<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/4924 E. , 2022/6980 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>BEŞİNCİ DAİRE <br>Esas No : 2017/4924<br>Karar No : 2022/6980<br><br><br>DAVACI : … <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVALI : … / …<br>VEKİLİ : Av. …<br> <br>DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların usulüne uygun olarak disiplin soruşturması yürütülmeden ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, HSK Genel Kurulu tarafından meslekten çıkarma kararı verilmesinin azil niteliğinde olduğu ve Anayasa'ya aykırı olduğu, isnat edilen ve ihraç kararının gerekçesi yapılan örgüt üyeliği, irtibat ve iltisak gibi eylemlerin ne olduğu nun bilinmediği, atılı suçlamayı kabul etmemekle birlikte iddia edilen eylemin soruşturma açıldığı tarihten önce olduğunun açık olduğu, adli ve idari soruşturmalar açıldıktan sonra yürürlüğe giren 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinin geçmişe yürütüldüğü, hayatının hiçbir döneminde bu örgütle bağının ve bağlantısının olmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3/1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi iptali istemleriyle açılmıştır.<br> T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir.<br> 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.<br> 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.<br> Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <br> 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.<br> 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.<br> Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir. Davacının bu karara karşı yeniden incelenme talebi ile yaptığı itiraz Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmiştir.<br> Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.<br> Dosyadaki mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine ilişkin somut delil bulunmadığı, bu haliyle şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediklerine dair dava açmaya yeter şüphe oluşturacak delil elde edilemediği gerekçesiyle Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından … tarih ve Soruşturma No:…, Karar:… sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının verildiği anlaşılmaktadır.<br> Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekmektedir. Bu yönü ile ceza yargılamasının katı bir delil değerlendirme sistemi vardır. Üzerine suç isnat edilen kişilerin bu suçu işlediklerinin ispatı ancak o kişiler hakkında yeterli ve somut delillerin toplanabilmesi ile mümkündür. Hakkında yeterli delil olmaması, sanık lehine değerlendirilir ve beraat kararı için yeterlidir. Ancak 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.<br> Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların da, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik ve mensubiyetin yanı sıra iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir.<br> Dosyanın incelendiği tarihteki savunma/ek beyan dilekçeleri ,CD içerisinde sunulan evrak ile davacıya ilişkin tespitler birlikte değerlendirildiğinde , FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına meslekten çıkarılmasına ilişkin, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nu … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararlarında hukuka aykırılık görülmemiştir. Öte yandan, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu saptandığından davacının parasal ve özlük haklarının ödenmesi talebinin de yasal dayanağı bulunmamaktadır.<br> Açıklanan nedenlerle,davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br> TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 25/05/2022 tarihinde, davacı ve davalı idare vekili Av….'ün geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı.Gelen taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (6749 sayılı Kanun) 3/1. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:<br><br>A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ<br>1) Genel Olarak<br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. <br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <br>Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.<br><br>2) Davacıya İlişkin Süreç <br>… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir. <br>Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.<br> Öte yandan, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçunu işlediği iddiasıyla açılan ceza soruşturması neticesinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Soruşturma No:…, Karar No:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının 16/12/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.<br><br>B) İLGİLİ MEVZUAT<br>1) Anayasa<br> Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br> Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br> Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br> Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br> Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”<br> Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br> Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”<br> Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. <br> Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”<br> Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. <br> Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." <br><br> Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”<br> Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br> Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br> Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”<br> Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”<br><br>2) AİHS<br> AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br> AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br> Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”<br> AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br> Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br> Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."<br><br>3) Kanun<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”<br> Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”<br> Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”<br>4) Etik İlkeler<br> Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.<br> Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.<br> Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.