<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/5123 E. , 2023/9994 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2022/5123<br>Karar No : 2023/9994 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... <br>VEKİLİ : Av. ... <br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı - ... <br>VEKİLİ : Av. ... <br><br>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde yer alan yapılara ilişkin ... İdare Mahkemesi’nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı doğrultusunda, 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca fiili yıkım işlemi yerine getirilmeyerek uygulanmaması sebebiyle 19/08/2019-07/09/2020 tarihleri arasında uğranıldığı ileri sürülen 200.000,00 TL manevi, 10.000,00 TL maddi tazminatın 27/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br><br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararda; davacı tarafından talep edilen 10.000,00 TL maddi tazminata gerekçe olarak, yıkım yapılması halinde imarlı arsasında yapacakları konut kompleksinde 142 adet daire yapılabileceği, rayiç değerinin 50.000.000,00 TL'ye olduğu, aynı döneme ilişkin arsa vergisi ve fer'ileri yönünden zararının olduğu iddia edilmiş ise de; belirtilen binaların yaptırılmasının ve kiraya verilerek gelir getirmesinin varsayımsal olduğu, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirlenmesinin imkan dahilinde olmadığı, maddi tazminatın somut olarak açıkça ortaya konulamadığı, ayrıca davacının arsa sahibi olmasından dolayı vergilerini ödemesinin yükümlülüğü dahilinde olduğu dikkate alındığında maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, davacı ile dava dışı S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi arasında İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda yapılacak yapı ile ilgili olarak 25/05/1987 tarihli protokol ve 12/06/1987 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığı, taşınmaz sahibi tarafından 28.08.1989 tarihli noter ihtarnamesiyle, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedilmesi ile başlayan ve hakkında tesis edilen işlemlere karşı idari yargı yoluna başvuran davacının, yargı kararı ile işlemlerin hukuka uygunluğuna veya aykırılığına hükmedilmesi sonrasında davalı idarece yargı kararının uygulanması kapsamında idari işlemler yapıldığı, dava konusu yakınmanın içeriğinin yıkım işleminin gerçekleştirilmemesi nedenine dayanmakla birlikte, dava dışı S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi ile davacı arasındaki husumette gerek adli yargı yerlerinde, gerekse idari yargıda açılmış ve halen devam eden davalar olduğu, davalı idarece yargı kararlarının uygulanması kapsamında idari işlemler tesis edilmekle birlikte her iki tarafça açılmış davalar da gözetilerek iki tarafında hukuki menfaatinin korunmaya çalışıldığı, davacının iddiası ile yönetsel işlemlerin hukuka aykırı olarak tesis edilmesinin her zaman manevi zararlardan hukuksal sorumluluğu doğuran bir "ağır hizmet kusuru" oluşturmayacağı, davacının dava dışı kooperatif ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshedilmesi sonrasında aralarında doğan hukuki ihtilaflardan biri haline gelen yıkım işleminin tesis edilebilmesinin koşullarının, yasal yetkiler kullanılarak ve yöntemine uygun olarak tesis edilen işlemlerin idarece ortaya konulan neden ve amaçları, davacının zarara ilişkin açıklamaları gözönünde bulundurulduğunda; davacının öznel etkilenmeleri dışında süreç içinde kendisine yönelik işlemlerin davacının fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran, ağır bir elem ve üzüntünün duyulmasına veya davacının şeref ve haysiyetinin rencide olmasına neden olan uygulamalar olarak kabul edilemeyeceği görüldüğünden, davacı yönünden ağır manevi zararının bulunmadığı, davalı idarenin bu zararlardan hukuksal olarak sorumlu tutulmasını gerektirir "ağır hizmet kusurundan" sözetmeye olanak bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacının manevi tazminat isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, İdare Mahkemesi kararında delil olarak (banka dekontunu) sundukları 500.000-TL menfi zararın reddine dair gerekçeye yer verilmediği, banka dekontuyla sabit olan menfi zararlarının tazmininin hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, yargı kararlarının 20 yıldır sürüncemede bırakılarak etkisiz kılındığı, Mahkemece somut olayda hizmet kusuru bulunduğunun açıkça tespit edildiği, davalının yargı kararlarının gereğini yerine getirmediğinin müteaddit defalar tespit edildiği, yıkım işlemi icra edilmeden arsanın kullanılabilmesinin mümkün olmadığı, mülkiyet hakkının 20 yıldır kısıtlanarak yasal imar hakkının kullanılmasına engel olunduğu, müteahhit ve inşaat yüksek mühendisi olan davacının konut inşa etmesinin varsayım değil, kaçınılmaz bir sonuç olduğu, davacının 142 konut inşa edemediği ve bu konutlardan elde edeceği kira gelirinden mahrum kaldığı, Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına karşın maddi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka açıkça aykırı olduğu, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde yer alan devam eden davalar bulunduğu hususunun gerçek dışı olduğu, ... İdare mahkemesinin E: ..., K: ... sayılı kararıyla 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, hizmet kusurunun halihazırda devam ettiği, davacının yıkımın gerçekleştirilmesi yolunda 20 yıldır gösterdiği çabanın imar hakkını kullanma iradesinin açık kanıtı olduğu, en azından arsanın boş halinin rayiç kira bedelinin davacının somut zararı olduğu, Danıştay Altıncı Dairesinin 01/07/2021 tarih ve E:2021/3145, K:2021/9191 sayılı kararının azlık oyunda davacının zararının tazmin edilmesi gerektiğinin belirtildiği, manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; davacı tarafından fiili yıkımın yerine getirilmeyerek uygulanmaması sebebiyle 350.000,00-TL maddi tazminatın belediye encümen kararının tesis edildiği 23/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesi'nin 07/11/2017 tarih ve E:2016/11712, K:2017/5817 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, maddi tazminat talebinin varsayımsal olduğu ve somut olarak ortaya konulamadığı, davacıya ait parsele yapılan inşaatların, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı gereğince, istinat duvarlarının uygun hale getirilmesi halinde, tüm blokların yıkımına gerek kalmayacağı talebiyle S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi tarafından; mühürlenen ve yıkımı yapılacak olan parselde bulunan inşaatların güvenli hale getirilmesi için hazırlanan istinat duvarı projesinin onaylanması için pek çok kez müvekkil belediyeye başvuruda bulunulduğu halde istinat duvarı projelerinin onaylanmasını engellediği belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ... 