<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/1699 E. , 2025/317 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br>Esas No:2023/1699<br>Karar No:2025/317<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ...,... ve ... tarihlerinde saat ...'de yayınlanan "..." adlı programda 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer verilen, "Yayın hizmetleri ... Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz ..." şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 28.238,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ...tarih ve ...sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen ...gün ve E:..., K:... sayılı kararda; dava konusu programa ait (CD) kaydının incelenmesinden, programın bir tartışma programı olduğu, konukların programın üç farklı bölümünde ...'nın 16/02/2021 tarihinde çıkarmış olduğu "..." isimli kitabı yorumladığı, yorumcuların iddialarının kitabın yayımı ile birlikte alenileştiği, ayrıca söz konusu yayınların haber niteliği taşıyan bilgi ve fikirlerin izleyici kitlesine aktarılması olduğu, bu bilgi ve fikirlerin aktarılmasının Anayasa'nın basın hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı dolayısıyla 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.<br> Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, temyize konu kararın gerekçesiz olmasının adil yargılanma hakkını ve savunma hakkını ihlal ettiği, tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine aykırı şekilde gerçekleştirilen yayın sebebiyle toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellendiği, Anayasa'nın 38. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde koruma altına alınan ve olağanüstü durumlarda dahi dokunulamayan bir hak olan masumiyet karinesine riayet edilmeden yapılan yayının lekelenmeme hakkını ihlal ettiği, yayında geçen iddialara, program konuğu tarafından çıkartılan bir kitapta yer verilmesinin yayın ilkelerine istisna oluşturmayacağı, kitapta yer alan ifadelerin doğruluğu konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın programda yer verilmesinin kamusal sorumluluk anlayışına uzak bir davranış olduğu, olayların yayıncılık bilinci çerçevesinde kamuoyuna sunulması gerektiği ve soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberlerin doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanmasının 6112 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY : <br> Dava konusu Kurul kararıyla, davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ...,... ve ... tarihlerinde saat...'de yayınlanan "..." adlı programda sarf edilen “...siyasi ayağın başıdır", "Milyarlarca TL Türk milletinin, fakirin, fukaranın, yoksulun hakkı -ekranı göstererek- işte gördüğünüz bu isimlerin hepsine peşkeş çekilmiş durumda", "FETÖ'cülük iddiası çünkü itibarsızlaştırmak için bunu yapacak, FETÖ taktikleri, aynısı çünkü içerik oluşturacak trollerle saldırtacak, itibarsızlaştıracak, itibarsızlaştırdıktan sonra iddiaları kadük hale getirmek için bir de FETÖ'cü iftirası yapacak çünkü kendi geçmişini unutturacak insanlara, yediği naneleri insanlara göstermeyecek", "Çünkü bir tekel var ve o tekel bütün parayı toplamaya başlıyor", "Tekel dediğin Ankara Belediyesi", "Operasyon yapacaklar çünkü" şeklindeki ifadelerin, tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek nitelikte olduğu, söz konusu yayınlarda 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiğinden bahisle aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı şirket hakkında idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.<br> Bunun üzerine, anılan Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. <br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, "Yayın hizmetleri; (...) Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur.", 32. maddesinin ikinci fıkrasında ise, "8. maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz." kurallarına yer verilmiştir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Dosyanın incelenmesinden, genel olarak siyaset ve ekonomiye dair gündemde yer alan olay ve gelişmelerin ele alındığı programda, bir gazeteci tarafından yazılan "Parsel Parsel" isimli kitap özelinde, pek çok gerçek ve tüzel kişinin ismine yer verilmek suretiyle hazırlanan şemalar üzerinden Melih Gökçek ve yayında isimleri geçen kişilere yönelik yapılan yorum ve değerlendirmeler sebebiyle davacı hakkında idari yaptırım uygulanmasına ilişkin dava konusu Kurul kararının tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu noktada, Kurul kararıyla, davacının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunduğu açık olduğundan, söz konusu müdahalenin, Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlaline sebep olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen “bilgi” ve “düşünceler” için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (AİHM kararı, Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 24/9/1976, § 49). Toplumsal ve siyasal çoğulculuğun varlığı, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır (AYM kararı, Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41). <br> Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak olmayıp sınırlandırılabilir. Nitekim Anayasa'nın ifade özgürlüğüne ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Bu kapsamda Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğü, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.<br> AİHM'in Times Newspapers Limited No1-2 / Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşme'nin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin bireylerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arzetmektedir. Diğer yandan Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. (AİHM kararı Times Newspapers Ltd / Birleşik Krallık No: 1 ve 2, B. No: 3002/03, 23676/03, 10/03/2009, § 42). Yine AİHM'in birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır (AİHM kararı Flux/Moldova No:6 B. No:22824/04, 29/07/2008, § 25).