<br><br>C) İNCELEME VE GEREKÇE<br>1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç<br> AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. <br> Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.<br> Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).<br> Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. <br> Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır. <br>Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. <br>Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. <br>Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi, Dairemizin 11/09/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.<br>Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.<br>06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.<br>Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 25/02/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri, 14/04/2022 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya duruşma gününe kadar süre verilmiştir. <br>Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. <br> Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.<br> AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). <br> Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.<br> Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır. <br><br>2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler<br>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. <br>1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. <br>Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:<br>"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...<br>Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...<br>HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.<br>Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...<br>Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...<br>Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."<br>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”<br> Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. <br> Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir. <br>3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü<br> AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).<br> AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. <br> Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. <br> Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.<br> Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.<br><br>4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br> Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br> Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br> Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br> Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br> Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. <br> Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. <br> Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> <br>5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. <br> Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.<br> Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibariyle aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca ''Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak'' suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. <br> Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.<br> Bu durumda, somut olayda ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:2..., Karar No:2... sayılı kararıyla davacı hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üyelik suçlarından, anılan suçların işlediğine dair kamu davası açılması için yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Dairemiz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. <br><br> Davacının Sosyal Medya Paylaşımları <br>Davalı idare tarafından "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin, organize şekilde hareket etmek suretiyle sosyal medya aracılığıyla kamuoyunda algı oluşturmak maksadıyla paylaşım yaptıkları yönündeki bilgiler ışığında davacının bu amaca hizmet edecek mahiyetteki sosyal medya paylaşımları" denilmek suretiyle davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik bir unsur olduğu ileri sürülmüştür.<br> Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve davacı tarafından sosyal medyada paylaşılan mesajlar şu şekildedir; <br>Davacının, ihraç E.Ö. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 09/02/2012 tarihli "Hedef Tahtasındayız "http://www.ensonhaber.com/mitcileri-ifadeye-cagiran-savci-kimdir-2012-02-09.html öyle bir haber yapılmış ki İstanbul trafiğinde, kalabalığında savcıyı vuramayanlar, zarar veremeyenler, beşiktaş adliyesinde şu numarada bulup savcıyı vurabilirler, savcıya zarar verebilirler denmiş gibi..Resmen hedef tahtasındayız.Allah yardımcımız olsun.." içerikli mesaja "Birde çeşitle açılardan resimlerini de ekleselerdi tam olurdu, bu haber basının haber verme görevi kapsamında kalmayıp açıkça hedef göstermedir.Umarım gerekenler yapılır." şeklinde cevap verdiği,<br>Davacının, ihraç V.E. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 12/02/2012 tarihli "AĞZI OLAN KONUŞUYOR" başlıklı "Mit Müşteşarını CMK 250 Savcısı İfadeye Çağırabilir mi?Soruşturma dosyasının özünü ve içeriğini bilmeden yapılacak her yorumun doğruluğu şüphelidir.Ama görünüyorki uzatılan her mikrofona yorumlar yapılıyor.Takdir edersiniz ki hazırlık soruşturması gizlidir ve dosyayı en iyi bilen ve bilebilecek olan kişi soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısıdır.Görev suçu mudur değil midir?Elindeki bilgi ve delillere göre bunun en iyi takdirini yapabilecek olan kişi cumhuriyet savcısıdır.Cumhuriyet savcısı bu hususu kendi yetkisinde gördüğüne göre.Hukuk devletinde, şu aşamada en iyi bilgilere sahip, dellileri değerlendiren cumhuriyet savcısına herkesin güvenmesi ve itimat etmesi gerekir.Hem hukuken hem nezaketen.Mit müsteşarının çağrıldığı ifadeye gitmemesi son derece yadırganacak bir durumdur.Bu durum yetmezmiş gibi, şikede olduğu gibi burada da kişiye ve olaya özel yasa çıkarılması ayrı bir garabettir." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç M.A. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 12/02/2012 tarihli "2.SARIKAYA Olayı (DEJAVU)" başlıklı "1.Sarıkaya olayında olduğu gibi, savcılar iyi çocuklara dokundu.