<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/697 E. , 2023/7279 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2020/697<br>Karar No : 2023/7279 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ...Büyükşehir Belediye Başkanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ... <br> 2- ... <br> 3-... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ...tarihli ve E:..., K:...sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından; Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, ...Bulvarı üzerinde, ...Bulvarı ile ...Bulvarı kesişim noktasında inşa edilen katlı kavşak sebebiyle aynı il, ilçe, Alan Mahallesi, ...ada, ...parselde kayıtlı, imar planında kullanım fonksiyonu "Akaryakıt, LPG ve ...İstasyonu" olan taşınmazda meydana geldiği ileri sürülen değer kaybına karşılık 35.000,00 TL'nin (ıslah sonrası 2.479.846,60 TL) idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen ...tarihli ve E:..., K:...sayılı kararda; bölge trafiğini rahatlatma amacıyla inşa edildiği belirtilen köprülü kavşak nedeniyle davacıya ait taşınmazda değer kaybı oluştuğu sabit olup taşınmazın aynına yönelik özel ve olağan dışı bu kaybın idarece tazmin edilmesinin sorumluluk hukukunun tabi sonucu olduğu, zira yapılan kavşağın inşası esnasında sınırlı süreyle katlanılmak durumunda kalınan bir kamusal külfet değil, taşınmazın değerinin kalıcı olarak etkilenmesiyle oluşan bir zarar oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne; 2.479.846,60 TL zararın 35.000,00 TL'lik kısmı için idareye başvuru tarihinden itibaren, 2.444.846,60 TL'lik kısmı için ıslah tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara hisseleri oranında ödenmesine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ...Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince; tarafların istinaf başvurularına konu Mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek davacıların yasal faizin başlangıç tarihine yönelik istinaf istemi ile davalı idarenin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından; usule ilişkin olarak, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği, davaya konu kavşağa ilişkin proje ve imalatlar Ulaştırma Bakanlığı Alt Yapı Yatırımlar Genel Müdürlüğü'nce 2. Etap Raylı Sistem Projesi kapsamında yaptırıldığından davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak, uyuşmazlık konusu kavşağın trafik düzeni ve güvenliği açısından gereklilik arz ettiği, davacıların taşınmazına ulaşım engellenmediği gibi söz konusu kavşağın yapılması ve ulaşımın rahatlamasıyla ticari işletmelerin bulunduğu bu güzergaha şehrin diğer noktalarında yaşayanların da kolaylıkla ulaşmasının ve bu güzergahı tercih etmelerinin sağlandığı, değer kaybı olsa dahi zarar ile katlı kavşak arasında nedensellik bağı bulunmadığı; davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, uzman olmayan bilirkişilerce eksik inceleme neticesinde hazırlanan rapor esas alınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, emsal araştırmasının ve taşınmaz değer kaybı hesaplamasının doğru yapılmadığı, aynı bölgede başka bilirkişi heyetlerince değer kaybı olmadığı yönünde tespitler yapıldığı, bilirkişilerce tespit edilen bedelin davacının sebepsiz zenginleşmesine ve kamu zararına sebebiyet verecek kadar fahiş olduğu, miktar artırım talebine konu zararın zamanaşımına uğradığı, yasal faiz ve faizin başlangıç tarihinin hukuka aykırı şekilde belirlendiği, Mahkemece nispi değer düşüklüğünün tapu kaydına şerhi yönünden eksik hüküm kurulduğu, idarenin tazmin sorumluluğunu gerektiren, hizmetten yararlanan davacı açısından özel ve olağan dışı niteliğe dönüşen maddi zarar bulunmadığından davanın