<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/474 E. , 2023/1225 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2">T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE <br>Esas No: 2023/474<br>Karar No: 2023/1225<br><br>DAVACI : … Vakıflı Köyü … Vakfı <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVALI : … Genel Müdürlüğü<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVANIN_KONUSU : Hatay ili, Samandağ ilçesinde bulunan birtakım taşınmazlar için 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine tesis edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararının ek 3 sayılı listesinde belirtilen 10 adet taşınmaza yönelik kısmının ve bu kararın dayanağı olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün 13/05/2008 tarih ve 2008/6 sayılı Genelgesi’nin iptali istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Davacı vakfın mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca bir cemaat vakfı olduğu, eski vakıflardan olması ve tüzel kişiliğinin bulunmasından dolayı akar ve hayrat taşınmazlara sahip olduğu, iptali istenilen Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi kararına konu olan başvuru dilekçesinde gösterilen taşınmazların dava dilekçesi ekinde sunulan tercüme kayıtlarından anlaşılacağı üzere 1938 - 1939 tarihli kadastro hâkimi kararlarına istinaden vakfa izafeten çeşitli vakıflar adına tespit görmüş olduğu; ancak bu ve benzeri taşınmazların çeşitli sebeplerle vakıf adına tescil edilemediği, 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca gerekli bilgi ve belgeler ile başvuru yapılmasına rağmen dava konusu Vakıflar Meclisi kararının 1. maddesi ile anılan Kanun'a aykırı şekilde, dayanak belgelerin iki ay içerisinde tamamlanması gerektiği, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağı yönünde karar verildiği, Kanun'un ve ilgili maddesinin uygulanmasını göstermek amacıyla düzenlenen dava konusu Genelge uyarınca taşınmazların vakıfları adına tescili için aranılan belgelerin varlığı hiç araştırılmadan karar verildiği, 5737 sayılı Kanun başvuru için herhangi bir belge sınırlaması getirmemişken söz konusu Genelge ile belirli belgelerin aranması suretiyle talep hakkına sınırlama getirildiği, bu Genelge ile yasama erkinin iradesi göz ardı edilerek yetki tecavüzünde bulunulduğu, iki aylık süre şartının da Kanun'a aykırı olduğu, dava konusu işlemlerin iptali gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI : 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca davacı vakıf tarafından 27 adet taşınmaz için başvuruda bulunulduğu, başvurunun incelenmesi sonucunda dava konusu Vakıflar Meclisi kararının 1. maddesi ile 10 adet taşınmazın bu kapsamda tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin iki ay içerisinde tamamlanması gerektiğine, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağına; 2. maddesi ile 17 adet taşınmaz bu kapsamda olmadığından talebin reddine karar verildiği, davacı tarafından bu davada konu edilen 10 adet taşınmaz bakımından talebin reddedilmediği, eksik bilgi ve belgelerin tamamlanmasının istenildiği, ardından Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile verilen iki aylık sürenin, 16/07/2010 tarihine kadar uzatılmasına karar verildiği, bu karar ile idarenin, tüm iyi niyeti ile süreyi uzatarak, eksikliklerin tamamlanması için vakfa yardımcı olmayı amaçladığı; ancak davacı vakıf tarafından verilen bu süre içerisinde anılan taşınmazlar için tekrar başvuruda bulunulmadığı ve bunun üzerine Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile 10 adet taşınmazın tescil talebinin reddedildiği, karar verme aşamasında zorunlu olmadığı hâlde Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivleri de dahil olmak üzere her türlü incelemenin yapıldığı, Genelge'nin Kanun ile verilen hakkı daralttığına yönelik iddiaya katılmanın mümkün olmadığı, Genelge'de, verilmesi gereken belgeler ayrıntılı sayılarak sadece birinin ibrazının yeterli görüldüğü, tüm uygulamaların vakıfların lehine olduğu, dava konusu Genelge'nin mevzuat ve hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …<br>DÜŞÜNCESİ : Vakıflar Meclisi kararına konu 10 adet taşınmaz bakımından, davacı vakıf yönünden 1936 Beyannamesi şartı aranmaksızın diğer şartlara yönelik olarak başvurunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik belgelerin tamamlanması aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağına yönelik Vakıflar Meclisi kararında hukuka uyarlık bulunmadığından Vakıflar Meclisi kararının 10 adet taşınmaza yönelik kısmı yönünden iptali gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Dava, davacı vakıf tarafından 5737 sayılı Vakıflar Kanununun geçici 7. maddesi uyarınca 10 adet taşınmazın vakıfları adına tescili için yapmış olduğu başvuru üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararının ... nolu bendindeki işlemle işlemin dayanağı olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün 13.05.2008 gün ve 2008/6 sayılı genelgesinin iptali istemiyle açılmıştır.