<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2021/3848 E.  ,  2022/5049 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>BEŞİNCİ DAİRE <br>Esas No : 2021/3848<br>Karar No : 2022/5049 <br><br>DAVACI: … <br>VEKİLİ: Av. …<br><br>DAVALI: … Kurulu / …<br>VEKİLLERİ: Av. …, Av. …<br><br>DAVANIN KONUSU: Davacının, 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararların savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI: Dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve anılan kararların 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası hükmüne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, anılan hüküm kapsamında dava konusu kararlar tesis edilmeden önce ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için yedi gün süre verildiği, dava konusu kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26'ncı maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35'inci maddenin (A) fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.<br>Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. <br>Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.<br>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.<br>Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.<br> 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ye eklenen geçici 35. maddenin a bendinde ise," Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, askeri hâkimler hakkında Milli Savunma Bakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır." hükmüne yer erilmiştir.<br>Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ye eklenen geçici 35. maddesi ile aynı hükmü taşıyan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.<br>667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. <br>Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.<br>Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35’inci maddenin (A) fıkrası uyarınca yapacağı değerlendirme, adli suç ya da disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturması niteliğinde olmayıp, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara “Üyelik”, “Mensubiyet”, “İltisak” veya “İrtibat” şeklinde herhangi bir bağlantılarının bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, bu kapsamda ilgililerin özlük dosyasındaki bilgi ve belgeler, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden ihbar ve şikâyetler ile yürütülen inceleme ve soruşturma dosyaları, bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, sosyal çevre bilgileri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yargıdaki yapılanmasına ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılıklarınca başlatılan ve hâlen devam eden soruşturmalar ile açılan kamu davalarında hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade, sorgu ve duruşma tutanakları, soruşturma ve kovuşturma sürecinde itirafta bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifadeleri, alınan tanık beyanları ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince ilgili hakkında verilen soruşturma izni kapsamında yürütülen soruşturmada elde edilen bilgiler, HTS verileri üzerinde yapılan çalışma analizleri, Emniyet Genel Müdürlüğü analiz raporları, ByLock içerikleri ve ilgililerin yazılı savunmalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda; ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 7145 sayılı Kanun'un 26'ncı maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35'inci maddenin (A) fıkrası uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.<br>Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 20/06/2022 tarihinde; davacı vekili tarafından UYAP üzerinden gönderilen dilekçede aynı saatte ... İcra Hukuk Mahkemesinin … dosyasında ön inceleme duruşmasının olması nedeniyle duruşmaya katılamayacağının belirtildiği görüldü, yüksek yargıdaki duruşmaların öncelikli olması nedeniyle söz konusu mazeret talebi yerinde görülmedi, davacının ve vekili Av. …'ın gelmediği, davalı idare vekilleri Av. … ile Av. …'ün geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:<br><br>A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ<br>1) Genel Olarak<br> Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. <br> Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br> MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br> 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.<br> 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br> 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br> Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.<br> Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiş ve bu maddenin (A) fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi ile benzer şekilde, yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği düzenlenmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (A) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.<br><br>2) Davacıya İlişkin Süreç <br> ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. <br> Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.<br> Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının (itiraz edilmediğinden) 01/04/2022 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.<br><br>B) İLGİLİ MEVZUAT<br>1) Anayasa<br> Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br> Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br> Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br> Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br> Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”<br> Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br> Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”<br> Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. <br> Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”<br> Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”<br> Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br> Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br> Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”<br> Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”<br><br>2) AİHS<br> AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br> AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br> Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”<br><br>3) Kanun<br> 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen ve 18/07/2021 tarihli, 7333 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.<br> Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır."<br> Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır."<br> Aynı maddenin son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."<br><br>4) Etik İlkeler<br> Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.<br> Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.<br> Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.<br><br>C) İNCELEME VE GEREKÇE<br>1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç<br> İlgili Kanun hükmü gereğince Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Bunun yanında, yargılama aşamasında da, haklarındaki tespitlere ek olarak dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere bildirilerek bu tespitlere karşı beyanlarını sunma imkanı sağlanmıştır.