<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2022/11433 E.  ,  2023/10195 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>BEŞİNCİ DAİRE <br>Esas No : 2022/11433<br>Karar No : 2023/10195 <br><br>DAVACI : …<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVALI : … / ..<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVANIN KONUSU : Davacının, 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Hakkında verilen ifadelerde birçok çelişkinin bulunduğu, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğuna dair her türlü şüpheden uzak, somut olgu ve teknik verinin elde edilemediği, ankesör ve sabit hatlardan yapılan ardışık aramalara ilişkin Yargıtay kararlarında belirlenen kriterlerin şahsında gerçekleşmediği, mesleğe başladıktan sonra herhangi bir şahsın kendisini aramadığı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. <br><br>DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve anılan kararın 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası hükmüne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, anılan hüküm kapsamında dava konusu kararlar tesis edilmeden önce ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için yedi gün süre verildiği, dava konusu kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br><br><br>DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. madde uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmektedir.<br>Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir. <br>2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.<br>6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.<br>15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <br>Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, hâkim ve Cumhuriyet savcıların FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.<br>667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.<br>6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.<br>Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir. <br>Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.<br>Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.<br>Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. <br><br> TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 05/07/2023 tarihinde, davacı vekili Av. … tarafından, ... Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan E:…, … İcra Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan E:…, ... İcra Ceza Mahkemesinde görülmekte olan E:… sayılı davalarda duruşmalarının bulunduğu belirtilerek mazeret dilekçesi sunulmuş ise de, mesleki mazereti kabul edilmeyerek, davacı ile davacı vekili Av. …'un gelmediği, davalı idare vekili Av. …'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: <br> <br>A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ<br>1) Genel Olarak<br> Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. <br> Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br> MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br> 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.<br> 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br> 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br> Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.<br> Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiş ve bu maddenin (A) fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi ile benzer şekilde, yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği düzenlenmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (A) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.<br> <br>2) Davacıya İlişkin Süreç <br> ... tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. <br>Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. <br> Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 30/05/2023 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.<br><br>B) İLGİLİ MEVZUAT<br>1) Anayasa<br> Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br> Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br> Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br> Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br> Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”<br> Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br> Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”<br> Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. <br> Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”<br> Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”<br> Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br> Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br> Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”<br> Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”<br><br>2) AİHS<br> AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br> AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br> Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”<br><br>3) Kanun<br> 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen ve 18/07/2021 tarihli, 7333 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.