<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4089 E. , 2025/558 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/4089<br>Karar No : 2025/558 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...<br> 2- ...<br> 3- ...<br> 4- ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. ...<br> Huk. Müş. Av. ...<br><br>MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ... tarihinde vefat eden yakınlarına yönelik olarak yürütülen sağlık hizmetlerinde davalı idare ajanlarının eksik ve kusurlu hizmet sunduğu, iki aşının ara verilmeksizin arka arkaya yapıldığı, devlet hastanesindeki doktorun gerekli müdahaleyi yapmadığı, otopsi yapılmadığı dolayısıyla idarenin hizmet kusuru sebebiyle ölüm olayının gerçekleştiği ileri sürülerek meydana gelen zararın tazmini amacıyla 1.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olayla ilgili düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporunda, davacıların yakınının kesin ölüm sebebinin bilinemediğin belirtildiği, ... Aile Sağlık Merkezinde görev yapan Dr. ... ve hemşire ... ile ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görevli Dr. ... ve Başhekim Op. Dr. ...'ya kusur atfedilmediği dikkate alındığında davalı idarenin eylemi ile meydana geldiği ileri sürülen zarar arasında herhangi bir illiyet bağı kurulamaması nedeniyle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, anılan Adli Tıp Kurumu raporunda müteveffa ...'ın ölüm sebebi kesin olarak belirlenememiş olsa da, idarelerin kamu hizmetinin gereği gibi işleyebilmesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina ve tesislerde, hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu, sağlık hizmetini yürüten personelden Dr. ... hakkında yürütülen ceza yargılamasında, davacılar yakınının otopsi işleminin yapılmayarak kesin ölüm sebebinin açıkça ortaya konulmasının, delil elde edilmesinin, şüphenin ortadan kalkmasının engellenerek kişilerin mağduriyetine ve kamunun zararına neden olunduğu gerekçesine yer verilmek suretiyle hükme varıldığı göz önünde bulundurularak meydana gelen ölüm olayı ile sunulan sağlık hizmeti kapsamındaki tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı kurulamamış ise de belirtildiği şekliyle oluşan kusurun niteliği gereği davacılardan müteveffa ...'ın annesi ... ve babası ...'dan her biri için 15.000,00'er TL, kardeşleri ... ve ...'dan her biri için 5.000,00'er TL manevi tazminatın davalı idarenin temerrüde düşürüldüğü tarih olan ön başvuru dilekçesinin davalı idare kayıtlarına girdiği 02/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının kesin ölüm sebebinin bilinmesinin engellenerek hizmet kusuruna sebebiyet verildiği, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu; davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı bu nedenle davanın tamamının reddedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. <br><br>TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY : <br> Davacıların yakını 2012 doğumlu ... 23/05/2013 tarihinde rutin aşılama sebebiyle 2 Numaralı ... Aile Sağlık Ocağına götürülmüş, su çiçeği ve hepatit-A aşılarının yapılması akabinde evine gönderilmiş, gece saat 00.00 sularında ateşinin çıkması, 3-4 defa kusması ve sabaha karşı vücudunda morarmalar olduğunun görülmesi üzerine sabah erken saatlerde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine götürülmüş, acil bölümünde nöbetçi olan Dr. ... tarafından müdahale edilmiş, günün icapçı çocuk uzman doktoru durumdan haberdar edilmiştir. Kısa süre içerisinde çocuğun durumunun kötüleşmesi üzerine uzman ekip tarafından entübe edilerek küçüğe solunum desteği sağlanmış, ancak müdahalelere rağmen küçük ... 25/05/2013 tarihinde vefat etmiştir.<br> Bunun üzerine davacılar tarafından, ...'ın vefatı olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır.<br> Olayda; müteveffa ...'