<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/339 E. , 2023/6927 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE <br>Esas No : 2019/339<br>Karar No : 2023/6927<br> <br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …<br><br>TEMYİZ EDEN DAVALI YANINDA <br>MÜDAHİLLER : 1- … Elektrik Üretim A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. …<br> 2- … Elektrik Üretim A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : …<br><br>İSTEMLERİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı tarafından; … Vadisi Milli Parkında planlanan Baraj ve HES Projelerinin yapılması hususunda "üstün kamu yararının bulunduğuna, enerji ihtiyacının, yerli başka kaynaklardan karşılanmasının mümkün olamadığı açısından vazgeçilmezlik ve kesin zorunluluk şartlarının oluştuğuna" ilişkin 18/04/2011 tarihli (Mülga) Çevre ve Orman Bakanlığı işleminin iptali istenilmiştir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:... sayılı kararıyla; Danıştay Onuncu Dairesinin 06/11/2014 tarih ve E:2014/247, K:2014/6379 sayılı bozma kararına uyularak, ilgili Anayasa hükmü ve yasal düzenleme birlikte değerlendirildiğinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu, bu itibarla, öncelikle, davaya konu projelerle ile ilgili olarak hazırlanan fizibilite raporları çerçevesinde, projelerin, 'çevreye uyumlu' olup olmadığının tespiti bakımından, çevre mevzuatı açısından zorunlu olan "ÇED" sürecinin tamamlanması gerektiği, aksi taktirde 2872 sayılı Yasa'nın 10. maddesinde belirtildiği üzere, Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemeyeceği, bu durumda Munzur Vadisi Milli Parkı'nın Mutlak Koruma Zonu'nda inşa edilmesi planlanan Baraj ve HES Projelerinin yapılması hususunda "kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk" bulunduğuna ilişkin dava konusu işlemde hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, Munzur Vadisi Milli Parkı'nda planlanan baraj ve HES projelerinin yapılması hususunda enerji ihtiyacının yerli başka kaynaklardan karşılanmasının mümkün olmaması açısından vazgeçilmezlik ve kesin zorunluluk şartlarının oluştuğu, 2007 yılında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne teslim edilen Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planının, Bakanlıkça alınan üstün kamu yararı çerçevesinde Milli<br>Park'ta planlanan HES ve barajlar dikkate alınarak, bunların alana yapacağı olumsuz etkileri minimize edilerek gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla Uzun Devreli Gelişme Revizyon Planının hazırlanarak 06/07/2012 tarihinde Bakanlık Makamınca onaylanarak yürürlüğe girdiği, söz konusu revize planda Munzur Vadisi'nde planlanan HES ve barajların alana yapacağı etkiler de değerlendirilerek, uygulama aşamasında alınması gerekli tedbirlerin belirlendiği; davalı yanında müdahil ... Elektrik Üretim A.Ş. tarafından, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun Geçici 3. maddesinde yer alan istisna hükmün görmezden gelindiği, dava konusu projelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde olduğu gibi iptal kararı sonrasında da ÇED sürecinden muaf olduğu, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 28/12/2017 tarih ve E:2011/2653, K:2017/4464 sayılı kararının da bu yönde olduğu, Mercan HES projesinin 1984 yılında yatırım programına alındığı, 1985 yılında inşaat çalışmalarının başladığı, 2003 yılında elektrik üretilmeye başlandığı, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının ileriye etkili olduğu, kazanılmış haklarının ihlal edildiği, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve Milli Parklar Yönetmeliği uyarınca kamu yararı açısında vazgeçilmez ve kesin zorunluluk şartının gerçekleştiği, Munzur Vadisi Milli Parkı'nda yapımı öngörülen bütün baraj ve HES Projelerinin uygulanması halinde ortaya çıkacak tablonun kamu yararı ve zorunluluk koşulları açısından değerlendirilmesi amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi, Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ve Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü, Iğdır Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Orman Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyeleri tarafından 5 (Beş) ayrı bilimsel rapor hazırlandığı, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanan Bütünleşik Sentez Raporunun sonuç kısmında; "Munzur Havzası'nda DSİ'ce