<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/1383 E. , 2023/8430 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2023/1383<br>Karar No : 2023/8430 <br><br>DAVACI : … <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVALILAR : 1- …<br> 2- … Bakanlığı-ANKARA<br>VEKİLLERİ : Av. … <br><br>İSTEMİN KONUSU : Diyarbakır ili, Sur ilçesinde ilan edilen riskli alan sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 25/03/2016 tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının, Sur İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel (eski … ada, … parsel) sayılı taşınmaz yönünden iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Uyuşmazlığa konu taşınmazın kültür varlığı olduğu, yakın zamanda tescil edileceği, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun tescil kararının beklenmesi gerektiği, Sur olayları nedeniyle yapılar yıkılıncaya kadar ikamet edildiği, davacıya taşınmaz üzerinde yapı inşa edilmesine dair belge imzalatılmasına rağmen, bu hususta idarece hiçbir işlem yapılmadığı, taşınmazı kullanmaya devam edebilseydi kiraya vererek elde edebileceği kira bedelinden mahrum kaldığından kamulaştırma tarihi olan 21/03/2016 tarihi ile dava tarihi arasındaki süreye ilişkin emsal kira bedelinin ödenmesi gerektiği, mülkiyet hakkının ihlal edildiği, somut olayda kamu yararının ve kamulaştırmanın gerekçesinin bulunmadığı, dava konusu işlemin iptaline ve maddi zararın kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALILARIN SAVUNMASI: Usul yönünden; davanın süresinde açılmadığı, esas yönünden ise; uyuşmazlığa konu taşınmazın bulunduğu alanın 22/10/2012 tarih ve 3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla riskli alan olarak ilan edildiği, 2015 yılında Diyarbakır Kalesi ile Hevsel Bahçeleri Kültürel peyzajının dünya mirası olarak tescillendiği, kararın bölgenin Dünya mirasına kazandırılması açısından olumlu katkılar sağlayacağı, alanda yapılacak yenileme, iyileştirme ve dönüşüm uygulamaları ile tehdit altında bulunan tarihi dokunun korunması, mühendislik hizmeti almadan yapılaşmış afet riski taşıyan niteliksiz yapıların bertaraf edilerek güvenli konutlar ile yaşanabilir mekanlar oluşturulması ve kentin yüzleştiği sosyal problemlerin mekânsal kararlar ile çözüme kavuşturulmasının amaçlandığı, kararın Suriçindeki taşınmaz kültür varlıklarının tahribatını engelleyecek olması nedeniyle büyük öneme sahip olduğu, acele kamulaştırmaya yönelik Bakanlar Kurulu kararının dört ayrı sebebe dayalı bulunduğu; bu sebeplerden birincisinin, alanda riskli yapılar olduğu ve bu riskli yapı stoğu içinde yaşayan nufusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılması, ikincisinin, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi, üçüncüsünün, alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması, dördüncüsünün de terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesi olduğu, bu dört sebebin birlikte, birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle ve bir an önce uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için acele kamulaştırma kararının alındığı, zarar ile idarenin işlemi arasında illiyet bağının mevcut olup olmadığının tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya konulması gerektiği, hizmet kusuru bulunmadığı hususu göz önüne alındığında ortada tazmini gereken bir zararın varlığından söz edilemeyeceği, bu itibarla davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava konusu acele kamulaştırma kararının 25/03/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandığı, davacı tarafından acele kamulaştırma kararının 23/09/2022 tarihinde öğrenildiğinin beyan edildiği, davalı idareler tarafından uyuşmazlığa konu taşınmaza acele el konulmasına dair Mahkeme kararının bulunduğu yönünde bilgiye yer verilmediği, Diyarbakır Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı doğrultusunda bitişik tescilli taşınmazlar nedeniyle Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca yapılan incelemelerin ve değerlendirmelerin henüz sonuçlandırılmadığı, dolayısıyla restorasyon çalışmaları tamamlanana kadar uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yeni yapı inşa edilemeyeceği, Koruma Bölge Kurulunca tescilli yapıların restorasyon uygulaması tamamlandıktan sonra yapı inşa edilip edilmeyeceğinin değerlendirileceği hususları dikkate alındığında, bu aşamada somut olayda acelelik şartlarının bulunmadığı, dava konusu acele kamulaştırma kararının uyuşmazlığa konu parsel yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği, uğranıldığı ileri sürülen zararla dava konusu acele kamulaştırma kararı arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. <br><br>DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, Diyarbakır İli, Sur İlçesinde ilan edilen riskli alan içerisinde bulunan, … Mahallesi, … ada, … parsel (yeni … ada, … parsel) sayılı taşınmazın acele kamulaştırılmasına ilişkin 25.03.2016 günlü, 29664 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 21.03.2016 günlü, 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğan şimdilik 1.000,00-TL zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.<br>Davalı idarelerin süre itirazı yerinde görülmemiştir.<br>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun hükümleri ile riskli alan olarak ilan edilen bölgelerde taşınmaz malikleriyle anlaşma sağlanamayan durumlarda acele kamulaştırma yoluna da gidilebileceği öngörülmüştür.