'IN DÜŞÜNCESİ :<br> Davacı tarafından hazırlanacak projenin belediye tarafından uygun bulunarak yapı ruhsatı verilmesi halinde inşaata başlanabileceği, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yapı yapılması amacıyla yapı ruhsatı alınması için proje hazırlanması halinde projenin hangi sürede hazırlanacağı, hazırlanan projenin belediye tarafından uygun bulunup bulunmayacağı, uygun bulunması halinde bu sürecin ne kadar zaman alacağı, izin verilecek yapı büyüklüğünün ne kadar olacağı, inşaata ne zaman başlanılabileceği, inşaatın ne kadar sürede tamamlanabileceği, inşaatın tamamlanması halinde yapı kullanma izninin ne kadar sürede alınabileceği, yapı kullanma izni alınması halinde yapıların kaçının ne kadar sürede kiraya verilebileceği hususlarındaki belirsizlikler dikkate alındığında, anılan hususların tamamının ihtimale dayalı olduğu ve ne şekilde ve ne kadarının hangi sürede gerçekleşeceğinin belirsiz olması, dolayısıyla çok sayıda belirsizliği barındırması sebebiyle gerçekleşmiş ve kesin zarar olarak nitelendirilemeyeceğinden, temyize konu İdari Dava Dairesi kararının maddi tazminat istemine ilişkin kısmında bozulmasını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.<br> Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.<br>Buna göre manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.<br>Davacı tarafından, uğranıldığı ileri sürülen manevi tazminatın, birbirini takip eden dönemler halinde birden fazla dava ile talep edildiği anlaşılmaktadır.<br>Nitekim; ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği ve ... İdare Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında 19/08/2019-07/09/2020 tarihleri arasındaki dönem için uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazminin talep edildiği, iş bu davada ise 19/08/2019-07/09/2020 tarihleri arasında uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın talep edildiği görülmektedir.<br>Bu durumda; davacı tarafından, uğranıldığı ileri sürülen manevi tazminatın birbirini takip eden dönemler halinde birden fazla dava ile talep edildiği, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, ayrıca davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... gün ve E:... , K:... karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemi ile dava konusu işlemin iptali istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının kaldırılmasına, dava konusu zımni ret işleminin iptali, davacının 200.000,00 TL manevi zararının davanın açıldığı 01/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi talebinin kabulü, fazlaya ilişkin manevi zarar isteminin reddine, maddi zararın tazmini istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 27/12/2023 tarih ve E:2023/6515, K:2023/995 sayılı kararıyla dava konusu zımni ret işlemine ilişkin kısmı ile manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verildiği, iş bu dosyada davacı tarafından 19/08/2019-07/09/2020 tarihleri arasında döneme ilişkin manevi tazminat talep edildiği hususları dikkate alınarak manevi tazminatın amaç ve niteliği de dikkate alınarak olay karşısında duyulan acıyla da orantılı olacak şekilde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. <br> Bu itibarla; temyiz isteminin kısmen kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının maddi tazminata ilişkin kısımının onanmasına, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY : <br> Davacı, İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın malikidir.<br> Dava dışı S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi ile davacı arasında, İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda yapılacak yapı ile ilgili olarak 25/05/1987 tarihli protokol ve 12/06/1987 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır. <br> Taşınmaz sahibi olan davacı tarafından 28/08/1989 tarihli noter ihtarnamesiyle, kat karşılığı inşaat sözleşmesi tek taraflı olarak feshedilmiştir.<br> Anılan Kooperatif tarafından kooperatifin yapım sürecinin yürütülmesi için gerekli işlemleri yapabilmek amacıyla yetki istenilmesi amacıyla yapılan başvuru üzerine, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:... D. İş, K:... sayılı ihtiyati tedbir kararına dayanılarak imar durum belgesinin alınmış ve 26/09/1989 tarihinde yapı ruhsatı alınarak inşaata başlanılmış ve 04/10/1993 tarihinde anılan kooperatife istinat duvarı yapımına ilişkin yapı ruhsatı verilmiştir.<br> Davacının, anılan taşınmaz üzerinde yapılan yapıların ruhsata uygun olmadığı yolundaki 11/12/1995 tarihli şikayeti üzerine, davalı belediye görevlileri tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı yapı tatil tutanağı ile; "hali hazır durumu natamam olan inşaatlarda iki blok olmak üzere şev eteklerinde istinat duvarlarının, iksa ve tahkimatların yapılmadığı, bu nedenle şevlerde akmalar, çatlamalar oluştuğu, devamı halinde binalara zarar vereceği" tespiti üzerine, yapılar mühürlenmiş ve ... tarih ve ... sayılı belediye encümen kararı ile de yapıların durdurulmasına karar verilmiştir.<br> İfaya izin ve tazminat davasında 19/06/1997 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılması istemiyle yapılan itiraz üzerine, ... Asliye Ticaret Mahkemesince yapılarda gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, istinat duvarlarının yapıldığı ve inşaatlarda zemin açısından hiçbir sakıncanın bulunmadığının belirtilmesi üzerine, anılan Mahkemece ihtiyati tedbir kararı kaldırılmıştır. Anılan Kooperatifin başvurusu üzerine, 12/02/1998 tarih ve 84 sayılı belediye encümen kararı ile anılan Mahkeme kararından bahisle yapı tatil tutanağı davalı belediye tarafından kaldırılmıştır.<br> Davacı tarafından, ... tarih ve ... sayılı yapı tatil tutanağının kaldırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı belediye encümen kararının iptali istemiyle açılan davada; ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile, iptaline karar verilmiştir.<br> Davacı tarafından; anılan Mahkeme kararı üzerine, yapıların ruhsat ve onaylı projesinin hükümsüz hale geldiğinden bahisle, yapıların yıkımının yapılması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... sayılı karararıyla yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine, kararın gereğinin yerine getirilmesi amacıyla yapılan inceleme sonucu "14/12/1995 tarihli yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların giderilmediği" belirtilerek yapı bu kez ... tarih ve ... sayılı yapı tatil tutanağı ile mühürlenmiş ve ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile anılan zımni ret işleminin iptaline karar verilmiştir.