<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/3579 E. , 2023/7280 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2020/3579<br>Karar No : 2023/7280 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- …<br> 2- … <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarihli ve E:… , K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından; Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, … Bulvarı üzerinde, … Bulvarı ile … Bulvarı kesişim noktasında inşa edilen katlı kavşak sebebiyle aynı il, ilçe, … Mahallesi, … ada, … parselde kayıtlı 1-2-3 numaralı bağımsız bölümlerde meydana geldiği ileri sürülen değer kaybına karşılık 35.000,00 TL'nin (ıslah sonrası toplamda 836.088,00 TL) idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarihli ve E:… , K:… sayılı kararda; bölge trafiğini rahatlatma amacıyla inşa edildiği belirtilen köprülü kavşak nedeniyle davacıya ait taşınmazda değer kaybı oluştuğu sabit olup taşınmazın aynına yönelik özel ve olağan dışı bu kaybın idarece tazmin edilmesinin sorumluluk hukukunun tabi sonucu olduğu, zira yapılan kavşağın inşası esnasında sınırlı süreyle katlanılmak durumunda kalınan bir kamusal külfet değil, taşınmazın değerinin kalıcı olarak etkilenmesiyle oluşan bir zarar oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne; 836.088,00 TL zararın 35.000,00 TL'lik kısmı için idareye başvuru tarihinden itibaren, 836.088,00 TL'lik lik kısmı için ıslah tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; tarafların istinaf başvurularına konu Mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek davacıların yasal faizin başlangıç tarihine yönelik istinaf istemi ile davalı idarenin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından; usule ilişkin olarak, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği, davaya konu kavşağa ilişkin proje ve imalatlar Ulaştırma Bakanlığı Alt Yapı Yatırımlar Genel Müdürlüğünce 2. Etap Raylı Sistem Projesi kapsamında yaptırıldığından davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak, uyuşmazlık konusu kavşağın trafik düzeni ve güvenliği açısından gereklilik arz ettiği, kavşak nedeniyle taşınmazlarda değer kaybı oluşmadığı, aksine katlı kavşak inşasının ve köprü geçiş sisteminin altında oluşturulan otopark alanının bölgedeki taşınmazlara artı değer kattığı, değer kaybı olsa dahi zarar ile katlı kavşak arasında nedensellik bağı bulunmadığı; davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, uzman olmayan bilirkişilerce eksik inceleme neticesinde hazırlanan rapor esas alınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, bilirkişilerce tespit edilen bedelin davacının sebepsiz zenginleşmesine ve kamu zararına sebebiyet verecek kadar fahiş olduğu, emsal araştırmasının ve taşınmaz değer kaybı hesaplamasının hatalı yapıldığı, aynı bölgede başka bilirkişi heyetlerince değer kaybı olmadığı yönünde tespitlere yer verildiği, miktar artırım talebine konu zararın zamanaşımına uğradığı, Mahkemece nispi değer düşüklüğünün tapu kaydına şerhi yönünden eksik hüküm kurulduğu, yasal faiz ve faizin başlangıç tarihinin hukuka aykırı şekilde belirlendiği, idarenin tazmin sorumluluğunu gerektiren, hizmetten yararlanan davacı açısından özel ve olağan dışı niteliğe dönüşen maddi zarar bulunmadığı, davanın reddi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacılar tarafından; uyuşmazlığa konu katlı kavşağın 22/04/2016 tarihinde hizmete açılmasının ardından 20/06/2016 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olduğu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 7. maddesinin (f) ve (g) bentleri uyarınca husumetin davalıya yöneltilmesinin yerinde olduğu, zira projenin tüm süreçlerinin davalı idare uhdesindeki birimlerce yürütüldüğü, proje uygulaması Ulaştırma Bakanlığı'nca yapılmış olsa dahi bu durumun karar verici konumundaki belediyenin görev ve sorumluluğunu, dolayısıyla taraf sıfatını ortadan kaldırmayacağı; davalı idarece yapılan katlı kavşak çalışması nedeniyle taşınmazda oluşan değer kaybının "ferdi ve istisnai" nitelikte