<br> Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).<br> Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.<br>Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. <br>Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 22/06/2021 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.<br>Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.<br>06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.<br>Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.<br> Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.<br> AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).<br> Yukarıda aktarıldığı üzere gerek bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır. <br><br>2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler<br> Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. <br> 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. <br> Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:<br> "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...<br> Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...<br> HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.<br> Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...<br> Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...<br> Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."<br> Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.'ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.'ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”<br> Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. <br> Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.<br> <br>3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü<br> AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).<br> AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. <br> Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. <br> Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.<br> Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.<br><br>4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br> Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br> Dolayısıyla gerek 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi gerekse OHAL kalktıktan sonra uygulanacak olan 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br> Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br> Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişilerden 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında da dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı getirilmiştir.<br> Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. <br> Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. <br> Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> <br>5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. <br> Dava konusu kararların dayanağı olan deliller davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu kararlar ile ilgili olarak kararlar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, kararımızın "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç" başlıklı kısmında da belirtildiği gibi, dava konusu kararların gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.<br><br>a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları<br> Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:<br>Subay olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.K.'ye ait, Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/09/2020 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "Marmara Akademi isimli İstanbul Üniversitesi karşısında bir yer vardı, burada bazen hukuk ile ilgili seminer ve konferanslar olurdu, bu nedenle giderdim, yine 2014 yılı mezuniyet dönemi beni Marmara Akademi isimli yere gidebileceğimi söylemişlerdi, burada bir form doldurttular, formda sınav ve mezuniyet ile ilgili bilgiler içeriyordu. Bunun dışında yine Marmara Akademi de bir şahısla görüşmüştüm, farklı bir zamandaydı, net hangi tarihte görüştüğümü hatırlamıyorum, bu şahsın adını bilmiyorum, bana mezuniyet sonrası ne düşündüğümü sordu, hakimlik savcılık sınavına hazırlanacağımı veya avukat olarak devam edebileceğimi söyledim. Bir kere yüz yüze görüştüm, daha sonra birkaç kere daha aradılar, ancak ben görüşmeye gitmedim. Yani bu görüşme sadece yüzeysel kaldı, bana sorduğunuz gibi Ankara Hakimlik evlerinden bahsetmediler yada davet etmediler, bir sonraki görüşmeye gitmiş olsam belki bahsedileceklerdi, ancak ben görüşmelere gitmedim, Ankara Hakimlik evleri hakkında çok az bilgim vardır, böyle evlerin olduğunu duymuştum, ancak başkaca bir bilgim yoktur, Marmara Akademi isimli yerde ismini hatırlamadığım şahısla görüştüğümde benim gibi İstanbul Hukuk öğrencisi ... ve B.K. isimli şahıslar olduğunu hatırlıyorum, onlarda görüşmüştü, ancak ne tür görüşme yaptıklarını bilmiyorum, çünkü teke tek görüşme olurdu. ... ...: Bu şahıs İstanbul Hukuk öğrencisidir Aynı sınıftaydık. Cemaatte kaldığını biliyorum, ancak hangi bölgede bilmiyorum. Okula yakın bir yerde kaldığını söylerdi. Görevi olup olmadığını bilmiyorum. Marmara Akademi isimli yerde bu görüşmeye gitmişti."<br>Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 12/09/2020 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.<br>İfadesine başvurulan M.K. isimli şahsa ait Adalet Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen 09/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... (2014 İstanbul hukuk mezunu): Benim arkadaşımdı. Üç ve dördüncü senesinde evlerde kaldığını biliyorum. Öncesini bilmiyorum çünkü üçüncü sınıfta samimi olmuştuk. Hakkında başka bir bilgim yoktur. Görev aldığını duydum ancak ne görev yaptığını bilmiyorum."<br>Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Ö.G.'ye ait, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/10/2019 tarihli ifade tutanağı: "... Marmara Akademi : 2013 yılı üçüncü sınıftayken Beyazıt ilçesine Marmara Akademi açıldı. Cemaatin bir kurumu olduğunu daha sonradan öğrendim. Ben buraya tesadüfen gördüm, kapıda burs ilanı vardı, burada gittim ve burs başvurusunda bulundum. Burada ismini B. olarak hatırladığım, Marmara Akademisinin sorumlusu olduğunu söyleyen kişiyle tanıştım. Orta yaşlı, polo marka aracı olan, kısa boylu, gözlüklü, saçları dökük, kilolu bir şahıstı. B. isimli şahıs bana sen zaten cemaat evlerinde kalıyorsun, biz sana burs ayarlarız demişti. Ancak burs ayarlamaları olmadı. Birkaç kere burs için sormak için gittim, ancak herhangi bir geri dönüş olmadı, bu dernek ya da vakıfın herhangi bir faaliyetine da dahi olmadım. [ O.A. ( … T.C.) 1969 Alaçam doğumlu, şahsın daha önce başka bir ardışık şüphelisinin Marmara Akademi'de faaliyeti sebebiyle teşhis ettirildiğinden Whatsapp üzerinden gönderip fotoğrafı gösterilerek soruldu] Bana göstermiş olduğunuz fotoğraftaki kişi Marmara Akademi’de 2-3 kez görüştüğüm kişidir. Kendisini B. Kod olarak tanıyorum. Marmara akademi'de kendisini 2-3 kez gördüm. Benimle Hakimlik sınavına girmem konusunda ve Ankara'daki çalışma evlerinde sınava hazırlanmam konusunda görüşen kişi B. Kod O.A.'dır. Ancak beni ankesörden arayan kişi bu değildi. Marmara akademide odası vardı. Bundan daha üst bir kişiyi orada görmedim. Yöneticisi buydu. ..., K.D. ve B.K.'yi marmara akademide bir yada iki kez B. KOD