<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2453 E. , 2023/1933 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU <br>Esas No : 2022/2453<br>Karar No : 2023/1933 <br><br>TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI): …<br>VEKİLİ : Av. …<br> II- (DAVALI): … Bakanlığı<br> VEKİLİ : Huk. Müş. …<br> <br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 3. maddeleri, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendindeki “veya iyi tarım uygulamalarına” ifadesi, 6. maddesinin (Daire kararında sehven 5. madde) 5. fıkrasının (e) bendindeki “paydaşların” ifadesi, 7 ve 8. maddeleri, 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesindeki “yıkılarak yeniden inşa edilebilir” ifadesi, 12. fıkrasının 2. cümlesindeki “iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir” ifadesi ve 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki “yıkılarak yeniden inşa edilebilir” ifadesi, 4. fıkrası, 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi, 8. fıkrası, 11. fıkrasının 2. cümlesindeki “İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir” ifadesi, 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesi, 11 ve 14. fıkraları, 12. maddesinin 13. fıkrası, 13. maddesi, 15. maddesinin 5. fıkrasındaki “Koruma planı yürürlüğe girmiş olan” ifadesi, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasındaki “en geç bir yıl içerisinde” ve 2. fıkrasındaki “en geç 5 yıl içinde” ifadelerinin iptali istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla; <br>Davalı idarenin, davacının menfaatine yönelik itirazının incelenip değerlendirildiği; dava konusu Yönetmelik maddelerinin konusu ve nitelikleri dikkate alındığında, davacının bakılan davayı açmakta menfaatinin bulunduğu sonucuna varıldığı,<br>Anayasa'nın 56. maddesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesi, 2. maddesindeki "sürdürülebilir çevre" ve "sürdürülebilir kalkınma" tanımları, 9. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi, dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinde yürürlükte olan 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ve 26. maddesi, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un Ek-5. maddesi, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 51. maddesine yer verilerek ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 410. maddesinden bahsedilerek,<br>Ülkemizde, yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere ilk olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddeleri ile 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 9. maddesine dayanılarak 31/12/2004 tarih ve 25687 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin hazırlandığı ve anılan yasa hükümlerinin uygulanması amacıyla ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanılmasının sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve teknik esasların belirlendiği, bu Yönetmelik'in "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19), uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verildiği,<br>Daha sonra, 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yukarıda yer verilen 2, 9 ve 26. maddelerine dayanılarak içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalite ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan dava konusu İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği; bu Yönetmelik'in "Yerüstü Suları İçin Koruma Esasları ve Koruma Alanları" başlıklı üçüncü bölümünde, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde yer alan koruma alanlarının yeniden düzenlendiği; bunların içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağına olan mesafeleri açısından herhangi bir değişiklik yapılmadığı; ancak söz konusu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin değişikliklere yer verildiği; dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra, 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen içme kullanma suyu rezervuarlarının korunmasına ilişkin hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı,<br>Yine dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinde yürürlükte olan, içme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular ile ilgili esasları, kalite kriterlerini ve bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için uygulanması gereken arıtma sınıflarını tespit etmek amacıyla 29/06/2012 tarih ve 28338 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmelik'in 4. maddesinde "içme ve kullanma suyu" tanımına yer verildiği, aynı Yönetmelik'in 5. maddesinin 2. fıkrasında, idarenin içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların, bu Yönetmelik'in 6 ve 7. maddeleri ile belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirildiği, atıf yapılan 6. maddede içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların üç farklı kategoriye ayrıldığı ve her bir kategori için arıtma sınıflarının belirlendiği, 7. maddede ise içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için özel hüküm belirleme çalışması yapılıp yapılmayacağının Bakanlıkça belirleneceği yönünde düzenlemelere yer verildiği,<br>17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esasların düzenlendiği, anılan Yönetmelik'in 5. maddesinde "insani tüketim amaçlı su" tanımına yer verildiği, <br> 2560 sayılı Kanun'un, içme-kullanma suyu havzalarına ilişkin kanun statüsündeki tek düzenleme olduğu, yukarıda belirtilen maddesi uyarınca da bütün büyükşehir belediyeleri açısından bağlayıcı olduğu, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan 16 ila 20. maddeleri arasında içme ve kullanma suyu havzalarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı; dava konusu Yönetmelik ile koruma alanlarında yapılmasına izin verilen faaliyetler açısından daha farklı düzenlemelere yer verilerek hukuk sisteminde bazı değişikliklerin yaratıldığı; bununla birlikte hukuk sistemini oluşturan normların bir bütünlük arz ettiği, birbiriyle çelişkili hükümler içeremeyeceği hususları yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınmak suretiyle İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in iptali istenilen maddelerinin incelenmesine geçildiği,<br>Yönetmelik'in 2. maddesinin incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, "Bu Yönetmelik, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarını kapsar." hükmüne yer verildiği,<br> İdarenin, düzenleyici işlem yapma yetkisini, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve bu kanunların uygulanmasını göstermek amacıyla gerekli gördüğü konularda kullandığı, bu anlamda düzenleyici işlemin konusunu ve kapsamını belirlemek hususunda takdir yetkisine sahip olduğu, öte yandan Yönetmelik'in "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." hükmüne yer verildiği; yukarıdaki mevzuat hükümlerinde belirtildiği üzere içme ve kullanma suyunun, insanların günlük faaliyetlerinde içme, yıkanma ve temizlik gibi ihtiyaçları için kullandıkları, özellikleri 17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan, toplu bir su temini sistemi aracılığıyla çok sayıda tüketicinin ortak kullanımına sunulan sular olarak tanımlandığı,<br> Davacı tarafından, her ne kadar, Yönetmelik'in 2. maddesinde, elektrik üretimiyle ilgili barajlara yer verilmediği, eksik düzenleme nedeniyle anılan maddenin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de; idarenin gerekli gördüğü konularda düzenleyici işlemler yapabileceği, dava konusu Yönetmelik'in ise, yalnızca içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılmış olduğu, elektrik üretimi amacıyla kurulacak barajların içme kullanma suyu tanımının kapsamına dahil edilemeyeceği hususları dikkate alındığında, söz konusu maddede hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 3. maddesinin incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Dayanak" başlıklı 3. maddesinin dava tarihinde yürürlükte bulunan halinde, "Bu Yönetmelik, 29/6/2011 tarihli ve 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci, 9 uncu ve 26 ncı maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır." düzenlemesine yer verildiği,<br> Davacı tarafından, Ramsar Sözleşmesinin dayanak maddeler arasında gösterilmemesinin eksik düzenleme teşkil ettiği iddiasıyla anılan maddenin iptalinin istenildiği,<br> Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/3/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile "Bu Yönetmelik, 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 410 uncu ve 421 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır." şeklinde değiştirilmiş ise de; davacının yukarıda özetlenen iddiasının maddenin yeni şekli açısından da geçerli olduğu dikkate alındığında, esasının incelenmesinin uygun olacağı sonucuna varıldığı,<br> Düzenleyici işlemlerin dayanak maddelerinin, ilgili işlemin yapılmasına hukuken imkan sağlayan üst normların gösterildiği madde niteliğinde olduğu dikkate alındığında, davacının iddiasına itibar edilmediği, anılan maddede hukuka aykırılık görülmediği,<br> Yönetmelik'in 4. maddesinin incelenmesi;<br> Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde, "İçme-kullanma suyu: Özellikleri 17/2/2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan ve insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıkları suları," düzenlemesine yer verildiği,<br> Davacı tarafından, söz konusu tanımın, ülkemizde ve dünyada tüketilen tatlı su oranının yaklaşık %70'ine denk gelen tarımsal sulama amaçlı sulara yer verilmemiş olması nedeniyle eksik ve belirsiz olduğu, bu şekilde tarımsal sulama amaçlı suların Yönetmelik kapsamı dışında bırakıldığı ileri sürülerek, anılan maddenin