<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2024/7005 E.  ,  2025/3448 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2">T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2024/7005<br>Karar No : 2025/3448<br><br>DAVACI : ... Prestij Gayrimenkul Yatırım ve Ticaret A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVALILAR : 1- ...<br> 2- ...Bakanlığı <br>VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Anastasiapolis Antik Kenti 1. derece Arkeolojik Sit Alanında bulunan yapı kalıntılarının ortaya çıkarılması ve restorasyon çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi amacıyla davacının Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... ada, ... parsel ve ... ada, 16 parsel sayılı taşınmazlarının tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına yönelik 20/09/2024 tarihli, 32668 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19/09/2024 tarihli, 8990 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptali istenilmektedir. <br><br>DAVACININ İDDİALARI : Acele kamulaştırmayı gerektirecek bir kamu yararı bulunmadığı, acele kamulaştırma talebinde bulunan idarenin 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde yer alan acele kamulaştırma sebeplerini somut ve inandırıcı delillerle izah edemediği, dava konusu taşınmazların acele kamulaştırılmasına sebep olarak gösterilen kültür ve tabiat varlıklarının korunması hususunun Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu, halihazırda yürürlükte bulunan... tarih ve ... sayılı Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile söz konusu taşınmazların bulunduğu alanların 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesine ve söz konusu alanda kuruldan izin almaksızın inşai ve fiziksel uygulamada bulunulmamasına karar verildiği, acele kamulaştırmaya sebep olmak üzere önlenmesi gereken bir faaliyet veya zararın bulunmadığı, etrafı tamamen yapılaşmaya uygun iken sahibi olduğu tüm parsellerin (... ada ...,...,...,...,...parsel ile ... ada ...,... parsel) yapılaşmaya müsade etmeyecek şekilde sit derecelendirmesinin yapıldığı, geri plandaki parsellere yönelik acele kamulaştırma kararı verilmemiş olmasının orantılı ve adil olmadığı, dava konusu acele kamulaştırma kararının hayata geçirilmesi durumunda mülkiyet hakkının ihlal edileceği, sebep ve maksattan mücerret bir idari kararla acele kamulaştırma kavramını olağanüstü bir yöntem olmaktan çıkarak olağanlaştırılacağı ve taşınmazların mülkiyetinin yitirilmesine sebep olacağı, bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALILARIN SAVUNMASI : Uyuşmazlıkta; Kissebükü Antik Kentinde sürdürülen kazı çalışmaları kapsamında acele kamulaştırmaya konu taşınmazların bizzat Kissebükü Antik Kenti Kazısı Başkanı tarafından tespit edilerek önerildiği, acele kamulaştırma yapılmaması ve taşınmazların koruma tedbirleri ile gerekli restorasyon vb. projelerin hayata geçirilmemesi durumunda dava konusu taşınmazlarda yer alan ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan mimari yapıların tahribata uğrayacağı, dava konusu taşınmazların I. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesinin hukuki bir koruma sağlamakla birlikte taşınmazlarda bulunan yapıların gerek doğa gerekse de insan eliyle oluşan ve oluşacak, geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara karşı korunmalarını sağlamakta yeterli olmayacağı, antik kentin korunmasının alandaki kalıntıların kazı yapılarak açığa çıkarılması, yapıların restorasyonu ve çevre düzenleme projesinin hazırlanarak gerekli güvenlik önlemlerinin alınması ile sağlanabildiği, bu nedenle özel mülkiyete ait taşınmazların kamu yararı gözönünde tutularak kamulaştırılmasının zorunlu olduğu, tescil kararının arkeolojik sit alanının korunarak gelecek nesillere aktarılması için tek başına yeterli olmadığı, Kissebükü Antik Kenti I. derece arkeolojik sit alanında bulunan taşınmazların büyük kısmının hazine taşınmazları ile orman arazisinden oluştuğu, özel mülkiyete ait az sayıda taşınmazın yer aldığı, tapu kayıtlarında taşınmazların I. derece arkeolojik sit alanı olarak tescilli olduğuna ilişkin 13/05/2019 tarihli beyanın bulunduğu, davacının davaya konu taşınmazları 25/01/2022 tarihinde satın aldığı dikkate alındığında, taşınmazların I. derece arkeolojik sit alanında kaldıkları hususundan haberdar olduğu, dava konusu işlemin, hukuka ve mevzuata uygun oluğu, haksız açılan davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Davacı ve davalı idare arasında dava konusu taşınmazlara yönelik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 8. maddesi uyarınca uzlaşma neticesinde anlaşma sağlanması üzerine taşınmazlar hazine adına tescil edildiğinden, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava; Anastasiapolis Antik Kenti 1. Derece Arkeolojik Sit Alanında bulunan yapı kalıntılarının ortaya çıkarılması ve restorasyon çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi amacıyla davacının Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... ada, ... parsel ve ... ada, ... parsel sayılı taşınmazlarının tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına yönelik 20/09/2024 tarihli, 32668 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19/09/2024 tarihli, 8990 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptali istemiyle açılmıştır.