<br> Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır."<br> Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır."<br> Aynı maddenin son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."<br><br>4) Etik İlkeler<br> Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.<br> Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.<br> Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.<br><br>C) İNCELEME VE GEREKÇE<br>1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç<br> İlgili Kanun hükmü gereğince Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Bunun yanında, yargılama aşamasında da, haklarındaki tespitlere ek olarak dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere bildirilerek bu tespitlere karşı beyanlarını sunma imkanı sağlanmıştır.<br> Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).<br> Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.<br>Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. <br>Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 13/09/2022 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.<br>Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.<br>06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.<br>Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.<br> Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.<br> AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).<br> Yukarıda aktarıldığı üzere gerek bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır. <br><br>2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler<br> Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. <br> 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. <br> Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:<br> "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...<br> Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...<br> HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.<br> Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...<br> Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...<br> Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."<br> Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.'ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.'ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”<br> Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. <br> Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.<br><br>3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü<br> AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).<br> AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. <br> Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. <br> Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.<br> Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.<br><br>4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br> Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br> Dolayısıyla gerek 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi gerekse OHAL kalktıktan sonra uygulanacak olan 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br> Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br> Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişilerden 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında da dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı getirilmiştir.<br> Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. <br> Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. <br> Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> <br>5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. <br> Dava konusu kararın dayanağı olan deliller davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu kararlar ile ilgili olarak karar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, kararımızın "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç" başlıklı kısmında da belirtildiği gibi, dava konusu kararın gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.<br><br>Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları <br>Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan F.K.