O. ile görüşürken gördüm. Beni bu 3 kişi ile tanıştıran ve irtibatlandıran B. Koddur. B. Kod bu 3 kişiye benim üzerimden irtibat kuruyordu. Benim B. Kod’da cep telefonum vardı. Ayrıca okulun kütüphanesinde ders çalıştığım için yakın olan marmara akademiye sık sık uğrardım. B. Kod'da burada çağıracağı birisi varsa bana söylerdi. Üniversite son sınıfta sınavlara hazırlanıyordum, geceleri tamemen İstanbul Merkez kütüphanesinde ders çalışmak için sabahlardım, duş alma veya bir iki saat istirahat için evlere gidiyordum. Bu sınavlara hazırlandığım dönemde Marmara Akademi sorumlusu olan B. isimli şahıs beni derneğe çağırdı, ben burs için çağırdığını zannettim ve gittim. Burada bana Ankara ilinde hazırlık evleri olduğunu, benimde mezun olduktan sonra bu evlere gitmem gerektiğini ve savcılık / hakimlik sınavlarında yardımcı olacaklarını söylediler. Ben kabul etmedim, kendim çalışacağımı söyledim, Ankara iline gitmem söz konusu olmayacağını söyledim. Bunun üzerine bana başka türlü kazanamazsın, biz sana bu kadar emek verdik gibi söylemleri oldu, ancak ben kabul etmedim. ... HTS kayıtlarımda görülen B.K., K.D. ve ... isimli şahıslarla aynı bölümde okumaktaydık. 2014 mezunu olduklarını hatırlıyorum, ancak bu şahıslarla samimiyetim ve irtibatım 2014 yılı öncesi yoktu. Sadece cemaat evlerinde kaldıklarını biliyordum, bizim bölgede kalmazlardı. Bu şahıslarla irtibatım nedeni ise mezuniyet sonrası görüşmek için beni Marmara Akademi isimli cafeye çağıran B. Kod O.A. isimli şahıs bu şahısların telefon numaralarını bana vererek aramamı ve görüşmeye onların da gelmesini istemişti Bu nedenle 2014 yılı şubat yada mart aylarında bu şahısları kendi telefonumdan irtibat kurmuştum. B. ile yaptığımız görüşmelere mezuniyet sonrası mesleki görüşmelerdi, bu görüşmede bize Ankara ilinde savcılık hakimlik çalışma evleri olduğunu ve bu evlere gidip hazırlanmamız durumunda mülakatlarda yardımcı olacaklarını söylemişlerdi. Bu görüşlerin birkaçında B.K., K.D. ve ... isimli hukuk mezunu öğrencileri de vardır. Bu şahıslarla sadece bu dönem birkaç aylık dönemde telefon irtibatım olmuştur, ondan önce yada sonra herhangi dönemlerde irtibatım olmadı. Zaten ankesörlü telefonlardan K.D. ve ... isimli şahıslarla ardışık arandığım da görülmektedir. Bu şahıslarla tek irtibatım B. isimli şahıs üzerinden olmuştur. Bu şahısların daha önceki dönemlerde cemaat içerisinde konumunu bilmiyorum, mezuniyet sonrası da irtibatım olmadı. Bu görüşme Ankara ilindeki çalışma evleri ile alakalıydı, ben bu çalışma evlerine gitmediğimden bu şahısların gidip gitmediği konusunda bilgim yoktur. ..."<br>Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 24/10/2019 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacı ... 'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.<br>İfadesine başvurulan Ö.A. isimli şahsa ait, Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2019 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "... O gün irtibata girdiğim kişilerden … numaralı GSM hattını kullanan E.Ç. TC: … ve … numaralı GSM hattını kullanan ... TC: … isimli şahıslarla ben görüşmedim bu şahıslarla hiçbir zaman telefon irtibatım olmadı. Bu aramaları Marmara Akademi de benimle görüşen ve daha sonra Ankara ilinde görüştüğüm şahıs yapmıştır. E.Ç. isimli şahsın İstanbul Hukuk mezun olduğu ve Eskişehir Barosunda staj yaptığını biliyorum, ancak bu şahısla herhangi samimiyetim yok, sadece simayen tanırdım. İstanbul ilinde bir dönem cemaat evlerinde kaldığını hatırlıyorum, hatta ev abisi M.Ş.A. isimli ifademde bahsettiğim şahıstır ... Diğer ... isimli şahsı ise hiç tanımıyorum. Bu şahıslarla irtibata geçen FETÖ mensubu olan şahıslardır. .."<br>Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Y.Y. isimli şahsın ... Sulh Ceza Hakimliğinin Sorgu No:... sayılı dosyasında verdiği ifadesi şu şekildedir: "... Üzerime atılı suçlamayı anladım. Daha önce ben kollukta ve savcılıkta verdiğim ifadeleri aynen tekrar ederim. Ben ilk okulu Darıca'da okudum. İlk okul sürecinde 8. Sınıfta Anafen dershanesine gittim. 7. Sınıfta ise bu dershanenin denemelerine gidiyordum. Bu dershanede Türkçe öğretmeni olan Ş.K.'nın yönlendirmesi ile Darıca'da bulunan Özel Çırağan Lisesine kayıt oldum. 2007-2011 yılları arasında bu özel lisede eğitim gördüm. Bu lise FETÖ/PDY örgütüne ait bir özel lisedir. Bu lisenin son yılki müdürü hatırladığım kadarı ile L.T. isimli kişi idi. Ben bu lisedeki eğitim sonunda İstanbul Hukuk Fakültesini kazandım. Okuldaki matematik hocam A.K. ile birlikte İstanbul'da bana kalacak yer bulmak için gittik. Bize burada ismini C. ya da S. olarak tahmin ettiğim bir kişi bizi karşıladı. İlk olarak beni Şirinevler'de bir eve yerleştirdi. Bu evde Ö.U., M.F. ve E.O.A. isimli kişiler vardı. Bu evin abisi M.F. idi. Ben 2011-2012 yılları arasında 1. sınıfta iken bu evde kaldım. ... Bu evdeki abinin yapı olarak üzerinde bulunan şahıs C. ya da S. olarak bildiğim kişi idi. Bu iki şahısla görüşüyordum. 2. sınıfa geçtiğimde ev okula uzak olduğu için okula yakın bir eve geçmek istedim. Bu talebim üzerine beni Fatih Haseki'de başka bir eve yerleştirdiler. Bu evde H.E.Ö., M.M.K. ve Y.Ç. isimli şahıslar vardı. Bu evin sorumlusu M.M.K. İdi. ... 2. Sınıfın ortalarında yine kaldığım ev değişti. 3. Ev Fındıkzade Tranvay Durağının yanında GÜRANİ isimli evde kaldım. Burada kod adı Ö. olan ancak asıl adı N.U. olan kişi vardı. Psikiloji 1. Sınıf öğrencisi M.A.Ç. ve Hukuk fakultesi 1. Sınıf öğrencisi E.D. ve İstanbul'da özel bir üniversitede okuyan S.S. isimli şahıslar vardı. Bu evin sorumlu abisi N.U. idi. N.U.'nun üzerinde Eczacılık fakültesinden mezun olan bir kişi vardı. N.'nin sorumlusu oydu, adını bilmiyorum. 2. Sınıfın sonunda benim kaldığım ev yine değişti. 4. Ev Kızılelma Cad. Üzerinde KIZIL ELMA isimli bir evdi. Bu evde ... isimli şahıs vardı. Başka kişilerde vardı ancak şu an kimlerin kaldığını hatırlamıyorum. Bu evin abisi ... idi. Onun yapı olarak üzerindeki kişi de yine eczacılık fakültesinden mezun olan ismini bilmediğim kişi idi. 3.sınıfa geçtiğimde bu sefer evim yine değişti. 5. ev Edirne Kapı'da Mimar Sinan Futbol sahasının orada ismini bilmediğim bir evdi. ... Üniversite'de 3. sınıfta iken Sakarya Akyazı'da bulunan Hacı Kemal Erimez isimli bir yurda giderek burada 1 hafta kitap okuma programı yaptık. Buraya katılanlar arasında benim üst sınıfımda olan B.G., ..., C.Ç., E.A., Y.A. isimli kişiler de vardı. Bu kişilerle daha sonra görüştüğümü hatırlamıyorum. B. ile görüşmüş olabilirim. Aynı mesleği icra ediyoruz, ancak diğerlerinin akibeti hakkında bilgim yoktur. ..."<br>Aynı şahsa ait 05/03/2019 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "... 2013 yılı 2. Dönemde ben yine Kızılelma caddesi üzerinde bulunan KIZILELMA isimli evde kalmıştım. Benimle birlikte Hukuk Fakültesi bir üst sınıfta yani 4. Sınıfta okumakta olan Manisalı olduğunu bildiğim ... isimli şahıs ve yine hatırlamadığım kişi daha bulunuyordu. Bu evin abiliğini ise ... isimli şahıs yapmıştı. ... isimli şahıs daha sonra muhtemelen Manisa ilinde savcılık yapmakta idi. Ben bu evden ayrıldıktan sonra ... bu evde kalmaya devam etmişti. ... Ben Lise ve Üniversite Tahsilim boyunca kitap okuma programları kapsamında örgütün örgünize ettiği yurt içi programlarına katılmıştım. Bu kapsamda bir keresinde Sakarya iline gitmiştik. Hatırladığım Kadarı Akyazı İlçsende bulunan Hacı Kemal ERİMEZ yurdunda 7 gün kalmıştık: Bu seyahatte benimle aynı üniversitede okumakta olan B.G., ... ve BBTM olan S. isimli şahıs, ... bulunuyordu. Bu kamp Hukukçular Kampı olarak adlandırılmıştı. Gezi masrafını kimin karşıladığını bilmiyorum. Muhtemelen gezinin masrafını esnaflar karşılamış olabilir. ..."