<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 9. Daire Başkanlığı 2021/2711 E. , 2023/5044 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2">T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>DOKUZUNCU DAİRE<br> Esas No : 2021/2711<br> Karar No : 2023/5044<br><br>TEMYİZ EDENLER: <br>1-(DAVACI) … Yat Limanı İşletmeleri A.Ş.<br>VEKİLİ: Av. …<br><br>2-(DAVALI) … Belediye Başkanlığı-…<br>VEKİLİ: Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ:<br>Dava konusu istem: Davacı ile Ulaştırma Bakanlığı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaat Genel Müdürlüğü ile ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan "Mersin Yat Limanı Projesi Uygulama Sözleşmesi" ve davacı ile anılan İdare arasında imzalanan "Kullanım İzin Sözleşmesi" kapsamında, Mersin İli, Sultaşa mevkiinde yer alan deniz ve dolgu alanında davacı tarafça inşa edildiği belirtilen binalara ilişkin olarak, davacı adına 2017 ila 2019 yılları için re'sen tarh edilen bina vergileri ve taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payı, gecikme faizi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması ve tesis edilen emlak vergisi mükellefiyetinin iptali istemine ilişkindir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E: …, K:… sayılı kararıyla; uyuşmazlığın çözümünün davacı şirketin inşa ettiği binalar yönünden Emlak Vergisi Kanunu'nun 3. maddesi kapsamında mükellef olarak nitelenip nitelemeyeceğine bağlı bulunduğu, Medeni Kanunu'nun üst hakkına ilişkin hükümleri değerlendirildiğinde, bir üst irtifakına dayalı olarak başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde sürekli kalmak üzere inşa edilen yapıların mülkiyetinin, irtifak hakkı sahibine ait olduğu kuralına yer verilerek, üst hakkı sahibine inşa ettiği binalar yönünden malik olma yetkisi verildiği, olayda; üst hakkı sahibi olan ve bu hakka istinaden söz konusu binaları inşa eden davacının, Emlak Vergisi Kanunu'nun 3. maddesi kapsamında malik sıfatıyla bina vergisinin mükellefi olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu bina vergileri ve tabiat kültür varlıkları payları tarhiyatları ile gecikme faizinde ve davacı adına tesis edilen emlak vergisi mükellefiyetinde hukuka aykırılık bulunmadığı, vergi ziyaı cezasına ilişkin kısmı yönünden ise, Emlak Vergisi Kanunununda yapılan düzenleme ile 09/04/2002 tarihinden itibaren beyanname verme zorunluğu kaldırılarak verginin idarece tarh edileceği kuralı benimsendiğinden ve uyuşmazlık konusu olay gibi durumlarda ceza kesileceğine dair bir hükme yer verilmediğinden, idarece 2002 yılı ve sonraki yıllarda yapılan tarhiyatlar için ceza kesilmesi mümkün olmayıp davacı adına 2019 yılına ilişkin olarak kesilen vergi ziyaı cezalarında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine vergi ziyaı cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Emlak Vergisi Kanununa göre, emlak vergisini taşınmaz malikinin ödeyeceği, maliki bulunan taşınmazlarda intifa hakkı tesis edilmesi halinde emlak vergisini malik yerine intifa hakkı sahibinin ödeyeceği, ancak taşınmaz malikinin ve intifa hakkı sahibinin bulunmaması halinde taşınmaza malik gibi tasarruf edenlerin emlak vergisini ödeyeceği, bu son ihtimalde malik ve intifa hakkı sahibi bulunmadığı takdirde taşınmaz üzerindeki "malik gibi tasarruf" hakkının kapsamı hakkında veya bu hakkın özel olarak belli bir nitelik taşıyıp taşımadığı hususunda Emlak Vergisi Kanunu'nda bir tanımlamaya veya sınırlandırmaya gidilmediği, dolayısıyla taşınmazı malik gibi kullanan veya işletenin yahut zilyedinin bu kapsamda değerlendirilmesine engel bir düzenleme bulunmadığı gibi, aynı düşüncelerle Türk Medeni Kanunu'nda genel olarak intifa hakkı sahibinin malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkilerine sahip olduğu belirtilerek aslında malik için tanınan bu yetkilerin intifa hakkı tesisinde intifa hakkı sahibine devredilmiş sayıldığı kabul edildiğinden, mülkiyet hakkı kapsamındaki bu yetkileri kanuna veya sözleşmeye dayalı olarak kullananların da malik gibi tasarruf eden olarak kabulü gerektiği sonucuna varıldığı, uyuşmazlıkta Ulaştırma Bakanlığı (DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü) ile ERS İnş. San. Ve Tic. A.