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü Tem Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 29/12/2020 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...2014 YILI HAKİM/SAVCILIK SINAVI;<br>2014 yılı Temmuz ayı gibi üniversiten mezun olarak Kıbrıstan İstanbula ailemin yanma döndüm ve kendi imkanlarımla bir bir buçuk ay kadar hakim/savcı sınavlaranı hazırlanmlaya başladım, 2014 Ağustos ayı sonlarına doğru beni telefonla arayan bir şahıs Kıbrıstan hatırladığım kadarı ile Lefkoşe Sorumlusu M.N. aracılığı ile aradığını, Ankara ya gelmem gerektiğini önemli bir konu olduğunu söyleyince bana verdiği bir hafta sonraki tarihte otobüsle Ankara ya geldim ve bu şahısla AŞTI’ de yolcu bekleme yerinde buluştum kendisini bana E. olarak tanıttı yaptığımız görüşmede bana “Ankarada hakim/savcı çalışma evleri olduğunu bu sınavlara buu evlerde hazırlanabileceğimi, aradığı tarihte eşyalarımla birlikte gelmemi beni arayacağını söyledi ve ben İstanbula döndüm, sınava 2-3 ay kala E. beni arayarak Ankaya gelmemi söyledi ve verdiği tarihte otobüsle Ankara ya geldim ve AŞTI’ de benim gibi bu sınav için gelen 2-3 kişiyi alarak Keçiören ilçesi Aktepe semtinde adresini tam olarak hatırlayamadığım bir binanın 2. Katındaki eve gittik, benimle birlikte bu eve gelen kişiler U. (Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, benimle birlikte gözalıtına alınan) kişi,....(Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ş.Urfalı, Hakimlik sınavına kazanmıştı) ve M. (Akdeniz Üniversitesi Flukuk Fakültşşi mezunu, nereli olduğunu bilmiyorum, hakimlik sınavını kazandı) gittiğimiz ev eşyalı bir evdi, E. isimli şahıs bizlere bu evde Hakim/savcı sınavlarına hazırlanabileceğimizi ..., A.N.’nin Anayasa İdari Yargılama Usul Kanunu isimli kitabını ve THEMİS’ in Medeni Kanun/Türk Ceza Kanununu almamızı istedi ve bir süre kendi imkanlarımızla çalışmaya başladık birkaç gün sonra bize geçmiş sınavlarında çıkan sorularda bulunduğu A4 kağıtlarını getirerek verdi. Biz bu evde yaklaşık 10-15 gün kadar kaldıktan sonra E. bize Keçiören Aktepe TOKİ evlerinde örgüte ait hakim/savcı çalışma evine geçeceğimizi daha rahat çalışacağımızı söyledi ve bu eve aynı kişilerle birlikte geçtik, daha sonra hakim çalışma evine 2012-2013 yılları Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıfa örgüte ait öğrenci evinde kalan S.K. isimli şahıs geldi ve bu evde sınav yakın tarihe kadar çalıştık, E. dışında kaldığımız hakim/savcı evine gelengiden olmadı, evde ders dışında E. isimli şahıs günlük Fetih ve Yasin süresini okumamızı, namaz kılmamızı, fetullah gülenin kitaplarını, risale okumamızı söyleyerek ev sorumlusu olan U. ... isimli kişiye yapılan faaliyetin çetelesini tutmasını söyleyerek hafta bir eve gelip bu çeteleyi almataydı.Ayrıca ben Ankara da akrabalarım olduğu için hafta bir ve sınava yakın son iki hafta akdrabalarımın evinde kaldım. Hakim/savcı çalışma evlerine gelirken E. isimli kişi bize yanımızda telefon getirmemezi, iletişimi sabit hattan dışardan arayarak sağlayacağımızı söylemiş, ben ailmle iletişimi dışrda bulunan sabit hatlardan arayarak yapmaktaydım evde telefon bulundurmak yasaktı. Hakem/savcı çalışma evlerinde E. ve başka bir şahıs tarağından hiçbir şekilde sınav soruları bize verilmedi, sadece önceki sınavlarda çıkan sorularında bulunduğu A4 kağıdında bulunan testleri vermişti, be belgeleri ev dışına çıkartmamazı istemişti. 2014 yılı Aralık ayı gibi Adli ve İdari Hakim/savcı aday sınavlarına girdik, ben 72 puan alarak Adli Hakim adaylık sınavını kazandım, idari hakim aday sınavına kazanamadım, S.K. hiçbir sınavı kazanamadı, İsmail... U. ve M. Adli ve idari sınavlarını kazandılar diye hatırlıyorum..."<br> Bununla birlikte, dava dosyasında yer alan 30/12/2020 tarihli fotoğraftan teşhis ve kimlik tespit tutanağında, ifade sahibi tarafından, ifadesinde "..." olarak bahsettiği şahsın davacı ... olduğunu net ve kesin olarak teşhis etmiştir.<br>Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.K.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü Tem Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 29/12/2020 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...HAKİM/SAVCI ÇALIŞMA EVİ DÖNEMİ :<br>2014 yılı Temmuz ayında F.K. isimli şahıs kendi cep telefonundan benim cep telefonumdan aradı, bana “Ankara ya gidelim, örgüte ait Hakim/Savcı Çalışma evlerinde kalacağız” dedi, bu tarihte ben üniversite son sınıfta 2 dersten kalmıştım, bende bu iki dersten geçmem gerektiğini, evde derslere çalışamadığımdan bu Hakim/Savcı Çalışma Evine gidecektim, F.K. isimli şahıs bana Ankara Otogarında buluşacağımızı söyleyerek tarih ve saat verdi, bende kendisinin söylediği tarih ve saatte Ankara ya geldim, Otogar da F.K. ile buluştum, burada E. isimli şahıs F.K. ve beni Keçiören semtinde bulunan 1.Hakim/Savcı Çalışma Evine götürdü, bu adresi gösterebilirim, E. isimli şahıs F.K. ve beni bu eve yerleştirdi, bu evde F.K., M.