ın annesi ... tarafından, çocuğu ...'ın 23/05/2013 tarihinde ... nolu ... Aile Sağlık Ocağında yapılan aşı yüzünden vefat ettiği iddiasıyla şikayette bulunulması üzerine başlatılan ceza soruşturması kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporunda özetle; "24/05/2013 tarihinde rutin aşılama sebebiyle ... Sağlık Ocağına getirildiği, burada su çiçeği ve hepatit A aşılarının yapıldığı, ardından evine getirildiği, 25/05/2013 günü evine fenalaşması üzerinde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine kardiak arrest olarak getirildiği, burada yapılan tüm müdahalelere cevap alınamadığı ve öldüğü bildirilen ... oğlu 2012 doğumlu ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde; <br>1. Adli dosyada kayıtlı bilgilerde; bebeğe 23/05/2013 tarihinde ... Aile Sağlık Merkezinde Suçiçeği ve Hepatit A aşıları yapıldığı, ardından evine getirildiği, 25/05/2013 günü evinde fenalaşması üzerinde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine kardiak arrest olarak götürüldüğü, yapılan tüm müdahalelere cevap alınamadığı ve öldüğü dikkate alındığında, zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik ve toksikolojik incelemeler yapılmamış olduğundan mevcut verilerle bebeğin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, <br>2. Adli dosyada kayıtlı bilgilerde; bebeğe 23/05/2013 tarihinde ... Aile Sağlık Merkezinde Suçiçeği ve Hepatit A Aşıları yapıldığı, ardından evine getirildiği, 25/05/2013 günü evinde fenalaşması üzerinde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine kardiak arrest olarak götürüldüğü, yapılan tüm müdahalelere cevap alınamadığı ve öldüğü, ... Merkez Sağlık Ocağı tarafından düzenlenmiş 05/05/2013 tarihli aylık ısı izlem çizelgesinde; "20.05.2013 gelen yeni aşılardan, 28/05/2013 saat 12:00'e kadar suçiçeği 17, Hepatit A: 22 adet yapılmıştır. HepatitB:x] x2 x3, BCGx, DaBT-İPA-Hib: 1x2xx3xR KPA: 1x2x3x, KKK:1x, OPA: 1x?, Hepatit A: 1x2' ' şeklinde kayıtlı olduğu, Dr. ...'un ifadesinde "yapılan aşılar 20.05.2013 tarihinde halk sağlığı depolarından gelmiş, yaklaşık 28.05.2013 tarihinde tükenmiştir. Bu tarihler arasında 17 adet suçiçeği, 22 adet hepatit A aşısı yapılmış ve hiçbir hastada böyle bir durumla karşılaşılmamıştır." dediği, Hemşire Emriye Tan'ın ifadesinde; "vefat eden çocuğa yapılan aşının da bulunduğu gelen aşıların geldiği tarih ve tüketildiği tarih notlanmıştır. Bu tarihlerden de görüleceği üzere vefat edene yapılan aşı 20/05/2013 tarihinde gelmiş, zaten 23/05/2013 tarihinde de tatbik edilmiştir. Yani bu aşılar sağlık ocağımızda yalnızca üç gün kalmıştır. Tatbik ettiğimiz aşlarımıza ilişkin bugüne kadar herhangi bir problemle karşılaşmadık. Vefat edene yapılan aşının bulunduğu grupta 17 adet su çiçeği, 22 adet hepatit A aşısı bulunduğu ısı çizelgesinin arkasındaki yazıdan anlaşılmaktadır. Bu aşıların tamamı tüketilmiş ve herhangi bir problemle karşılaşılmamıştır." dediği, bebeğin 25/05/2013 günü evinde fenalaşması üzerinde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine kardiak arrest olarak götürüldüğü, yapılan tüm müdahalelere cevap alınamadığı ve öldüğü dikkate alındığında; <br>Bebeğe 23/05/2013 tarihinde ... Aile Sağlık Merkezinde rutin Suçiçeği ve Hepatit A aşılarının uygun endikasyon ile yapılmış olduğu dikkate alındığında, ... Aile Sağlık Merkezinde görevli Dr. ... ve hemşire ...'ye bebeğin ölümünde kusur atfedilemeyeceği, 25/05/2013 günü evinde fenalaşması üzerine götürüldüğü ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bebeğin Dr. ... tarafından değerlendirildiği, kardiak arrest olarak getirilen bebeğe yeniden canlandırma işleminin uygun yapılmış olmasının uygun olduğu ancak yanıt alınamadığı dikkate alındığında bebeğin ölümünde Dr. ...'ye kusur atfedilemeyeceği, ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi olan Op. Dr. ...'nin ifadesinde, adı anılan hastayı hiç görmediği, olaya dair hiçbir şey hatırlamadığını, yasal zorunluluk olarak hastanın doktorunca düzenlenen ölüm bildirim formunda, başhekim olarak imza ile onaylamış olmanın dışında bir müdahalesi olmadığı dikkate alındığında bebeğin ölümünde Op. Dr. ...'ye kusur atfedilemeyeceği..." yönünde görüş bildirilmiştir.