<br> Davacı tarafından, 14/12/1995 tarihli yapı tatil tutanağında belirtilen ruhsata aykırılıklar ile ... İdare Mahkemesi kararından bahisle, istinat duvarı ile iksa ve tahkimatların yapılmaması halinin söz konusu yapıyı ne kadar imar mevzuatına aykırı kılıyorsa o kısımlara yönelik yıkımı yolunda verilen ... tarih ve ... sayılı belediye encümen kararının iptali istemiyle açılan davanın ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile, anılan kooperatif tarafından açılan davanın ise ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.<br> 14/11/2007 tarihinde yapılan denetimde; 23/10/2003 tarihli tutanakla yapının mühürlenmesine rağmen mührün fekki suretiyle yapıya devam edildiğinin tespit edilmesi üzerine, yukarıda yer verilen belediye encümen kararları ve Danıştay Altıncı Dairesince onanan ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı doğrultusunda yapıların 17/10/2008 tarihinde yıkılacağına ilişkin ... tarih ve ... sayılı davalı idare işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 07/08/2008 tarih ve ... sayılı ve ... tarih ve ... sayılı işlemlerin iptali istemiyle anılan kooperatif tarafından açılan davada; dava konusu işlemlerin iptali yolundaki ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 27/03/2013 tarih ve E:2011/9566, K:2013/12218 sayılı kararı ile, "dava konusu edilen işlemlerin ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... günlü, E:... , K:... sayılı kararın uygulanmasına yönelik anılan kararın öncesinde, yapının mühürlenmesi ve yıkıma ilişkin alınan kararların devamı niteliğinde bir işlem olduğu, söz konusu Mahkeme kararı alınmadan önceki dönemde davaya konu taşınmaz üzerindeki İmar Kanunu'na aykırı durumların 14/12/1995 tarihli yapı tatil zaptı ile tespit edildiği ve tespit edilen bu aykırılıklara ilişkin alınmış olan ... günlü, ... sayılı encümen kararı bulunduğu; dolayısıyla yıkıma konu olan dava konusu işlemin mahkeme kararını uygulanmasına yönelik olduğu, anılan tespitler ve encümen kararlarının yargı kararları ile kesinleşmiş işlemler olduğu ve söz konusu işlemlerde belirlenen imara aykırılıklara yönelik olarak yeniden 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca tespit zaptı ve belediye encümeni kararı alınmasını gerektirir bir durum bulunmadığı sonucuna varıldığı, buna göre; incelenmekte olan davaya konu işlemlerin dayanağı olan encümen kararı ve yapı tatil zaptı ile yıkıma yönelik kesin tespitlerin yapıldığı, bu nedenle Mahkemece açık ve kesin tespit yapılmaksızın ve bu tespitlere bağlı olarak yıkıma ilişkin yeniden encümen kararı alınmadan yıkımın gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin aksi yönde yapılan değerlendirmenin yasal dayanağının bulunmadığı görüldüğünden, yukarıda anılan Mahkeme kararının gereklerinin yerine getirilmesi amacıyla tesis edildiği sabit olan dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, bozma kararına uyularak İz... İdare Mahkemesince ... tarih ve E:... , K:... sayılı karar ile davanın reddine karar verilmiştir.<br> İzmir İnşaat Mühendisleri Odasının 06/08/2009 tarihli yazısı ile “mühürlemeye esas eksikliklerin giderildiğinin” belirtilmesi ve belediye görevlilerince yapılan inceleme sonucu düzenlenen tutanak üzerine, 23/03/2010 tarih ve 298 sayılı belediye encümen kararı ile, daha önceki mühürleme ve yıkım kararları kaldırılmıştır. <br> Davacı tarafından, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan yapılar hakkında daha önce tesis edilen işlemlerin kaldırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... sayılı kararıyla, "Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile ek bilirkişi raporu ve yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, "... tarih, C. ... , S. ... sayılı yapı tatil zaptının, ... tarih ve ... sayılı encümen kararının, ... tarih ve C. ... , S. ... sayılı yapı tatil zaptı ile ... tarih ve ... sayılı encümen kararının, ... tarih ve C: ... , S. ... sayılı yapı tatil zaptı ile ... tarih ve ... sayılı encümen kararının kaldırılmasına ilişkin dava konusu ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Encümeni kararında hukuka ve imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiş, bu kararın uygulanması amacıyla 04/01/2012 tarihli yapı tatil tutanağı ile yapı mühürlenmiş ve ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.<br> 04/01/2012 tarihli yapı tatil tutanağına istinaden, ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Encümeni kararı ile, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan yapıların ruhsata uygun hale getirilmediği belirtilerek ... İdare Mahkemesinin 02/04/2012 tarih ve E:... , K:... sayılı kararı gereğince belediyelerince yapıların yıkım işleminin yapılmasına karar verilmiştir.<br> Anılan kooperatif tarafından, yapının mühürlenmesine ilişkin 04/01/2012 tarihli yapı tatil tutanağı ile belirtilen aykırılıkların 30 gün içerisinde giderilmesi gerektiği, aksi takdirde 3194 sayılı Kanunun 32. maddesi uyarınca işlem yapılacağı yönündeki ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davanın ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.<br> Anılan kooperatif tarafından, 04/01/2012 tarihli yapı tatil zaptına konu hususların yıktırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Encümeni kararı ile bu encümen kararının bildirimine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davada; ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile "yıkım kararlarının kaldırılmasına ilişkin Narlıdere Belediye Encümenin ... tarih ve ... sayılı işleminin, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine, bu karar gereğinin yerine getirilmesi amacıyla tesis edilen dava konusu ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Encümen Kararı ile bu encümen kararının bildirimine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Narlıdere Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Narlıdere Şehircilik Müdürlüğü işleminde hukuka aykırılık görülmemiştir" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br> Davalı Belediyenin ... tarih ve ... sayılı yazısı ile, söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapıların yıkım işleminin 17/10/2008 tarihinde gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.