Ş. (görevli şirket) arasında yap-işlet-devret modeline göre 18/07/2007 tarihinde imzalanan "Mersin Yat Limanı Projesi Uygulama Sözleşmesi" uyarınca 25 Haziran 2009 tarihli "Kullanma İzin Sözleşmesi" nde belirtilen koşullarla davacı şirkete 25 yıl süreli kullanma izni verildiği, yine sözleşme hükümlerine göre davacı şirketin, Mersin Yat Limanı projesinin yat limanının mevcut alt yapısı kullanılarak bu tesisin işletimine imkan vermek üzere ihtiyaç duyulan ve idarece yapılanların dışındaki alt yapı eksiklikleri ve gerekli olan üst yapı tesislerinin uygulama projelerinin hazırlanması, inşaatı, gerekli ekipmanların temini ve tesisi ile yapılan tesisin bakım ve onarımının yapılması, işletilmesi ve sözleşme süresi sonunda her türlü borçtan ari, bakımlı ve kullanılabilir durumda bedelsiz idareye tesliminin yapılması hak ve yükümlülüklerine sahip olduğu, bu haliyle ilgili mevzuatı uyarınca yapılması mümkün olan yapı ve tesislerin inşası amacıyla kullanım izni verilerek davacı şirketin kullanımına bırakılan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde inşa edilen ve davacı şirketçe işletilen uyuşmazlığa konu taşınmaza davacı şirketin malik gibi tasarruf eden sıfatını haiz olduğu sonucuna ulaşıldığı, nitekim, 3996 sayılı Kanun ile de yap-işlet-devret modelinde şirketin kullanımına bırakılan yerlerde şirket eli ile gerçekleştirilen bu yatırım ve hizmetlerin, ilgili kamu ve kuruluşları (kamu iktisadi teşebbüsleri dahil) tarafından görülmesine ilişkin kanunların istisnasını teşkil ettiği belirtilmiş, bir anlamda görülen hizmetin kamu hizmeti olduğu ancak bu hizmetin kamu idaresi tarafından görülmesine istisna teşkil ettiği belirtilirken şirketçe yürütülen faaliyetlerin özel hukuk hükümlerine tabi olacağı, hizmetin belirlenen süre içerisinde projelendirilmesi, finansmanı, kurulması ve işletilmesinden sermaye şirketinin sorumlu olduğu, dolayısıyla şirketin kullanımına bırakılan yerlerle ilgili işletme hakkı kendisinde olan şirketin sorumluluğunun "kullanım hakkı" ve işletme hakkı" kavramlarıyla ilişkilendirildiğinin açık olduğu, bu durumda, vergilendirmede vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin esas olduğu ilkesi uyarınca, kullanım hakkının veya işletme hakkının intifa, irtifak veya üst hakkı gibi kavramlarla ifade edilmemiş olmasının veya tapuya tescil edilmemiş olmasının davacı şirkete kullanım izni sözleşmesi ile devredilen kullanım ve işletme hakkının mahiyetini değiştirmeyeceği ve davacı şirkete verilen bu hakkın emlak vergisi mevzuatına göre karşılığının "malik gibi tasarruf eden" olduğu sonucuna varıldığından, bu hakkın davacıya devredildiği tarihi takip eden yılın başından itibaren davacının emlak vergisi mükellefi sayılması gerektiği, bu nedenle, mülkiyeti Hazineye ait olup kullanım hakkı davacı şirkete devredilen ve davacı şirketçe işletilen yerlerden sadece kiraya verilen yerlerle sınırlı olarak ve 2011 yılında inşası tamamlanarak işletmeye alınan taşınmaz için vergilendirme yapıldığı, 2012 yılı itibarıyla emlak vergisi mükellefiyeti başlamış olan davacı şirket adına davalı idarece geçici muafiyet kapsamında 5 yıl süre ile herhangi bir vergilendirme işlemi yapılmadığı, yine emlak vergisine esas olmak üzere, bina alanının Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü'nden temin edilen belgeler ve yapı ruhsatlarından hareketle tespit edildiği ve hesaplama yapılırken arsa değerlerinin matraha dahil edilmediği hususları da dikkate alındığında, 2017 yılından itibaren emlak vergisi mükellefiyeti tesis edilmesinde ve 2017 ilâ 2019 yıllarına ilişkin re'sen salınan bina vergileri, kültür varlıklarını koruma katkı payları ile tahakkuk ettirilen gecikme faizlerinde hukuka aykırılık bulunmadığından, kararın redde ilişkin kısmına yönelik davacı istinaf isteminin gerekçeli olarak reddine, davalı idarenin istinaf isteminin ise kararın dayandığı gerekçe ve nedenler kararın kaldırılmasını sağlayacak durumda bulunmadığı belirtilerek reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:<br>DAVACININ İDDİALARI: Vergi Mahkemesince üst hakkı sahibi kabul edilerek, Bölge İdare Mahkemesince de malik gibi tasarruf ettikleri gerekçesiyle yorum yoluyla mükellefiyet tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğu, Bölge İdare Mahkemesi kararının kendi içinde çelişki içerdiği, malik olmadıkları gibi, lehlerine tesis edilmiş bir intifa veya üst hakkı bulunmadığı, zira irtifak haklarının tapuya tescille kurulabileceği, tapuda böyle bir kayıt bulunmadığı, akdedilen sözleşmelerin hiç birinde yapılan yatırımın maliki oldukları yönünde bir düzenleme bulunmadığı, aksine mülkiyetin kamuya ve kamu adına ilgili idareye ait olduğunun yazılı olduğu, sözleşmeler ve mevzuat uyarınca yatırımların işleticisi oldukları ve devletin her zaman el koyabileceği, 25 yıllık sürenin sonunda yatırımın ve inşaatların devlete teslim edileceği, dolayısıyla maliki bulunan taşınmazlar için diğer statülerin uygulanamayacağı, öte yandan belediyece yapılan vergi hesaplamasının da hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kararın aleyhe olan kısımlarının bozulması istenilmektedir.<br><br>DAVALININ İDDİALARI: İstinaf istemlerinin reddinin hukuka aykırı olduğu, kararın aleyhe olan kısmının bozulması istenilmektedir.<br> <br>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Taraflarca savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davacı temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi; davalı temyiz isteminin ise reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br>Duruşma istemi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 17/2. maddesi uyarınca uygun görülmeyerek işin esasına geçildi;<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>MADDİ OLAY: Davacı ile Ulaştırma Bakanlığı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaat Genel Müdürlüğü ile ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan "Mersin Yat Limanı Projesi Uygulama Sözleşmesi" ve davacı ile anılan İdare arasında imzalanan "Kullanım İzin Sözleşmesi" kapsamında, Mersin İli, Sultaşa mevkiinde yer alan deniz ve dolgu alanında davacı tarafça inşa edildiği belirtilen binalara ilişkin olarak, davacı adına 2017 ila 2019 yılları için re'sen tarh edilen bina vergileri ve taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payı, gecikme faizi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması ve tesis edilen emlak vergisi mükellefiyetinin iptali istemine ilişkindir.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT:<br>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, Kıyılardan yararlanma başlıklı 43. maddesinde; Kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetileceği, kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.<br>3621 sayılı Kıyı Kanunun'un 1. , 2. ve 5. maddelerinde; bu Kanunun, deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla düzenlendiği, deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerine ait düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma imkan ve şartlarına ait esasları kapsadığı, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğu, kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetileceği, kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunlu olduğu yönünde hükümler içermektedir.<br>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 715. maddesinde ise; sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynakların kimsenin mülkiyetinde olmadığı ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamayacağı, sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbi olduğu belirtilmiştir.