İlk olayda olduğu gibi yine büyük abiler devreye girdi ve kurtarma operasyonu başlattılar.Savcı 2.Sarıkaya da görevini yaparak başına iş aldı.Savunması ise, görevimizi yaptık oldu.Acaba iyi çocuklar ve büyük abileri de çıkıp, iddialar aydınlatılınca görevimizi yaptık diyebilecekler mi? Büyük abiler, şimdi rahatlıkla çıkıp, popülist söylemlerle toplumu yönlendirmeye çalışıyorlar...Geçmişte çok defa şahit olduk, gerçekler bir şekilde ortaya çıkmaktadır.Mesela Savcı 1.Sarıkaya'nın yaşadığı süreç ve mesleğe geri alınması...Şimdilik yetkileri alınan Savcı 2.Sarıkaya'nın da kurban edilmesinde, HSYK dik mi duracak, yoksa tanrılara bir kurban daha mı adayacak?" içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç A.T. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 18/12/2013 tarihli "Bu sefer -hayır-" başlıklı "Gündemdeki soruşturma kapsamında soruşturma savcıları ile ilgili olarak HSYK'nın bazı tasarruflarda bulunacağına dair sosyal medyada ve haberlerde bazı duyumlardan bahsedilmektedir.Sayın İ.O. beklentileri karşılar şekilde böyle bir şeyin söz konusu olmadığını dile getirdiğini de öğrenmiş bulunmaktayız.Her ne kadar bu söz konunun kurul gündeminde bile olmadığına dair yeterli görülse de yargının geçmiş tecrübelerini de göz önüne alarak ortak tepkimizi şimdiden ortaya koymamız gerekir.Hukuk devleti olduğumuzu hatırlatmak ve bağımsız yargı için bu sefer 'hayır' deme adına 'evet' diyerek gündem oluşturmalıyız.Aksi bir uygulamanın da bu teşkilatın hafızasından hiçbir zaman silinmeyeceğini herkese bildirmemiz gerektiğini düşünüyorum." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, M.A. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 19/12/2013 tarihli "Ben Böyle Polisin Gözlerinden Öperim" başlıklı "Malum soruşturma nedeniyle amirlerinin bilgisi ve haberleri olmadan soruşturma yürüttükleri iddiasıyla görevden alınan tüm polislerin yaşı benden küçük olanların gözlerinden yaşıt olanların ise yanaklarından öpüyorum.Yaşı benden büyük olanlara da saygı ve sevgilerimi sunuyorum.Neden böyle düşünüyorum:çünkü onlar bilerek veya bilmeyerek adli kolluğun temelini atmışlardır.Evet, ortada bir adli soruşturma var ise adli kolluk amiri olduğunu kabul etmeyen, işin sorumluluk gerektiren kısmında ortada bulunmayan hiçbir idari amire bu konuda bilgi verilmesi gerekmediğini düşünüyorum.Soruşturmanın patronu C. Savcısı ise, soruşturma gizli ise, adli bir soruşturma ile ilgili olarak herkes C.Savcısının müsaade ettiği kadar bilgi sahibi olabilir.Bunu herkes öğrensin.Bilmiyorlarsa tekrar tekrar açıp ilgili mevzuatı okusunlar.Malum soruşturmada, çocuğun babası ile yaptığı görüşme eğer sosyal medyada yayınlanan konuşma içeriği gibi ise, ve bu tapeler doğru ise, tabiki o polis bu soruşturma ile ilgili olarak üstüne haber ve bilgi vermeyecektir.Bilgi vermemesi suç değil, tam aksine bilgi vermesi suç olurdu.Bana göre bu malum soruşturmalarda yanlış olan ve halen eskiden olduğu gibi halen yanlış yapılmaya devam edilen husus ise; masumiyet karinesine dikkat edilmeden, soruşturmanın içeriğini basınla paylaşılması ve şüphelilerinin görüntülerinin ve delillerinin basına servis edilmesidir.Bu konuda gerekli hassasiyet ve itina gösterilmelidir.Bir kısım ilgililerin de, bu soruşturmanın altında ve üstünde 5 ayaklı buzağı arama yerine, gerçekten iddiaların doğru olup olmadığı yönünde kafa yormalarını, bir yerlerde yanlış yapıp yapmadıklarını ve adli soruşturmanın sağlıklı ve hızlı bir şekilde yürümesi için sabır ve sukunetle beklemelerini tavsiye ederim.Telaş'a gerek yok." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, S.D. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede paylaşılan, ihraç HSK üyeleri N.Ö., A.K., H.S., İ.O., B.Ç., T.G., A.B.'nin de aralarında yer aldığı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kamuoyu ile paylaşılan 26/12/2013 tarihli basın açıklamasında yer alan "...Bu itibarla, hakim ve savcıların yasalara aykırı davranışta bulunduğunu ve sıfat ve görevlerine uygun davranmadığını düşünen herkesin HSYK'ya şikayette bulunması mümkündür.Görev sınırlarını aşan veya suç teşkil eden eylemlerde bulunan hakim ve savcı varsa o hakim ve savcılarla ilgili bugüne kadar gereğine tevessül edildiği gibi bundan sonra da edileceği izahtah varestedir.Soruşturmaların yürütülmesine ilişkin yetki aşımı veya usulsüzlük olması durumunda bu konularda da 2802 sayılı kanunun disiplin maddeleri gereğince işlem yapılacağı açıktır.Ancak özveri ve titizlikle görev yapan yargı mensuplarını zan altında bırakan beyan ve yazıların da hukukun üstünlüğü ve çağdaş demokrasinin unsuru olan bağımsız yargıya zarar vereceği hususu gözden ırak tutulmamalıdır.Bu nedenle, yargı bağımsızlığını ihlal etmeden, yargıya duyulan güveni zedelemeden varsa yanlışlıkları ortaya çıkarmak ve gereğini yapmak başta HSYK olmak üzere tüm yargı kurumlarının görevidir.Bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında tüm yetkililerin, basın mensuplarının ve kamuoyunun yargıyı yıpratacak ve töhmet altında bırakacak tutumlardan kaçınması da yargı camiasının ortak beklentisidir.Kamuoyuna saygı ile duyurulur." içeriğe cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının ihraç B.Y. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 26/12/2013 tarihli "Savcı ...tan açıklama" başlıklı "Tarafımca yürütülen soruşturmada karşılaştığım baskılar nedeniyle açıklama yapmak gereği ortaya çıktı.Bugün itibariyle bu soruşturma dosyasının içinde yer alan arama, el koyma ve gözaltı kararlarıyla birlikte gerekçe gösterilmeden uhdemden alındığını öğrendim.Bundan sonra sorumluluk İstanbul Cumhuriyet başsavcısı ve Başsavcı vekilliğindedir.Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki soruşturma yapmam engellenmiştir.Soruşturma dosyası kendisinden alınan TMK Savcısı ...konuştu:"Cumhuriyet Savcısı olarak görevimi yapmam engellenmiştir" Dosya kendisinden alındı iddiasını, basın karşısında açıklayan Savcı … şunları kaydetti:"Karşılaştığım baskılar nedeniyle aşağıdaki açıklamayı yapmak zorunda kaldım.Çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet soruşturmasını yürütmekteydim.Gizli yürütülen operasyon basına yansıyınca 24 Aralık günü Başsavcılığa izah ettim.Nöbetçi hakimlikten arama ve el koyma talebimi İstanbul Emniyetine gönderdim.Deliller karartılmaya başlayınca saat 19 sularında polis müdürleriyle görüştüm.Sorumluluk bundan sonra Başsavcılıktadır.Adli kolluk üzerinden yargıya açıkça baskı yapılmış, sıralı amirler suç işlemiştir.Bağımsız ve tarafsız görev yapması beklenen yargının mensubu olarak gereğinin yapılması beklenmektedir.Baskı ve korkulardan çekinerek milletimin hakkını çiğnetmemek görevimdir.Yargı bağımsızlığına sahip çıkılmasını bekliyorum. " içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç S.