<br> Davalı belediye görevlileri tarafından düzenlenen 17/10/2008 tarihli tutanak ile; site sakinlerinin direnişi ile karşılaşıldığı, gerginliğin giderek arttığı, vatandaşların daha fazla infial oluşturacağı ve önüne geçilemez olaylar meydana gelebileceği nedeniyle gerginliğin ortadan kaldırılması için yıkım işleminin ileri bir tarihte yapılması amacıyla geri çekilindiği hususları imza altına alınmıştır.<br> Davalı Belediyenin ... tarih ve ... sayılı yazısı ile, söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapıların yıkım işleminin 25/05/2019 ve 10/06/2019 tarihlerinde gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.<br> Davalı Belediyenin ... tarih ve ... sayılı yazısı ile; Narlıdere Kaymakamlığından yıkım işlemi süreci için kolluk kuvvetine ihtiyaç olduğu belirtilerek kolluk kuvveti talep edilmiştir.<br> Narlıdere Kaymakamlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı ile; davalı belediyeye; taraflar arasında birçok konu ve anlaşmazlığın dava konusu edildiği, çeşitli yargı kararlarının bulunduğu, bu sebeple yıkım gerçekleşirse ileride telafisi imkansız sonuçlar doğabileceği, İllerinde oynanacak futbol müsabakasında çok sayıda emniyet personelinin görev alacağı da göz önüne alınarak yıkım alanında güvenlik zaafiyeti oluşmaması için yıkım işleminin ertelenmesinin uygun olacağı bildirilmiştir.<br> Anılan kooperatif tarafından davalı belediyeye verilen 29/07/2019 tarihli dilekçe ekinde, söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapılara ilişkin yapı kayıt belgeleri sunularak yıkım kararlarının iptal edilmesi talep edilmiştir.<br> Davalı belediyenin ... tarih ve ... sayılı yazısı ile, anılan yapı kayıt belgelerinin geçerli olup olmadığı hususu sorulmuştur.<br> İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ile; anılan yapı kayıt belgelerinin geçerli olduğu belirtilmiştir.<br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde yer alan yapılara ilişkin olarak kooperatif tarafından alınan 10 adet yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi istemiyle davacı tarafından yapılan 25/06/2019 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptali yolundaki ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı karara karşı yapılan istinaf başvurusu, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. <br> Davacı tarafından, davalı idareye verilen 11/06/2020 tarihli dilekçe ile; 10/08/2020 tarihinde yıkım işleminin gerçekleştirileceği, fiili yıkım işleminin yerine getirilmesi amacıyla masrafları davacıya ait olmak üzere fiili yıkım işlemini belediyeden herhangi bir bedel talep etmeden yapacağı, aksi takdirde masrafları tarafına ait yıkım teklifinden vazgeçtiğini belirtilmiş, davalı idareye verilen 25/06/2020 tarihli dilekçe ile de; yıkımın gerçekleştirilme tarihinin 24/08/2020 tarihi olarak değiştirildiği bildirilmiştir.<br> Davalı belediye tarafından, yıkım işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla davacının anlaştığı firma adına ... tarih ve ... sayılı yıkım izin belgesi düzenlenmiştir.<br> Davalı belediyenin ... tarih ve ... sayılı yazısı ile; davacının yıkımı talep ettiği yapıların yıkımının gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve fenni mesul şartı ile davacı tarafından yapılmasında sakınca bulunmadığı hususu davacıya bildirilmiştir.<br> Davacı tarafından, yıkım işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla 22/06/2020 tarihli sözleşme ve 24/07/2020 tarihli sözleşmeye ek protokol yapılmış ve bu protokolde yıkımı gerçekleştirecek yüklenici firmaya 500.000,00 TL avans ödeneceği, yıkım tarihinden 15 gün öncesine ilişkin dönem içerisinde yıkım işinin ertelenmesi veya iptal edilmesi halinde ödenen avansın yüklenicide kalacağı şartına yer verilmiştir.<br> Davacı tarafından, anılan sözleşme kapsamında 500.000,00 TL avans yüklenici firmaya 11/08/2020 tarihinde banka yoluyla ödenmiştir.<br> Davalı idareye verilen 11/08/2020 tarihli dilekçe ile; fiili yıkım işleminin yerine getirilmesi amacıyla yüklenici firmaya 500.000,00 TL avansın ödendiğine dair banka dekontunun ekte sunulduğu belirtilerek, yıkım işinin ertelenmesi veya iptal edilmesi halinde yükleniciye ödediği avansın iadesinin olmayacağı, bu nedenle zarara sebebiyet verenlere rücu etmek zorunda kalacağı, yıkım işleminin ertelenmesine mahal verilmemesi için gereğinin yapılması davacı tarafından talep edilmiştir.<br> Narlıdere Belediye Özel Kalem Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ile; Türkiyede ve İzmir'de COVİD-19 salgınının artış eğilimine girmiş olması, COVİD-19 salgınının oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, fiziki mesafeti koruma ve yayılım hızının kontrol altında tutulması amacıyla Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Komisyonunun önerileri dikkate alındığında yüz ailenin ikamet ettiği söz konusu yapıların yıkımına ilişkin tüm iş ve işlemlerin durdurulmasına/iptal edilmesine karar verilmiş ve bu husus ... tarih ve ... sayılı yazı ile davacıya bildirilmiştir.<br> Bunun üzerine, İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde yer alan yapılara ilişkin ... İdare Mahkemesi’nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı doğrultusunda, 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca fiili yıkım işleminin yerine getirilmeyerek uygulanmaması sebebiyle 19/08/2019-07/09/2020 tarihleri arasında uğranıldığı ileri sürülen 200.000,00 TL manevi, 10.000,00 TL maddi tazminatın 27/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır.<br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapılara ilişkin Narlıdere Belediye Encümeninin ... gün ve 298 sayılı kararının ... İdare Mahkemesinin ... günlü ve E:... sayılı kararı ile yürütmesinin durdurulması ve ... günlü, K:... sayılı kararı ile iptaline karar verilmesine rağmen davalı idare tarafından fiili yıkımın yerine getirilmeyerek uygulanmaması sebebiyle 350.000,00-TL maddi tazminatın belediye encümen kararının tesis edildiği 23/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı, Danıştay Ondördüncü Dairesi'nin 07/11/2017 tarih ve E:2016/11712, K:2017/5817 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.<br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde yer alan yapılara ilişkin ... İdare Mahkemesi’nin E:... , K:... sayılı kararı doğrultusunda, 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca fiili yıkım işleminin yerine getirilmesi ve uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmin edilmesi amacıyla 26/05/2015 tarihinde yapmış olduğu başvurusunun zımnen reddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptali yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 13/03/2019 tarih ve E:2017/73, K:2019/2058 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.