<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2023/6912 E. , 2024/5759 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2023/6912<br>Karar No : 2024/5759<br> <br>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACI) : ... Kum Mad. Nak. Tic. ve San. A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Valiliği <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulmasının istenilmesi üzerine Dairemizce verilen 25/06/2018 tarih, E:2018/1455, K:2018/3586 sayılı onama kararının düzeltilmesi istemiyle davacı tarafından yapılan karar düzeltme isteminin reddine ilişkin Dairemizin 29/01/2019 tarih, E:2018/5687 K:2019/546 sayılı kararından sonra kesinleşen karar üzerine davacı tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonrası Anayasa Mahkemesince verilen 12/10/2023 tarih ve 2019/17103 başvuru numaralı karar ile hükmedilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ:<br>Dava konusu istem: Davacı şirketin Antalya ili Konyaaltı ilçesi ... mevkiinde bulunan krokiye bağlanmış stok halinde 677,721m3 eleküstü dolgu malzemesinin alımı talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Antalya İl Özel İdaresi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı'nın 21.04.2011 tarihli işleminin iptali istenilmiştir. <br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarihli ve E:... K:... sayılı kararı ile davacı şirketin mülga Taşocakları Nizamnamesi uyarınca almış olduğu kum çakıl işletmeciliği ruhsatının 3.11.1997 tarihinde süresinin dolduğu bu tarihten sonra da 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca verilmiş bir ruhsat bulunmadığı, davacı şirketin Yasa maddesi uyarınca ruhsat süresi sonunda 6 ay içerisinde eleküstü malzemeyi almadığı, uyuşmazlık konusu alanın yer aldığı Antalya ili, Konyaaltı ilçesi, Boğaçayı Havzasındaki ocak ve tesislerin çevreye büyük ölçüde zarar verdiği, can ve mal güvenliği açısından sakınca yarattığı deniz kirliliğine ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olduğu, taşımacılık nedeniyle yerleşim alanlarına zarar verildiğinin mahallinde çalışma yapan komisyon raporları ile tespit edilmesine dayanılarak bu alandaki tüm tesislerin faaliyetlerinin ... ve ... günlü mahalli çevre kurulu kararları ile durdurulduğu ve davacı şirketin malzemesinin Mahalli Çevre Kurulunun ... sayılı kararıyla yasaklı bölge dışına çıkarılan alan içerisinde olmadığı davacı şirketin ruhsat süresinin 1997 yılında dolmasına rağmen 2006 yılına kadar faaliyette bulunan şirketin ... Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı ile bölgeden çıkarıldığı görüldüğünden davacının talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>Dairemizin 26.12.2013 tarihli ve E:2012/10553 K:2013/11141 sayılı kararı ile davacı şirketin stok halindeki 677.721 m3 malzemeyi ruhsatlı faaliyette bulunduğu dönemde çıkarıp çıkarmadığına dair davalı idarece dava dosyasına sunulan somut bir bilgi ve belge bulunmadığı, 2000 yılında davacı şirketçe söz konusu sahada mevcut eleküstü malzemenin miktarının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda ... Asliye ... Hukuk Mahkemesinin ... sayılı dosyasında söz konusu sahada o dönemde 1.674.296 m3 malzeme bulunduğunun tespit edildiği ve bu durumun da nakliyesi talep edilen malzemenin 2000 yılına kadar olan süreçte çıkarıldığını ortaya koyduğu; ruhsat süresinin sona erdiği 03.11.1997 tarihinden bu tarihe kadar da ruhsatsız faaliyette bulunarak bu malzemenin stoklandığı yönünde de herhangi bir tespit yapılmadığı, diğer taraftan davalı idarece dosyaya sunulan belgelerden, davacı şirketin yine Boğaçayı Havzasında farklı zamanlarda ruhsatsız olarak ve izin almadan faaliyette bulunarak malzeme çıkarmış olduğu anlaşılmaktaysa da, bu çıkarılan malzemenin davaya konu edilen eleküstü malzeme ile ilgisi olmadığı ve bu faaliyetlere iilişkin adli yargı merciilerinde davacı şirket aleyhine açılan davalarda şirketin tazminata mahkum edildiği, öte yandan davanın reddine dair kararda eleküstü malzemenin kanunda belirtilen altı aylık sürede sahadan alınmadığı söylenmekteyse de, ilgili madde de ruhsat sahasından çıkarılan malzemenin altı aylık sürede ruhsat sahasından naklinin yapılması gerektiğinin belirtildiği, dava dosyasından davacı şirketin bu malzemeyi ruhsat sahasından çıkardıktan sonra ruhsat dışı farklı bir sahada depoladığı anlaşılmakta olup anılan yasa maddesinin somut olayda uygulanamayacağı sonucuna varılarak; davacı şirkete ruhsatsız faaliyette bulunarak stok yaptığı gerekçesiyle istenilen malzemenin nakline veya alınmasına izin verilmemesi yönündeki dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine yönelik kararın bozulmasına karar verilmiştir. <br>Dairemizin 26.06.2014 tarihli ve E:2014/4296 K:2014/5838 sayılı kararı ile idarenin karar düzeltme istemi reddedilmiştir. <br>... İdare Mahkemesinin ... tarihli E:... K:... sayılı kararı ile bozmaya uyularak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. <br>Dairemizin 21.05.2015 tarihli ve E:2014/11149 K:2015/4886 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır.<br>Dairemizin 10.10.2017 tarihli ve E:2015/12508 K:2017/7041 sayılı kararı ile idarenin karar düzeltme istemi kabul edilmiş ve Dairemizin 21.05.2015 tarihli ve E:2014/11149 K:2015/4886 sayılı kararı kaldırılarak, ... İdare Mahkemesinin ... tarihli E:... K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br>... İdare Mahkemesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararıyla; bozma kararına uyularak; uyuşmazlıkta, davacı şirket tarafından ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan tespit davasında yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda, tespite konu yerin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün yapmış olduğu Taşkın Koruma ve Islah Projesi kapsamında yer aldığı, davacının gösterdiği yerlerde toplam 677.721m3 malzeme bulunduğu tespit edilmiş, davalı idarece sunulan belgelerden, davacının Boğaçayı havzasında faaliyette bulunması için Maden Kanunu kapsamında mevcut bir ruhsatı bulunmadığı, davacının Taşocakları Nizamnamesine göre 1993-1997 yılları arası kum- çakıl ocağı işletmek için Antalya Valiliği Özel İdare Müdürlüğü tarafından verilmiş