<br>Yukarıda anılan ceza soruşturması sonucunda olay tarihinde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görev yapan Dr. ... hakkında "görevi kötüye kullanma" suçundan ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... esasında açılan davada yapılan yargılama sonucunda anılan Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile "... İddia ve savunma, nüfus ve sabıka kayıtları, müşteki beyanı, otopsi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Müştekinin müracaat ile oğlu ...'ı iki numaralı ... Sağlık Ocağına rutin aşılama sebebi ile 24/05/2013 tarihinde aşıya götürdüğünü, aşıdan sonra çocuğunun rahatsızlandığını, ertesi gün sabah erkenden hastaneye götürdüğünü ve orada yapılan müdahalelere rağmen vefat ettiğini, oğlunun vurulan aşıdan dolayı öldüğünü düşündüğünü, bu nedenle oğlunun ölümüne neden olan sağlık personelinden ve aşı yapanlardan şikayetçi olduğunu beyan etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumundan ölenin kullanmış olduğu ilaçları gösterir tüm kayıtlar temin edilmiştir. ...'ın aşı yapıldığının ertesi günü ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde vefat etmesi üzerine Dr. ... tarafından defin ruhsatı mahiyetinde el yazısı ile evrak tanzim edilmiş yazı içeriğinde "ÖBS" sistemine girilemediğinden bahsedilmiştir. ... Aile Sağlık Merkezinde görevli Dr. ...'nin bilgi sahibi olarak alınan beyanında, ölenin hastaneye götürüldüğünde "meningocok" adlı hastalıktan şüphelenildiğini duyduğunu, bu hastalığın görülmesi halinde bildirim yükümlülüğünün olduğunu anlatmıştır. ... Aile Sağlık Merkezinde görevli hemşire ...'nin bilgi sahibi olarak alınan beyanında, ölene hepatit A ve su çiçeği aşılarını kendisinin tatbik ettiğini, aşılarda bir sıkıntı görülmediğini, ölenin başkaca bir hastalığı olup olmadığını bilmediğini anlatmıştır. Kusur durumunun tespitinin istenildiği, İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı raporu ile vefat olayında kimseye bir kusur atfedilmemiş ise de, <br>Sanığın ölen çocuğun ölüm nedenini normal ölüm olarak kaydettiği, defin işlemlerini kolaylaştırmak için de belgeye kardiyopulmoner arrest yazdığını, kendisinin ikrar ettiği, ölen çocuğun ailesinin çocuklarının neden öldüğünü öğrenme hakkını ihlal ederek, ailenin mağduriyetine sebep olduğu, ailenin normal olarak ölüm gerçekleştiği andaki psikolojik durumları otopsi talebine elvermeyecek durumda olduğundan, sanığın üstlendiği kamu görevi dolayısıyla o yaşta ölen küçük bir çocuğun ölümünü şüpheli görmeyerek ve hatta defin işlemlerini kolaylaştırmak için ölüm belgesine ölüm sebebi kardiyopulmoner arrest yazması, ayrıca çok küçük olan çocuğun ölüm nedeninin öğrenilmesini bu şekilde engelleyerek kamu vicdanını rahatsız edecek bir duruma sebebiyet verdiği, ölenin yakınlarının ölüm sebebini açık ve net olarak öğrenme haklarını engellediği, dosya kapsamından açıkça anlaşılmakla,<br>Sanığın zamanında otopsi işlemi yapılmayarak mütevvaffanın kesin ölüm sebebinin açıkça ortaya konulamasını, delil elde edilmesini, şüphenin ortadan kalkmasını engelleyerek kişilerin mağduriyetine ve kamunun zararına neden olduğu..." yönündeki gerekçeye yer verilmek suretiyle, Dr. ...'in görevi kötüye kullanma suçundan 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.<br>İdare Mahkemesince, bahsi geçen bilirkişi raporu ve ceza yargılamasındaki tespitler dikkate alınmak suretiyle yukarıda özetlendiği şekliyle davanın, maddi tazminat istemine yönelik olarak reddine, manevi tazminat istemine yönelik olarak ise kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak tarafların istinaf başvuruları reddedilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.