<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/1533 E. , 2023/1717 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2021/1533<br>Karar No : 2023/1717 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … <br>VEKİLİ : Av. …<br>KARŞI TARAF (DAVALI) : …<br> VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 12/11/2020 tarih ve E:2016/57421, K:2020/5084 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile anılan karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin 1. fıkrasındaki, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen...hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca...meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." ibaresi, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8/c fıkrası ile 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 4. maddenin 2. fıkrasındaki, "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler." ibaresi ve 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesindeki "667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. ve 4. maddeleri kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar, uhdelerinde taşımış oldukları...hakim, savcı...sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir. <br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 12/11/2020 tarih ve E:2016/57421, K:2020/5084 sayılı kararıyla;<br>Davalı idarenin usule ilişkin itirazları ile davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiş,<br>"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; <br>Davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve anılan kararın (istinaf kararı ile düzeltilerek) 23/05/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,<br>Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının sosyal çevresinde bulunan tüm hakim ve savcıların tamamının FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu, davacının da FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının olduğuna yönelik yaygın kanaat olduğu ve diğer hususlara yönelik ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,<br>Asya Katılım Bankası hesabı yönünden, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabı olduğuna ilişkin hesap dökümü sunulduğu, anılan belgeye göre, davacı adına ilk hesabın 27/12/2007 tarihinde açıldığı, hesap bakiyesinin 2013 yılı Aralık ayında 199.318,68-TL, 2014 yılında 200.253,99-TL olduğu, 23/01/2014 tarihinde 1.100,37-TL ve 165,06-TL katılım hesabı hareketi olduğu, hesabın 10/02/2014 tarihinde de vadesinden önce kapatıldığının görüldüğü, davacı tarafından gerçekleştirilen para yatırma işleminin örgütün amacına hizmet eden bir finans kuruluşu olan Bankanın mali durumuna destek olmak amacıyla olduğu, davacının aksi yöndeki beyanlarına itibar edilmeyerek bu hususun davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,<br>Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, OHAL dönemi alınan tedbirlerin sadece OHAL dönemi ile sınırlı olarak alınabileceği, OHAL bahane edilerek kalıcı tedbirlere başvurulamayacağı, 18 Temmuz 2018 tarihinde OHAL döneminin sona erdiği ve uygulanan kamu görevinden çıkarma işleminin Anayasal dayanağının kalmadığı, dava konusu işlemin dayanağı olan KHK geçerliliğini kaybettiği için dava konusu işlemin iptalinin gerektiği; dava konusu işlemin savunma hakkı verilmeden tesis edildiği, yeniden inceleme hakkı kapsamında yapılan itirazın ise bir prosedürden ibaret olduğu, bu süreçte tarafına suçlamaya yönelik herhangi bir bilgi veya belge gönderilmediği; ihraç kararı verildiği tarihte dosyada yer almayan, sonradan elde edilen delillerin ihraç kararını geçerli hale getirmeyeceği; temyize konu Daire kararında yer verilen tek tanık beyanına hukuken itibar edilemeyeceği, söz konusu tanık F.Ş.'nin ifadesinde kendisi ile ilgili olarak FETÖ ile iltisakı ve irtibatının olduğuna dair somut bir bilgiye sahip olmadığını açıkça beyan ettiği, yine dava dosyasında bu tanık beyanı dışında 3 tanık ifadesinin daha bulunduğu ve lehine olan bu beyanların Dairece değerlendirilmediği; Bank Asya'da hesabının bulunması ve para hareketlerinin örgüt üyeliği ile bağdaştırılmasının kabul edilebilir olmadığı, bu bankadaki faaliyetlerinin rutin bankacılık işlemleri olduğu, belirtilen tarihte avukatlık yaptığı ve evini sattığı, satış gününde saatin geç olması nedeniyle tapu dairesine yakın, faizsiz Bank Asya'ya parasını yatırdığı, ancak 17/25 Aralık sonrası devlet yetkililerinin çağrısına uyarak parasını vadesinden önce çektiği ve hesabını kapattığı, bu olayın lehine değerlendirilmesi gerekmekte iken aleyhine delil olarak kullanılmasının iyi niyet ve hukuk mantığı ile bağdaşmadığı; süreçte başta suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesi, ölçülülük ilkesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi, ayrımcılık yasağı, özel hayata saygı hakkı, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, gerekçeli karar hakkı, makul sürede yargılanma hakkı ve savunma hakkı olmak üzere Anayasa ve AİHS'de korunan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.