<br>Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin, amaç başlığını taşıyan 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının; Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, trampası, arsa veya kat karşılığı inşaat yaptırılması, kiraya verilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, ön izin ve kullanma izni verilmesi ile ecrimisil ve tahliye işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Yönetmeliğin; tarihî ve bediî değeri olan taşınmazlar hariç olmak üzere, Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerleri kapsayacağı, <br>Anılan yönetmeliğin Tanımlar başlıklı 4. maddesinde ise; <br> e) Hazine: Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri açısından Devlet tüzel kişiliğinin adını,<br> f) Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmaz: Tapuda Hazine adına tescilli taşınmazları,<br> g) Hazine taşınmazı: Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerleri,<br> ğ) İdare: Merkezde Maliye Bakanlığını (Millî Emlak Genel Müdürlüğü); illerde defterdarlığı (millî emlak dairesi başkanlığı veya millî emlak müdürlüğü) ve ilçelerde millî emlak müdürlüğünü yoksa malmüdürlüğünü, <br> ı) İrtifak hakkı: Bir taşınmaz üzerinde yararlanmaya ve kullanıma rıza göstermeyi veya mülkiyete ilişkin bazı hakların kullanılmasından vazgeçmeyi kapsayan ve diğer bir taşınmaz veya kişi lehine aynî hak olarak kurulan yükümlülüğü,,<br> m) Kiraya verme: Hazine taşınmazlarının ve bunlarla ilgili hakların kiraya verilmesini,<br> n) Kullanma izni: Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde kişiler lehine İdarece verilen izni ifade ettiği şeklindedir. <br>1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun Bina tabiri başlıklı 2. maddesinde; bu kanundaki bina tabiri, yapıldığı madde ne olursa olsun, gerek karada gerek su üzerindeki sabit inşaatın hepsini kapsadığı, bu kanunun uygulanmasında Vergi Usul Kanununda yazılı bina mütemmimleri de bina ile birlikte nazara alınacağı, yüzer havuzlar, sair yüzer yapılar, çadırlar ve nakil vasıtalarına takılıp çekilebilen seyyar evler ve benzerleri bina sayılmayacağı, Mükellef başlıklı 3 . maddesinde, bina vergisini, binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf edenler ödeyeceği, Daimi muaflıklar başlıklı 4. maddesi j) fıkrasında; Umuma tahsis edildiği Maliye ve Gümrük Bakanlığınca kabul edilen rıhtım, iskele, dalgakıran ve bunların mütemmimleri ile, demiryolları ve köprü, rampa ve tünel, yeraltı ve yerüstü geçitleri, peron alimantasyon tesisleri, iskele ve istasyon binaları ile yolcu salonları, cer ve malzeme depoları gibi demiryolu mütemmimleri, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait hava liman ve meydanlarındaki terminal binaları, teknik blok, hangar, sistemlere ait depo; elektronik, elektrik ve mekanik sistemlere ait laboratuvar ve bakım tesisleri, pist taksirut ve apron sahası ile ısı ve enerji santralleri, hidrofor tesisleri, gerek hava liman ve meydanlarında ve gerekse uçuş yolları üzerindeki seyrüsefer yardımcı (radar, ILS, VOR, DME, NDB gibi) tesisleri ile hava yer ve yer muhabere sistemleri (VHF, UHF, HF) ve yukarıda belirtilen sistem ve tesislerin mütemmimlerinin (Diğer depolar, antrepolar, müstakil lojman ve müstakil idarehane binaları mütemmim sayılmaz.) emlak vergisinden muaf olduğu yönündedir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan bozma sebeplerinden birinin varlığı halinde mümkündür.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının, vergi ziyaı cezasına ilişkin kısmının dayandığı hukuki sebepler ve gerekçesi Dairemizce uygun görülmüş olup davalı idarece ileri sürülen iddialar, kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının, gecikme faizine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik davacı tarafından yapılan temyiz istemi yönünden;<br>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun özel ödeme zamanlarını düzenleyen 112. maddesinin 3. fıkrasında; “Vergi mahkemesinde dava açma dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinin 3. fıkrası gereğince tahsili durdurulan vergilerden taksit süreleri geçmiş olanlar, vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan vergiye ait ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. Ayrıca ikmalen, re'sen veya idarece yapılan tarhiyatlarda: a) Dava konusu yapılmaksızın kesinleşen vergilere, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar; b) Dava konusu yapılan vergilerin ödeme yapılmamış kısmına, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, yargı organı kararının tebliğ tarihine kadar; geçen süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi uygulanır. Gecikme faizi de aynı süre içinde ödenir. Gecikme faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. <br>Verginin tarh aşamasında, ikmalen, re'sen ve idarece yapılan tarhiyatlar üzerine 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 35. maddesinde öngörülen şekle bağlı olarak düzenlenen ve birinci ihbarname olarak nitelendirilen ihbarnameye karşı dava açılmaması durumunda, vergi borcunun kesinleştiği tarihten itibaren tahsilat işlemleri başlamakta, dava açılması halinde ise kamu alacağının tahsili için yargı kararı ile oluşan hukuki durum esas alınarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 5. fıkrası uyarınca 2 no'lu ihbarnamenin düzenlenmesi gerekmekte olup, sözü edilen ihbarnamenin tebliğinden itibaren 1 ay içinde vergi aslı veya cezası veya gecikme faizinin ödenmemesi durumunda bu alacaklar muaccel hale gelmekte ve kamu alacağının 6183 sayılı Kanun hükümlerince cebren tahsiline başlanmaktadır. <br>Gecikme faizi uygulamasının temelinde, tarhiyatın geciktirilmesi sebebiyle verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi yatmaktadır. Verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi, verginin ilgili kanunda belirtilmiş olan sürede ödenmemesine neden olmakta, bu duruma bağlı olarak ortaya çıkan mali kayıp ise gecikme faizi uygulaması ile telafi edilmektedir. Bu nedenle gecikme faizi hesaplanırken tahakkuk tarihinden normal vade tarihine kadar olan süre dikkate alınmalıdır.<br>Bilindiği üzere, ihbarname esasında tarh edilen vergiler, itiraz edilmediği takdirde tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük dava açma süresinin geçmesi ile, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde dava açılması halinde ise, verginin tahakkuku vergi mahkemelerinin tarhiyatı tasdik etmesi ile gerçekleşmektedir. Ancak verginin ödenmesi için mahkeme kararı üzerine, vergi dairesince bir ihbarname düzenlenerek ilgiliye tebliğ edilmesi şart olup, bu şekilde düzenlenen ihbarnameye (2) nolu ihbarname adı verilmekte ve ödemenin bu ihbarnamenin tebliğinden itibaren bir ay içinde yapılması gerekmektedir. <br>Uyuşmazlıkta ise, davacı adına düzenlenen (1) no'lu ihbarnamede gecikme faizine yer verildiği, bir başka deyişle henüz tahakkuk etmeyen alacağın söz konusu olduğu, gecikme faizinin ise hesaplanabilmesi için tahakkuk eden alacağın varlığı gerektiği, tarh aşamasında gecikme faizi istenilemeyeceğinden davacı adına düzenlenen ihbarname içeriğinde yer alan gecikme faizlerinde hukuka uyarlık görülmediğinden açılan davayı gecikme faizine ilişkin kısım yönünden reddeden vergi mahkemesi kararına yönelik davacı istinaf başvurununun reddine ilişkin Bölge İdare mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.<br>Mükellefiyet tesisi işlemi ile tarh edilen bina vergileri ve taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payına yönelik davacı temyiz istemi yönünden ise;<br>Dosyanın incelenmesinden, Mersin İli, … mevkiinde Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki 187.720 metrekare yüzölçümlü kara alanı ile 145.570 metrekare yözölçümlü deniz yüzeyi olmak üzere toplam 333.290 metrekare yüzölçümlü alan üzerinde onaylı imar planı ve bu imar planına göre hazırlanacak uygulama projesine göre "Mersin Yat Limanı" (Marina) yapılmak ve bu amaçla kullanılmak üzere Ulaştırma Bakanlığı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaat Genel Müdürlüğü ile … İnş. San. ve Tic. A.Ş. (görevli şirket) arasında yap-işlet-devret modeline göre 18/07/2007 tarihinde "Mersin Yat Limanı Projesi Uygulama Sözleşmesi" imzalandığı, bu sözleşmenin 3. maddesi uyarınca sözleşme konusu işlerin gerçekleştirilmesi amacıyla görevli şirketçe yeni bir Anonim Şirket (davacı şirket) kurulduğu, davacı şirket ile anılan idare arasında imzalanan 25/06/2009 tarihli "Kullanma İzin Sözleşmesi" ile de; Mersin Yat Limanı projesinin yat limanının mevcut alt yapısı kullanılarak bu tesisin işletimine imkan vermek üzere ihtiyaç duyulan ve idarece yapılanların dışındaki alt yapı eksiklikleri ve gerekli olan üst yapı tesislerinin uygulama projelerinin hazırlanması, inşaatı, gerekli