<br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerindeki yapılara ilişkin Narlıdere Belediye Encümeninin ... gün ve ... sayılı kararının ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... sayılı kararı ile yürütülmesinin durdurulması ve ... günlü, K:... sayılı kararı ile iptaline karar verilmesine rağmen davalı idare tarafından fiili yıkımın yerine getirilmeyerek uygulanmaması sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen 200.000,00-TL manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada; manevi tazminat talebinin 100.000,00-TL'lik kısmının kabulü, 100.000,00-TL'lik kısmı yönünden ise davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Ondördüncü Dairesinin 07/11/2017 tarih ve E:2016/11713, K:2017/5818 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak, manevi tazminat isteminin 50.000,00-TL'lik kısmının kabulü, tazminat isteminin 150.000,00-TL'lik kısmı yönünden ise davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı, Danıştay Altıncı Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2019/17660, K:2021/7267 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. <br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, taşınmaz üzerinde yer alan yapılara ilişkin ... İdare Mahkemesi'nin E:... , K:... sayılı kararı doğrultusunda, 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca idare tarafından fiili yıkımın yapılmaması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 200.000,00-TL manevi, 10.000,00-TL maddi tazminatın 27/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 01/07/2021 tarih ve E:2021/3145, K:2021/9191 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.<br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, taşınmaz üzerindeki yapıların yıkımına ilişkin idari yargı kararları bulunması ve nihai olarak yıkım işleminin icra edilmemesi nedeniyle ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... ve K:... sayılı kararı ile tarafına manevi tazminat ödenmesine karar verilmesine rağmen, yıkım işleminin sürüncemede bırakılarak fiilen yerine getirilmediğinden bahisle maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle yapılan 26/04/2019 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... gün ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 12/04/2023 tarih ve E:2022/2571, K:2023/3782 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.<br> Davacı tarafından, "davalı idarece fiilen yıkılması" sonucunu doğuran müteaddit idari yargı kararları bulunmasına ve daha önce birçok kez idareye başvurmasına rağmen davalı idarece hâlâ yıkılmadığını belirterek bahse konu yapılara dair yıkım kararlarının -yargı kararları gereği daha fazla sürüncemede bırakılmadan- fiilen yerine getirilmesi ve 07/09/2020 tarihinden fiili yıkımın yapılacağı tarihe kadarki maddi ve manevi zararının makul bir bedelle tazmini talebiyle davalı idareye 07/09/2020 tarihinde yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle 07/09/2020-10/11/2020 tarihleri arasında uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararlara karşılık olarak 10.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesi istemiyle açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... gün ve E:... , K:... karara karşı yapılan istinaf başvurusu, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.<br> İzmir ili, Narlıdere ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde dava dışı kişilerce ruhsatsız olarak yapılan yapıların "davalı idarece fiilen yıkılması" sonucunu doğuran müteaddit idari yargı kararları bulunmasına ve daha önce birçok kez idareye başvurulmasına rağmen davalı idarece hâlâ yıkılmadığı belirtilerek "kesinleşmiş idari yargı kararlarının gereği olan yıkımın icrasının yerine getirilmesi ve mühürlü yapılara sağlanan hizmetlerin sonlandırılmasına dair işlem tesis edilmesi ve 10/11/2020 tarihinden fiili yıkımın yapılacağı tarihe kadarki maddi ve manevi zararının makul bir bedelle tazmini" talebiyle davalı idareye 14/02/2022 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile 10/11/2020-04/04/2022 tarihleri arasında uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararlara karşılık olarak 10.000,00-TL maddi ve 500.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nce verilen 20/10/2022 gün ve E:2022/853, K:2022/1678 karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemi ile dava konusu işlemin iptali istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının kaldırılmasına, dava konusu zımni ret işleminin iptali, davacının 200.000,00 TL manevi zararının davanın açıldığı 01/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi talebinin kabulü, fazlaya ilişkin manevi zarar isteminin reddine, maddi zararın tazmini istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 27/12/2023 tarih ve E:2023/6515, K:2023/995 sayılı kararıyla dava konusu zımni ret işlemine ilişkin kısmı ile manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> T.C Anayasasının 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu vurgulanmış ve 11. maddesinde; Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarının olduğu belirtilerek, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü vurgulandıktan sonra; 125. maddesinde, idarelerin kendi işlem ve eylemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü oldukları, 129. maddenin 1. fıkrasında da; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları; 138. maddesinin son fıkrasında ise; yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarını uygulamak zorunda olduğu bu organların ve idarenin mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hükümlerine yer verilmiştir. <br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinde de Anayasa hükmüne benzer bir düzenleme öngörülerek birinci fıkrasında, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez." hükmüne; üçüncü fıkrasında, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir." hükmüne yer verilmiştir. <br> <br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Davacı tarafından, söz konusu taşınmaz üzerinde yapılan yapıların "davalı idarece fiilen yıkılması" sonucunu doğuran yargı kararları bulunmasına rağmen yargı kararlarının gereğinin icra edilmemesi, yani yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının bulunduğu gerekçesiyle, iş bu tam yargı davası açılmıştır.