reddi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından; uyuşmazlığa konu katlı kavşağın 22/04/2016 tarihinde hizmete açılışının ardından 21/04/2017 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine yasal süre içerisinde dava açıldığı, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 7. maddesinin (f) ve (g) bentleri gereğince husumetin davalıya yöneltilmesinin yerinde olduğu, zira projenin tüm süreçlerinin davalı idare uhdesindeki birimlerce (UKOME vd) yürütüldüğü, proje uygulaması Ulaştırma Bakanlığı'nca yapılmış olsa dahi bu durumun karar verici konumundaki belediyenin görev ve sorumluluğunu, dolayısıyla taraf sıfatını ortadan kaldırmayacağı; davalı idarece yapılan katlı kavşak çalışması nedeniyle taşınmazda oluşan kalıcı değer kaybının "ferdi ve istisnai" nitelikte olduğu ve süreklilik arz ettiği, bu anlamda mülkiyet hakkını ihlal ettiği ve zararın tazminini gerektirdiği, davalı idarenin kamu menfaatiyle ve hizmet getirme amacıyla hareket ettiğine yönelik savunmasına kusursuz sorumluluk esasına dayanan işbu davada itibar edilemeyeceği, benzer bir tam yargı davasında verilen ret kararı üzerine Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru neticesinde Mahkemece mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, davalı idarenin bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının haksız ve yersiz olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY : <br> Davalı idarece 2005 yılında yapılmış olan "Ulaşım Ana Planı"nda, Fatih-Otogar-Muratpaşa hattının devamı olarak planlanan ve uygulaması gerçekleştirilen Meydan-Havaalanı-EXPO raylı sistem güzergahı üzerindeki ...Bulvarı ile ...Bulvarı kesişiminin katlı kavşak olarak planlandığı; bu kapsamda yapılan etüt ve sayımlar ışığında, bu güzergâha tramvayın katılmasıyla birlikte kavşakta gecikmelerin ve kuyrukların artacağı, araç başına gecikme süresinin 111,3 sn/araca ulaşarak hizmet seviyesinin "F" sınıfında kalacağı, ayrıca raylı sistem hattı yapıldıktan sonra artacak olan sorunların giderilmesi amacıyla yapılacak projelerde zaman, maliyet ve uygulanabilirlik açısından güçlükler yaşanacağı ve kamu zararı oluşacağı değerlendirilerek Antalya II. Aşama (Meydan-Havaalanı-EXPO 2016) Raylı Sistem Hattı Projesi kapsamında söz konusu kavşakta kalıcı çözümlerin oluşturulması için alt geçit şeklinde planlanan kavşağın alt yapı unsurlarının deplasesinin mümkün olmaması sebebiyle köprü geçiş sistemi olarak projelendirildiği; Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Koordinasyon Merkezi'nin 30/12/2015 tarihli toplantısında katlı kavşak projesinin uygun olduğuna yönelik karar alındığı ve 12/02/2016 tarihli Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla da buna ilişkin uygulama imar planı değişikliğinin uygun bulunduğu; katlı kavşağın 22/04/2016 tarihinde hizmete açılmasının ardından davacılar tarafından,"...Bulvarı üzerinde Perge Bulvarı ile ...Bulvarı'nın kesiştiği kavşakta köprü geçiş sistemi olarak yapılan katlı üst geçit nedeniyle müvekkillere ait akaryakıt ve LPG servis istasyonu neredeyse kullanılamaz hale gelmiş, müvekkiller sözleşmenin feshi sebebiyle kira ve sair kayıplara uğramışlar, ayrıca taşınmaz en az %50 oranında değer kaybetmiştir. İş bu dilekçemiz tarihi itibariyle mevcut koşullar içerisinde belirleyebileceğimiz maddi zarar 15.000.000,00 TL'dir" ifadesini içeren dilekçeyle 21/04/2017 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun 18/05/2017 tarihli yazıyla reddi üzerine taşınmazda oluşan değer kaybı zararının kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir.<br><br> USUL YÖNÜNDEN:<br> 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasında; "Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerindeki her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla Büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonunun görevlendireceği ilgili odanın temsilcisinin katılacağı Ulaşım Koordinasyon Merkezi kurulur.", 2. fıkrasında; "Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.", 4. fıkrasında; "Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.<br>" hükümlerine yer verilmiştir. <br> Diğer taraftan 5216 sayılı Kanun'un 2. fıkrasında yapılan atıfla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 12. maddesinin (b) fıkrasının 2. bendinde; "Trafiğin düzenli bir şekilde akışını sağlamak bakımından alt yapı hizmetleri ile ilgili tedbirleri almak..." il trafik komisyonunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.<br> Yukarıda alıntısı yapılan Kanun maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; trafiğin düzenli bir şekilde akışını sağlamak için gerekli olan alt yapı hizmetleriyle ilgili tedbirlerin alınması konusunda karar almak Ulaşım Koordinasyon Merkezinin (UKOME) görev ve yetkisinde olup, bu konuda UKOME'nin aldığı kararları belediyelerin ve ilgili kurumların uygulamak zorunda olduğu açıktır. <br> Uyuşmazlık konusu olayda zararı doğuran eylem olarak nitelendirilen hususun "Antalya II. Aşama (Meydan-Havaalanı-EXPO 2016) Raylı Sistem Hattı Projesi" olmayıp köprülü kavşak projesi olduğu, köprülü kavşak yapımına yönelik ilk icrai işlemin ise yukarıda belirtilen UKOME kararı olduğu ve bu kararın kurucu nitelik taşıdığı, bu kapsamda 18/02/2015 tarihli ve 29271 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı (“Şehir İçi Raylı Ulaşım Sistemleri, Metrolar ve Bunlarla İlgili Tesislerin Ulaştırma Bakanlığınca Devralınması ve Tamamlanmasını Müteakip Devri ile İlgili Şartların Belirlenmesine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar”) ile davalı Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na ait "Meydan-Havaalanı-EXPO Raylı Sistem Hattı" projesini üstlenen ve bu raylı sistem güzergahı üzerinde bulunan söz konusu katlı kavşağa yönelik 30/12/2015 tarihli UKOME kararını uyguladığı anlaşılan "Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı"na sorumluluk yüklenemeyeceği sonucuna ulaşıldığından davalı idarenin husumet itirazı yerinde görülmemiştir.<br> Öte yandan, davalı idarece davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği ileri sürülmektedir. Süre itirazının değerlendirilebilmesi için öncelikle zarara neden olduğu ileri sürülen idari tasarrufun idari işlem mi yoksa bir idari eylem mi olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Zira; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükümleri yer almış; anılan Kanun'un ön karar başvurusunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle 13. maddesinde ise; "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir." hükümlerine yer verilmiştir.<br> Görüldüğü üzere, idari işlemler ve bu işlemlerin uygulanması ile idari eylemler sonucu meydana gelen hak ihlallerinin giderilmesi istemiyle açılacak tam yargı davalarına yönelik olarak 2577 sayılı Kanun'da ayrı usul hükümleri ve farklı dava açma süreleri öngörülmüştür. Kanun'un 13. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak, başvurunun kısmen, tamamen veya zımnen reddi halinde bu tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken; 12. maddede yer alan düzenleme uyarınca, idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi halinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının birlikte açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'daki bu farklı düzenleme nedeniyle öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen tasarrufların nitelendirilmesi, idari işlem mi yoksa idari eylem mi olduklarının belirlenmesi gerekmektedir. <br> İdari işlemler; idari makam ve mercilerin idari faaliyetleriyle ilgili alanda, idare hukuku kuralları çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki tasarruflarıdır. Temelinde bir idari karar veya işlem olmayan, fizik alanında görülen iş, hareket, ameliye ve çalışmalar ile Devletin bayındırlık işlerinde olduğu gibi temelindeki idari işlem ve kararın icrasının tamamlanması sonucu başlangıçta herhangi bir ilgi kurulmaması nedeniyle söz konusu idari işlemlerin tebliğ edilmediği üçüncü kişiler bakımından bu işlem ve karardan bağımsız bir hüviyet kazanmış fizik alemde sonuç doğurmaya devam eden faaliyetler ve idarenin hareketsiz kalması ise, idari eylem olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan, idari işlemle idari eylemin içiçe girdiği durumlarda da dava açma sürelerinin idari eylemlerdeki gibi belirlenmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından yargısal içtihatlarla benimsenmiş uygulamalardandır. Bayındırlık faaliyetleri temelinde yer alan işlemlerin ilgililerine tebliğ edilmeleri durumunda bu işlemlere karşı dava açma hakkı olan kişiler bakımından yukarıda belirtilen gerekçelerle idari işlemlerin icrası ile ilgili dava açma sürelerine tabi iken üçüncü kişiler bakımından idari eylemle ilgili sürelere tabidir. Zira idari işlemler, hukuk aleminde değişiklik yapan, yenilik doğuran irade açıklamalarını yansıtmakta iken; idari eylemler, esas olarak maddi alemde değişiklik ve yenilik meydana getirmekte, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurabilmektedir.<br> Bakılan davada zarara neden olduğu ileri sürülen katlı kavşak yapımı işi, temelinde idari karar, işlem ve proje bulunan bir idari tasarruf olmakla birlikte temelindeki işlemin icrası ve projenin uygulanması süreci tamamlanarak kavşağın trafiğe açılmasından sonra idari işlemlere tebligat ve ıttıla suretiyle muhatap olmamış üçüncü kişiler bakımından artık söz konusu idari işlemden bağımsız bir kimliğe bürünmekte ve fizik alemde etkiler doğuran ve ancak bir hak kullanımına bağlı olarak hukuki sonuç doğuran idari eylem niteliğine kavuşmaktadır. Bu durumda; katlı kavşak inşasından kaynaklanan zararın, idari eylemden kaynaklı zarar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açık olup katlı kavşağın trafiğe açıldığı 22/04/2016 tarihinden itibaren bir yıl içinde, 21/04/2017 tarihinde idareye yapılan başvurunun 18/05/2017 tarihli işlemle reddi üzerine 07/07/2017 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından davalının süre aşımı itirazı oyçokluğu ile yerinde görülmemiştir.<br><br> ESAS YÖNÜNDEN:<br> İlgili Mevzuat:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. <br> İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br><br> Ancak, idarenin kusursuz sorumluluğu, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür.<br> Kusursuz sorumluluk sebeplerinden olan “kamu külfetleri karşısında eşitlik” ya da “fedakârlığın denkleştirilmesi” ilkesi, nimetlerinden tüm toplumun yararlandığı idari eylem ve işlemlerden doğan külfetlerin, sadece belli kişi veya kişilerin üstünde kalması durumunda, bu kişi veya kişilerin uğradığı zararların, kusuru olmasa dahi idarece tazminini öngörmektedir. Risk sorumluluğundan farklı olarak burada arızi nitelikte olmayan, önceden öngörülebilen zararların tazmini söz konusudur. İdari faaliyetin doğal sonucu olan bu zarar, etki alanı bakımından sınırlı, özel ve olağan dışı nitelik arz etmektedir<br> Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralı yer almaktadır.<br> Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.