Ç. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 27/12/2013 tarihli "Sizi Unutmayacağız..." başlıklı "Ülkemiz ve içerisinde bulunduğumuz yargı süreci ile ilgili olup bitenler karşısında, maddeler halinde düşüncelerimi paylaşmak isterim.1-Önceki paylaşımlarda da belirtildiği gibi, sanırım bu süreçte seçilenlerin göstereceği tavır ve duruş; onlara göstereceğimiz haklı, hukuki ve demokratik tepkinin belirleyicisi olacaktır.Dün her görüş ve düşünceden meslektaşlarımızın ve bilhassa HSYK nın göstermiş olduğu onurlu tavır hiçbir zaman unutulmayacaktır.Aynı şekilde hukuksal açıdan tatminkar olmayan gerekçelerle muhalefet şerhi koyan sayın üyelerimiz; yargı erkine ve bağımsızlığına sahip çıkmak yerine, yürütmenin eylemlerine sahip çıkmış olmaları da unutulmayacaktır.Zira; Bağımsız yargı erkinin teminatı ve yegane sözcüsü olmak için bu teşkilatın oyları, desteği ile seçilen muhalif görüşteki üyelerin hiç olmazsa BİR CÜMLE ile yargı ve yargı mensuplarına sahip çıkmaları en büyük beklentimizdir.Yargıya yönelik hukuki olmayan müdahalelerin yaşandığı tüm dönemlerde ASIL KONUŞMASI GEREKEN yegane kurum HSYK dır.HSYK dünkü açıklaması ile bunu göstermiştir.Kurulunun açıklama yapma yetkisinin olmadığı, korsan açıklama yaptığına yönelik söyleminin hukuksal dayanağı ve mantıksal izahı yoktur.Zira, Bir meslektaşımızın dün izah ettiği gibi; "Bu konuda HSYK açıklama yapmayacak da ŞARKİKARAAĞAÇ SULAMA BİRLİĞİ mi açıklama yapacaktı?!" Diyelim ki HSYK açıklama yapmadı, O zaman adama sormazlar mı?-Bu güne kadar ...'na ve benzeri açıklamalar sebebiyle kurulun geçmişte yaptığı basın açıklamaları karşısında neden aynı muhalefet şerhleri konulmadı? Ya da neden o zaman aynı söylem geliştirilmedi.Dün bu söylemleri dile getirenleri tarih unutmayacağı gibi, hukukçular da unutmayacaktır.2-Bugün konuşulması gereken bir diğer nokta ise: Adalet Bakanı kimin Bakanı? sorusudur.Ağır zorluklar altında çalışmakta olan yargı çalışanlarına sayın Adalet Bakanımız ve sayın Müsteşarımız bilhassa hakimlere-savcılara ne zaman sahip çıkacaktır?Bakanı olduğu teşkilatın mensuplarına suçduyurusunda bulunmaya devam mı edecektir?Adalet Bakanımız madem HSYK başkanıdır, o halde öncelikli beklentimiz yürütme erkine değil, yargı erkine ve bağımsızlığına sahip çıkmasıdır.Sayın bakanımızın daha ayağının tozu ile yapmış olduğu açıklamaları unutulmayacaktır.3-Dün yine meslektaşlarımızın belirttiği üzere,İstanbul Cumhuriyet Savcısı sayın …'ın açıklamalarından öğrendiğimiz ve basından takip ettiğimiz kadarıyla, yargıya yapılan müdahale ve yargının işlemez hali getirilmesine yönelik eylemler karşısında; İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Vekilinin müdahaleleri engellemek yerine bizatihi kendileri yargıya müdahale etmiş ve Cumhuriyet Başsavcısı ve velili adeta yürütmenin organı gibi hareket etmişlerdir.Tüm bu gelişmeler karşısında; yazık..! demekle birlikte, bu tarihi süreçte duruş ve tavırları ile yargının, hakkın ve hukukun yanında yer alanların unutulmayacağının bilinmesi gerekir.Hiç kimsenin vicdanların kabul etmediği karar ve gerekçelerle bizleri kandırmaya hakkı yoktur.Gün hep birlikte, her hukuksuzluk ve haksızlık karşısında olma, yürütmenin yargıya müdahalesine karşı HAYIR! deme günüdür. " içerikli yazıya cevaben "Hiç kimsenin vicdanların kabul etmediği karar ve gerekçelerle bizleri kandırmaya hakkı yoktur.Gün hep birlikte, her hukuksuzluk ve haksızlık karşısında olma, yürütmenin yargıya müdahalesine karşı HAYIR! deme günüdür.Özellikle -1- numaralı tespitlerinizle ilgili benimde yazmaya çalıştığım hususlar vardı.o kadar doyurucu ki gerek bile kalmadı..Hislerime tercüman olmuşsunuz.." şeklinde cevap verdiği,<br>Davacının, M.A. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 26/12/2013 tarihli "SON OPERASYON HAKKINDA AÇIKLAMA YARSAV YARGISEN ORTAK AÇIKLAMA SON YOLSUZLUK OPERASYONUNDA YAŞANAN GELİŞMELER HAKKINDA ORTAK AÇIKLAMA" başlıklı "...Beğenmedikleri ve yerine daha iyisini yapacağız diye on yıldır sürdürdükleri umut tacirliklerini pişkin bir iflasla yenice ilan ettikleri Anayasa'nın 138. maddesi de yargı bağımsızlığına vurgu yaparak yasama ve yürütme organları ile idarenin yargı kararlarına uymak zorunda olduğunu ve bu kararların yerine getirilmesini de geciktiremeyeceğini belirtmiş olmasına rağmen, yargı erkinin Anayasal kullanıcılarından olan Cumhuriyet savcısının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde vermiş olduğu talimatlarının kolluk tarafından yürütmenin baskısı ile yerine getirilmemesi ve yine yürütmenin dolaylı yollardan yaptığı baskı sonucu İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili tarafından soruşturmadan el çektirilmesi, bu baskıların soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı tarafından hiçbir tevile ihtiyaç bırakmayacak biçimde açıkça kamuoyuna deklare edilmiş olması karşısında, yürütme organı, adli kolluk görevini üstlenen emniyet mensupları ve yürütmenin baskısına boyun eğen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili tarafından Anayasal bir suçun işlendiği ortadadır.HSYK açısından sözün bittiği ve çoklukla vurguladıkları Anayasal bir kuruma yakışan dik duruşun ortaya konulup konulamayacağının sınanacağı bir kavşaktayız.Bu aşamada hukukun ve yargının yürütme tarafından daha fazla örselenmemesi, adeta yürütmenin bir oyuncağı olduğu anlayışının yurttaşların bilinçlerine kazınmasının önlenebilmesi, ayrı bir erk olarak Türk Ulusundan aldığı Anayasal güç ile bağımsız ve tarafsız şekilde görevini yerine getiriyor olduğunun kamuoyuna gösterilebilmesi için yargı teşkilatının Anayasal en üst idari mekanizması olan HSYK'nın varlığının tam da böyle zamanlar için anlam taşıdığını da hatırda tutarak soruşturmanın selameti açısından siyasal iktidarın baskısıyla Cumhuriyet savcısını soruşturmadan el çektiren İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı vekili hakkında işlem başlatılmasını hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti olmanın bir gereği olarak bekliyoruz.Diğer erkler karşısında diz çöktürülüp biate zorlanan yargının temsilcilerinin, toplumun ve meslektaşlarının kendisine tevdi ettiği gücün hakkını vereceğine ve HSYK'nın siyasal iktidar ve yürütme ile ilişkilerinde yargı bağımsızlığına uygun bir çizgi izleyerek örselenen yargı teşkilatının onurunu koruyacağına, hukukun üstünlüğü bayrağını yükselteceğine inanmak istiyoruz.Yargıyı adaletin tesisi noktasında etkisiz ancak derin siyasi amaçlara yönelik olarak araç kılma, yönlendirme ve kullanmaya teşebbüs edip sonra kontrolü kaybedip sorgu okları kendisine döndüğünde de panik halinde etrafı kırıp dökerek bu fiileri ile suçun sınırları içinde dolaşan ve hukukun asla himaye etmeyeceği kişi ve kurumların tahribatlarını adına karar verdiğimiz toplumun takdirine arz ediyor, yargı bağımsızlığına sahip çıkın diyen meslektaşımıza tüm güç ve yüreğimizle "biz her zaman buradayız" diyoruz." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç Ö.Ç. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 28/12/2013 tarihli "OYUNA GELMEYELİM/BİRAZDA GÜLELİM" başlıklı "Oyuna gelmeyelim.Bütün dünyanın gözü üstümüzde, bu varlık yokluk meselesi...., ah ...Getiiii 25 milyar dolar.Meşru iktidar.Araçsal hukuk.Paralel yapılanma var.İş sanıldığı gibi değil.Neler var neler.Bütün dünya!Bütün dünya buna inansa bir inansa...-İnanmıyor musunuz?o vakıt şunu diyeyim kim ki şu paralarla bankayı ilişkilendirir o vatan hainidir!Evet, maalesef durum bu.Ah şu adi ortaklıklarda çalıştırılan işçiler gibi bi olabilseniz ve oyuna gelmeyip sizinde benim gibi bir kamu görevlisi olduğunuz düşüncesinden sıyrılabilseniz, kulağından tuttuğum gibi kapının önünde şu hainler ama işte, ahh şu 657 yok mu, şu 657.Kim yapmış kuzum ve hangi akla hizmet.Anlamak mümkün değil.Şşşştt aranızda ama-ama diye geveleyen vatan hainleri varmış gibi hissetttim bi an.Bi dakka bi dakka ben böyle hizmet mizmet derken oyuna filan gelmiyonuz demi?-HAAAAYYIIIR.-Ayakkabı kutuları sahte, ayakkabı kutuları sahte-Arkadaşlar bir kısmınız hayır derken biri ayakkabı kutuları gibi bi şey diyor tam da anlamıyorum, karışık bir görüntü vermeyelim,Bi dakka huylandım yeniden soracam-Oyuna gelmiyorsunuz demi?Bak ölürüz hepimiz. Amaçlar hasıl olur Allah korusun-HAYYIIIR...-Peki valizleeeer? (bağırarak)-KİTAP VAR İÇİNDE ONLARIIIINNN-Aziz milletim oyuna gelmeyin derken olaylar arasındaki bağlantıyı da gözetin, kitap kutudaydı.Bu valiz.Boş valiz.Unutmayın!Yeniden soruyorum:Valizleeeer?-Ayakkabı kutuları sahtedir.Göreceksiniz hepsi bir bir gün yüzüne çıkacak.Videosunu gördüm-Allah Allah Kim bu?-Bu bir garip bir kişidir.Bazen katliamcı devlet der bazen de ülkem de ülkem, bankamızda bankamı(z).Atatürk denince tüyleri de kalkar, yalan yok.-HMM iyiymiş-ama var ya asla pes etmez.ne yaparsan yap ne dersen de bir tür İbrahim üzülmez.Misyoner!-hmmm.Ama susturun dengesiz dengesiz konuşup insicamı bozmasın.sahte kutu mevziini dün kaybettik ama elemanın haberi yok..-Evet son kez soruyorum:Valizler?Bakın burada yeniden bir açıklama yapmam gerekecek.ben valizler diyince aklınıza büyükçe bir şey değil normal böyle limon kasası büyüklüğünde içi boş ya da belki iki tane çorap varmış gibi bir valizi düşüneceksiniz.Tamam mı?(kasa sözü ortamda bir uğuldamaya neden olmuştur) ve Sahte kutu, sahte kutu diyen garip kişi dışında ortama suskunluk hakimdir.Konuşmacı panikler. -la hikmet millet düşünüyo, bağlantı kuruyo allahıma.Ah şu kutucunun yaptığını görüyon mu?Nerden ettim bu kasa lafını.Neyse arkadaşlar son soru: -Memurun odasındaki milyonlarrr? -KİRLİ OPERASYOOOON! (gruptan biri öne doğru böyle fırlayarak bağırmıştır.)-Aferin! Ağzını kapatarak çaktırmadan sorar ... peki bu kim? -Hediyedir o.Rabbimin hediyesi.Yaramazdır.- İyi de ...çim bunları konuşmuştuk.Ben milyonlar diyince karşıdan imam hatip diyecektiniz.Unuttun mu? -(... ne yapacağını bilemez bir haldedir) Al, al ,al! Alın "bunu" bize yaramaz. Konuşmacı toparlama ihtiyacıyla; -Evet şöyle böyle testi geçtiniz.Haa şu da var, yolsuzluk kimden gelirse gelsin izin vermeyecez.Yolsuzluklar araştırılmalı.Ama oyuna da gelmeyelim.Toplantı bitti. -Sahte kutucu sen gel bakiyim.Alındın mı demin? Kutucu kendinden geçmiştir..-Efendim o alınmaz.İşi bu!" içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç A.T. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 28/12/2013 tarihli "Dikkatinizi Çekti mi?" başlıklı " Uzun zamandır siteye uğramayan meslektaşlarımız bugünlerde gündemle ilgili yorum yapmaya ve başlık açmaya başladılar.Bu tabi ki ilk bakışta yadırganacak bir olay değil.Ayrıca görüşlerini buradan yazamayıp, aynı adliyede çalıştığı meslektaşı hakkında arkasında ileri geri konuşan, sahte oda kabadayılıkları yapan, beklentilerine zarar gelir diye düşündüğünü bile ortaya koyamayan karakter zaaflı meslektaşların olduğu bir ortamda hangi saikle olursa olsun görüşünü yazana saygı duyulması gerektiği kanaatindeyim.Benim dikkatimi çeken husus; ortada bunca açık yasa ihlalleri, hukuk tanımaz söz ve eylemler varken ispatı mümkün olmayan ve soyut yorumdan öteye geçemeyecek kategorizeye dayalı yazı ve yorum içerikleri.Hem de bu yazı ve yorumların bir çoğu uzun süre bu sitede yazı yazmayan kişilerden geldi.Birden bire "uzlaştırıcı" görevini üzerlerine alan meslektaşların yazılarına tanık olduk.Sanki bu yargı cemaat mensubu ve hükümet yanlısı olarak ikiye ayrılmış gibi hatta 2000, 4000 vs. Sayılar bile vererek yazdılar bu yazıları.Meslektaşlarında gördükleri hangi etikete bakarak onları ayırdılar bilmem ama bildiğim ve emin olduğum bir şey varsa o da; yazıların ana fikridir.Yazılar her ne kada "durun siz kardeşsiniz" formatında olsa da asıl vurgulanmak istenen şey gündemdeki soruşturmanın hukuki alt yapısının olmadığı, siyasi bir çekişme olduğudur.Ortada deste deste paralar, bavullar, ayakkabı kutuları, çelik kasalar varken,yapılan bir soruşturmada oğlu hakkında iddialar olan bakanın polisleri görevden alması, Anayasa'ya aykırılığını kahvedeki insanın bile anladığı Yönetmelik değişikliği, görevdeki bir savcıya "yüz karası" diyen Başbakan ve "ben banka genel müdürünün dürüstlüğünden eminim" diyen bir Adalet bakanı varken kardeşlik türküleri sizce de biraz garip değil mi? Uzlaştırma görevini üstlenen ve "yargı cemaatin elinde" güzellemesini sürekli tekrarlayanların ağzından bir hukukçu olarak yukarıdaki konularla ilgili hiç yorum gördünüz mü?Hükümete olan sevginiz hukukçu kimliğinizi mi bastırdı? Diğer taraftan ise "aristokrat sınıf" demokrat yargıçlardan hukuk ihlalleri ile ilgili bir açıklama geldi mi? Hani bu kişiler iktidara aykırı düşünceye sahipti.Gerçi onlar şu sıralar enerjilerini "twitter" üzerinden vatandaşla birlikte yargıya hakaret etmeye ayırdılar ama hiç olmazsa yargı adına "ama" ile başlayan bir kaç söz söyleseler ya.