<br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br><br>MADDİ OLAY : <br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.<br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.<br>Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.<br>Öte yandan, davacı hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve anılan karar (istinaf kararı ile düzeltilerek) 23/05/2019 tarihinde kesinleşmiştir.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT :<br>1) Anayasa<br>Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br>Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br>Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.<br>Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br>Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."<br>Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br>Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."<br>Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br>Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."<br>Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.<br>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."<br>Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."<br>Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.<br>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br>Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."<br>Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."<br><br>2) AİHS<br>AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br>AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br>Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."<br>AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br>Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br>Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."<br>3) Kanun<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."<br> Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."<br> Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br>Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar hariç, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br>Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br>667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br>Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br>Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.<br>Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> <br>2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> İptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. <br> Görülmekte olan davada davalı idareyi dava konusu işlemi yapmaya sevk eden maddi sebep ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesini temin etmektir. Hukuki sebep ise bunu gerçekleştirmek için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş olması ve yine Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin çıkartılan ve 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedir.<br> 667 sayılı KHK'nın 3.maddesinin 1.fıkrasının öngördüğü üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hakim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.<br> Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfiyetten uzak olması gerekir.<br> Diğer yandan, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla; "22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilerek söz konusu işlemler yargı denetimine açılmış ve ilgililere davalı idarece haklarında bu çerçevede tesis edilen işlemlere karşı yargı yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır. <br> Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir.<br> Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen “olağanüstü tedbir" niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, sosyal çevre araştırması yaptırmak, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.<br> Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgeler aşağıda irdelenmiştir:<br>a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları<br>Davacı hakkındaki tanık beyanı şu şekildedir:<br>-Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan F.