<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2451 E.  ,  2023/1931 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2022/2451<br>Karar No : 2023/1931 <br><br>TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI): … Genel Müdürlüğü <br>VEKİLİ : Av. …<br> II- (DAVALI): … Bakanlığı<br>VEKİLİ : Huk. Müş. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Alltıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 9. maddesinin 2, 5, 6, 7, 8, 11, 12, 13 ve 15. fıkraları, 10. maddesinin 2, 5, 8, 10, 12 ve 13. fıkraları, 11. maddesinin 8 ve 11. fıkraları, 12. maddesinin 4, 5, 6, 7, 8 ve 11. fıkraları ile 13. maddesinin 2 ve 3. fıkralarının iptali istenilmiştir.<br> Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararıyla; <br>Anayasa'nın 56. maddesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesi, 2. maddesindeki "sürdürülebilir çevre" ve "sürdürülebilir kalkınma" tanımları, 9. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi, dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinde yürürlükte olan 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ve 26. maddesi, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un Ek-5. maddesi, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 51. maddesine yer verilerek ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 410. maddesinden bahsedilerek,<br>Ülkemizde, yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere ilk olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddeleri ile 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 9. maddesine dayanılarak 31/12/2004 tarih ve 25687 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin hazırlandığı ve anılan Yasa hükümlerinin uygulanması amacıyla ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanılmasının sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve teknik esasların belirlendiği, bu Yönetmelik'in "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19), uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verildiği,<br>Daha sonra, 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yukarıda yer verilen 2, 9 ve 26. maddelerine dayanılarak içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalite ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan dava konusu İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği; bu Yönetmelik'in "Yerüstü Suları İçin Koruma Esasları ve Koruma Alanları" başlıklı üçüncü bölümünde, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde yer alan koruma alanlarının yeniden düzenlendiği; bunların içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağına olan mesafeleri açısından herhangi bir değişiklik yapılmadığı; ancak söz konusu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin değişikliklere yer verildiği; dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra, 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen içme kullanma suyu rezervuarlarının korunmasına ilişkin hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı,<br>Yine dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinde yürürlükte olan, içme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular ile ilgili esasları, kalite kriterlerini ve bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için uygulanması gereken arıtma sınıflarını tespit etmek amacıyla 29/06/2012 tarih ve 28338 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmelik'in 4. maddesinde "içme ve kullanma suyu" tanımına yer verildiği, aynı Yönetmelik'in 5. maddesinin 2. fıkrasında, idarenin içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların, bu Yönetmelik'in 6 ve 7. maddeleri ile belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirildiği, atıf yapılan 6. maddede içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların üç farklı kategoriye ayrıldığı ve her bir kategori için arıtma sınıflarının belirlendiği, 7. maddede ise içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için özel hüküm belirleme çalışması yapılıp yapılmayacağının Bakanlıkça belirleneceği yönünde düzenlemelere yer verildiği,<br>17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esasların düzenlendiği, anılan Yönetmelik'in 5. maddesinde "insani tüketim amaçlı su" tanımına yer verildiği,<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin iptali istenilen fıkralarının incelenmesi;<br>2. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında, "İçme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin çevresinde, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümü, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. İçme-kullanma suyunu kullanan idarece gerekli görülmesi durumunda yarıçapı 300 metre genişliğindeki alana ilave olarak mutlak koruma alanının bir kısmı veya tamamı kamulaştırılabilir." düzenlemesine yer verildiği,<br>Davacı tarafından, mutlak koruma alanlarının su kaynaklarının korunmasında en önemli alanlar olması sebebiyle daha önce Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde kabul edilen hukuki rejime uygun olarak bütünüyle kamulaştırılması gerektiği iddiasıyla fıkranın iptal edilmesinin istenildiği,<br>Anılan düzenlemede, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümünün, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılmasının zorunlu tutulduğu; mutlak koruma alanının bunun dışında kalan bölümünün kamulaştırılmasının ise idarenin takdir yetkisine bırakıldığı; bu düzenlemenin, mutlak koruma alanlarındaki yerel ihtiyaçlar, her bir mutlak koruma alanının kendine has özellikleri vb. hususlar da göz önünde bulundurularak kamulaştırma işlemlerinin, havzanın ihtiyaçlarına göre yürütülmesine olanak sağlayacağı; öte yandan, söz konusu düzenlemeyle mutlak koruma alanının bütününün kamulaştırılması yönünde herhangi bir engel de getirilmediği dikkate alındığında; anılan fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>5. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." düzenlemesine yer verildiği,<br>Davacı tarafından, mutlak koruma alanının tamamının kamulaştırılmaması nedeniyle mevcut yapıların korunmasına ve alandaki faaliyetlerin devam etmelerine, riskli yapıların ise yıkılarak yeniden inşa edilmelerine izin verildiği, bu durumun alanın tamamında yapılaşma taleplerini getireceği ve kirlilik riski yaratacağı iddiasıyla fıkranın iptal edilmesinin istenildiği,<br>Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde, mevcut yapı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ise riskli yapı tanımlarına yer verildiği, <br>Dava konusu düzenleme ile yıkılarak inşa edilmesine izin verilen yapıların, mutlak koruma alanlarında, dava konusu konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılardan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca riskli yapı olarak belirlenenlerden ibaret olduğunun anlaşıldığı, riskli yapının yukarıda yer verilen tanım maddesinde gösterilen özellikleri dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin, söz konusu yapıların mevcut haliyle kalması durumunda can ve mal güvenliği açısından yaratabileceği tehlikelerin önüne geçmesi açısından kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı, öte yandan, dava konusu Yönetmelik'teki mevcut yapı tanımı dikkate alındığında, söz konusu riskli yapılar, aynı zamanda, daha önce mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılar olduklarından, dava konusu düzenlemenin, bu yapıların maliklerinin mülkiyet haklarının korunması açısından, kazanılmış hakların korunması ilkesine de uygun olduğu, belirtilen nedenlerle, fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>6. ve 7. fıkralarının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında, "(6) Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planları geçerlidir, imar planlarının gelişme alanlarındaki yapılaşmamış kısımların iptaline yönelik revizyon yapılır. İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamaz. 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarında yeni yapı yapılamaz, meskûn doku korunur. (7) Bu alanda köy gelişme alanı belirlenemez." kurallarına yer verildiği,<br>Davacı tarafından, mutlak koruma alanındaki yerleşimlerin de kamulaştırılarak kaldırılması ve bu alanlardaki planların, gelişme alanlarıyla birlikte iptal edilmesi gerektiği, bu alanlarının kamulaştırılmamasının su kalitesi için büyük risk oluşturduğu iddiasıyla söz konusu düzenlemelerin iptalinin istenildiği, İptali istenilen fıkra hükümleri ile mutlak koruma alanında belediye sınırı ile belediye mücavir alan sınırları içinde mevcut imar planlarının geçerli olduğu, imar planlarının gelişme alanlarındaki yapılaşmamış kısımların iptaline yönelik revizyon yapılacağı, havza koruma planı yapılıncaya kadar yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliği yapılamayacağı, mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarında yeni yapı yapılamayacağı, meskun dokunun korunacağı ve bu alanda köy gelişme alanı belirlenemeyeceği hükme bağlanmış olduğu, söz konusu düzenlemelerin, mutlak koruma alanına ilişkin havza koruma planı hazırlanıncaya kadar, alanın korunmasına ve yapılaşmanın engellenmesine ilişkin oldukları anlaşıldığından, anılan düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği,<br>8. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasında, "Bu alanda, mevcut yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik açıdan uygulanabilir olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, 19/3/1971 tarihli ve 13783 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Eğer bunlar mümkün değilse, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar, atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." hükmüne yer verildiği,<br>Aynı maddenin 1. fıkrasında, "mutlak koruma alanı"nın tanımına yer verildiği,<br>Dava konusu düzenleme ile mevcut yapılardan kaynaklanan atıksuların, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına çıkarılması; bunun, teknik ve ekonomik açıdan mümkün olmadığı durumlarda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi; mevcut yapıların, atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta olmaması halinde ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak yine orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte; sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle atıksuların ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceğinin düzenlendiği,<br>Bu düzenleme, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 17, 18, 19 ve 20. maddeleriyle birlikte incelendiğinde, sadece mutlak koruma alanları için değil, diğer bütün koruma alanları için, atıksuların havza dışına çıkarılması esasının benimsendiğinin görüldüğü,<br>Mutlak koruma alanlarının, içme kullanma suyu rezervuarına en yakın kısımdaki 300 metrelik kara alanından oluştuğu, bu sebeple de Yönetmelik ile belirlenen diğer koruma alanları arasındaki en hassas ve en sıkı tedbirlerle korunması gereken alanı oluşturduğu, bu itibarla, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde benimsenen, atıksuların havza dışına çıkarılması esası, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağının korunması amacına ve İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmelik'in yer üstü içme kullanma suyu kaynağı kalitesinin A1 kategorisine getirilmesine ilişkin hükümlerine daha uygun olduğundan, Yönetmelik'in koruma alanları arasındaki en hassas bölge olan mutlak koruma alanlarında atıksu deşarjına izin verilmesi yolundaki 9. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısımlarında ise hukuka aykırılık görülmediği,<br>11. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 11. fıkrasında, "Bu alan içinde, sportif amaçlı olta balıkçılığı ve piknik yapma ihtiyaçları için cepler teşkil edilebilir. Bu cepler içme-kullanma suyu alma yapısına 500 metreden daha yakın olamaz. 5/3/2013 tarihli ve 28578 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine hiçbir yapı yapılmamak ve içme-kullanma suyu alma yapısına 500 metreden, kıyıya maksimum su seviyesinden itibaren 50 metreden daha fazla yaklaşmamak şartıyla izin verilebilir. Bu alanda oluşan insani ihtiyaçlar kısa mesafeli koruma alanındaki günübirlik tesislerden temin edilir." kuralına yer verildiği,<br>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 17. maddesi incelendiğinde, "...c) Çevre düzeni planına uyularak, bu alan içinde gölden faydalanma, piknik, yüzme, balık tutma ve avlanma ihtiyaçları için cepler teşkil edilir. Bu cepler su alma yapısına 300 metreden daha yakın olamaz." düzenlemesine yer verildiğinin görüldüğü,<br> Fıkra hükmü ile mutlak koruma alanı içerisinde sportif amaçlı olta balıkçılığı ve piknik yapma ihtiyaçları için cepler teşkil edilebileceği, bu ceplerin içme-kullanma suyu alma yapısına 500 metreden fazla yakın olamayacağı, mesire yerlerine de yapı yapılmamak kaydıyla aynı koşullarla izin verilebileceğinin düzenlendiği, alanda herhangi bir yapılaşmaya izin verilmeyeceği ve insani ihtiyaçların kısa mesafeli koruma alanındaki günübirlik tesislerden karşılanacağının belirtildiği, mutlak koruma alanlarında oluşturulacak ceplerle su alma yapısı arasında bırakılması öngörülen minimum mesafenin, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 17. maddesinden daha fazla belirlendiği dikkate alındığında, düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br><br>12. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br> İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, iyi tarım uygulamalarının, tarımsal üretim sistemini sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlığı ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler olarak tanımlandığı, iyi tarım uygulamaları ile çevreye dost üretim yöntemlerinin teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, bu kapsamda tarımsal faaliyetlerde kullanılan suni gübre ve ilaç tüketimlerinin de azaltıldığı, bununla birlikte; Yönetmelik maddeleri ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ile kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları çerçevesinde, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiğinin anlaşıldığı, tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığının ise bilinen bir gerçek olduğu,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 16, 17, 18, 19 ve 20. maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiğinin anlaşıldığı, söz konusu düzenlemeler ile maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılmasının yasaklanmasının içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağının korunması amacına daha uygun olduğu sonucuna varıldığı,<br>Bu durumda, içme kullanma suyu kaynağının maksimum su seviyesinden itibaren başlıyor olması nedeniyle koruma alanları arasındaki en hassas bölgeyi oluşturan mutlak koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin veriliyor olması nedeniyle dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık görülmediği,<br>13. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 13. fıkrasında, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde mevcutta mutlak koruma alanında yaşayan yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık faaliyetlerine ve kontrollü otlatmaya izin verilebilir." düzenlemesine yer verildiği,<br>Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/3/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin, maddenin iptali istenilen kısmına yönelik olmadığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Davacı tarafından; mutlak koruma alanının kamulaştırılmak yerine çitle çevrildikten sonra bu alanda gösterilecek faaliyetlere izin verilmesinin bir çekim alanı yaratacağı, bunun da beraberinde alandaki yoğunluk ve kirliliği artıracağı, bu alanda organik dahi olsa tarıma izin verilmemesi gerektiği iddiasıyla anılan fıkranın iptal edilmesinin istenildiği,<br>Ülkemizde bazı mutlak koruma alanlarında dahi yerleşimler bulunduğu; iptali istenilen fıkrada ise, bu alanlarda hayvancılık faaliyetlerine, Bakanlığın kontrolünde ve mevcutta mutlak koruma alanında yaşayan yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacıyla izin verildiği; bu kapsamdaki bir hayvancılık faaliyetinin ise, su kaynağının kirlenmesi sonucunu doğuracak boyutlara ulaşmayacağı sonucuna varıldığından, anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>15. fıkrasının incelenmesi;<br>9. maddenin 15. fıkrasında, "Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez." kuralına yer verildiği,<br> Düzenleme ile mutlak koruma alanlarında mevcut akaryakıt istasyonlarına TSE'nin ilgili standartlarına uygun hale getirildikten sonra faaliyette bulunabilme olanağı tanındığı; bu faaliyetlerin ise akaryakıt ve gaz satışıyla sınırlandırılarak söz konusu istasyonlarda dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmeyeceğinin düzenlendiği dikkate alındığında, anılan fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin iptali istenilen fıkralarının incelenmesi;<br>2. fıkrasının incelenmesi,<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." kuralına yer verildiği,<br>Davacı tarafından, kısa mesafeli koruma alanındaki yapıların kamulaştırılarak buradan kaldırılması gerekirken riskli yapıların yıkılarak yeniden yapılmasının buralarda yapılaşma taleplerini artıracağı ve göl alanını açısından kirlilik riski yaratacağı iddialarıyla anılan fıkranın iptal edilmesinin istenildiği,<br>Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde mevcut yapı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ise riskli yapı tanımlarına yer verildiği, <br>Dava konusu düzenleme ile kısa mesafeli koruma alanlarında korunacak yapıların Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılar oldukları; yıkılarak inşa edilmesine izin verilen yapıların ise, mevzuata uygun olarak gerekli izinleri almış yapılardan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca riskli yapı olarak belirlenenlerden ibaret olduğunun anlaşıldığı, riskli yapının, yukarıda yer verilen tanım maddesinde gösterilen özellikleri dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin, söz konusu yapıların mevcut haliyle kalması durumunda can ve mal güvenliği açısından yaratabileceği tehlikelerin önüne geçmesi açısından kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı, öte yandan, Yönetmelik'teki mevcut yapı tanımı dikkate alındığında, alanda mevcut yapıların korunması ve riskli yapıların yıkılarak yeniden inşaasına izin verilmesinin kazanılmış hakların korunması ilkesine de uygun olduğu, belirtilen nedenlerle anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>5. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 5. fıkrasında, "İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." kuralına yer verildiği,<br> Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarihli, E:2017/4471 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Aynı maddenin 1. fıkrasında "kısa mesafeli koruma alanı"nın tanımına yer verildiği,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 18. maddesi birlikte incelendiğinde; maddenin (a) bendinde, kısa mesafeli koruma alanlarında turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine izin verilmeyeceği belirtildikten sonra (e) bendinde, bu alanlarda sadece, alanın rekreasyon ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günübirlik turizm ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan oluşan geçici nitelikteki kır kahvesi, büfe gibi yapıların inşasına izin verildiği; kısa mesafeli koruma alanı sınırından başlayan ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi, sadece bir ailenin oturmasına mahsus bağ veya sayfiye evleri ile yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır gibi konut dışı yapılara, maddede öngörülen şartlarla izin verilerek içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynağının korunmasının esas amaç olduğunun görüldüğü,<br>Bu durumda, havzanın korunması için, kısa mesafeli koruma alanlarındaki mevcut yapılar ve yerleşim alanları dışında yeni yapılaşmaya izin verilmemesi gerekirken, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile çelişkili şekilde, kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verildiğinden, 10. maddenin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>8. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasında, "Bu alanda, mevcut yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik olarak mümkün olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Şayet, bunlar mümkün değilse içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar mevcut olan yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br>Dava konusu düzenleme ile mevcut yapılar ile madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına çıkarılması; bunun, teknik ve ekonomik açıdan mümkün olmadığı durumlarda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi; söz konusu yapıların, atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta olmaması halinde ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak yine orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte; sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle atıksuların ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceğinin düzenlendiği,<br>Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 16 ila 20. maddeleri birlikte incelendiğinde; sadece kısa mesafeli koruma alanları için değil, diğer bütün koruma alanları için atıksuların havza dışına çıkarılması esasının benimsendiği; bunun yanı sıra, kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verilmediği, yeni yapılaşma izninin 19. maddede öngörülen şartlara uyulması kaydıyla ancak orta mesafeli koruma alanlarında verildiğinin görüldüğü,<br> Kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin veren dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasında geçen "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesinde ve yine bu alanlarda, atıksu deşarjına izin verilmesi nedeniyle fıkranın 3. cümlesinde hukuka uyarlık, maddenin geri kalan kısımlarında ise hukuka aykırılık görülmediği,<br>10. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 10. fıkrasında, "İçme suyu projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik tesisler, 2863 sayılı Kanun kapsamına giren uygulamalar ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası haricinde hafriyat ve döküm yapılamaz. Bu alanlarda bulunan terk edilmiş maden ocaklarının doğal yapısının ikame edilmesi ve dolum sonrası ağaçlandırılması amacıyla inşaat ve yıkıntı atıkları ile karıştırılmamış hafriyat toprağı dökümüne izin verilebilir." kuralına yer verildiği<br>Anılan düzenleme ile 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 16 ila 20. maddeleri birlikte incelendiğinde; 18. maddede, kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verilmediği; yeni yapılaşma izninin 19. maddede öngörülen şartlara uyulması kaydıyla ancak orta mesafeli koruma alanlarında verildiğinin anlaşıldığı,<br>Dava konusu düzenleme ile kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verildiğinden, Yönetmeliğin 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık görülmediği,<br>12. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 12. fıkrasında, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık faaliyetlerine ve kontrollü otlatmaya izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br> Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin, maddenin dava edilen kısmına yönelik olmadığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Yönetmelik'in 11. maddesinde, "orta mesafeli koruma alanı"nın tanımına yer verildiği,<br>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 18. maddesi incelendiğinde, kısa mesafeli koruma alanlarında, suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak şartıyla hayvancılıkla ilgili yapılar hariç olmak üzere, kontrollü otlatma ve diğer tarımsal faaliyetlere Bakanlığın kontrolünde izin verildiğinin anlaşıldığı,<br>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde de benzer düzenlemelere yer verildiği, dava konusu düzenlemede ise, kısa mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetlerine, Bakanlığın kontrolünde ve yerleşik halkın zati ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklükte izin verildiği dikkate alındığında, fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>13. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 13. fıkrasında, "Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez." kuralına yer verildiği,<br> Düzenleme ile kısa mesafeli koruma alanlarında mevcut akaryakıt istasyonlarına TSE'nin ilgili standartlarına uygun hale getirildikten sonra faaliyette bulunabilme olanağı tanındığı; bu faaliyetlerin ise akaryakıt ve gaz satışıyla sınırlandırılarak söz konusu istasyonlarda dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmeyeceğinin düzenlendiği dikkate alındığında, anılan fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasında, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." kuralına yer verildiği,<br>Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de; anılan değişikliğin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br>Aynı maddede, "orta mesafeli koruma alanı"nın tanımına yer verildiği,<br>Anılan düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan hükümleri birlikte incelendiğinde; 19. maddede, orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetlerine, sadece halkın yerleşik ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla izin verildiği ve bu faaliyet kapsamında yapılabileceği öngörülen yapılar bakımından da entegre tesis niteliğinde olmama koşulunun getirildiğinin görüldüğü,<br> Dava konusu düzenlemede ise, orta mesafeli koruma alanlarında her türlü hayvancılık faaliyetine izin verildiği, gerek faaliyetin niteliği gerekse bu kapsamda yapılabilecek tesislere ilişkin olarak herhangi bir açıklama ve sınırlama getirilmediği,<br>Orta mesafeli koruma alanlarında yapılması öngörülen hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin herhangi bir açıklamaya ve sınırlamaya yer verilmemiş olması sebebiyle Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasında hukuka uyarlık görülmediği,<br>Yönetmeliğin 12. maddesinin iptali istenilen fıkralarının incelenmesi;<br>4. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planları aynen geçerlidir. Mevcut imar planlarında; su kalitesi ve miktarını olumsuz yönde etkilememesi, gerekli çevresel altyapı ve kirlenme kontrolü tedbirlerinin yerine getirilmesi şartıyla ve Bakanlık ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görüşleri ile değişiklik yapılabilir." kuralına yer verildiği,<br>Davacı tarafından, Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, her havza için bilimsel çalışma ve koruma imar planı yapılması gerektiğinden, bu çalışmalar tamamlanana kadar, mevcut imar planlarında kısıtlayıcı hükümler dışında değişiklik yapılmaması gerektiği iddiasıyla anılan fıkranın iptal edilmesinin istenildiği,<br>Dava konusu düzenleme ile uzun mesafeli koruma alanlarında mevcut imar planlarının geçerli olduğu belirtildikten sonra, su kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkilememesi, gerekli çevresel altyapı ve kirlenme kontrolü tedbirlerinin yerine getirilmesi şartıyla Bakanlık ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görüşleri ile değişiklik yapılabileceğinin düzenlendiği, uzun mesafeli koruma alanlarının nitelikleri ve bu alanlarda yapılabilecek tesisler dikkate alındığında, havza koruma planı hazırlanana kadar maddede belirtilen koşullarla mevcut imar planlarında değişiklik yapılmasında hukuka aykırılık görülmediği,<br>6. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in 12. maddesinin 6. fıkrasında, "Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 2000 ile 5000 metre arasında kalan kısımlarda, tehlikeli atık ve madde üretmeyen ve depolamayan, endüstriyel atıksu oluşturmayan sanayi tesislerine izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra yeni sanayi tesislerine, yedinci fıkrada belirtilen şartların yerine getirilmesi durumunda izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br>Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında, "endüstriyel atıksu" ve "evsel atıksu" tanımlarına yer verildiği,<br>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 20. maddesi incelendiğinde anılan maddede de, uzun mesafeli koruma alanlarının 2000 ila 5000 metre arasında kalan kısımlarında, tamamen kuru tipte çalışan, tehlikeli atık üretmeyen ve endüstriyel atıksu oluşturmayan sanayi tesislerine; alanın 5000 m'den sonraki bölümünde, belirtilen sanayi tesislerinin yanı sıra Bakanlığın uygun görüşü alınarak çöp depolama ve bertaraf alanlarına, oluşacak atıksuların Yönetmelik'te belirtilen standartlarda arıtılarak havza dışına deşarj edilmesi veya dönüşümlü olarak kullanılması şartlarıyla izin verildiğinin anlaşıldığı,<br>Dava konusu fıkrada, uzun mesafeli koruma alanının, orta mesafeli koruma alanı sınırından 5000 metreye kadar olan bölüm ve 5000 metreden havza sonuna kadar olan bölüm olmak üzere iki kısma ayrılarak bu alanlarda yapılabilecek sanayi tesislerinin özelliklerinin sayıldığı; 5000 metreden sonra yapılabilecek sanayi tesislerine, maddenin 7. fıkrası doğrultusunda tesislerden kaynaklanacak atıksularının ilgili mevzuatta belirtilen standartlarda arıtılarak havza dışına çıkarılması şartıyla izin verildiği,<br> Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 20. maddesiyle de uzun mesafeli koruma alanlarında yapılabilecek sanayi tesisleri açısından benzer hükümlere yer verildiği, dava konusu düzenleme kapsamında, 2000 ila 5000 metre arasında izin verilen sanayi tesislerinde sadece evsel nitelikte atıksu oluştuğu, 5000 metreden sonra yapılabilecek sanayi tesislerine ise bu tesislerden kaynaklanacak atıksuların ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkarılması şartıyla izin verildiği göz önünde bulundurulduğunda, düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>11. fıkrasının incelenmesi;<br>12. maddenin 11. fırkasında, "Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Bu alanda TSE’nin ilgili standartlarına uygun olmak şartıyla yeni akaryakıt istasyonu kurulabilir." kuralına yer verildiği,<br>Uzun mesafeli koruma alanlarının nitelikleri ve bu alanlarda yapılabilecek diğer yapı ve tesisler ile yerleşik halkın ihtiyaçları dikkate alındığında, TSE’nin ilgili standartlarına uygun olmak koşuluyla bu alanlarda mevcut akaryakıt istasyonlarının faaliyetlerine devam etmesine ve yeni akaryakıt istasyonu kurulmasına izin verilmesine ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 13. maddesinin iptali istenilen fıkralarının incelenmesi;<br>2. fıkrasının incelenmesi;<br>Yönetmelik'in "Dere, çay ve nehirler için genel esaslar ve koruma alanı" başlıklı 13. maddesinin 2. fıkrasında, "İçme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafede, arıtılsa dahi atıksu deşarjına izin verilmez, ilgili mevzuattaki standartlara uygun arıtılmış atıksular su alma yapısının mansabına bir kollektör ile deşarj edilebilir. Ancak, atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." kuralına yer verildiği,<br>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, "alıcı ortam" ın tanımına yer verildiği, "Atıksuların Boşaltım Esasları" başlıklı beşinci bölümünde, atıksuların alıcı ortama boşaltım esasları ile atıksu deşarj standartlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verildiği, dere, çay ve nehirlerin alıcı ortam kapsamında olması sebebiyle alıcı ortama boşaltım esasları ile atıksu deşarj standartlarına ilişkin hükümlerin bu alanlar için de geçerli olduğu,<br>Daha önce mevzuatta böyle bir düzenleme bulunmaz iken, dava konusu Yönetmelik'in 13. maddesi ile dere, çay, ve nehirler için geçerli genel esasların ve bir koruma alanının öngörüldüğü, böylelikle bu alanlar için ilk defa bir koruma statüsü getirildiği; iptali istenilen fıkranın bütünü (İlk cümlede, içme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafede, hiçbir surette atıksu deşarj edilemeceği ve ancak, ilgili mevzuattaki standartlara uygun arıtılmış atıksuların, su alma yapısının mansabına bir kollektör ile deşarj edilebileceği düzenlenmiş; iptali istenilen cümlede ise, atıksuların, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına izin verilebileceği düzenlenmiştir.) ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen hükümleri bir arada değerlendirildiğinde, söz konusu fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>3. fıkrasının incelenmesi;<br>13. maddenin 3. fıkrasında ise, "İçme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafedeki alan ile dere, çay ve nehirlerin şev üstünden sağ ve sol sahil kıyı çizgisinden itibaren 15 metre genişliğindeki alanda atık ve artıkların boşaltılmasına, depolanmasına ve atık bertaraf tesislerine izin verilmez." kuralına yer verildiği,<br>Söz konusu düzenleme ile dere, çay, ve nehirler için genel esaslar ve koruma alanının hükme bağlandığı, dava konusu Yönetmelik ile bu alanlar için ilk defa koruma statüsü getirildiği ve maddenin bütünü dikkate alındığında, anılan fıkrada hukuka aykırılık görülmediği,<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 8. fıkrası ile 12. maddesinin 5, 7 ve 8. fıkralarının incelenmesine gelince;<br>Yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat düzenlemelerine göre çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu, insan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme-kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerektiği, dolayısıyla idarenin, içme-kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz ettiği,<br>Mezkur düzenlemelerde, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında oluşabilecek kentsel atıksuların, uzun mesafeli koruma alanlarındaki mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksuların ve katı atık depolama ve bertaraf alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının, son ihtimal olarak teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak havzaya deşarjına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebileceğinin hüküm altına alındığı,<br>Dava konusu Yönetmelik'ten önce içme-kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 16, 17, 18, 19 ve 20. maddelerinde, bütün koruma alanları açısından atıksuların havza dışına çıkarılması esası benimsenmişken, içme-kullanma suyu havzalarını yeniden belirleyen ve bu alanların korunmasına ilişkin yeni esaslar getiren dava konusu Yönetmelik ile atıksuların havza dışına çıkarılması esasının yine bir ilke olarak belirlendiği, ancak anılan düzenlemelerle bu ilkeye istisna olacak şekilde, evsel atıksuların ve hatta endüstriyel atıksular ile sızıntı sularının, teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılması veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde havzaya deşarj edilebilmesi imkanının getirildiğinin görüldüğü,<br>Son ihtimal olarak öngörülen atıksuların havzaya deşarjı yöntemine, teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarmanın ya da yeniden kullanımın mümkün olmadığı durumlarda başvurulabileceği düzenlenmiş ise de, "teknik ve ekonomik açıdan" mümkün olmama halinin genel ve subjektif değerlendirmelere açık bir ölçüt olduğu,<br>Öte yandan, bu düzenlemelerde, atıksuların, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak havzaya deşarj edilebileceği öngörülse de, bu tür suların içme suyu amaçlı bir kaynağa verilmesinin, kaynağın kalitesinin bozulması ve kirliliğe neden olma ihtimalini de beraberinde getirmesinin kaçınılmaz olduğu,<br>İçme-kullanma suyu havzalarının bütün koruma alanlarında oluşan ve havzadaki su kalitesini olumsuz etkileme ihtimali bulunan atıksular ile sızıntı sularının havza içine deşarjının engellenmesi gerekirken, dava konusu düzenlemelerin, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında, belirli şartlarda da olsa bu tür suların havza içine deşarjına izin verilmesine imkan tanıyan son cümlelerinde hukuka uyarlık, son cümleleri dışındaki kısımlarında ise hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,<br> Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi, 12. fıkrasının 2. cümlesi, 10. maddesinin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile 3. cümlesi, 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi, 11. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi, 11. fıkrası, 12. maddesinin 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümlelerinin iptaline, Yönetmelik'in 9. maddesinin 2, 5, 6, 7, 11, 13 ve 15. fıkraları, 8. fıkrasının 1. ve 2. cümleleri, 12. fıkrasının 1. cümlesi, 10. maddesinin 2, 12 ve 13. fıkraları, 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi dışındaki bölümü, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile 3. cümlesi dışındaki bölümü, 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi dışındaki bölümü, 11. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi dışındaki bölümü, 12. maddesinin 4, 8, 11. fıkraları, 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümleleri dışındaki bölümleri, 13. maddesinin 2 ve 3. fıkraları yönünden davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: <br>Davacı tarafından, Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası ile mutlak koruma alanının kısmen kamulaştırılması öngörülerek geriye kalan kısmında tarım ve insan aktivitesinin devamına imkan verildiği, bu durumun kirliliğin artmasına ve doğrudan su kaynaklarına ulaşmasına neden olacağı, 9. maddesinin 5. fıkrası ile mutlak koruma alanındaki mevcut yapıların korunduğu, riskli yapıların ise yıkılarak yeniden yapılmasına izin verildiği, bu durumun mutlak koruma alanında yapılaşma taleplerine neden olacağı, 9. maddesinin 6 ve 7. fıkraları ile mevcut planların yapılaşmamış bölümlerinin iptal edilmesi, yapılaşmış alanların da kamulaştırılarak kaldırılması yönünde bir düzenlemeye yer verilmesi gerekirken bunun yapılmadığı, 9. maddesinin 11 ve 13. fıkraları ile mutlak koruma alanında yapılmasına izin verilen faaliyetler nedeniyle koruma ve kontrol çalışmalarının sekteye uğrayacağı, çekim alanı oluşmasına neden olacağı ve bunun da yoğunluğu ve kirlilik yükünü arttıracağı, mutlak koruma alanının tamamen kamulaştırılması ve bu alanda organik de olsa tarıma izin verilmemesi gerektiği, bu alanın ağaçlandırılması ile etkin bir koruma sağlanacağı ve erozyonun önleneceği, bu suretle gölün ömrünün uzamasına katkı sağlanacağı, 9. maddesinin 15. fıkrası ve 10. maddesinin 13. fıkrası ile tehlikeli madde depolayan ve satan akaryakıt istasyonlarının mutlak koruma alanı ve kısa mesafeli koruma alanında kalmasına izin verilmesi ile kaza, tank delinmesi, yakıt kaçağı, zemin yıkaması gibi tüm faaliyetlerin kirliliğe neden olacağı ve doğrudan baraj gölünün su kalitesini olumsuz yönde etkileyeceği, ayrıca bu düzenlemelerin Yönetmelik'in mutlak koruma alanı ve kısa mesafeli koruma alanındaki tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu vb. mevcut yapıların kaldırılacağı yolundaki 9. maddesinin 5. fıkrası ve 10. maddesinin 2. fıkrası ile çeliştiği, 10. maddesinin 2. fıkrası ile kısa mesafeli koruma alanındaki mevcut yapıların kamulaştırılarak kaldırılması, mevcut yapı sayılmayanların ise olmayanların ise doğrudan kaldırılması gerekirken riskli yapıların yıkılarak yeniden yapılmasına imkan verilmesinin bu alanın tamamında yapılaşma taleplerine neden olacağı ve göl alanının kirlilikten korunması açısından büyük tehdit oluşturacağı, 10. maddesinin 12. fıkrası ile kısa mesafeli koruma alanında hayvancılık faaliyetine izin verildiği, bunun söz konusu alanın rezervuara çok yakın olması nedeniyle kirliliğin artmasına neden olacağı, bu nedenle yerleşik alan dışında zati ihtiyacı karşılamaya yönelik hayvancılık faaliyetlerine izin verilmemesi gerektiği, 12. maddesinin 4. fıkrası ile uzun mesafeli koruma alanında belli şartlar dahilinde imar planı değişikliklerine imkan tanındığı, oysa Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince her havza için bilimsel çalışma ve koruma imar planı yapılacağından bu çalışma tamamlanana kadar mevcut imar planlarında kısıtlayıcı hükümler dışında imar planı değişikliği yapılmaması gerektiği, 12. maddesinin 6. fıkrası ile uzun mesafeli koruma alanında kuru tipte de olsa her türlü sanayi tesisine izin verilmesinin havzanın korunmasını olumsuz yönde etkileyeceği, aynı zamanda arıtılmış dahi olsa içme suyu baraj havzalarına atıksu deşarjı yapılmasının göl ham suyunun A1 sınıfına getirilmesi için her zaman risk oluşturacağı, 12. maddesin 11. fıkrası ile uzun mesafeli koruma alanında tehlikeli madde depolayan ve satan akaryakıt istasyonlarının açılmasına izin verilmesi ile kaza, tank delinmesi, yakıt kaçağı, zemin yıkaması gibi tüm faaliyetlerin kirliliğe neden olacağı ve doğrudan baraj gölünün su kalitesini olumsuz yönde etkileyeceği, 13. maddesinin 2. fıkrası ile arıtılmış dahi olsa atık suların havza içine deşarj edilmesine imkan tanınmasının ilgili mevzuatın içme-kullanma suyunun kalitesinin A1 seviyesine getirilmesini öngören hükümleri ile çeliştiği, bu durumun noktasal kirliliğe neden olacağı ve içme suyu kaynağının kalitesini bozacağı, 13. maddesinin 3. fıkrası ile maksimum 2000 metrelik bir sınır verilerek derenin sağ ve sol sahilinde oluşturulan 15 metrelik koruma alanı içinde atık ve artıkların boşaltılmasına izin verilmemesinin koruma açısından yeterli olmadığı, bu nedenle su alma yapısı bulunan dereler için de içme suyu alınan göller gibi koruma alanlarının belirlenmesi gerektiği, bahsi geçen tüm bu madde, fıkra, cümle ve ifadelerin hukuka aykırı olduğu ve iptali gerektiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, içme-kullanma suyu havzalarının her birinin fiziki özelliklerinin değişkenlik gösterdiği, fiziki özelliklerine bağlı olarak birçok havzada atıksuların havza dışına çıkarılmasının teknik ve ekonomik olarak mümkün olmadığı, bu doğrultuda Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi, 10. maddesinin 8. fıkrasının üçüncü cümlesi ve 11. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi ile içme suyu havzalarında yürütülen faaliyetler neticesinde oluşan atık suların havza dışına çıkarılması esas kabul edilmekle birlikte atık suların teknik ve ekonomik olarak çıkarılamadığı durumlara ilişkin alternatifler oluşturularak uygulama aşamasında yaşanan sıkıntıların giderilmesi ve su kaynağının kirlenmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı, Yönetmelik değişikliği ile dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrası değiştirilerek mezkur fıkrada yer alan "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir" ifadesinin kaldırıldığı ve 10. maddesinin 5. fıkrasının değiştirildiği, dolayısıyla bu maddeler açısından konusuz kalan iptal talebi hakkında hüküm kurulmaması gerektiği, Yönetmelik kapsamında içme-kullanma suyu havzalarına ait koruma alanlarında yapılabilecek yapılara izin verilebilmesi için gerekli şartların ortaya konulduğu, söz konusu yapılarda oluşacak atık ve atık suların su kaynaklarına ulaşmasını engelleyecek tedbirlerin öngörüldüğü, dolayısıyla Yönertmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ve 10. maddesinin 10. fıkrasındaki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmelik değişikliği ile dava konusu Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasına "entegre nitelikte olmayan" ibaresinin eklendiği, böylece nitelik açısından hayvancılık faaliyetlerine kısıtlama getirilerek kirletici riski yüksek entegre tesislerin orta mesafeli koruma alanında kurulmasının engellendiği, hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklı atık ve atık suların yerüstü ve yeraltı su kaynaklarına ulaşmasını engelleyecek tedbirlerin ilgili işletmelerce alınması gerektiği, bu amaçla Yönetmelik kapsamında içme-kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin esas kabul edildiği, Yönetmelik'in 12. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi ile içme suyu havzalarında yürütülen faaliyetler neticesinde oluşan atık suların havza içerisine deşarjına, sadece uzun mesafeli koruma alanında oluşan kentsel atık suların teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı hallerde belirli şartlar dâhilinde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izin verilebileceğinin öngörüldüğü, 12. maddesinin 7. fıkrasının son cümlesi ile içme suyu havzalarında yürütülen faaliyetler neticesinde oluşan atık suların teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılamadığı durumlara ilişkin alternatifler oluşturularak uygulama aşamasında yaşanan sıkıntıların giderilmesi ve su kaynağının kirlenmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı, 12. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi ile Yönetmelik kapsamında maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra izin verilen düzenli katı atık depolama ve bertaraf alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmadığı hallerde belirli şartlar dâhilinde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izin verilebileceğinin öngörüldüğü, bahsi geçen tüm bu madde, fıkra, cümle ve ifadelerde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: <br>Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br>Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartıldığı halde, Yönetmelik'in iptali istenilen 9. maddesinin 2. fıkrasında mutlak koruma alanlarının kamulaştırılması ile ilgili düzenleme yapılırken sadece içme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin düzenlemeye konu edilmesi, halihazırda içme-kullanma suyu temin edilen su kaynaklarının düzenleme dışında bırakılmasında eksik düzenleme nedeniyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.<br>5262 sayılı Organik Tarım Kanunu'nun 3. maddesindeki tanımından da anlaşılacağı üzere toprak, su, bitki, hayvan ve doğal kaynaklar kullanılarak yapılan organik tarım faaliyeti içme-kullanma suyu kaynaklarının kirlenmesine ve bu suretle kalitesinin bozulmasına yol açmayacağından, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanlarında organik tarım yapılmasına imkan tanıyan Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesinde içme-kullanma suyu kaynaklarının korunması amacına (Yönetmelik'in amacı) ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Öte yandan, Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesi ile mutlak koruma alanlarında organik tarım yapılmasına imkan tanınmakla otomatikmen Kanun'daki tanımda organik tarım faaliyetleri kapsamında sayılan "işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma, pazarlama" vb. işlemlerin de yapılabilmesine imkan tanındığından söz edilemeyeceği açıktır. Bu işlemlerin mutlak koruma alanlarında yapılıp yapılamayacağı, Yönetmelik kapsamında mutlak koruma alanlarının korunmasına ve bu alanlarda yapılabilecek faaliyetlerin kısıtlanmasına ilişkin diğer bütün düzenlemeler göz önünde bulundurularak değerlendirileceği tabiidir.<br>Yönetmelik'in 10. maddenin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşma ve ifraz koşulları ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu olmadığından anılan ifadede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br> Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında atık suların deşarjı ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu olmadığından anılan ifadede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br> Yönetmelik'in 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında hafriyat ve döküm ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu olmadığından anılan ifadede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. <br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesi, 13. fıkrası, 15. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesi, 12. fıkrası, 13. fıkrasının 2 ve 3. cümlelerinde ise içme-kullanma suyu kaynaklarının korunması amacına (Yönetmelik'in amacı) aykırılık nedeniyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.<br>Daire kararında yukarıda belirtilen hususlar dışında isabetsizlik bulunmamaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının iptale ilişkin kısmının Yönetmelik'in 10. maddenin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi, 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi, 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi yönünden bozulması, diğer yönlerden onanması, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesi, 13. fıkrası, 15. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesi, 12. fıkrası, 13. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri yönünden bozulması, Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesi yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması ve diğer yönlerden ise onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br> "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br> b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br> c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi, 12. fıkrasının 2. cümlesi, 10. maddesinin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile 3. cümlesi, 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi, 11. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi, 11. fıkrası, 12. maddesinin 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümlelerinin iptaline, Yönetmelik'in 9. maddesinin 2, 5, 6, 7, 11, 13 ve 15. fıkraları, 8. fıkrasının 1. ve 2. cümleleri, 10. maddesinin 2, 12 ve 13. fıkraları, 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi dışındaki bölümü, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile 3. cümlesi dışındaki bölümü, 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi dışındaki bölümü, 11. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi dışındaki bölümü, 12. maddesinin 4, 8, 11. fıkraları, 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümleleri dışındaki bölümleri, 13. maddesinin 2 ve 3. fıkraları yönünden davanın reddine dair kısımları usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br>Temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesi yönünden incelenmesi:<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Dairece, bu fıkranın ikinci cümlesi ile ilgili olarak yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde anılan cümlenin iptaline karar verilirken birinci cümlesi ile ilgili olarak herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın bu cümle yönünden davanın reddine karar verilmiştir.<br>5262 sayılı Organik Tarım Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, organik tarım faaliyetleri; toprak, su, bitki, hayvan ve doğal kaynaklar kullanılarak organik ürün veya girdi üretilmesi ya da yetiştirilmesi, doğal alan ve kaynaklardan ürün toplanması, hasat, kesim, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma, pazarlama, ithalat, ihracat ile ürün veya girdinin tüketiciye ulaşıncaya kadar olan diğer işlemler şeklinde tanımlanmıştır.<br>Yukarıda yer verilen Kanun maddesindeki tanımından da anlaşılacağı üzere toprak, su, bitki, hayvan ve doğal kaynaklar kullanılarak yapılan organik tarım faaliyeti içme-kullanma suyu kaynaklarının kirlenmesine ve bu suretle kalitesinin bozulmasına yol açmayacağından, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanlarında organik tarım yapılmasına imkan tanıyan Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesinde içme-kullanma suyu kaynaklarının korunması amacına (Yönetmelik'in amacı) ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Öte yandan, Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesi ile mutlak koruma alanlarında organik tarım yapılmasına imkan tanınmakla, Kanun'daki tanımda organik tarım faaliyetleri kapsamında sayılan "işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma, pazarlama" vb. işlemlerin de yapılabilmesine imkan tanındığından söz edilemeyeceği açıktır. Bu işlemlerin mutlak koruma alanlarında yapılıp yapılamayacağı, Yönetmelik kapsamında mutlak koruma alanlarının korunmasına ve bu alanlarda yapılabilecek faaliyetlerin kısıtlanmasına ilişkin diğer bütün düzenlemeler göz önünde bulundurularak değerlendirilecektir.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine, <br>2.Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesi dışında kalan madde, fıkra, cümle ve ifadelerine ilişkin kısmının ONANMASINA, Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 1. cümlesi yönünden davanın reddine dair kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, <br>3.Kesin olarak, 16/10/2023 tarihinde, Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesi, 8. fıkrasının son cümlesi, 12. fıkrasının 2. cümlesi, 15. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesi, 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesi, 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile 3. cümlesi, 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi, 13. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri, 11. maddesinin 8. fıkrası ile 12. maddesinin 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümleleri yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.<br><br>KARŞI OY <br>X- Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası yönünden;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında, "İçme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin çevresinde, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümü, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. İçme-kullanma suyunu kullanan idarece gerekli görülmesi durumunda yarıçapı 300 metre genişliğindeki alana ilave olarak mutlak koruma alanının bir kısmı veya tamamı kamulaştırılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Aynı Yönetmelik'in "Amaç" başlıklı 1. maddesinde ise, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." hükmü yer almaktadır.<br>Bu durumda, dava konusu Yönetmelik içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartıldığı halde, Yönetmelik'in iptali istenilen 9. maddesinin 2. fıkrasında mutlak koruma alanlarının kamulaştırılması ile ilgili düzenleme yapılırken sadece içme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin düzenlemeye konu edilmesi, halihazırda içme-kullanma suyu temin edilen su kaynaklarının düzenleme dışında bırakılmasında eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 15. fıkrası ile 10. maddesinin 13. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri yönünden;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 15. fıkrasında, "Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez." düzenlemesine ve 10. maddesinin 13. fıkrasında ise, "Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu düzenlemeler ile içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanı ve kısa mesafeli koruma alanlarındaki mevcut akaryakıt ve gaz dolum istasyonlarının faaliyetlerine TSE'nin ilgili standartlarına uygun hale getirilmek şartıyla izin verildiği; bu istasyonlarda yürütülebilecek faaliyetlerin ise akaryakıt ve gaz satışı ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. <br>İçme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma ve kısa mesafeli koruma alanlarında mevcut akaryakıt ve gaz dolum istasyonlarının faaliyetine devam etmesi, Yönetmelik'in 1. maddesinde ifade edilen "içme-kullanma suyunun kalitesinin korunması" amacına aykırı olduğundan, sahiplerine makul bir süre verilerek bu istasyonların bulundukları yerden kaldırılması gerekirken TSE'nin ilgili standartlarına uygun hale getirilmek ve akaryakıt ve gaz satışı ile sınırlı faaliyette bulunmak koşuluyla bulundukları yerde korunmalarına imkan veren Yönetmelik'in 9. maddesinin 15. fıkrası ve 10. maddesinin 13. fıkrasının 2 ve 3. cümlelerinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. <br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrası, 9. maddesinin 15. fıkrası ile 10. maddesinin 13. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri yönünden davanın reddine dair kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.<br><br>KARŞI OY <br>XX- Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesi yönünden;<br> Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 3. fıkrasında, mutlak koruma alanında içme-kullanma suyu projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik tesisler haricinde hiçbir yeni yapılamayacağı hükme bağlanmış; 5. fıkrasında, mevcut yapıların aynen korunacağı belirtildikten sonra, tehlikeli yapıların kaldırılacağı, yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabileceği, fıkranın 4. cümlesinde de, mevcut yapılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenlerin inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilecekleri düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Dava konusu Yönetmelik ile mutlak koruma alanlarında zorunlu teknik yapılar dışında yeni yapı yapılamayacağı, mevcut yapıların aynen korunacağı ve öngörülen koşullara uyulmak kaydıyla gerekli bakım ve onarımın yapılabileceği kurala bağlanmış olup buna göre bölgede imar mevzuatı açısından korunabilecek ve bölgenin bozulmasına yol açmayacak yapıların ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar mevcut hali ile muhafazası, ömrünü tamamlayan yapıların ise kamulaştırılarak başka bölgelere taşınması, mevcut hali ile korunamayacak olan veya korunmasında sakınca bulunan yapıların ise kaldırılması gerekmektedir.<br>Bu durumda, mutlak koruma alanlarında hiç bir koşulda yeni yapı yapılmasına izin verilmemesi gerekmesine karşın mevcut olan yapılardan riskli olduğu saptananların yıkılarak yeniden yapılmasına izin verilmesi bölgenin bozulmasına yol açabileceği gibi Yönetmelik'in amacına da aykırı olduğundan, Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. <br>Kaldı ki; mutlak koruma alanlarında bulunan yapıların ancak imar mevzuatı uyarınca korunabilecek durumda olmaları halinde kazanılmış hak kapsamında korunabileceği, bu yapıların hangi nedenle olursa olsun yıkılarak yeniden yapılmalarının istenmesi halinde yürürlükteki mevzuatın uygulanması gerektiği, bu halde de yeni yapı statüsünde olacaklarından yeniden yapılmalarına olanak bulunmadığı, madde hükmü ile ileriye dönük kazanılmış hakkın korunmadığı, dolayısıyla yıkılmakla kazanılmış hakkın da sona ereceği açıktır. <br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesi yönünden;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasında, "Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanı olarak tanımlanan kısa mesafeli koruma alanlarında belirli şartlarda konut dışı yapılaşmaya izin verilmiş olması ve mevcut yapıların aynen korunmuş olması nedeniyle yukarıda 9. maddenin 5. fıkrasının 4. cümlesine yönelik olarak belirtilen nedenlerle Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesinde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesi ile 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesi yönünden davanın reddine dair kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.<br><br><br>KARŞI OY <br>XXX- Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi yönünden;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasında, "Bu alanda, mevcut yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik açıdan uygulanabilir olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, 19/3/1971 tarihli ve 13783 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Eğer bunlar mümkün değilse, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar, atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu düzenleme ile mutlak koruma alanlarında bulunan mevcut yapılardan kaynaklanan atıksuların, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına çıkarılması; bunun, teknik ve ekonomik açıdan mümkün olmadığı durumlarda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi; mevcut yapıların, atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta olmaması halinde ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak yine orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte, sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle atıksuların ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceğinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.<br>Fıkranın son cümlesi ile mutlak koruma alanlarında bulunan mevcut yapılardan kaynaklanan atıksuların; yukarıda açıklanan istisnai koşullar altında, son ihtimal olarak ve ileri arıtmadan geçirildikten sonra, sadece geçici bir süre ile mutlak koruma alanlarına deşarjına izin verildiğinden bu cümlede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ve 3. cümlesi yönünden;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasında, "Bu alanda, mevcut yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik olarak mümkün olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Şayet, bunlar mümkün değilse içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar mevcut olan yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu düzenleme ile kısa mesafeli koruma alanlarında bulunan mevcut yapılar ve madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına çıkarılması; bunun, teknik ve ekonomik açıdan mümkün olmadığı durumlarda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi; söz konusu yapıların, atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta olmaması halinde ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak yine orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte, sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle atık suların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceğinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.