Çok merak ediyorum, soruşturmaya konu suçlardan hiç bahsetmemenizi sağlayan hangi düşünce ya da amaç birliği bir araya getirdi sizleri?..Arkadan konuşan cesura (!) da cevap olsun.Ne cemaat, ne parti, ne de herhangi bir grup üyesiyim.İlle de bir yere yamayacağım seni diyorsan sana en uzak gelene yama ki en azından yanlış içinde olmadığımı bileyim." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, M.D. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 29/12/2013 tarihli "DARBEYE KARŞI ÇIKALIM" başlıklı "Son günlerde soruşturmalar nedeniyle meydana getirilen ortam ve psiklojik algıya bu ülkenin Başbakanı darbe girişimi dedi.Darbecilerin emniyet ayağını yetkisi dahilinde görevden uzaklaştırdı.Başbakanın bu tespiti yargıda görevli olan ayağı için bir suç duyurusu olarak kabul edilerek HSYK tarafından derhal gereğine tevessül edilmesi gerekirken, HSYK nın bir kısım üyeleri, darbe girişiminde bulunanları desteklemek anlamına gelecek şekilde hükümete karşı bildiri yayınladı.Yani görevine giren konuda kılını kıpırdatmazken görevi olmayan konuda derhal harekete geçti.Bu arada İstanbul C.Başsavcısı yetki ve görevinin gereğini yaparak, soruşturmanın selameti ve yargının tarafsızlığını güvenceye almak için savcıların görevlerini değiştirdi.Adalet tarihinde hiç olmayan bir şekilde savcı bildiri yayınladı.Bunun üzerine yargıya sızan bir kısım yapı mensupları ile geçmişte bunlarla kanlı bıçaklı hasım olan bir kesim Başsavcıya karşı ve darbeye destek olan açıklamalar yaptılar.Yargının hiçbir yönü için bir araya gelemeyen bu yapılar hükümeti devirme konusunda hemen kucaklaştılar.Sanki bütün yargıya hakimlermiş gibi de görüntü oluşturdular.Bunlar yargının temsilcisi olmadıkları gibi, yargıya hakim de değiller.Bu noktada, Milletin geleceği ve yüksek menfaatleri için, Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına inanan sessiz çoğunluktan yani hakim ve savcılardan darbeye karşı çıkmalarını, demokrasiye, yargı bağımsızlığına, yargının tarafsızlığına ve İstanbul C.Başsavcısına sahip çıkmalarını, seslerini yükseltmelerini bekliyorum.Yolsuzluklara karşı da tam bir hakim savcı gibi davranmalarını bekliyorum.Suncu veya buncu olmayan tüm meslektaşlarıma saygılarımı sunuyorum" içerikli mesaja "...Bu yazı içeriğine bakılırsa devletin, milletin! veya bir kısım kurumların, şahısların yüksek menfaatleri! uğruna anayasanın ilgili maddelerinin ve hukuk devleti ilkelerinin çiğnenebileceğini, bir yanlışın daha büyük yanlışlarla çözülmesi gerektiğinin tavsiye edildiği sonucunu çıkardım.Bu nedenle temel hukuk normlarını içselleştirmeyen, gerekçesi doğru olmayan, asıl sorunu görmezden gelen, kurumlar arası çatışmaları körükleyen, kuvvetler ayrılığı ilkelerine aykırı olan, adalet ve vicdan anlayışıma uymayan bu yazı içeriğine saygı duymakla birlikte katılamıyorum." şeklinde cevap verdiği,<br>Davacının, M.A. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 30/12/2013 tarihli "Birileri İstifa mı dedi?" başlıklı "Bir gün gelip HSYK'yı savunmak zorunda kalacaksın deselerdi, buna önce kendim inanmazdım.Ancak maalesef bu günleri de gördük ya, bakalım daha neleri göreceğiz.Biz bugüne kadar hep HSYK'nın bir kısım güç ve iktidar sahiplerine karşı meslektaşlarının hak ve hukuklarını yeterince savunmadıkları, dik duramadıkları, onlara karşı etkili olamadıkları iddiasıyla eleştirmiştik.Gerek Deniz Feneri soruşturmasındaki ilgili savcılar hakkında jet hızıyla soruşturma açılması, gerek Müsteşar'ın maaşını soran meslektaşa yönelik yapılan şikayetteki tavırları, gerek Aileden sorumlu Bakanımızın iki cümlesi nedeniyle hakkında soruşturma açılan meslektaşlarımızla ilgili tasarruflarında vb. bir kısım işlem ve tasarruflarında olduğu gibi.HSYK'nın tam da istediğimiz gibi dik bir duruş sergilediğini düşündüğümüz anda, garipliğe bakın ki HSYK'nın istifa etmesi isteniyor.Yoksa haklarında bilmediğimiz bir yolsuzluk iddiası mı vardır.Neden istifa etmeleri gerekmektedir.HSYK7nın bu güne kadar belki bir çok hatalı ve yanlış uygulamaları ve işlemleri olmuştur.Birileri o tarihlerde susmayı tercih ederken bir elin parmağı sayıdaki bizler bunu buradan yazıp çizdik.Ancak bu olayda yaptıkları yanlış ve hatalı değildir.Bu nedenle, bu olayda hiçbir HSYK üyesinin bu süreçte istifa etmesi gerekmediği gibi, tam tersine dimdik orada kalmaya devam etmeleri gerekmektedir.HSYK'nın hiçbir üyesinin şu konumda istifa etmemesi gerektiğini düşünmüyorum.Yapılan anket sonucu da; meslektaşların büyük çoğunluğunun bu olayda HSYK'nın haklı bir çıkış yaptığını düşünmektedir.Bu ülkenin Hakim ve C.savcıları, kendilerinin haklarına sahip çıktığını düşündüğü ve hissettiği o HSYK üyelerine gerek varsa sahip çıkmasını da bilir, onlar adına bedel ödemeyi de göze alır.Çünkü burada güç sahibi olarak gözüken HSYK üyeleri değil, onların bulunduğu konumu bir yasa maddesi ile ortadan kaldırabilecek iktidar sahipleridir..." içerikli mesaja "Hislerime tercüman olduğunuz için teşekkürler" şeklinde cevap verdiği,<br>Davacının, ihraç B.A. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 31/12/2013 tarihli "Hsyk genel kurulu açıklamasına dair bilgilendirme" başlıklı "NOT:HSYK tetkik hakimi M.A.'nın Kurul tarafından yapılan basın açıklamasına ilişkin Yargı Kürsüsüne koyduğu yazısıdır..Saygıdeğer meslektaşlarım, Kamuoyunda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararına ilişkin olarak çeşitli tartışmalar yapıldığını görmekteyiz.Kamuoyunda yargı bağımsızlığını zedeleyen, yargı mensuplarını zan altında bırakan beyan ve yazılar ile Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler 25.12.2/13 tarihindeki olağan Genel Kurul toplantısında bazı Kurul üyelerimiz tarafından gündeme getirilmiş, yapılan değerlendirme üzerine bir metin oluşturularak HSYK Genel Kurulu olarak açıklama yapılmasına karar verilmiştir.18 üye ile toplanan HSYK Genel Kurulunda 13 üye kararlaştırılan şekilde açıklama yapılmasını uygun görmüştür.