<br>Anayasa'nın 13. ve 35. madde hükümleri uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla Anayasa'ya uygun olarak yasayla sınırlandırılması mümkündür. Ancak buna ilişkin düzenlemeler öncelikle kamu yararına dayanmalıdır.Ülkemizin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolüyle de mülkiyet hakkı bir insan hakkı olarak kabul edilmiş ve bu hakkın orantılılık ilkesi çerçevesinde kamu yararı gözetilerek sınırlandırılabileceği ifade edilmiştir. Buna göre, bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır. Bu çerçevede, 2942 sayılı Yasanın 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Bu koşullardan ikisi Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olması halleri şeklinde açıkça sayılmak suretiyle üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının gerçekleştirilmesi amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda üçüncü koşul olan aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerekmektedir. <br>Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazın da yer aldığı Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Suriçi bölgesinin … günlü, … sayılı Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile kentsel sit alanı ilan edildiği, ancak zaman içerisinde ruhsatsız yapılaşmalar, geleneksel yapıların yıkılması ve tahribi sonucu bölgenin tarihi kent özelliğini kaybettiği, mevcut yapı stokunun can ve mal güvenliği açısından risk oluşturduğu, bu yapıların aynı zamanda tescilli kültür varlığı değeri taşıyan yapıları da olumsuz etkileyerek tarihi yapı ve dokunun bozulmasına ve çöküntü haline gelmesine neden olduğunun saptanması üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan teknik rapora dayanılarak 04.11.2012 günlü, 3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca bölgenin riskli alan olarak ilan edildiği, 2015 yılında Diyarbakır Kalesi ve Hevsel bahçeleri kültürel peyzajının Dünya Mirası olarak tescillendiği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16.03.2016 günlü, 2088 sayılı yazısı ile riskli alan ilan edilen alanda gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamaları ile riskli yapı stoku içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılarak ülkemizin önemli kültürel zenginlikleri arasında bulunan alanda taşınmaz kültür varlıklarının tahribatının engellenmesi, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi; alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması ve bölgede yaşanan terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için alan bütününde çalışma imkanının sağlanmasının gerektiği hususları gözetildiğinde riskli alan sınırları dahilinde bulunan taşınmazlardan, hazırlanacak Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında malikleri ile anlaşma sağlanamayanların 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca Bakanlık tarafından acele kamulaştırılmasına ilişkin karar alınması yolunda yapılan başvuru üzerine dava konusu Bakanlar Kurulu kararının alındığı; bölgenin riskli alan ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Altıncı ve Ondördüncü Daireleri Müşterek Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/521, K:2018/10450 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 19/06/2019 tarih ve E:2019/624, K:2019/3122 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, davacıya ait taşınmaza ilişkin bedel tespiti ve tescil istemiyle açılan ...Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayısına kayıtlı davada yapılan tebligat üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br> Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, davacı tarafından 14.03.2017 tarihinde"Riskli Alan Sınırları İçerisinde Konutunu Kendisi Yapmak İsteyen Maliklerce İmzalanacak Muvafakatname" başlıklı muvafakatnamenin ve buna dayalı ön sözleşmenin imzalandığı, daha sonra 05.09.2018 tarihinde "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Bakanlık Tarafından Maliklerin Borçlandırılması Suretiyle Konut Yapımına İlişkin Muvafakatname" başlıklı muvafakatnamenin imzalanarak koruma kurullarından alınacak izin ve Bakanlıkça hazırlanacak proje doğrultusunda belirlenen bedelin borçlandırılarak taşınmaz üzerinde yapı yapılmasının kabul edildiği, davacı tarafından Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne verilen 08.05.2020 tarihli dilekçe ile de, kendi taşınmazı üzerinde yapılacak konut dışında diğer koşulları kabul etmediği beyan edilerek, idare ile yapmış olduğu sözleşmenin kabul edilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. <br>Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünün … günlü, … sayılı yazısında ise davacının 08.05.2020 tarihli dilekçesi ile 385 ada, 50 parseldeki taşınmazına karşılık konut talep ettiği, ancak hak sahibi olduğu konuta dair sözleşme imzalanmadığı ve uzlaşma görüşmelerinin 20.12.2020 tarihinde sonuçlandığı belirtilerek, taşınmazın dava konusu Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda acele kamulaştırmaya konu edileceği belirtilmiştir.<br>Diğer taraftan, davacının 30.12.2021 tarihli dilekçesi ile uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerindeki konutun tescili yolunda yapılan başvuru üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … günlü, … sayılı kararı ile konutun "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" özelliği göstermediğinden tescilinin uygun olmadığına karar verilmiştir.