taş ocağı açma ve işletme ruhsatı bulunduğu, bu ruhsatların ruhsat süresi sonunda dereden ya da stokta kalan malzemenin alınmasına yönelik hak sağlayan bir ruhsat olmadığı, ayrıca davacının Maliye ile stok malzemenin işlenmesi konusunda 22.03.2002-22.03.2005 tarihleri arasındaki süreyi kapsayan üç yıllık kira sözleşmesinin süresinin sona erdiği, 15.07.1998 tarihli Mahalli Çevre Kurulu toplantısında alınan kararda, halihazırda belli bir malzeme stoğu olduğunu iddia eden tesislerin bu stoklarını en geç üç ay içinde Boğaçayı havzası dışına taşımalarına, bu süre içinde taşınmayan malzemelerin alana serilmesine karar verildiğinin görüldüğü, davacının her ne kadar eleküstü malzemeyi ruhsat sahası dışına taşımış oluğunu iddia etmekte ise de; söz konusu malzemenin yine Mahalli Çevre Kurulu kararıyla yasaklanan bölgede kaldığı, dosyada ekli belgelerden Boğaçayı havzasındaki ocak ve tesislerin çevreye büyük ölçüde zarar verdiği, can ve mal güvenliği açısından sakınca yarattığı, deniz kirliliğine ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olduğu, taşımacılık nedeniyle yerleşim alanlarına zarar verildiğinin mahallinde çalışma yapan komisyon raporları ile tespit edildiğinden bu alandaki tüm tesislerin faaliyetlerinin 08.02.1995 ve 15.07.1998 tarihli Mahalli Çevre Kurulu kararları ile durdurulduğu anlaşıldığından, davacı şirketin talep ettiği malzemenin de Mahalli Çevre Kurulu'nun ... tarihli ... sayılı kararıyla yasaklı bölge dışına çıkarılan alan içinde olmadığı bölgeden malzeme alınmasının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>... İdare Mahkemesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı davanın reddine yönelik kararı, Dairemizin 25/06/2018 tarih, E:2018/1455, K:2018/3586 sayılı kararı ile onanmıştır. Davacı tarafından yapılan karar düzeltme istemi de Dairemizin 29/01/2019 tarih, E:2018/5687 K:2019/546 sayılı kararı ile reddedilerek karar kesinleşmiştir.<br>Davacı tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması üzerine Anayasa Mahkemesinin 12/10/2023 tarih ve 2019/17103 başvuru numaralı kararı ile ''gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine'' sonucuna varılmış ve ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.<br> Davacı şirketin gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine dair Anayasa Mahkemesince yapılan tespit, Dairemizin 25.06.2018 tarih ve E:2018/1455 K:2018/3586 sayılı kararından kaynaklandığından, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün yukarıda yer verilen hükmü gereği Dairemizin söz konusu kararının kaldırılarak, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerekmektedir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Yargılama sırasında davanın reddi yönündeki ilk kararın Danıştay tarafından bozulması ve ilk derece mahkemesince bozmaya uyularak işlemin iptaline karar verilmesi neticesinde bakılan dava yönünden usuli müktesep hakkının oluştuğu, aynı maddi olay ve mevzuata dayanılarak farklı bir sonuca ulaşılarak hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiği, ... Asliye Ceza Mahkemesinin E:... K:... sayılı kararı ile dava konusu malzemenin kendisine ait olduğunun hüküm altına alındığı, anılan mahkeme kararının bozmadan sonra ileri sürülmesinin incelenmesine engel teşkil etmediği, mülkiyet hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, taleplerinin Boğaçayı havzasından malzeme çıkarmak olmadığı, ruhsatlı alanlardan çıkarılıp işlenmiş rüsumu ödenmiş ve açılan davalar sonucu bedeli tazmin edilmiş malzemenin nakline izin verilmesi istemini içerdiği, kendisi ile emsal durumda olmayan farklı şirketler hakkındaki kararların ileri sürülmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği, malzemenin çay yatağında yer aldığı dikkate alındığında kendisi ile aynı durumda bulunan bir şirket bulunmadığı, Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı'nın 26.02.2016 tarihli yazısı ile dava konusu malzeme için kendisinden devlet hakkı istenildiği, bu yeni işlem karşısında dava dosyası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.<br><br>SAVUNMANIN ÖZETİ : İdari yargılamada esas alınan resen araştırma ilkesi nedeniyle hakimin sadece tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olduğu özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanabilecek nitelikte olan usuli kazanılmış hak ilkesinin idari yargılamada uygulanamayacağı, yapılan yargılama ve inceleme neticesinde çeşitli sebeplerle önceki hükümden farklı bir sonuca varılmasının mümkün olduğu, Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı'nın 26.02.2016 tarihli işleminin Valiliğin ... tarihli ... sayılı oluru ile iptal edildiği, iddia edildiğinin aksine dava konusu malzeme ruhsatlı bir ocaktan üretilen ve rüsum bedeli ödenerek alınan bir malzeme olmadığı, ruhsatsız ve kaçak olarak Boğaçayından alınan malzemenin elenerek dere yatağına bırakılan atık malzeme olduğu, bugüne kadar herhangi bir devlet hakkı veya rüsum bedeli ödenmediği, dava konusu malzemenin orman kadastro haritalarına göre orman alanı içinde bulunduğu, orman idaresinin taraf olmadığı davada orman idaresi aleyhine delil kabul edilemeyeceği, davacının müktesep hakkının bulunmadığı, alanda DSİ tarafından taşkın sulara karşı koruma kanunu kapsamında taşkın koruma çalışmalarına başlanıldığı, davaya konu malzemelerin de bulunduğu alanın bir kısmının DSİ 13. Bölge müdürlüğünün taşkın koruma projesi kapsamında dere yatağı içinde kaldığından alınması gerekliliğinin ortaya çıktığı, Madencilik Faaliyetleriyle Bozulan Arazilerin Doğaya Yeniden Kazandırılması Yönetmeliği gereği bugüne kadar malzeme alımı işlerinin halledilmesi gerektiği ve ayrıca depolanan atık malzeme orman alanında bulunduğundan Maden Kanunu gereği gerekli tedbirlerin alınması gerektiği, DSİ'nin dere ıslah çalışmaları sırasında Boğaçayı mecrasında yaptığı çalışmalardan çıkan ve çıkacak rusubi malzemenin Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin projelerinde kamu yararında kullanılmasının uygun görüldüğü belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Anayasa Mahkemesinin 12.10.2023 tarih ve 2019/17103 başvuru numaralı kararı ile başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, söz