yapımı planlanan Baraj ve HES projeleri ile ilgili çevresel riskleri azaltıcı öneri ve değerlendirmelerin sonucu olarak, enerji üretimi açısından vazgeçilmez olan kullanma dengesi ile sürdürülebilir yönetim ilkesine göre, içinde bulundukları Milli Park sınırları dâhilinde yapılmalarında "kesin zorunluluk" bulunduğu; anılan projelerin ülkemizin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü ile taahhüt ettiği sera gazı emisyonlarının azaltımı ve ulusal enerji tüketimindeki yenilenebilir enerji payını artırma hedef ve politikalarıyla da uyumlu, kamu yararına bir stratejiyi destekler durumda olduğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır." görüşlerine yer verildiği, böylece "Bütünleşik Sentez Raporu" uyarınca Munzur Vadisi Milli Parkı'nda yapımı öngörülen HES Projelerinin uygulanmasında "kesin zorunluluk" ve "üstün kamu yararı" şartlarının oluştuğunun bilimsel olarak ortaya konulduğu, üstün kamu yararı kararının, proje ile ilgili izin, onay, teşvik veya ruhsat niteliğinde olmadığı, söz konusu izin ve onay işlemlerinden önce alınan bir ön izin niteliğinde olduğu, ÇED sürecinin her bir proje üzerinde işletilmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta ise her bir proje özelinde değil bütüncül bir değerlendirme yapılması gerektiği; davalı yanında müdahil ... Elektrik Üretim A.Ş. tarafından, her bir proje için ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken ÇED sürecinin üstün kamu yararı kararının iptali için gerekçe olamayacağı, dava konusu üstün kamu yararı kararının hukuka uygun olarak alındığı, çevrenin korunması için gerekli tüm tedbirlerin alındığı, tarafından üstlenilmiş bulunan projeler ÇED sürecinden muaf olmasına rağmen ÇED sürecinin karar tarihindeki mevzuata uygun olarak tamamlandığı, bu aşamadan sonra üstün kamu yararı kararının iptalinin kamu zararına yol açacağı, hatalı bir değerlendirmeye dayanan bozma kararının davacı lehine usuli müktesep hak oluşturmayacağı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : Ramazan Demirel<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br><br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> MADDİ OLAY : <br> Dosyanın incelenmesinden; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Munzur Vadisi akarsularının değerlendirilmesine yönelik olarak, 1967 yılında hazırlanan Fırat Havzası Raporu'nda toplam 13 adet proje önerildiği, Munzur Vadisi'nin 1971 yılında Milli Park ilan edilmesi nedeniyle yapılamayan projelerin çevresel, sosyal ve ekonomik faydalarından bahisle, söz konusu projelerin yenilenebilir enerji alternatifleri arasında ilk sıralarda yer alması nedeniyle yapımının uygun olacağının değerlendirildiği belirtilerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından konuya ilişkin görüşleri 23/10/2010 tarih ve 8424 sayılı yazı ile talep edilmiş olup, adı geçen Bakanlığın 09/11/2010 tarih ve 5080 sayılı cevabi yazısı ile; "(...) Elektrik enerjisinin tüm tüketicilere yeterli, sürekli, kaliteli, düşük maliyetli ve çevre konusundaki duyarlılıkları dikkate alan bir şekilde sunulmasının amaçlandığı, bu amaç doğrultusunda, artan talepler karşısında alınacak önlemlerden Strateji Belgesi'nde bahsedildiği, bu önlemler arasında, enerji politikasının kaynak öncelikleri dikkate alınarak serbest piyasa kuralları çerçevesinde işleyen bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulmasının, elektrik piyasa yapısının ve faaliyetlerinin arz güvenliğini temin edecek şekilde oluşturulmasının ve sürdürülmesinin, enerji politikasının kaynak öncelikleri temel alınarak oluşturulacak rekabet ortamı yoluyla elektrik enerjisi maliyetlerinin azaltılmasının ve bu sayede elektrik hizmetlerinin tüketicilere daha makul maliyetlerle sunulmasının, enerji arzında dışa bağımlılığı azaltmak üzere yerli ve yenilenebilir kaynakların azami ölçüde kullanılmasının, sektörde yapılacak yatırımlarda yerli katkı payının artırılmasının yer aldığı; Bakanlıklarının, milli menfaatlere ve kamu yararına uygun olarak belirlediği politika ve stratejiler çerçevesinde, ekonomik potansiyel oluşturan yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin projelerin öngörülen sürede tamamlanması, bu bağlamda ülkemiz hidroelektrik potansiyelinin azami ölçüde değerlendirilmesi ve özel sektör marifetiyle ülke ekonomisine kazandırılması için gerekli tedbirleri almaya ve uygulamaya koymaya mer'i mevzuat çerçevesinde devam edeceği (...)" yönünde görüş bildirilmiştir. <br>Diğer taraftan, aynı davacı tarafından, ... Elektrik Üretim A.