Ş., HSK Müfettişlerince düzenlenen 17/01/2018 tarihli tanık ifade tutanağında, ...'in çevresinde bulunan hakim ve savcıların tamamı 2014 yılı HSYK seçimlerinde paralel yapı adayları olarak bilinen ve sonrasında HSYK Genel Kurulunca FETÖ/PDY irtibat ve iltisakına istinaden meslekten çıkarılan adayları destekleyen kişilerdi. İbrahim Keskin'in 2014 yılı HSYK seçimlerine hükümetin müdahil olduğunu, bunun yanlış olduğunu söylediğini hakim ve savcılara söylediğini duymuştum, bu nedenle kendisi ile aynı ortamlarda bulunduğumuzda bağımsız görünümlü adayların aslında paralel yapının adayları olduğunu söylüyordum. Hatta bağımsız görünümlü iki adayın tanıtım broşürlerinin birer gün ara ile Ankara'dan aynı kargo şubesinden verildiğini de örnek olarak kendisine söyledim. İbrahim Keskin gerek hükümeti gerekse o tarihte paralel yapı olarak anılan FETÖ/PDY'yi benim yanımda eleştiriyordu, hem hükümetin yaptığı yanlış, hem de paralel yapının yaptıkları yanlış şeklinde söylemler içinde oluyordu. Ancak benim olmadığım ortamlarda ise hükümet aleyhine konuştuğu, paralel yapı aleyhine konuşmasının olmadığı yönünde duyumlar tarafıma geliyordu. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde Yargıda Birlik Platforum adaylarını destekleyen hakim ve savcılardaki yaygın kanaat İbrahim Keskin'in FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının olduğu yönündeydi. ...'in sosyal çevresinde de FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının olduğu yönündeydi. ...'in sosyal çevresinde de FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı olan hakim ve savcılar vardı. Hatta sosyal çevresindeki tüm hakim ve savcılar FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaklı idi diyebilirim. Somut olarak geçmişinde FETÖ/PDY irtibat ve iltisakı olduğuna dair bir bilgim de mevcut değildir." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.<br>-Aynı şahsın davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:... sayılı kararında; "Ben halen Eskişehir Adliyesinde 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yapmaktayım. 2014 yılı Temmuz ayından 2016 yılı Temmuz ayına kadar olan dönemde Kahramanmaraş Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yapmam nedeniyle bu tarihlerde Kahramanmaraş Adliyesi'nde görev yapan Hakim ve Savcıları tanımaktayım. Sanık ... de aynı dönem içerisinde 1. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi olarak görev yapmaktaydı. 2014 yılı Ekim ayında yapılan HSYK üye seçimlerinden yaklaşık 2 ay önce Ağustos 2014 tarihinde Kahramanmaraş adliyesinde göreve başlamam nedeniyle kısmen Hakim - Savcıların seçime yönelik tavırlarını gözlemleme imkanım oldu. Göreve yeni başladığımda sanığın da Fetullah Gülen yapılanması ile irtibatlı hakimler arasında olduğu adliyede konuşuluyordu. Bana da şu anda ismini hatırlayamadığım birçok meslektaşım sanığın bu yapı ile irtibatlı kişiler arasında olabileceğini söylemişti. O dönem birlikte görev yaptığımız Kahramanmaraş Başsavcısı M.Y. bey ile beraber adliyede birçok Hakim - Savcı arkadaşımızı seçimler nedeniyle ziyaret ettik. Sanık ... avukatlıktan hakimlik mesleğine geçmişti. Kendisinin avukatlık dönemine ait doğrudan herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur. Kendisi ile gerek seçim öncesi, gerekse seçim sonrası diğer hakim savcıların da olduğu aynı ortamda birçok kez bir araya gelmişliğimiz vardır. Seçim öncesi bir araya geldiğimizde kendisinin konuşmalarında Bakanlığın, Hükümetin, HSYK seçimlerine müdahil olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğine birden fazla kez şahit oldum. Ben de kendisine sözde bağımsız adayların aslında birbirinden bağımsız olmadığını, o dönem ifade edilen haliyle paralel yapının adayları olduğunu, dolayısıyla birbiriyle organizeli olduklarını, bunların da arkalarında denetlenemeyen, meşru olmayan bir gücün olduğunu, bu kişilerin yönetime gelmeleri halinde yargı yönetiminin bu gücün etkisi altına gireceğini söyledim. Hatta sözde bağımsız adayların aslında birbiriyle bağlantılı hareket ettiklerine dair Ankara ilinden aynı kargo şubesinden iki farklı adayın birer gün arayla tanıtım broşürlerini kargoya vererek, Hakim - Savcılara göndermelerini delil olarak gösterdim. Bunun üzerine kendisi hükümetin de seçimlere müdahalesinin yanlış olduğunu, cemaatin de seçimlere müdahalesinin yanlış olduğunu söyledi. Benim yanımda hükümeti, Bakanlığı eleştirir mahiyette konuşmalarına ben bizzat şahit oldum. Ben de paralel yapıya yönelik sözler söylediğimde onların yaptığının da yanlış olduğuna dair konuşmalarına şahit oldum. Ancak; zaman zaman benim olmadığım ortamlarda diğer hakim savcılarla bir araya geldiği esnada, sadece hükümet ve bakanlık aleyhine HSYK seçimi ile alakalı konuşmalar yaptığını, paralel yapıya yönelik herhangi bir söz söylemediğini, benim olmadığım ortamlarda ona yönelik açık eleştirilerde bulunmadığını, buna şahit olan bazı meslektaşlarım bana aktardılar. 