<br> Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de idarenin yargısal denetiminin yapılabilmesidir. Anayasa'nın yukarıda belirtilen 125. maddesinde yer alan idarenin her türlü eylem ve işleminin yargısal denetime tabi olacağı yolundaki amir hüküm, belirtilen ilkenin somut halini teşkil etmektedir. Hukuk devletinin gereği olarak idarenin yargısal denetimi ancak idari yargı mercilerince verilen kararların, fiili ve hukuki imkansızlık dışında gecikmeksizin yerine getirilmesi ile mümkün olacaktır. <br>Yukarıda yer verilen emredici hukuk kurallarına göre, idarelerin yargı kararlarını gecikmeksizin uygulaması yasal bir zorunluluk olup, idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmesi ya da eylemde bulunmak zorunda olması, aynı zamanda hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan bu ilke karşısında, idarenin mahkeme kararlarını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, yargı kararlarının uygulanması bakımından idare ''bağlı yetki'' içerisinde bulunmaktadır. Aynı şekilde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrası da, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak 30 (otuz) günü geçemeyeceği şeklindeki kuralıyla Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirmektedir. Söz konusu ilke karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.<br> 2577 sayılı Kanunun 28. maddesinde öngörülen süre içerisinde Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi durumunda, idarenin sorumluluğunun ortaya çıkacağı kuşkusuzdur.<br>Hukuk devleti ilkesi uyarınca, faaliyetlerini hukuka uygun biçimde yürütmek zorunda olan idarenin hukuka aykırı eylem yapması veya işlem tesis etmesi, kural olarak hizmet kusurunu oluşturur. Buna göre, idarenin, anayasal bir zorunluluk olan yargı kararını uygulamaktan kaçınması da idarenin hizmet kusuru mahiyetinde olup, Anayasasının 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmü ile 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi uyarınca yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle davacının uğradığı zararların idarece tazmini gerektiği açıktır.<br><br> Kararın; maddi tazminat ödenmesi istemine ilişkin kısmı ile ilgili olarak;<br> Anayasa Mahkemesi kararında belirtildiği üzere; Bölge Mahkemesinin başvurucuların Mahkeme kararlarının uygulanmaması üzerine açtıkları tam yargı davalarında dava açma süresinin başlayabilmesinin başvurucuların mahkeme kararlarının uygulanması talebiyle idareye başvurması şartına bağladığı görülmektedir. Mahkeme kararlarının uygulanmaması üzerine açılacak tazminat davalarının düzenlendiği 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde dava açılması için idareye başvuru şartı bulunmamaktadır. Diğer yandan İdare, uygulanmayan iptal kararlarının tarafıdır ve İdarenin söz konusu karardan haberdar olmadığı söylenemez. İdarenin mahkeme kararını uygulaması için bireylerin mahkeme kararının uygulanmasını istemesi gerektiğine ilişkin kanuni bir düzenleme bulunmadığı gibi mahkeme kararlarının derhâl uygulanmasına yönelik bu yükümlülük somut olayda Anayasa'ya göre İdarenindir (AYM, Abdullah Kaya ve Diğerleri, B. No: 2017/26740, 16/12/2020, § 65).<br> Hukuk devleti ilkesi uyarınca, faaliyetlerini hukuka uygun biçimde yürütmek zorunda olan idarenin hukuka aykırı eylem yapması veya işlem tesis etmesi, kural olarak hizmet kusurunu oluşturur. Buna göre, idarenin, anayasal bir zorunluluk olan yargı kararını uygulamaktan kaçınması da idarenin hizmet kusuru mahiyetinde olup, Anayasasının 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmü ile 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi uyarınca yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle davacının uğradığı zararların idarece tazmini gerektiği açıktır. <br> Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde aksaklık, bozukluk, hukuka aykırılık veya ihmal bulunması şeklinde tanımlanmakta olup, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde ortaya çıkmaktadır. <br>İdare Hukukunun genel kabul gören temel ilkeleri uyarınca idarenin hizmet kusuruna dayalı mali sorumluluğundan söz edilebilmesi için; öncelikle bir zararın varlığı, bu zararın idarenin hizmet kusurundan kaynaklanması, ayrıca idarenin kusurlu eylem ve/veya işlemi ile ortaya çıkan zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması koşullarının bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. Sayılan bu üç koşuldan birinin dahi eksik olması halinde idarenin mali sorumluluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır.<br>Bununla birlikte, hizmet kusuruna dayalı maddi tazminat istemlerinde, tazmin edilecek zararın, mal varlığında gerçek, kanıtlanabilir bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde somut olarak ortaya konulabilmesi gerekmektedir. İdare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, kesin ve belirlenebilir nitelikte, yani gerçek zarar olması gerekir. Tazminat davaları ile, uğranılan gerçek zararın giderilmesi amaçlanmaktadır. Belli şartların gerçekleşmesi durumunda ileride elde edilmesi muhtemel gelirlerin gerçek ve kesinleşmiş olarak ortaya çıkan zarar olarak kabulü mümkün değildir. <br> Yargı mercilerince, maddi tazminat talebine ilişkin iddiaların kalem kalem incelenerek bu taleplerin dayanakları ile şartlarının oluşup oluşmadığı yönünden inceleme yapılarak işin esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir.<br> Tazmin sorumluluğu gereğince ödenecek tazminat, idarenin belli bir eylem veya işleminden dolayı kişilerin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi önlemeye yöneliktir. İdare ancak kendi işlem ve eylemlerinden doğan gerçek zararı tazmin etmekle yükümlü tutulabileceğinden, davacı tarafından maddi zararının hangi sebepten kaynaklandığının ve hangi kalemlerden oluştuğunun belirtilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, kişilerin gerçek zararlarının hangi kalemlerden oluştuğu dikkate alınmak suretiyle tazminat miktarı belirlenmelidir.