<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/247 E.  ,  2025/1345 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br>Esas No:2022/247<br>Karar No:2025/1345<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... A.Ş.<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu <br>VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri V. ..., Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: Davacı şirketin ithalatını yaptığı beşeri ilaçların ihaleler dışında kalan serbest eczaneler ve özel hastaneler kanalına dağıtımında sınırlı sayıda ecza deposu ile çalışması uygulamasına menfi tespit belgesi verilmesi ya da muafiyet tanınması istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı şirketin beşeri ilaçların ihaleler dışında kalan kanala dağıtımında halihazırda çalışılan 30'un üzerindeki depo sayısının 5'ten az olmayacak ancak 10'u aşmayacak surette sınırlandırılmasına ilişkin uygulaması, özellikle küçük ve orta ölçekli ecza depolarının faaliyetlerini zorlaştırabileceği, bu depoların pazardan çıkması ve/veya yeni girişlerin olmaması halinde pazardaki yoğunlaşma düzeyinin mevcut duruma göre daha fazla olmasına yol açabileceği, dolayısıyla, anılan uygulamanın pazardaki rekabetin kısıtlanması etkisini doğurabilecek bir dikey ilişkinin tesis edilmesine yol açacağı, yoğunlaşmanın fazla olduğu ecza depoculuğu pazarında küçük ölçekli ecza depoların, müşteri kaybını önleyebilmek adına eczanelere ödeme kolaylıkları sağlayabildiği ve bu çerçevede büyük depoların riskli görerek çalışmayı reddettikleri ya da ağır koşullar öne sürdükleri eczanelere piyasa koşullarından satış yapmak suretiyle bu eczanelerin kapanmasını önledikleri, anılan uygulama sonucunda büyük ölçekli depoların gerek eczaneler gerekse küçük ölçekli üreticiler üzerinde baskı kurmak suretiyle satış koşullarını belirleyebileceği, pazara yeni giren depoların ilk başlarda sektördeki önemli ilaç üreticilerinin ilaçlarını dağıtamayacak olmalarının bu teşebbüsleri rakiplerine oranla önemli dezavantajlarla karşı karşıya bırakacağı, hatta pazara girmeyi planlayan pek çok teşebbüs üzerinde caydırıcı etkiler doğurarak giriş engelleri yaratabileceği, uygulama ve akabinde ortaya çıkabilecek olası uygulamalar (bağlama/sadakat indirimleri yöntemleri gibi) nedeniyle pazarın uzun süre belirli teşebbüslerin (büyük depoların) kontrolünde kalabileceği, sistemin yaygınlaşması ve yoğunlaşmanın artması ile tüm ürünlerin dağıtımını gerçekleştiremeyen, daha doğrusu talebi ve fiyatı yüksek ürünlere erişemeyen depoların, fiyatı ile dağıtım sıklığı düşük olan ürünleri sübvanse edemeyeceğinden üreticilerinden daha yüksek dağıtım bedelleri isteyebileceği gerekçesiyle yapılan başvurunun dava konusu Kurul kararıyla reddedildiği;<br>Dava konusu Kurul kararının karşı görüşünde bir Kurul üyesi tarafından, cam ilgili pazarında benzer bayi sınırlandırmasına izin verildiğinden bahisle kararın hatalı olduğu iddia edilmekte ise de, rekabet hukuku bağlamındaki her bir idari işlemin kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, ilaç gibi tüketiciler bakımından hayati öneme sahip bir ürünün kamu yararı bakımından cam ürünü ile eşdeğer nitelikte görülmesinin mümkün olmadığı, cam ve ilaç pazarlarının farklı rekabet koşullarına tabi olduğu, bu durumda, davacı şirketin 30'un üzerinde çalıştığı ecza depolarının çoğuyla çalışmayı bırakıp az sayıdaki ecza deposuyla yeni bir dikey ilişkiye söz konusu uygulama ile girmiş olacağı ve böylece sağlayıcı-dağıtıcı temelinde yeni bir sistem kurulmuş olacağı, her ilaç şirketinin davacı şirket benzeri kararlar ile çalışmış olduğu ilaç deposu sayısını azaltması olasılığı düşünüldüğünde halihazırda oldukça yoğunlaşmış olduğu dava konusu Kurul kararında ortaya konulmuş olan ilgili pazarda rekabetin azalmasının önüne geçilemeyecek bir durum olacağı, küçük ecza depolarının yanısıra küçük ölçekli ilaç üreticileri, eczaneler gibi ilgili pazardaki birçok oyuncunun rekabetçi ortamının ve nihai olarak tüketicilerin refahının korunmaya çalışıldığı, ilaç gibi tüketiciler bakımından hayati öneme sahip bir ürünün dağıtım ağının mümkün olduğu kadar geniş tutulmasının kamu yararına olduğu anlaşıldığından, satış sözleşmesi çerçevesinde sınırlı sayıda ecza deposu ile çalışması uygulamasına menfi tespit belgesi verilmesi ya da muafiyet tanınması istemiyle yapılmış olan başvurunun reddine ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.