<br>Anılan Kurulun … günlü, 9140 … kararında ise "... … ada, …-… no.lu parsellerin avlusunda devam eden kazı çalışmalarında izlerin bitişik parselde yer alan … ada, … ve … parselleri de kapsadığından kazının, … ada …-… parsellerde yapılması gerektiğine; çıkan izlere göre hazırlanacak revize restitüsyon ve restorasyon projelerinin Kurulumuza iletilmesine;" kararı verilmiş; yine davacı tarafından eklenen ve "… ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak Danıştay Altıncı Dairesinin E:2023/710 sayısına kayıtlı dosyada verilen ara kararına cevaben verilen Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün … günlü, E-… sayılı yazısında Diyarbakır Müze Müdürlüğü uzmanları denetiminde yapılan kazı çalışmaları sonucunda alınan … gün ve … sayılı Koruma Bölge Kurulu kararı ile "... tescilli … ada … ve … nolu parsellerin avlusunda devam eden kazı çalışmalarında mimari kalıntı izlerinin bitişik tescilsiz … ada … ve … parselleri de kapsadığı anlaşıldığından, tescilsiz … ada … ve … no.lu parsellerin tescilli … ada … ve … nolu parsellerle bütünlük oluşturup oluşturmadığının anlaşılabilmesi için tescilsiz … ada … ve … no.lu parsellerde çıkan mimari yapı kalıntısının, ilgili idare tarafından rölövesinin hazırlanarak kurulumuza iletilmesine" denildiğinden, … parsel sayılı taşınmaza yönelik kararın, rölöve çizimlerinin iletilmesi durumunda verileceği belirtilmiştir.<br><br>Danıştay Başsavcılığının 07.07.2023 günlü, 2023/534 Muh. sayılı yazısı ekinde gönderilen istem yazısı ile uyuşmazlığa konu taşınmaza yönelik olarak konu hakkında karar alınıp alınmadığının Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünden sorulması üzerine verilen E-… sayılı cevabi yazıda … ada … parsel (yeni … ada … parsel) de bulunan taşınmazın rölöve çizimlerine yönelik herhangi bir dosya kaydının olmadığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.<br>Bu durumda, 6306 sayılı Kanun uyarınca riskli alanlardaki uygulamalarda, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esas olduğundan, olayda davacı ile davalı bakanlık arasında imzalanan muvafakatnameler ile davacıya ait uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde konut yapılması hususunun kabul edilmiş olmasına karşın, konunun uzlaşma ile sonuçlanmama nedenleri ortaya konulmaksızın taşınmazın acele kamulaştırılması yoluna gidilmesinde mevzuata uyarlık bulunmadığı; diğer taraftan, taşınmaza ilişkin olarak UYAP üzerinden yapılan tapu araştırmasında, taşınmaz üzerinde 1984, 2002, 2007, 2008 2010 ve en son 10.01.2022 tarihli korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olduğu yolunda beyanların bulunduğu, taşınmaz üzerindeki konutların yıkılmasından sonra davacının başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucunda 08.02.2022 tarihli kararla konutun ""Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" özelliği göstermediğinden tescilinin uygun olmadığına karar verilmişse de, bitişik tescilli taşınmazlar nedeniyle Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca yapılan incelemelerin ve değerlendirmelerin henüz sonuçlandırılmadığı, Koruma Bölge Kurulunun … tarihli, … sayılı kararı doğrultusunda yapılacak rölöve çizimlerinin değerlendirilmesi sonucunda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında bir karar alınması durumunda taşınmaza yönelik her türlü uygulamanın özel kanun niteliğindeki 2863 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılması gerektiği gözönünde bulundurulduğunda, bakılan davada düşünce verildiği tarih itibariyle kamulaştırma ve acele kamulaştırmaya ilişkin koşulların gerçekleşmemiş olduğu sonucuna varılmıştır.<br>Davacının tazminat istemine gelince:<br>Davacı tarafından, dava dilekçesinde acele kamulaştırma kararının kendisine tebliğ edilmediği ve tapuya da şerh konulmadığı, karardan kamulaştırma bedelinin tespit ve tescili istemiyle açılan dava dilekçesinin 29.03.2022 tarihinde tebliğ edilmesiyle haberdar olunduğu, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yer alan konutun Sur olayları nedeniyle yıkılmasına kadar ikametgah olarak kullanıldığı, kamulaştırma tarihi ile dava tarihi arasındaki dönem taşınmazın kullanılamadığı, kullanılmaya devam edilseydi kiraya verilerek elde edilecek gelirin tazmini gerektiğinden bahisle, uyuşmazlığa konu taşınmazın kamulaştırma kararı nedeniyle kullanılmamasından ötürü mahrum kalınan (kamulaştırma tarihi olan 21.03.2016 ile dava tarihi arasındaki süreyi kapsar şekilde hesaplanacak) kira bedellerinin tazmini istenilmektedir. <br>İdarenin maddi tazminle yükümlü tutulması, ancak maddi bir zararın kesin olarak ortaya çıkmış, belirgin hale gelmiş olması halinde mümkündür. Kişinin isteği dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksikliklerle, çoğalma olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya çıkmamış, belirgin hale gelmemiş somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamamış ise, bu aşamada idarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilmesine olanak bulunmamaktadır.