2014 yılı Yaz Kararnamesi'nde E.K., S.V, Ş.G. isimli meslektaşlar Paralel Yapı ile irtibatlı olduğu düşüncesiyle Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlıklarından alınarak Kahramanmaraş adliyesine Hakim olarak atanmışlardı. Ayrıca aynı kapsamda HSYK'da tetkik hakimi olarak görev yapan M.Ş. hakim olarak, N.K. Cumhuriyet Savcısı olarak, HSYK Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan E.D. ise Cumhuriyet Savcısı olarak atanmıştı. İstanbul Adliyesi'nden 17/25 Aralık operasyonları kapsamında soruşturmayı yürüten M.Y.'de Cumhuriyet Savcısı olarak atanmış göreve başladıktan kısa bir süre sonra HSYK tarafından açığa alınmıştı. Adliyede M.A.O.E. Cumhuriyet Savcısı olarak, H.B.'de Hakim olarak görev yapmaktaydı. Yukarıda isimlerini verdiğim meslektaşların tamamı 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü'nden sonra meslekten ihraç olan isimlerdir. Genel olarak duyduğum kadarıyla bu kişilerin bir kısmı haklarında yakalama olmasına rağmen kaçak konumdadırlar. Bir kısmı hakkında da FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üyeliğinden soruşturma ve kovuşturmalar devam etmektedir. Özellikle mahkeme başkanı iken hakim olarak tayin edilen kişiler ile geçmişinde HSYK'da tetkik hakimi olarak çalışan ve tayinen Kahramanmaraş'a hakim ve savcı olarak gönderilen kişilerin paralel yapı ile irtibatı olabileceğinden bahisle bu işleme tabi tutulduğu, bunlar gibi 2014 yılı yaz kararnamesinde bir çok atamanın yapıldığı o dönem sadece Kahramanmaraş Adliyesinde çalışan hakim ve savcılar tarafından değil, tüm teşkilat tarafından çok iyi bilinen bir durumdu. Özellikle HSYK üye seçimleri de bu yönüyle, sözde bağımsız adayları destekleyen hakim ve savcılar ile YBP (Yargıda Birlik Platformu) adaylarını destekleyen hakim ve savcılar arasında bir mesafe, soğukluk getirmişti. Kahramanmaraş Adliyesine ataması bu şekilde yapılan kişilerin odasına zorunluluk bulunmadıkça gidilmiyordu. Bu husus, adliyede de konuşulan bir durumdu. Bu kişiler de hep kendi aralarında birlik olmuşlar, beraber gidip geliyor, vakit geçiriyorlardı. Sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üyesi olduğuna dair benim şahit olduğum somut bir eylemi, davranışı söz konusu değildir. Benim sanıkta gözlemlediğim en önemli şey, paralel yapı ile mücadele kapsamında hükümetin, HSYK'nın ve Bakanlığın uygulamalarını eleştirmesi, yine HSYK seçim sürecinde Bakanlığın ve hükümetin yaklaşımını eleştirmesi, görev yaptığım iki yıllık süre içerisinde gezmiş olduğu, odasına gidip geldiği tüm meslektaşların yukarıda isimlerini verdiğim bir kısım kişiler olması ve bu kişilerin de tamamının meslekten ihraç olmasıdır. Adliyede neredeyse bütün hakim savcıların, sanığın birlikte gezdiği bu kişilerin Kahramanmaraş adliyesine atanma nedenlerini bilmelerine rağmen sanığın bunu bilmemesi ve bilmeden bu kişilerle vaktinin çoğunu geçirmesinin tesadüf olamayacağını düşünüyorum. Sanık adliye içerisinde bu kişilerin odasına gidip geliyor, yine özellikle bu kişilerden Ş.Y., E.K., M.A.O.E. ile birlikte geziyor, adliye yemekhanesine bu kişiler ile birlikte geliyordu. Hatta adliye dışında birkaç kez mesai saati dışında bu kişilerin balık restorantında birlikte yemek yediklerini ben haricen duymaktaydım. O tarihte sanık ile birlikte gezen hakimlerden birisi de aynı dönem avukatlıktan hakimliğe geçen ve benimle 2. Ağır Ceza Mahkemesinde çalışan meslektaşımız G.