<br> Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemin sebep unsuru yönüyle hukuka aykırı olduğu, menfi tespit talebinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi yönünden değerlendirilmemesi nedeniyle eksik inceleme yapıldığı, dava konusu Kurul kararında tek taraflı davranış ile müşterek iradenin varlığını zorunlu kılan anlaşma kavramlarının birbirine karıştırıldığı, belirli sayıda ecza deposu ile çalışma kararının depolarla yapılan bir anlaşmayla değil tek taraflı olarak alındığı, dava konusu Kurul kararında belirli sayıda ecza deposu ile çalışma uygulamasının 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında bulunulduğu, dava konusu Kurul kararında taslak olarak sunulan sözleşme metninin 4. maddeye aykırı herhangi bir unsur içermediğinin ortaya koyulduğu, 4. maddeye aykırılık bulunmayan bir hususta 5. madde kapsamında muafiyet verilmemesinin imkanı bulunmadığı, davalı idarenin benzer bir uyuşmazlıkta başka bir ilaç şirketinin aynı yöndeki uygulamasını 4. madde kapsamında bulmadığı, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu, davalı idarenin ilgili pazarın önemli kısmında rekabetin ortadan kalkması sonucunun doğmaması şartını varsayımlara ve 3. kişilerin geleceğe yönelik davranışlarına dayandırdığı, 19 farklı ülkenin rekabet otoritesine ilişkin dosya kapsamında sorulan sorulara ve verilen cevaplara Kurul kararında yer verilmediği, çalışılması planlanan 6 ecza deposunun dağıtım ağının genişliği düşünüldüğünde dağıtım ağının geniş tutulmaması nedeniyle tehlikeye düşecek olan kamu yararının korunduğu, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararında ilaç şirketlerinin bazı ilaç depolarıyla çalışıp bazılarıyla çalışmamasının tüketici refahına etkisinin olmayacağının ortaya koyulduğu, dava konusu Kurul kararıyla sözleşme özgürlüğünün kısıtlandığı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının örnek gösterdiği Kurul kararı ile dava konusu Kurul kararı arasında rekabet incelemesine konu olan hususlar bakımından hiçbir benzerlik bulunmadığı, ecza depoculuğu pazarında oldukça yüksek bir yoğunlaşma bulunduğu, davalı idarenin incelediği konunun menfi talep istenilen uygulamanın rekabet ortamını bozucu etkileri olup olmadığı olduğu, davacı tarafından varsayım olarak adlandırılan değerlendirmeyi yapmanın davalı idarenin bir görevi olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Davacı tarafından yapılan başvuruda az sayıda ecza deposuyla çalışma kararının bir anlaşma teşkil etmeyeceği ve bu nedenle 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında ele alınmaması, Kanun'un 6. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiği, hakim durumun kötüye kullanılması hali teşkil etmemesi açısından 6. madde açısından, uygulamanın bir anlaşma teşkil etmemesi açısından Kanun'un 4. maddesi açısından menfi tespit belgesi verilmesi gerektiği, şayet Kurulca başvuru konusu uygulamanın bir anlaşma teşkil ettiği sonucuna varılırsa uygulamanın muafiyetten istifade etmesi gerektiğinin ileri sürülmüş, bununla birlikte dava konusu Kurul kararında çalışılan depo sayısının sınırlandırılması uygulaması ve depolarla henüz imzalanmamış olan satış sözleşmesi taslağı Kanun'un 4. maddesi kapsamında incelenmiş, satış sözleşmesi taslağı bir bütün halinde incelenerek rekabete aykırı olabilecek düzenlemeler içermediği değerlendirilmişse de çalışılan depo sayısının sınırlandırılması uygulamasının pazarda rekabetin kısıtlanması etkisini doğurabilecek bir dikey ilişkinin tesis edilmesine yol açacağı sonucuna varılmıştır. Bu noktada, öncelikle sağlayıcı teşebbüs olan davacının alt pazarında belirli sayıda dağıtıcıyla çalışması uygulamasının kapsamının belirlenmesi gerekmektedir.<br> 4054 sayılı Kanun'un amacı rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek olarak düzenlenmiştir. Kanun'da yasaklanan faaliyetler 4. maddede, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri olarak; 6. maddede, bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması olarak ve 7. maddede düzenlenen birleşme veya devralmalar olarak sayılmıştır. Kanun'un 8. maddesinde ise, teşebbüslerin başvurusu üzerine Kurulun, elinde bulunan bilgiler çerçevesinde bir anlaşmanın, kararın, eylemin veya birleşme ve devralmanın bu Kanunun 4, 6 ve 7. maddelerine aykırı olmadığını gösteren bir menfi tespit belgesi verebileceği düzenlenmiştir.