Ş.'ye Konaktepe I ve II HES için 28/01/2010 tarihinden itiraben 49 yıllığına elektrik üretim lisansı verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna karşı açılan ve Danıştay Onüçüncü Dairesinin E:2010/995 sayılı dosyasında görülen davada verilen 11/10/2010 tarihli kararda, "... Elektrik Üretim A.Ş. tarafından yapılacak Konaktepe Barajı-Konaktepe HES I ile Konaktepe HES II için 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, Milli Parklar Yönetmeliği ve Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik kapsamında Çevre ve Orman Bakanlığınca verilmiş bir izin ve yapılmış herhangi bir tahsis bulunmadığı, Munzur Vadisi Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı'nın onaylanmadığı, Maliye Bakanlığınca söz konusu proje için herhangi bir tahsis yapılmadığı, yine üretim lisansı sahibi şirket ile su kullanım hakkı imzalayan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne de 2873 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmeliği uyarınca herhangi bir izin verilmediğinin dosya içeriğinden anlaşıldığı, bu durumda, milli park niteliğini taşıyan "Munzur Vadisi"nde su kaynaklarının kullanımı ve işletilmesinin, Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca, ancak, "kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk" koşullarının gerçekleştiğinin ilgili Bakanlıkça ortaya konulmasına bağlı olduğu, dolayısıyla milli park sınırları içerisinde kalan dava konusu HES projelerine üretim lisansı verilebilmesi için, öncelikle yukarıda belirtilen koşulların yerine getirilmesinin gerektiği; bu bağlamda, dava konusu işlemin, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde öngörülen amaçlarla uyumlu olmadığı gibi, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümlerine de aykırı olduğu" gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş; söz konusu karara karşı yapılan itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/05/2011 tarih ve YD İtiraz No:2010/1147 sayılı kararıyla, Dairenin yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin gerekçesine katılmakla birlikte, elektrik üretim lisansının verilebilmesi için ÇED Raporunun da aranması gerektiği belirtilmiştir.<br>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 02/02/2011 tarih ve 594 sayılı; "(...) Ekonominin ve kalkınmanın en temel girdisi olan enerji kaynakları açısından ülkemiz büyük oranda dışa bağımlı olduğundan bu kaynakların temin edilebilmesi için büyük miktarlarda harcama yapıldığının bilindiği, bu bağımlılığı en aza indirmek üzere enerji politikalarının "yerli ve yenilenebilir kaynaklardan azami düzeyde faydalanmak" üzerine kurulu olduğu, Yüksek Planlama Kurulunun 18/05/2009 tarih ve 2009/11 sayılı kararı ile "Elektrik Enerji Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi"nde 2023 yılına kadar yenilenebilir kaynakların elektrik enerji üretimindeki payının %30 düzeyine çıkarılmasına karar verildiği, 2020 yılındaki ülkemizin elektrik ihtiyacının da yaklaşık 400 milyar kWh/yıl üzerine çıkacağı öngörüldüğünden, ülkemizin giderek artan enerji ihtiyacını karşılama ve dışa bağımlılıktan kurtulma açısından bir sıkıntı yaşanmaması için şimdiden tedbir alınması gerektiği, ithal yolu ile karşılanmakta olan enerjinin arz güvenliği açısından risk oluşturduğu, gerek elektrik enerjisi üretiminin çeşitlendirilmesinin, gerekse yenilenebilir kaynakların enerji üretiminde sayısının artırılmasının enerji temini için yapılan ithalatın ülkemize getirdiği ağır yükten kurtulunması ve kalkınmanın önündeki engellerin kaldırılması açısından son derece önem arz ettiği, bütün bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, Munzur Çayı üzerinde yapımı planlanan HES'lerden elde edilecek enerjinin bir an önce ekonomimize kazandırılmasında üstün kamu yararı ve vazgeçilmez bir zorunluluk görülmekte olduğu (...)" şeklindeki yazısına istinaden, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün 10/03/2011 tarih ve 83496 sayılı yazısı ile, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yukarıda yer verilen yazısı da ilgi tutularak, davalı idarenin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne hitaben yazılan yazılarında özetle; Munzur Vadisinin 1971 yılında