<br> Davacı tarafından, yargı kararları uyarınca davalı belediyenin, yapıları fiilen yıkmak zorunda olmasına rağmen yıkım işleminin icrasını uzun yıllardır yerine getirilmediği, İdare Mahkemesi kararlarının etkisiz kılındığı, maliki olduğu arsanın üzerinde dava dışı yüklenicinin inşa ettiği ve sağlam zemine oturmayan kullanımı imkansız yapıların davalı belediyece yıktırılması yönünde yıllardır hukuk mücadelesi verdiği, ... tarih ve ... sayılı belediye encümen kararının, encümen yıkım kararlarını hukuka aykırı olarak ortadan kaldırdığı, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... sayılı kararı ile yürütmesinin durdurulması kararında bu durumun tespit edildiği, yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarında arsa üzerlerindeki tüm istinat duvarlarının ve tüm binaların tamamının sağlam zemine oturtulmadan inşa edildiğinin tespit edildiği ve yargı kararlarının kesinleştiği, bu karar doğrultusunda idarenin ... tarih ve ... sayılı kararı ile yıkım kararı almakla birlikte halen fiili yıkımın yapılmadığı, yıkım yapılmadığından taşınmaz üzerinde inşaata başlanılamadığı, mülkiyet haklarının açıkça ihlal edildiği, yıkım firmasına ödedikleri 500.000 TL avansın diğer zararları olduğu, mülkiyet hakkının 20 yıldır kısıtlanarak yasal imar hakkının kullanılmasına engel olunduğu, müteahhit ve inşaat yüksek mühendisi olan davacının konut inşa etmesinin varsayım değil, kaçınılmaz bir sonuç olduğu,davacının 142 konut inşa edemediği ve bu konutlardan elde edeceği kira gelirinden mahrum kaldığı, en azından arsanın boş halinin rayiç kira bedelinin davacının somut zararı olduğu, Anayasa Mahkemesinin Başvuru No:2013/1122, 26/06/2014, Sultan Tokay ve diğerleri kararı dikkate alındığında dava konusu talebin "meşru bir beklenti” olduğu, arsanın vergilerini her yıl ödediği, 18 yıldır onlarca dava açmak zorunda kaldığından davacının yaşamının alt-üst edildiği, davacının şeref ve haysiyetinin son derece rencide olduğu, manevi tazminatın benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve cezalandırıcı bir miktar olması gerektiği, ... İdare Mahkemesinin E:... , K:... sayılı kararıyla 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, ancak bu tutarın yargı kararlarının uygulanması noktasında caydırıcı olmadığı ileri sürülmek suretiyle 19/08/2019-07/09/2020 tarihleri arasında dönem için uğranıldığı ileri sürülen 10.000 TL maddi zararın tazmini talep edilmiştir.<br> Davacı tarafından, dava dilekçesinde genel olarak maddi tazminatın ödenmesi, talebinde bulunulduğu görülmüş olup, davacının talep ettiği 10.000,00 TL maddi zararın hangi maddi zarar kalemlerinden oluştuğu ve hangi zarar kalemi için ne miktarda tazmin talep edildiği net olarak anlaşılamamıştır.<br> Uyuşmazlıkta; öncelikle, davacıdan, hangi maddi zarar kalemlerinin tazmininin talep edildiği (uğranıldığı iddia edilen maddi zararların kalemler halinde miktarlarının da belirtilmesi suretiyle somut bir şekilde açıklanması) hususunun sorularak, talep edilen maddi tazminat kalemlerinin net bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. <br> Bu durumda; somut olayda davacı tarafından maddi zararın hangi kalemlerden oluştuğunun açık bir şekilde ortaya konulması gerektiğinden, hangi zarar kalemlerinin dava konusu edildiğinin somutlaştırılması suretiyle maddi zarar kalemlerinin tazmini hususundaki tereddüt giderildikten sonra, maddi tazminat talebinin değerlendirilmesi suretiyle işin esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiğinden, temyize konu İdari Dava Dairesi kararının anılan kısmında isabet görülmemiştir.<br> Öte yandan; davalı belediye tarafından, yıkım işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla ... tarih ve ... sayılı davacının anlaştığı yüklenici firma adına yıkım izin belgesinin düzenlendiği, davacı tarafından, yıkım işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla 22/06/2020 tarihli sözleşme ve 24/07/2020 tarihli sözleşmeye ek protokol yapıldığı ve bu protokolde yıkımı gerçekleştirecek yüklenici firmaya 500.000,00 TL avans ödeneceği ve yıkım tarihinden 15 gün içerisinde yıkım işinin ertelenmesi veya iptal edilmesi halinde ödenen avansın yüklenicide kalacağı şartına yer verildiği, davacı tarafından, anılan sözleşme kapsamında 11/08/2020 tarihinde 500.000,00 TL avansın yüklenici firmaya ödendiği, davacı tarafından, davalı idareye verilen 11/08/2020 tarihli dilekçe ile; fiili yıkım işleminin yerine getirilmesi amacıyla yüklenici firmaya 500.000,00 TL avansın ödendiğine dair banka dekontunun ekte sunulduğu belirtilerek yıkım işinin ertelenmesi veya iptal edilmesi halinde yükleniciye ödediği avansın iadesinin olmayacağı, bu nedenle zarara sebebiyet verenlere rücu etmek zorunda kalacağı, yıkım işleminin ertelenmesine mahal verilmemesi için gereğinin yapılması hususunun belirtildiği, Narlıdere Belediye Özel Kalem Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ile; yıkım işleminin gerçekleştirilmesinin Türkiyede ve İzmir'de salgın hastalığın ve bulaşıcılığının ciddi sonuçlarının olabileceği dikkate alınarak durdurulduğu ve bu durumun ... tarih ve ... sayılı yazı ile davacıya bildirildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı belediyece düzenlenen yıkım izin belgesine istinaden yıkım işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla bir firma ile sözleşme yapıldığı ve bu sözleşmeye istinaden 500.000,00 TL avansın ödendiği, ayrıca davalı belediyeye 500.000,00 TL avansın ödendiği ve yıkım işinin ertelenmesi veya iptal edilmesi halinde yükleniciye ödediği avansın iadesinin olmayacağı, bu nedenle zarara sebebiyet verenlere rücu etmek zorunda kalacağı, yıkım işleminin ertelenmesine mahal verilmemesi hususunun davacı tarafından bildirildiği, dolayısıyla davalı belediye tarafından yıkım işleminin gerçekleştirilmesinin durdurulduğu dikkate alındığında davacı tarafından ödenen 500.000,00 TL avansın belediye tarafından düzenlenen yıkım izin belgesine istinaden yapılan sözleşme çerçevesinde ödendiği görüldüğünden, bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada yıkım işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla davacı ile yüklenici firma arasında imzalanan 22/06/2020 sözleşme metninin dosyada bulunmadığı görülmekle birlikte, 22/06/2020 tarihli sözleşmede yıkım işinin ertelenmesi veya iptal edilmesi halinde yükleniciye ödenen avansın iadesinin olmayacağı yönünde şart bulunup bulunmadığı ve davacı tarafından ödenen 500.000,00 TL avansın geri iadesinin yapılıp yapılmadığı hususunun da araştırılması suretiyle, davacı tarafından ödenen 500.000,00 TL avansın değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerekmektedir.<br><br> Kararın; manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkin kısmına gelince; <br> Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E:2017/16, K:2019/64, 24/7/2019, § 43).<br>Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E:2013/39, K:2013/65, 22/5/2013; AYM, E:2020/80, K:2021/34, 29/4/2021, § 25).