Ö., U., ... isimli şahıslarda kalıyorlardı, HAKİM/SAVCI sınavlarına hazırlanıyorlardı, evde sabit kurulu telefon yoktu, E. isimli şahıs ilk gün herhangi uymamız gereken kurallardan bahsetmedi, 1 hafta süre ile F.K., M.Ö., U., ... isimli şahıslar Hakim/Savcı sınavlarına çalışmaya başladılar, ben son sınıfta bütünlemeye kaldığım 2 dersime çalıştım, bu Hakim/Savcı çalışma evinin abisi belirlenmemişti ancak U. isimli şahsın ev sorumluluğunu yaptığını anladım, 1 hafta sonra E. isimli şahıs geldi, F.K., M.Ö., U., ... ve bana bu Hakim/Savcı Çalışma Evinin kurallarından bahsetti, “Staj başlatmıyorsunuz, kendi kitaplarınızdan çalışıyorsunuz, cep telefonlarınızı memleketlerinize ailenize göndereceksiniz, cep telefonlarınız memleketlerinizde açık vaziyette bulunacak ve aileniz cep telefonlarından günlük birkaç görüşme yapacak, cep telefonlarınız memleketlerinizden sinyal verecek, Hakim/Savcı çalışma evinden sinyal vermeyecek” dedi, bunun üzerine ben E. isimli şahsa cep telefonumu memlekete gönderemeyeceğimi söyledim, E. isimli şahıs “gönderirsen iyi olur, ileride sıkıntı olabilir” dedi, E. isimli şahıs bu görüşmede bizlere “dışarıya çıkmayın, derslerinize çalışın, hakim/savcı olun, hakim/savcı olursanız maaşınızın bir miktarını örgüte vereceksiniz, ailenizle yakında bulunan marketteki kontörlü telefon ile arayarak ileşitim kuracaksınız” dedi, E. isimli şahıs kuran ı kerim getirdi F.K., M.Ö., U., ... ve bana kuran ı kerime el basın bu evlerden hiç kimseye bahsetmeyeceksiniz dedi, F.K., M.Ö., U., ... isimli şahıslar kuran ı kerim e el basarak yemin ettiler ben el basmadım yemin etmedim, E. isimli şahsın bu kuralların hiç birine uymadım ancak F.K., M.Ö. U., ... isimli şahıslar hemen PTT ya da kargoya gittiler, cep telefonlarını memleketlerine gönderdiler, bu kurallara uydular, 31.08.2014 tarihinde Kıbrıs a gittim, bütünleme sınavlarına girdim, yaklaşık 1 ay kadar Kıbrıs ta kaldım, derslerimi verdim, mezun oldum, 2014 yılı Eylül/Ekim aylarında Şanlıurfa ya ailemin yanma döndüm, E. isimli şahsın avukatlık staj başvurusu yapmayın talimatına rağmen ben 2014 yılı Ekim ayında Ankara Adliyesine avukatlık staj başvurusu yapmak üzere evraklarımı topladım ancak başvuru yapmadan l.Hakim/Savcı Çalışma Evine gittim, F.K., M.Ö., U., ... isimli şahıslar sınavlara hazırlanmaya devam ediyorlardı, bu evde 10 gün kadar kaldım, bu dönemde E. isimli şahıs F.K., M.Ö., U. ... ve beni bir araç ile 2.Hakim/Savcı Çalışma evine götürdü, burada kalmaya başladık, E. yine eve geliyordu, hatta bizlere bir görüşmesinde E. bizlere “toplu yerlere gitmeyin, Türkiye de görüyorsunuz heryerde bombalar patlıyor, toplu yerlere gitmeyin, bomba patlayabilir” dedi, F.K., M.Ö., U., ... in telefonları yoktu, memleketlerine göndermişlerdi, ankesörden aileleri ile görüşüyorlardı, ben F.K. M.Ö., U., ... isimli şahıslara ankesörlü telefonlara gitmeyin, benim yanımda bulunan cep telefonum ile ailenizle görüşün dedim ancak kabul etmediler ve ankesörlü telefon ile görüşmeye devam ettiler, 2014 yılı Kasım ilk haftası Şanlıurfa ya döndüm, evraklarımı topladım ve Şanlıurfa Barosuna staj başvurusu yaptım ve 14.11.2014 tarihinde stajım başladı, Hakim/Savcı sınavları 21 ve 27 Aralık 2014 tarihinde yapılacaktı, bu sebepten Ankara ya gelip gidiyordum, her geldiğim tarihlerde 2.Hakim/Savcı Çalışma evine gelerek kalıyordum, hakim savcı sınavlarına kadar zaman zaman bu evde kaldım, Hakim/Savcı çalışma evinde F.K., M.Ö., U., ... isimli şahıslar sınav tarihine kadar kaldılar, F.K. ile evdeki sohbetimizde ben Kıbrıs da bulunduğum süre içerisinde hakim/savcı çalışma evine o tarihte görevli Savcı nın gelerek ziyaret ettiğini, nasihatta bulunduğunu söyledi, bu savcı nın kim olduğunu F.K., M.Ö., U., ... isimli şahıslar bilebilirler, 1 ve 2 nolu olarak beyan ettiğim Hakim/Savcı Çalışma evinin kira kontratı kim düzenlediğini bilmiyorum, elektrik su gibi aboneliklerin kimin adına olduğunu bilmiyorum, E. isimli şahıs bizlerden ev kira bedelleri talep etmiyordu, sadece biz öğrenciler kendi yiyecek içecek gibi ihtiyaçlardan dolayı kendi aramızda para topluyorduk, E. isimli şahıs bizlere daha önceki yıllarda çıkmış hakim savcı sınav soru ve cevapları bulunan her derse ait kitaplar verdiler, Hakim/Savcı sınavında çıkacak sorular bana verilmedi, diğerlerine verilip verilmediğini bilmiyorum. Hakim Savcı sınav tarihi itibari ile Hakim/Savcı çalışma evleri ile irtibatım kalmadı, Hakim/Savcı sınavlarını kazanamadım, 61 puan aldım, ilerleyen süreçte F.K. ile telefonla yaptığım bir görüşmede F.K., M.