iptalinin istenildiği,<br> Yukarıda da izah edildiği üzere, idarenin, gerekli gördüğü konularda düzenleyici işlemler yapabileceği, bu anlamda düzenleyici işlemin konusunu ve kapsamını belirlemek hususunda takdir yetkisine sahip olduğu; dava konusu Yönetmelik'in de yalnızca içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarıldığı; öte yandan iptali istenilen içme kullanma suyu tanımının, yukarıdaki mevzuat hükümlerinde yer verilen diğer içme kullanma suyu tanımlarıyla da uyumlu olduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde, davacının iddiasına itibar edilmediği, anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 5. maddesinin incelenmesi;<br> Yönetmelik'in "İlkeler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (e) bentlerinde, "c) İçme-kullanma suyu havzası koruma planının hazırlanmasında katılımcı bir yaklaşımın benimsenmesi ve bu planların nehir havza yönetim planı ile bütünleştirilmesi,... e) İçme-kullanma suyu havzalarında organik tarım faaliyetlerine veya iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesi,..." düzenlemelerine yer verildiği,<br> Davacı tarafından, (c) bendi ile ilgili olarak katılımcı yaklaşımın tam olarak neyi ifade ettiğine ilişkin bir tanımlama bulunmadığı, katılımcılığın nasıl ve kimlerle sağlanacağı hususlarının eksik düzenlendiği, bu durumun hukuki belirsizliğe sebep olduğu; aynı maddenin (e) bendine ilişkin olarak ise, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde, içme-kullanma suyu havzalarında suni gübre ve tarım ilacı kullanımının yasaklandığı, iyi tarım uygulamalarında suni gübre ve tarım ilaçlarının denetimli olarak kullanılabildiği, bu nedenle söz konusu bentte yer verilen "veya iyi tarım uygulamalarına" ifadesinin iptali gerektiğinin ileri sürüldüğü,<br> (c) bendinin incelenmesi; <br> Yönetmelik'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde "içme-kullanma suyu havzası koruma planı" tanımına yer verildiği,<br> Düzenleyici işlemlerde, maruf ve meşhur nitelikteki veya gündelik anlamında kullanılan terim ve tabirlerin dahi tanımına yer verilmesinin mevzuat hazırlama tekniğine uygun ve mümkün olmadığı,<br> Anılan fıkrada, plan hazırlanması aşamasında katılımcı bir yaklaşım benimsenmesinin prensip olarak kabul edildiği, katılımın ne şekilde sağlanacağına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmemesinin, maddenin iptalini gerektiren bir sebep olarak değerlendirilmediği,<br> Öte yandan, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanmasına dair usul ve esasların, İçme-Kullanma Suyu Havzası Koruma Planı Hazırlanmasına Dair Usul ve Esaslar Tebliği ile düzenlendiği; 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin "Genel planlama ilkeleri" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde ise planların hazırlanmasında plan türüne göre katılımcılığın nasıl sağlanacağının düzenlendiği, dava konusu Yönetmelik ile anılan düzenlemelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanırken katılımcı yaklaşımın sağlanmasına yönelik düzenleme getirildiği anlaşıldığından, anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br> (e) bendinin incelenmesi;<br> Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, Yönetmelik'in bütün maddeleriyle birlikte incelendiğinde, anılan bentte, içme kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin genel bir ilke olarak benimsendiği, Yönetmelik'in ilerleyen maddelerinde ise, mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında sadece organik tarım yapılabileceği, bunun mümkün olmadığının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceğinin düzenlendiği, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceğine ilişkin söz konusu ifadelerin yürütmesinin Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarihli, E:2017/4471 ve E:2017/4472 sayılı kararlarıyla durdurulduğu, buna karşın orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına izin verilmesine hukuken herhangi bir engel bulunmadığı hususları bir arada değerlendirildiğinde, içme kullanma suyu havzalarına ilişkin genel bir ilke olarak kabul edilen söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 6. maddesinin incelenmesi;<br> Yönetmelik'in "Planlamaya ilişkin hususlar" başlıklı 6. maddesinin (dava tarihinde yürürlükte bulunan halinde) 5. fıkrasının (e) bendinde, "Bakanlıkça hazırlanan veya hazırlatılan veya ilgili idarece hazırlanan ve Bakanlığa sunulan taslak koruma planı, Bakanlıkça ilgili valiliğe/valiliklere iletilir. Havzadaki paydaşların bilgilendirilmesi için ilgili valilik tarafından 30 gün süreyle taslak koruma planı askıya çıkartılır ve Bakanlık internet sayfasında duyuru yapılır. 30 günlük askı süresi içerisinde taslak koruma planına ilişkin itirazlar ve görüşler; gerekçesi ve öneriler ile birlikte ilgili valiliğe iletilir. Askı süresi içerisinde iletilen görüş ve öneriler valilik tarafından, toplu bir şekilde Bakanlığa iletilir. Söz konusu taslak koruma planı, valilik/valiliklerdeki 30 günlük askı süresi ile eş zamanlı olarak Bakanlıkça ilgili Bakanlıkların görüşüne de sunulur, taslak koruma planına ilişkin itiraz, görüş ve önerileri alınır. Askı süresi içerisinde yapılmayan itirazlar dikkate alınmaz." düzenlemesine yer verildiği,<br> Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilmiş ise de, anılan değişikliğin, yukarıda yer verilen düzenlemenin maddenin 6. fıkrasına kaydırılmasından ibaret olduğu, içerik olarak ise herhangi bir değişiklik yapılmadığı görüldüğünden, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Davacı tarafından, Yönetmelik'te "paydaş" tanımının yapılmadığı, kimlerin paydaş olarak kabul edileceğinin belirsiz olduğu iddiasıyla anılan ifadenin iptalinin istenildiği,<br>Yukarıda da izah edildiği üzere, düzenleyici işlemlerde, maruf ve meşhur nitelikteki veya gündelik anlamında kullanılan terim ve tabirlerin dahi tanımına yer verilmesinin mevzuat hazırlama tekniğine uygun ve mümkün olmadığı, davalı idarenin savunma dilekçesinde ise, paydaşların plan, proje veya mevzuat çalışmalarından olumlu ya da olumsuz etkilenebilecek bireyleri ifade ettiğinin belirtildiği,<br> Yönetmelik'in tanımlar maddesinde, "paydaş" ifadesine ilişkin bir tanımlama yapılmamasının, bu ifadenin iptalini gerektiren bir sebep olarak değerlendirilmediği, anılan ifadede bu haliyle hukuka aykırılık görülmediği,<br> Yönetmelik'in 7. ve 8. maddelerinin incelenmesi;<br> Yönetmelik'in "Yerüstü suların kalitesinin korunmasına ilişkin esaslar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) İçme-kullanma suyu kaynağı olarak ilan edilmemiş su kaynaklarında Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği'nde belirtilen ilke ve esaslar uygulanır. (2) İçme-kullanma suyu temin edilmesi planlanan yerüstü suyu havzalarında, içme-kullanma suyu temin projesinin yatırım programına alınması veya içme-kullanma suyunu kullanacak ilgili idare ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü arasında protokol yapılması ile birlikte bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaya başlanır." hükmüne; "Tabii göl, baraj gölü ve göletler için genel koruma esasları" başlıklı 8. maddesinde ise, (1) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlere arıtılsa dahi atıksuların doğrudan deşarjına izin verilmez. (2) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlere doğrudan veya dolaylı olarak her türlü atık ve artıkların atılması yasaktır. (3) İçme-kullanma suyu alma yapısına 300 metreden daha uzak olan yerlerde, sportif amaçlı olta balıkçılığına izin verilebilir. (4) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde yelkenli, kürekli veya akümülatör ile çalışan vasıtalara ve sallara izin verilebilir. Akaryakıt ile çalışan kayık, motor ve benzeri araçların ise kullanılmasına izin verilmez. Ancak, yöre halkının, güvenlik, toplu taşıma, su ürünleri istihsali gibi gerekli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, akaryakıt ile çalışacak su araçlarının kullanılmasına, içme-kullanma suyu alma yapısına 300 metreden daha yakın olmamak şartıyla izin verilebilir. Su ürünleri istihsaline ilişkin izinler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, güvenlik ve toplu taşıma gibi amaçlarla verilecek izinler ise Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile içme-kullanma suyu temin etmeleri halinde ilgili büyükşehir belediyeleri tarafından verilebilir. Verilecek izinler kapsamında kullanılacak araçlarda oluşabilecek her türlü atıksu ve sintine suyunun arıtıldıktan sonra bile içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlere boşaltılması yasaktır. (5) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile müştereken belirlenen uygulama esasları çerçevesinde, Bakanlıkça su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine izin verilebilir. İçme-kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz. (6) İçme-kullanma suyu temin edilen baraj göllerinin havzalarında oluşturulacak koruma alanları, memba yönündeki ilk baraj gölünün su toplama havzasında son bulur." hükmüne yer verildiği,<br>Davacı tarafından, yukarıda yer verilen maddelerde, derelerden kum ve çakıl çıkarılması amacıyla kum ocağı açılmasının yasaklanmasına dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, eksik düzenleme sebebiyle anılan maddelerin iptaline karar verilmesi gerektiğinin iddia edildiği,<br> 08/12/2007 tarih ve 26724 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Akarsulardan Kum, Çakıl ve Benzeri Maddelerin Alınması, İşlenmesi, İşletilmesi ve Kontrolü Yönetmeliği'nin "Kum, çakıl alımıyla ilgili sınırlamalar ve yasaklar" başlıklı 5. maddesinde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel su kaynaklarında ve bunları besleyen, akar ve kuru derelerde kum, çakıl ve benzeri maddelerin alımına yönelik kum ve çakıl ocağı açılması ve işletilmesine izin verilmeyeceği düzenlemesine yer verildiği anlaşıldığından, davacının iddialarına itibar edilmediği, anılan maddelerde hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin incelenmesi;<br> 2. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında, "İçme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin çevresinde, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümü, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. İçme-kullanma suyunu kullanan idarece gerekli görülmesi durumunda yarıçapı 300 metre genişliğindeki alana ilave olarak mutlak koruma alanının bir kısmı veya tamamı kamulaştırılabilir." düzenlemesine yer verildiği,<br>Davacı tarafından, anılan düzenlemenin, mutlak koruma alanlarının su kaynaklarının korunmasında en önemli alanlar olması sebebiyle daha önce Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde kabul edilen hukuki rejime uygun olarak bütünüyle kamulaştırılması gerektiği iddiasıyla iptalinin istenildiği,<br>Anılan düzenlemede, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümünün, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılmasının zorunlu tutulduğu; mutlak koruma alanının bunun dışında kalan bölümünün kamulaştırılmasının ise idarenin takdir yetkisine bırakıldığı; bu düzenlemenin mutlak koruma alanlarındaki yerel ihtiyaçlar, her bir mutlak koruma alanının kendine has özellikleri vb. hususlar da göz önünde bulundurularak kamulaştırma işlemlerinin havzanın ihtiyaçlarına göre yürütülmesinin sağlanması yönünde katkı sağlayacağı; öte yandan, söz konusu düzenlemeyle mutlak koruma alanının bütünün kamulaştırılması yönünde herhangi bir engel de getirilmediği dikkate alındığında; anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>5. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." düzenlemesine yer verildiği,<br>Davacı tarafından, fıkrada geçen "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde, mutlak koruma alanlarındaki yapılarda sadece bakım ve onarım yapılmasına izin verilirken, dava konusu düzenlemeyle riskli yapıların yıkılarak yeniden inşasına izin verildiği; bunun, Yönetmelik'in amacına ve kamu yararına aykırı olduğu iddiasıyla iptalinin istenildiği, <br>Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde, mevcut yapı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ise riskli yapı tanımlarına yer verildiği, <br>Dava konusu düzenlemeyle yıkılarak inşa edilmesine izin verilen yapıların, mutlak koruma alanlarında, dava konusu konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılardan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca riskli yapı olarak belirlenenlerden ibaret olduğu, riskli yapının yukarıda yer verilen tanım maddesinde gösterilen özellikleri dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin söz konusu yapıların mevcut haliyle kalması durumunda can ve mal güvenliği açısından yaratabileceği tehlikelerin önüne geçilmesi açısından kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı, öte yandan dava konusu Yönetmelik'teki mevcut yapı tanımı dikkate alındığında, söz konusu riskli yapıların, aynı zamanda daha önce mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılar oldukları dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin, bu yapıların maliklerinin mülkiyet haklarının korunması açısından kazanılmış hakların korunması ilkesine de uygun olduğu, belirtilen nedenlerle anılan düzenlemenin iptali istenilen kısmında hukuka aykırılık görülmediği,<br>12. fıkrasının incelenmesi;<br> Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br> Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/3/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de, anılan değişikliğin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br> 07/12/2010 tarih ve 27778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, iyi tarım uygulamalarının, tarımsal üretim sistemini sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlığı ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler olarak tanımlandığı, iyi tarım uygulamaları ile çevreye dost üretim yöntemlerinin teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, bu kapsamda tarımsal faaliyetlerde kullanılan suni gübre ve ilaç tüketimlerinin de azaltıldığı, bununla birlikte; Yönetmelik maddeleri ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ile kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları çerçevesinde, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiğinin anlaşıldığı, tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığının ise bilinen bir gerçek olduğu,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 16, 17, 18, 19 ve 20. maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiğinin anlaşıldığı, söz konusu düzenlemeler ile maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılmasının yasaklanmasının içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağının korunması amacına daha uygun olduğu sonucuna varıldığı,<br>Bu durumda, içme kullanma suyu kaynağının maksimum su seviyesinden itibaren başlıyor olması nedeniyle koruma alanları arasındaki en hassas bölgeyi oluşturan mutlak koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin veriliyor olması nedeniyle dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir" ifadesinde hukuka uyarlık görülmediği,<br><br>13. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 13. fıkrasında, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde mevcutta mutlak koruma alanında yaşayan yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık faaliyetlerine ve kontrollü otlatmaya izin verilebilir." düzenlemesine yer verildiği,<br>Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin maddenin iptali istenilen kısmına yönelik olmadığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Davacı tarafından; mutlak koruma alanlarının, su kaynağına çok yakın alanlardan oluşması sebebiyle bu alanlarda hayvancılık faaliyetlerine izin verilmesinin kaynağın kirlenmesine sebep olabileceği iddiasıyla anılan fıkranın iptalinin istenildiği,<br>Ülkemizde bazı mutlak koruma alanlarında dahi yerleşimler bulunduğu; iptali istenilen fıkrada ise, bu alanlarda hayvancılık faaliyetlerine Bakanlığın kontrolünde ve mevcutta mutlak koruma alanında yaşayan yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacıyla izin verildiği; bu kapsamdaki bir hayvancılık faaliyetinin ise su kaynağının kirlenmesi sonucunu doğuracak boyutlara ulaşmayacağı sonucuna varıldığından, anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin incelenmesi;<br>2. fıkrasının incelenmesi,<br>Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." kuralına yer verildiği,<br>Davacı tarafından, fıkrada geçen "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin, bu alanlardaki riskli yapıların yıkılarak yeniden inşasına izin verilmesinin Yönetmelik'in amacına ve kamu yararına aykırı olduğu iddiasıyla iptalinin istenildiği,<br>Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde mevcut yapı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ise riskli yapı tanımlarına yer verildiği, <br><br>Dava konusu düzenlemeyle yıkılarak inşa edilmesine izin verilen yapıların, kısa mesafeli koruma alanlarında, dava konusu konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarih itiibarıyla mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılardan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca riskli yapı olarak belirlenenlerden ibaret olduğu, riskli yapının yukarıda yer verilen tanım maddesinde gösterilen özellikleri dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin, söz konusu yapıların mevcut haliyle kalması durumunda can ve mal güvenliği açısından yaratabileceği tehlikelerin önüne geçilmesi açısından kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı, öte yandan, dava konusu Yönetmelik'teki mevcut yapı tanımı dikkate alındığında, söz konusu riskli yapıların, aynı zamanda daha önce mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılar oldukları dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin, bu yapıların maliklerinin mülkiyet haklarının korunması açısından kazanılmış hakların korunması ilkesine de uygun olduğu, belirtilen nedenlerle anılan düzenlemenin iptali istenilen kısmında hukuka aykırılık görülmediği,<br>4. fıkrasının incelenmesi, <br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planları geçerlidir, imar planlarının gelişme alanındaki yapılaşmamış kısımların iptaline yönelik revizyon yapılır. İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamaz. Ancak 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br> Aynı maddenin 1. fıkrasında ise "kısa mesafeli koruma alanı"nın tanımına yer verildiği,<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi ile 6360 sayılı Kanun çerçevesinde büyükşehir belediyesi ilan edilen yerlerde, belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçirilen ve maksimum su seviyesinden itibaren 300. metrede başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında kalan köylerde yapılaşmaya izin verildiği,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; 18. maddenin (a) bendinde, kısa mesafeli koruma alanlarında turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine izin verilmeyeceği belirtildikten sonra aynı maddenin (e) bendinde, bu alanlarda sadece alanın rekreasyon ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günübirlik turizm ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan oluşan geçici nitelikteki kır kahvesi, büfe gibi yapıların inşasına izin verildiği; kısa mesafeli koruma alanı sınırından başlayan ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi sadece bir ailenin oturmasına mahsus bağ veya sayfiye evleri ile yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır gibi konut dışı yapılara, maddede öngörülen şartlarla izin verildiğinin anlaşıldığı,<br>Bir köyün Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisine dahil edilerek mahalle statüsüne geçirilmesi, belediye hizmetlerinin bu alanlara da ulaştırılması neticesinde yıllar içerisinde bu şekilde statüsü değiştirilmeyen diğer köylerden daha yoğun bir yapılaşma ihtiyacını beraberinde getirebileceği düşünülebilirse de; dava konusu Yönetmelik'in amacının havzanın büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde ya da dışarısında olduğuna bakılmaksızın bir bütün olarak korunması olduğu dikkate alındığında; büyükşehir belediyesine dahil edilerek mahalle statüsüne geçirilen köylerde yapılaşmaya imkan verilmesinin Yönetmelik'in içme ve kullanma suyu temin edilen ya da temin edilmesi planlanan su kaynaklarını koruma amacına aykırı olması nedeniyle 10. maddenin 4. fıkrasının 3. cümlesinde hukuka uyarlık, ilk iki cümlesinde ise hukuka aykırılık görülmediği,<br>7. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasında, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. " kuralına yer verildiği,<br>Aynı maddenin 5. fıkrasında, "İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." kuralına; Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin "Parsel büyüklükleri ve bina cepheleri" başlıklı 13. maddesinde ise, "İfraz suretiyle elde edilecek parsellerin genişlikleri (20) m.den, parsel derinlikleri (30) m.den az olamaz." kuralına yer verildiği,<br>Söz konusu düzenlemeler, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de; anılan değişikliklerin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471, E:2017/4472 sayılı yürütmenin durdurulması kararları doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, iptali istenilen fıkranın esasının, yukarıda yer verilen düzenlemelerin dava tarihindeki haliyle incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 18. maddesi birlikte incelendiğinde; 18. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde, kısa mesafeli koruma alanlarının rekreasyon ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günübirlik turizm ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan meydana gelen, geçici kır kahvesi, büfe gibi yapılara, suyu kullanan idarece onanmış çevre düzeni ve uygulama planlarına ve plan kararlarına uygun olarak izin verilebileceği; aynı maddenin (f) bendinde ise, bu alanlarda yapılacak ifrazlardan sonra elde edilecek parsellerin 10.000 m2'den küçük olamayacağı ve (e) bendinde belirtilen nitelikteki yapıların kapalı kısımlarının toplam alanının her parselde 100 m2'yi geçemeyeceğinin düzenlendiği,<br>Yukarıda yer verilen hükümler birlikte değerlendiğinde, Su Kirliliği Yönetmeliği ile kısa mesafeli koruma alanlarında ifraz sonucu elde edilecek parsel büyüklüklerinin 10.000 m2'den az olamayacağı ve bu alanlarda yapılabilecek günübirlik tesislerin kapalı alanlarının her parselde 100 m2'yi geçemeyeceği düzenlenmiş iken, dava konusu Yönetmelik ile iskan dışı kısa mesafeli koruma alanlarında ifrazlardan elde edilecek parsel büyüklüklerine ilişkin alt sınırın Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen 13. maddesi uyarınca 600 m2'ye düşürüldüğü; ancak dava konusu düzenlemede yapılabilecek günübirlik tesislerin kapalı alan büyüklüklerine ilişkin her parselde 100 m2'yi geçmeme koşulunun değiştirilmeyerek korunduğunun anlaşıldığı,<br>Bu durumun, iskan dışı kısa mesafeli koruma alanlarında, ifraz uygulamaları yoluyla eski düzenlemeye oranla çok daha küçük parseller elde edilmesine ve her bir parsel üzerinde kapalı kısmı 100 m2'ye kadar günübirlik tesis inşa edilmesine imkan tanınması sebebiyle söz konusu tesislerden kaynaklanacak yoğunluğu artıracak nitelikte bir düzenleme olduğundan, fıkrada geçen "her parselde" ifadesinde hukuka uyarlık görülmediği,<br>8. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasında, "Bu alanda, mevcut yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik olarak mümkün olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Şayet, bunlar mümkün değilse içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar mevcut olan yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br>Dava konusu düzenleme ile mevcut yapılar ile madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına çıkarılması; bunun teknik ve ekonomik açıdan mümkün olmadığı durumlarda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi; söz konusu yapıların, atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta olmaması halinde ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak yine orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle atıksuların ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceğinin düzenlendiği,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 16 ila 20. maddeleri birlikte incelendiğinde; sadece kısa mesafeli koruma alanları için değil, diğer bütün koruma alanları için atıksuların havza dışına çıkarılması esasının benimsendiği; bunun yanı sıra kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verilmediği, yeni yapılaşma izninin 19. maddede öngörülen şartlara uyulması kaydıyla ancak orta mesafeli koruma alanlarında verildiğinin görüldüğü,<br> Kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin veren dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasında geçen "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesinde ve yine bu alanlarda, atıksu deşarjına izin verilmesi nedeniyle fıkranın 3. cümlesinde hukuka uyarlık görülmediği,<br>11. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 11. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." düzenlemesine yer verildiği,<br>07/12/2010 tarih ve 27778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesi, Tarımsal Kaynaklı Nitrat Kirliliğine Karşı Suların Korunması Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesi ve "İyi tarım uygulamaları kodu" başlıklı 7. maddesine yer verilerek,<br> İyi tarım uygulamaları ile çevreye dost üretim yöntemleri teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, iyi tarım uygulamaları koduyla da suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından bazı önlemler alınmasının zorunlu hale getirildiği, bununla birlikte her iki Yönetmelik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ve kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiğinin anlaşıldığı, tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığının ise bilinen bir gerçek olduğu, tarımsal faaliyetlerin, iyi tarım uygulamaları koduna uygun olarak gerçekleştirilmesiyle suda meydana gelecek kirlenmenin azaltılabileceği düşünülebilirse de; tamamen engellenebileceğinin söylenemeyeceği, <br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiğinin anlaşıldığı, söz konusu düzenlemeler ile maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılması yasaklanmak suretiyle içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması amacının esas alındığının görüldüğü, <br>Bu durumda, Yönetmelik'in 10. maddesinin 11. fıkrasının 2. cümlesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde hukuka uyarlık görülmediği, <br>Yönetmelik'in 11. maddesinin incelenmesi;<br>4. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planları aynen geçerlidir. İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamaz. Ancak 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebilir." düzenlemesine yer verildiği,<br> Aynı maddenin 1. fıkrasında ise "orta mesafeli koruma alanı"nın tanımına yer verildiği, <br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi ile 6360 sayılı Kanun çerçevesinde büyükşehir belediyesi ilan edilen yerlerde, belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçirilen ve maksimum su seviyesinden itibaren 1000. metrede başlayan 1000 metrelik kara alanını oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında kalan köylerde yapılaşmaya izin verildiği,<br><br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 19. maddesinin (a) bendinde, orta mesafeli koruma alanlarında hiçbir sanayi kuruluşuna ve iskana izin verilmeyeceği belirtildikten sonra aynı maddenin (c) bendinde, düzenlemede belirlenen yapılaşma koşullarına bağlı kalmak şartıyla bir ailenin oturmasına mahsus bağ veya sayfiye evlerinin yapılmasına; yine düzenlemede belirtilen yapılaşma koşullarına bağlı kalmak ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının yapılmış olması şartlarıyla da bu alandaki köylerde genel olarak yapılaşmaya izin verildiğinin anlaşıldığı,<br>Maddenin 3. fıkrasında, köy yerleşik alanı ve civarı sınırları içerisinde ve köy gelişme ihtiyacına yönelik köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli ikamet edenler için barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına; imar planı veya köy yerleşme planı yapılmış ise Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki plan hükümlerine göre; imar planı veya köy yerleşme planı yapılmamış ise Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilebileceğinin düzenlendiği,<br>Maddenin 4. fıkrasında ise, kısa mesafeli koruma alanlarında, belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarının aynen geçerli olduğu ve içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar, bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamayacağının düzenlendiği; fıkranın iptali istenilen 3. cümlesinde de, 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebileceğinin belirtildiği,<br>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 19. maddesiyle orta mesafeli koruma alanlarında, maddede öngörülen koşullara bağlı kalmak şartıyla yapılaşmaya izin verildiği; dava konusu düzenlemenin 3. fıkrasında da, köy yerleşik alanı ve civarı sınırları içerisinde ve köy gelişme ihtiyacına yönelik köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli ikamet edenler için barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılacak yapılara varsa imar planları, yoksa Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verildiği dikkate alındığında, sadece 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanları için ve bunların mahalle oldukları tarihteki nüfuslarıyla bu nüfusun doğal artışı için ihtiyaç duyulan oranda yeni yapılaşmaya izin verilmesinin, orta mesafeli koruma alanlarında, daha önce bu alanlar için kabul edilen hukuki rejimden ya da hukuken köy statüsü devam eden kırsal yerleşme alanlarındakinden daha yüksek oranda bir yapılaşma meydana getirmeyeceğinin anlaşıldığı, belirtilen nedenlerle 11. maddenin 4. fıkrasında hukuka aykırılık görülmediği,<br>7. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 7. fıkrasının dava tarihindeki şeklinde, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." kuralına yer verildiği,<br> Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarihli, E: 2017/4472 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Orta mesafeli koruma alanlarının ve günübirlik turizm tesislerinin nitelikleri ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 19. maddesiyle maddede öngörülen koşullara uygun olmak şartıyla bu alanlarda yapılaşmaya izin veriliyor olması dikkate alındığında, söz konusu alanlarda günübirlik turizm tesislerine izin verilmesine ilişkin dava konusu düzenlemenin 1. cümlesinde hukuka aykırılık görülmediği, <br>11. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasında "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." kuralına yer verildiği, <br>Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Aynı maddede, "orta mesafeli koruma alanı"nın tanımıma yer verildiği,<br>Anılan düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan hükümleri birlikte incelendiğinde; 19. maddede, orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetlerine sadece halkın yerleşik ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla izin verildiği ve bu faaliyet kapsamında yapılabileceği öngörülen yapılar bakımından da entegre tesis niteliğinde olmama koşulunun getirildiğinin görüldüğü,<br> Dava konusu düzenlemede ise, orta mesafeli koruma alanlarında her türlü hayvancılık faaliyetine izin verildiği, gerek faaliyetin niteliği gerekse bu kapsamda yapılabilecek tesislere ilişkin olarak herhangi bir açıklama ve sınırlama getirilmediği,<br>Orta mesafeli koruma alanlarında yapılması öngörülen hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin herhangi bir açıklamaya ve sınırlamaya yer verilmemiş olması sebebiyle Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasında hukuka uyarlık görülmediği,<br>14. fıkrasının incelenmesi;<br> Yönetmelik'in 11. maddesinin 14. fıkrasında, "4/6/1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde madencilik faaliyetlerine izin verilir." kuralına yer verildiği,<br> Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 19. maddesinde, orta mesafeli koruma alanında hiçbir şekilde maden ocağı açılmasına ve işletilmesine izin verilmeyeceği belirtilmişse de; 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesine 10/06/2010 tarih ve 5995 sayılı Kanun ile eklenen 8. fıkrasında, kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki şeritte galeri usulü patlatma yapılmaması, alıcı ortama arıtma yapılmadan doğrudan su deşarj edilmemesi şartıyla çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen maden arama ve işletme faaliyetleri ile altyapı tesislerine izin verileceği; dava konusu Yönetmelik hükmünde de, bu alanlarda 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde madencilik faaliyetlerinde bulunulabileceğinin düzenlenmiş olması sebebiyle anılan fıkrada hukuka aykırılık görülmediği, <br>Yönetmelik'in 12. maddesinin 13. fıkrasının incelenmesi;<br> Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 13. fıkrasında, "3213 sayılı Kanun çerçevesinde madencilik faaliyetlerine izin verilir." kuralına yer verildiği,<br> Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 20. maddesinde, uzun mesafeli koruma alanlarında galeri yöntemi patlatmalar, kimyasal ve metalurjik zenginleştirme işlemlerinin yapılamayacağı, madenlerin çıkarılmasına, sağlık açısından sakınca bulunmaması ve maddede yer alan diğer koşulların sağlanması şartıyla izin verilebileceği belirtilmişse de; 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesine 10/06/2010 tarih ve 5995 sayılı Kanun ile eklenen 8. fıkrasında, kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan maden istihracı ve her türlü tesisin yapılabileceğinin, ancak faaliyet sırasında alıcı ortama yapılacak deşarjlarda ilgili yönetmelikte belirtilen limitlere uyulmasının zorunlu olduğu; dava konusu Yönetmelik hükmünde de, bu alanlarda 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde madencilik faaliyetlerinde bulunulabileceğinin düzenlenmiş olması sebebiyle anılan fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 13. maddesinin incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Dere, çay ve nehirlr için genel esaslar ve koruma alanı" başlıklı 13. maddesinde, "(1) İçme-kullanma suyu temin edilen ve temin edilmesi planlanan dere, çay ve nehirlerin korunması amacıyla, regülatör, bent ve benzeri içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki memba tarafındaki bölge, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. Bu alanda, içme-kullanma suyu projesine ait mecburi teknik tesisler haricinde hiçbir yapı yapılamaz ve faaliyete izin verilemez. Söz konusu dere, çay ve nehirlerden su alınarak faaliyetine izin verilmiş olan su ürünleri yetiştiricilik tesislerinin müktesep hakları saklıdır. (2) İçme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafede, arıtılsa dahi atıksu deşarjına izin verilmez, ilgili mevzuattaki standartlara uygun arıtılmış atıksular su alma yapısının mansabına bir kollektör ile deşarj edilebilir. Ancak, atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir. (3) İçme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafedeki alan ile dere, çay ve nehirlerin şev üstünden sağ ve sol sahil kıyı çizgisinden itibaren 15 metre genişliğindeki alanda atık ve artıkların boşaltılmasına, depolanmasına ve atık bertaraf tesislerine izin verilmez. (4) İçme-kullanma suyu temin edilen ve edilmesi planlanan dere, çay ve nehirlerin membasındaki su toplama alanına ilişkin olarak, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından koruma planı hazırlanabilir." düzenlemesine yer verildiği,<br> Söz konusu düzenlemeyle dere, çay, ve nehirler için genel esaslar ve koruma alanının hükme bağlandığı, dava konusu Yönetmelik ile bu alanlar için ilk defa koruma statüsü getirildiği ve maddenin bütünü dikkate alındığında, söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br> Yönetmelik'in 15. maddesinin 5. fıkrasının incelenmesi; <br> Yönetmelik'in "Denetim ve idari yaptırım" başlıklı 15. maddesinin 5. fıkrasında, "Koruma planı yürürlüğe girmiş olan içme-kullanma suyu havzalarında yapılan denetimlerle ilgili en geç altı ayda bir, denetimi yapan idare tarafından Bakanlığa raporlama yapılır." kuralına yer verildiği,<br> Davacı tarafından, koruma planı yürürlüğe girmemiş fakat içme kullanma suyu olarak kullanılan havzalara ilişkin olarak da aynı hükmün getirilmemesinin eksik düzenleme olduğu iddiasıyla fıkrada geçen "Koruma planı yürürlüğe girmiş olan" ifadesinin iptalinin istenildiği,<br> İçme-kullanma suyu havzalarında faaliyetin konusuna göre denetleme yapacak olan mercilerin ilgili mevzuatta belirtilmiş olduğu, maddenin ilk dört fıkrasında denetim, görev ve sorumluluklara yer verildikten sonra, dava konusu beşinci fıkrada, koruma planı yürürlüğe girdikten sonra yapılacak denetimlerin sistematik olarak bakanlığa bildirilmesinin düzenlendiği, bu durumda, maddede koruma planı yürürlüğe girmemiş alanlara yönelik eksik düzenleme bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br> Yönetmelik'in geçici 1. maddesinin incelenmesi;<br> Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde, "(1) Büyükşehir belediyeleri, içme-kullanma suyu havzaları için yürürlükteki mevzuat düzenlemelerini, bu Yönetmeliğin madencilik faaliyetlerine ilişkin hükümleri çerçevesinde en geç bir yıl içerisinde revize eder ve görüş alınmak üzere Bakanlığa sunar. (2) Yerüstü suyu kaynakları için içme-kullanma suyu havzaları koruma planları, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden itibaren en geç beş yıl içinde hazırlanarak Bakanlığa sunulur. İçme-kullanma suyu temin edilen yerüstü suyu kaynaklarına ilişkin koruma planının beş yıl içinde hazırlanmaması durumunda ve içme-kullanma suyu temin edilmesi planlanan yerüstü suyu kaynaklarına ilişkin koruma planlarının hazırlanmasına ise planlama raporu ile eşzamanlı olarak başlanılmaması durumunda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı Bakanlıkça hazırlanır veya hazırlatılır, bedeli içme-kullanma suyunu kullanan idareden tahsil edilir." kurallarına yer verildiği,<br>Davacı