<br> 6100 sayılı Kanun'un 282. maddesinde ise; "Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı da açıktır.<br><br> Hukuki Değerlendirme: <br> Yukarıda yer verildiği üzere, kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanan bir zararın, kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca idarece karşılanabilmesi için, uğranıldığı ileri sürülen zararın kamu külfeti olmaktan çıkıp hizmetten yararlananlar yönünden özel ve olağan dışı bir niteliğe dönüşmüş olması gerekmektedir.<br> Ancak bunun için öncelikle, davaya konu taşınmazın, davacılar tarafından edinildiği tarih itibarıyla köprülü kavşak düzenlemesi ile ilgili imar planı ve notları karşısındaki durumunun ne olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.<br> Zira imar düzenlemesinde söz konusu yapı (köprülü kavşak) öngörülmüş ve davacılar tarafından taşınmaz buna rağmen edinilmiş ise dava konusu taşınmazda oluşan zararın davalı idare tarafından tazmin edilmesinin beklenemeyeceği açıktır.<br> Bu durumda, öncelikle dava konusu taşınmazın, yukarıda yer verildiği şekilde edinildiği tarih itibarıyla davalı idarece yapılacak kavşak çalışmasından etkilenme ihtimali olduğunun davacılar tarafından bilinmesinin mümkün olup olmadığı yönünde araştırma yapılması, bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.<br> Yapılacak değerlendirme sonucu davacı/davacılar tarafından bu hususun bilinmesinin mümkün olmadığının anlaşılması halinde ise, dava konusu taşınmazın mer'i imar planındaki kullanım fonksiyonu, arsa vasıflı taşınmazın hukuki durumu ve köprülü kavşağın taşınmaz üzerindeki etkisi gözetilerek taşınmazda oluşan değer kaybının belirlenmesinde mevkii, kullanım şekli, elde edilen gelir, altyapı, ulaşım kolaylığı, çevresel faktörler, taşınmaza erişme kolaylığı, trafik güvenliği, görsel kesinti, havalanma, drenaj, zehirli gazdan etkilenme gibi tüm faktörlerin dikkate alınması gerekmektedir. <br> <br> Bununla birlikte; tazminat istemine konu taşınmazın rayiç değerinin belirlenmesi için emsal taşınmaz olarak, dava konusu taşınmazın çevresinin imar durum özellikleri dikkate alınarak, dava konusu taşınmaza yakın mesafede, aynı yapılaşma koşullarına sahip, eş değer özellikleri olan, imar planında aynı kullanım kararına tahsis edilmiş ve satışa konu olmuş ve satış bedeli belirli olan taşınmazların seçilmesi gerekmektedir.<br> Bu açıklamalar çerçevesinde Mahkemece hükme esas alınan 26/03/2018 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinden; katlı kavşağın dava konusu taşınmaza etkisi, "park imkanları, görünürlük, araç geçiş sayısı, üst yol ve raylı sistemin bölgeye katkısı, taşınmaz satış istatistikleri" yönünden değerlendirilerek değer kaybı oranının %20 olarak belirlendiği, akaryakıt istasyonlarının değerlemesinde kullanılan "Gelir Kapitalizasyon Yöntemi"nin işletmeye ait son 3 yıla ilişkin resmi muhasebe kayıtları talep edilmesine karşın kayıtlara ulaşılamadığından kullanılamadığı, "Emsal Karşılaştırma Yöntemi"nin ise litre bazında günlük satış kapasitesi tespit edilemediğinden uygulanamadığı, arsa değerinin tespiti ile bina maliyetinin hesaplanmasından oluşan "Maliyet Yöntemi" uygulandığında ise, emsal olarak alınan ...ada, ...parselde kayıtlı bağımsız bölümlerin 26/09/2011 tarihli satışında m² birim bedeli arsa+bina değeri olduğundan üst yapı değeri ayrıştırılarak arsa birim değerine ulaşıldıktan sonra taşınmazın toplam (arsa+bina) değerinin 12.399.233,00 TL olarak hesaplandığı ve %20 değer kaybı oranı üzerinden katlı kavşak sebebiyle taşınmazda oluşan değer kaybının 2.479.846,60 TL olarak hesaplandığı, davacıların zarar tarihindeki hisseleri dikkate alındığında davacı ...'nın 1/4 hissesine karşılık gelen değer kaybı bedelinin 619.961,65 TL, davacı ...'nın 1/4 hissesine karşılık gelen değer kaybı bedelinin 619.961,65 TL, davacı ...'nın 1/2 hissesine karşılık gelen değer kaybı bedelinin 1.239.923,30 TL olduğu; dava tarihindeki hisseleri dikkate alındığında ise, davacı ...'nın 1/2 hissesine karşılık gelen değer kaybı bedelinin 1.239.923,30 TL, davacı ...'nın 1/2 hissesine karşılık gelen değer kaybı bedelinin 1.239.923,30 TL olarak hesaplandığı görülmektedir.