<br> Muafiyetin Genel Esaslarına İlişkin Kılavuz'un 6. paragrafında, sadece bir teşebbüsün iradesiyle ortaya çıkabilecek rekabet ihlallerinin 4. maddedeki yasaklama kapsamına girmediği, yazılı ya da sözlü olarak varılan her tür mutabakatın anlaşma olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Dikey anlaşma özelinde, 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği'nde dikey anlaşma, üretim veya dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetlerin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmalar olarak tanımlanmış, Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz'un "1.1. Dikey Anlaşmanın Tanımı" başlıklı bölümünde ise Tebliğ'de tanımlanan dikey anlaşma tanımı üzerine anlaşmaya iki veya daha fazla teşebbüsün taraf olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla, 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan anlaşma kavramı her zaman Borçlar Kanunu'nun aradığı anlamda şekillerde bir sözleşmeye işaret etmese de rekabet hukuku bakımından da bir anlaşmadan bahsedilmek için iki veya daha fazla karşılıklı iradenin uyuşmasının olması gerekmektedir.<br> Davalı idarece çalışılan depo sayısının sınırlandırılması uygulamasının pazarda rekabetin kısıtlanması etkisini doğurabilecek bir dikey ilişkiye yol açacağı değerlendirilmiştir. Ancak davalı idarece menfi tespit talep edilen uygulamanın kendisi değil bu uygulama sonucunda ortaya çıkacak olan sistem değerlendirilmiştir. 2002/2 sayılı Tebliğ'de seçici dağıtım sistemi sağlayıcının anlaşma konusu malları veya hizmetleri sadece belirlenmiş kriterlere dayanarak seçtiği dağıtıcılara doğrudan veya dolaylı olarak satmayı taahhüt ettiği, bu dağıtıcıların da söz konusu malları veya hizmetleri yetkilendirilmemiş dağıtıcılara satmamayı taahhüt ettiği bir dağıtım sistemi olarak tanımlanmıştır. Ancak görüldüğü üzere bu sistemde de karşılıklı olarak belirli hususlar taraflar tarafından taahhüt edilmekte ve iradeler bu hususlarda uyuşmaktadır. Menfi tespit talep edilen uygulama sonucunda doğacak olan dikey ilişkide, dava konusu Kurul kararında belirtildiği gibi dağıtıcıların malları yetkilendirilmemiş dağıtıcılara satmamayı taahhüt ettiği bir düzenleme bulunmamakla birlikte daha da önemlisi dağıtıcıların söz konusu uygulamaya yönelik bir iradesi ve ilgili uygulamaya uyulmaması durumunda varılan mutabakata aykırı davranıldığına ilişkin sözleşmenin feshi, tazminat vb. herhangi bir kuruma başvurma olasılığı bulunmamaktadır, çünkü tarafların iradeleri belirli sayıda ecza deposuyla çalışılması noktasında uyuşmamaktadır. Bu uygulama her ne kadar sözleşme imzalanması planlanan dağıtıcıların oldukça lehine bir uygulama olsa da dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden bu uygulamanın davacı şirketin tek taraflı iradesiyle alınan bir karar olduğu, aksini gösterir bir hususun davalı idarece ortaya koyulmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu uygulamanın karşılıklı olarak yapılan bir anlaşma ile tesis edildiğinin tespiti halinde 4054 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca verilen menfi tespit kararının geri alınması da mümkündür.<br> Bu durumda, davalı idarece çalışılan depo sayısının sınırlandırılması uygulaması 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında bulunularak bir değerlendirme yapılmışsa da ilgili uygulamanın tek taraflı bir irade açıklamasının sonucu olarak alınan bir karar olduğu gözetildiğinde, anılan uygulamanın 4054 sayılı Kanun'un 8. maddesi kapsamında Kanun'un 6. maddesine aykırı olup olmadığının tespiti için inceleme yapılmadığı anlaşıldığından, eksik bir incelemeye dayalı olarak tesis edilen dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk; davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> ESAS YÖNÜNDEN:<br> MADDİ OLAY : <br> Davacı şirket kendine ait beşeri ilaçların eczane ve özel hastanelere dağıtımında çalışılan depo sayısının ondan az olacak şekilde azaltılması uygulamasına menfi tespit verilmesi ya da bireysel muafiyet tanınması istemiyle 24/03/2016 tarihinde