<br>Olayda, davacıya acele kamulaştırma kararının tebliğ edilmediği, taşınmazdaki konutun yıkılmasına kadar davacının ikamet etmeye devam ettiği, konutun kimin tarafından ve ne zaman yıkıldığının açıklanmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden taşınmazın daha sonra otopark olarak kullanıldığı, davacı tarafından maddi zararın kaynağı ve miktarının ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, kesin ve belli bir zarar niteliğinde olmayan muhtemel kira gelirleri nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararın davalı idarelerce tazmin yükümlülüğü bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Açıklanan nedenlerle, dava konusu 21.03.2016 günlü, 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu kararının uyuşmazlığa konu taşınmaz yönünden iptaline, davanın maddi tazminat istemine ilişkin kısmının ise reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Altıncı Daire since, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY:<br> Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Suriçi Bölgesi kentsel sit alanı ilan edilmiş ve aynı Karar ile kentsel sit alanı dışında kalan sur dibinden itibaren 50 metre genişliğindeki şerit 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında "Surların Koruma Bandı" olarak belirlenmiştir.<br> 04/11/2012 tarihli, 28457 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 22/10/2012 tarihli, 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile; Diyarbakır İli, Sur İlçesinde uyuşmazlığa konu taşınmazın da dahil olduğu alanın, 6306 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak ilan edilmesine karar verilmiştir. <br>Dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, Diyarbakır İli, Sur İlçesinde ilan edilen riskli alan içerisinde yer alan uyuşmazlığa konu taşınmazın da dahil olduğu taşınmazların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.<br>Davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Konutunu Kendisi yapmak isteyen Maliklerce İmzalanacak Muvafakatname" ile "Riskli Alan Sınırları İçerisinde TOKİ'den Konut İsteyen veya Konutunu Kendisi Yapmak İsteyen Maliklerce İmzalanacak Ek Muvafakatname" 17/03/2017 tarihinde, "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Bakanlık Tarafından Maliklerin Borçlandırılması Suretiyle Konut Yapımına İlişkin Muvafakatname" ise 05/09/2018 tarihinde davacı ile davalı idare görevlisi tarafından imzalanmıştır. Anılan muvafakatname ile davacı tarafından, uyuşmazlık üzerine Bakanlıkça inşa edilecek yapının koruma amaçlı imar planına uygun olarak hangi alanda kaldığının belirlenmesi sonrasında koruma kurullarından alınacak izin ve Bakanlıkça hazırlanacak proje doğrultusunda yapılması kabul ve taahhüt edilmiştir.<br> Davacı tarafından verilen 08/05/2020 tarihli dilekçe ile; kendi taşınmazı üzerinde yapılacak konutu istediği, bunun dışındaki koşulları kabul etmediği hususu beyan edilmiştir.<br>Davalı idare görevlileri tarafından, davacının davet edilmesine rağmen gelmediğinden bahisle uzlaşma sağlanamadığına dair 16/12/2020 tarihli uzlaşmazlık tutanağı hazırlanmıştır.<br> Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı yazısı ile; davacının 08/05/2020 tarihli dilekçesine davacının davacının hak sahibi olduğu konuta dair gayrimenkul satış sözleşmesinin hazırlandığı, davacı ile görüşülmesine rağmen uzlaşmaya varılmadığı ve sözleşme imzalanmadığının uzlaşma komisyonu tarafından tespit edildiği, Bakanlık talimatı doğrultusunda 20/12/2020 tarihinde uzlaşma görüşmelerinin nihayete erdirildiği, uzlaşmaya varılmayan taşınmazların 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda kamulaştırmaya konu edileceği yönünde cevap verilmiştir.<br>Bakılan dava, dava konusu acele kamulaştırma kararının davacıya ait taşınmaz yönünden iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.<br>Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı yazısı ile; uyuşmazlığa konu taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı özelliği göstermediğinden tescilinin uygun olmadığına karar verilmiştir.<br> Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün … tarihli ve E-… sayılı yazısı ile, uyuşmazlığa konu taşınmazın tescil kaydının bulunmadığı, ancak Diyarbakır Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında tescilli … ada, …-… parsellerin avlusunda devam eden kazı çalışmalarında izlerin bitişik parsellerde yer alan 385 ada, 49 ve 50 parselleri kapsadığından, kazının … ada, … ve … parsellerde yapılması gerektiği kararının alındığı, Diyarbakır Müze Müdürlüğü uzmanları denetiminde yapılan kazı çalışmaları sonucunda alınan … gün ve … sayılı Koruma Bölge Kurulu kararı ile "... tescilli … ada … ve … nolu parsellerin avlusunda devam eden kazı çalışmalarında mimari kalıntı izlerinin bitişik tescilsiz … ada … ve … parselleri de kapsadığı anlaşıldığından, tescilsiz … ada … ve … no.lu parsellerin tescilli … ada … ve … nolu parsellerle bütünlük oluşturup oluşturmadığının anlaşılabilmesi için tescilsiz … ada … ve … no.lu parsellerde çıkan mimari yapı kalıntısının, ilgili idare tarafından rölövesinin hazırlanarak kurulumuza iletilmesine" denildiği belirtilerek rölöve çizimlerinin Müdürlüklerine iletilmediği, iletilmesi halinde Koruma Böle Kurulunun ilk toplantısında değerlendirileceği belirtilmiştir.<br>Danıştay Başsavcılığının 07/07/2023 tarih ve 2023/534 Muh. sayılı yazısı ekinde gönderilen istem yazısı ile uyuşmazlığa konu taşınmaza yönelik olarak konu hakkında karar alınıp alınmadığının Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünden sorulması üzerine, verilen E-… sayılı cevabi yazıda … ada … parsel sayılı (yeni … ada … parsel) de bulunan taşınmazın rölöve çizimlerine yönelik herhangi bir dosya kaydının olmadığı belirtilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.<br>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir.<br>2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükteki olan şeklinde "İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.