konusu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmakta olup, Dairemizin 25.06.2018 tarih ve E.2018/1455 K:2018/3586 sayılı kararının kaldırılarak, ... İdare Mahkemesi'nin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararının gerekçe eklenerek onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY :<br> Davacı tarafından 28.03.2011 tarihinde idareye başvurularak alınmak istenilen malzemenin ruhsatlı dönemde, gerek normal gerek cezalı rüsum ve malzeme bedelleri ödenerek alınan malzemenin bir kısmının stoklandığı, Antalya Defterdarlığı tarafından, şirketin ruhsat dışı alanlardan malzeme aldığı iddiası ile hakkında tazminat davaları açıldığı, bu davalarda yapılan yargılamalar neticesinde davaların kısmen şirket aleyhine kesinleştiği, tazminat davaları sonucunda toplam 1.908.415 m3 stabilize malzemenin alındığı tespit edildiği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında 1 m3 malzemenin yaklaşık %35 inin elek üstü malzemelerden oluştuğu, Antalya Defterdarlığı tarafından açılan tazminat davaları sonucunda tespit edilmiş olan toplam 1.908,415 m3 stabilize malzemenin yaklaşık 670.000 m3 ü elek üstü malzeme olduğu, ... Asliye Hukuk Mahkemesi Değişik İş E:... sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığı, bilirkişi raporu düzenlendiği, anılan rapora göre şirketlerine ait olan elek üstü malzemenin 677.721 m3 olduğu, şirketlerinin elek üstü malzemenin 677.721 m3 lük kısmını nakliye ve figüre masrafları da yapmak suretiyle raporlarda gösterilen sahalarda stokladığı, şu an için Antalya genelinde yapılan yol, ıslah, düzenleme vs çalışmalar sebebi ile malzemeye ihtiyaçları olduğu, şirketlerine ait olan malzemelerin stok alanlarında yükleyici makineler aracılığıyla kamyonlara yükleneceği ve nakledileceği, nakil sırasında mali açıdan irsaliye ve faturalama işleme yapılacağı, yükleme ve nakil sırasında istenmeyen durumlarla karşılaşmamak için idarece işin mahiyetinin mahallinde inceleme yapılarak belirlenmesinin önem arz ettiği belirtilerek kendilerine malzemenin nakli için izin verilmesi istenilmiştir. <br> Dava konusu işlem ile Antalya Konyaaltı ilçesi Boğaçayı mevkiinde Mahalli Çevre Kurulunun ... ve ... sayılı kararları ile kum- çakıl ocağı ve her türlü kum-çakıl eleme yıkama tesisine yönelik ruhsat verilmemesi kararlarına istinaden,Taşocakları Nizamnamesine göre şirket adına verilen ruhsatın 1997 yılında sona erdikten sonra, gerek Taşocakları Nizamnamesi gerekse Maden Kanununa göre kum-çakıl işletilmesine yönelik idarece herhangi bir ruhsat verilmediği, dilekçede konu edilen stok malzemeye yönelik 3213 sayılı Maden kanunu kapsamında idarece verilmiş I-a grubu maden işletme ruhsatı bulunmamakta olup, söz konusu malzemenin nakline veya alınmasına yönelik herhangi bir faaliyetin tespiti halinde Maden Kanunu ve uygulama yönetmelikleri gereği idari yaptırım uygulanacağı cevabı verilerek istem reddedilmiştir. <br> <br> İLGİLİ MEVZUAT <br> 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" başlıklı 50. maddesinin birinci fıkrasında; "Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez."; ikinci fıkrasında, "Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir." hükmü yer almıştır. <br> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün "İhlal kararı ve ihlalin giderilmesi" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölüm, ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığını tespit ederse; a) İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. İlgili mahkeme, Bölümün ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeniden yargılama yapar ve mümkünse dosya üzerinden ivedilikle karar verir. (...)"; ikinci fıkrasında ise; "Bölüm kararında, gerekli görüldüğü takdirde Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda ihlalin ve sonuçlarının hangi şekilde ortadan kaldırılabileceği hususunda yapılması gerekenler belirtilir." hükmüne yer verilmiştir.<br> 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" başlıklı 169. maddesi ile" Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz." hükmüne yer verilmiştir. <br> 2577 sayılı Kanunun 50. maddesinin 4. fıkrasında " Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." kuralına yer verilmiştir. <br> 6183 sayılı Orman Kanunu'nun 92. maddesinde "Bu Kanunun 16 ncı maddesi gereğince izin almadan ormanlardan açılan maden ocakları idarece kapatılır. Çıkarılan madenler ve her türlü tesisler ile alet, edevat ve nakil vasıtalarına elkonulur. Elkonulan mallar, Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre müsadere edilir. Bu Kanunun 16 ncı maddesi gereğince izinsiz maden ocağı açanlara veya işletenlere, 91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası verilir. Kanun hükümlerine göre verilen ruhsat veya izin belgesindeki sürenin dolmasına rağmen maden ocağı işletmeye devam edenler ya da izin verilen alandaki sınırı aşanlar, 91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, bu Kanunun 93 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Başkaca zarar husule gelmiş ise bu zarar ayrıca genel hükümlere göre hukuk mahkemesinde dava açmak suretiyle tazmin ettirilir. İzin alarak bu nevi ocakları açanlar idarece kendilerine veya temsilcilerine tebliğ edilecek tedbirlere riayet etmezler ise beşbin Türk Lirasından yüzbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Ayrıca, bu tedbirlere riayet edilinceye kadar ocaklar işletilmekten men edilir.<br>" hükmüne, Kanunun 93. maddesinde ise "Bu Kanunun 17 nci maddesinde yasak edilen fiilleri işleyenler veya izne bağlı işleri izinsiz yapanlar, 91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. İşgal ve faydalanma suçunun yeniden tarla açmak suretiyle veya yanmış orman sahalarında ya da kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılır. Bu maddede tanımlanan suçların konusunu oluşturan, işlenmesinde kullanılan ve işlenmesiyle elde edilen eşya veya mahsul Türk Ceza Kanununun müsadereye ilişkin hükümlerine göre müsadere edilir. Müsadere olunan mahsuller satılarak bedeli Orman Genel Müdürlüğünce irad kaydolunur. Müsadere olunan tesisler ise Orman Genel Müdürlüğünce aynen muhafaza edilebileceği gibi ihtiyaç görüldüğü takdirde ormancılık veya diğer kamu hizmetlerinde kullanılabilir. Aksi takdirde ilgili orman idaresince, yıkılmak suretiyle karar infaz olunur. İdarenin bu husustaki talebi halinde genel zabıta kuvvetleri idareye yardım etmekle mükelleftir. 