<br>Hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için ise devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık olması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." denilmek suretiyle bu husus anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulması yeterli olmayıp yargı mercileri tarafından verilen kararların gecikmeksizin uygulanması da gerekir. Yapılan yargısal denetim neticesinde bir işlemin hukuka aykırı olduğu tespit edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki kararın uygulanmaması, devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulmasını anlamsız hâle getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü sadece hukuka aykırılıkların tespit edilmesiyle değil bunların tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir (AYM, E:2012/73, K:2013/107, 3/10/2013).<br>Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasına göre yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu hükümde mahkeme kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme organları ile idare lehine herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu makamlarınca zamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam manasıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla idare, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür. Bu sebeple Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında icra edilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (AYM, Adil Kıyanç ve diğerleri, B. No: 2019/28149, 3/5/2023, § 22).<br>Mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından Anayasa'nın 35. maddesi -Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere- mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır (AYM, Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71). Mülkiyet hakkı kapsamında nihai ve icrai nitelikteki bir yargı kararının uygulanmaması Anayasa'nın 35. maddesinde öngörülen hakkın korunmasına ilişkin söz konusu güvenceleri de ortadan kaldırmaktadır (AYM, Davut Yıldız, B. No: 2020/12623 § 27, Erol Aksoy (2) [GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019, § 71).<br>Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yönelik nihai bir yargı kararının uygulanmamasının ihlale yol açtığını pek çok kararında kabul etmiş ve ilgili mahkeme kararını uygulamakla görevli kamu makamlarının kararın uygulanmasını engellemesinin veya kararın uygulanması için gerekli özeni göstermemesinin Anayasa'nın 35. maddesinin ihlali anlamına geldiğini vurgulamıştır (AYM, Davut Yıldız, B. No: 2020/12623 § 29-36, Adil Kıyanç ve Diğerleri B. No: 2019/28149 § 20-26, Remziye Tezdiğ, B. No: 2019/33684 § 8-14, Ayşe Özyörük ve Diğerleri B. No: 2019/32339 § 28-34, Erol Aksoy B. No: 2016/11026 (2) §§ 75-84; Nebi Seyhan, §§ 50-66; Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, §§ 55-75; Mehmet Hocaoğlu, B. No: 2013/3207, 15/10/2015, §§ 59-74; Necdet Çetinkaya, B. No: 2013/7725, 24/3/2016, §§ 64-73; Ali Kayan, B. No: 2015/9814, 20/3/2019, §§ 69-75).<br>Kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti, icra edilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydana gelen maddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararının mutlak anlamda aynen uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir. Bunun yanında bir iptal kararını icra etmenin fiilen veya hukuken imkânsız olduğu olağanüstü koşullarda dahi idarenin uygulama yükümlülüğü ortadan kalkmamaktadır. Aynen icranın hukuken veya fiilen imkânsız olduğu hâllerde ifanın şeklinde değişikliğe gidilmesi mümkün görülmelidir. Aynen icranın önünde engellerin mevcut olduğu durumlarda icra biçiminde değişikliğe gidilmesi mümkün olsa da bunun ilgilinin yeniden yargıya başvurmasına gerek kalmayacak şekilde yapılmasına ve alternatif tedbirin kişiye sağlayacağı tatminin aynen icraya nazaran bariz bir nispetsizlik içinde olmamasına özen gösterilmelidir. İdare, hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve kararı uygulama önündeki engellerin aşılamaz olduğunu ispatlamak zorundadır. Bu gibi hâllerde idare, ilgiliye eski hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek söz konusu karara uyma iradesinde olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (AYM, Erol Aksoy [GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019, § 53).<br>Oysa, görülmekte olan davada böyle bir fiili imkansızlık hali söz konusu değildir.<br> Kararın icrası hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve karar hakkı ile birlikte adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkeme hakkının bir unsurunu oluşturmaktadır (AYM, Filiz Fırat, B. No: 2014/10305, 5/12/2017, § 29). Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkeme hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenleme ve uygulamalar bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi durumunda mahkeme hakkı da anlamını yitirecektir (AYM, Mustafa Ekşi, B. No: 2014/7711, 24/1/2018, § 27)<br>Ayrıca, kesin hükme saygı, uluslararası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (AYM, Arman Mazman, B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 65).<br>Somut olayda, davacının mülkiyetindeki taşınmaz üzerinde bulunan yapılara ilişkin olarak lehine sonuçlanan, kesinleşmiş pek çok yargı kararı üzerine, davalı idare tarafından 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca karar alınmış, ancak yıkımın icrası yıllarca gerçekleştirilmemiştir. Yıkımın icrasına yönelik başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davalar da davacı lehine sonuçlanmış, yine yıkım kararı bir türlü hayata geçirilmemiştir. <br> Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.<br>Buna göre manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.<br> Bu itibarla; Mahkeme kararlarının idareler tarafından geciktirilmeksizin ve tam olarak yerine getirilmesinin idareler açısından yükümlülük olduğu ve somut olayda kesinleşmiş yargı kararlarının gereği olan fiilen yıkım işleminin gerçekleştirilmesinin davalı idarece yerine getirilmediği, dolayısıyla kesinleşmiş yargı kararının davalı idarece uygulanmadığı dikkate alındığında, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, caydırıcı, hakkaniyetli, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olacak şekilde takdiren belirlenecek manevi tazminat tutarının hüküm altına alınması gerektiğinden, manevi tazminat isteminin reddi yolundaki Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair İdari Dava Dairesi kararının anılan kısmında da isabet görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,<br>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/12/2023 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>
kira