Ö., U., ... isimli şahısların Hakim/Savcı sınavını kazandıklarını, örgütün MÜLAKAT EVİ n de Hakim Savcı mülakatlara F.K., M.Ö., U., ... ile birlikte hazırlandıklarını, benimde istediğim takdirde kalabileceğimi söyledi, ben kabul etmedim..."<br> Bununla birlikte, dava dosyasında yer alan 29/12/2020 tarihli fotoğraftan teşhis ve kimlik tespit tutanağında, ifade sahibi tarafından, ifadesinde "..." olarak bahsettiği şahsın davacı ... olduğunu net ve kesin olarak teşhis etmiştir.<br>Uzman yardımcısı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 04/04/2021 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...2014-2015 ÇALIŞMA EVLERİ DÖNEMİ<br>2014 yılının Haziran ayında ben Hukuk Fakültesini bitirip Amasya’ya döndüm. Döndükten sonra Temmuz veya Ağustos ayında beni cep telefonumdan E. isimli soyadını bilmediğim birisi aradı ve bana “Birkaç gün sonra Ankara’ya gel, seni Hakim /Savcı çalışma evine yerleştireceğiz bundan sonra sınavlara orada hazırlanacaksın” dedi. Bende Ağustos ayında Ankara’ya geldim. Ancak beni karışlayan olmadı bende geri döndüm. Bu tarihten 1 hafta 10 gün sonra E. isimli şahıs beni tekrar arayarak Ankara’ya çağırdı, gelince de AŞTİ’de beni karşıladı. Daha sonra beni taksiyle alarak Keçiören Aktepe’de bulunan Hakim/Savcı Çalışma evine götürdü. Bu evin sorumlusu bizi o eve götüren ve yerleştiren E. isimli şahıstı. Bu evin ihtiyaçlarını ... karşılıyordu. Bu evde ..., U.Ş., S.K. ve ismini F.K. olarak bildiğim şahıslar vardı. Biz bu evde 1 hafta kadar kaldık ve bizi yine bu eve yakın olan Keçiören Aktepe’de TOKİ Konutlarında bir Hakim/Savcı çalışma evine götürdü. Ben bu evin adresini oraya gidersem gösterebilirim. Bizi bu eve götüren yine E. isimli şahıstı. E. isimli şahıs bize çalışma evinde kod isimleri verdi. Bana ... KOD ADINI verdi ve evde bu ismi kullanmamı istedi. Bildiğim kadarıyla S.K.’ya da ... KOD ADINI verdi. Ancak biz evdeki arkadaşlarla bu kod isimlerini dışarıda ve evde çok kullanmadık. E. isimli şahsın bize bu kod isimlerini çalışma evinin güvenliğini düşündüğü için verdiğini sanıyorum. Bu evin sorumlusu E. isimli şahıstı. Evin giderlerini karşılıyordu. Elektrik doğalgaz su gibi abonelikler kimin üzerine kayıtlıydı bilmiyorum. Bir ara kira kontratını evde kalan F. isimli arkadaşın üzerine yaptılar diye biliyorum. Eve gelince E. bizi toplayıp tek tek görüşerek “burada kaldığımızı ve çalıştığımızı kimseye söylemeyeceğim” şeklinde bize yemin ettirdi. Sonra cep telefonlarımızı kapattırıp sim kartlarını çıkartırdı ancak telefonları bizde kaldı. Bize “telefonlarımızı açmamamızı çok acil bur durum olduğunda dışarıda paralı kontörlü telefonlara veya ankesörlü telefonları kullanmamızı” söyledi. Çalışma evlinde kaldığımız süre içerisinde cep teflonlarımız kapalı kaldı. Bize bu konuda yeni ve güvenli hat alın bu hatları kapatın diye başka bir talimat gelmedi. Ancak bu kurala uymayanlar vardı. Bize ayrıca “dışarıya birlikte çıkmayın” dedi. Ayrıca bu evde sabit telefon yoktu. Bu evde sohbet tarzı şeyler çok fazla yoktu ama namaz kılmamız isteniyordu. Bize günlük olarak en az 10 saat ders çalışmamız istenmişti. Bizde söylendiği kadara çalışıyorduk. Biz derslere kendi almış olduğumuz piyasada satılan çeşitli yayın evlerinin kitapları ile çalışıyorduk ancak E. bize üzerinde yayın evi ismi bulunmayan A4 kağıt boyutunda kalın olan her ders için ayrı ayrı olan soru kitapları getirdi. Bu kitapların ismini bilmiyorum sadece soru kitabı diye biliyorum. E. bize ayrıca kanun maddelerinden oluşan kitapçıklar yapmamızı ve bu kitapçığı da çalışmamızı istedi. Bizde Kızılay’da dediği şekilde kitap yaptırdık. Ayrıca bize ilk zamanlar da deneme sınavı yapmak için A4 kitapçığı getirmişti. Bu sınavı bizim bilgi düzeyimizi öğrenmek için yapmıştı. Sınava yakın bir zamanda dışarıdan geldiğini bildiğim ancak ismini bilmediğim bir veya iki şahıs geldi. E.’yle birlikte bizimle tek tek mülakat yaptılar. Bu mülakat hakim/savcı sınavında ki mülakatın bir provasıydı. Bu mülakatta bize “kendimizi tanıtmamızı” istediler ve sonra hukukla ilgili bir ya da iki soru sordular. Bu mülakat topla 2-3 dakika sürdü. Bize bu mülakatı yapan şahısların isimlerini ve görevlerinin ne olduğunu bilmiyorum ancak örgütün üst düzey mensuplarından olduğunu düşünüyorum. Sınava gireceğimiz zaman bana ve evde kalan diğer öğrencilere örgüt tarafından ya da E. tarafından sınav sorusu ya da başka bir şey verilmedi. Biz sınava E.’nin bize çalışmamız için getirmiş olduğu sınav kitapları ve kendi aldığımız kitaplardan çalıştık. 