<br>Anayasa'nın 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmü yer almaktadır.<br>Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Numaralı Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” hükmüne yer verilmiştir.<br>Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Bu husus Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla da ortaya konulmuştur.<br>Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde bu olağan kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir.<br>Öte yandan Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.” hükmüne yer verilmiştir.<br>Taşınmazın mülkiyetinin kamu hizmetini yürütecek olan idareye geçmesine ilişkin Kamulaştırma Kanununun 3. maddesi ve devamı maddeleri uyarınca yapılan (olağan) kamulaştırma ile mülkiyetin malikin üzerinde kalmasına rağmen taşınmaza el konularak kullanımının idareye geçmesine ilişkin Kanun'un 27. maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma işlemi aynı taşınmaza ilişkin olsa da farklı işlemlerdir. idare doğrudan olağan kamulaştırma yapabileceği gibi olağanüstü bazı durumlarda önce acele kamulaştırma işlemi tesis edip sonra kamulaştırma işlemini tamamlayabilir. Acele kamulaştırma ile taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukuk mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Taşınmazın maliki, taşınmazına el konulması üzerine acele kamulaştırma işleminin iptali istemiyle dava açabileceği gibi asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine olağan kamulaştırmaya dönüşen işlemin iptali istemiyle de ayrıca dava açabilir.<br>Dolayısıyla acele kamulaştırma bir kamulaştırma usulü olmayıp kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve mülkiyetin idareye geçmesine kadar taşınmaza el konularak kullanım hakkının idareye geçmesini sağlayan bir işlemdir. Nitekim Cumhurbaşkanınca kamulaştırma kararı değil kamulaştırmayı yapacak olan idarenin istemi üzerine "acelelik” kararı alınmaktadır. Bu nedenle acele kamulaştırma ve kamulaştırma işlemlerinin yargı denetimi de farklı olacaktın Kamulaştırma işleminin kamu yararına ve kanunlarda belirtilen hükümlere ve kamulaştırma usulüne uygun olup olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekirken acele kamulaştırma işleminde acelelik durumunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu itibarla kamu yararının bulunmadığı kamulaştırma işlemlerinde acelelik durumunun olmadığı açık olmakla birlikte kamu yararı bulunan işlemlerde her zaman acelelik halinin bulunmadığı, olağan kamulaştırma ile taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesiyle kamu yararının gerçekleşebileceği tabidir.<br>Hukuk devletinde idarenin, acele kamulaştırma işlemi tesis edebilmesi için, olağanüstü durumlar karşısında, kamulaştırmaya konu taşınmaza daha acil olarak ihtiyaç duyması, idarenin anılan taşınmazı bir an önce kullanmaya başlamaya muhtaç olması, bir başka ifadeyle, üstün kamu yararının gerçekleşebilmesi için olağan usulden ayrılmasının zorunlu olması gerekir.<br>Bu doğrultuda, Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, olağan dışı hallerde, belli şartların varlığına bağlı olarak, kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden, idarenin, kamulaştırılan taşınmaza el koymasına izin verilmiş ve acele kamulaştırma olağanüstü ve istisnai bir yöntem olarak düzenlenmiştir. Acele kamulaştırmada, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. Burada malik lehine olağan kamulaştırmada getirilen usule ilişkin güvenceler bertaraf edilmekte ve taşınmazın mülkiyeti geçmeden, idareye, taşınmazı el koyarak kullanma, ondan yararlanma ve üzerinde birtakım tasarrufta bulunma yetkisi verilmektedir. Bu işlem, malikin mülkiyet hakkını kısıtlayan bir sonuç doğuracağından, taşınmaza el konulmasında amaçlanan kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin korunması ve bu kapsamda acelelik halinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir.<br>2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 3. maddesinde ören yeri tanımına yer verilmiş ve "çevre düzeni projesi”nin ören yerlerinin arkeolojik potansiyelini koruyacak şekilde , denetimli olarak ziyarete açmak, tanıtımını sağlamak, mevcut kullanım ve dolaşımdan kaynaklanan sorunlarını çözmek, alanın ihtiyaçlarını çağdaş, teknolojik gelişmelerin gerektirdiği donatılarla gidermek amacıyla her ören yerinin kendi özellikleri göz önüne alınarak hazırlanacak 1/500,1/200,1/100 ölçekli düzenleme projeleri olduğu vurgulanmış ve 'Kamulaştırma” başlıklı 15. maddesinde de Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak proğramlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur. Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri ve mahallî idare birlikleri tescilli taşınmaz kültür varlıklarını,koruma bölge kurullarının belirlediği fonksiyonda kullanılmak kaydıyla kamulaştırabilirler. Menşei vakıf olup da çeşitli sebeplerle kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetine geçen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunların korunma alanlarının kamulaştırılmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır. Bu maksat için Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yeteri kadar ödenek konur. Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanları, imar planında yola, otoparka, yeşil sahaya rastlıyorsa bunların belediyelerce; sair kamu kurum ve kuruluşlarının bakım ve onarım ile görevli oldukları veya kullandıkları bu gibi kültür varlıklarının korunma olanlarının ise, bu kurum ve kuruluşlarca, kamulaştırılması esastır. Kamulaştırmalarda bedel takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaz.Kamulaştırma işlemleri,bu Kanun hükümleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine göre yapılır... " hükmüne yer verilmiştir.<br>2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 15. madde hükmü ile korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarında kamulaştırma yapılabileceği öngörülmüş olduğundan, anılan Yasa uyarınca yapılacak olan kamulaştırmalarda 2942 sayılı Yasanın acele kamulaştırmayı düzenleyen 27. maddesi hükmünün de uygulanabileceği açıktır.<br>Buna göre, 2863 sayılı Yasa uyarınca bir bölgenin 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak belirlenmesi tek başına acele kamulaştırma yapılmasına gerekçe teşkil etmeyeceğinden, kamulaştırmanın 2942 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca gerçekleştirilebilmesi için acele kamulaştırma prosedürünün uygulanabilme koşullarının gerçekleşmiş olması gerekmektedir.<br>Dosyanın incelenmesinden, ... tarih ve ... sayılı Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile uyuşmazlık konusu taşınmazların da bulunduğu alanların I. ve 3. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesine ve söz konusu alanda kuruldan izin almaksızın inşai ve fiziksel uygulamada bulunulmamasına karar verildiği, davacı taşınmazlarının 1. derece arkeolojik sit alanında kaldığı; Kissebükü Antik Kenti Kazısı Başkanı tarafından acele kamulaştırma yapılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığının 27/08/2024 tarihli işlemiyle acele kamulaştırma yapılmaması ve taşınmazların koruma tedbirleri ile gerekli restorasyon vb. projelerin hayata geçirilmemesi durumunda dava konusu taşınmazlarda yer alan ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan mimari yapıların tahribata uğrayacağı, dava konusu taşınmazların l. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesinin hukuki bir koruma sağlamakla birlikte taşınmazlarda bulunan yapıların gerek doğa gerekse de insan eliyle oluşan ve oluşacak, geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara karşı korunmalarını sağlamakta yeterli olmayacağı, antik kentin korunmasının alandaki kalıntıların kazı yapılarak açığa çıkarılması, yapıların restorasyonu ve çevre düzenleme projesinin hazırlanarak gerekli güvenlik önlemlerinin alınması ile sağlanabildiği, bu nedenle özel mülkiyete ait taşınmazların kamu yararı gözönünde tutularak kamulaştırılmasının zorunlu olduğu gerekçeleriyle 2942 sayılı Yasanın 6/g maddesi uyarınca kamu yararı kararı alınarak ve aynı maddeye istinaden dava konusu taşınmazların acele kamulaştırma işlemlerine başlanılmasının uygun görüldüğü 20/09/2024 tarihli, 32668 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19/09/2024 tarihli, 8990 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile de dava konusu acele kamulaştırma kararının alındığı anlaşılmaktadır.<br> Sit alanlarında bölgeye ilişkin koruma amaçlı imar planları ile belirlenen kullanım kararları doğrultusunda uygulama yapılması mümkün olup, bu alanlarda bölgeye ilişkin koruma amaçlı imar planı varsa bu plan doğrultuda, yoksa koruma amaçlı imar planı yapılarak buna uygun olarak projelerin hazırlanması ve söz konusu projeler ve koruma amaçlı imar planlarında öngörülen kullanım kararları doğrultusunda kamulaştırma işlemi de dahil olmak üzere uygulama işlemlerinin tesis edilmesi gerektiği açıktır.