<br>Anılan rapora taraflarca yapılan itirazlar üzerine İdare Mahkemesince bilirkişilerden; "gerek keşif mahalinde gerekse keşif esnasında bilirkişi heyetince çekilen fotoğraflarda, davaya konu taşınmazın karşısında bir başka akaryakıt istasyon olduğu görüldüğünden anılan istasyonla ilgili bir emsal karşılaştırması yapılmak suretiyle" değer kaybının yeniden hesaplanması amacıyla istenilen ek raporda ise; ''Dava konusu taşınmazın güneyinde yer alan emsalin tapuda Muratpaşa İlçesi, ...Mahallesi, ...ada ...parsel ve 2.812,00 m² yüz ölçümlü “benzin istasyonu ve arsası” niteliğinde taşınmaz olarak ...oğlu M.A. adına kayıtlı olduğu, 06/01/2005 tarihinden bu yana herhangi bir satışa konu edilmediği, ...tarih, ...yevmiye ile 18/09/2015 tarihinden itibaren bir şirket lehine 5 yıllık toplam 1.000 TL bedelle kira şerhi bulunduğu, yüksek gelir getiren bir mülk olması nedeniyle tapu kütüğünde geçen bu kira bedelinin sembolik olduğu, gerçeği yansıtmadığı anlaşıldığından köprülü kavşağın bölgeye getirdiği fiziksel durum değişikliğinin yarattığı değer kaybı oranının 26/03/2018 tarihli raporda belirtildiği şekilde olduğu" yönünde görüş bildirilmesi üzerine Mahkemece ilk rapor hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verildiği görülmektedir.<br> Bu haliyle Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu incelendiğinde, akaryakıt istasyonlarının değerlemesinde kullanılan"Gelir Kapitalizasyon Yöntemi" ile "Emsal Karşılaştırma Yöntemi"nin erişilebilir nitelikli bilgi ve belge eksikliği dolayısıyla uygulanmadığı, arsa bedeli belirlenirken yapılan piyasa araştırmasında emsal alınan taşınmaz ile dava konusu taşınmazın benzer ve farklı yönlerinin neler olduğu, hangi kriterler dikkate alınarak m² birim fiyatının belirlendiği açıklanmadan zarar hesabı yapıldığı, dava konusu taşınmaz ile katlı kavşak arasındaki mesafenin dava konusu taşınmazın değer kaybının hesaplamasında esas alınan kriterlere etkisinin ne düzeyde olduğunun belirlenmediği, belediye, emlakçılar odası, ticaret odası gibi kuruluşlardan fiyat araştırması yapılmadığı, mimari proje ve imara aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılmadığı; ayrıca taşınmazın alım satım işlemine tabi rayiç bedeli belirlenirken arsa payı bedeli ile yapı bedeli toplamı olarak tek bir değer belirlenmesi gerekirken emsal alınan bağımsız bölüm için arsa payının ayrı yapı bedelinin ayrı hesaplanmasının taşınmazın serbest piyasa rayiçlerini yansıtmayacağı anlaşılmaktadır.<br> Öte yandan; dosyada mevcut tapu kaydında dava konusu taşınmazın Antalya ili, Merkez ilçesi, ...Mahallesi, ...ada, ...nolu parselde kayıtlı kat irtifakı kurulmuş, 3.621,40 m², arsa vasıflı taşınmaz olduğu, zararın doğduğu tarihte (22/04/2016) davacı ...'nın 1/2, diğer davacılar ...'nun 1/4 ve ...'nın 1/4 oranında taşınmazda hissesi bulunduğu, ancak ...'nın 1/2 hissesini 31/10/2016 tarihinde diğer davacılara 2.000.000,00 TL bedelle sattığı görülmekte olup Mahkemece davacı ...’nın 1/2 hissesini 31/10/2016 tarihinde satın alan diğer davacıların zararı bilerek taşınmazın 1/2 hissesini satın aldıkları hususu göz ardı edilerek ve ... yönünden 1/2 hissenin satışı ile elde ettiği 2.000.000,00 TL satış bedeli gözetilmeksizin karar verildiği görülmektedir.