<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/4246 E.  ,  2025/619 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/4246<br>Karar No : 2025/619 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ... adına velayeten<br> ... ve ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. ..., <br> Hukuk Müşaviri ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin yakını ...'nin GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde gördüğü tedavi süreci sonucunda vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 1.000,00 TL maddi ile anne ... için 150.000,00 TL, baba ... için 150.000,00 TL ve kardeş ... için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 350.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu raporunun değerlendirilmesinden, vefat eden ...'nin muayenesinin yapılarak gerekli tetkik ve konsültasyonlarının yapılmış olduğu, tanıya uygun tedavisinin başlanmış olduğu, takibinin düzenli olarak yapıldığı dikkate alındığında; kişinin muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği belirtildiğinden davalı idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği sonucuna varıldığından davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, müteveffa ...'de 2,1 mm büyüklüğünde Patent Ductus Arteriozus (PDA) tespit edildiği, ancak bu tanıya dair herhangi bir tedavi veya acil müdahalenin yapılmadığı, çekilen EEG'de tespit edilen Periyodik Lateralizan Epileptik Deşarjlar (PLED) bulgusunun, özellikle küçüğün yaşı için, ciddi ve hayati bir bulgu olduğu; ancak gerek epikriz raporları incelendiğinde, gerekse de Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporda, bu konu hakkında herhangi bir tedaviye başlanmadığı ve ...'ın yaşadığı baygınlık ve nöbet geçirmelerinin, bu konuyla bir ilgisinin olup olmadığının araştırılmadığı, PLED'in beyin tümörü belirtisi olduğu, dolayısıyla, hayati önem taşıyan bu bulgunun, doktorlar tarafından fazlaca önemsenip, üzerinde durulması gerekirken, hiçbir şekilde önemsenmediği, raporda PLED ile alakalı soruların cevapsız bırakıldığı, küçüğün 3 kez bayılmasına rağmen ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatış kararının verilmediği, ancak küçük 3. kez bayılınca 28/10/2015 tarihinden 03/11/2015 tarihinde kadar 6 gün süreli yatış kararının verildiği, bayılmanın sebeplerine yönelik teşhisin bir türlü yapılamadığı, küçüğe menenjit tahlili yapılmadığı ve bu hususun Adli Tıp Kurumu raporunda karşılanmadığı, bu yönüyle Adli Tıp Kurumu raporunun eksik ve yetersiz olduğu, hükme esas alınamayacağı ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ..<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY : <br> Davacıların yakını küçük ..., 26/10/2015 tarihinde dudaklarında morluk ve baygınlık geçirme şikayetiyle anne ... tarafından ... Devlet Hastanesi acil servisine götürülmüş, hastanede acil doktoru tarafından kan ve idrar tahlili yapılarak, küçüğe serum takılmış, takılan serumun bitmesini müteakip tahlil sonuçları çıkmış, tahlil sonuçlarına göre küçüğün glikoz oranının yüksek olduğu, soğuk ateşsiz havale geçirdiği söylenerek, küçüğü ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürmeleri gerektiği önerilmiştir.<br> Aynı gün saat 18.30’da ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülmüş, kan tahlilleri, akciğer filmi ve şeker kontrolü yapıldıktan sonra soğuk havale geçirdiği ve bronşit teşhisi konularak, ilaç tedavisi uygulanmış, Sultanbeyli Devlet Hastanesinde belirlenen şeker oranının aksine şeker oranının da normal seviyede olduğu belirtilmiş, baygınlığıyla ilgili bir açıklama yapılmamış, küçük çocuğa yatış yapılarak müdahale edilmemiştir.<br> Ertesi gün 27/10/2015 günü sabah saat 11:00 sularında ...’ın oyun oynarken birden bayılıp yere düşmesi üzerine komşular tarafından çağrılan ambulansla yine ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilmiş, sadece tahlil yapılarak ve serum bağlanarak, mesai bitimine kadar hastanede tutulmuş, davacılara soğuk havale geçirdiği ve enfeksiyon kaptığından dolayı baygınlık geçirmiş olabileceği söylenmiştir. Davacılar tarafından, hastanın yatarak tedavisi talep edilmiş, ancak hastane tarafından bu gibi durumlarda gerek olmadığı, durumun tekrar etmesi halinde yeniden hastaneye getirilmesi söylenerek ilaç tedavisine devam edilmesi önerilmiştir.