Milli Park ilan edildiği, 09/08/1983 tarih ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ile milli parklarda uygulanacak usul ve esasların belirlendiği, 1967 yılından beri etüd ve planlama çalışmalarına devam edilen projelerin milli park sınırları içerisinde kalması nedeniyle söz konusu Kanun'da belirtilen hususların uygulanması ve projelerin yapılamaması hususunun gündeme geldiği, HES'lerin çevresel, sosyal ve ekonomik faydaları göz önüne alındığında çevreye uyumu, yenilenebilir, atık yaratmayan, taşkın riskini önleyen, dışa bağımlılığı engelleyen ve enerji arz güvenliğini sağlayan hidroelektrik enerji potansiyelinin değerlendirilmesinin büyük önem arz ettiği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının konu hakkındaki görüşlerinde de belirtildiği üzere, Munzur Çayı üzerinde yapımı planlanan HES'lerden elde edilecek enerjinin bir an önce ekonomiye kazandırılmasında üstün kamu yararı ve vazgeçilmez bir zorunluluk olduğu, bu bakımdan söz konusu tesislerin yapılması için gerekli izinlerin alınması hususunda gereğinin yapılması talep edilmiştir. <br>Anılan yargı kararı ve belirtilen talepler doğrultusunda, Munzur Vadisi Milli Parkında yapımı öngörülen HES Projelerinin uygulanması halinde ortaya çıkacak tablonun kamu yararı ve zorunluluk koşulları açısından değerlendirilmesi amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi, Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ve Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü, Iğdır Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Orman Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyelerine 5 (Beş) ayrı bilimsel rapor hazırlatıldığı, davalı idarenin … tarih ve … sayılı yazısı ile söz konusu 5 (Beş) adet raporun değerlendirilerek görüş alınmak üzere İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne gönderildiği, bahsi geçen 5 (Beş) adet rapor öğretim üyeleri tarafından değerlendirilerek, İTÜ Döner Sermaye Yönetmeliği kapsamında hazırlanan "Munzur Vadisinde Planlanan Baraj ve HES Projeleri ile İlgili Daha Önceki Özel Raporlar Çerçevesinde Hazırlanan Bütünleşik Sentez Raporu"nun İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinin … tarih ve … sayılı yazısı ekinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne gönderildiği, Bütünleşik Sentez Raporunun Sonuç ve Öneriler kısmının "Planlanan Yatırımların Kamu Yararı, Vazgeçilmezlik ve Kesin Mecburiyet İlkeleri Bakımından Durumu" alt başlığı altında; "(...) Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın ve bilhassa ekonomik olarak kullanılabilir hidroelektrik potansiyelimizin tamamının geliştirilmesi ve kullanılması, enerji arz güvenliği ve çeşitliliği açısından önemi sebebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının "Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi"nde öncelikli hedefler arasında yer almaktadır. Bunun sonucu olarak 6094 sayılı ve 29/12/2010 tarihli "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" un 5 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında, "Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir" hükmü getirilmiştir.<br>Yenilenebilir enerji kanununda yapılan bu değişiklik ile yenilenebilir enerji üretim tesisi niteliğinde olan HES projelerinin Milli Park sınırları içinde yapılabilmesi ile ilgili olarak 14. maddenin uygulanmasında kolaylaştırıcı ayrıcalık getirilmiş bulunmaktadır. Ayrıca, önceden de belirtildiği üzere Munzur Parkı Milli Park olarak 1971 yılında ilan edilmiş, Milli Parklar Kanunu 1983 yılında çıkartılmış olmasına mukabil, 10/9/1998 tarihinde Konaktepe Barajı ve HES' lerin yapımı ile ilgili Bakanlar Kurulu Kararı alınmakla, Milli Parklar Kanunu'nun 14. maddesinin (e) fıkrasında belirtilen "Kamu yararı açısından vazgeçilmezlik ve kesin zorunluluk" şartının öncelikle gözetildiği anlaşılmaktadır.<br>Hidroelektrik tesisler de aynen madenler gibidir. HES tesisleri ancak ve ancak suyun ve düşü'nün (potansiyel enerjinin) bulunduğu yerde yapılmak mecburiyetindedir. Munzur Vadisi Milli Parkı'nda planlanan HES tesislerinde olduğu gibi suyu ve/veya düşüyü Milli Park sınırları dışına taşıyarak yeni alternatif mekânlarda projeler geliştirmek teknik ve ekonomik olarak mümkün değildir.