<br> Yukarıdaki açıklamalar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu olayda, öncelikle kusursuz sorumluluk sebebinin bulunup bulunmadığı, herhangi bir zarar söz konusu ise, zararın özel ve olağan dışı bir zarar olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi, davacıların dava konusu taşınmazı edindiği tarih itibarıyla köprülü kavşak düzenlemesi ile ilgili imar planı ve notlarındaki durumun ne olduğunun belirlenmesi, şayet imar düzenlemesinde söz konusu yapı (köprülü kavşak) öngörülmüş ve davacılar tarafından buna rağmen taşınmaz edinilmiş ise idarenin herhangi bir tazminat yükümlülüğünün doğmayacağı, aksi durumun geçerli olması halinde ise değer kaybının; mevkii, kullanım şekli, elde edilen gelir, altyapı, ulaşım kolaylığı, çevresel faktörler, taşınmaza erişme kolaylığı, trafik güvenliği, görsel kesinti, havalanma, drenaj, zehirli gazdan etkilenme gibi tüm faktörler dikkate alınarak ve uygun emsaller seçilerek belirlenmesi, ayrıca davacıların kusurunun bulunup bulunmadığı hususları araştırılarak bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir. <br><br> Bununla birlikte; farklı kişi/kişilerce aynı maddi ve hukuki sebebe dayanılarak Antalya İdare Mahkemelerinde açılan davalarda farklı bilirkişi heyetlerince düzenlenen raporlarda değer kaybının varlığı, hesaplama yöntemi ve bedeli hususunda belirgin farklılıklar bulunduğu görülmekte olup hüküm birlikteliğinin sağlanması adına inşaat mühendisi, şehir plancısı, harita mühendisi ve gayrimenkul değerleme uzmanlarından oluşan yeni ve ortak bilirkişi heyetince yapılacak inceleme sonucunda yukarıda değinilen hususlar ve temyiz isteminde bulunan davalının itirazları da dikkate alınarak karar verilmesi gerekmektedir. <br> Öte yandan; temyiz kanun yoluna sadece davalı idare tarafından başvurulduğu dikkate alındığında, bozma kararına uyulması halinde davalı idarenin önceki (bozulan) karardan daha aleyhine bir hüküm kurulamayacağı da açıktır. <br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,<br>2. ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarihli ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, <br>4. Kesin olarak, 15/12/2023 tarihinde usulde oyçokluğu, esasta oybirliği ile karar verildi.<br> <br><br>KARŞI OY:<br> (X)- Anayasa'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, son fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde de; idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı hakları muhtel olan kişiler tarafından tam yargı davası açılabileceği düzenlenmiştir.<br> 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürelerin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı günden başlayacağı öngörülmüş; "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." kuralına yer verilmiş, bu maddede göndermede bulunulan 11. maddede ise; "1) İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2) Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3) İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." kuralı yer almıştır.<br> Aynı Kanun'un 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün (olay tarihinde altmış gün) içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği, hüküm altına alınmıştır.<br> İdari işlemler ve bu işlemlerin uygulanması ile idari eylemler sonucu meydana gelen hak ihlâllerinin giderilmesi istemiyle açılacak tam yargı davalarına yönelik olarak 2577 sayılı Kanun'da ayrı usûl hükümleri ve farklı dava açma süreleri öngörülmüştür. Kanun'un 13. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak, başvurunun kısmen, tamamen veya zımnen reddi hâlinde bu tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken; 12. maddede yer alan düzenleme uyarınca, idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi hâlinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir.<br> 2577 sayılı Kanun'daki bu farklı düzenleme nedeniyle davalı idarece yapılan köprülü kavşak imalatı işinden dolayı, davacıya ait gayrimenkulde meydana geldiği iddia edilen zarara yol açtığı öne sürülen tasarrufların nitelendirilmesi gerekmektedir.<br> İdari işlemler; idari makam ve mercilerin idari faaliyetleriyle ilgili alanda, idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki tasarruflarıdır. Temelinde bir idari karar veya işlem olmayan, fizik alanında görülen iş, hareket, ameliye ve çalışmalar ile idarenin hareketsiz kalması ise, idari eylem olarak adlandırılmaktadır. İdari işlemler, hukuk aleminde değişiklik yapan, yenilik doğuran irade açıklamalarını yansıtmakta iken; idari eylemler, esas olarak maddi alemde değişiklik ve yenilik meydana getirmekte, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurabilmektedir.<br> Bununla birlikte; idari işlemlerden bazıları kendiliğinden hukuki sonuç doğururlarken, bazı idari işlemlerin ayrıca fiilen icra edilmesi gerekir. Bu durumda idari işlemin tesisi değil, icrası kişilerin haklarına etki etmektedir.<br> Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 14/04/1973 gün ve E:1972/2, K:1973/10 sayılı kararında idari işlem, idare makamlarının idare fonksiyonu ile ilgili konularda aldığı tek taraflı icrai karar olarak nitelenmiş, idari fiilin ise, idarenin fonksiyonu sırasında bir hareketini, bir olayı bir tutumu anlattığı belirtilmiş, bir idari karar ve işlemle ilgisi olmayan idari fiilin, salt maddi tasarrufun zarara yol açması, dava konusu edilebileceği gibi; bir idari işlemin uygulanması için yapılan idari eylemden doğan zararın da dava edilebileceği hüküm altına alınmıştır.<br> Uyuşmazlık Mahkemesinin 12/06/2000 gün ve E:2000/15, K:2000/21 sayılı kararında, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu hizmetlere ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararın tazmini için açılacak davaların görüm ve çözümünün idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiası ile açılacak davaların men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerinde çözümleneceği vurgulanmıştır.<br> Bu kapsamda bayındırlık hizmetleri; plan, proje gibi idari işlemlere dayanmakla birlikte, ilgililerin zarara yol açıldığı iddiası ile açtıkları davada, tazminata yol açan idari işlemin tesis edilmesi (işlemin plan-proje safhası) olmayıp, bu işlemlerin icra safhası olan aşama kişilerin haklarına etki etmektedir. Bu aşamada ise; icranın işleme uygun olması halinde işlemin icrasından kaynaklanan bir zarar söz konusu iken, icranın işleme uygun olmaması veya usulüne uygun alınmış bir karara dayanmaması halinde eylemden kaynaklanan bir zarar söz konusu olacaktır.<br> Bakılan uyuşmazlıkta, davacı tarafından uğranıldığı ileri sürülen zarar, eylemden değil; üst geçit yapılmasına ilişkin işlemden ve bu işlemin icrasından kaynaklanmaktadır. <br> Bu durumda, davacı tarafından, 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca, üst geçit yapılmasına ilişkin işlemin icrasından, yani uyuşmazlıkta üst geçit yapımının sona erdiği ve hizmete açıldığı 22/04/2016 tarihinden itibaren altmış gün içinde doğrudan veya 11. madde uyarınca idareye yapılacak başvurunun reddi üzerine dava açılması gerekirken; bu süreler geçirildikten sonra dava açma süresini canlandırıcı mahiyette olmayan 21/04/2017 tarihli başvurunun reddi üzerine 07/07/2017 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan temyiz istemine konu kararın bu gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına usul yönünden katılmıyorum.</font></p></body></html>
kira