2014 yılının Aralık ayında Ankara’da Adli ve İdari Yargı Sınavına ayrı ayrı girdim. Ben girmiş olduğum 2014 Adli Yargı Sınavının yazılısını kazandım. Ancak mülakatta elendim. İdari Yargı sınavının yazılısını kazanamadım. Sonra ben Hakim/ Savcı çalışma evinden ayrıldım ve Sincan’da bulunan bir akrabamın yanında kalmaya başladım. Bu sınavlardan sonra 2015 Mayıs ayında yeniden Adli Yargı ve İdari Yargı sınavı açıldı. Ben bu sınavlara da girdim. Adli Yargı sınavının yazılısını kazandım yine mülakatta elendim. Bu sınava geldiğimde yine kalmış olduğumuz Hakim/Savcı çalışma evinde kaldım. Bu sınavları da kaybedince çalışma evinden tamamen ayrıldım. Bu sınavları kazanan ve bildiğim kadarıyla ... Adli Hakim olmuştu. Diğerlerinin kazanıp kazanmadığını bilmiyorum... ... : FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubudur. Benim çalışma<br>evinde birlikte kaldığım ve sınavlara hazırlandığım şahıstır. Daha sonra beni taksiyle alarak Keçiören Aktepe’de bulunan Hakim/Savcı Çalışma evine götürdü. Bu evin sorumlusu bizi o eve götüren ve yerleştiren E. isimli şahıstı. Bu evin ihtiyaçlarını ... karşılıyordu. Bu evde ..., U.Ş., S.K. ve ismini F.K. olarak bildiğim şahıslar vardı. Biz bu evde 1 hafta kadar kaldık ve bizi yine bu eve yakın olan Keçiören Aktepe’de TOKİ Konutlarında bir Hakim/Savcı çalışma evine götürdü. Ben bu evin adresini oraya gidersem gösterebilirim. Bizi bu eve götüren yine E. isimli şahıstı. Ayrıca ... isimli şahıs Benim üniversite son sınıfta BBTM olan R. isimli şahsın yönlendirmesiyle kariyer görüşmesi için üniversitenin yakınında olan ve FETÖ/PDY ye ait ATEŞOĞLU Öğrenci yurdunda kariyer görüşmesine gelen öğrencilerden biriydi, orada yine Hukuk Fakültesinden başka öğrencilerde vardı. Bu öğrencilerden Y.B., ..., S.K., yine aynı sınıfta olduğumuz Samsunlu olduğunu bildiğim H.Ş. isimli şahıs ve aynı sınıfta olduğumuz G.K. isimli şahıs vardı..."<br> Bununla birlikte, 05/04/2021 tarihli fotoğraftan teşhis ve kimlik tespit tutanağında, tanık tarafından davacının net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.<br>Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan U.Ş.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 27/12/2020 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...2014 YILI HAKİM/SAVCI ÇALIŞMA EVİ DÖNEMİ<br>2014 yılı eğitim öğretim dönemi sonunda ben yine memlekete dönüp avukatlık yapmak istediğimi söylediğimde E. ile Antalya’da mezunlar ile ilgilenen ancak ismini hatırlamadığım 1.70 boylarında gözlüklü kişi gelerek bana “Sizi Ankara’ya gönderelim. Orada Hakim Savcılığa hazırlanırsın” dediler. Ben avukatlık yapmak istediğimi söylesem de beni ikna ederek Ankara’ya gönderdiler. Beni Ankara’dan kendisini E. olarak tanıtan bir kişi aradı ve numaramı Antalya’dan aldığını söyledi. Şu gün şu saate AŞTİ’de olacak şekilde biletini al ve gel dedi. Bende belirlediğimiz saatte AŞTİ’de oldum. ... kod isimli şahıs yanında 2 kişi ile birlikte geldi. Bu yanında bulunan kişilerin daha sonra benim gibi Hakim/Savcı çalışma evlerinde kalmak için geldiğini öğrendim. Bu arkadaşların isimlerini F.K. ve M.Ö. olduğunu öğrendim. ... kod isimli şahsın arabasına binerek Keçiören’de bulunan bir eve gittik. Bu evde 2 yada 3 gün kaldıktan sonra bu kaldığımız eve yine bizim gibi Hakim/Savcı çalışma evinde kalmak için gelen S.K. geldi. Bu evde yaklaşık 1 hafta kadar kaldıktan sonra ... kod evin taşınacağını bize söyledi ve bu kaldığımız eve yürüme mesafesinde olan Kuzey Ankara TOKl bloklarında olan başka bir eve geçtik. Buraya yerleşince yanımıza ... isimli bir arkadaş daha katıldı ve artık evde 5 kişi kalmaya başladık. Eve tamamen yerleşince ... kod yanımıza gelerek Hakim/Savcı çalışma evinde kalmanın bazı kuralları var dedi. Bu kuralların ne olduğunu sorunca bu evde kesinlikle telefon kullanmayacaksınız, acil bir işiniz ve zorunlu bir işiniz olmadığı müddetçe evden çıkmayacaksınız, aileleriniz ile irtibat kurmanız gerekirse dışardan ankesörlü/sabit hatlardan irtibat kuracaksınız dedi. Telefonlarınızı memlekete yollayın yada sim kart dahil bataryasını çıkartın telefonunuz buradan sinyal/baz vermesin dedi. Hatırladığım kadarı ile ...’nun cep telefonu yanındaydı. Arada sırada kullandığını hatırlıyorum. Diğer arkadaşlarda onun telefonunu kullandımı yoksa kullanmadımı hatırlamıyorum. Bu çalışma evinin abisi bendim. Evin genel giderlerini ben takip ediyordum. Eve herkes cüzi bir miktar para verirdi. Evin diğer ihtiyaçlarını ... kod karşılardı. Kaldığımız çalışma evinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait hiçbir yayın organı bulunmazdı. ... kod isimli şahıs gelirken yanında Fetullah Gülen’in kitabını ve Fetullah Gülen’in vaaz CD’sini getirirdi. Bu getirdiği CD’yi bize yanında getirdiği leptoptan izletirdi. Fetullah Gülen’in kitaplarından bölümler okur ve anlatımlarda bulunurdu. Bu faaliyetlere çalışma evinde kalan ben, F.K., M.