<br>Davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.<br> 27.02.2008 tarihli ve 26800 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Kanununun geçici 7. maddesinde ; Cemaat vakıflarının;<br>a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar,<br>b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar,tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır. hükmü yer almıştır.<br>Dava konusu 13.5.2008 tarih ve 2008/6 sayılı Genelge ile ; 5737 sayılı Kanunun geçici 7. madde hükmü gereğince genelgede belirtilen belgeleri ve genelge eki başvuru formundaki bilgileri içeren her taşınmaz için ayrı başvuru dosyası hazırlayarak Kanunda belirtilen süre içinde dilekçe ile Vakıflar Bölge Müdürlüğüne müracaat etmeleri gerektiği hususunun düzenlendiği görülmektedir.<br>Bilindiği üzere, Türkiye'de yerleşik azınlıkların hakları Lozan Andlaşması ile teminat altına alınmış olup Andlaşmanın 39. maddesinde ;Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının müslümanların yararlandıkları aynı medeni haklardan yararlanacakları, Türkiye'de oturan herkesin din ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit <br>olacağı, 40. maddesinde ;Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacakları, özellikle her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek, denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında "eşit" hakka sahip olacakları, 42. maddesinde; Türk Hükümetinin müslüman olmayan azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlayacağı ve Türk Hükümetinin yeniden din ve hayır kurumları kurulması için, bu nitelikteki "öteki" özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiç birini esirgemeyeceği kurala bağlanmıştır.<br>19.6.1926 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer'iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanunun 8. maddesinde; Kanunu Medeninin yürürlüğe girişinden önce vücuda getirilen vakıflar hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu yayınlanacağı, Kanunu Medeninin yürürlüğe girişinden sonra vücuda getirilecek tesislerin Kanunu Medeni hükümlerine tabi olacağı kurala bağlanmış, anılan Yasada belirtilen tatbikat kanunu olarak 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanununun "Amaç" başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında "4 Birinci Teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş vakıflardan, "ibaresine yer verildikten sonra mazbut ve mülhak vakıflara ilişkin hükümlere yer verilmiş, cemaatlerce idare olunan vakıfların mülhak vakıf olduğu belirtilmiş, bu maddeyi değiştiren ve 1949 yılında yürürlüğe giren 5404 sayılı Kanun ise o tarihe kadar mülhak vakıf olarak nitelenen cemaat vakıflarını ayrı bir vakıf türü olarak belirlemiş, "cemaatlere ve esnafa mahsus vakıflar bunlar tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetilir." kuralını getirmiştir. Böylece Kanunu Medeni öncesi vakıflar mazbut,mülhak ve cemaat vakıfları olarak üç grup halinde düzenlenmiştir.<br>Medeni Kanunla birlikte 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Kanunu Medeninin Sureti Mer'iyet ve Şekli Tatbiki Hakkındaki 864 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası, "Kanunu Medeninin mer'iyete vaz'ından mukaddem vücuda getirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur." hükmünü getirmiştir.<br>4 Ekim 1926 tarihinden önce mevcut vakıflara ilişkin tatbikat kanunu "2762 sayılı Vakıflar Kanunu" adı altında yürürlüğe konulmuştur. Anılan Kanunun hükümet gerekçesinde ve gerekçesine uygun olarak yürürlüğe giren birinci maddesinde, cemaatlerce idare olunan vakıfların "mülhak vakıf" olduğu açıklanmış, idare ediliş yöntemleri belirlenmiştir. Kanun'un muvakkat maddesi ile de, mevcut cemaat vakıfları için, onları idare edenlere, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne beyanname verme yükümlülüğü getirilmiş olup bu beyannamelere "1936 Beyannamesi" denilmiştir. 