tarafından, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nden farklı olarak dava konusu Yönetmelik ile orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında madencilik faaliyetlerine izin verilmiş olduğu, buna rağmen dava konusu düzenlemelerde, büyükşehir belediyelerinin içme kullanma suyu havzaları için yürürlükteki düzenlemeleri en geç bir yıl içerisinde revize etmeleri öngörülürken, içme kullanma suyu havzaları koruma planlarının ise beş yıl gibi uzun bir sürede yapılması öngörülerek bu süreler içerisinde koruma planlarının yapılmamasına da herhangi bir yaptırım getirilmediği, bu durumda havza koruma planları yapılıncaya kadar havzanın ve su kaynağının kirlenme riskinin olacağı iddialarıyla maddede geçen "en geç bir yıl içerisinde" ve "en geç beş yıl içinde" ifadelerinin iptalinin istenildiği,<br>Öncelikle, söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de; davacı tarafından iptali istenilen bölümün değiştirilmediği anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br> Dava konusu düzenlemenin bütünü incelendiğinde, maddenin birinci fıkrasında, büyükşehir belediyelerinin içme kullanma suyu havzaları için yürürlükteki mevzuat hükümlerini, dava konusu Yönetmelik'in sadece madencilik faaliyetleriyle ilgili hükümleriyle sınırlı olmak üzere revize etmeleri için bir yıllık süre öngörüldüğü; maddenin ikinci fıkrasında öngörülen beş yıllık sürenin ise, tüm yerüstü suyu kaynakları için henüz yapılmamış olan koruma planlarının hazırlanmasına ilişkin olduğu anlaşıldığından; maddede öngörülen sürelerde hukuka aykırılık görülmediği,<br> Davacı tarafından, öngörülen sürelerde, düzenlemeleri hazırlamayanlar için bir yaptırım getirilmediği belirtilmişse de; davalı idare tarafından, konunun Su Kanunu taslağında ele alındığı ve yaptırımın yasal dayanağının olacağı belirtildiğinden, söz konusu iddianın maddenin eksik düzenleme nedeniyle iptalini gerektirmediği sonucuna varıldığı gerekçesiyle,<br> Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesindeki "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir ifadesi", 10. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile aynı fıkranın 3. cümlesi, 11. fıkrasının 2. cümlesindeki "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." ifadesi ve 11. maddesinin 11. fıkrasının iptaline, Yönetmelik'in 2 ve 3. maddeleri, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendindeki "veya iyi tarım uygulamalarına" ifadesi, 6. maddesinin 5. fıkrasının (e) bendindeki "paydaşların" ifadesi, 7 ve 8. maddeleri, 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi ve 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi, 4. fıkrasının 1 ve 2. cümleleri, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile fıkranın 3. cümlesi dışındaki bölümü, 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesi ve 14. fıkrası, 12. maddesinin 13. fıkrası, 13. maddesi, 15. maddesinin 5. fıkrasındaki "Koruma planı yürürlüğe girmiş olan" ifadesi, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasındaki "en geç bir yıl içerisinde" ifadesi ile 2. fıkrasındaki "en geç beş yıl içinde" ifadesi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: <br>Davacı tarafından, adil yargılanma hakkının içinde olan "silahların eşitliği" ilkesine aykırı hareket edildiği, Türkiye'nin iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden birisi olduğu, yer altı sularının stratejik sular olduğu ve mutlaka korunması gerektiği, ülkemiz sularının sadece % 37'sinin temiz olduğu, Türkiye'nin su stresi çeken bir ülke olduğu, dava konusu Yönetmelik'in hazırlanış zihniyetiyle içme suyu havzalarının korunmasının mümkün olmadığı, daha önceki dilekçelerde açıklanan hususların tekrar edilmeyeceği, dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar ile Yönetmelik'in Dairece davanın reddine karar verilen maddelerinin hukuka aykırı oldukları ve iptali gerektiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, Yönetmelik değişikliği ile dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrası değiştirilerek mezkur fıkrada yer alan "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir" ifadesinin kaldırıldığı, dolayısıyla bu madde açısından konusuz kalan iptal talebi hakkında hüküm kurulmaması gerektiği, Yönetmelik'te köylerin ve kentsel yerleşimlerin gelişme ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak barınma ve benzeri ihtiyaçlarının karşılandığı, bu kapsamda Yönetmelik'in 10. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi ile 6360 sayılı Kanun ile köy statüsünden mahalle statüsüne geçen yerleşimlerde de halihazırda ikamet eden nüfusun ve bu nüfusun doğal artışı neticesinde oluşabilecek barınma ihtiyaçlarının karşılandığı, diğer taraftan mahalle statüsüne geçirilen yerleşimlerde barınma ihtiyaçları karşılanırken çevresel değerlerin korunmasını sağlayacak tedbirlerin alınmasının esas olduğu, Yönetmelik değişikliği ile dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrası değiştirilerek mezkur fıkrada yer alan "her parselde" ifadesinin kaldırıldığı, dolayısıyla bu madde açısından konusuz kalan iptal talebi hakkında hüküm kurulmaması gerektiği, Yönetmelik'in 10. maddesi kapsamında kısa mesafeli koruma alanında yeni yapı olarak sadece kırsal yerleşim yerlerinde barınma amaçlı yapılara, mevcut mesire yerleri ve rekreasyon alanlarında günübirlik tesislere, zati ihtiyacı karşılamak amaçlı entegre nitelikli olmayan konut dışı yapılara izin verildiği, Yönetmelik kapsamında bahse konu yapılara izin verilebilmesi için gerekli şartların ortaya konulduğu, bu yapılarda oluşacak atık ve atık suların su kaynaklarına ulaşmasını engelleyecek tedbirlerin öngörüldüğü, bu nedenle Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, içme-kullanma suyu havzalarının her birinin fiziki özelliklerinin değişkenlik gösterdiği, bu özelliklere bağlı olarak birçok havzada atıksuların havza dışına çıkarılmasının teknik ve ekonomik olarak mümkün olmadığı, bu nedenle Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 3. cümlesi ile içme suyu havzalarında yürütülen faaliyetler neticesinde oluşan atık suların havza içine deşarjına sadece teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı hallerde belirli şartlar dahilinde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izin verilebileceğinin öngörülmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliği önlemek veya azaltmak için çiftçiler tarafından uyulması gereken kriterlerin iyi tarım uygulamalarına yönelik mevzuatta hüküm altına alındığı, dolayısıyla Yönetmelik'in 10. maddesinin 11. fıkrasının 2. cümlesi ile kısa mesafeli koruma alanında iyi tarım uygulamaları yapılmasına imkan tanınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmelik değişikliği ile dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 11. fıkrasına "entegre nitelikte olmayan" ibaresinin eklendiği, böylece nitelik açısından hayvancılık faaliyetlerine kısıtlama getirilerek kirletici riski yüksek entegre tesislerin orta mesafeli koruma alanında kurulmasının engellendiği, Yönetmelik kapsamında içme-kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin esas kabul edildiği, iyi tarım uygulamalarına yönelik mevzuat gereğince yeni planlanan bütün hayvancılık işletmelerinin iyi tarım uygulamaları kriterlerine uygun olarak planlanmalarının zorunlu hale getirildiği, bu çerçevede hayvancılık işletmelerine ait ahır tabanları ve gübre çukurlarının sızdırmaz olması, işletmelerdeki hayvansal gübre yönetiminin sularda kirliliğe sebep vermeyecek şekilde yapılması gerektiği, dolayısıyla Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrası ile kısa mesafeli koruma alanlarında hayvancılık yapılmasına imkan tanınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI:<br>Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve davacının temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br>Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartıldığı halde, Yönetmelik'in iptali istenilen 9. maddesinin 2. fıkrasında mutlak koruma alanlarının kamulaştırılması ile ilgili düzenleme yapılırken sadece içme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin düzenlemeye konu edilmesi, halihazırda içme-kullanma suyu temin edilen su kaynaklarının düzenleme dışında bırakılmasında eksik düzenleme nedeniyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.<br>Daire kararında, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilirken aynı Yönetmelik'in 5. maddesine atıfta bulunulmuştur.<br>Dosyanın Kurulumuzun E:2023/2451 sayılı dosyası ile birlikte incelenmesinden; Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinin Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği ve bu kararın anılan ifadenin iptaline ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2451, K:2023/1931 sayılı kararıyla kesin olarak onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi yönünden yukarıda bahsedilen iptal kararı göz önünde bulundurularak yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden Daire kararının bu ifadenin iptaline dair kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br> Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında atık suların deşarjı ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu olmadığından söz konusu ifadede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi ve 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi ve 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesinde ise içme-kullanma suyu kaynaklarının korunması amacına (Yönetmeliğin amacı) aykırılık nedeniyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.