<br><br> Olayda; uyuşmazlığa konu taşınmazların da bulunduğu, arkeolojik sit alanı olarak belirlenen bölgenin 1/1000 ölçekli Uygulama imar Planı ve 1/5000 ölçekli Nazım imar Planı kapsamında bulunmadığı 1/100.000 ölçekli Aydın- Muğla- Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında "1. Derece Doğal Sit Alanı içerisinde 1. Derece Arkeolojik Sit Alanında kaldığı;... tarih ve ... sayılı Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile uyuşmazlık konusu taşınmazların da bulunduğu alanların 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesine ve söz konusu alanda kuruldan izin almaksızın inşai ve fiziksel uygulamada bulunulmamasına karar verildiği, dava konusu acele kamulaştırma işleminin tesis edildiği tarihten sonra alınan Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun... tarihli ve ... sayılı kararı ile de Kissebükü Antik Kenti için hazırlanan Çevre Düzenlemesi Avan Projesinin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 03/05/2006 tarihli ve 714 sayılı İlke Kararı doğrultusunda uygun olduğuna karar verildiği; davalı Kültür ve Turizm Bakanlığınca tespiti yapılarak Koruma Bölge Kurulu tarafından tescil edilen arkeolojik sit alanlarının potansiyel birer ören yeri olarak değerlendirildiği görülmektedir.<br> Davalı İdare tarafından acele kamulaştırma yapılmaması ve taşınmazların koruma tedbirleri ile gerekli restorasyon vb. projelerin hayata geçirilmemesi durumunda dava konusu taşınmazlarda yer alan ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan mimari yapıların tahribata uğrayacağı, dava konusu taşınmazların I. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesinin hukuki bir koruma sağlamakla birlikte taşınmazlarda bulunan yapıların gerek doğa gerekse de insan eliyle oluşan ve oluşacak, geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara karşı korunmalarını sağlamakta yeterli olmayacağı, antik kentin korunmasının alandaki kalıntıların kazı yapılarak açığa çıkarılması, yapıların restorasyonu ve çevre düzenleme projesinin hazırlanarak gerekli güvenlik önlemlerinin alınması ile sağlanabildiği, tescil kararının arkeolojik sit alanının korunarak gelecek nesillere aktarılması için tek başına yeterli olmadığı ileri sürülerek özel mülkiyete ait taşınmazların kamu yararı gözönünde tutularak kamulaştırılmasının zorunlu olduğu belirtilmiş ise de uyuşmazlığa konu taşınmazları da kapsayan alanın I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak belirlenmesinin ve acele kamulaştırmaya sebep olmak üzere önlenmesi gereken bir faaliyet veya zararın bulunma ihtimalinin tek başına acele kamulaştırma yapılmasına gerekçe teşkil etmeyeceği; 2863 sayılı Kanunda, özel mülkiyette bulunan tescilli kültür varlıklarının özel mülkiyette kalmasının devamlılığının esas olduğu, mülk sahiplerinin Kanunla aykırı olmaması şartıyla bu varlıkların üzerindeki mülkiyet haklarını ve yetkilerini kullanabileceği, mülk sahiplerine koruma, bakım ve onarımlarda, teknik eleman ve ödenekler ile yardımda bulunulabileceği, Kültür ve Turizm Bakanlığının bakım ve onarıma ilişkin denetleme yükümlülüğünün bulunduğu, malikin tescilli kültür varlığının bakım ve onarım sorumluluğunda aczinin bulunması halinde taşınmazın kamulaştırılabileceği hükme bağlandığından, dava konusu acele kamulaştırma işleminin, uyuşmazlığa konu parseller üzerinde bulunan Kissebükü Antik Kenti kalıntılarının kazı yapılarak açığa çıkarılması, yapıların restorasyonu ve çevre düzenleme projesinin hazırlanarak gerekli güvenlik önlemlerinin alınması konusunda uyuşmazlık konusu parsel maliklerinin aczinin olduğu nedeniyle tesis edilmemesi; diğer taraftan I. Derece Arkeolojik Sit Alanında kalan özel mülkiyetteki taşınmazların 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesinde öngörülen acele kamulaştırma prosedürünün uygulanabilmesi için gerekli olan olağanüstü durumların ve bu yönteme başvurulması ile amaçlanan kamu yararının da somut olarak ortaya konulamaması karşısında dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>Açıklanan nedenlerle, dava konusu 20/09/2024 tarihli, 32668 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19/09/2024 tarihli, 8990 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının davacı parselleri yönünden iptalinin gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>MADDİ OLAY :<br>Dava; Anastasiapolis Antik Kenti 1. derece Arkeolojik Sit Alanında bulunan yapı kalıntılarının ortaya çıkarılması ve restorasyon çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi amacıyla davacıya ait Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... ada, ... parsel ve ... ada, ... parsel sayılı taşınmazlarının tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına yönelik 20/09/2024 tarihli, 32668 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19/09/2024 tarihli, 8990 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptali istemiyle açılmıştır.