<br>Munzur Havzası'nda DSİ'ce yapımı planlanan Baraj ve HES projeleri ile ilgili çevresel riskleri azaltıcı öneri ve değerlendirmelerin sonucu olarak, enerji üretimi açısından vazgeçilmez olan bu projelerin, gerekli çevresel tedbirleri alarak doğal kaynakların koruma-kullanma dengesi ile sürdürülebilir yönetimi ilkesine göre, içinde bulundukları Milli Park sınırları dâhilinde yapılmalarında "kesin zorunluluk" bulunduğu; anılan projelerin ülkemizin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü ile taahhüt ettiği sera gazı emisyonlarının azaltımı ve ulusal enerji tüketimindeki yenilenebilir enerji payını arttırma hedef ve politikalarıyla da uyumlu, kamu yararına bir stratejiyi destekler durumda olduğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır." görüşlerine yer verildiği, böylece "Bütünleşik Sentez Raporu" uyarınca Munzur Vadisi Milli Parkı'nda yapımı öngörülen HES Projelerinin uygulanmasında "kesin zorunluluk" ve "üstün kamu yararı" şartlarının oluştuğunun bilimsel olarak ortaya konulduğundan bahisle, Munzur Vadisi Milli Parkı'nda Planlanan Baraj ve HES Projelerinin yapılması hususunda üstün kamu yararının bulunduğu, enerji ihtiyacının yerli başka kaynaklardan karşılanmasının mümkün olamadığı açısından vazgeçilmezlik ve kesin zorunluluk şartlarının oluştuğu hususunda, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce, (Mülga Çevre ve Orman Bakanlığı) Bakanlık Makamından dava konusu … tarih ve … sayılı Olurun alınması üzerine davacı tarafından anılan işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br>Anayasa'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. <br>Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmü; "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" başlıklı 63. maddesinde, “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. <br>Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.<br>2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde tabiat parkları; “bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçaları" olarak tanımlanmış; dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan haliyle "Planlama" başlıklı 4. maddesinde, “Bu Kanun hükümlerine göre milli park olarak belirlenen yerlerin özellik ve nitelikleri gözönünde tutularak, koruma ve kullanma amaçlarını gerçekleştirmek üzere, kuruluş, geliştirme ve işletilmelerini kapsayan gelişme planı, ilgili bakanlıkların olumlu görüşleri ve gerektiğinde fiili katkılarıyla, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hazırlanır ve yürürlüğe konur.<br>Gelişme planı uyarınca iskan ve yapılaşmaya konu olacak yerler için, imar mevzuatına göre imar uygulama planları, milli park gelişme planı hüküm ve kararlarına uygun olarak hazırlanır veya hazırlattırılarak İmar ve İskan Bakanlığının onayı ile yürürlüğe konulur.<br>Üçüncü madde hükümleri uyarınca tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı olarak belirlenen yerler için gerekli planlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınarak Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hazırlanır ve yürürlüğe konur.<br>Bu Kanun kapsamına giren yerlerdeki turizm bölge, alan ve merkezlerinde, turizm yatırımlarına ilişkin plan kararları Tarım ve Orman Bakanlığının görüşü alınarak sonuçlandırılır.” hükümleri; "Yasaklanan faaliyetler" başlıklı 14. maddesinde, “Bu Kanun kapsamına giren yerlerde;<br>a) Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz,<br>b) Yaban hayatı tahrip edilemez,<br>c) Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz,<br>d) Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz,<br>e) Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskan yapılamaz.”hükümleri yer almaktadır.<br>Anılan Kanun uyarınca yürürlüğe konulan Milli Parklar Yönetmeliği'nin 5. maddesinde, “Bu yönetmeliğin uygulandığı yerlerde;<br>A) Genel olarak;<br>1 - Kanunun 14 üncü maddesi ile yasaklanan faaliyetler yapılamaz. <br>2 - Kaynak değerleri ile koruma ve kullanma esaslarının belirlenmesinde, ilmi ve teknik araştırmalara en geniş ölçüde yer verilir.<br>3 - Kaynakların tabii karakterinin mutlak korunması ve devamlılığı sağlanır.<br>4 - Tabii kaynakların işletilmesi yasaktır.<br>5 - Tabii denge ve manzara bütünlüğünü bozacak ve tabii çevrenin bakir karakteri ile bağdaşmayacak hiçbir faaliyete izin verilmez.<br>6 - Bu yerler sadece koruma, yönetim, araştırma, ziyaretçi, tanıtım tesis ve hizmetleri ile donatılır; bu tesisler ile kaynak amenajmanı ve restorasyon esasları planlarında belirtilir.