ekipmanların temini ve tesisi ile yapılan tesisin bakım ve onarımının yapılması, işletilmesi ve sözleşme süresi sonunda her türlü borçtan ari, bakımlı ve kullanılabilir durumda bedelsiz olarak idareye devredileceği hükümlerini içeren sözleşme imzalandığı, davalı Belediyece sözkonusu yerde deniz dolgusu yapılmak suretiyle sabit yapı olarak inşa edilen … AVM ismiyle bilinen ve ticari faaliyete konu edilen ve kiralanan kısımlar yönünden emlak vergisi alınıp alınmayacağı hususunda görüş istenildiği, Mersin Vergi Dairesi Başkanlığının … tarih ve … sayılı cevabı yazısında; deniz dolgu alanında kalan kısımda yer alan rıhtım, iskele, dalgakıran ve bunların mütemmimleri ile yolcu salonlarından kiraya verilmemek ve umuma tahsis edilmek şartıyla emlak vergisinden daimi olarak muaf olduğu, umuma tahsis edilmiş alanlar haricinde kalan ve kiralamaya konu edilen restoran, bar, eğlence merkezi, alışveriş merkezinin emlak vergisine tabi tutulması, verginin varsa bina malikinden, bulunmaması halinde malik gibi tasarruf edenlerin ödenmesi gerektiği yönünde olduğu, bunun üzerine davacının beyana davet edildiği, davacının beyan vermemesi üzerine, 2019 tarihli yoklamalar ve yapı ruhsatlarından yararlanılarak, AVM olarak kullanılan bina oturum alanının tespiti yapılarak, re'sen emlak bildirimleri düzenlendiği ve dava konusu cezalı tarhiyatların tebliği üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Yukarda yer verilen mevzuatın incelenmesinden, Bölge İdare Mahkemesince; "malik gibi tasarruf eden" nitelendirilmesi yerinde ise de; vergisi ihtilaflı taşınmazların, devletin hüküm ve tasarrufunda olan kıyı ile deniz doldurularak elde edilen, dolgu alanında inşa edilen AVM binasına ilişkin olduğu, binaların üzerinde bulunduğu alanın mülkiyete konu olmaması, bu alanların devletin hüküm ve tasarrufunda olmakla birlikte, Medeni Kanun gereği tescil edilemediği, gerek Anayasa, gerek Kıyı Kanunu gerekse Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik gereği kimsenin mülkiyetinde olmadığı, herkesin eşit olarak yararlanabileceği alanlar olduğu, özel mevzuatı dahilinde, kendine özgü hukuki rejimi çerçevesinde tasarruf edilebildiği, bu durumda yetkili idare tarafından verilen izin kapsamında, davacı tarafça gerek kıyıda, gerekse deniz doldurulmak suretiyle elde edilen yüzey üzerinde inşa edilerek, emlak vergisi konusuna girecek nitelikte sabit olarak yapılan yapıların, davacı tarafça inşa edilmesi, yaklaşık olarak 25 yıl süreyle kullanılması, işletilmesi ve kiraya verilmesi nedeniyle, davacı tarafça malik gibi tasarruf edildiği, somut olaydaki gibi deniz dolgu alanları için üst hakkı gibi başkasının arazisi üstünde yapılan binalara ilişkin olarak değerlendirme yapılamayacağı anlaşıldığından, davaya konu bina vergisi ile taşınmaz taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payında hukuka aykırlık bulunmayıp "kullanım hakkının veya işletme hakkının intifa, irtifak veya üst hakkı gibi kavramlarla ifade edilmemiş olmasının veya tapuya tescil edilmemiş olmasının davacı şirkete kullanım izni sözleşmesi ile devredilen kullanım ve işletme hakkının mahiyetini değiştirmeyeceği ve davacı şirkete verilen bu hakkın emlak vergisi mevzuatına göre karşılığının "malik gibi tasarruf eden" olduğu sonucuna varıldığı" ek gerekçesiyle verilen kararın bu kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen gerekçeli olarak reddine, davalının temyiz isteminin reddine,<br>2. Adana Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının gecikme faizine ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, vergi ziyaı cezasına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA, bina vergisi ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payına ilişkin mükellefiyet tesisi ve tarhiyat yönünden yukarda yazılı gerekçeyle ONANMASINA,<br>3. Temyiz isteminde bulunanlardan 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca aleyhe onanan kısım üzerinden hesaplanacak nispi harcın alınmasına<br>4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 05/12/2023 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>
kira