olduğu ve süreklilik arz ettiği, kusursuz sorumluluk esasına dayanan işbu davada idarenin kamu menfaatiyle ve hizmet getirme amacıyla hareket ettiğine yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği, benzer bir tam yargı davasında verilen ret kararı üzerine Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru neticesinde Mahkemece mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, mülkiyet hakkı ihlalinin zararın tazminini gerektirdiği, davalı idarenin bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının haksız ve yersiz olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY : <br> Davalı idarece 2005 yılında yapılmış olan "Ulaşım Ana Planı"nda, Fatih-Otogar-Muratpaşa hattının devamı olarak planlanan ve uygulaması gerçekleştirilen Meydan-Havaalanı-EXPO raylı sistem güzergahı üzerindeki … Bulvarı ile … Bulvarı kesişiminin katlı kavşak olarak planlandığı; bu kapsamda yapılan etüt ve sayımlar ışığında, bu güzergâha tramvayın katılmasıyla birlikte kavşakta gecikmelerin ve kuyrukların artacağı, araç başına gecikme süresinin 111,3 sn/araca ulaşarak hizmet seviyesinin "F" sınıfında kalacağı, ayrıca raylı sistem hattı yapıldıktan sonra artacak olan sorunların giderilmesi amacıyla yapılacak projelerde zaman, maliyet ve uygulanabilirlik açısından güçlükler yaşanacağı ve kamu zararı oluşacağı değerlendirilerek Antalya II. Aşama (Meydan-Havaalanı-EXPO 2016) Raylı Sistem Hattı Projesi kapsamında söz konusu kavşakta kalıcı çözümlerin oluşturulması için alt geçit şeklinde planlanan kavşağın alt yapı unsurlarının deplasesinin mümkün olmaması sebebiyle köprü geçiş sistemi olarak projelendirildiği; Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Koordinasyon Merkezi'nin 30/12/2015 tarihli toplantısında katlı kavşak projesinin uygun olduğuna yönelik karar alındığı ve 12/02/2016 tarihli Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla da buna ilişkin uygulama imar planı değişikliğinin uygun bulunduğu; katlı kavşağın 22/04/2016 tarihinde hizmete açılmasının ardından davacı tarafından katlı kavşağın kaldırılması, kaldırılmadığı takdirde taşınmazda oluşan değer kaybının tazmini istemiyle 20/06/2016 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun 10/08/2016 tarihli yazıyla reddi üzerine dava konusu bağımsız bölümde oluşan değer kaybı zararının kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idarece tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir.<br><br> USUL YÖNÜNDEN:<br> 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasında; "Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerindeki her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla Büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonunun görevlendireceği ilgili odanın temsilcisinin katılacağı Ulaşım Koordinasyon Merkezi kurulur.", 2. fıkrasında; "Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.", 4. fıkrasında; "Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.<br>" hükümlerine yer verilmiştir. <br> Diğer taraftan 5216 sayılı Kanun'un 2. fıkrasında yapılan atıfla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 12. maddesinin (b) fıkrasının 2. bendinde; "Trafiğin düzenli bir şekilde akışını sağlamak bakımından alt yapı hizmetleri ile ilgili tedbirleri almak..." il trafik komisyonunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br> Yukarıda alıntısı yapılan Kanun maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; trafiğin düzenli bir şekilde akışını sağlamak için gerekli olan alt yapı hizmetleriyle ilgili tedbirlerin alınması konusunda karar almak Ulaşım Koordinasyon Merkezinin (UKOME) görev ve yetkisinde olup, bu konuda UKOME'nin aldığı kararları belediyelerin ve ilgili kurumların uygulamak zorunda olduğu açıktır. <br> Uyuşmazlık konusu olayda zararı doğuran eylem olarak nitelendirilen hususun "Antalya II. Aşama (Meydan-Havaalanı-EXPO 2016) Raylı Sistem Hattı Projesi" olmayıp köprülü kavşak projesi olduğu, köprülü kavşak yapımına yönelik ilk icrai işlemin ise yukarıda belirtilen UKOME kararı olduğu ve bu kararın