<br>7- Kullanma ve yararlanma şartları ve seviyesi idarece belirlenir ve taşıma kapasitesinin dışına çıkılmaz.<br>8 - Tabii ve kültürel kaynaklara, kaynak değerini bozmayacak, ancak tamamlayıcı ve restorasyon amaçlı müdahalelerde bulunulabilir.<br>9- Tabiatı mutlak koruma zonlarında, tabii kaynaklar insan etkisi olmaksızın tabii haline bırakılır.<br>10- Devlet mülkiyeti ve yönetimi ile kaynak, manzara, mülkiyet ve yönetim bütünlüğü esastır. Ancak milli parklarda devlet mülkiyeti aranmayabilir.<br>11- Kamulaştırma ve Tahsisler Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddelerine göre yapılır.<br>12- Planların gerektirdiği her türlü yapı, tesis, hizmet ve faaliyetlerin yapılması, yönetilmesi ve işletilmesi Kanunun 12 nci maddesine göre düzenlenir.<br>B) Özel hallerde;<br>1- Düzenli tarım ve mevcut iskan alanları ile bunları çevreleyen kırsal manzara dokusu, kültürel ve tabii kaynakların korunması ve değerlendirilmesinde tezat teşkil etmemesi halinde bu arazi kullanımlarının devamlılıklarını temin etmek üzere planlarında gerekli hükümler getirilir ve bu hükümlere göre özel mülkiyet tasarruflarına izin verilebilir.<br>2- Milli parklar ve tabiat parklarında gerçek ve tüzel kişiler lehine verilecek izinlere dair esaslar, bu Yönetmeliğin 22 inci maddesinde belirtilmiştir.<br>3- Üretim, otlatma ve avlanma faaliyetlerine ve kaynakların korunması geliştirilmesi ve devamlılığını sağlayacak teknik faaliyetlere, Kanunun 13 üncü maddesinde belirtilen esaslar dahilinde ve mutlak koruma zonları dışında izin verilebilir.<br>4- Kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir mecburiyet doğması halinde, planda yer almayan herhangi bir yatırım projesinin uygulanmasına, projenin çevreye yapacağı tesir etüd edilerek, çevre ve kaynak koruma politikalarıyla kabul edilemez bir tezat teşkil etmeyeceğinin tespit edilmesi halinde, planda gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra Bakanlıkça izin verilebilir.” kuralları; "Uzun Devreli Gelişme Planları" başlıklı 11. maddesinde, “Milli Park uzun devreli gelişme planları, ilgili Bakanlıkların olumlu görüşleri ve gerektiğinde fiili katkılarıyla hazırlanır. Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe konur.” kuralı; "İzin Verilmeyecek Yerler ve Haller" başlıklı 23. maddesinde, “a) Milli Park ve tabiat parklarında gelişme planları kesinleşmeden Kanun ve Yönetmelikte sözü edilen izinler verilemez.<br>b) Tabiat anıtları ve tabiatı koruma alanlarında; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilgili hükümleri saklı kalmak kaydıyla izin verilmez veya intifa hakkı tesis edilemez.<br>c) Bu yönetmelik kapsamına giren yerlerde, Maden ve Petrol Kanunları gereğince araştırma, işletme ruhsatnamesi ve imtiyazı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilgili hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Bakanlar Kurulu Kararıyla verilir. Araştırma, işletme faaliyetlerinde bu yerlerin korunması amacıyla riayet edilecek hususlar Bakanlıkça belirlenir.<br>Bu yönetmelikte yer alan izin işleriyle ilgili hususlar dışında 6831 sayılı Orman Kanununun ilgili hükümleri ve buna bağlı mevzuata göre hareket edilir.” kuralı yer almaktadır.<br>2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Çevresel etki değerlendirilmesi" başlıklı 10. maddesinde, “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. <br>Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.<br>Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” kurallarına yer verilmiştir. <br> <br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Aktarılan mevzuat kurallarının değerlendirilmesinden, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevrenin kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu; bu kapsamda, 2873 sayılı Kanun uyarınca milli park olarak ilan edilen yerlerde, tabii ve ekolojik dengeyi ve tabii ekosistemi bozucu, yaban hayatını tahrip edici, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemlerin yapılamayacağı, kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamayacağı ve işletilemeyeceği veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskan yapılamayacağı görülmekte olup; söz konusu alanlarda gerçekleştirilmek istenilen projelerin ise ancak, kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunması halinde ilgili Bakanlıkça izin verilmesi şartıyla yapılabileceği anlaşılmaktadır.