<br>Daire kararında yukarıda belirtilen hususlar dışında isabetsizlik bulunmamaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının iptale ilişkin kısmının Yönetmelik 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi ve 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi yönünden bozulması, diğer yönlerden onanması, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi, 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi ve 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi yönünden bozulması, diğer yönlerden onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br> TÜRK MİLLETİ ADINA <br> Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Üye …'ın Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesinin "her parselde" ifadesine hasren incelenmesinin usule aykırı olduğu ve Üye …'nun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesine uygun düzenlenmeyen dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin oylarına karşılık, temyiz dilekçelerinde bu hususlara yönelik herhangi bir iddiaya yer verilmediği gözetilerek oyçokluğuyla işin esasına geçilmesine karar verilerek ve dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br>"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br>b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br>c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın; Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesindeki "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir ifadesi", 10. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile aynı fıkranın 3. cümlesi, 11. fıkrasının 2. cümlesindeki "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." ifadesi ve 11. maddesinin 11. fıkrasının iptaline, Yönetmelik'in 2 ve 3. maddeleri, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendindeki "veya iyi tarım uygulamalarına" ifadesi, 6. maddesinin 5. fıkrasının (e) bendindeki "paydaşların" ifadesi, 7 ve 8. maddeleri, 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi ve 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi, 4. fıkrasının 1 ve 2. cümleleri, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile fıkranın 3. cümlesi dışındaki bölümü, 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesi ve 14. fıkrası, 12. maddesinin 13. fıkrası, 13. maddesi, 15. maddesinin 5. fıkrasındaki "Koruma planı yürürlüğe girmiş olan" ifadesi, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasındaki "en geç bir yıl içerisinde" ifadesi ile 2. fıkrasındaki "en geç beş yıl içinde" ifadesi yönünden davanın reddine ilişkin kısımları usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi yönünden incelenmesi:<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasında (dava tarihindeki hali), "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." kuralına, 5. fıkrasında ise, "İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." kuralına; Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin "Parsel büyüklükleri ve bina cepheleri" başlıklı 13. maddesinde ise, "İfraz suretiyle elde edilecek parsellerin genişlikleri (20) m.den, parsel derinlikleri (30) m.den az olamaz." kuralına yer verilmiştir.<br>Temyize konu Daire kararında, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilirken aynı Yönetmelik'in 5. maddesine atıfta bulunulmuştur.<br>Dosyanın Kurulumuzun E:2023/2451 sayılı dosyası ile birlikte incelenmesinden; Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinin Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği ve bu kararın anılan ifadenin iptaline ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2451, K:2023/1931 sayılı kararıyla kesin olarak onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi yönünden yukarıda bahsedilen iptal kararı göz önünde bulundurularak yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden Daire kararının bu ifadenin iptaline dair kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1.Davacının temyiz isteminin reddine,<br>2.Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,<br>3.Davalının temyiz isteminin kısmen reddine, kısmen kabulüne,<br>4.Kararın iptale ilişkin kısmının Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi dışında kalan bölümünün ONANMASINA, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin iptaline ilişkin kısmının BOZULMASINA,<br>5.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,<br>6.Kesin olarak, 16/10/2023 tarihinde, usulde ve Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası, 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeninden inşa edilebilir" ifadesi ve 12. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi, 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi ve 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile aynı fıkranın 3. cümlesi, 11. maddesinin 4. fıkrası yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.<br> <br> KARŞI OY:<br>X- Dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında, "İçme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin çevresinde, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümü, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. İçme-kullanma suyunu kullanan idarece gerekli görülmesi durumunda yarıçapı 300 metre genişliğindeki alana ilave olarak mutlak koruma alanının bir kısmı veya tamamı kamulaştırılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Aynı Yönetmelik'in "Amaç" başlıklı 1. maddesinde ise, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu durumda, dava konusu Yönetmelik içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartıldığı halde, Yönetmelik'in iptali istenilen 9. maddesinin 2. fıkrasında mutlak koruma alanlarının kamulaştırılması ile ilgili düzenleme yapılırken sadece içme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin düzenlemeye konu edilmesi, halihazırda içme-kullanma suyu temin edilen su kaynaklarının düzenleme dışında bırakılmasında eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.<br>Bu nedenle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası yönünden davanın reddine dair kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.<br> <br> KARŞI OY: <br>XX- Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrası yönünden;<br> Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Davacı tarafından, bu fıkranın dördüncü cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin iptali istenilmiştir.<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 3. fıkrasında, mutlak koruma alanında içme-kullanma suyu projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik tesisler haricinde hiçbir yeni yapılamayacağı hükme bağlanmış; 5. fıkra hükmü ile mevcut yapıların aynen korunacağı belirtildikten sonra, tehlikeli yapıların kaldırılacağı, yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabileceği, fıkranın 4. cümlesinde de, mevcut yapılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenlerin inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilecekleri kuralına yer verilmiştir.<br> Dava konusu Yönetmelik ile mutlak koruma alanında zorunlu teknik yapılar dışında yeni yapı yapılamayacağı, mevcut yapıların aynen korunacağı ve öngörülen koşullara uyulmak kaydıyla gerekli bakım ve onarımın yapılabileceği kurala bağlanmış olup buna göre bölgede imar mevzuatı açısından korunabilecek ve bölgenin bozulmasına yol açmayacak yapıların ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar mevcut hali ile muhafazası, ömrünü tamamlayan yapıların ise kamulaştırılarak başka bölgelere taşınması, mevcut hali ile korunamayacak olan veya korunmasında sakınca bulunan yapıların ise kaldırılması gerekmektedir. <br>Bu durumda, mutlak koruma alanında hiç bir koşulda yeni yapı yapılmasına izin verilmemesi gerekmesine karşın mevcut olan yapılardan riskli olduğu saptananların yıkılarak yeniden yapılmasına izin verilmesi bölgenin bozulmasına yol açabileceği gibi Yönetmelik'in amacına da aykırı olduğundan, fıkra hükmünde yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. <br><br>Kaldı ki alanda bulunan yapılar için kazanılmış hak imar mevzuatı uyarınca korunabilecek yapıları ifade ettiğinden, bu yapıların hangi nedenle olursa olsun yıkılarak yeniden yapılmalarının istenmesi halinde yürürlükteki mevzuatın uygulanmasının gerektiği, bu halde de yeni yapı statüsünde olacaklarından yeniden yapılmalarına olanak bulunmadığı, madde hükmü ile ileriye dönük kazanılmış hakkın korunmadığı, dolayısıyla yıkılmakla kazanılmış hakkın da sona ereceği açıktır. <br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrası yönünden;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." kuralına yer verildmiştir.<br>Davacı tarafından, fıkranın dördüncü cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin iptali istenilmiştir.<br>İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanı olarak tanımlanan kısa mesafeli koruma alanında belirli şartlarda konut dışı yapılaşmaya izin verilmiş olması ve mevcut yapıların aynen korunmuş olması nedeniyle yukarıda 9. maddenin 5. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesine yönelik olarak belirtilen nedenlerle iptali istenilen ifadede de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.<br> Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesi ile 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısımlarına katılmıyoruz. <br> <br><br> KARŞI OY:<br>XXX- Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrası yönünden;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir.<br>07/12/2010 tarih ve 27778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, iyi tarım uygulamaları, tarımsal üretim sistemini sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlığı ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler olarak tanımlanmış, iyi tarım uygulamaları ile çevreye dost üretim yöntemleri teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliği hedeflenmiştir.<br> İyi tarım uygulamalarının mevzuattaki tanımı ve dava konusu düzenlemede içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanlarında kural olarak sadece organik tarım faaliyetlerine izin verileceği, ancak Tarım Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanlarında iyi tarım uygulamaları yapılmasına imkan veren dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi yönünden;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planları geçerlidir, imar planlarının gelişme alanındaki yapılaşmamış kısımların iptaline yönelik revizyon yapılır. İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamaz. Ancak 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir.<br>Fıkranın son cümlesi ile 6360 sayılı Kanun çerçevesinde büyükşehir belediyesi ilan edilen yerlerde, belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçirilen ve maksimum su seviyesinden itibaren 300. metrede başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında kalan köylerde yapılaşmaya izin verilmiştir.<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 3. fıkrasında, köy yerleşik alanı ve civarı sınırları içerisinde ve köy gelişme ihtiyacına yönelik köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli ikamet edenler için barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılacak yapılar, köyün genel ihtiyaçlarına yönelik yapılacak köy konağı, ibadethane, okul, spor alanı, harman yeri, pazar yeri, sağlık ocağı, sağlık evi, PTT, karakol, bakkal gibi yapılara ve ifraz uygulamalarına belli şartlar çerçevesinde izin verildiği ve bir köyün büyükşehir belediyesi sınırları içerisine dahil edilerek mahalle statüsüne geçirilmesinin belediye hizmetlerinin bu alanlara da ulaştırılması neticesinde, yıllar içerisinde, bu şekilde statüsü değiştirilmeyen diğer köylerden daha yoğun bir yapılaşma ihtiyacını beraberinde getirebileceği göz önünde bulundurulduğunda; büyükşehir belediyesi ilan edilen yerlerde, belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçirilen ve maksimum su seviyesinden itibaren 300. metrede başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında kalan köylerde yapılaşmaya izin veren dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrası ile 10. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesinin iptaline ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısımlarına katılmıyorum.<br><br><br> KARŞI OY<br>XXXX- Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasında, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." kuralına yer verilmiştir.<br>Aynı maddenin 5. fıkrasında ise, "İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." kuralı yer almaktadır.<br>Temyize konu Daire kararında, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilirken aynı Yönetmelik'in 5. maddesine atıfta bulunulmuştur.<br>Dosyanın Kurulumuzun E:2022/2451 sayılı dosyası ile birlikte incelenmesinden; Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinin Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği ve bu kararın anılan ifadenin iptaline ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2451, K:2023/1931 sayılı kararıyla kesin olarak onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, Yönetmelik'in 10. maddesinin 5. fıkrasının kesinleşmiş mahkeme kararıyla iptal edildiği, bu nedenle iskan sınırları dışında kalan içme-kullanma suyu kaynaklarına ait kısa mesafeli koruma alanlarında yapı yapılamayacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda sözü edilen alanlarda yapılacak yapıların azami kapalı alan miktarının belirlendiği Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin dayanaksız kaldığı anlaşılmış olup iptaline dair Daire kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır. <br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin iptaline ilişkin kısmının yukarı yer verilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına gerekçe yönünden katılmıyoruz.<br> <br> <br> KARŞI OY<br><br>XXXXX- Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasında, "Bu alanda, mevcut yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik olarak mümkün olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Şayet, bunlar mümkün değilse içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar mevcut olan yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir.<br>Dava konusu düzenleme ile mevcut yapılar ve madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına çıkarılması; bunun, teknik ve ekonomik açıdan mümkün olmadığı durumlarda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi; söz konusu yapıların, atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta olmaması halinde ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak yine orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle atıksuların ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceğinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.<br>Daire kararında, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verdiğinden bahisle dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, söz konusu ifade ile kısa mesafeli koruma alanlarında atık suların deşarjı ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu değildir.<br>Fıkranın üçüncü cümlesi ile yukarıda açıklanan istisnai koşullar altında ve sadece geçici bir süre ile atık suların kısa mesafeli koruma alanına deşarjına izin verildiğinden bu cümlede de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile aynı fıkranın 3. cümlesinin iptaline dair kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.<br> <br> KARŞI OY<br><br>XXXXXX- Anayasa'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir.<br>2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanun'un amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak, olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci" olarak; sürdürülebilir kalkınma ise, "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 9. maddesinin (h) bendinde ise, "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır." düzenlemesi yer almıştır.<br> Yönetmelik'in 1. maddesinde, Yönetmelik'in, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlandığı açıklandıktan sonra, 5. maddesinde, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasında ve iyileştirilmesinde; içme-kullanma suyunun kaynağındaki su kalitesinin, insan sağlığını tehlikeye atmayacak ve içme-kullanma suyu olarak kullanılması için gerekli olan arıtma ihtiyaçlarını ve maliyetlerini en aza indirecek şekilde korunmasının veya iyileştirilmesinin, içme-kullanma suyu kaynaklarının kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkileyecek unsurların kaynağında asgari düzeye indirilmesi, kontrol edilmesi ve bertarafının sağlanmasının esas olduğu ilkesel olarak belirlenmesine rağmen, 11. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planları aynen geçerlidir. İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamaz. Ancak 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir. <br><br>11. maddenin 1. fıkrasında ise, orta mesafeli koruma alanı, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanı olarak tanımlanmıştır.<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin iptali istenilen 4. fıkrasının son cümlesi ile, 6360 sayılı Kanun çerçevesinde büyükşehir belediyesi ilan edilen yerlerde, belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçirilen ve maksimum su seviyesinden itibaren 1000. metrede başlayan 1000 metrelik kara alanını oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında kalan köylerde yeni yapılaşmaya izin verilmektedir.<br>Dava konusu Yönetmelik'ten önce içme-kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen ancak 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin orta mesafeli koruma alanını düzenleyen 19. maddesinde, sadece, bir ailenin oturmasına mahsus bağ veya sayfiye evleri ile yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır gibi konut dışı yapılara, maddede öngörülen şartlarla izin verilmekte iken, dava konusu Yönetmelik'in 11. maddesinin iptali istenilen 4. fıkrasının son cümlesi ile orta mesafeli koruma alanlarında kalan köylerde yeni yapılaşmanın yolunun açıldığı görülmektedir.<br>Bir köyün Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisine dahil edilerek, mahalle statüsüne geçirilmesinin, belediye hizmetlerinin bu alanlara da ulaştırılması neticesinde, yıllar içerisinde, bu şekilde statüsü değiştirilmeyen diğer köylerden daha yoğun bir yapılaşma ihtiyacını beraberinde getirebileceği düşünülebilir ise de, dava konusu Yönetmelik'in amacının, havzanın, Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde ya da dışarısında olduğuna bakılmaksızın, bir bütün olarak korunması olduğu dikkate alındığında; Büyükşehir Belediyesine dahil edilerek mahalle statüsüne geçirilen köylerde yapılaşmaya imkan verilmesinin, Yönetmelik'in içme ve kullanma suyu temin edilen ya da temin edilmesi planlanan kıtaiçi yüzeysel su kaynaklarını koruma amacına aykırı olacağı sonucuna varıldığından, 11. maddenin 4. fıkrasının son cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. <br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 11. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesi yönünden davanın reddine dair kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.</font></p></body></html>
kamulaştırma