<br> Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 26/12/2019 tarihli, B.No:2016/12313 sayılı Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. kararında, "değer yargısı ifade eden görüş ve yorumların kanıtlanmaya elverişli değilken kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgulara dayanan iddiaların desteklenmesi için güvenilir delil sunulması gerektiği, kişilere ilişkin haberlerde, gerçeğe aykırı bir haber vermenin o kişinin şeref ve itibar hakkına verebileceği zararın göz önüne alınarak haberin gerçeğe uygunluğunun iyi niyetle sorgulanması gerektiği, yayıncı kuruluşun verdiği bilgilerin haberin yayımlandığı andaki görünür gerçekliğe uygun olduğu yönünde yeterli donelere sahip olduğunun gösterilmesi gerektiği, herhangi bir delille desteklenmeyen ve suç isnadı teşkil eden olgu isnadında ifade özgürlüğünden bahsedilemeyeceği" ifade edilmiştir (AYM kararı, Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti, B.No:2016/12313, 26/12/2019, § § 50,54 ve 59).<br>AİHM, bir gazeteci tarafından "Belediye Başkanlığında İki Kurnaz Galati’deki Maxi-taxi Mafyasını Koruyor” başlığıyla yayımlanan bir makalede, başvurucunun şeref ve itibar hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirmiştir. Somut olayda, bu başlığın altında başvurucunun fotoğrafına yer verilmesinin yanı sıra, daha önce belediyede ulaştırma müdürü olduğu bilgisi de bulunmaktadır. Daha sonra gazetecinin gerçek olduğunu iddia ettiği şu olaylarla makale devam etmiştir: “Başvurucunun halefinin oğlunun bölgede bulunan maxi-taxi ulaşım sağlayıcılarının en büyük şirketlerinden biri olan S. şirketinde müdür olarak istihdam edilmesi tesadüf değildir. Bunun amacı şirketin yoldaki güvenliğini ve karlılığını garanti altına almaktır.” Ayrıca başvurucunun bu tür “sinsi işlerde” yer alan “eski bir tilki olduğu” ve maxi-taxi güzergahında faaliyet yapan birçok aracın sahibi olduğu ileri sürülmüştür. Son olarak başvurucunun ulaşım hizmetlerinin gelişimiyle değil, banka hesaplarını doldurmakla meşgul olduğu gibi iddialarda bulunulmuştur. AİHM başvuruya konu olayda; olgu isnadı ve değer yargılarının ifade edilmesi arasında ayrım yapılması gerektiğini, bu davadaki iddiaları değer yargısı olarak görmediğini, kamu görevlilerinin katlanmaları gereken eleştiri marjının sıradan vatandaşlara göre daha geniş olduğunu, ancak bu olayda başvurucuya yönelik yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının onun performansını etkileyebileceğini, yargılamalar esnasında iddiaların doğruluğuna ilişkin bir kanıt sunulmadığını, mahkemelerin de bu yönde bir tespiti olmadığını, makaledeki ifadelerin kabul edilebilir sınırları aştığını tespit etmiş ve gazetecinin ifade özgürlüğünün başvurucunun itibarının korunmasına nazaran ağır bastığı konusunda ileri sürdüğü gerekçelerin yetersiz olduğuna ve "özel ve aile hayatına saygı hakkını" güvence altına alan 8. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir (AİHM kararı, Jalba/Romanya, B.No:43912/10, 18/05/2014, §§ 32-44).<br>Bu itibarla, söz konusu yayının taraflı bir üslup ve anlayışla gerçekleştirildiği, doğruluğu teyit edilmemiş pek çok bilgi ve suçlamalara programda yer verilerek izleyicinin kanaatinin doğru ve sağlıklı bir şekilde oluşmasının engellendiği; aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca bu beyanların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği açık olduğundan, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (ı) bendinin ihlal edildiğinden bahisle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık, işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusunun reddinde ise hukuki isabet bulunmamaktadır. <br>Öte yandan, dava dilekçesinde istemde bulunulmasına rağmen uyuşmazlık konusu miktarın tek hakim sınırı altında kaldığı gerekçesiyle duruşma yapılmaksızın karar verilmiş ise de 2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinde iptal davaları bakımından duruşma yapılması için belirli bir miktar sınırının öngörülmediği ve bakılan uyuşmazlığın da bir iptal davası olduğu gözetildiğinde, yargılamanın duruşmalı olarak yapılması gerektiği açıktır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br> 1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;<br> 2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,<br> 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/01/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.<br><br><br>(X) KARŞI OY :<br><br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunmasının bozma nedeni olduğu kuralına yer verilmiştir.<br> Burada söz konusu olan usul hükümleri, davanın açıldığı tarihten nihai kararın verildiği tarihe kadar geçen evrede, davaya bakan idari yargı yerince uygulanan veya uygulanması gereken yöntem kurallarıdır. Bu usul hükümlerine uyulmamış olması, kural olarak dava hakkında verilen nihai kararın, üst yargı yerince yapılan istinaf veya temyiz incelemesi sonucunda bozulmasını gerektirir.<br> Ancak; her usule aykırılık kararın bozulmasını gerektirmemektedir. Dava hakkında verilecek karara etkisi olmayan aykırılıklar bozma nedeni oluşturmamaktadır. Diğer bir anlatımla, yargılama sırasında usul hükümlerine uyulmamış olmasının bozma nedeni oluşturabilmesi için, yanlış uygulamanın hükmü değiştirecek nitelikte olması gerekmektedir.<br> Olayda, İdare Mahkemesince uyuşmazlık hakkında iptal kararı verildiği, Bölge İdare Mahkemesi tarafından istinaf isteminin reddedildiği ve bu kararın davalı idarece temyiz edildiği, İdare Mahkemesince yapılan yargılama sırasında duruşma yapılmasını isteyen davacının, lehine verilen karara karşı duruşma yapılmadığını ileri sürerek temyiz isteminde bulunmadığı gibi davalı idarenin de temyizde bu yönde bir iddiasının bulunmadığı görülmektedir.<br> Bu durumda, duruşma yapılmadan verilen karardaki usule aykırılığın, temyize konu kararın sonucunu değiştirecek nitelikte olmadığı ve söz konusu kararda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.<br><br><br><br><br></font></p></body></html>
müdür