<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3427 E. , 2025/453 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/3427<br>Karar No : 2025/453 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... <br> 2- ... <br> 3- ... <br> 4- ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın, Malatya Devlet Hastanesinde yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi ve bakımı sırasında idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle vefat ettiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık her biri için 10.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 240.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyası içerisinde yer alan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... sayılı rapor ile diğer rapor ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, müteveffa ...'a yapılan tedavi ve uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetlerinin kötü işlemesinin söz konusu olmadığı, davalı idarenin tazminatla sorumlu tutulabilmesi için gerekli koşulların oluşmadığı kısaca tıbbi uygulama hatasının (malpraktis) bulunmadığı anlaşılmakla, tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi ve bakımı sırasında idarenin hizmet kusuru sebebiyle vefat ettiği, yakınlarının bağırsağında kesik tespit edildiği, basit bir kan tahlili ile dahi ortaya çıkacak bu durumun ihmal edilerek tespit edilememiş olması ve zamanında sevkinin yapılmaması nedeniyle yakınlarının ölümünde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, aydınlatılmış onam formunun yasal düzenleme ile yerleşik içtihatlara aykırı olarak düzenlendiği, eksik bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY : <br> Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre; davacılar yakını ...'ın 09/03/2015 tarihinde Malatya Devlet Hastanesinde "myom uteri" tanısıyla total abdominal histerektomi+bilateral salpingooferektomi ameliyatı olduğu, ameliyat sonrası takiplerinde gaz çıkışı olmaması nedeniyle genel cerrahi uzmanına konsülte edildiği, takibi devam ederken uygulanan tedavi neticesinde gaz ve gayta çıkışının gerçekleştiği, takiplerinde öksürük, balgam, ateş, nefes darlığı, göğüs ağrısı şikayetleri olması üzerine göğüs hastalıkları uzmanına konsülte edildiği, 15/03/2015 tarihinde göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilen hastanın göğüs hastalıkları servisine devredildiği, anılan serviste yapılan müdahalelere rağmen durumunda düzelme olmaması üzerine ileri tetkik ve tedavi amacıyla 16/03/2015 tarihinde İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezine ambulans ile sevk edildiği, sevk edilen merkezde yapılan muayene ve tetkikler sonucunda basit laparatomi, akut batın perforasyonu, sigmoid kolon perforasyonu tanılarıyla hartman kolostomi açılması operasyonu yapıldığı, operasyon sırasında kalın bağırsakta (sigmoid kolonda) yaklaşık 0,5cm lik perforasyon alanı saptandığı,<br> perforasyon alanına müdahale edilerek onarım yapıldığı ve kolostomi (bağırsağın dışarı ağızlaştırılması) açıldığı, yapılan müdahale sonrası reanimasyon ünitesinde takipleri devam ederken 19/03/2015 tarihinde çoklu organ yetmezliği nedeniyle saat 02:50'de vefat ettiği, davacılar tarafından olayda idarenin hizmet kusurunun mevcut olduğu ileri sürülerek davalı idareye tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Olayla ilgili olarak Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ceza soruşturması aşamasında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan ... tarih ve ... sayılı raporda, " kişinin 11/03/2015 tarihinde başvurduğu Malatya Devlet Hastanesinde gerekli muayene ve tetkiklerinin yapıldığı, uygun tanı konularak alınan ameliyat kararının yerinde olduğu, yapılan total abdominal histerektomi+bilateral salpingooferektomi ameliyatı ameliyat sonrası takip ve tedavisinin düzenli olarak yapılmış olduğu, takiplerinde gelişen şikayetlerine yönelik olarak ayırıcı tanının konulabilmesi için genel cerrahi, göğüs hastalıkları, kardiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları ile konsülte edilmesinin yerinde olduğu, muayene ve tetkik sonuçlarına göre konsültasyonlarda verilen tedavilerin yerinde olduğu, 16/03/2015 günü alınan ileri bir merkeze sevk kararının yerinde olduğu, kalın barsakta (sigmid kolonda) tespit edilen 0,5 cm lik yaralanmanın ameliyata bağlı bir komplikasyon olduğu ve ortaya çıkan bulgulara yönelik gerekli konsültasyonların yapılmış olduğu, sevkinde gecikme bulunmadığı cihetle Malatya Devlet Hastanesinde kişinin takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş verilmiştir.<br> Ceza kovuşturması sırasında ... Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan Adli Tıp Genel Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda ise, "kişinin 11/03/2015 tarihinde başvurduğu Malatya Devlet Hastanesinde gerekli muayene ve tetkiklerin yapıldığı, uygun tanı konularak alınan ameliyat kararının yerinde olduğu, yapılan total abdominal histerektomi+bilateral salpingooferektomi ameliyatı sonrası takip ve tedavisinin düzenli olarak yapılmış olduğu, takiplerinde gelişen şikayetlerine yönelik olarak ayırıcı tanının konulabilmesi için genel cerrahi, göğüs hastalıkları, kardiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları ile konsülte edilmesinin yerinde olduğu, muayene ve tetkik sonuçlarına göre konsültasyonlarda verilen tedavilerin yerinde olduğu, 16/03/2015 günü alınan ileri bir merkeze sevk kararının yerinde olduğu, kalın bağırsakta (sigmid kolonda) tespit edilen 0,5 cm'lik yaralanmanın ameliyata bağlı bir komplikasyon olduğu ve ortaya çıkan bulgulara yönelik gerekli konsültasyonların yapılmış olduğu, sevkinde gecikme bulunmadığı cihetle Malatya Devlet Hastanesinde kişinin takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirilmiştir.<br>İdare Mahkemesince anılan raporların hükme esas alınması suretiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.<br> <br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br>Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.<br>İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br>İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.<br>Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br>Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.<br>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). <br>11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.<br>5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. <br>Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.<br>01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.<br>Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir.<br>Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. <br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:<br>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davacı tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br> B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:<br> Dosyada mevcut bilirkişi raporları irdelendiğinde, dava konusu olayda, davalı idarenin tanı, takip ve tedavi hizmetlerinde kusurunun bulunmadığı ortaya konulduğundan, maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. <br>Bununla birlikte; dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, "Laparotomi ile Total Histerektomi ve Bilateral Salpingo-ooferektomi Bilgilendirme ve Aydınlatılmış Onam Formu" başlığını taşıyan onam formu içeriğinde ameliyatın riskleri hakkında bilgilendirmeye yer verildiği ancak formun sonunda yer alan ameliyat onayı bölümü altında davacılar yakınının imzasının bulunmadığı, ayrıca yine formun sonunda yer alan hastalığın türüne ve tedavi yöntemine ilişkin olarak doldurulması gereken bölümlerin boş bırakıldığı, bu niteliği itibarıyla hukuken geçerli ve kabul edilebilir yazılı bir muvafakatin alınmamış olduğu görülmektedir. <br>Bu durumda, davacılar yakınının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açması sonucu oluşan manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat isteminin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.<br>Bu itibarla, davanın reddi yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>C) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Reddedilen Maddi Tazminat Nedeniyle Davalı İdare Lehine Hükmedilen Vekalet Ücretine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:<br>02/01/2019 tarih ve 30643 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve İdare Mahkemesi kararı tarihi itibarıyla uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinde, "Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7nci maddenin ikinci fıkrası, 9uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10uncu maddenin üçüncü ile 12nci maddenin birinci fıkrası, 16ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir."; "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10. maddesinde ise, " (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir." düzenlemeleri yer almaktadır. <br> Dava; 40.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, davanın reddine ve reddedilen maddi tazminat yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi olarak hesaplanan 4.750,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine karar verildiği görülmektedir.<br>Maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının önemli kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi, açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirmekte, bazı olaylarda ise, davacının dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma girmesine neden olmakta, bu durum gerek Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir. Tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusunda Tarifenin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, reddedilen maddi tazminata ilişkin vekalet ücretinin Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceğine dair Tarife hükmünün ihmal edilmesi, hakkaniyete daha uygun olacaktır. <br>Yukarıda yer alan açıklamalar uyarınca, İdare Mahkemesince, maddi tazminat isteminin tamamen reddine karar verilmiş olması nedeniyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre duruşmalı işler için belirlenen 2.075,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmesine rağmen davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinde hukuki uyarlık bulunmadığından bu hususun Bölge İdare Mahkemesince düzeltilmemiş olmasında da hukuki isabet görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının;<br>a) Maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının ONANMASINA,<br>b) Manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının BOZULMASINA,<br>c) Reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden davalı idare lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA,<br>3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 04/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br><br></font></p></body></html>
personel