1936 Beyannameleri uyarınca tapuda kayıtlı mülk sahibinin kim olduğuna bakılmaksızın beyannamelerinde beyan ettikleri taşınmazların kendi adlarına tapuda tescil edilmesine imkan sağlanmış ve bu düzenleme ile Lozan'da azınlık olarak haklar elde eden cemaatler ,verdikleri beyanname ile hem cemaat vakfı olarak adlandırılmış hem de sahip oldukları taşınmazları tapuya işleme imkanına kavuşmuşlardır. Böylece, 1974 tarihli Yargıtay kararına kadar bağış, vasiyet ve satın alma yoluyla taşınmaz mal edinen cemaat vakıflarının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.05.1974 tarih ve E:1971/2-820 K.1974/505 sayılı kararıyla;1936 beyannameleri vakfiye olarak değerlendirilmiş olup vakıf senedinde mal edinebileceğine dair hüküm olmayan vakıflar nasıl mal edinemiyor ise 1936 beyannamesinde mal edinebileceğine dair hüküm olmayan cemaaat vakıflarının da mal edinemeyeceği yolunda verdiği karar üzerine 1936-1974 yılları arasında cemaat vakıflarınca bağış, vasiyet,ve satın alma yoluyla edinilen taşınmazlarının tekrar eski maliklerine iade edilmesi üzerine söz konusu malların bir kısmının Hazine ,Vakıflar Genel Müdürlüğü veya üçüncü şahıslara geçmesinin ardından gerek 1936 beyannamelerinde beyan edilen taşınmazların tapuya tescillerinde yaşanan sorunlar gerekse 1936 dan sonra edindikleri taşınmazların eski maliklerine devredilmesi ve benzeri sorunların çözümü için 2003 yılında Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesinde düzenlemeler yapıldığı ,2008 yılında yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ile 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup ,halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına kayıtlı taşınmazlar ile mal edinememe gerekçesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçen taşınmazların vakıfları adına iadesinin öngörüldüğü ve 2003-2008 yılları arasında getirilen düzenlemelerin uygulaması esnasında görülen eksiklikler üzerine cemaat vakıflarının 1936 beyannamesinde kayıtlı olan taşınmazları ile sonradan edinilen ve üçüncü şahıslara geçen taşınmazlara ilişkin mülkiyet sorunlarının çözüme kavuşturulması için 5737 sayılı Vakıflar Kanununa 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 17.maddesiyle 27.08.2011 tarihinde geçici 11.madde eklenmiştir. <br>Bilindiği üzere,4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "B. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması I.Tescil başlıklı 705. maddesinde : Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. "Tescili isteme hakkı" başlıklı 716. maddesinde ise " Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.<br>Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.<br>Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur." kuralına yer verildiğinden, taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve tescilinin bu hükümler dairesinde olacağı ve dolayısıyla bu Yasada ve diğer özel yasalarda gösterilen haller dışında taşınmaz mülkiyetinin kazanılanacağı ve tapu kütüğüne tescil edilemeyeceği kuşkusuzdur.<br>Her ne kadar, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu öncelikle Türk Medeni Kanununun gayrimenkul mülkiyeti hakkındaki düzenlemelerine bir istisna olarak mülkiyet hakkı iddiası için kolaylık getirmiş ise de; gayrimenkul üzerinde mülkiyet hakkı iddiasında bulunabilmek için taşınmazın tasarrufları altında bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir.<br>Aksi takdirde, tapu kütüğünde üçüncü kişiler adına kayıtlı taşınmazların, hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın mülkiyet hakkı iddiasında bulunan cemaat vakfı adına tescilini gerçekleştirmek ,asıl hak sahiplerinin mağduriyetine dolayısıyla mülkiyet hakkının kullanımına aykırı bir durum oluşturacaktır.<br>5737 sayılı Kanunun geçici 7.maddesinde de; cemaat vakıflarınca taşınmazların adlarına tescilini isteyebilmeleri için öncelikle tasarrufları altında bulunması gerektiği hususu açıkca vurgulanmıştır.