Özetle, doğal üye olan Adalet Bakanlığı müsteşarı ... bey adli kolluk yönetmeliğinde yapılan değişikliğin Anayasa ve kanunlara aykırı olmadığını belirterek, ... bey açıklamanın içeriğine katılmakla birlikte şu aşamada açıklama yapmanın yanlış anlaşılmaya yol açabileceği gerekçesiyle, ... bey, ... bey ve … bey ise hem Danıştay'a intikal etmiş bir konuda açıklama yapılmasının doğru olmadığı hem de HSYK Genel Kurulu'nun açıklama yapma yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle muhalif kalmışlardır.25.12.2013 tarihinde yapılan bu olağan Genel Kurul toplantısında muhalif kalan üyelere talepleri üzerine muhalefet şerhlerini yazmak üzere 1 gün süre verilmiş olup, muhalefet şerhleri 26.12.2013 günü saat 16.40 ta tamamlanarak Kurul'un internet sitesinde yayınlanmak üzere gönderilmiş ve saat 17.00 civarında da Genel Kurul'un almış olduğu karar muhalefet şerhleri ile birlikte Kurul'un resmi internet sitesinde yayınlanmıştır.27.12.2013 günü basın yayın organlarında Danıştay 10 uncu Dairesinin 1 muhalefete karşı 4 üyenin oyuyla Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan değişikliklerin yürürlüğünün durdurulmasına karar verdiğini görünce yapmış olduğum araştırmada bu yürütmeyi durdurma kararının 26.12.2013 günü öğle saatlerinde verildiği yani HSYK Genel Kurulu açıklamasının kamuoyuna duyurulmasında önce verildiği görülmektedir.Bilindiği üzere; Anayasanın 144,159 ve HSYK Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca savcıların adli görevlerine ilişkin olarak Adalet Bakanlığı'nın düzenleme yapma yetkisi bulunmamaktadır.Savcıların adli görevlerine ilişkin olarak düzenleme yapma, genelge çıkarma yetkisi HSYK'ya aittir ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu da oy birliği ile bu konuya ilişkin olarak 7 nolu genelgeyi çıkartmıştır.Yani HSYK'nın yetkili olduğu ve düzenleme yaptığı bir konuda Anayasaya ve kanunlara aykırı olarak Adlet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlıklarınca Adli Kolluk Yönetmeliğinde değişiklik yapılmıştır.HSYK Genel Kurulunda bu husus da değerlendirilmiş ve Yargı bağımsızlığına, Kuvvetler ayrılığına, Anayasa ve CMK ya açıkça aykırı olan bu konuda açıklama yapılması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.Kamuoyunda dile getirilen şekilde HSYK'nın açıklamasının Danıştay'ın kararını etkileyeceği hususuna katılmıyorum.Birincisi Danıştay üyeleri üzerinde seçimi dışında HSYK'nın herhangi bir tasarrufu bulunmamaktadır.Yürütmeyi durdurma kararı veren üyelere bakıldığında çoğunun daha önceki Kurul döneminden seçilen üyeler olduğu da görülmektedir.Yine hukukçuların çok büyük bir bölümü yapılan yönetmelik değişikliğinin Anayasa'ya ve kanunlara aykırı olduğunu her platformda açıkça dile getirmişlerdir.Kaldı ki Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını HSYK'nın açıklaması kamuoyuna duyurulmadan önce verdiği de görülmektedir.Yine Kamuoyunda Kurulun sanki açıklamayı yeni Adalet Bakanı Sayın ... henüz göreve başlamışken ve Milli Güvenlik Kurulunda toplantıda iken acelece ve gizlice yaptığı hususu dile getirilmekte ise de yukarıda yazılı tarihlerden ve açıklamadan da anlaşılacağı üzere bu husus da çarpıtılmaktadır.Tarihlerden de anlaşılacağı üzere açıklamanın Genel Kurulda kabul edildiği tarihte Adalet Bakanı Sayın ...'dir.Muhalefet şerhi yazmak isteyen üyelerin talebi üzerine ertesi gün kamuoyuna duyurulmuştur." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç A.T. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 31/07/2014 tarihli "... Adaylık" başlıklı "Yanlış görmediysem, şimdi Twitterdan ... Hanımefendi'nin adaylığını öğrendim.Hayırlı olmasını diler, başarılar dilerim" içerikli mesaja "Hayırlı olsun...Başarılar dilerim." şeklinde cevap verdiği,<br>2014 HSYK seçimleri sürecinde "www.adalet.org" isimli sitede FETÖ/PDY terör örgütünün (sözde) bağımsız adaylarından T.G'nin 02/09/2014 tarihli, M.K.'nın 04/09/2014 tarihli adaylık açıklamalarının altına yorum olarak destek mesajlarını ilettiği ve başarı temennisinde bulunduğu,<br>Davacının, ihraç A.T. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 24/09/2014 tarihli "Havuzdan payımıza düşenler" başlıklı "Adalet.org sitesi bugün Star gazetesinden bir bayanın hedefinde.Yahu kadın işi gücü bırakmış adalet.org takip etmiş desem üye değil.Neyse kadın bazı meslektaşlarımızın YBP adaylarını adalet.org ta tehdit ettiğinden, şantaj yaptığından bahsetmiş sonra şu cümleyi eklemiş "Bu tehditlere maruz kalanlar, odası basılan hakim ve savcılar kendilerine yöneltilen şantaj ve tehditlerden korkuyorlar mı?Kesinlikle hayır." Yahu sen YBP' nin temsilcisi misin?Onlar hakim savcı değil mi?Neyin suç neyin şantaj olup olmadığını senden mi öğrenecekler.Ayrıca o yazıda ismi geçen meslektaşlarıma geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, A.E. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 16/10/2014 tarihli "Kriptolu YBPli" başlıklı " Dün bir meslektaşım bana "savcım senin için kriptolu YBPli diyorlar, haberin var mı" diye takıldı.(Malum ya son zamanlarda bir kefeye konma, bir tarafta gösterme modası olduğundan) normal karşılayıp "hadi ya benim niye haberim yok, niye ki..." diyerek güldüm.-Savcım seçimde ...hakim bey ile birlikte YBP müşahidi idiniz ya ondan. "Ha o mesele..Hele oturdeğerli meslektaşıma bir fıkra anlatayım" dedim ve başladım anlatmaya:(Adamın biri elinde büyük bir bıcakla camiye girer ve sorar:Aranızda Müslüman olan var mı?Korkudan kimse bir şey diyemez.Birazdan yaşlı bir adam ayağa kalkar:"Ben Müslümanım" der.Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar.Adam dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: "Amca şunları kurban edeceğim de ben beceremem yardım eder misin?der.Yaşlı adam birkaç hayvanı kestikten sonra "ben yoruldum başka birini bul" der.Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar: "Aranızda başka Müslüman var mı?Az önceki adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar.İmam:Ne bakıyorsunuz ulan iki rekat namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı olduk.) Meslektaşa "umarım teşbihte hata olmamıştır" dedim.-Yok yok kesinlikle güzel oldu" içerikli mesaja "Bir ara net ortamında böyle bir yazı vardı...:) Çok hızlı yaşarsın, yavaş git derler.Yavaş yaşarsın, ölü gibisin derler.Orta halli yaşarsın, monotonsun derler.Gülersin, ne gülüyo bu deli gibi derler.Ağlarsın, bunalım derler.Susarsın dinlersin, dilini mi yuttun derler.Konuşursun, sus bi artık derler.