<br>Ayrıca aynı şahıs, 06/03/2019 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde ismini ... olarak belirttiği şahsın ... olduğunu beyan ederek davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.<br>Aynı şahsa ait Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/03/2019 tarihli sorgulama tutanağı: "... Ben 1993 yılında Erzurum'da dünyaya geldim, 2000 yılında ise ailemle birlikte Kocaeli ili Darıca ilçesine taşındık, Danca ilçesinde ilkokulu ve orta okulu Ressam Osman Hamdi Bey İlköğretim Okulunda okudum, liseye hazırlanmak için orta okul son sınıfta Darıca da bulunan Anafen dershanesine gittim, burada Dershanede Türkçe öğretmeni olan aynı zamanda dershanedeki sınıfımızın rehbetlik öğretmeni olan Ş.K.'nin yönlendirmesi ile Darıcada bulunan Darıca Özel Çırağan Lisesine kaydımı yaptırdım, 2007 - 2011 yılları arasında burada öğrenim gördüm, Ş.K.'nin bu okulun evimize yakın olması nedeniyle burada kalmamın benim lehime olduğunu, buranın da Fen lisesi olduğunu söylemişti, 2010-2011 eğitim ve öğretim döneminde ise lise son sınıfta olduğum için Gebze Fem Dershanesine gittim, bu yıl yapılan üniversite sınavında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım, sınavı kazandıktan sonra Darıca Özel Çırağan Lisesinde Matematik öğretmeni ve aynı zamanda rehber öğretmeni olan A.K. ile birlikte kayıt yaptırmak ve kalacak yer ayarlamak için gittik, aynı gün üniversiteye kaydımı yaptırdım, daha sonra ise A.K. ile birlikte FETÖ yapılanmasına ait olan ve Şirinevlerde bulunan öğrenci evine gittik, burada daha önce görmediğim ismini C. veya S. olarak hatırladığım şahıs bizi karşıladı, bu şahısla konuştuk, daha doğrusu A.K. bu şahsa İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığımı bu evde kalacağımı söyledi, bu şekilde bu evde kalma konusunda anlaştık, ben üniversite birinci sınıfta bu evde kaldım, benim dışımda bu evde İstanbul Üniversitesi İşletme veya İktisat Fakültesinde son sınıfta okumakta olan Ö.U., yine aynı sınıfta okumakta olan M.F. ve İşletme Fakültesinde okuyan E.O.A. ile birlikte kaldık, bu evin abiliğini M.F. yapıyordu, ben ikinci sınıfa geçtiğimde M.F. ve Ö.U. mezun oldular, ... ikinci sınıfa geçtiğimde kaldığım Şirinevlerdeki ev üniversiteye uzak olduğu için ben üniversiteye yakın bir yerde kalmak istediğimi söyledim, sonrasında Fatih Hasakide bulunan tranvay durağına yakın eve geçtim, burada benim dışımda İstanbul Üniversite Tıp Fakültesinde okuyan H.E. isimli şahıs yine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde okumakta olan Muştan M.K. ve yine Hukuk fakültesinde birinci sınıfta okumakta olan Y.Ç. ile birlikte kalmaktaydık, ikinci sınıfın ilk dönemi ben bu evde kaldım, sonrasında yine Fatih ilçesinde Fındıkzade durağına yakın bir yerde Gürani olarak adlandırılan eve geçtim, bu evde benim dışımda İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümünde birinci sınıfta okumakta olan M.A.Ç. ve yine İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okumakta olan E.D. ve hatırladığım kadarıyla bir özel üniversitede okuduğunu hatırladığım soyadını hatırlamadığım S.S. isimli şahııs kalmaktaydı, E.D.'nin 17-25 Aralık sürecinden sonra FETÖ yapılanmasından ayrılarak İlim Yayma Yurduna geçtiğini biliyorum, buradan sonra ise başka bir eve geçtim, bu evde yine Fatih ilçesi Kızılelma Caddesi üzerinde eve geçtim, bu şekilde ikinci sınıfı bitirdim, Kızılelma Caddesinde kaldığım evin abisi benim bir üst sınıfımda okumakta olan ... isimli şahıs yapmaktaydı, Gürani olarak adlandırılan evin abisi ise N.U. isimli şahıstı ..."<br>Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan R.Ö.'ye ait, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/02/2020 tarihli ifade tutanağı: "... ... …: ... olarak tanırım. Bu şahıs Fatih Eyaleti Hukukçular bölgesinde cemaat evinde kalan kişidir, hakkında bildiklerimi ifademde detaylı olarak anlattım. Bu şahsın açık kimlik bilgilerinin ... … olduğunu emniyette öğrendim. ..."<br>Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 13/02/2020 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.<br>Davacı tarafından; tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.<br>Bununla birlikte, davacının, hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/02/2021 tarihli sorgulama tutanağında; "... İlk, orta ve lise eğitimimi Soma ve Salihli'deki devlet okullarında tamamladım. Liseyi Salihli'deki Sekine evren anadolu lisesinde okudum. Burada okula ait devlet yurdunda kaldım. 2009 yılında bir yıl süre ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Körfez dershanesine gittim. Lise eğitimim sırasında ve dershane süresince okuluma ait devlet yurdunda kaldığım için FETÖ/PDY'ye ait herhangi bir evde yada yurtta kalmadım. Çalışma evlerine gitmedim. Liseden mezun olduktan sonra ilk yıl üniversiteyi kazanamadım. 2010 yılında evde kendim hazırlanarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım ve 2014 yılında mezun oldum. Üniversite sürecinde ilk iki yıl (2010-2012) İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi 5. Sınıf öğrencisi olan ağabeyim A.S. ve onun arkadaşı olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan 5. Sınıf öğrencisi A.A. birlikte Çapa Fındıkzade'de üç kişi kaldık. 2012 yılında ağabeyim ve arkadaşı mezun olunca Eylül ayında ben FETÖ/PDY ile irtibatlı ümran yurduna kayıt yaptırdım. Bu yurtta 2012 eylül ayı ile 2013 haziran ayları arasında kaldım. Yurt görevlileri ile dünya görüşlerimiz uyuşmadığı ve sapkın dini düşünceleri sebebiyle anlaşamadım. Yurtta bize zorla Fetullah Gülen'e ait videolar izletilip kitaplar okutulmaya çalışılıyordu bende bu duruma karşı çıkıyordum. Bahse konu yurttan ayrıldıktan sonra üniversitenin son senesinde Üsküdar yada Ümraniye'de ikamet eden babamın diğer eşinden olan ablam B.S.'nin yanında kalarak okula gidiş geliş yaptım ve bu şekilde okulu bitirdim. Sınav zamanlarında vize yada final dönemlerinde yine Fındıkzade'de FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait evlerde kalıyordum. Mezun olduktan sonra Salihli'ye annemin yanına döndüm. İlk girdiğim 2014 yılı Aralık ayında yapılan Adli Yargı Hakimlik sınavını kazanamadım. Avukatlık stajıma devam ederek bir yandan sınava hazırlandım. 2015 yılı mayıs ayında yapılan Adli Yargı Hakimliği sınavını kazandım. 2015 yılı Eylül ayında da Manisa barosunda avukatlık stajımı tamamlayarak ruhsatımı aldım. Bunun dışında 2014 yılı Eylül ayında şimdiki eşim H.K.S. ile nişanlandım. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.