Ö. ... ve S.K. katılırdık. Bu arkadaşlardan F.K. ve S.k. KIBRIS’ta eğitim gördükleri dönem içerisinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait evlerde kaldıklarını söylemişlerdi. Çalışma evinde ders çalışırken şuanda ismini hatırlayamadığım bir yayın organının kitaplarını almıştık. Hepimiz evde bu yayın organlarından çalışmıştık. Bu yayın organlarının dışında ... kod isimli şahısta bazen bize deneme kitapçıkları getirir bu denemeleri süreli olarak çözdürürdü. Bu denemelerin dışında ... kod isimli şahıs bize çalışmamız için bandrolsüz fotokopi şeklinde içinde daha önceki senelerde çıkmış sorularında olduğu bir kitapçık getirdi. Biz zaman zaman bu kitapçıktanda çalışıyorduk. Evde kaldığımız arkadaşlardan S.K. ... kod isimli şahsın getirdiği bu kitapçıktaki sorular kesin çıkar dedi ve ağırlık olarak bu kitaptaki sorulardan çalışmaya başladı. Ama her iki sınavıda kazanamadı. ... kod bir gün sohbet esnasında Vergi Hukuku dersinden geçmiş yıllarda çıkan sorulardan veya benzerlerinden çıkıyormuş, çıkmış sorulara bakın dedi. Benim hatırladığım kadarı ile girmiş olduğum sınavda sadece Vergi Hukuku dersinden hatırladığım kadarı ile 2 ya da 3 sorunun önceki dönemlerde sorulan soruların/bir benzerinin çıktığı aklımda kalmış. Ama ben kesinlikle Hakim/Savcı sınavı sorularını almadım... ... Akdeniz Üniversitesinde okuyan Gaziantep’li olduğunu hatırladığım FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün güdümünde olan Hakim/Savcı çalışma evinde kalan ... kod isimli şahsın düzenlediği Fetullah Gülen kitaplarından okuma ve Fetullah Gülen’in vaaz CD’si izleme etkinliğine katılırdı..."<br> Bununla birlikte, 28/12/2020 tarihli fotoğraftan teşhis ve kimlik tespit tutanağında, tanık tarafından davacının net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.<br> Davacı tarafından; kendisinin de hakkında beyanda bulunan şahıslarla Ankara'da çalışma evinde kaldığını ikrar ettiği, bahse konu çalışma evinde kalındığı zaman zarfında sınava hazırlığa yönelik ders çalışıldığı, söz konusu evde kalırken kendisinin ve diğer kişilerin bir terör örgütü gibi hareket ettiklerine ya da herhangi bir terör faaliyetinde bulunduklarına dair hiçbir delilin bulunmadığı, sadece söz konusu evde kalmış olmanın tek başına örgüt üyeliği için delil niteliğini haiz olmadığı, evde kalmış olmanın yanında herhangi bir terör eyleminde bulunduğuna veya terör örgütü olduğunu bilerek ve terör örgütünün amacına isteyerek hizmet ettiğine dair hiçbir delil bulunmadığı beyan edilmiştir.<br> Öte yandan, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararında; "...SANIK [DAVACI] SAVUNMASINDA: "Ben bu konuda daha önce beyanda bulundum, aynen tekrar ederim. Örgüt ile ilk olarak üniversite yıllarımda temasım olmuştu, M.Ö. isimli şahsın vasıtası ile tanıştım, bu şahıs ile biz aynı sınıftaydık, üniversite yıllarında evlerinde kalmadım, üniversite yıllarında M. çağırdığında bir kaç defa gittim, bu sohbetlerde her seferinde başka şahıslar geliyordu, önüne kitap açıp kitaplar okurdu, bu kitapların Fetulla Gülen'e ait olup olmadığını bilmiyorum, Antalya'ya ilk gittiğim yıllarda ilk 20 gün akrabamda kaldım sonrasında yurda geçtim bu yurtta örgüte ait yurt idi, bu yurtta da 3 ay kadar kaldım, sonrasında kendime ait bir eve çıktım, bu ev örgüte ait değildi, M.'ın çağırması ile arada M.'ın kaldığı örgüt evine sohbetlere gidiyordum, üniversite sürecini kendime ait evde geçirdim, sonrasında masraf paylaşmak için arkadaşlar ile kaldım. Fakülteden biraz uzatmalı mezun oldum, mezun olduğumda hakimlik sınavına 2 ay gibi bir zaman vardı, memlekete döndüm, sınava mı hazırlansam yoksa avukatlık stajına mı başlasam diye düşünüyordum, bu sırada M. benimle irtibata geçti, M. bana Ankara'da hakimlik sınavına hazırlanıyorum bir kişilik boş yer var istersen sen de gel demişti, benimde bir planım olmadığı için bu teklif bana cazip geldi, bu evde M.Ö., U.