<br>Bu sebeple, Yasada belirtilen koşullara sahip cemaat vakıflarının öncelikle taşınmaz malların tasarrufları altında bulunduğu hususu ile cemaat vakfı tarafından satın alınmasına ya da kendisine bağış yapılmasına rağmen mal edinememe gerekçesiyle Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçen taşınmazların tescili için yapılacak başvurularda tescil işleminden önce mevcut durumlarının ortaya konulmasını da sağlayan dava konusu Genelgenin yasanın uygulanmasını sağlama amacını aşar nitelikte düzenlemeler getirmediği, Yasa maddesini açıklayıcı nitelikte olduğu bu nedenle iptalini gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br>Dava konusu işleme gelince; hukuka aykırılık taşımayan dava konusu Genelgeye dayalı olarak tesis olunan işlemde de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br> Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince; Dairemizin 11/12/2014 tarih ve E:2010/10390, K:2014/7620 sayılı ret kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/2611, K:2017/4464 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmesinin ardından davacı tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin … tarih ve … sayılı kararı uyarınca dosya yeniden incelendi.<br>03/04/2011 tarih ve 27894 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" başlıklı 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı; "Kararlar" başlıklı 50. maddesinin 2. fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderileceği, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebileceği veya genel mahkemelerde dava açılması yolunun gösterilebileceği, yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemenin, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar vereceği hüküm altına alınmıştır.<br>Anayasa Mahkemesinin … tarih ve … sayılı kararının 106 numaralı paragrafında, "... Dairede ilk derece mahkemesi sıfatıyla dava konusu edilen Genelge'nin kendi başına ihlale yol açmadığı değerlendirilmiştir. Dairenin Genelge'nin kanun hükmünü açıklayıcı mahiyette olduğu yolundaki değerlendirmesinin keyfî ve temelsiz olmadığı görülmektedir. Somut olaydaki ihlalin asıl sebebinin kanun hükümlerinin yorumlanması olduğu kanaatine varılmıştır." denilmek suretiyle ihlalin; Daire kararının uygulama işlemi hakkında verilen kısmından kaynaklandığı belirtilmiştir.<br>6216 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen hükümleri ve bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararının ihlal bakımından Genelge'ye yönelik kanaati göz önüne alındığında, Genelge'nin iptali istemi bakımından verilen ret kararının kesinleştiği, yeniden yargılamanın bireysel işlemle sınırlı olarak yapılması gerektiği sonucuna varılarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :<br>5737 sayılı Vakıflar Kanunu, 27/02/2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun’un yayımlandığı ilk hâlinde geçici 7. madde de yer almıştır.<br>Anılan maddenin uygulanması hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğünce, 13/05/2008 tarih ve 2008/6 sayılı Genelge yayımlanmıştır.<br>Davacı vakıf tarafından, mülkiyeti vakfa ait olduğu iddia edilen 27 adet taşınmazın, Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca vakıfları adına tescil edilmesi istemiyle 21/07/2009 tarihinde Hatay Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvurulmuştur.<br>Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile;<br>“1- Ek 3 listede yer alan 10 taşınmazın 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerinin 2 ay içerisinde tamamlanması, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağı hususunun,<br>2- Ek 4 listede yer alan 17 taşınmazın 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi kapsamında olmadığından talebin reddedildiği hususunun,<br>Samandağı Vakıflı Köyü Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfına bildirilmesine” oy birliği ile karar verilmiştir.<br>Bu karar davacı vakfa 24/02/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.<br>Bunun üzerine, kararın 10 adet taşınmaza yönelik kısmının ve 13/05/2008 tarih ve 2008/6 sayılı Genelge’nin iptali istemiyle 26/04/2010 tarihinde bakılan dava açılmıştır.<br>Ayrıca, davacı vakıf tarafından bahse konu 10 adet taşınmaz hakkında işbu dava açıldığı için davalı idareye herhangi bir belge ibraz edilmediğinden, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile söz konusu 10 adet taşınmaza yönelik tescil talebi reddedilmiş, bu karara karşı ise dava açılmamıştır.<br>Bakılan davada yapılan yargılama sonucunda, Danıştay Onuncu Dairesinin 11/12/2014 tarih ve E:2010/10390, K:2014/7620 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.<br>Bu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/2611, K:2017/4464 sayılı kararı ile onanmıştır. Onama kararı davacıya 02/03/2018; davalı idareye 01/03/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Karar düzeltme yoluna başvurulmadığından karar kesinleşmiştir.