<br>Öte yandan, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan düzenlemede, gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü tutulmuşlardır. Aynı maddede, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği; proje için yatırıma başlanamayacağı ve ihale yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. <br> Çevre Kanunu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Kanun'un 10. maddesinde belirtilen ÇED Raporu sürecinin sahada gerçekleştirilmek istenilen her bir proje için ayrı ayrı işletilmesi gerektiği anlaşılmakta olup, kanun koyucu tarafından da, birden çok projeyi içeren geniş kapsamlı ve üst ölçekli yatırım projeleri için genel nitelikli tek bir ÇED Raporu düzenlenmesinin amaçlanmadığı, her bir somut proje özelinde, projenin çevreye etkilerinin değerlendirildiği, spesifik ve detaylı bir ÇED Raporu düzenlenmesinin amaçlandığı, kaldı ki bu şekilde genel nitelikli bir ÇED raporu hazırlanmasının çevresel etki analizi ile amaçlanan faydayı gererçekleştirmekten uzak kalacağı anlaşılmaktadır.<br>Konu baraj projeleri özelinde incelendiğinde ise, bir baraj projesinin gerçekleştirilmesi için, ilk olarak baraj projesinin hazırlandığı, daha sonra projenin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce projeyi gerçekleştirmek isteyen şirketlerin başvuru yapabilmeleri için yayımlandığı, bunun üzerine projeyi gerçekleştirmek isteyen şirketlerden elektrik kWh başına en yüksek teklifi verene projenin ihale edildiği, bu aşamadan sonra ihaleyi kazanan şirket tarafından proje ile ilgili ÇED Olumlu ya da ÇED gerekli değildir kararının alınması gerektiği ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile "Su Kullanım Hakkı Anlaşması" imzalanması ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından üretim lisansı verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. (Danıştay (Kapatılan) Ondördüncü Dairesi: E:2014/2314, K:2015/8323, T:05/11/2015).<br>Esasen, geniş kapsamlı ve üst ölçekli bir projenin, dava konusu işlem gibi genel nitelikli bir uygunluk oluru üzerine doğrudan uygulamaya konulması mümkün olmayıp, kapsamdaki her bir proje özelinde mevzuatta öngörülen sürecin ayrı ayrı işletilmesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla, ÇED Olumlu ya da ÇED gerekli değildir kararının alınması, somut her bir baraj projesi kapsamında ihaleyi kazanan işletmeci tarafından üretim lisansı alınmadan önce tamamlanması gereken süreçlerden birisidir.<br>Nitekim, uyuşmazlık konusu proje kapsamında Konaktepe I ve II Hidroelektrik Santrallerini inşa edip işletmek isteyen müdahil şirket adına Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca düzenlenen üretim lisansının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, Danıştay Onüçüncü Dairesinin yürütmenin durdurulması isteminin kabulü yolundaki 11/10/2010 tarih ve E:2010/995 sayılı kararına yapılan itirazı görüşen İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen 26/05/2011 tarih ve YD İtiraz No:2010/1147 sayılı kararda; Daire kararının doğru olduğu kabul edilmekle birlikte, elektrik üretim lisansı verilmeden önce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporunun da alınması gerektiği belirtilerek itiraz reddedilmiştir.<br>Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlık bakımından ÇED Olumlu ya da ÇED gerekli değildir kararının alınmasının, üst ölçekli yatırım projesi kapsamında yer alan her bir HES veya baraj projesi açısından elektrik üretim lisansı alınmadan önce tamamlanması gereken bir süreç olduğu anlaşıldığından, Munzur Vadisi Milli Parkında bulunan akarsu üzerinde HES ve baraj yapılmasına ilişkin üst ölçekli plan niteliğindeki projeye izin verilmesine ilişkin dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Öte yandan uyuşmazlıkta, Munzur Vadisi Milli Parkının mutlak koruma bölgesinde yapılması planlanan HES ve baraj projelerinin, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 14. maddesinin (e) bendinde belirtilen, “kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk” koşulunu sağlayıp sağlamadığı hususunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>Yukarıda belirtildiği üzere, mevzuat uyarınca millî park sayılan yerlerde, yapı ve tesis kurulması ile tabii kaynakların işletilmesi yasak olup, ancak, kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk doğması halinde ilgili Bakanlığın izin vermesi koşuluyla bu tür yerlerde yatırım ve benzeri projeler gerçekleştirilebilecektir.