İ. idi. O tarihlerde adliyede hemen hemen tüm meslektaşlar kimin nerede durduğunu, kimin bu yapılanma ile irtibatlı bir görüntü verdiğini çok iyi gözlemliyor ve biliyordu. Bu yönüyle de adliyede yukarıda isimlerini verdiğim kişilerin büyük çoğunluğunun bir grup olarak hareket ettikleri şeklinde bir kanaat vardı. G.Bey'de aynı binada ikamet etmeleri nedeniyle sanık ... ile birlikte aynı araçla adliyeye gelip gitmeleri nedeniyle zannederim bu tip konuşmalardan etkilenmiş olsa gerek bir gün benim yanıma gelerek, kendisinin ... ile yakınlığından dolayı adliyede zaman zaman kendisi hakkında da konuşmalar olduğunu duyduğunu, bundan rahatsız olduğunu bana aktardı. Benim G.Bey'in bu yapı ile irtibatının bulunmadığı şeklinde kanaatim olması nedeniyle, ben G.Bey'e İbrahim Bey'in bu kişiler ile birlikte gezmesi, gelip gitmesi nedeniyle, bu kapsamda İbrahim bey ile yakın diyaloğunun kendisi hakkında da yanlış anlamalara sebebiyet verebileceğini, bu yönüyle sanık ...'in bu yapı ile irtibatlı kişiler ile gezip dolaşması ve söylemlerinin bu yapının söylemlerine uyması nedeniyle birlikte gezmesi halinde kendisinin de zarar görebileceğini söyleyince, kendisi bana bu yönüyle hiç düşünmediğini, bundan sonra daha dikkatli olacağını söyledi. O tarihten sonra da sanık ... ile irtibatını kesti. Bunu örnek olarak vermemdeki sebep, sanık ...'in durduğu yerin adliyedeki hakim savcıların geneli tarafından bilindiğine dairdir. Yine bir öğlen vakti Nizip Adalet Komisyonu Başkanı R. bey adliyemize ziyarete geldiğinde Cumhuriyet Başsavcımız M.Y. ile birlikte onu öğlen yemeğine götürmüştük. Gittiğimiz restorantta sanık ..., yanında E.K., Ş.G., ve şu anda net olarak hatırlamadığım yukarıda isimlerini saydığım birkaç kişi olmak üzere toplamda 5-6 kişi olacak şekilde yemek yemekteydiler. Hatta aradan birkaç gün geçtikten sonra sanığın bu kişiler ile olan restoranttaki görüntüsü Kuşcubaşı Eşref isimli twitter kullanıcısı tarafından yayımlanmış ve altına bu kişilerin paralel yapı ile irtibatlı olduğuna dair yazı yazılmıştı. Kuşcubaşı Eşref isimli twitter hesabından bu hususun mahkemenizce araştırılması halinde bu resim ve altındaki yazıya ulaşılacağını düşünüyorum. Ayrıca sanığın isimlerini saydığım diğer bir kısım şahıslarla beraber hafta sonları Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi'nin su deposunun olduğu yerde piknik yapmak amacıyla bir araya geldiklerini duyuyordum. O dönem tüm adliyelerde olduğu gibi Kahramanmaraş Adliyesi'nde de bu yapı ile irtibatlı olduğu düşünülen kişiler ile diğer hakim savcılar arasında belli bir mesafe vardı. "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" atasözünden de yola çıkacak olursak, sanığın çoğunlukla beraber olduğu, gidip geldiği, birlikte gezdiği tüm kişiler 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrası ihraç edilen kişilerdir. Ben sanığı hiçbir dönem bu kişilerin dışında, başka meslektaşlarla birlikte bir yerlere gidip geldiğini, birlikte oturup kalktığını, birlikte gezdiğini görmedim. 2014 yılı Yaz Kararnamesi ile başkanlıktan alınıp hakim olarak Kahramanmaraş adliyesine ataması yapılan yukarıda isimlerini saydığım kişiler ile yeni tanışmasına rağmen, bu kadar beraber gezecek, dolaşacak, piknikler yapacak şekilde samimiyet kurmasına da çok anlamlandıramamış ve beraberliklerinin bu kapsamda olabileceğini değerlendirmiştim. Benim burada anlattıklarım ne bir eksik, ne bir fazladır. Ben, birlikte görev yaptığım 2 yıllık sürede tabloyu özetlemiş oldum. Adeta o dönemin bir resmini çektim. Bunun dışında sanığı yakın tanımamam nedeniyle iddialar kapsamında somut bilgiye sahip değilim. Ayrıca iddianamenin içeriğini incelediğimde benim HSK Müfettişliğine idari soruşturma kapsamında, neredeyse iddianamenin düzenlenmesinden bir ay önce verdiğim ifadem dışında Kahramanmaraş adliyesinde hiçbir hakim ve savcının beyanının iddianame içeriğinde yer almadığını gördüm. İddianamenin benim HSK müfettişliğine verdiğim ifadeye dayandırılması yanında diğer hakim savcı meslektaşların beyanları alınarak düzenlenseydi gerçek daha iyi ortaya çıkardı diye düşünüyorum. Sanık ile ilgili esas bilgi sahibi olacak kişiler katipleri değil, aynı mahkemede çalışan mahkeme başkanı, üye hakimi, Cumhuriyet Başsavcısı, hakim ve savcılardır. Ben bu kapsamda maddi hakikatın tüm gerçekliğiyle ortaya çıkması ve sanığın bu yapı ile irtibatı yoksa bu durumun ortaya çıkması, irtibatı varsa da bunun ortaya çıkması açısından başta birlikte çalıştığı Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı H.P. (halen Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı), 1. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi M.T. (halen Kahramanmaraş hakimi), o dönem Cumhuriyet Başsavcısı M.Y. (halen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı), dönem arkadaşı G.