<br>Kararın kesinleşmesinin ardından, davacı vakıf tarafından bakılan dosyaya yönelik olarak 28/03/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.<br>Yine davacı vakıf tarafından bu kez 5737 sayılı Kanun'a 27/08/2011 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile eklenen geçici 11. madde uyarınca yapılan başvurular üzerine tesis edilen işlemlerin iptali istemiyle açılan davalar sonucunda Hatay İdare Mahkemesince verilen ret kararları bakımından da 17/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.<br>Bu başvuruları bir arada inceleyen Anayasa Mahkemesinin … tarih ve E:… başvuru numaralı kararı ile bireysel işlemler hakkında verilen ret kararları sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Onuncu Dairesine ve … İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br>Anayasa Mahkemesinin bu kararı 06/01/2023 tarih ve 32065 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.<br>Öte yandan, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararının diğer 17 adet taşınmaza ilişkin kısmına yönelik açılan iptal davası sonucunda; …dare Mahkemesince, davanın reddi yolunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 26/11/2015 tarih ve E:2012/5991, K:2015/5312 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir.<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>ESAS YÖNÜNDEN:<br>A) Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Edinme Süreçlerine İlişkin Açıklama:<br>Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararında da belirtildiği üzere, Osmanlı Dönemi'nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat" ile tüzel kişilere taşınmaz mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazlar söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme "nam-ı müstear" veya "nam-ı mevhum" denilmiştir. Anılan Kanun'la tüzel kişilere bu tarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı tanınmış, ayrıca tüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adına tapuya tescil ettirdikleri mallarının da Kanun'da öngörülen koşullar dâhilinde kendi adlarına tescil edilmesine olanak sağlanmıştır.<br>Cumhuriyet Dönemi'nde, (mülga) 17/02/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin kabulünden sonra, (mülga) 29/05/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun'un 8. maddesiyle, 743 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıfların ise 743 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir.<br>Bu doğrultuda 05/06/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 1. maddesinde, gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar, mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere "mülhak vakıflar" arasında sayılmış; bu Kanun'un 44. maddesinde de, vakıfların tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. maddesinde, gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile Vakıflar İdaresine bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.<br> 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesine, 03/08/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karardan sonra da 02/01/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir.<br>27/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 80. maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "cemaat vakıfları", vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı mülga Kanun gereğince tüzel kişilik kazanmış ve mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olarak tanımlanmıştır. Bu Kanun'un 12. maddesiyle de önceki yasal düzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izin almaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşulu aranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali için yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/06/2010 tarihli ve E.2008/22, K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir.<br>B) İlgili Mevzuat Hükümleri:<br>13/06/1935 tarih ve 3027 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 1. maddesinde, <br>"A - Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat membalarını ve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi selahiyetli merciin intihap veya kararına müsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar. B - Yukarki fıkra mucibince beyanname vermiş olan mütevellilere bir makbuz ilmühaberi verilir. Bu ilmühaberi hamil olan kimseler bu kanun dairesinde vakıflarının idaresine devam ederler. C - Birinci fıkrada yazılı müddet içinde beyanname vermemiş olanlar vakıflarında tasarruf edemezler. Gecikme haklı bir sebebe müstenit değilse veya verdikleri beyanname hakikate uygun bulunmazsa mütevellilikten derhal azlolunurlar. Ç - Vakıflar idaresine verilecek beyannamelerin verildikleri tarihten itibaren, altı ay içinde tetkik ve tasdiki mecburidir. Bu müddet içinde tasdik edilmediği takdirde yalnız mukannen masraflar tasdik edilmiş sayılır. D - Beyannameler muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya teamüllerin bu kanunun neşrinden evvel mevcut ve merî`i bulunması şarttır. E - Bu kanun hükümleri yürümeğe başladığı zaman mevcut olan ferilerden gayri mütevellilerle Vakıflar Umum Müdürlüğünce mütevellisi olmadığından veya mütevellisi mevcut olduğu halde vakfı bizzat idare edemediklerinden dolayı idare kendilerine tevdi edilmiş olan kaymakamlar şimdiye kadar olduğu gibi vakıfları idareye devam ederler. Azil veya her hangi bir suretle inhilal vukuunda bu kanun hükümleri tatbik olunur." hükmüne yer verilmiştir.<br>27/02/2008 tarihli, 26800 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3. maddesinde, "Bu Kanunun uygulanmasında; ... Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları, ... ifade eder."; <br>Geçici 7. maddesinde, "Cemaat vakıflarının; a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar, b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır."; <br>Geçici 11. maddesinde, "Cemaat vakıflarının; a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları, b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları, c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir. Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." hükümleri yer almıştır.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Dava Konusu İşlemin Uyuşmazlığa Konu 10 Adet Taşınmaz Yönünden İncelenmesi:<br>Kanun'un geçici 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca başvuru sahibi vakıf adına tescil edilmesi istenilen taşınmazın; vakfın 1936 Beyannamesinde kayıtlı olması ve hâlen vakfın tasarrufunda bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olması; Kanun'un geçici 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca başvuru sahibi vakıf adına tescil edilmesi istenilen taşınmazın ise; 1936 Beyannamesinden sonra vakıf tarafından satın alınmış veya vakfa vasiyet edildiği ya da bağışlandığı hâlde, mal edinememe gerekçesiyle hâlen Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olması gerekmektedir.<br>Anılan maddenin her iki bendinden de anlaşılacağı üzere, tescil talebinde bulunan cemaat vakfının 1936 Beyannamesi olması gerekmektedir.<br>Davacı vakıf ise Hatay’ın Samandağ ilçesindedir ve Hatay anavatana 1939 yılında katılmıştır. Hâli ile Osmanlı Devleti topraklarından 1921 yılında ayrılarak Fransız mandası altında kurulan İskenderun Sancağına bağlanan ve Hatay’ın 1939 yılında anavatana katılması ile yeniden Türkiye sınırları içerisine alınan Samandağ’da yer alan vakfın 1936 Beyannamesi veremediği açıktır.<br>Anayasa Mahkemesi kararında, davacı vakfın 1936 Beyannamesi olmadığından ve bu şartı sağlayamayacağından, diğer şartları sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın bir karara varılmasının hak ihlali oluşturduğu kanaatine varılmıştır.<br>Bu husus, karar metninin çeşitli alt başlıklarında irdelenmiş ve aşağıda alıntılanan kısımlarında da şöyle ifade edilmiştir:<br>"...Somut olayda başvurucunun 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında yaptığı başvuruda tescilini talep ettiği ve mevcut başvurunun konusunu oluşturan 10 taşınmazın nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olmadığı veya hâlihazırda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü dışındaki kişiler adına tescilli olduğuyla ilgili olarak derece mahkemelerince yapılmış bir tespit bulunmamaktadır..."