17 nci maddenin üçüncü fıkrasındaki yerleri amaç dışı kullananlar ve amaç dışı kullanılmasına izin verenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br>" hükmüne yer verilmiştir. <br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME<br> Anayasa Mahkemesinin 2019/2230 başvuru numaralı 12.06.2024 tarihli ''Diğer taraftan bu ihlal kararının davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Zira gerekçeli karar hakkı, taraflara yargılama sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine imkan sağlayan bir hak olup yargılama sonucuna yönelik bir teminat sağlamaz....gereken kararı vermek yine yargılama mercilerinin takdirindedir.'' kararda yer alan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Anayasa Mahkemesi tarafından, gerekçeli karar hakkının ihlaline karar verilen dosyalarda ilgili mahkemelerce yapılacak yeniden yargılamanın mahiyetini belirleme noktasında önem arz etmektedir.<br> Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine dair Anayasa Mahkemesince yapılan tespit, Dairemizin 25.06.2018 tarih ve E:2018/1455 K:2018/3586 sayılı kararından kaynaklandığından 6216 sayılı Kanunun 50. maddesi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün yukarıda yer verilen hükmü gereği Dairemizin söz konusu kararının kaldırılarak, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerekmektedir.<br> Uyuşmazlıkta, davacı tarafından 1994-1997 yılları arasında Antalya Boğaçayı havzasında mülga Taşocakları Nizamnamesi hükümleri uyarınca üç yıl süre ile verilen kum ve çakıl ocağı ruhsatına dayanarak ardından da 1997-2006 yılları arasında ruhsatsız olarak madencilik faaliyetinde bulunmuştur.<br> Davacı tarafından, idareye başvuru ve dava açma sırasında ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:... Değişik iş sayılı dosyası ile kendilerine ait olduğu ileri sürülen 677.721 m3 lük malzemenin nakledilmesi için idareden izin istenilmiştir. Davacı 07.09.2012 tarihli beyan dilekçesi ile ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... değişik iş esas sayılı dosyası ile yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu, ruhsat sahası dışında kalan, stok saha içerisindeki malzeme hacminin 305.613,30 m3 olarak hesaplandığı gösteren tespit raporunu eklemiştir. Ardından dosyaya 13.02.2013 tarihli ''Yürütmeyi durdurma talepli dilekçesi'' ekinde davacı tarafından, ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:... Değişik iş sayılı dosyası ile 14.07.2000 tarihinde stok malzemenin bulunduğu alana ilişkin yapılan tespit sonucu alanda 1.674.296,00 m3 malzemenin olduğuna dair ''Tespit Raporunu'' sunulmuştur.<br> Davacı tarafından, Dairemizin 26.12.2013 tarih E:2012/10553 K:2013/11141 sayılı kararı sonrası ilk derece mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği dava konusu işlemin iptaline yönelik karar ile hakkında usuli müktesep hak oluştuğu ileri sürülerek, arada değişen yeni bir durum olmaması karşısında mülkiyet hakkı ile adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.<br> Anayasa Mahkemesinin E:2019/17103 sayılı ihlal kararında da belirtildiği üzere usuli müktesep hakkın bazı istisnaları bulunmaktadır. İlgili kararda bu istisnaların, ''Kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmesi, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkanı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanun hükmünün yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararı alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi veya Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda ilgili dosyada ihlal kararı verilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumları'' kapsadığından bahsedilmiştir. <br> Davacı tarafından 28.01.2016 tarihli dilekçe ile lehine sonuçlanan dava nedeniyle malzemelerin bulunduğu yerden kaldırılması için ödenmesi gereken Devlet hakkı payının bildirilmesi istemi üzerine tesis edilen Antalya Valiliğinin ... tarihli ... sayılı işlemi ile dava konusu malzemenin 121.000 m3 'ünün Karayolları 13. Bölge Müdürlüğünce inşaatı yürütülen Antalya Kemer Batı Çevre yolu inşaatına taşındığı ve satışının yapıldığı, davacı tarafından bu bedelin alındığı belirtilerek, 121.000 m3 malzemenin alınması ile oluşan 90.604,8-TL Devlet hakkı payının yatırılması ile geriye kalan 556.721 m3 malzeme idarenin harita mühendisi tarafından 26.02.2016 tarihinde 552.958,75 m3 ölçülmüş olup arta kalan 3.762,25 m3 malzemenin iki ölçüm arasındaki farktan kaynaklanmış olabileceği gibi dere yatağındaki malzemenin doğal yollarla sürüklenmiş olabileceğinden güncel ölçüm değeri üzerinden hesaplanan 552.958,75 m3 lük elek üstü malzemenin davacı tarafından alınabilmesi için ödenmesi gereken Devlet hakkı payı 310.542,19-TL olarak hesaplandığı belirtilerek bu ödemenin yapıldığına dair belge ile müracaat edilmesi halinde talebinin değerlendirileceği yönünde işlem tesis edilmiştir. <br> Antalya Valiliğinin ... tarihli ... sayılı Valilik Makamına hitaben yazılan yazı ile davacının lehine olan yargı kararının Danıştay'ın bozma kararı gereği bir hükmü kalmadığından Valiliğin ... tarih ve ... sayılı olur ve buna bağlı davacıya tebliğ edilen 26.02.2016 tarih ve E... sayılı yazının bir anlamı kalmadığından, Valiliğin 26.02.2016 tarih ve 7057 sayılı olur'unun iptal edilmesi konusunda Valilik makamınca 29.12.2017 tarihli 53338 sayılı olur alındığı görülmüştür. Valiliğin belirtilen yazılarından, davacı tarafından (kararın lehine olduğu dönemde) malzemenin alımı için davacıdan istenilen Devlet hakkının ödendiği dair bir ödeme makbuzu/dekont dosyaya girmemiş bu konuda (Devlet hakkının ödendiğine dair) beyanda bulunulmamıştır. Davalı idarenin yazıları da bu durumu teyit etmektedir. Her ne kadar davacı tarafından Antalya Valiliğinin ... tarihli ... sayılı işlemi ile malzemenin kendilerine ait olduğunun idarece kabulü anlamına geldiği ve bakılan davanın konusuz kaldığı ileri sürülmüşse de ilgili yazının yargı kararını