Ş., S.K., F.K. isimli şahıslar vardı, bu ev de örgüt eviydi, giderken de örgüt evi olduğunu biliyordum, sınava çalışacağım için çok bir sıkıntı görmedim, eve 10 veya 15 günde bir gelen Etem diye biri vardı, evlerden kimseye bahsetmemiz için bize yemin ettirdi, cep telefonu kullanımı yasaktı, telefonları evlere göndermemiz söylendi, ben göndermedim, evde bulunduğum sürede kapalı tuttum, çıkınca açıyordum, telefonu gönderdiğimi söylemiştim ancak göndermedim. Bana herhangi bir soru verme olayı olmadı, diğer şahısların beyanlarını okudum soru verildi diyen şahıslarda olmuş, soru verildi diyen şahıslar da sınavı geçemeyen şahıslardır... Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ve bir kısmı da mahkememizce tanık olarak dinlenilen U.Ş., M.Ö., S.K. ve F.K.'ün ifadeleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanığın [davacının] örgüt içerisindeki bir şahsın yönlendirmesiyle kariyer görüşmesine katıldığı, örgüte ait hakim savcılık çalışma evlerinde kaldığı, bu evlerde uygulanan gizlilik kuralarına riayet ettiği, sanığın [davacının] sınavı kazandıktan sonra örgütün mülakat evlerinde kaldığı, bu evlerde mülakata hazırlanarak mülakat provaları yapıldığı, örgüt içerisinde ... isimli şahsın kendilerini örgüt içi gizlilik kapsamında sabit hatlardan aradıklarının anlaşıldığı,<br>Kolluk kuvvetlerince tanzim edilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ATAÇ ankesör/sabit(büfe) hat havuz programından yapılan 17/05/2022 tarihli ankesör/büfe sorgu raporunda ve bu rapora ilişkin 18/05/2022 tarihli araştırma kıymetlendirme tutanağında özetle; sanığın [davacının] kullandığı belirlenen 553...98 numaralı GSM hattının ile toplamda 3 kez(grup) ardışık arandığının belirlendiği, bu aramalarda; 19/01/2014 tarihinde tarihinde İstanbul ilinde bulunan büfe hattından/ankesörlü hattan 1 grup ardışık arandığı, bahse konu aranmada ardışık arananların GSM hat numaralı sağ taraftan son rakamının sanığın [davacının] kullandığı 2 farklı GSM numarası ile farklı olduğunun belirlendiği, bu manada şifreli kaydetme yöntemi ile sanığın [davacının] arandığının belirlendiği, 10/07/2014 tarihinde İzmir ilinde bulunan büfe hattından/ankesörlü hattan 1 grup ardışık arandığı, ardışık aranan M.Ö. ve U.Ş.'in sanık [davacı] ile birlikte hakim-savcı çalışma evinde kalan şahıslar olduğuna dair dosyada teşhis ve beyanın bulunduğu, 11/07/2014 tarihinde tarihinde İzmir ilinde bulunan büfe hattından/ankesörlü hattan 1 grup ardışık arandığı, ardışık aranan M.Ö. ve Ufuk Şahin'in sanık [davacı] ile birlikte hakim-savcı çalışma evinde kalan şahıslar olduğuna dair dosyada teşhis ve beyanın bulunduğu, tüm bu hususlar göz önüne alındığında söz konusu aramaların örgütsel arama olduğuna mahkememizce kanaat edinildiği,<br>Sanık [davacı] aşamalarda alınan ifadelerinde özetle; etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini, örgüt ile ilk temasının üniversite yıllarında olduğunu, üniversitede örgüte ait yurtta kaldığını, örgüt evlerinde örgütün sohbetlerine katıldığını, mezun olduktan sonra hakim savcılık sınavına hazırlandığını, örgüt içerisinden şahısların kendisini sabit hatlardan aradığını beyan ettiği, ..." tespitlerine yer verilmiştir.<br> Bu durumda, davacının sınavlara örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde cep telefonlarını kapatarak hazırlandığına, bu evde düzenlenen faaliyetlere ve örgüt tarafından düzenlenen kariyer görüşmesine katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarının ve Ceza Mahkemesi kararında yer alan tespitlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.<br><br><br><br>6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi<br> Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. <br> Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).<br> Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.<br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. <br> Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. <br> Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla, karara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.<br>Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. <br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.<br> Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımın da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. <br> Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır.<br><br><br>7) Sonuç olarak<br> Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.<br><br>D) KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,<br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinden davacı tarafından peşin ödenen … TL vekalet harcının davacının üzerinde bırakılmasına, … TL'den … TL vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,<br>4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 06/07/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>

resim