<br>Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanunu'nda gösterilen miktarı, nakden ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır" hükmüne, aynı Kanunun 5. maddesinde, belediye yararına kamulaştırmalarda belediye encümeni tarafından kamu yararı kararı alınacağı düzenlenmiş, 6. maddesinde ise belediye encümeni tarafından alınmış olan kamu yararı kararının il merkezlerinde Valinin onayı ile tamamlanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin 3. fıkrasında, "Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır." hükmüne, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan 27. maddesinde ise; 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.<br> Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, son fıkrasında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir.<br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmış, "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükmüne yer verilmiştir.<br> 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tespit ve tescil" başlıklı 7. maddesinde; "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur...." hükmüne, "Korunma alanı ile ilgili karar alma yetkisi" başlıklı 8. maddesinde; "Yedinci maddeye göre tescil edilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tesbiti ve bu alanlar içinde inşaat ve tesisat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi Koruma Kurullarına aittir." hükmüne, 9. maddesinde; ''Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır.'' hükmüne yer verilmiştir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Usul Yönünden:<br> Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından;<br>İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarında genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.<br>Acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ilgililere tebliğ hükmünde olmadığından acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasada yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte bireysel işlem olması karşısında otuz gün içinde dava açılacak idarenin gösterilmesi suretiyle ilgiliye tebliğ edilmesi, Anayasada güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir. <br>Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, usulüne uygun yazılı bildirimi üzerine otuz gün içinde veya öğrenme üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, bu durumda 2577 sayılı kanunun 20/A maddesinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.<br>Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2015 tarihli, E:2014/5590, K:2015/891 sayılı ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararları da bu yöndedir. <br>Uyuşmazlıkta, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının davacıya tebliğ edildiğine dair belgenin dosyaya sunulmadığı ve davacı tarafından öğrenme tarihi üzerine 30 gün içinde davanın açıldığı anlaşılmış ve davalı idarelerin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. <br><br>Esas Yönünden:<br>Davanın, 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına ilişkin kısmı ile ilgili olarak;<br>Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir.<br>Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir.<br>Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir.<br>2942 sayılı Kamulaştırma Kanununda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir.<br>Olağan kamulaştırma usulünde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, aynı Kanunun 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanunun 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından aynı Kanunun 8. maddesine göre idarenin uzlaşma yoluyla satın alma usulünün denenmesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, aynı Kanunun 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir. Diğer bir deyişle, olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır.<br>Acele kamulaştırma usulü ise, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idare tarafından kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, yapılacak başvuru üzerine, mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir istisnai usul olarak öngörülmüştür. Diğer bir deyişle, Bakanlar Kurulunca acele kamulaştırma kararı alındıktan sonra makul süre içerisinde taşınmaza el konulması amacıyla Asliye Hukuk Mahkemesince ilgili idarenin başvurusu üzerine verilecek el koyma kararı ile, tapuda mülkiyetin el değiştirmesi beklenilmeden el konulan taşınmazdan yararlanma imkanı doğmaktadır.<br>Dolayısıyla, el koyma kararından sonra, idarenin taşınmazın mülkiyetinin devrini sağlayabilmesi için, kamulaştırma sürecinin diğer aşamalarını, yani olağan kamulaştırma prosedürünün gereklerini yerine getirme zorunluluğu bulunmaktadır. Şöyle ki; taşınmazın uzlaşma yoluyla satın alınmasının denenmesi, uzlaşma sağlanamazsa, idare tarafından 2942 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca “kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil” davası açılması gerekmekte olup, anılan davada, Mahkemece 30 gün içerisinde idari yargıda dava açılabileceği ihtarını içeren meşruhatlı tebligat üzerine, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının iptali istemiyle görevli ve yetkili İdare Mahkemesinde dava açılabileceği; söz konusu davada, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının hukuka uygunluk denetiminin yapılacağı ve ilgili taşınmaz malikinin iddialarının anılan davada incelenebileceği açıktır. <br>Bu anlamda, acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırma usulü arasındaki temel fark, olağan kamulaştırmada ancak süreç sonunda mahkemece tescil hükmünün kurulmasıyla idarece kullanılabilir hale gelen taşınmazın, acele kamulaştırma usulünde, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, sürecin en başında idarece kullanılabilir hale gelmesinden kaynaklanmaktadır.