<br> 28/10/2015 günü öğlen saatlerinde ...’ın yeniden baygınlık nöbetleri geçirmesi üzerine, davacılar, Çınar’ı ambulansla yine ... Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil’e getirmişlerdir. Yapılan tahlillerden sonra yatışının yapılacağı, ancak çocuk nörolojisi bölümü olan bir hastaneye sevk edilmesi gerektiği, bunun da o an için mümkün olmadığı, bayram ve seçimden dolayı beş günlük bir tatilin olduğu ve 182 Hastane Randevu Alma Merkezi’ne konu hakkında bilgi verildiği, diğer hastanelerden hastanın talep edilmesinin bekleneceği bildirilmiştir. Çocuğun durumunun aciliyeti de göz önüne alınarak davacılar tarafından da götürülemeyeceğine karar verilmiştir. Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde küçük için yatış işlemleri yapılmış, yattığı süre içerisinde küçüğün vücudunda bazı morluklar davacılar tarafından fark edilmiş, nöbetçi hemşirelere durum defalarca bildirilmiş ancak durumu kontrol eden hemşireler tarafından hastanın vücudunda morluk olmadığı, böyle bir şeyi gözlemlemedikleri söylenmiştir. <br> 03/11/2015 tarihinde de ...’ın yapılan tahlillerinin normal olduğu, bayılmaları konusunda kesin bir cevap verilemeyeceği, ancak 06/11/2015 tarihinde Çocuk Polikliniğinde yapılacak bazı testlerden sonra bir sonuç söyleyebilecekleri beyan edilerek taburcu edilmiştir.<br> 04/11/2015 tarihinde ise, öğleden önce yine ..., baygınlık nöbeti geçirmiş olup, ambulansla Göztepe ya da Marmara Devlet Hastanesine götürülmesi talep edilmiş, ancak ambulans şoförü ve personeli tarafından trafik yoğunluğu gerekçe gösterilerek, ilk olarak Yakacık Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine götürülmüş, burada küçüğün durumunu kontrol eden doktorun durumunun kritik olduğu, müdahale edemeyeceği, derhal bir Araştırma Hastanesine götürülmesi gerektiği belirtilerek, ambulans şoförünün inisiyatifiyle ..., yine ... Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil’e getirilmiştir. Bu hastanede çocuğun durumunu bilen doktorlar tarafından tekrar tahliller yapılmış ve yine sadece serum takılarak, 182 Hastane Randevu Alma Merkezi’ne durumu bildirdikleri ve talep gelmesini bekledikleri bildirilmiş, başkaca hiçbir işlem yapılmamıştır. ... Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan bir doktorun Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde görev yapan başka bir doktorla yaptığı telefon görüşmesinden sonra, talepte bulunan yakınlarına hasta çocuk ...’ın durumunu anlatan yazılı bir kâğıt verilerek, kendi imkânlarıyla hasta çocuk, Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesine gönderilmiştir.<br> 06/11/2015 günü Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesinden taburcu edilen ..., 07/11/2015 günü saat 10.00 civarında biberon ile mamasını içerken yine fenalaşarak, bayılma nöbeti geçirmiş, yakınlarınca ... Devlet Hastanesine götürülmüştür. Burada acil müdahale altına alınan ... hakkında Acil Doktoru tarafından yapılan açıklamada yakınlarına; çocuğun kalbinin 5 dakika durduğu, yapılan müdahale sonucunda yaşama döndürüldüğü, kalp durması sonucu, yemek atıklarının solunum borusunu tıkadığı ve akciğere kaçtığı, durumunun çok kritik olduğu, acilen bir yoğun bakım ünitesine yatırılması gerektiği, ancak 182 Hastane Randevu Alma Merkezi’nden haber beklendiği belirtilmiştir. Saatler sonra İstanbul Avrupa Yakasından ... Hastanesinin ...’ı kabul ettiği bildirilerek, acil müdahale doktoru tarafından hastanın sevki de yapılarak ambulansla ..., bu hastaneye getirilmiştir. Tedavisi devam etmekte iken 11/11/2015 tarihinde vefat etmiştir.<br> Bunun üzerine davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin yakını ...'nin GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde gördüğü tedavi süreci sonucunda vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.