<br>Davacının, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/03/2021 tarihli sorgulama tutanağında ise; "... Abim ve arkadaşı A.A. mezun olduktan sonra açık adresini Hsk’ya verdiğim bekar evinden 2012 yaz ayında taşındık. Benimle aynı sınıfta okuyan ve yakın arkadaşım olan M.K. isimli arkadaşıma bana örgüt içinde kalacak yer ayarlamasını söyledim. Çünkü üniversite 1. sınıfta iken kendisi Fındıkzade semtinde örgüt evinde kalmıştı. 2. sınıfta ise ev abiliği yapmıştı. O tarihlerde devletimiz kalacak yeri olmayanları bu örgütün evlerine, yurtlarına yönlendiriyordu. Ki toplum nezdinde de bu evlerde, yurtlarda kalan kişilerin Kur-an’ı Kerim okuduğu ve namaz kıldığı bilinmekteydi. Ayrıca diğer yurtlara göre çok daha uygun fiyatlı konaklama ücreti sunuyorlardı. Benim ailemin durumu açıkça ortada. Maddi imkânsızlıklar içinde büyüdüm, okudum. Dindar birisi olduğum için de bu örgütün evinde kalmak istedim. 4 kişilik arkadaş grubumuz vardı. Ben, M.C.T., B.G. ve M.K. Genelde hep birlikte takılırdık. Diğer arkadaşlarım B. ve M.C.T. da örgüt evlerinde kalmaktaydı. B. Beyazıt semtinin sahile yakın tarafında yani kadırga denilen yerde kalmaktaydı. Diğer arkadaşım M. ise o tarihlerde Fatih'e yakın yerde kalıyordu. 2012 yılı yaz sonlarına doğru arkadaşlarım M. ve M.'nin Piyerloti Caddesi Kadırga parkı civarında yer alan Ümran isimli örgüte ait yurtta rehber olarak kalacaklarını öğrendim. Bende onlarla birlikte olayım diye M. isimli arkadaşıma beni de o yurda almasını söyledim. Yurtta görüşme ayarlandı. Yurtta V. isimli kişi ile görüştüm. V.'ye serrehber deniliyordu. Yani yurttaki rehberlerden sorumlu kişi. V. bana ümran isimli yurtta sadece diş hekimliği öğrencileri ile eczacılık fakültesi öğrencilerinin kaldığını, benim kalamayacağımı söyledi. Ancak rehber olursam kalabileceğimi ve yurtta kalma ücreti ödemeyeceğimi söyledi. İki arkadaşımın o yurtta olması, okuluma yürüme mesafesinde olması, yurtta kalma ücreti ödemeyecek olmam ve de maddi imkansızlıklar içinde okumam sebebi ile bu teklifi kabul ettim. 2012 eylül ayı ile 2013 haziran-temmuz ayları arasında bu yurtta kaldım. Yurtta toplamda 4 rehber vardı. Diğer rehber ise benden yaklaşık 7-8 yas büyük Antalyalı olan M. isimli şahıstır. V. isimli şahısta ayni yaşlardaydı. M. ve V. birbirlerini daha öncesinden tanıyordu. M. esmer tenli ve bıyıklı idi. V. ise beyaz tenli, bıyıklı ve sarı-kahverengi arasında saç rengi olan birisiydi. Yurtta genelde 1. sınıf öğrenciler vardı. Yaklaşık 25-30 öğrenci vardı. Ben ve M. aynı odada kaldık. M. de M. ile aynı odada kaldı. V. ise tek başına kalıyordu. Yurtta bizim kaydımız yoktu. V. daha sonra o yurdun müdürü oldu. Ayni zamanda serrehberlik görevini devam ettiriyordu. Her rehbere 7-8 öğrenci verildi. Her rehber kendi öğrencilerine namaz kıldırıyor, Kuranı Kerim okutturuyordu. Haftada birkaç gün ise yurdun üst katında bulunan toplantı odasında fetö elebaşı gülen’e ait videolar izlettiriliyordu. Videoları serrehber ayarlıyordu. Benim öğrencilerimden birisi B. idi. Bursa inegöl’lü idi. Eczacılık 1. sınıf öğrencisi idi. Diğeri E. isimli şahıstı. E. ise diş hekimliği 1. Sınıf öğrencisiydi. Malatyalı bir öğrencim de vardı, isimlerini hatırlamadığım diğer öğrencileri HTS kayıtlarını görebilirsem hatırlayıp tespit edebilirim. Serrehber V. ve 4 rehber olarak güz veya bahar döneminde gezi amaçlı Antalya Aksu’da bulunan Fetö’ye ait yurda gidip kaldık. Sözlerimin doğruluğu HTS kayıtlarından anlaşılacaktır. Antalya’daki şelaleri gezdik. Diğer zamanlarda ise sürekli kuran okuyor ve namaz kılıyorduk. Sınav dönemi yaklaştığında odamda ders çalışıyordum. Alttan 4 dersim daha vardı. Sınavlarımız yıllık olduğu için zor geçiyordu. Güz döneminde vizeler, bahar-yaz döneminde ise finaller oluyordu. O yüzden sınav tarihlerinden 2-3 ay kadar öncesinden başlayarak çok sıkı bir şekilde ders çalışıyordum. Yurtta kaldığım bu sure zarfında örgüt mensuplarının fetö elebaşı güleni Peygamber efendimizden daha çok sevdiklerini, resmen taptıklarını gördüm. Onların nezdinde gülenin sözü Peygamber efendimizin sözünden çok daha değerliydi. Kuranı Kerimde geçen ayetlere, Efendimizin sünnetlerine aykırı davranışları vardı. Örgütün zihniyetinin yanlış olduğunu gördüm. Dini konularda sapkın düşünceleri vardı. Yanlış olan hususları dile getirdiğimde bana karşı çıkıyorlardı. Sırf bu yüzden tartışmalarımız oluyordu. Sınavlarım bittikten sonra Salihli Şart Mahallesindeki evime gittim. Ya yaz aylarında ya da okul başlama zamanına doğru beni yurttan aradılar. Yurttaki eşyaları almam gerektiğini söylediler. (M. isimli arkadaşımın beni yurttan attırdığını sonradan öğrendim. Yani M.'den benim yurtta kalıp kalamayacağım konusunda düşüncesini almışlar. M. de kalmasın deyince beni yurttan çıkardılar.) M. ise son sene Eyüp ilçesinde bulunan ve yanında pazar kurulan örgüte ait yurda serrehber olarak gitti. M.'nin bu gittiği yurtta ortaokul veya lise öğrencileri vardı. M. isimli arkadaşım da yurdun yakınında bulunan örgüte ait bir eve gitmişti. Ben ise ortada dımdızlak kaldım. Göçebe hayati yaşadım yaklaşık bir-iki ay kadar. Elimde valizlerle, okul kitap çantalarımla gezdim durdum. Biraz M.'nin evinde biraz da B.'nin evinde kaldım. Arada da ablamın yanına gittim. Ablamdan okula gidip gelmekte çok zorlandım. Çünkü Anadolu yakasında oturuyordu. Sınavları kaçırmak istemiyordum. Vizelerim yaklaşıyordu. Yine alttan 4 dersim vardı. Yani toplamda 12 dersim vardı. Son sınıftım. Mezun olmak zorundaydım. Mecburen yurda gittim ve bana kalacak yer ayarlamalarını söyledim. Bir sure sonra bana Fındıkzade semtinde bulunan Y.Y. isimli şahsın da ifadesinde adı geçen Kardelen isimli evi ayarladıklarını söylediler. Eşyalarımı alıp bu eve gittim. Evde Y.Y. ve E. isimli şahıs vardı. E. İstanbul üniversitesinde genetik mühendisliği okuyordu. Vanlıydı. Yanlış hatırlamıyorsam mezun olmasına 2 senesi vardı. Evde sadece 3 kişiydik. Y.Y. ise aslen Erzurumlu olup Gebze’de ikamet emekteydi. 3. sınıf hukuk öğrencisi idi. Etkin birisiydi. Kod adı kullanıyordu. Kod adı Y. idi. Evde fazla kalmıyordu. Genelde yatmaya geliyordu. Bu evde ara sıra yemek pişer bir araya gelinirdi. Bir araya geldiğimizde de kuran okur namaz kılardık. Zaten ben 3. ve 4. sınıfta her gün okula gidip derslere katıldım. Mezun olmak zorunda olduğum için de bütün sene ders çalıştım. Kaldığım bölgede ev abilerinden sorumlu kişi yanlış hatırlamıyorsam M. isimli şahıstı. Bu şahıs Yunanistan Türküydü. Yunanistan da ikamet etmekteydi. Çapa Tıp 1. ya da 2. sınıf öğrencisi idi. Görsem teşhis ederim. ... Marmara akademi isimli yere arkadaşların yönlendirmesi üzerine gittim. Kariyer görüşmesi yaptıklarını söylüyorlardı. Bende bir gün arkadaşlarımla birlikte görüşmeye gittim. Orada görüştüğüm şahıs okul bittikten sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz vs tarzında sorular soruyordu. Hakim savcı olmak istediğimi söyleyince bana hakim savcı çalışma evlerinden bahsetti. Bu evlerin sadece Ankara ve İstanbul'da olduğunu söyledi. Ardışık aramalarda akademiye görüşmeye çağırıyorlardı. Görüşmeler sohbet seklinde geçiyordu. Ama ben sadece marmara akademi isimli yere değil ensar vakfına ve okul çevresinde bulunan bir kaç vakfa, derneğe de mesleki kariyer görüşmesi için gittim. Onlar da seminer düzenleyip burs veriyordu. Final sınavları bittikten sonra arkadaşım B.'nin teklifi üzerine Sakarya'da düzenlenen geziye gitmiştim. Zaten bunu Hsk'ya verdiğim savunmada da söylemiştim. Sonrasında ailecek abimin eşinin görev yeri olan Muş'a gittik. Akabinde şimdiki eşimin ailesiyle tanışmak ve nişan gününü kararlaştırmak amacı ile Erzurum’a geçtik. Sonrasında tekrar Muş’a döndük. Bende Muş’tan İstanbul'a geldim. Eve gittiğimde evdeki eşyaların çoğusunun toplanmış olduğunu gördüm. Ayrıca eve yabancı uyruklu şahıslar gelip gidiyordu. Çalışmalarım neticesinde girmiş olduğum 12 dersin finalinden 10 tanesini geçtim. 