<br>Görüldüğü üzere, acele kamulaştırma usulü, idareye taşınmazlara olağan kamulaştırma usulüne göre daha hızlı ve kolay biçimde el konulmasını sağladığından, bireyin mülkiyet hakkının korunması bakımından da temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin anayasal ilkelere uygun işlem tesis edilmesi gerekmektedir. İdarelerin kamusal bir hizmetin görülmesinde gecikme yaşanması halinde daha fazla kayba uğramasının önüne geçilebilmesi amacıyla bu istisnai yola başvurması sonucunda, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkından yoksun kalmasına yol açılacağından, hizmetin gerçekleştirilmesinde amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil dengenin bozulmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir.<br> Acele kamulaştırma işleminin mülkiyet hakkından yoksun bırakma sonucunu doğuracak olması nedeniyle kesin, açık, öngörülebilir, belirli koşullar altında usulüne uygun olarak tesis edilmesi gerekmekte olup, olağan kamulaştırma usulünün malike sağladığı tüm güvenceleri ortadan kaldırmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır. (AYM, Ali Ekber Akyol ve diğerleri, B. No: 2015/17451, 16/2/2017) <br>Acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Krulu kararının kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği de açıktır. <br>Bu kapsamda, acele kamulaştırma kararına yönelik yapılacak incelemede, nihai olarak taşınmazın kamuya devrinin gerçekleşmesi planlandığından, öncelikle acele kamulaştırma yoluyla el konulmak istenilen taşınmazın kamusal bir amaca -plan, proje ve bu konuda yetkili makamlarca alınan kamu yararı kararı gibi- özgülendiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Burada acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise, olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere -kamu yararı/kamulaştırma kararı, proje vb.- karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağı tabiidir.<br>Diğer taraftan, acelilik halinin varlığının ortaya konulması, işlemin temel dayanağını teşkil etmektedir. Acelelik halinin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin acele kamulaştırmaya konu taşınmaza bir an önce fiilen müdahalede bulunması için olağan usulden ayrılmasının bir zorunluluktan kaynaklandığının, diğer bir ifadeyle gecikmesinde sakınca bulunan bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir. <br>Acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirileceği açıktır.<br>Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazında bulunduğu alanın 22/10/2012 tarih ve 3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak belirlendiği, davalı idareler tarafından savunma dilekçesinde terör olayları sonucunda Sur içi bölgesinde 1295 adet binanın tamamen yıkıldığı, 1335 adet binanın ağır hasar gördüğü, 1269 adet binanın ise az hasar gördüğü, toplam 4500 civarında bağımsız birimin hasar gördüğünün tespit edildiği, bölgede bulunan 97 adet kamu binası ile 8818 adet yapının % 10,29'unun ruhsatının bulunduğu, alanın büyük çoğunluğunun ruhsatsız yapılardan oluştuğu hususlarının belirtildiği, dava konusu işlem ile, uyuşmazlığa konu alanda gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamaları ile riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanmasının, proje ile sur içi bölgesinin sağlıksız yapılaşmalardan arındırılarak tarihi ve kültürel dokunun yeniden gün yüzüne çıkarılmasının, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılmasının, Ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesinin, mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılmasının, terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesinin, yapıların tarihi yapılara ve yöresel mimariye uygun olarak yenilenmesi suretiyle alanın özgün yapısının korunmasının amaçlandığı, yapıların birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle riskli yapıların can ve mal güvenliği açısından risk teşkil etmesi sebebiyle yeni yapıların bir an önce yapılabilmesi için acele kamulaştırma kararının alındığı; bölgenin sağlıklı yapılaşmasının taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının ivedilikle aslına uygun olarak tamamlanmasının sağlanmasının hedeflendiği, dava konusu taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları arasında yer aldığına dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br> 2942 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrası ile dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan şeklinde, Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, kamulaştırma yöntemi konusunda özel bir düzenleme getirilmiştir.<br> Buna göre, Bakanlar Kurulunca kabul olunan bu tür projelerin gerçekleştirilmesi, acelelik kapsamında görülmektedir.<br>6306 sayılı Kanun ile çarpık kentleşmenin düzeltilmesi, riskli yapıların deprem ve diğer doğal afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi suretiyle yaşanabilecek can ve mal kayıplarının azaltılmasının hedeflendiği, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek olarak belirtilen genel amacıyla birlikte değerlendirildiğinde, "riskli alan" ilanının, iskan projesi niteliği taşıdığı açıktır. <br>Buna göre, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede gerçekleştirilecek projelerde, acelelik halinin bulunduğu tartışmasızdır.