<br>Bakılan uyuşmazlıkta, davacı tarafından ... Elektrik Üretim A.Ş.'ye Konaktepe I ve II HES projesi için 28/01/2010 tarihinden itiraben 49 yıllığına elektrik üretim lisansı verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna karşı açılan ve Danıştay Onüçüncü Dairesinin E:2010/995 sayılı dosyasında görülen davada verilen 11/10/2010 tarihli kararda, "milli park niteliğini taşıyan "Munzur Vadisi"nde su kaynaklarının kullanımı ve işletilmesinin, Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca, ancak, "kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk" koşullarının gerçekleştiğinin ilgili Bakanlıkça ortaya konulmasına bağlı olduğu, dolayısıyla milli park sınırları içerisinde kalan dava konusu HES projelerine üretim lisansı verilebilmesi için, öncelikle yukarıda belirtilen koşulların yerine getirilmesinin gerektiği; bu bağlamda, dava konusu işlemin, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde öngörülen amaçlarla uyumlu olmadığı gibi, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümlerine de aykırı olduğu" gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine, Munzur Vadisi Milli Parkı'nda yapımı öngörülen bütün baraj ve HES Projelerinin uygulanması halinde ortaya çıkacak tablonun kamu yararı ve zorunluluk koşulları açısından değerlendirilmesi amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi, Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ve Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü, Iğdır Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Orman Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyeleri tarafından 5 (Beş) ayrı bilimsel rapor hazırlandığı, bu raporlar dikkate alınarak İstanbul Teknik Üniversitesine hazırlattırılan Bütünleşik Sentez Raporunun sonuç kısmında; "Munzur Havzası'nda DSİ'ce yapımı planlanan Baraj ve HES projeleri ile ilgili çevresel riskleri azaltıcı öneri ve değerlendirmelerin sonucu olarak, enerji üretimi açısında vazgeçilmez olan bu projelerin, gerekli çevresel tedbirleri alarak doğal kaynakların koruma-kullanma dengesi ile sürdürülebilir yönetimi ilkesine göre, içinde bulundukları Milli Park sınırları dâhilinde yapılmalarında "kesin zorunluluk" bulunduğu; anılan projelerin ülkemizin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü ile taahhüt ettiği sera gazı emisyonlarının azaltımı ve ulusal enerji tüketimindeki yenilenebilir enerji payını arttırma hedef ve politikalarıyla da uyumlu, kamu yararına bir stratejiyi destekler durumda olduğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır." görüşlerine yer verildiği, böylece "Bütünleşik Sentez Raporu" ile Munzur Vadisi Milli Parkı'nda yapımı öngörülen HES Projelerinin uygulanmasında "kesin zorunluluk" ve "üstün kamu yararı" şartlarının oluştuğunun bilimsel olarak ortaya konulduğu, Munzur Vadisi Milli Parkı'nda planlanan tüm Baraj ve HES Projelerinin yapılmasında üstün kamu yararının bulunduğu, enerji ihtiyacının yerli başka kaynaklardan karşılanmasının mümkün olamadığı açısından vazgeçilmezlik ve kesin zorunluluk şartlarının oluştuğu, davalı idarece somut bilgi ve belgeler ile bilimsel verilere dayanılarak hareket edildiği anlaşılmaktadır.<br>Bu itibarla, Millî park niteliğini taşıyan "Munzur Vadisi"nde su kaynaklarının kullanımı ve işletilmesi sonucunu doğuracak olan projelerin yapılması hususunda, ilgili mevzuat uyarınca verilen görev ve yetki kapsamında, gerekli araştırma ve incelemeler yapılarak, bilimsel veriler ışığında somut bilgi ve belgelere dayalı olarak tesis edilen, "kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk" koşullarının gerçekleştiğine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. <br>Öte yandan, bakılan davanın konusunu oluşturan üstün kamu yararı kararı doğrudan projelerin yapılması konusunda izin sağlamayacağından, gerçekleştirilecek olan projelerin çevreye olan etkilerinin ilgili idarelerce ayrıca değerlendirilmesi gerektiği de açıktır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davalı idarenin ve davalı yanında müdahillerin temyiz isteminin KABULÜNE,<br>2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,<br>4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/11/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>
kamulaştırma