2 dersim bütünlemeye kalmıştı. Bütlere yine aynı evde çalıştım. Evdeki diğer iki arkadaşın sınavları bitmişti. Arada eve geliyorlardı. 15 temmuz 2014 günü son bütüm açıklandı. Hepsini geçmiştim. Hemen eve gidip eşyalarımı hazırladım ve Salihli Şart Mahallesindeki eve geçtim. Sayın Savcım. Bu ifadem gerçektir. 3. ve 4. sınıf dönemime ilişkindir. Bana bunu niye ilk ifademde anlatmadınız diye soracaksınız doğal olarak. Anlayış göstereceğinizi umaraktan şöyle anlatayım. 5 yıl boyunca bu kutsal görevi elimden geldiğince hakkıyla, layıkıyla yerine getirmeye çalıştım. İlk görev yerim olan Buldan'da ve adli sınırlarımız içindeki Güney ilçesinde Fetö’yü bitirdim, temizledim. Bunu kendimi övmek için de söylemiyorum. Yapılması gereken bu çünkü. Fetö ile sonuna kadar mücadele ettim. Bakırköy adliyesinde çalıştığım sırada HSK dan gelen zarfla şok geçirdim. Başıma böyle bir şeyin geleceğini beklemiyordum açıkçası. Akabinde açığa alındım ve sonunda da ihraç oldum. Açığa alındığım sırada eşim yeni doğum yapmıştı. Loğusa dönemindeydi. İhraç olduktan sonra da lojmandan taşınmak zorunda kaldık. Eşim ve iki küçük bebeğime sahip çıkmak, destek olmak zorundaydım. İfadeye geldiğim gün de aklım yerinde değildi açıkçası. Hala şok içindeydim. Çünkü 5 yıl boyunca Cumhuriyet Savcısı olarak ifade alıyorken bir anda lanet örgüt ile adım anılıyor ve şüpheli olarak ifade veriyorum. Aradan gecen sure zarfında kafam yerine geldi, bu sürece de alıştım ve kendi isteğim ve rızam ile gelerek size bu ifademi veriyorum. Aradan 8-9 yıl geçtiği için bu kadar hatırlıyorum. Teşhis işlemlerinde ve HTS kayıtlarını gördüğümde size biraz daha isim vereceğimi umuyorum. C.Savcılığı benim çocukluk hayalimdi. Hukuk fakültesini kazanmak için bir yıl daha çalıştım. Ülkemizin en iyi hukuk fakültelerinden birini kazandım. Abim ve arkadaşı mezun olmasa inanın bu örgütün yanından dahi geçmezdim. Zaten benim annem ve babam diyanetçi. Bu örgütten nefret ederdi. Ama sırf kötü yola düşmeyelim diye bu örgütün evlerinde, yurtlarında kaldım. Mezun olacağım sene 17-25 aralıkta Fetö'nün yargısal darbe girişimi oldu. Vize sınavlarının olduğu dönemdi. Bu olaylardan sonra nerede kalacaktım. Diğer yurtlar dolu ve pahalıydı. Maddi imkansızlıktan dolayı mecburen kalmaya devam ettim. Okulumun bitmesine de 6 ay kalmıştı. Zaten mezun olduktan sonra bana ulaşamasınlar diye gidip kendi adıma hat çıkarttım. Örgütle bağlantısı olanlara yeni numaramı dahi vermedim. Hattı çıkardığım tarih kayıtlardan görülecektir. Benim bu örgütle son irtibatım son ardışık arama tarihinde olmuştur. O tarihten sonra hiç kimseyle görüşmedim. Kimseden emir ve talimat almadım. Kanun neyse onu uyguladım. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.<br><br>Yine davacının, hakkında Adalet Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen 29/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; “Ben halen yukarıda beyan ettiğim adreste ikamet ederim. Halen 19. Dönem Adli Yargı savcı adayıyım. 31.08.2016 tarihinde mülakata gireceğim. Ben Salihli Sekine Evren Anadolu Lisesi mezunuyum. Fethullah Gülen’in lideri olduğu cemaat yapılanmasından lise 4. Sınıfta Körfez Dershanesine gitmekle haberdar oldum. 2009 yılında liseden mezun oldum. İlk yılımda üniversite sınavlarını kazanamadım. 2. yıl evde sınavlara hazırlandım ve 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Akabinde dershaneden ismini bilmediğim bir hoca beni arayarak İstanbuldaki yurtlarına davet etti ancak ben bu teklifi kabul etmedim. Abim S.S. Çapa Tıp Fakültesinde okuyor, babamın tuttuğu evde kalıyordu. 1 ve 2. Sınıfta babamın tuttuğu evde abimle kaldım. Abim mezun olunca 3. Sınıfta evi boşalttık, kalacak yer sıkıntısı çektim. Cemaat yurdunda kalan bir arkadaşımı aradım, kendisi bana yer ayarlayacağını söyledi. Burada kalmamın sebebi cemaat yurdunun diğer yurtlara göre ucuz ve okuluma çok yakın olmasıydı. 3. Sınıfta paralel yapıya ait olan Beyazıt’taki Ümran Erkek Öğrenci Yurdunda kaldım. Cemaat yurdunda “çay saati” ve sohbet adı altında öğrenciler toplanıyor, herkese zorunlu olarak Fethullah Gülen’in kitapları okutuluyor, kasetleri izletiliyordu. Bu sırada FETÖ mensupları öğrenciler dışarı çıkmasın diye salonun kapısını kilitliyorlardı. Yurt abileri Fethullah Gülen’in Peygamber Efendimizle her gün rüyasında görüştüğünü, ondan emir aldığını söyleyerek cemaat yapılanmalarının Peygamberimizin rızasına dayandığını, en makbul, büyük cemaattin kendi cemaatleri olduğunu sürekli söylüyorlardı. Diğer cemaatlerin kitaplarının okutulmasını kabul etmezlerdi. Cemaatten ayrılmak isteyenleri; Peygamber efendimizle Fethullah Gülen’in cehennemlikler listesine koyacağını söyleyerek korkutuyorlardı. Yurtta kaldığım 3. Sınıfta yurt abileri hakimlik savcılık sınavlarına yönelik kendi yapılarına ait sınava hazırlama evlerinin olduğunu söylerlerdi. Her kurum sınavına yönelik sınava hazırlama evlerinin olduğunu da duydum. Bu evlerde sorular verilmiş olabilir. Çünkü bu evlere gidenlerin sınavları kazandığını duyuyorduk. Ben bu sapkın din anlayışını gördükten sonra, 3. Sınıfın sonunda Haziran 2013’te cemaat yurdundan kendi isteğimle ayrıldım ve Üsküdar'daki ablamın yanına çıktım. Sonrasında FETÖ yapılanmasıyla kesinlikle bir irtibatım olmadı. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.<br>Bu durumda, davacının üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına ve ev abiliği yaptığına, örgüt tarafından hakim-savcı olmak isteyenlerin çalışma evlerine yönlendirildiği kariyer görüşmesi olarak adlandırılan görüşmelere ve "kamp" adı altında düzenlenen etkinliklere katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversite döneminde örgüte ait evlerde ve yurtta kaldığına ve bu yurtta "rehber" olarak görev aldığına, örgüt tarafından düzenlenen etkinliklere, "sohbet" adı verilen toplantılara ve hakim-savcı olmak isteyenlerin çalışma evlerine yönlendirildiği kariyer görüşmesi olarak adlandırılan görüşmelere katıldığına yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.<br><br>b) Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydı<br> i.Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik veya Ardışık Arama Kayıtları ile İlgili Genel Değerlendirme;<br>Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/12/2019 tarih ve E:2018/44, K:2019/167 sayılı kararında; FETÖ/PDY terör örgütünün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterildiği, FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinden;<br>-Ardışık Arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),<br>-Periyodik Arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),<br>-Tek Arama,<br>şeklinde iletişimin gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.