<br> İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda; "4- Adli dosyada mevcut belgelere göre, 07/11/2015 günü GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarına yatırıldığı, genel durumu iyi, koopere, oryante, bilinci açık, ışık refleksi+/+,pupiller izokorik, cilt ve mukozalar soluk, ön fontanel açık, pulzasyon(-) meningeal irritasyon bulgusu olmadığı, ateş 36.7 C, Nabız 102/dk TA:96/45 mmHg, SS:36/dk, boy:78 cm, kilo:9kg olduğu, hastanın yapılan laboratuvar tetkiklerinde CRP 1.49 mg/L normal, kan biyokimyasında ve tam kanda belirgin patoloji saptanmadığı, RBC:4.090.000 WBC: 16.600, Hb:10.9 g/dL, Hct:31.6, Ferritin:59.8 ng/mL, PLT:445.000. olduğu, EKG çekildiği ve normal olarak değerlendirildiği, EKO ve EEG planlandığı, şikayeti olmadığı, vital bulguları stabil seyrettiği, 05/11/2015 te genel durumu iyi, oryante, koopere olduğu, Eko yapıldığı, sonuç: Patent Ductus Arteriozus olduğu, 06/11/2015 de genel durumu iyi, oryante, koopere olduğu, EEG çekildiği, başından itibaren uyku döneminde çekilen bu elektrofizyolojik incelemede uykuya ait periyodik deşarjlar izlendiği, zemin aktivitesi yaşına göre normal genlik ve frekansta, monopolar ve bipolar bağlantılarda lateralizasyon gösteren bir bulguya veya epileptiform bir anormalliğe rastlanılmadığı, fotik uyarıya özgü bir değişiklik olmadığı, takipleri ayaktan yapılmak üzere 06/11/2015 de taburcu edildiği, dikkate alındığında gerekli tetkiklerin yapıldığı, tedavisinin düzenlendiği, taburculuğa engel bir durum olmadığı yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu" yönünde görüş bildirilmiştir.<br> İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda olayda hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile Adli Tıp Kurumu ek raporu doğrultusunda Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. <br>İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br>Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. <br>Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br>Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. <br>Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir. <br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br>Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.<br> Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuş ise de; ilk kez 26/10/2015 tarihinde morluk ve baygınlık geçirme şikayetiyle ... Devlet Hastanesine ve ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran yatış endikasyonu olmadığı için poliklinik kontrolüne çağrılan; ancak 27/10/2015 tarihinde ve daha sonra muhtelif tarihlerde bayılma ve nefessiz kalma şikayetleri ile başvuran bebeğe, hastaneye başvuru esnasındaki şikayetleri dikkate alınarak 05/11/2015 tarihine kadar EKO çekilmemesinin/bu yönde konsültasyonlar yapılarak tedavi uygulanmamasının bir hizmet kusuru teşkil edip etmeyeceği, 05/11/2015 tarihinden önce şikayetler dikkate alınıp EKO çekilip bu konuda tedaviye başlanılmış olsa idi bu durumda ölüm olayının gerçekleşme ihtimalinin ne olduğu, 05/11/2015 tarihinde yapılan EKO sonrasında uygulanan tedavinin uygun olup olmadığı, ...'nin EEG raporunda PLED tespit edilip edilmediği, tespit edilmiş ise, konuya ilişkin olarak konsültasyonlar yapılarak tedavi uygulanıp uygulanmadığı hususlarına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu raporlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. <br> Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporların yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı dolayısıyla uyuşmazlıkla ilgili olarak karar verilmesi için yeterince kanaat edindirici nitelikte olmadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin (çocuk nöroloji uzmanı, çocuk kardiyoloji uzmanı) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.<br> Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 18/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.<br><br></font></p></body></html>

personel