<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4064 E. , 2025/1767 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/4064<br>Karar No : 2025/1767 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br> <br>2- ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin bebeğinin anne karnındayken ölmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık her biri için 500,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 201.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada var olan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacının gebelik takibini yapan Uzman Dr. ... ile Uzman Dr. ... tarafından konulan teşhis ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu ve dolayısıyla davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun mevcut olmadığı bu haliyle idareyi maddi ve manevi tazminat ödemekle sorumlu tutma olanağı bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, anne karnındaki bebeğin hekimin ihmali davranışı sebebiyle vefat ettiği, randevulu hasta olmasına rağmen hekim tarafından odaya alınmadığı, muayenesinin yapılmadığı, o gün sadece bebeğin kalp atışına bakılabildiği ve hayatta olduğunun tespit edildiği, ancak radyoloji servisinin anneyi ultrasona almadığı, ultrason için 2 gün sonrasına randevu verildiği, 2 gün sonra hastaneye gidildiğinde anne karnındaki suyun azalması nedeniyle bebeğin öldüğünün söylendiği, oysa ki 2 gün önce bebeğin kalp atımının olduğunun tespit edildiği, hekimlerin randevulu hastaya bakmayı reddetmeleri nedeniyle bebeğin ölümünün gerçekleştiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare ve müdahil ... tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup müdahil ... tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> MADDİ OLAY : <br> Dosyanın incelenmesinden; davacı ...'ın gebe olduğu ve gebelik muayenesi için 13/07/2016 tarihinde Nizip Devlet Hastanesine başvurduğu, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Opr.Dr. ... tarafından değerlendirildiği ve radyoloji bölümünden gebelik ultrason (USG) istenildiği ve NST çekildiği, USG için davacıya 15/07/2016 tarihine gün verildiği, 15/07/2016 tarihinde davacının tekrar Nizip Devlet Hastanesine başvurarak USG çektirdiği, USG'nin radyoloji uzmanı ... tarafından çekildiği, 15/07/2016 tarihli Obestetrik USG tetkikinde fetal kalp atışı negatif olan amniyos mayi sınırda, tahmini fetal ağırlık 3156 gr.olan 37 haftalık gebelik tespit edildiği, bunun üzerine USG kayıtları ile Dr....'a başvurulduğu, Dr.... tarafından çekilen USG tetkikinde de fetal kalp negatif olan tahmini fetal ağırlık 2445 gr.olan 36 haftalık gebelik tespit edilmesi üzerine Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edildikleri, 16/07/2016 tarihi saat:00.45'de normal doğum ile 2700 gr. ağırlığında ölü bir kız bebek doğurtulduğu, akabinde davacılar tarafından bebeğin anne karnındayken ölmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. <br> İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda; "Adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre; 1979 doğumlu ...'ın 09/03/2016 tarihinde Nizip Devlet Hastanesinde yapılan gebelik USG tetkikinde fetal kalp atışı pozitif, amniyos mayi normal, tahmini fetal ağırlık 453 gr. olan 22 haftalık gebelik tespit edildiği, kişiye aynı hastanede yapılan gebelik muayene ve USG tetkikinde, 13/04/2016 tarihinde fetal kalp atışı pozitif, amniyos mayi normal olan 27 haftalık gebelik tespit edildiği, 24/05/2016 tarihinde fetal kalp atışı pozitif amniyos mayi miktarı artmış olan tahmini fetal ağırlık 2477 gr. olan 35 haftalık gebelik tespit edildiği, 13/07/2016 tarihinde Nizip Devlet Hastanesinde gebelik muayenesi için başvurduğu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr.Dr.... tarafından değerlendirildiği, Radyoloji bölümünden gebelik USG istendiği, NST çekildiği, Nizip Devlet Hastanesi'nde Radyoloji Uzmanı ... imzalı 13/07/2016 istem tarihli ve 15/07/2016 rapor tarihli Obestetrik USG tetkikinde