<br>Bu kapsamda, örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de; “Kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market, Büfe, Kırtasiye, İddia Bayii ve Lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefon hatlar” olduğu, birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise; kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market/Büfe/Lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.<br>Anılan kararlarda; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock, Eagle vb. gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb. benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların arama işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerinde denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı Kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya Kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının; arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda, aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit(büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının; mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan MAHREM İMAMLAR tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın, askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasının amaçlandığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmalar/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden bir aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından, sorumlu bulunan gruplarla ilgili grup içerisinde bulunan tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile işyerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak Yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda, "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK Yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, ancak istisnai durumların olabileceği, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve sözde tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği, redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10”, “100” veya “99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş haliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı tespitlerinde bulunulmuş ve günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şeklinde yapılan aramaların; örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği, sonucuna varılmıştır.<br>Öte yandan, FETÖ silahlı terör örgütünün TSK içerisindeki Mahrem Yapılanmasında faaliyet yürüten ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan bazı kişilerin ankesör-sabit hat(büfe-market vb.) aramalarına ilişkin birtakım ifadelerde bulundukları görülmüştür:<br>FETÖ silahlı terör örgütünün Kara Kuvvetlerindeki Mahrem Yapı içerisinde 2009-2014 yılları arasında askeri şahıslardan sorumlu öğretmen olarak faaliyet yürüten M.S.S. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) 2017/202838 sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 08/02/2018 tarihli ifadesi: “Buluşma esnasında bir sonraki buluşma zamanı belirlenirdi, ters bir şey olması durumunda bir sonraki hafta yine aynı gün ve aynı saate buluşma gerçekleşirdi. Bunların haricinde ben de ve bana bağlı olan Y. B. ve Ş. K. isimli kişilerde tuşlu telefon üzerinden görüşme yapılırdı.. Bir şahıs örgüt adına aranacaksa kontörlü telefonu bulunan büfe, market ve kuruyemişçilerden arama yapılmaktaydı, Ankesörlü numaralar kullanmıyorlardı. Diyarbakır da bulunduğum dönemde Diclekent bölgesinde carrefoursa market yakınında bulunan 3 adet bakkal ve büfeden sabit hatlardan arardık. Ankara ilinde Öveçler 4. Cadde üzerinde bulunan bir kuruyemişçiden, Çankaya civarında bulunan büfelerden arama yapardım.. Benim sorumlu olduğum askeri şahısların telefon numaralarını kendi cep telefonumun rehberine son dört rakamını 9999’a tamamlamak suretiyle kayıt yapmamızı bizle ilgilenen kişiler söylemişlerdi.. Kendi cep telefonlarımızdan kesinlikle arama yapmazdık. Asker şahıslara kendi cep telefon numaramızı, kendi ismimizi, işyerimizi, aile bilgilerimizi kesinlikle vermezdik, kullandığım kod ismi verirdik. İlgilendiğimiz asker şahıslar bizle tanıştırılırken kod adlarıyla tanıştırılırdı, ancak bizden sorumlu müdür ve müdür yardımcısı olan örgüt yöneticileri askerler gerçek isim ve konumlarını bize söylerlerdi” ,<br>FETÖ/PDY Terör Örgütü TSK Yapılanması içerisinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan M.B.'nin Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü Silahlı Kuvvetler Soruşturması kapsamında verdiği ifadesi: “…Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99'a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. “aramam gerektiğinde kendi cep telefonumdan asla aramazdım. çünkü bu şekilde irtibat kurmak yasaktı. Bu durumu kısmen akademide görev yaparken de biliyordum, tedbir olarak uyguluyorduk. Bana bağlı öğrencileri aramam gerektiğinde olabildiğince evime uzak büfelerden kontörlü telefonlardan arıyordum. sadece bir kişiyi arardım, birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim, bu da uyulması gereken bir tedbirdi, aynı büfeden art arda askerlerin aranmış olması, o büfeden arayan öğretmenin tedbire uymadığını gösterir.. neticede hangi tedbirleri alacağımız bize öğretilirdi ama tüm tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takibi pek mümkün değildi.” Toplantıya gelirken öğrencilerin arabayı mümkün olduğunca uzağa park etmesi gerekiyordu. Normalde cep telefonu da getirmemeleri gerekiyordu. Fakat benim öğrencilerim çoğunlukla doktor olduğu için acil hastaları olur diye getirenler tek tük çıkıyordu. Sorumlular kendi aralarında cep telefonu irtibatını başkası adına kayıtlı telefon hatlarıyla sağlarlardı. Bu telefon hatları ve mümkünse kullanıldığı cihaz ya imha edilirdi ya da sadece cihaz ikinci el olarak satılırdı. Ancak satma işine çok sıcak bakılmazdı. Genelde ucuz telefonlar imha edilirdi. Ben bu şekilde 5-6 civarında hat kullandım. Şuanda numaralarını hatırlamıyorum.”,<br> Binbaşı olarak görev yapmış olan E.İ. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 15/01/2018 tarihli ifadesi: “Buluşmalar genellikle buluşma esnasında bir sonraki buluşma yeri ayarlanırdı. Örgüt yöneticilerinin verdiği talimat doğrultusunda deşifre olmamak ve gizli kalması için, buluşma gerçekleşmez ise, bizle irtibat kuran örgüt mensupları bizi genellikle ankesörlü telefonlardan veya büfelerden bulunan sabit hatlardan bizi ararlar, bizde aynı şekilde örgüt yöneticilerini arayacağımız zaman büfelerde bulunan sabit hatlardan veya ankesörlü hatlardan irtibat kurmamız söylenirdi. Örgüt yöneticilerinin vermiş oldukları sabit numaraları veya cep telefonu numaralarını ya ezberlerdik ya da bir kâğıda yazardık. Yazarken de numaraları baştaki GSM şirketinin sabit kalması şartı ile (örneğin 0530 sabit kalırdı) diğer numaraları bir arttırarak kâğıda yazardık, cep telefonumuza kesinlikle kayıt yapmazdık. Hts kayıtlarım incelendiğinde örgüt üyeleri görüştüğüm dönemde sabit numaralardan ve Ankesörlü hatlardan arandığım ve aradığım anlaşılacaktır”<br> Askeri yargı mensupları tarafından Dairemizde açılan dava dosyalarında bulunan ceza mahkemesi kararlarında yer verilen ve soruşturma/kovuşturma evrelerinde alındığı görülen bazı beyanların da yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:<br>Y.T. isimli şahsın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında alınan ifadesi "...