uygulamak amaçlı tesis edildiği, iptal kararının bozulması ile davacıdan Devlet hakkı istenilmesine ilişkin olur'un da iptal edildiği görülmüştür. <br> ... İdare Mahkemesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı davanın reddine yönelik kararının davacı tarafından temyizi aşamasında dosyaya giren ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin E:... K:... sayılı kararı ile davacı hakkında eski izinli alanlar dışındaki malzeme olarak nitelendirilen 41.905 m2 ormanlık alanı işgal ederek ormandan faydalanma suçundan sabit eylemine uyan 6831 sayılı Kanunun 93. maddesinin 1. fıkrası gereği 10 ay hapis cezası verilmesine hükmedilmiş bu ceza 6.000,00 -TL adli para cezasına çevrilmiştir, 41.905 m2 lik alan üzerindeki malzemenin de müsaderesine karar verilmiştir. Davacı tarafından bu karar ile eski izinli alanlarında kalan malzemelerin mülkiyetinin kendisine ait olduğunun kesinleştiği ileri sürülmüşse de, anılan kararda açıkça, "Mahkemelerince sadece orman sınırları içinde kalıp, eski ruhsat sahası dışında kalan alanlarda bulunan malzemenin işgal suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir." şeklindeki ifadelerden kararın eski izinli alanlarda kalan kısmına ilişkin hüküm içermediği anlaşılmıştır. <br> Davalı idarenin 03.09.2015 tarihli karar düzeltme dilekçesinde, yargılamanın önceki aşamalarında dosya kapsamında yer almayan bir durumdan söz edilmiş ve öğrenilen bu yeni durum uyuşmazlığın farklı bir açıdan değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Sözü edilen durum ise davacının naklini istediği malzemenin bulunduğu yerin mülkiyetinin orman vasıflı arazi olmasıdır. Davacı naklini istediği malzemeyi ruhsat sahası dışına taşıdığını ileri sürerken bu malzemeyi naklettiği yere dair hiç bir açıklama yapmamıştır. Davacının ruhsat süresi ile birlikte biten orman izninin sonrası, ormanlık alanın kullanımı hakkında da hukuken korunabilecek yasal bir hakkı kalmamıştır. Orman idaresinin Davacı Orman idaresinin bilgisi ve izni olmaksızın bir kısım malzemeyi ormanlık alanda bırakmış, depolanmış ve dava konusu başvuru ile bu malzemenin kendilerine ait olduğunu ileri sürerek alandan naklini istemiştir. Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan ormanlık alanların kullanımı 6183 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca izne tabidir. Geçmiş bir dönemde taşocağı ruhsatına dayalı ormanlık alandan izin alınmış olması, bu alandaki izin süresi sonunda, davacının alanda tasarruf etme hakkı kalmamasına rağmen, malzemenin izin süresi biten yerde bırakıldıktan yıllar sonra, (somut uyuşmazlıkta ruhsat süresinden on dört yıl sonra) bu malzemenin kendilerine ait olduğu ileri sürülerek naklini istemekte haklı olarak görülmesi ve bu konuda davacının korunması gereken bir hakkının bulunduğunun kabulü, ormanlık alanların istismarına yol açacaktır. <br> Davalı idarenin 26.04.2018 tarihli temyize cevap dilekçesinde, dava konusu eleküstü malzemenin orman kadastro haritalarına göre orman alanı içinde yer aldığı, orman idaresinin tarafı olmadığı bir davada verilen kararın orman idaresi aleyhine delil olarak kabul edilemeyeceği, davacı şirketin kazanılmış bir hakkının bulunmadığı savunulmuştur. İlgili temyize cevap dilekçesi ekine de Orman İşletme Müdürlüğünce düzenlenen inceleme raporu eklenmiştir. İnceleme raporunda, ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin E:... K:... sayılı kararında eski izinli alanlar dışındaki malzeme olarak nitelendirilen 41.905 m2 lik alan üzerindeki malzemenin müsaderesine karar verilmiştir. Müsadere edilmeyen kısım ile ilgili Mahkemesince herhangi bir hüküm kurulmadığından iadesi konusunda kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığı belirtilmiştir. İlgili raporda, davaya konu eleküstü malzemenin orman kadastro haritalarına göre tartışmasız orman alanı içinde yer aldığı, bu davada Orman idaresinin taraf olmadığı, Orman idaresinin taraf olmadığı bir davada verilen kararın Orman idaresi aleyhine delil olamayacağı, mahkeme kararı ile davacı şirket lehine oluşan bir müktesep hak olmadığı, ayrıca davacı şirket tarafından kendilerine ait sahada stok olarak bulunan eleküstü malzemeden bahsedilmiş olması ve malzemenin bulunduğu yerin koordinatlarının bulunmaması neticesinde davacı şirkete verilen otuz günlük sürenin sehven verildiği, işletmelerince sehven verilen otuz günlük sürenin iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesinin E:... Esas sayılı dosyasında verilen kararın temyiz edildiği dosyanın Danıştay'da olduğu belirtilmiş ve hüküm kurulmayan ormanlık alandaki eleküstü malzemenin nakline müsaade edilemeyeceği hususlarına da yer verilmiştir. <br> Davacı şirket tarafından, Antalya ili, Konyaaltı ilçesi, ... mevkiinde, orman sınırları içinde kalan dere yatağında depolanmış bulunan şirkete ait eleküstü dolgu malzemesinin otuz gün süre içinde nakliyesinin yapılarak orman sınırları dışına çıkarılmasına ilişkin Antalya Orman İşletme Müdürlüğü'nün ... tarih ve ... sayılı ve ... tarih ve ... sayılı işlemlerinin iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesinin ... tarihli ve E:... K:... sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 20.04.2016 tarih ve E:2016/2339 K:2016/4016 sayılı kararı ile eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin karar bozulmuştur. ... İdare Mahkemesinin ... ve E:... K:... sayılı kararı ile dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiş olup, kararın temyizi üzerine Dairemizin 29.01.2019 tarih ve E:2017/117 K:2019/548 sayılı kararı ile " ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararı üzerine yargı kararının uygulanması amacıyla dava konusu işlemlerin tesis edildiği görülmekte ise de, Mahkemece verilen iptal kararının Dairemizin 10/10/2017 tarih ve E:2015/12508, K:2017/7041 sayılı kararıyla bozulduğu, anılan bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ret kararının Dairemizin 25/06/2018 tarih ve E:2018/1455, K:2018/3586 sayılı kararıyla onanarak ve karar düzeltme isteminin reddedilerek kesinleştiği görülmektedir. Bu durumda dava konusu işlemlerin yargı kararının uygulanması amacıyla tesis edildiği ve bu kararın Dairemizce bozulması