Kurum kayıtlarına giren bir dilekçeyle bildirimde bulunulmuş, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla başvuruya konu uygulama bakımından, depoların hangi somut ölçütlere göre belirleneceği veya en azından muhtemel depoların kimler olabileceği bilgisi sunulmadığından bahisle başvuruya konu uygulamanın, 4054 sayılı Kanun kapsamında menfi tespit/muafiyet değerlendirmesine tabi tutulmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Kurum kayıtlarına ... tarihinde intikal eden davacının dilekçesiyle, ... sayılı Kurul kararının 2577 sayılı İdari Yargı Usulü Kanunu’nun 11. maddesi hükümleri gözetilerek kaldırılması, değiştirilmesi veya geri alınması suretiyle, söz konusu karara konu menfi tespit/muafiyet başvurusunun esas yönünden yeniden değerlendirilmesi talep edilmiş, ilgili başvuruda davacı tarafından iş yapılması planlanan yedi ecza deposunun bilgisi sunulmuş, mezkur başvuru ... tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında kabul edilemeyeceği, menfi tespit/muafiyet talebinde bulunulacaksa usulüne uygun yeni bir başvuru yapılmasının yerinde olacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.<br> Davacı şirket tarafından, çalışılması planlanan altı ecza deposunun bilgilerine yer verilerek çalışılacak ecza deposu sayısının beşten fazla ve ondan az olmak şeklinde azaltılması uygulamasına menfi tespit belgesi verilmesi, bunun mümkün olmaması halinde muafiyet verilmesi talebiyle 15/03/2017 tarihinde Kurum kayıtlarına giren bir bildirimde bulunmuş, ilgili bildirimde çalışılacak depoların dağıtım hizmet kalitesi düzeyine ilişkin 13 kriter üzerinden değerlendirileceği belirtilmiştir.<br> Dava konusu Kurul kararıyla, davacının ithalatını yaptığı ürünlerin ihaleler dışında kalan kanala dağıtımında "Satış Sözleşmesi" çerçevesinde sınırlı sayıda ecza deposu ile çalışılması uygulamasına 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında olması nedeniyle aynı Kanun’un 8. maddesi uyarınca menfi tespit belgesi verilemeyeceğine ve söz konusu uygulamaya, 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasındaki koşulları sağlamaması nedeniyle, bireysel muafiyet de tanınamayacağına karar verilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”<br>; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralları yer almış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanunu'nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçe, kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.<br> 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak olduğu belirtilmiş; "Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar" başlıklı 4. maddesinde, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan doğruya veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtilerek, bu hallere örnekler verilmiş; dava konusu Kurul kararının tesis edildiği tarihteki haliyle "Muafiyet" başlıklı 5. maddesinde ise, "Kurul, aşağıda belirtilen şartların tamamının varlığı hâlinde, teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının 4'üncü madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verebilir:<br>a) Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,<br>b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması,<br>c) İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,<br>d) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olanlardan fazla sınırlanmaması.<br> Muafiyet belirli bir süre için verilebileceği gibi, muafiyetin verilmesi belirli şartların ve/veya belirli yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir. Muafiyet kararları anlaşmanın ya da uyumlu eylemin yapıldığı veya teşebbüs birliği kararının alındığı yahut bir koşula bağlanmışsa koşulun yerine getirildiği tarihten itibaren geçerlidir.<br>Kurul, birinci fıkrada gösterilen şartların gerçekleşmesi hâlinde, belirli konulardaki anlaşma türlerine bir grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve bunların şartlarını gösteren tebliğler çıkarabilir." kuralına yer verilmiş; "Hakim Durumun Kötüye Kullanılması" başlıklı 6. maddesinde, bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanmasının hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtilerek, bu hallere örnekler verilmiş; "Menfi Tespit" başlıklı 8. maddesinde ise, "İlgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin başvurusu üzerine Kurul, elinde bulunan bilgiler çerçevesinde bir anlaşmanın, kararın, eylemin veya birleşme ve devralmanın bu Kanun'un 4., 6. ve 7. maddelerine aykırı olmadığını gösteren bir menfi tespit belgesi verebilir.