<br>Bu durumda; acele kamulaştırmaya yönelik Bakanlar Kurulu kararının dört ayrı sebebe dayalı bulunduğu; bu sebeplerden birincisinin, alanda riskli yapılar olduğu ve bu riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılması, ikincisinin, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi, üçüncüsünün, alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması, dördüncüsünün de terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesi olduğu, bu dört sebebin birlikte, birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle ve riskli alan olarak ilan edilen uyuşmazlığa konu bölgenin sağlıklı yapılaşmasının, taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının gecikmeksizin aslına uygun olarak tamamlanmasının hedeflendiği, dokusu bozulan ve kullanılamaz hale gelen bölgenin önemi ve özelliği dikkate alınarak bütünlüğünün sağlanması amacı doğrultusunda acele kamulaştırma kararının alındığı ve bu haliyle Kamulaştırma Kanununda öngörülen acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede kalan davaya konu taşınmazın acele kamulaştırılması yolundaki dava konusu Bakanlar Kurulu kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Öte yandan; dava konusu acele kamulaştırma kararının dayanağı olan, dava konusu taşınmazın da bulunduğu alanın 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan olarak ilan edilmesine ilişkin 04/11/2012 tarihli, 28457 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 22/10/2012 tarihli, 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Altıncı ve Ondördüncü Daireleri Müşterek Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/521, K:2018/10450 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 19/06/2019 tarih ve E:2019/624, K:2019/3122 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.<br>Diğer taraftan; dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 14/12/2022 tarih ve E:2022/3376, K:2022/11365; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4050, K:2023/3360; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4537, K:2023/3362 sayılı kararları; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 26/04/2023 tarih ve E:2023/848, K:2023/844; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2102, K:2023/1815; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2107, K:2023/1816 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.<br><br>Davacının maddi tazminat istemine ilişkin kısmına gelince;<br> İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle illiyet (nedensellik) bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İlliyet bağı, aralarında neden ve sonuç ilişkisi bulunan iki durumdan birincisinin, ikincisinin koşulu olmasıdır. Hukukta, zararla sorumluluğun bağlandığı olay, işlem, eylem veya davranış arasındaki neden ve sonuç ilişkisine, genel anlamda illiyet bağı denilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.<br> İdarenin tazminle yükümlü tutulması, ancak bir maddi zararın kesin olarak ortaya çıkmış, belirgin hale gelmiş olması halinde mümkündür. Kişinin isteği dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksiklikler ile çoğalma olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya çıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, bu aşamada idarenin tazmin yükümlülüğüne gidilmesine olanak bulunmamaktadır. İdari yargıda tazmini gereken zararların gerçek ve kesinleşmiş olarak ortaya çıkan zararlar olması nedeniyle belli şartların gerçekleşmesi durumunda ileride elde edilmesi muhtemel gelirlerin gerçek ve kesinleşmiş olarak ortaya çıkan zarar olarak kabulü mümkün değildir. <br> İlgili idare tarafından bir taşınmaz hakkında acele kamulaştırma kararı alınması, tek başına, söz konusu taşınmazın mülkiyetinin ilgili idare tarafından kazanılması sonucunu doğurmamaktadır. Hatta, Kanun'un anılan düzenlemesinde, ilgili idarenin, acele kamulaştırılmasına karar verdiği taşınmaza hukuken muteber bir şekilde el atabilmesi, Mahkemece, taşınmazın 2942 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenen değerinin, davalı idare tarafından bankaya yatırılması sonrasında verilecek el koyma kararına bağlı kılınmıştır. Dolayısıyla, Mahkemece, acele kamulaştırma kararı çerçevesinde ilgili taşınmaza el konulmasına izin verilmediği müddetçe, idarenin, acele kamulaştırma kararını, tahliye ve yıkım gibi faaliyetlerle, icra etme yetkisi bulunmamaktadır.<br> Dosyanın incelenmesinden; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, acele kamulaştırma kararının davacıya tebliğ edilmediği ve tapuya da şerh konulmadığı, acele kamulaştırma kararının, Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili istemiyle açılan davada, dava dilekçesinin 23/09/2022 tarihinde davacıya tebliğ edilmesiyle öğrenildiği, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yer alan yapının Sur olayları nedeniyle yıkılmasına kadar ikametgah olarak kullanıldığı, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından davacıya uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yapı yapılmasına dair belge imzalatılmasına rağmen davalı idarece bu hususta herhangi bir işlem yapılmadığından, kamulaştırma tarihi ile dava tarihi arasındaki dönem taşınmazın kullanılamadığı, davacının taşınmazı kullanmaya devam edebilseydi