<br>"...Somut olayda başvurucu 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında yaptığı başvurunun mevcut bireysel başvuruya konu kısmında 10 adet, aynı Kanun'un geçici 11. maddesi kapsamında yaptığı başvuruda ise 36 adet taşınmazın tescilini talep etmiştir. Başvurucunun her iki başvurusundaki talepleri de nihai olarak 1936 Beyannamesi'nin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun açtığı davalarda verilen kararlarda bu taşınmazların Hazine veya diğer kişiler adına tescil edilmeden önce kendisine ait olmadığı yolunda bir tespit yapılmamış ve davalar bu temelde reddedilmemiştir. Bireysel başvuruya konu kararlarda başvurucunun 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. ve 11. maddeleriyle getirilen imkânlardan yararlanabilmesi için 1936 Beyannamesi verme ön şartını sağlamadığı tespit edilerek taşınmazların Hazine veya diğer kurum ve kişiler adına tescil edilmeden önceki mülkiyet durumunun incelenmesi aşamasına geçilememiştir. Başvurucu tarafından başlatılan sürecin temel amaçlarından biri de hak iddia ettiği taşınmazların kamu adına tescil edilmeden önce kendisine ait olup olmadığının tespit edilmesidir. Diğer bir ifadeyle başvurucunun belirttiği taşınmazların Hazine veya diğer kurum ve kişiler adına tescil edilmeden önce başvurucuya ait olup olmadığı tam olarak yargılamanın sonucunda anlaşılabilecektir. Cemaat vakıflarının malik hanesinin açık olabileceği ve somut olayda hak iddia ettikleri taşınmazlara ilişkin olarak 1936 Beyannamesi'nin de bulunmadığı gözetildiğinde mülkün varlığının tam olarak ispatlanmasının beklenmesi hakkaniyete uygun olmaz. Bu durumda başvurucunun belirtilen taşınmazların kendilerine ait olduğuna işaret eden belgeler sunmuş olması mülkün varlığının kabulü için yeterli görülmelidir. Somut olayda başvurucu, eşhası hükmiye cetveli ve kadastro tahrir varakası gibi belgeleri derece mahkemelerine sunmuştur. Dolayısıyla tüm bu hususlar gözetildiğinde başvurucunun mülkünün bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır..."<br>Anayasa Mahkemesince belirtilen değerlendirmeler yapıldıktan sonra, "1936 Beyannamesinin davacıdan istenilmesine ve sunulamaması hâlinde talepten vazgeçmiş sayılacağının bildirilmesine yönelik işlem ile davacıya fiilen ve hukuken ifası mümkün olmayan ağır bir külfet yüklendiği, kanun koyucunun 1939 yılında Türkiye'ye katılan Hatay'da bulunan taşınmazları 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesiyle tanıdığı tescil imkanının dışında tutmayı amaçlamadığı, Hatay'da kurulu Osmanlı Döneminden kalma cemaat vakıflarının diğer vakıflardan farklı uygulamaya tabi tutulmasında haklı bir neden bulunmadığı, derece mahkemelerince Hatay'ın kendine özgü durumunun dikkate alınmamasının Anayasa'nın 35. ve 10. maddesine aykırılık oluşturduğu" gerekçesiyle hak ihlaline karar verildiği dikkate alınarak, dava konusu işlem yeniden incelendiğinde, davacı vakfın 1936 Beyannamesi olup olmadığına bakılmaksızın bir değerlendirme yapılması zorunludur.<br>Davacı tarafından Kanun'un geçici 7. maddesi gereğince başvuru yapılması üzerine tesis edilen Vakıflar Meclisi kararında, davaya konu 10 adet taşınmaz bakımından; Genelge uyarınca madde kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerinin iki ay içerisinde tamamlanmasına, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağına karar verilmiştir. Davacı vakıf ise verilen sürede yeni bir başvuru yapmamış; işlem ile birlikte bu işlemin dayanağı olan Genelge'nin iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır. Dava dilekçesine ise taşınmazlara yönelik yapılan başvurulara ait formlar, tapu bilgileri, 30/05/1965 tarihli vakıf yönetim kurulu kararı, Arapçadan Türkçeye çeviri mahiyetindeki belgeler (Başvuruya konu bazı taşınmazlara yöneliktir ve Hatay'ın anavatana katılmasından önceki tarihleri içeren çeşitli kadastro hakimi kararlarından bahsedilmektedir.) eklenmiştir.<br>Sonuç olarak, davacı vakfın başvurusu, Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamındaki en temel şart olan 1936 Beyannamesi sunulamadığından, davalı idarece madde metnindeki diğer şartlara yönelik bir araştırma yapılmaksızın reddedilmiştir.<br>Bu durumda, 1936 Beyannamesi şartı aranmaksızın, madde metninde yer alan diğer şartların sağlanıp sağlanmadığı bakımından davacı vakfın başvurusunun incelenmesi ve başvuru hakkında bir karar verilmesi gerekirken; bu yönde bir inceleme yapılmaksızın başvurunun reddedilmesine yönelik Vakıflar Meclisi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin … tarih ve … sayılı kararının ek 3 sayılı listesinde belirtilen 10 adet taşınmaza yönelik kısmının İPTALİNE,<br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin takdiren … TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan … TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,<br>4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,<br>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/03/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br><br></font></p></body></html>
kamulaştırma