üzerine verilen ret kararının onanarak kesinleştiği dikkate alındığında, oluşan yeni hukuki duruma göre bir karar verilmesi gerektiğinden, İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı" gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı ile bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiş olup ve bu karar tarafların temyiz etmemesi üzerine kesinleşmiştir. <br> Yukarıda ayrıntısına yer verilen davacı ile Orman idaresi arasında görülen dava konusu eleküstü malzemenin, ormanlık alandan nakline ilişkin davada, davacı tarafından 25.05.2015 tarihli dilekçe ile ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı gereği (bu dosyanın önceki aşamalarında verilmiş olan karar) ormanlık alandaki malzemeyi almak için Orman idaresine başvurulmuştur. Böylelikle Orman idaresince davacının 25.05.2015 tarihli başvurusu ile işbu davadan haberdar olunduğu ve her iki tarafın dava konusu malzeme ile ilgili iddia ve savunmaları ilgili davada ayrıntılı olarak tartışıldığı anlaşılmıştır.<br> Ancak Orman idaresince 24.01.2018 tarihli dilekçe ile işbu davadan Antalya Valiliğinin 22.12.2017 tarihli yazısı ile haberdar oldukları belirtilerek davalı yanında davaya katılma talebinde bulunulmuştur. Dairemizin 25.06.2018 tarihli E:2018/1455 K:2018/3586 sayılı kararı ile usul ekonomisi gereği davanın reddine ilişkin kararı usul ve hukuka uygun bulunduğundan, o aşamada davacı tarafından yargı kararı gereği ormanlık alandan malzeme alınmasına neden olacak bir faaliyet yapılamayacağı hususu dikkate alınarak Orman idaresinin müdahale talebi reddedilmiştir. <br> Kamu düzenine ilişkin hususlar 2577 sayılı Kanunun 50. maddesinin 4. fıkrası ile yasal dayanak kazanan usuli müktesep hakkın istisnaları arasında yer almaktadır. Olayda davacının almak istediği malzemenin bulunduğu yerin mülkiyetinin orman olması ile birlikte malzemenin bulunduğu yerin sınırları Mahalli Çevre Kurulu kararlarıyla belirlenen yasaklı alanda kalması hali bir arada değerlendirilerek, mülkiyeti orman olan bir yerden, ruhsat süresine bağlı devam eden orman izin süresi bittikten çok uzun bir zaman sonra, ... sayılı ... tarihli Mahalli Çevre Kurulu kararıyla (hali hazırda belli bir malzeme stoğu olduğunu iddia eden tesislerin bu stoklarını en geç üç ay içinde Boğaçayı havzası dışına taşımalarına, bu süre içinde taşınmayan malzemelerin alana serilmesine yönelik karar) tanınan sürelere rağmen malzemeyi, başka bir yere taşımayan davacıya stoklandığını ileri sürdüğü malzemenin nakline izin verilmemesine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, davanın reddine yönelik kararın belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği sonucuna varılmıştır. <br><br> KARAR SONUCU<br> Açıklanan nedenlerle,<br>1. Dairemizin 25.06.2018 tarih ve E:2018/1455 K:2018/3586 sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>2. Temyiz isteminin reddine,<br>3. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen GEREKÇE İLE ONANMASINA, <br> 4. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, <br> 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 08/11/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. <br><br><br>KARŞI OY :<br>(X)-Dava davacı şirketin Antalya ili Konyaaltı ilçesi Çakırlar Boğaçayı mevkiinde bulunan krokiye bağlanmış stok halinde 677,721m3 eleküstü dolgu malzemesinin alımı talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Antalya İl Özel İdaresi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı'nın 21.04.2011 tarihli işleminin iptali istemiyle açılmıştır.<br>1-Usuli müktesep hak açısından konunun incelenmesi; 2577 sayılı Kanunun 50. maddesinin 4. fıkrasında ; " Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." kuralına yer verilmiştir. <br>Anayasa Mahkemesine davacı tarafından yapılan bireysel başvuru sonucu gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinden bahisle yeniden başlanılan yargılama kapsamında uyuşmazlıkta davacının lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın istisnalarının bulunup bulunmadığının öncelikle incelenmesi gerekmektedir. <br> Anayasa Mahkemesinin E:2019/17103 sayılı bireysel başvuruya konu kararında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Buna göre; gerekçeli karar hakkı Dairemizin 10.10.2017 tarih ve E:2015/12508 K:2017/7041 sayılı kararından kaynaklandığı görüldüğünden bu karara kadar geriye dönülerek davacının usule ilişkin kazanılmış hakkının değerlendirilmesi gerekmektedir. <br> Anayasa Mahkemesinin E:2019/17103 sayılı bireysel başvuruya konu kararında belirtildiği üzere usuli müktesep hakkın bazı istisnaları bulunmaktadır. İlgili kararda bu istisnaların, ''Kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmesi, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkanı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanun hükmünün yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararı alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi veya Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda ilgili dosyada ihlal kararı verilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumları'' kapsadığından bahsedilmiştir. <br>... İdare Mahkemesinin ... tarihli ve E:... K:... sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş olup bu karar temyiz incelemesi sırasında Danıştay Sekizinci Dairesinin 26.12.2013 tarihli ve E:2012/10553 K:2013/11141 sayılı kararı ile bozulmuştur. <br>Danıştay Sekizinci Dairesinin 26.06.2014 tarihli ve E:2014/4296 K:2014/5838 sayılı kararı ile idarenin karar düzeltme istemi reddedilmiştir. <br>... İdare Mahkemesinin ... tarihli E:... K:... sayılı kararı ile bozmaya uyularak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. <br>Danıştay Sekizinci Dairesinin 21.05.2015 tarihli ve E:2014/11149 K:2015/4886 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır.<br>Danıştay Sekizinci Dairesinin 10.10.2017 tarihli ve E:2015/12508 K:2017/7041 sayılı kararı ile idarenin karar düzeltme istemi kabul edilmiş ve Dairenin 21.05.2015 tarihli ve E:2014/11149 K:2015/4886 sayılı kararı kaldırılarak, ... İdare Mahkemesinin ... tarihli E:... K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br>Yukarıda özetlenen süreç sonucu Danıştay Sekizinci Dairesinin 26.12.2013 tarihli ve E:2012/10553 K:2013/11141 sayılı bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyularak dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi ile davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Mahkemenin bozmaya uyması ile verilen kararda başka bir hukuka aykırılık sebebi bulunsa dahi bu husus artık bir bozma sebebi oluşturmaz. Uygulamada usuli kazanılmış hakkın, bir takım istisnalarının olduğu kabul edilmiştir.<br>Bu istisnalar ise; mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkanı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanun hükmünün yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararı alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi veya Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda ilgili dosyada ihlal kararı verilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi durumlarıdır.<br>Bu istisnalara bakıldığı zaman her bir istisna halinin bozma kararından sonra ortaya çıkan ve davanın seyrini değiştiren çok ciddi ve ağır durumlar olmasıdır. Dolayısıyla bu ciddi ve ağır halin bozma kararından önce bulunmaması usuli müktesep hak kuralının en önemli koşuludur.<br>İş bu davada ise bozma kararına uyulmasından sonra bir başka anlatımla karar düzeltme isteminin kabul edildiği tarih itibariyle olaya uygulanacak yeni bir kanun, yeni bir içtihatları birleştirme kararı, olaya uygulanan maddenin iptal edildiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı veya bireysel başvuru da verilen ihlal kararı (bu dosyada sonradan verilmiştir ve işbu karar tarihi itibariyle de artık vardır), ya da feragat veya kabul istemi bulunmamaktadır.<br>Bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir başka konu ise üstün kamu yararı bulunması halinin idari davalar açısından istisna kabul edilip edilmeyeceği noktasıdır. Buna göre çevre, kıyı, orman gibi kamuyu ilgilendiren ve "kamu yararı, kamu güvenliği, kamu sağlığı" müesseselerinden birine giren konularda kamu yararı sonradan ortaya çıkabilir. Örneğin milli güvenliği ilgilendiren bir konu bozmaya uyma kararından sonra ortaya çıkabilir. Üstün kamu yararının sonradan ortaya çıkması usuli müktesep hakkın yeni bir istisnası olarak kabul edilebilir. Bu kabul İdare Hukukunun amaç ve ilkelerine de uygundur.<br>Olayda ise; elek üstü malzemenin orman sınırları içerisinden alınması durumunda bunun orman varlığına ve ekolojik yapıya zarar vermesi durumunun kamu yararını zedeleyeceği tartışması bozmaya uyma kararından sonra ortaya çıkmış bir konu değildir. Hem dava dilekçesine eklenen Antalya Mahalli Çevre Kurulu kararları, hem de bunlara karşı açılan davalarda verilen kararlar dava dosyasında baştan beri bulunmaktadır. Öyle ki, Orman Genel Müdürlüğününce verilen dilekçe ile elek üstü malzemenin orman sınırları içerisinde olduğu iddia edilerek davaya katılma talebinde bulunulmuş, bu istem Dairemizce uygun bulunmamıştır. Dolayısıyla orman açısından kamu yararının zedelendiği tartışması dosya münderecatında evvelden beri vardır. Bu sebeple, usuli müktesep hakkın istinası kabul edilebilecek bu yeni koşul da olayda gerçekleşmemiştir.<br><br>2-Olayın sebep ikamesi yönünden incelenmesi; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde de idari işlemin idari yargı mercilerince yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları yönünden inceleneceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda sebep, idari işlemin bir unsurudur ve her işlemde bulunmak zorundadır. İdari işlemler mutlaka bünyelerinde bir sebep barındırır ve sebebi olmayan bir idari işlem olmaz.<br>İdari işlemin bir unsuru olarak sebep, idareyi işlem yapmaya sevk eden maddi olaylar olarak ele alınabilir. Bu tanımlama maddi sebep deyimiyle ifade edilir. Bir de hukuki sebep vardır. Hukuki sebep, idareyi işlem yapmaya sevk eden maddi olayların hukuk dilindeki karşılığıdır.<br>Sebep ikamesi ise, idari yargı içtihatlarıyla şekillendirilmiş bir hukuksal müessesedir. Re’sen araştırma ilkesine ilişkin hükümler bir tarafa bırakılırsa doğrudan sebep ikamesine ilişkin hukuksal bir kuralın mevzuatımızda bulunmadığı söylenebilir. Danıştay içtihatlarına göre; idari işlemin sebebi, yargılama neticesinde tespit edilen bir başka sebeple ikame edilebilir. İkame terimi kavramsal olarak “yerine koyma, yerine kullanma” anlamına gelir. Sebep ikamesi ise bir sebebin yerine bir başka sebebin konulması anlamındadır. Buradaki sebep, idari işlemin tesisinde idarece esas alınan sebeptir. <br>Sebep ikamesi idari yargıda uygulanan istisnai hallerden olmakla birlikte, yargılama ilke ve kuralları açısından iptal ile sonuçlanan davalarda yargı organınca sebep ikamesi yapılması ile ret ile sonuçlanan davalarda sebep ikamesi yapılması farklılık oluşturur. İptal ile sonuçlanan davalarda idare, işlemi tesis ederken kendi mevzuatında yer alan birden çok sebepten birini takdir hakkı kapsamında seçerek tesis edebilir. Böyle bir durumda İdari Yargı mercilerince yargılama yapılırken idarenin gösterdiği sebebi yerinde görmez lakin resen araştırma ilkesi gereğince bulduğu başka bir sebebi ikame ederek bu sebep yönünden iptal kararı verebilir. Zira böyle bir durumda değerlendirme aynı mevzuat bağlamında yapılmaktadır. İdarenin üstünlüğü ilkesi uyarınca idarenin maddi ve hukuki yönlerden olayı bütün yönleriyle bildiği kabul edilerek, silahların eşitliği ilkesi gereğince ikame edilen sebebin idareye bildirilmesi zorunlu görülmeyebilir.<br>Ret ile sonuçlanan davalarda ise ikame edilen sebep davacı tarafından bilinmediği için Mahkemece karar anında bulunan sebebe karşı davacı hiçbir iddia da bulunamamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 10/3/2016 tarih ve Başvuru Numarası: 2013/1989 sayılı KORAY ERDOĞAN kararında konu bu yönüyle değerlendirilmiş ve "İdari yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirmek suretiyle görüş ve itirazların alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı taraflara etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması ve bu yeni sebebe karşı tarafların ileri sürdüğü uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların temyiz mercince değerlendirilmesi durumunda çelişmeli yargılama ilkesinin gerekleri yerine getirilebileceği" belirtilmiştir.