taşınmazı kiraya vererek elde edebileceği kira gelirinden mahrum kaldığı, taşınmazın kamulaştırma kararı nedeniyle kullanılamamasından dolayı kamulaştırma tarihi olan 21/03/2016 tarihi ile dava tarihi arasındaki süreye ilişkin mahrum kalınan kira bedelinin tazmininin talep edildiği, UYAP sisteminde bulunan Tapu ve Kadastro Bilgi sistemi (TAKBİS) üzerinden yapılan sorgulamada uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde 1984, 2002, 2007, 2008, 2010, 10/01/2022 ve en son 17/10/2023 tarihli korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olduğu yolunda beyanların bulunduğu ve taşınmaza acele el konulmasına dair beyanın bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br> Davacı tarafından, dava konusu acele kamulaştırma kararı nedeniyle uyuşmazlığa konu taşınmazın kullanılamamasından dolayı kamulaştırma tarihi olan 21/03/2016 tarihi ile dava tarihi arasındaki süreye ilişkin mahrum kalınan kira bedelinin tazmini istenilmiş olup, davacının tazminat talebinin, iptali istenen dava konusu işlemden kaynaklı tazminat talebi olduğu görülmektedir. <br> Bu durumda; davacı tarafından uyuşmazlığa konu taşınmazın dava konusu acele kamulaştırma kararı nedeniyle kullanılamamasından dolayı kamulaştırma tarihi olan 21/03/2016 tarihi ile dava tarihi arasındaki süreye ilişkin kira bedeli elde edilemediğinden bahisle maddi zarara uğranıldığı ileri sürülmüş ise de; dava dilekçesinde uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde bulunan yapının dava konusu acele kamulaştırma kararı alınmadan önce Sur olayları nedeniyle yıkıldığının beyan edildiği, tapunun beyanlar hanesinde 1984 yılından bu yana korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olduğu yolunda beyanların bulunduğu, davacı tarafından acele kamulaştırma kararının 23/09/2022 tarihinde öğrenildiği, uyuşmazlığa konu taşınmaza davalı idareler tarafından acele el konulmasına dair mahkeme kararının bulunduğu yönünde davacı iddiasının da bulunmadığı, iş bu davada dava konusu acele kamulaştırma kararı yönünden davanın reddine karar verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu acele kamulaştırma kararının alındığı 21/03/2016 tarihi ile anılan acele kamulaştırma kararının davacı tarafından öğrenilme tarihi olan 27/09/2022 tarihi arasında davacının uyuşmazlığa konu taşınmazı kullanmaya devam ettiği, Diyarbakır Kültür varlıkları Koruma Bölge Kuruluna iletilmek üzere uyuşmazlığa konu taşınmazda yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 11/01/2022 tarihli raporda uyuşmazlığa konu taşınmazın otopark olarak kullanıldığı tespitine yer verildiği ve ekine buna ilişkin fotoğrafların konulduğu, dava konusu acele kamulaştırma kararının el koyma kararı alınmak suretiyle fiilen uygulamaya konulmadığı, Diyarbakır Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı doğrultusunda bitişik tescilli taşınmazlar nedeniyle Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca yapılan incelemelerin ve değerlendirmelerin henüz sonuçlandırılmadığı, tescilli yapılardaki restorasyon süreci tamamlanmadan uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yeni yapı inşa edilemeyeceği, dolayısıyla doğrudan dava konusu işlemden kaynaklanan bir zararın oluşmadığı, bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararla dava konusu acele kamulaştırma kararı arasında illiyet bağı bulunduğundan bahsetme imkanı da bulunmadığından, uğranıldığı ileri sürülen zarardan idarenin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı ve bu kapsamda davacının tazminat isteminin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Öte yandan; 2863 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tescil edilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tespiti ve bu alanlar içinde inşaat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi koruma kurullarına ait olduğundan, inşa edilecek yapının koruma amaçlı imar planına uygun olarak ve koruma kurulundan alınacak izin doğrultusunda yapılmasının zorunlu olduğu, davacı tarafından hazırlanacak projenin koruma kurulunca uygun bulunması halinde inşaata başlanabileceği, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yapı yapılması amacıyla yapı ruhsatı alınması için proje hazırlanması halinde projenin hangi sürede hazırlanacağı, bitişik parseldeki tescilli eser sürecine ilişkin restorasyon çalışmalarının ne kadar sürede tamamlanacağı, 2863 sayılı Kanun uyarınca projenin koruma kurulunca uygun bulunması zorunluluğu sebebiyle projenin incelenmesinin belirli bir süreci gerektirdiği, hazırlanan projenin koruma kurulunca uygun bulunup bulunmayacağı, uygun bulunması halinde bu sürecin ne kadar zaman alacağı, izin verilecek yapı büyüklüğünün ne kadar olacağı, inşaatın ne kadar sürede tamamlanabileceği, inşaatın tamamlanması halinde yapı kullanma izninin ne kadar sürede alınabileceği hususlarındaki belirsizlikler dikkate alındığında, davacının malvarlığında gerçek, kanıtlanabilir bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde somut bir zararın ortaya konulması gerektiğinden; somut ve kanıtlanabilir bir maddi zararın ortaya konulamadığı, davacının talep ettiği zararın muhtemel zarar niteliğinde olduğu da açıktır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. DAVANIN REDDİNE, <br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,<br>4. Varsa posta avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,<br>5. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>
kamulaştırma