(İletişimi nasıl kuruyordunuz, ...?) Randevu esaslı, yani müsait vakitlerde, bir haftada, iki haftada bir, randevuya dayalı işte bu saatte, ilgili saatte şey yapardık. Yani evine gitmişsem bile çok nadirdir yani, o davet etmişse yani, çok olmadığı için, ben genelde kendi evimde ağırlardım. (Peki, bu ankesörlü telefonlardan aradığınız oldu mu böyle hani randevuya uyulmadı veya gelinmedi, onu tetkik amaçlı?) ... Yani tek iletişim kurma alternatifimiz öyleydi, misal yani onun geleceği gün benim bir işim çıkmış olsa anca öyle iletişim kurabilirim, başka bir alternatifim yoktu yani öyle söyleyeyim. (Nerede mesela hiç böyle aradığınız oldu mu bu sabit hatlardan, büfelerden veya kontörlü telefonlardan, sanıkları veya başka ilgilendiğiniz kişileri aradığınız oldu mu? ) Olmuştur evet. ..." <br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde yer verilen, eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018 tarihli ifadesi “..ByLocku iletişimimizin tespit edilmemesi için kullanıyorduk. ByLock kullanmadan önce getirdikleri telefona yüklü başka birinin adına kayıtlı telefon ile ya da ankesörlü telefonlar ile iletişime geçerdik. Bu başkasının adına telefon kullanma ya da ankesörlü telefon kullanma durumu Marmaris'te görevli olduğum dönem ile önceki dönemlerde oluyordu…”<br><br>ii. Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydının Hukuki Niteliği<br>04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 135. maddesinin ilk halinde: <br>"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. ...<br>...<br>(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne, <br>Anılan maddenin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanunun 17. maddesi ile değişik halinde: <br>"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. ...<br>...<br> (6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne,<br>135. maddenin 02/12/2014 tarihli ve 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ve 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik son halinde ise: <br>"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. ...<br>...<br>(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. ...<br>...<br>(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne yer verilmiştir. <br>10/11/2005 tarih ve 25989 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar İle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (Değişik:RG-7/8/2009-27312) (h) bendinde "h) İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması: Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmalar ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri,"; (i) bendinde "i) İletişimin tespiti: İletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri,"; (p) bendinde ise "p) Sinyal bilgisi: Bir şebekede haberleşmenin iletimi veya faturalama amacıyla işlenen her türlü veriyi,.. ifade eder." kuralına yer verilmiştir. <br>CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının ilk halinde "(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir” denmek suretiyle aynı maddenin (1). fıkrasında sayılan iletişimin tespiti, dinleme ve kayda alma tedbirlerine sadece 6. fıkranın devamında sayılan katalog suçlar yönünden başvurulabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. 5353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında ise "(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:.." hükmüne yer verilmek suretiyle dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece bu fıkranın devamında sayılan katalog suçlarda başvurulabilmesi öngörülmüşken, iletişimin tespitinin ise, bu fıkra kapsamından çıkartılmak suretiyle suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir tedbir olarak kabul edildiği anlaşılmıştır. <br>Nitekim, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararında iletişimin tespitinin, suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğu; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/09/2021 tarih ve E:2020/9.MD-67, K:2021/372 sayılı kararında ise "FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir" değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür. <br>Ayrıca, Anayasa Mahkemesi de 28/11/2019 tarihli ve Başvuru No.2017/29347 sayılı kararında FETÖ/PDY imamlarının mahrem hizmetler sınıfındaki kişilerle -özellikle askerlerle- olan iletişimlerini ankesörlü veya kontörlü telefonlar üzerinden arama veya çağrı bırakma şeklinde sürdürmeleri ve bu kapsamda başvurucunun aranmış olmasını kuvvetli suç belirtisi olarak kabul etmiştir. <br>Netice itibarıyla, iletişimin tespitinin, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğu ve davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporunun hazırlanmasına esas alınan iletişimin tespiti verilerinin hukuka uygun olarak elde edildiği anlaşılmıştır. <br><br>ii.Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşmesi kaydının davacı yönünden değerlendirilmesi<br>Davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararında; Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ile gönderilen analiz raporunun ekindeki evrakta, N.S. adına kayıtlı olan ancak davacı ... tarafından kullanıldığı tespit edilen … numaralı GSM hattının İstanbul İlinde kurulu bulunan …, … ve … numaralı sabit/ankesörlü hatlardan 18/02/2014, 21/02/2014, 08/07/2014, 11/07/2014, 21/07/2014 ve 11/08/2014 tarihlerinde toplamda 7 defa arandığı ve 6 grup ardışık kaydının bulunduğu, ardışık arama kayıtlarında yer alan M.İ.Y., S.Ç., Ö.G., İ.Ü., E.Ç., B.A., F.K., N.Ş., M.K. ve K.S. isimli şahısların hukuk fakültesi mezunu oldukları ve örgütsel birlikteliğin sağlanması kapsamında arandıkları belirtilmiştir.<br>Davacı tarafından; bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.<br>Netice itibarıyla yukarıda yer verilen iletişime dair kayıtların incelenmesinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. <br><br>6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi<br> Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. <br> Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).<br> Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.<br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. <br> Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. <br> Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla, kararlara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.<br>Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. <br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.<br> Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımların da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımların demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. <br> Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır.<br><br>7) Sonuç olarak<br> Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.<br><br>D) KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,<br>2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,<br>4.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>

resim