İ. (halen Kahramanmaraş hakimi), o dönem Başsavcı vekili olarak görev yapan K.Y. (halen Adana Bölge Adliye Savcısı), o dönem komisyon üyesi olarak görev yapan G.Y. (halen Adana Bölge Adliye üyesi), C.P. (halen Kahramanmaraş hakimi), A.P. (halen Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı), Cumhuriyet Savcısı M.K. (halen Eskişehir Cumhuriyet Savcısı), M.S. (halen Biga C.Başsavcısı), U.C. (halen Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi) ve C.A. (halen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Üyesi)'nin tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasının önem arz ettiğini düşünüyorum. Bu yönüyle maddi hakikatın ortaya çıkarılması açısından bu kişilerin de beyanlarının alınmasında gereklilik olduğunu düşünüyorum. Zira sanık hakkında en doğru bilgi sahibi olacak kişiler yukarıda tanık olarak isimlerini verdiğim meslektaşlarımdır. Benim bu olayla ilgili hatırladıklarım bunlardan ibarettir." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.<br> Davalı idarece, yargı mensubu olarak görev yapan F.Ş. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.<br> Davacı tarafından ise; F.Ş. isimli şahsın beyanının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde gösterilmesinin hukuken kabul edilebilir olmadığı, tanığın ifadesi bir bütün olarak ele alındığında tanığın, kendisi ile ilgili olarak FETÖ üyesi olduğuna veya iltisakı ve irtibatının olduğuna dair somut bir bilgiye sahip olmadığını açıkça beyan ettiği ileri sürülmüştür. <br> F.Ş. isimli şahsın yukarıda yer verilen ifadesi incelendiğinde; davacının sosyal çevresinde bulunan hakim ve savcıların çoğunlukla FETÖ/PDY yapılanmasına mensup şahıslar olduğu ancak davacının anılan örgüt ile irtibat ve iltisakı noktasında herhangi bir somut bir bilgiye sahip olmadığını beyan ettiği; yine davacı hakkında düzenlenen iddianamenin sadece kendi beyanlarına dayalı olarak düzenlendiği, ancak maddi hakikatin yani davacının anılan örgütle varsa ilişkisinin ortaya çıkarılması için birlikte görev yaptığı diğer hakim savcıların ifadelerine başvurulması gerektiğini belirttiği görülmüş olup, bu haliyle tanığın kanaatinde şüphe içerisinde olduğu anlaşıldığından, beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.<br><br>b)Asya Katılım Bankası Hesabı<br>Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabı olduğuna ilişkin hesap dökümü sunulduğu, anılan belgeye göre, davacı adına ilk hesabın 27/12/2007 tarihinde açıldığı, hesap bakiyesinin 2013 yılı Aralık ayında 199.318,68-TL, 2014 yılında 200.253,99-TL olduğu, 23/01/2014 tarihinde 1.100,37-TL ve 165,06-TL katılım hesabı hareketi olduğu, hesabın 10/02/2014 tarihinde de vadesinden önce kapatıldığı, 2014 Şubat ayı ile 2016 Temmuz ayı arasında hesap bakiyesinin olmadığı görülmüştür.<br> Davalı idare tarafından; davacının Asya Katılım Bankasında bulunan hesaplarında hareketlilik bulunmasının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür. <br> Davacı tarafından; belirtilen tarihte İstanbul ilinde serbest avukatlık yaptığı ve bu şehirde bulunan evini sattığı, satış gününde saatin geç olması nedeniyle tapu dairesine yakın olan ve faizsiz hesap açılabilen Bank Asya'ya parasını yatırdığı, ancak 17/25 Aralık sonrası devlet yetkililerinin çağrısına uyarak parasını vadesinden önce çektiği ve hesabını tamamen kapattığı, bu süreçte kullanımının rutin bankacılık işlemleri niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.<br>Davacının Asya Katılım Bankası hesabına ilişkin dosyaya sunulan bilgi ve belgeler ve davacının bunlara karşı beyanları incelendiğinde; davacının Asya Katılım Bankası hesabının 2007 yılında açıldığı ancak FETÖ liderinin talimatı sonrasında Banka nezdinde herhangi bir işlem yapmadığı gibi Şubat 2014 tarihinde hesabını kapattığı ve bu tarihten Banka'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar olan dönemde herhangi bir işleminin tespit edilmemiş olduğu görüldüğünden, davacının yalnızca Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının bulunması, Kurulumuzca FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak görülmemiştir.<br><br>3) Sonuç olarak<br> Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, öte yandan, davalı idarece Kurulumuzun 12/04/2023 tarihli ara kararına verilen cevapta da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır.<br> Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br> Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;<br>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 12/11/2020 tarih ve E:2016/57421, K:2020/5084 sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Beşinci Dairesine gönderilmesine, <br>4. Kesin olarak, 21/09/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.<br><br>KARŞI OY <br>X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. </font></p></body></html>
resim