<br>Daire kararında, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verdiğinden bahisle dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, söz konusu ifade ile kısa mesafeli koruma alanlarında atık suların deşarjı ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu değildir.<br>Fıkranın üçüncü cümlesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında bulunan mevcut yapılar ve madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların; yukarıda açıklanan istisnai koşullar altında, son ihtimal olarak, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirildikten sonra, sadece geçici bir süre ile kısa mesafeli koruma alanlarına deşarjına izin verildiğinden bu cümlede de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 8. fıkrası ile 12. maddesinin 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümleleri yönünden;<br>Yönetmelik'in 11. maddesinin 8. fıkrasında, "Kentsel atıksular öncelikle havza dışına veya uzun mesafeli koruma alanındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak kentsel atıksuların tarımsal sulama suyu amaçlı yeniden kullanılmasına ilgili mevzuattaki standartlara uygun arıtılması şartı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak Bakanlıkça izin verilir. Kentsel atıksuların, teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak deşarjına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." düzenlemesine; 12. maddesinin 5. fıkrasında, "Kentsel atıksular havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak kentsel atıksuların tarımsal sulama suyu amaçlı yeniden kullanılmasına ilgili mevzuattaki standartlara uygun arıtılması şartı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak Bakanlıkça izin verilir. Kentsel atıksuların, teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak deşarjına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." düzenlemesine; 12. maddesinin 7. fıkrasında, "Bu alandaki, mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksular, ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılır. Endüstriyel atıksuların havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." düzenlemesine ve 12. maddesinin 8. fıkrasında ise, "Uzun mesafeli koruma alanının, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden daha uzakta olan kısımlarında, 26/3/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak inşa edilmesi ve işletilmesi şartlarıyla düzenli katı atık depolama ve bertaraf alanlarına Çevre ve Şehircilik Bakanlığının uygun görüşü ile izin verilir. Oluşacak sızıntı suları havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak sızıntı sularının teknik ve ekonomik sebeplerle havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu düzenlemeler ile orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında oluşabilecek kentsel atıksuların, uzun mesafeli koruma alanlarındaki mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksuların ve katı atık depolama ve bertaraf alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının, son ihtimal olarak teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak havzaya deşarjına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebileceğinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.<br>Yukarıdaki fıkraların son cümleleri ile orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında oluşabilecek kentsel atıksuların, uzun mesafeli koruma alanlarındaki mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksuların ve katı atık depolama ve bertaraf alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının; yine yukarıda açıklanan istisnai koşullar altında, son ihtimal olarak, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtıldıktan sonra, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarına deşarjına izin verildiğinden söz konusu cümlelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesi, 10. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan" ifadesi ile 3. cümlesi, 11. maddesinin 8. fıkrası ile 12. maddesinin 5, 7 ve 8. fıkralarının son cümlelerinin iptaline dair kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.<br> <br><br>KARŞI OY <br>XXXX- Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesi yönünden;<br>Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir.<br>07/12/2010 tarih ve 27778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, iyi tarım uygulamaları, tarımsal üretim sistemini sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlığı ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler olarak tanımlanmış, iyi tarım uygulamaları ile çevreye dost üretim yöntemleri teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliği hedeflenmiştir.<br>İyi tarım uygulamalarının mevzuattaki tanımı ve dava konusu düzenlemede içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanlarında kural olarak sadece organik tarım faaliyetlerine izin verileceği, ancak Tarım Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanlarında iyi tarım uygulamaları yapılmasına imkan veren Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesi yönünden;<br>Yönetmelik'in 10. maddesinin 10. fıkrasında, "İçme suyu projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik tesisler, 2863 sayılı Kanun kapsamına giren uygulamalar ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası haricinde hafriyat ve döküm yapılamaz. Bu alanlarda bulunan terk edilmiş maden ocaklarının doğal yapısının ikame edilmesi ve dolum sonrası ağaçlandırılması amacıyla inşaat ve yıkıntı atıkları ile karıştırılmamış hafriyat toprağı dökümüne izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Daire kararında, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verdiğinden bahisle Yönetmelik'in 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, söz konusu ifade ile kısa mesafeli koruma alanlarında hafriyat ve döküm ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu değildir.<br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 12. fıkrasının 2. cümlesi ile 10. maddesinin 10. fıkrasının 1. cümlesindeki "ile madde kapsamında izin verilen yeni yapıların inşası" ifadesinin iptaline dair kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.<br><br><br>KARŞI OY <br>XXXXX- Yönetmelik'in 9. maddenin 15. fıkrasında, "Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez." düzenlemesine ve 10. maddesinin 13. fıkrasında ise, "Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu düzenlemeler ile içme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma alanı ve kısa mesafeli koruma alanlarındaki mevcut akaryakıt ve gaz dolum istasyonlarının faaliyetlerine TSE'nin ilgili standartlarına uygun hale getirilmek şartıyla izin verildiği; bu istasyonlarda yürütülebilecek faaliyetlerin ise akaryakıt ve gaz satışı ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. <br>İçme-kullanma suyu kaynaklarına ait mutlak koruma ve kısa mesafeli koruma alanlarında mevcut akaryakıt ve gaz dolum istasyonlarının faaliyetine devam etmesi, Yönetmelik'in 1. maddesinde ifade edilen "içme-kullanma suyunun kalitesinin korunması" amacına aykırı olduğundan, bu istasyonların TSE'nin ilgili standartlarına uygun hale getirilmek ve akaryakıt ve gaz satışı ile sınırlı faaliyette bulunmak koşuluyla bulundukları yerde korunmalarına imkan veren Yönetmelik'in 9. maddesinin 15. fıkrası ve 10. maddesinin 13. fıkrasının 2 ve 3. cümlelerinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. <br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 9. maddesinin 15. fıkrası ile 10. maddesinin 13. fıkrasının 2 ve 3. cümleleri yönünden davanın reddine dair kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.<br><br><br>KARŞI OY <br>XXXXXX- Yönetmelik'in 10. maddesinin 5. fıkrasında, "İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Daire kararında, içme-kullanma suyu kaynaklarına ait kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verdiğinden bahisle Yönetmelik'in 10. maddenin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, söz konusu ifade ile kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşma ve ifraz koşulları ile ilgili düzenleme kapsamında maddenin önceki fıkraları ile kısa mesafeli koruma alanlarında izin verilen yapılara atıf yapılmış olup bu ifade ile herhangi bir yapıya izin verilmesi söz konusu değildir.<br>Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının Yönetmelik'in 10. maddesinin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinin iptaline dair kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.</font></p></body></html>

kamulaştırma