kurucu nitelik taşıdığı, bu kapsamda 18/02/2015 tarihli ve 29271 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı (“Şehir İçi Raylı Ulaşım Sistemleri, Metrolar ve Bunlarla İlgili Tesislerin Ulaştırma Bakanlığınca Devralınması ve Tamamlanmasını Müteakip Devri ile İlgili Şartların Belirlenmesine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar”) ile davalı Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na ait "Meydan-Havaalanı-EXPO Raylı Sistem Hattı" projesini üstlenen ve bu raylı sistem güzergahı üzerinde bulunan söz konusu katlı kavşağa yönelik 30/12/2015 tarihli UKOME kararını uyguladığı anlaşılan "Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı"na sorumluluk yüklenemeyeceği sonucuna ulaşıldığından davalı idarenin husumet itirazı yerinde görülmemiştir.<br> Öte yandan, davalı idarece davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği ileri sürülmektedir. Süre itirazının değerlendirilebilmesi için öncelikle zarara neden olduğu ileri sürülen idari tasarrufun idari işlem mi yoksa bir idari eylem mi olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Zira; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükümleri yer almış; anılan Kanun'un ön karar başvurusunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle 13. maddesinde ise; "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir." hükümlerine yer verilmiştir.<br> Görüldüğü üzere, idari işlemler ve bu işlemlerin uygulanması ile idari eylemler sonucu meydana gelen hak ihlallerinin giderilmesi istemiyle açılacak tam yargı davalarına yönelik olarak 2577 sayılı Kanun'da ayrı usul hükümleri ve farklı dava açma süreleri öngörülmüştür. Kanun'un 13. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak, başvurunun kısmen, tamamen veya zımnen reddi halinde bu tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken; 12. maddede yer alan düzenleme uyarınca; idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi halinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının birlikte açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'daki bu farklı düzenleme nedeniyle öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen tasarrufların nitelendirilmesi, idari işlem mi yoksa idari eylem mi olduklarının belirlenmesi gerekmektedir. <br> İdari işlemler; idari makam ve mercilerin idari faaliyetleriyle ilgili alanda, idare hukuku kuralları çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki tasarruflarıdır. Temelinde bir idari karar veya işlem olmayan, fizik alanında görülen iş, hareket, ameliye ve çalışmalar ile Devletin bayındırlık işlerinde olduğu gibi temelindeki idari işlem ve kararın icrasının tamamlanması sonucu başlangıçta herhangi bir ilgi kurulmaması nedeniyle söz konusu idari işlemlerin tebliğ edilmediği üçüncü kişiler bakımından bu işlem ve karardan bağımsız bir hüviyet kazanmış fizik alemde sonuç doğurmaya devam eden faaliyetler ve idarenin hareketsiz kalması ise, idari eylem olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan, idari işlemle idari eylemin içiçe girdiği durumlarda da dava açma sürelerinin idari eylemlerdeki gibi belirlenmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından yargısal içtihatlarla benimsenmiş uygulamalardandır. Bayındırlık faaliyetleri temelinde yer alan işlemlerin ilgililerine tebliğ edilmeleri durumunda bu işlemlere karşı dava açma hakkı olan kişiler bakımından yukarıda belirtilen gerekçelerle idari işlemlerin icrası ile ilgili dava açma sürelerine tabi iken üçüncü kişiler bakımından idari eylemle ilgili sürelere tabidir. Zira idari işlemler, hukuk aleminde değişiklik yapan, yenilik doğuran irade açıklamalarını yansıtmakta iken; idari eylemler, esas olarak maddi alemde değişiklik ve yenilik meydana getirmekte, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurabilmektedir.<br> Bakılan davada zarara neden olduğu ileri sürülen katlı kavşak yapımı işi, temelinde idari karar, işlem ve proje bulunan bir idari tasarruf olmakla birlikte temelindeki işlemin icrası ve projenin uygulanması süreci tamamlanarak kavşağın trafiğe açılmasından sonra idari işlemlere tebligat ve ıttıla suretiyle muhatap olmamış üçüncü kişiler bakımından artık söz konusu idari işlemden bağımsız bir kimliğe bürünmekte ve fizik alemde etkiler doğuran ve ancak bir hak kullanımına bağlı olarak hukuki sonuç doğuran idari eylem niteliğine kavuşmaktadır. Bu durumda; katlı kavşak inşasından kaynaklanan zararın, idari eylemden kaynaklı zarar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açık olup katlı kavşağın trafiğe açıldığı 22/04/2016 tarihinden itibaren bir yıl içinde, 21/06/2016 tarihinde idareye yapılan başvurunun 10/08/2016 tarihli işlemle reddi üzerine 23/08/2016 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından davalının süre aşımı itirazı; Üye … 'in 30/12/2015 tarihli UKOME kararının icrasından doğan zarara karşı yolun hizmete açıldığı 22/04/2016 tarihinden itibaren altmış gün içerisinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca idareye yapılan 21/06/2016 tarihli başvurunun reddi üzerine 23/08/2016 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı yönündeki ayrışık gerekçesi ile yerinde görülmemiştir.<br><br> ESAS YÖNÜNDEN:<br> İlgili Mevzuat:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. <br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralı yer almaktadır.<br> Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.<br> 6100 sayılı Kanun'un 282. maddesinde ise; "Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı da açıktır.<br><br> Hukuki Değerlendirme: <br> İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Ancak, idarenin kusursuz sorumluluğu, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür.<br> Kusursuz sorumluluk sebeplerinden olan “kamu külfetleri karşısında eşitlik” ya da “fedakârlığın denkleştirilmesi” ilkesi, nimetlerinden tüm toplumun yararlandığı idari eylem ve işlemlerden doğan külfetlerin, sadece belli kişi veya kişilerin üstünde kalması durumunda, bu kişi veya kişilerin uğradığı zararların, kusuru olmasa dahi idarece tazminini öngörmektedir. Risk sorumluluğundan farklı olarak burada arızi nitelikte olmayan, önceden öngörülebilen zararların tazmini söz konusudur. İdari faaliyetin doğal sonucu olan bu zarar, etki alanı bakımından sınırlı, özel ve olağan dışı nitelik arz etmektedir.<br> Bu kapsamda uyuşmazlık konusu olayda dava konusu taşınmazın meri imar planındaki kullanım fonksiyonu, hukuki durumu ve köprülü kavşağın taşınmaz üzerindeki etkisi gözetilerek taşınmazda oluşan değer kaybının belirlenmesinde mevkii, kullanım şekli, elde edilen gelir, altyapı, ulaşım kolaylığı, çevresel faktörler, taşınmaza erişme kolaylığı, trafik güvenliği, görsel kesinti, havalanma, drenaj, zehirli gazdan etkilenme gibi tüm faktörlerin dikkate alınması gerekmektedir. <br> <br> Bununla birlikte; tazminat istemine konu taşınmazın rayiç değerinin belirlenmesi için emsal taşınmaz olarak, dava konusu taşınmazın çevresinin imar durum özellikleri dikkate alınarak, dava konusu taşınmaza yakın mesafede, aynı yapılaşma koşullarına sahip, eş değer özellikleri olan, imar planında aynı kullanım kararına tahsis edilmiş ve satışa konu olmuş ve satış bedeli belirli olan taşınmazların seçilmesi gerekmektedir.<br> Bu açıklamalar çerçevesinde Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun tetkikinden; raporda, katlı kavşağın dava konusu taşınmaza etkisinin, "park imkanı, görünürlük, raylı sistem, araç geçiş sayıları, arz ve talep durumu" yönünden değerlendirildiği, her bir faktörün değere etki oranının net olarak ayrıştırılamadığı belirtilmekle birlikte bilgi ve tecrübeye dayanılarak 1 nolu bağımsız bölümde oluşan değer kaybının %10 olduğu yönünde kanaat bildirildiği, bununla birlikte dava konusu taşınmazın arz değerinde bir azalma olmadığı, yapısında ömre bağlı amortisman hariç değer düşürücü etki (yıkım, deformasyon vs.) bulunmadığı, binanın yapı değerinin amortisman haricinde arttığı, dolayısıyla değer düşüklüğü varsa bunun kira değerinde olan düşüş ile yorumlanabileceği ifade edilerek kavşak etkilenme bölgesi içinde ve dışında yer alan benzer mülklerin kira birim m² değerlerinin karşılaştırılması neticesinde 1 nolu taşınmaz için değer kaybı oranının %7,5 olarak belirlendiği; bu iki değer kaybı oranının ortalaması (7,5+10=17,5/2=8,75) üzerinden taşınmaz değer kaybının hesalandığı; dosya içerisinde ofis olarak kullanılan herhangi bir bağımsız bölüme ait kira sözleşmesi sunulmadığı için 2 nolu bağımsız bölüm yönünden değer düşüklüğü araştırmasının sadece katlı kavşağı etkileyen faktörler çerçevesinde yapıldığı ve bu oranın %7 ve m² birim kira değerinin ise 15,5 TL olduğu belirtilerek değer kaybının hesaplandığı, 3 nolu bağımsız bölümde ise katlı kavşak nedeniyle değer kaybı oluşmadığı belirtilmiş olup bilirkişilerce; katlı kavşak inşasından önce ve sonra o bölgedeki yapılarda katlı kavşak inşasıyla birlikte herhangi bir değer artışı veya azalışı olup olmadığı hususunun araştırılmadığı, söz konusu kavşak düzenlemesinin taşınmazın ulaşım, etkin görünüm ve prestij, yapılara tanınan mimari çözüm imkanları, estetik ve görünüm, çevre emniyeti, gürültü kirliliği, ekonomik ve ticari kazanım, ana yapı ve çevre tesislerin yapım maliyetleri ve doğal afetler ile bölgedeki taşınmazların satış arz talep dengesi, satış süresi gibi hususlarda ayrıntılı olarak hangi oranda değer azalışı olduğunun bilimsel verilerle saptanmadığı, katlı kavşak yapıldıktan sonra bu yapının varlığının ve kullanım şeklinin davacı taşınmazının kullanım şekli üzerinde önceki hali ile karşılaştırmalı olarak olumlu veya olumsuz ne tür etkiler yarattığının ve bunların değer kaybına ne oranda etki ettiğinin detaylı şekilde araştırılmadığı görülmektedir.<br> Bununla birlikte; yapı değeri tespit edilirken köprülü kavşak yapımı öncesi emsal satışlar ile köprülü kavşak sonrası emsal satışların mukayesesinin yapılmadığı, dava konusu taşınmaz ile katlı kavşak arasındaki mesafenin dava konusu taşınmazın değer kaybının hesaplamasında esas alınan kriterlere etkisinin ne düzeyde olduğunun belirlenmediği; belediye, emlakçılar odası, ticaret odası gibi kuruluşlardan fiyat araştırması yapılmadığı, davacının isteminin katlı kavşak nedeniyle taşınmazda oluşan "kalıcı değer kaybı" olduğu hususunun göz ardı edildiği, 1 nolu bağımsız bölüm yönünden iki farklı yöntemle tespit edilen değer kaybı oranlarının ortalamasının rapora esas alındığı görülmektedir.<br> Yukarıdaki açıklamalar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu olayda, öncelikle kusursuz sorumluluk sebebinin bulunup bulunmadığı, herhangi bir zarar söz konusu ise, zararın özel ve olağan dışı bir zarar olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi, taşınmazın meri imar planındaki kullanım fonksiyonu, üzerindeki yapının hukuki durumu ve köprülü kavşağın taşınmaz üzerindeki etkisi, taşınmazın kullanımı ve ulaşım olanaklarına göre değer kaybı olup olmadığı hususları araştırılarak bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir. <br> Bununla birlikte; farklı kişi/kişilerce aynı maddi ve hukuki sebebe dayanılarak Antalya İdare Mahkemelerinde açılan davalarda farklı bilirkişi heyetlerince düzenlenen raporlarda değer kaybının varlığı, hesaplama yöntemi ve bedeli hususunda belirgin farklılıklar bulunduğu görülmekte olup hüküm birlikteliğinin sağlanması adına inşaat mühendisi, şehir plancısı, harita mühendisi ve gayrimenkul değerleme uzmanlarından oluşan yeni ve ortak bilirkişi heyetince yapılacak inceleme sonucunda yukarıda değinilen hususlar ve temyiz isteminde bulunan davalının itirazları da dikkate alınarak karar verilmesi gerekmektedir. <br> Öte yandan; davalı idarenin temyiz talebi üzerine, davalı idare lehine verilen bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararda, davalı idarenin önceki (bozulan) karardan daha aleyhine bir hüküm kurulamayacağı açıktır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,<br>2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarihli ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, <br>4. Kesin olarak, 15/12/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi. </font></p></body></html>
kira