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT:<br>2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 1. maddesinde; "Bu Kanun; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler.” hükmüne, 8. maddesinde ise "İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır.<br>...<br>Malik veya yetkili temsilcisi tarafından, bu yazının tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malı pazarlıkla ve anlaşarak satmak veya trampa isteği ile birlikte idareye başvurulması hâlinde; komisyonca tayin edilen tarihte pazarlık görüşmeleri yapılır, tespit edilen tahminî değeri geçmemek üzere bedelde veya trampada anlaşmaya varılması hâlinde, yapılan bu anlaşmaya ilişkin bir tutanak düzenlenir ve anlaşma konusu taşınmaz malın tüm hukuki ve fiili vasıfları ile kamulaştırma bedelini, malikin kimlik bilgilerini ve taşınmazların tapuda tesciline veya terkinine dair kabul beyanlarını da ihtiva eden tutanak, malik veya yetkili temsilcisi ve komisyon üyeleri tarafından imzalanır. Bu tutanak malikin ferağ beyanı ve tapuda idare adına yapılacak tescilin hukuki sebebi sayılır.<br> İdarece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırk beş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel hazır edilerek, idarenin anlaşma tutanağı ve kamulaştırma öncesi taşınmaz üzerindeki tüm takyidat ve haklardan arındırıldığını bildiren yazıya istinaden idare adına tapuya resen tescil veya terkin edilir. Tapuya resen tescil veya terkinden sonra kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir.<br>Bu madde uyarınca satın alınan veya trampa edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz." hükmüne yer verilmiştir.<br>2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanununun 31/1. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323. maddesinin, 1. fıkrasının, (ğ) bendinde vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış, 326. maddesinin 1. fıkrasında, kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 2. fıkrasında da, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı, 331. maddesinde ise; davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ederek hüküm altına alacağı hükmüne yer verilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br>Yargılama devam ederken, taşınmazın kamulaştırılması sürecinde idarenin taşınmazın maliki ile uzlaşma yoluyla taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi halinde davanın konusuz kalacağı açıktır.<br>Dosya incelenmesinden, davacı ile Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün davanın devamı sırasında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 8. maddesi uyarınca yapılan 09/04/2025 tarihli uzlaşma görüşmeleri neticesinde anlaştıkları, anlaşma tutanağının davacı şirket vekili tarafından imzalandığı ve anlaşma tutanağına dayanılarak uyuşmazlığa konu taşınmazların 07/05/2025 tarihinde maliye hazinesi adına tapuda tescil edildiği anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda; dava konusu işlem ile acele kamulaştırılmasına karar verilen uyuşmazlığa konu taşınmazların, taraflarca yapılan uzlaşma görüşmeleri neticesinde, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 8. maddesi çerçevesinde düzenlenen anlaşma tutanağı uyarınca, hazine adına tapuya tescil edilmiş olması sebebiyle, konusu kalmayan davanın incelenmesine olanak bulunmamaktadır.<br>Öte yandan, davanın konusuz kalması halinde, esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan durumlarda, yargılama giderlerine davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre hükmedilmesi gerekmektedir.<br>Uyuşmazlıkta; davaya konu taşınmazın acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının alındığı, davanın açılmasından sonra davalı idareler tarafından taşınmazın kamulaştırılması amacıyla yapılan uzlaşma görüşmeleri sonucunda davacı ile sağlanan uzlaşma üzerine uyuşmazlığa konu taşınmazların hazine adına tapuda tescil edildiği, dolayısıyla davanın açılmasına davalı idarelerin sebebiyet verdiği görüldüğünden, yargılama giderlerinden davalı idarelerin sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br> 1. DAVA HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,<br> 2. Davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre, ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacılar tarafından yapılan toplam...-TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,<br> 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, <br> 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,<br> 5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 18/06/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br> <br><br></font></p></body></html>

kamulaştırma