<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/3671 E.  ,  2025/182 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE <br>Esas No : 2022/3671<br>Karar No : 2025/182<br> <br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...'e velayeten<br> ... ve ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>MÜDAİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- ...<br>VEKİLİ : Av....<br> 2- ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı vekili tarafından, müvekkili ...'in ateş, kusma, baş ağrısı ve şuur bulanıklığı şikayetleriyle başvurdukları ... Devlet Hastanesinde uygulanan tanı ve tedavi işlemlerinde hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek tazminat ödenmesi istemiyle 05/04/2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile uğranıldığı iddia olunan zarara karşılık 307.748,02 TL gelir kaybından, 332.692,84 TL bakıcı giderinden kaynaklanan maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. <br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın reddi yönünde verilen ilk kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 03/10/2018 tarih ve E:2016/32, K:2018/6606 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın, davacının ... Devlet Hastanesinde uygulanan tanı ve tedavi işlemlerinde hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek tazminat ödenmesi istemiyle 05/04/2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemine ilişkin kısmı yönünden, idari eylemden kaynaklanan zararın tazmini istemiyle yapılan başvuru sonucunda tesis edilen ön kararın iptal istemine konu edilmesinin olanaklı bulunmaması karşısında, davacının tazminat ödenmesi istemiyle 05/04/2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali isteminin incelenmesine olanak bulunmadığı, davanın, davacının 307.748,02 TL gelir kaybından, 332.692,84 TL bakıcı giderinden kaynaklanan maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın 03/08/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine ilişkin kısmının incelenmesinden; dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporlarına göre, davacının ... Devlet Hastanesi acil servisi ve müracaat ettiği diğer bölümlerce gerekli muayene ve tetkikleri yapılarak tedavilerinin düzenlendiği, kişiye uygulanan muayene ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, "Herpes Ensefaliti" ön tanısının tıbbi literatüre uygun olarak 4 günlük bir süre içerisinde konulduğu, tanının netleşmesi beklenmeksizin herpes ensefalite yönelik asiklovir tedavisine başlandığı, dolayısıyla tanı ve tedavi işlemlerinde herhangi bir gecikmenin söz konusu olmadığı, günümüz tıp kaidelerine uygun olduğu, davacının sekel mahiyette fonksiyon kaybına uğramasının ise hastalığın doğal seyrine bağlı olarak geliştiği, tıbbi açıdan böyle bir komplikasyonu önlemenin garanti edilemeyeceği, bundan dolayı hekimlere atfı kabil bir kusur olmadığı, hizmeti sağlık çalışanları vasıtası ile yürüten idarenin sağlık hizmetinin yürütülmesinde organizasyon hatası ve hizmet kusuru olmadığı, kusursuz sorumluluk hallerinin de dava konusu olayda mevcut olmaması nedeniyle, idarenin sorumluluğu cihetine gitme olanağı bulunmadığı anlaşılmakla, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacının tazminat ödenmesi istemiyle 05/04/2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlem yönünden davanın incelenmeksizin reddine, davacının maddi ve manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacı tarafından, dava konusu olayda, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, sağlık hizmetinin zamanında ve gereği gibi işletilmediği, Mahkemece Adli Tıp Kurumu raporu ile ... Üniversitesi öğretim üyelerince hazırlanan rapor arasındaki çelişkiler ve Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin bozma ilamında belirtilen hususlar da dikkate alınarak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılması gerekirken ... Üniversitesi öğretim üyelerince hazırlanan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın reddi yönünde karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare ve davalı yanında müdahil ... tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı yanında müdahil ... tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemine konu İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> A) Temyize konu kararın işlem yönünden davanın incelenmeksizin reddine ve maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:<br> İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın işlem yönünden davanın incelenmeksizin reddine ve maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br> B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: <br><br> MADDİ OLAY : <br> Dava dosyasının incelenmesinden; 1985 doğumlu davacı ...'in, 03/08/2009 tarihinde ateş, kusma, baş ağrısı ve şuur bulanıklığı şikayetiyle ... Devlet