Çalışırsın, amele derler.Yatarsın, beleşçi derler.Kısacası derler de derler...Boşverin desinler" şeklinde cevap verdiği,<br>Davacının, ihraç İ.Ç. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 15/10/2014 tarihli "Teşekkür" başlıklı "Saygıdeğer meslektaşlarım, 12 Ekim tarihinde yapılan HSYK seçimlerinde kazanan meslektaşlarımı tebrik ediyor, seçim sonuçlarının milletimiz ve yargı camiamız için hayırlı olmasını diliyorum.Seçimlerde şahsıma 5312 oy verme teveccühünü gösteren .... tüm meslektaşlarımı saygıyla selamlıyor..." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, ihraç İ.B. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 27/11/2014 tarihli "Teşekkür" başlıklı "Değerli arkadaşlar, HSYK Birinci Dairesi tarafından Elazığ Hakimliğine atandığımı öğrenmiş bulunmaktayım..." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı, <br>Davacının, A.T. tarafından "www.adalet.org" isimli sitede yazılan 16/05/2015 tarihli "Zonguldak Cumhuriyet Savcısı ... dan açıklama" başlıklı "Buradan haykırıyorum;zulüm yapıyorsunuz.Size yardımcı olmak için haykırıyorum.Zulüm yapıyorsunuz.Dinen zulüm yapıyorsunuz.Şayet inanıyorsanız.Vicdanen zulüm yapıyorsunuz.Şayet bir vicdan kırıntısı taşıyorsanız.Ahlaken zulüm yapıyorsunuz.Şayet ahlak adına bir değere sahipseniz.Hukuken zulüm yapıyorsunuz.İster hukuka inanın ister inanmayın.Din, vicdan, ahlak tanımasanız bile hukuk yakanıza bir gün yapışacak.O gün geldiğinde ben mağdur koltuğunda oturmuş olarak "en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyorum bu hukuk katillerinin" diyeceğim.Gerçi bu zulüm sahibi çoktan bu eşiği geçti.Bir kısım başyardakçıları da öyle.Ama zulmün orta ve alt düzey aparatları olmayı kabul edenler için henüz çok geç değil.Sizin ne gemileriniz, ne yığınla paralarınız ne de kaçabileceğiniz başka bir ülke var.Hukuk geri döndüğünde hepinizin önüne, öyle şimdiki gibi uyduruk belgeler değil, kuvvetli delillere dayanan, sağlam mantık örgüsü ile yazılmış hukuki belgeler konacak ve savunma olarak "Efendim ben baş zalimin başyardakçısının ve muhaberatının baskıları sonucu bu işlemleri yaptım" dışında bir savunma yapamayacaksınız.O acınacak haliniz şimdi gözümün önüne geliyor.Size değil çocuklarınıza, sizi hukukçu zanneden aile çevrenize acıyorum.Hepsinin yüzleri yerde olacak.Bakın benim 11 yaşındaki aslan parçam bile gururdan başka bir şey hissetmiyor şu an.Bunları size yardımcı olmak için yazıyorumZulmünüzü bitirmeniz, din, vicdan, ahlak ve hukuk önünde perişan olacağınız günden sakınmanız için yazıyorum.Unutmayın!Devlet ne bir siyasi parti ne bir lider ne de bir suç örgütüdür.Devlet başta Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yasalardır.Devlet yazıdır.Hepsi gider hukuki metinlerde yazan "Devlet" dimdik ayakta kalır.Benim de bu devlete olan inancım ve bağlılığım ile "dimdik" ayakta olduğum gibi.Millet bir süre daha kandırılabilir.Suç örgütü bir süre daha hükmünü sürebilir.Ama asla kalıcı olamaz.Bu ülke asla bir Baas rejimi ülkesi, Kuzey Kore gibi baskıcı bir dikta rejimi olarak kalmayacaktır.Bu ülke modern demokratik, laik, Avrupa'nın bir parçası olan "HUKUK DEVLETİ" olacaktır.Köprüden önce son çıkıştasınız.Ya çıkın bu zulüm köprüsünden ya da "emir böyleydi" dışında mantıklı şekilde bir savunma hazırlamaya başlayın." içerikli yazıya cevaben destekler mahiyette çiçek resmi paylaştığı görülmüştür.<br>Davacı tarafından; dosyaya sunulan sosyal medya paylaşımlarında FETÖ/PDY terör örgütünü övücü ya da destekleyici bir yorumda bulunmadığı, tüm paylaşım, beğeni ve yorumlarının örgütün aleyhine olduğu, adalet.org sitesinde binlerce yorumu bulunduğu ve bunlardan cımbızla seçilenlerin dosyaya eklendiği, sosyal medya paylaşımları ile ilgili olarak bahsi geçen paylaşımları yazan çoğu meslektaşının halen meslekte olduğunu ileri sürülmektedir.<br> Bu durumda, Hakimler ve Savcılar Kurulunun 26/12/2013 tarihli basın açıklamasını destekleyici nitelikteki sosyal medya paylaşımları, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarından olan şahıslar lehine seçim çalışmaları kapsamında yapılan paylaşımları destekler mahiyette paylaşımları, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen, haklarında "silahlı terör örgütü üyesi olma" suçundan adli işlem yapılan ve meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlara karşı açılan iptal davalarında Dairemizce davanın reddi yönünde karar verilen bir kısım kişilerin sosyal medya paylaşımlarını destekler mahiyette paylaşımları ile davacının bu tespite karşı beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının örgütsel tavır ve destekleyici nitelikteki sosyal medya paylaşımlarının, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.<br><br>6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi<br> Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. <br> Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).<br> Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.<br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. <br> Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. <br> Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.<br> AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.<br> Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.<br> Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.<br>Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. <br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.<br> Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. <br> Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. <br> AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).<br> Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. <br> Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.<br><br><br>7) Sonuç olarak<br> Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.<br> Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının iadesi isteminin de reddi gerekmektedir. <br><br>D) KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br> 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,<br> 2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,<br> 3. Davacının adli yardım istemi kabul edilmiş olduğundan, davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, <br> 4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, <br>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,17/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>
resim