<br> Kurul, bu belgenin düzenlenmesinden sonra 13. maddedeki şartlar çerçevesinde görüşünden her zaman dönebilir. Ancak bu durumda taraflara Kurulun görüş değiştirmesine kadar geçen süre için cezai müeyyide uygulanmaz." kuralı yer almıştır.<br> <br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, adil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın makul bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve alenî yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çekişmeli dava, gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir. <br> Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin hukuki olup olmadığı, yeterli ve makul olup olmadığı, gerekçenin öğrenilip öğrenilmediği, tarafların iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin makul sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir.<br> Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir uyuşmazlık ayrıntılı ve yeterli gerekçeye yer verilmeden karara bağlanıyorsa adil ve hakkaniyete uygun yargılama açısından ihlal gerçekleşebilmektedir. (Dr. Zühal Aysun Sunay, "Gerekçeli Karar Hakkı ve Temel İlkeleri", Danıştay Dergisi, 2016, sayı 143, s.24-26)<br> Anayasa Mahkemesinin 13/06/2013 tarih ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu; mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, bu sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğu; bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceği; makul gerekçenin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği; zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymasının yeterli olduğu belirtilmiştir.<br> Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından yapılan başvuru formunun "Başvuru/Bildirimin gerekçesine ilişkin bilgiler" kısmında az sayıda ecza deposuyla çalışma kararının bir anlaşma teşkil etmeyeceği ve bu nedenle 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında ele alınmaması, Kanun'un 6. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiği, hakim durumun kötüye kullanılması hali teşkil etmemesi açısından 6. madde açısından, uygulamanın bir anlaşma teşkil etmemesi açısından Kanun'un 4. maddesi açısından menfi tespit belgesi verilmesi gerektiği, şayet Kurulca başvuru konusu uygulamanın bir anlaşma teşkil ettiği sonucuna varılırsa uygulamanın muafiyetten istifade etmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, dava konusu Kurul kararında çalışılan depo sayısının sınırlandırılması uygulamasının ve depolarla henüz imzalanmamış olan satış sözleşmesi taslağının Kanun'un 4. maddesi kapsamında incelendiği, satış sözleşmesi taslağı bir bütün halinde incelenerek rekabete aykırı olabilecek düzenlemeler içermediği değerlendirilmişse de çalışılan depo sayısının sınırlandırılması uygulamasının pazarda rekabetin kısıtlanması etkisini doğurabilecek bir dikey ilişkinin tesis edilmesine yol açacağı sonucuna varıldığı, davacı tarafından ileri sürülen, "menfi tespit talebinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi yönünden değerlendirilmemesi nedeniyle eksik inceleme yapıldığı, dava konusu Kurul kararında tek taraflı davranış ile müşterek iradenin varlığını zorunlu kılan anlaşma kavramlarının birbirine karıştırıldığı, belirli sayıda ecza deposu ile çalışma kararının depolarla yapılan bir anlaşmayla değil tek taraflı olarak alındığı" yönündeki iddialarının İdare Mahkemesi ve temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında karşılanmadığı anlaşılmaktadır.<br>Bu itibarla, davacının idari ve yargısal süreç boyunca ileri sürdüğü iddialarının temelini oluşturan bir hususa yönelik olarak inceleme ve değerlendirme yapılmamasının adil yargılanma hakkının ihlaline yol açacağı gözetildiğinde, eksik inceleme sonucu verilen davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br> 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;<br> 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/03/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.<br><br></font></p></body></html>

izin