Hastanesine başvurduğu ve burada kalçadan diazem ve novaljin enjekte edilerek evine gönderildiği ancak bu hususa ilişkin bir tıbbi kayıt bulunmadığı, davacının 04/08/2009 tarihinde saat 09.21'de aynı şikayetlerle ... Devlet Hastanesi dahiliye polikliniğine başvurduğu ve burada kendisine akut gastro enterit teşhisi konularak reçete düzenlenmek suretiyle tedavisinin sonlandırıldığı, bu başvuruya ilişkin reçete dışında tetkik, tahlil veya hasta öyküsüne ilişkin bir tıbbi kaydında dosyada bulunmadığı ve yine aynı gün genel durumunun kötüleşmesi üzerine bu defa ... Devlet Hastanesi acil servisine müracaat ettiği, burada yapılan muayenesinde depresyon tanısı konularak psikiyatri servisi olan bir hastaneye sevkinin uygun görüldüğü, buna ilişkin de sevk evrakı dışında tetkik, tahlil veya hasta öyküsüne ilişkin bir tıbbi kaydın da dosyada bulunmadığı, davacının 05/08/2009 tarihinde ... Hastanesi psikiyatri polikliniğinde ... tarafından muayene edildiği ve muayene kaydında şikayet olarak "sıkıntı, stres" kaydına yer verildiği, muayene neticesi hastaya akut psikotik bozukluk tanısı konularak acil serviste 2 ampul Nörodol ve 1 ampul Akineton uygulandığı ve reçete verilerek evine gönderildiği, davacının genel durumunun iyice kötüleşmesi ve şuurunun tümüyle kapalı hale gelmesi üzerine 07/08/2009 tarihinde tekrar ... Devlet Hastanesi acil servisine müracaat ettiği, çekilen beyin tomografisi neticesinde menenjit-ensefalit şüphesiyle Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesine ambulans ile sevkinin gerçekleştirildiği, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatışı yapılan davacının, yatarak tedavi gördüğü ve 01/09/2009 tarihinde taburcu edildiği, 13/08/2010 tarihinde Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan Sağlık Kurulu raporunda engel oranının %70 olarak belirlendiği, bunun üzerine davacı tarafından, 05/04/2011 tarihinde tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.<br>Mahkemece, daha önce davanın reddi yolunda verilen kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 03/10/2018 tarih ve E:2016/32, K:2018/6606 sayılı kararıyla bozulması üzerine olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ...tarih ve ... sayılı raporda; " Kurumumuzun 19/06/2019-2829 tarih-karar nolu müzekkeresinde talep edildiği halde tedavi edildiği Hastanelerde yapılan muayenelere ait ayrıntılı anamnez ve muayene bulgularının olduğu kayıtların gönderilmemiş olduğu, dosyadaki mevcut belgelerle yapılan değerlendirmeye göre;<br> Kişinin 04/08/2009 ... Devlet Hastanesi acil servisine başvurusunda her ne kadar kişinin başvuru şikayetleri ve muayene bulgularına ait kayıtlar olmasa da acil hekimi ... tarafından psikiyatri kliniğine sevk edilmiş olmasından dolayı, ...’ın eylemlerinin tıbbi hata olarak değerlendirilmediği, bununla birlikte kişinin şikayetleri ve fizik muayene bulgularının kayıt altına alınmamasının kayıt tutma yükümlülüğü açısından eksiklik olarak değerlendirildiği, <br> Kişinin aynı gün aynı Hastanede Dahiliye Polikliniğinde yapılan muayenesinde başvuru şikayetleri ve muayene bulgularına ait kayıtların bulunmaması nedeni ile Dahiliye Uzmanı Dr. ...’ın eylemleri hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı, bununla birlikte kişinin şikayetleri ve fizik muayene bulgularının kayıt altına alınmamasının kayıt tutma yükümlülüğü açısından eksiklik olarak değerlendirildiği, <br> 05/08/2009 tarihinde ... Hastanesi Psikiyatri polikliniğinde muayene edildiği, akut psikotik bozukluk tanısı ile damaryolundan tedavi verildiği ve reçete düzenlendiği, her ne kadar kişi genç bir hasta olsa da ilk defa psikiyatriye gelmiş olduğu, akut başlangıçlı psikotik semptomlarda öncelikli olarak organik nedenlerin dışlanması gerektiği için nöroloji konsültasyonu istenmesinin daha uygun bir yaklaşım olduğu, akut başlangıçlı psikotik atak nedenli başvuruda nöroloji konsültasyonu istememesi nedeni ile Psikiyatri Uzmanı Dr. ...’ın eylemlerinin eksiklik olarak değerlendirildiği, kişinin daha sonra (07/08/2009 tarihinde) başvurduğu merkezlerde gerekli tanı, sevk ve tedavi işlemlerinin yapılmış olduğu, ayrıca ensefalit olgularında zamanında tanı konmuş olsa dahi, her türlü tedaviye rağmen sekel kalabileceğinin de tıbben bilindiği, dolayısı ile eksik eylem ile mevcut zararlı sonuç arasında kesin bir illiyet bağı kurulamadığı, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur" yönünde görüş bildirilmiştir.