fetal kalp atışı negatif olan, amniyos mayi sınırda, tahmini fetal ağırlık 3156 gr. olan 37 haftalık gebelik tespit edildiği, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde 1979 doğumlu ... adına düzenlenmiş 15/07/2016 yatış tarihli epikriz raporunda; yapılan gebelik USG tetkikinde fetal kalp atışı negatif olan 35 hafta 5 günlük gebelik tespit edildiği, İUMF tanısı ile yatırıldığı, 16/07/2016 tarihinde saat:24.45'te normal vajinal doğum ile 2700 gr.ağırlığında ölü bir kız bebek doğurtulduğu, zamanında otopsi yapılarak dokulardaki makroskopik, toksilojik ve histopatolajik incelemelerin yapılmamış olmakla birlikte dosyada mevcut tıbbi belgelere göre rahim içi 35-36 haftalık gelişim gösteren bebeğin ölü doğmuş olduğu, mevcut verilerle intrauterin ölüm sebebinin bilinemediği, kişinin gebelik takiplerinde 09/03/2016 tarihinde gebeliğinin 22.haftasında 13/04/2016 tarihinde gebeliğinin 27.haftasında gerekli tetkik ve tedavinin tıbben doğru yapıldığı, kişinin 13/07/2016 tarihinde müracaatında uzman hekim tarafından gebelik USG ve NST istenilmesinin doğru olduğu, Kadın Doğum Uzmanının ifadesinde NST'nin kendisine gösterilmediği, hastanın ifadesinde ise; çekilen NST'yi Kadın Doğum Uzmanına gösteremediği için eve gittiğini belirttiği, çekilen NST'nin 13/07/2016 tarihinde değerlendirilememesine rağmen NST'nin kurulumuzda yapılan incelemesinde bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların ve kontraksiyonların olmadığının tespit edilmesi dikkate alındığında 13/07/2016 tarihinde NST'nin değerlendirilmemesinin bebeğin ölümü üzerinde etkisi bulunmadığı, kişinin 13/07/2016 tarihinde radyoloji kliniğine yönlendirildiği, 15/07/2016 günü randevu verilen tarihte Radyoloji Uzmanı ... tarafından yapılan gebelik USG'de fetal kalp atışı negatif olarak tespit edildiği, gebenin kadın doğum uzmanına yönlendirildiği dikkate alındığında kişinin gebelik takibini yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr....'ın ve Radyoloji uzmanı ...'un ve idarenin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu oybirliğiyle mütalaa olunur." yönünde görüş bildirilmiştir.<br> İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda olayda hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. <br>İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br>Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. <br>Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br> Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. <br>Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. <br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br>Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.<br> Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, gebelik takibini yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr....'ın ve radyoloji uzmanı ...'un ve idarenin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuş ise de; davacılar tarafından temyiz dilekçesinde, anne karnındaki bebeğin hekimin ihmali davranışı sebebiyle vefat ettiği, randevulu hasta olmasına rağmen hekim tarafından odaya alınmadığı, muayenesinin yapılmadığı, o gün sadece bebeğin kalp atışına bakılabildiği ve hayatta olduğunun tespit edildiği, ancak radyoloji servisinin davacı anneyi ultrasona almadığı, ultrason için 2 gün sonrasına randevu verildiği, 2 gün sonra hastaneye gidildiğinde anne karnındaki suyun azalması nedeniyle bebeğin öldüğünün söylendiği, oysa ki 2 gün önce bebeğin kalp atımının olduğunun tespit edildiği, hekimlerin randevulu hastaya bakmayı reddetmeleri nedeniyle bebeğin ölümünün gerçekleştiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddialarının ileri sürüldüğü, ancak Adli Tıp Kurumu raporunda anılan hususlarda bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. <br> Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.<br> Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/03/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br><br><br><br></font></p></body></html>
kurum