Buz, Kamu İhale Sözleşmelerinin Kuruluşu ve Geçerlilik Şartları, Ankara, Yetkin Yayınları, 2007, s. 166) görüşü savunulmaktadır.<br> Bu itibarla, taraflar arasında bulunan güven ilişkisinin idare tarafından kendi kusuruyla ihlâl edildiği sonucuna varıldığından, davacı tarafından idareye güvenilerek ihaleye ilişkin olarak yapılan masraflardan, somut bilgi ve belgelerle ortaya konulanların tazminine karar verilmesi gerektiğinden, temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.<br> <br><br></font></p></body></html>
resim