<br>Bilirkişi raporuna davacı tarafından yapılan itiraz üzerine İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli 1 Nöroloji Uzmanı, 1 Dahiliye Uzmanı, 1 Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı öğretim üyesince hazırlanan 25/03/2021 kayıt tarihli bilirkişi raporunda özetle, "Nihai olarak kesinleşmiş olan herpes ensefaliti tanısının başlangıçtaki belirti ve bulgularının hastalığa özgü olmadığı, herhangi bir bulgu veya semptomun herpes ensefaliti için özgül tanı koydurucu olmadığı, çok sayıda enfeksiyon ve inflamasyonla giden sürecin herpes ensefalitini taklit edebildiği, müştekinin ilk yakınmalarından itibaren herpes ensefaliti düşünülerek tedavi başlanana kadar geçen sürenin yaklaşık 4 gün olduğunun tıbbi kayıtlarından anlaşıldığı, tanının konulmasına kadar geçen sürenin ülkemizde ve dünyada bu konuyla ilgilenen özelleşmiş tıp merkezlerinde 4 gün veya daha geç olduğu düşünülürse, tanı konulma süresinin makul ve kabul edilebilir olduğunun söylenebileceği, özgün olmayan şikayetlerle gelen hastalarda ensefalit tanısının ilk planda düşünülmeyebileceği, kesin tanının ancak PCR ile beyin omurilik sıvısının incelenmesi ve MR görüntülemesi ile netleştirilebileceği ve yüksek oranda sekel kalabileceğinin bilinmekte olduğu, hekim mesleğinin kurallarına riayet etmişse ortaya çıkan olumsuz sonuçtan sorumlu tutulamayacağı" kanısına varıldığı, bilirkişi raporuna davacı tarafından yapılan itiraz üzerine alınan 14/12/2021 tarihli ek raporda ise; "Erken tedavinin hastada sekel gelişimine etkisinin ne olduğuna dair günümüzde fikir birliği ve konsensusun söz konusu olmadığı, erken tedavinin ölüm ihtimalini azalttığı, ama yine yüksek oranlarda sekel-engellilik kaldığının bildirilmekte olduğu, bu hastalığın seyri ve gidişatına bağlı olarak gelişebileceği bilinen bir tablo olduğu, beklenmedik, ihtimal dışı bir durum olmadığı, 'Semptomlar başlar başlamaz asiklovir tedavisi başlansa idi fonksiyon kaybı (engellilik) oranının daha az olma ihtimalinin olup olmadığı' sorusuna ilişkin teorik olarak böyle bir ihtimal olabileceği, ancak konuyla ilgili uluslararası merkezlerin uzun süreli araştırmaları dikkate alındığında böyle bir tıbbi uygulamanın günümüzdeki tıp pratiğinde mümkün olamayacağı, bunlardan çıkan sonucun erken asiklovir tedavisi ölüm oranını ve engelliliği azaltabileceği, ancak tamamen ortadan kaldırmasının söz konusu olmadığı, semptomlar başlar başlamaz verilirse tamamen düzelme garantisi olmadığı, erken ilaç tedavisi ile bile ölüm ve engellilik gelişebileceği, 'Hastanın bilinci kapandıktan sonra söz konusu tedaviye başlanmasının tedavinin etkinliği ve sonucuna olumsuz yansıması olup olmadığı' sorusuna ilişkin bir konsensus olmamakla birlikte bazı araştırmacıların bilinç bozukluğunun hastalık seyrine, olumsuz yansıması olabileceğini ileri sürdüğü, hastalığın genetik bir hastalık olmadığı, sonradan gelişen, edinsel ve kazanılan bir hastalık olduğu, güncel tıbbi verilere göre genetik faktörlerin hastalık gelişmesi ve seyrinde bir katkısı olmadığı, aile bireylerinde benzer bir hastalık öyküsü veya nörolojik hastalık öyküsü bulunmasının herpes ensefaliti tanısını düşündürmeyeceği" yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır.<br> Mahkemece söz konusu raporlar hükme esas alınarak davalı idarenin maddi ve manevi tazminattan sorumlu tutulabilmesi için gereken koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.<br> İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br> Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.<br> Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması gerekmektedir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br>Dosyanın incelenmesinden, bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu raporunda belirtildiği üzere, Adli Tıp Kurumunun ... tarih-karar nolu müzekkeresinde talep edildiği halde tedavi edildiği Hastanelerde yapılan muayenelere ait ayrıntılı anamnez ve muayene bulgularının olduğu kayıtların gönderilmemiş olduğunun sabit olduğu, mevcut tıbbi bilgi ve belgelerle değerlendirebildiği kadarıyla olayda hizmet kusuru olup olmadığının değerlendirilmesinin yapıldığı görülmüştür.<br>Tıbbi kayıtlardaki bu eksikliğin, davacının idarenin olayda kusurunun bulunduğu yönünde ömür boyu şüphe duymasına bunun ise endişe ve üzüntüye yol açacağı açıktır.<br>Bu durumda, olayda hatalı tıbbi uygulama yapıldığı ortaya konulamadığından maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte, yukarı belirtildiği şekilde, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda ömür boyu sürebilecek endişe ve üzüntü oluşacağından davacının manevi tazminat isteminin, manevi tazminat ile ilgili olarak yukarıda belirtilen açıklamalar da gözetilerek makul ölçülerde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, İdare Mahkemesince davacının manevi tazminat isteminin reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.<br> <br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,<br>2. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,<br>3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,<br>4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/01/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br><br><br><br></font></p></body></html>

personel