<br> İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br>Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.<br> 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br>Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.<br> Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sağlık personeline atfedilecek tıbbi hata bulunmadığı, sağlık hizmetini sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin hatasının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; anılan raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;<br> - Dosya kapsamındaki hasta evrakı ve tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacıların yakını küçüğün ölüm nedenine ilişkin olarak farklı tarihlerdeki ölüm belgelerinde çelişkiler olduğu, ölüm belgelerinden birinde çocuğun ölüm nedeni kısmında, "meningokoksik menenjit şüphesi" ve "evde 2. kat balkonda düşme" nedenlerine yer verildiği ancak ölümün bulaşıcı hastalık (doğal ölüm) olarak kodlandığı, bir diğer ölüm belgesinde ise ölüm nedenlerine yer verilmeksizin ölümün bulaşıcı hastalık (doğal ölüm) olarak kodlandığı görülmektedir. Her ne kadar küçüğün otopsisi yapılmadığından kesin ölüm nedenine ulaşılamayacağı açık ise de Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; küçüğe yönelik yapılan tıbbi muayene ve tedaviler değerlendirilirken bahsi geçen tıbbi kayıtlardaki ölüm nedenlerine ("meningokoksik menenjit şüphesi" ve "evde 2. kat balkonda düşme") yönelik olarak gerekli girişimin yapılıp yapılmadığı değerlendirilmemiştir. Zira söz konusu raporun sonuç kısmında sadece küçüğe yapılan aşıların uygun endikasyonla yapıldığı tespitine yer verilmiş, sonrasında bebeğin evde fenalaşması üzerine götürüldüğü merkezde canlandırma işleminin uygulanmasının uygun olduğu belirtilerek sağlık personeline kusur atfedilmemiştir. Halbuki tıbbi belgelerde belirtilen ölüm nedenleri dikkate alındığında, küçüğün şikayetlerine yönelik olarak yapılması gerekenlerin (tahlil, tetkik, konsültasyon, müdahale) somut olayda yapılıp yapılmadığı, duruma yönelik zamanında etkili ve yeterli müdahalede bulunulup bulunulmadığı, ilgili doktorunun ifadesinde de "meningocok" hastalığından şüphelenildiğinin belirtilmesi karşısında bu yönde gerekli tıbbi adımların atılıp atılmadığı konularının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. <br> - Diğer taraftan, her ne kadar hükme esas alınan raporda rutin su çiçeği ve hepatit A aşılarının uygun endikasyon ile yapılmış olduğu belirtilmişse davacıların uyuşmazlığın başında bu yana ısrarla iki aşının ara verilmeksizin arka arkaya yapılması sonucunda çocuklarının vefat ettiği iddiası karşısında söz konusu rapordaki değerlendirmenin olayın ve iddianın aydınlatılmasını sağlayacak düzeyde yeterli açıklamayı içermediği görülmektedir.<br> Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.<br> Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulü ile kısmen reddi yolunda verilen ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br> Öte yandan, uyuşmazlıkta İdare Mahkemesi kararı ile ...'ın davalı idare yanında davaya katılma isteminin kabulüne karar verildiği, davalı idare yanında müdahil olarak davaya katılan ...'ın İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunduğu ancak buna rağmen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında müdahile yer verilmeyerek istinaf başvurusu hakkında karar verilmediği, tebligatların da müdahile yapılmadığı görülmektedir. Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında bu yönüyle de hukuka ve usule uygunluk görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,<br>2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br><br></font></p></body></html>
personel