<br>Maddi olayda ise ... tarih ve ... sayılı işlemde yer alan sebep unsuru ; 1- ... Mevkiinde Mahalli Çevre Kurulu Kararının ... ve ... sayılı karar ile kum çakıl ocağı, maden ocağı ve kum çakıl eleme tesislerine ruhsat verilmemesi, 2- Taşocakları Nizamnamesi ne göre verilen ruhsatın süresinin 1997 yılında sona ermesi sonrasında ise gerek Nizamnamesi gerekse 3213 sayılı Maden Kanununa göre ruhsat verilmemiş olması" hali gösterilmiş, işbu kararın verildiği (08/11/2024) tarihe kadar da yargılama bu sebep unsuru esas alınarak yapılmıştır. Gerek idari işlemde, gerek usuli müktesep hak kapsamında asıl değerlendirilmenin yapılması gerektiği 10/10/2017 tarihli karar düzeltme isteminin kabul edildiği kararda, gerekse bireysel başvuru dilekçesinde ve sonucunda verilen Anayasa Mahkemesi kararında işlemin 'Orman Mevzuatı' yönüyle değerlendirilmesi bulunmadığından, gelinen aşamada konunun 'Orman Mevzuatı' açısından değerledirilerek sebep ikame edilmesi hem esas hem de çelişmeli yargılama ilkesi yönünden hukuka uygun değildir. <br>Şöyle ki; Orman Mevzuatı yönünden sebep ikame edebilmesi için Orman Genel Müdürlüğünce orman mevzuatı hükümlerince tesis edilen ve davalı tarafı Orman Genel Müdürlüğünün olduğu bir dava olması ya da iş bu davada da Orman Genel Müdürlüğünün müdahil mevkiinde olması gerekmektedir. Eğer hukuki değerlendirme sonucunda sebep ikamesi iptal yönünde yapılsaydı Orman Genel Müdürlüğünün taraf olmadığı bir davada işlemi iptal edilecekti ki hukuken bu durumun izahı mümkün değildir. Nitekim Antalya Orman İşletme Müdürlüğü vekilince verilen ve kayıtlara 24/01/2018 tarihinde giren dilekçede ; karar düzeltme isteminin kabul edildiği 10/10/2017 tarihli karardan sonra Antalya Valiliğinin bildirmesi üzerine davadan haberdar olunduğu bildirilerek anılan yerin orman arazisinde kaldığı belirtilerek davaya müdahil olunmak istenmiş, Dairemizin 25/06/2018 tarih ve E.2018/1455, K.2018/3586 sayılı kararı ile ilgili yerin orman arazisinde kaldığı iddiası yerinde görülmeyerek müdahale istemi reddedilmiştir. Orman Genel Müdürlüğünün işlem tesis etmediği, taraf olmadığı ve müdahale isteminin de yerinde görülmeyerek reddedildiği işbu davada "Orman Mevzuatı" yönünden sebep ikame edilmesi idari yargılama tekniğine ve hukuka uygun değildir.<br>Çelişmeli yargılama ilkesi açısından konu incelendiğinde; dava konusu edilen işlemde belirtilen gerekçede ve uyuşmazlığın çözümü için tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmalarda yer alan hususlar arasında bulunmadığı halde orman mevzuatı yönünden sebep ikamesi yapılmak suretiyle çoğunluk görüşü ile sonuca ulaşılmış ise de, bu yönde bir inceleme yapacağını daha öncesinden davacıya bildirmeyerek davacının görüş ve iddiaları alınmamıştır. Usulüne uygun bir sebep ikamesinin yapılabilmesi için, orman mevzuatı açısından konunun değerlendirileceğinin davacıya bildirilmesi, davacının ikame edilecek sebeple ilgili iddia ve savunmasının alınması gerekmektedir ki, bu durum adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. <br>3-Konunun hukuk devleti ve hakkaniyet ilkeleri bağlamında incelenmesi; Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.<br>Hakkaniyet ilkesi ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde; “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” hükmü bağlamında dayanak bulmuş ve yargılama usulünün temel ilkelerindendir. Buna göre; soyut kuralların içerdiği düzenlemeler somut olaya aktarılıp uygulanırken, hakkaniyet ve nesafet kavramları kullanılarak adil çözümlere erişilmek istenir. Hukuki sorunların nesafet ilkesi ile birlikte ele alınması, adaletin temini için kullanılan yöntemlerin yetersiz kaldığı noktalarda, yargı organlarınca kullanılan ve somut olayın ayırt edici özelliklerine uygun adil çözüm yolunu sunma çabasıdır. <br>Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde; davacı şirketin çıkardığı ve depoladığı elek üstü malzemenin nakledilmesine dava konusu işlem ile izin verilmediği, buna karşın ise depolanan alandan alınmasına ve satılmasına izin verilmeyen bu malzeme için devlet hakkı tahakkuk ettirildiği görülmektedir. Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı'nın ... tarihli ... sayılı işlemi ile dava konusu elek üstü dolgu malzemesi için davalı idarece davacıdan devlet hakkı istenilmiş, bu işlemin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davada, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş olup, davacının istinaf başvurusu üzerine ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile istinaf isteminin reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafından temyizi ile Danıştay Sekizinci Dairesinin 18.03.2021 tarihli ve E:2017/6155 K:2021/1707 sayılı söz konusu davanın reddine ilişkin karar onanarak kesinleşmiştir. <br>Gelinen noktada değerlendirilmesi gereken konu; elek üstü malzemenin davacı tarafından alınmasına idarece hem izin verilmediği hem de bu malzeme satılmış gibi devlet hakkı tahakkuk ettirildiği ve her iki işleme karşı açılan davaların da reddedildiği noktasıdır ki, hakkaniyet ilkesinin tam da değerlendirilmesi gerektiği yer burasıdır. Devlet hakkı tahakkukuna karşı açılan dava reddedilmiş ve kesinleşmiştir. Elek üstü malzemenin nakline izin verilmemesine ilişkin işbu dava ise bireysel başvuru yolu ile yeniden canlandırılmış olup, devlet hakkı alınan malzemenin depolanan alandan alınmasına ve satılmasına izin verilip verilmeyeceğinin hakkaniyet ilkesi bağlamında değerlendirilmesi, bu çelişkinin yargı yolu ile giderilmesi gerekmektedir.<br>Bu itibarla, devlet hakkı tahakkuk ettirilen malzemenin toplandığı alandan nakledilmesine izin verilmemesi hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır.<br>Sonuç itibari ile usule ilişkin müktesep hak ilkesinin istisna durumlarının olayda bulunmadığı, sebep ikamesi koşulunun oluşmadığı ve davacıya da bildirilmediği, devlet hakkı alınan malzemenin nakline izin verilmemesinin hakkaniyetli olmadığı, kısacası dava konusu işlemin iptali gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.<br><br><br><br></font></p></body></html>
kira