<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2024/6895 E.  ,  2025/5311 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> <br> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2024/6895<br>Karar No : 2025/5311 <br><br>DAVACI : ...<br><br>DAVALILAR : 1- ... - ...<br> 2- ... Bakanlığı - ANKARA<br>VEKİLLERİ : Av. ...<br><br>DAVANIN KONUSU : Hatay ili, Antakya ilçesi, Gülderen Mahallesi sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, yeni şehir hastanesinin yapımı amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 14/04/2023 tarih ve 32163 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/04/2023 tarih ve 7090 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının, Gülderen Mahallesi, Leççe Mevkii, 135 ada, 96 parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmektedir. <br><br>DAVACININ İDDİALARI : Şehir hastanesi için aradan 1,5 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen hiçbir girişimde bulunulmadığı, Gülderen Mahallesine Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yapıldığı, Defne ilçesinde depremden sonra büyük bir hastane olarak Defne Devlet Hastanesinin açıldığı, Hatay ilinde özellikle konut sorunu yaşandığı, dava konusu işlemde yüksek kamu yararının bulunmadığı, acele kamulaştırma kararı alınan taşınmaz üzerinde ikamet ettiği konutunun bulunduğu ve başka ikamet edebileceği konutunun bulunmadığı, zemin etüdünün yapılmadığı, bölgenin zemin olarak hastane yapılmasına uygun olmadığı, aynı mahallede bulunan Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi bölgenin ihtiyacının fazlasıyla karşıladığından dava konusu işlemde kamu yararının bulunmadığı, deprem nedeniyle ciddi anlamda konut ve barınma ihtiyacının bulunduğu, kamulaştırılacak bölgenin dere yatağı olduğu, mülkiyet hakkının ihlal edildiği belirtilerek dava konusu acele kamulaştırma kararının iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALILARIN SAVUNMASI : Usul yönünden davanın süresinde açılmadığı, esas yönünden ise yaklaşık 20 hektar yüzölçümlü alanda 1000 yataklı Hatay Şehir Hastanesi kurulmasına ilişkin hazırlanan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli İlave Uygulama İmar Planının 7452 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Kabul Edilmesine Dair Kanun uyarınca 09/10/2024 tarihinde onaylandığı, söz konusu taşınmazın hastane amaçlı imar planının ortasında yer aldığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek dava konusu acele kamulaştırma kararının hukuka uygun olduğu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.<br> <br>DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava Hatay ili, Antakya ilçesi, Gülderen Mahallesi sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, yeni şehir hastanesinin yapımı amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 14/04/2023 tarih ve 32163 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/04/2023 tarih ve 7090 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının, Gülderen Mahallesi, Leççe Mevkii 135 ada, 96 parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır.<br> Anayasanın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla Anayasaya uygun olarak yasayla sınırlandırılması mümkündür. Bu hükümlerden hareketle bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) ancak kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır.<br> Anayasanın "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddesinin 1. fıkrasında: "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır." son fıkrasında ise: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." kuralıyla usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmaların iç hukuk sistemine yansıtılma yöntemi belirlenerek, bu andlaşmalardan temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uluslararası andlaşma kurallarının esas alınması anayasal gerekliliktir.<br> 20.03.1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19.03.1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokolun "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde ise: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almıştır.<br> 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde: “İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler” ve 6. maddesinin son fırkasında “Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur.” hükmüne yer verilmiştir.<br>2942 sayılı Yasanın 27. maddesinde: "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca (Bakanlar Kurulunca) karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 - 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 - 4650/15 md.) 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir... (Ek fıkra: 19/4/2018-7139/29 md.) Mahkemece verilen taşınmaz mala el koyma kararı tapu müdürlüğüne bildirilir. Taşınmaz malın başkasına devir, ferağ veya temlikinin yapılamayacağı hükmü tapu kütüğüne şerh edilir. El koyma kararından sonra taşınmaz mal 20 nci madde uyarınca boşaltılır...Bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir." hükmü yer almıştır.<br> 2942 sayılı Yasanın 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Bu koşullardan ikisi Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olması halleri şeklinde açıkça sayılmak suretiyle üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının gerçekleştirilmesi amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda üçüncü koşul olan aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerekmektedir. <br> Dosyanın incelenmesinden Dairenin 11/02/2025 tarihli ara kararıyla dava konusu acele kamulaştırma işleminin dayanağı olan onaylı projesinin, kamu yararı kararının veya imar planlarının, proje alanına ilişkin imar planlarının bulunması halinde, taşınmazın plandaki fonksiyonunun açıklanmasının istenildiği, ara kararına verilen yanıttan dava konusu parselin hastane amaçlı imar planının ortasında kaldığı anlaşılmaktadır.<br> Bu durumda dava konusu işlemde acele kamulaştırma koşulları oluştuğundan hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br> Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br> <br> <br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü: <br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY:<br> 06/02/2023 tarihinde Hatay ilinde deprem afeti meydana gelmiştir.<br>Dava konusu 13/04/2023 tarih ve 7090 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, Hatay ili, Antakya ilçesi, Gülderen Mahallesi sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, yeni şehir hastanesinin yapımı amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.<br>Bakılan dava, dava konusu acele kamulaştırma kararının davacıya ait taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır.<br>Dairemizin 11/02/2025 tarihli ara kararına cevaben verilen Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 25/03/2025 tarihli yazısı ve eklerinin incelenmesinden; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü'nün 09/10/2024 tarihli yazısında, bahse konu hastanenin yapımına ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli ilave uygulama imar planının 7452 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Kabul Edilmesine Dair Kanunun ilgili hükümleri uyarınca onaylandığı ve kesinleştirildiğinin belirtildiği ve uyuşmazlığa konu parselin 1/1000 ölçekli ilave uygulama imar planında sağlık tesisi alanında kaldığı anlaşılmaktadır.<br> <br> İLGİLİ MEVZUAT:<br>Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.<br>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir.<br>2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde "İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler." hükmüne, aynı Kanunun 5. maddesinde, belediye yararına kamulaştırmalarda belediye encümeni tarafından kamu yararı kararı alınacağı düzenlenmiş, 6. maddesinde ise belediye encümeni tarafından alınmış olan kamu yararı kararının il merkezlerinde Valinin onayı ile tamamlanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin 3. fıkrasında, "Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır." hükmüne yer verilmiştir.<br>2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde; 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği, bu Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedeli olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.<br> 3194 sayılı İmar Kanununun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.<br>" hükmüne, 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz.<br>" hükmüne, 8. maddesinin (d) bendinde "Arazi kullanımı ve yapılaşmada sadece mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları ve imar planları kararlarına uyulur." hükmüne, 20. maddesinde "Yapı: a) Kuruluş veya kişilerce kendilerine ait tapusu bulunan arazi, arsa veya parsellerde, b) Kuruluş veya kişilerce, kendisine ait tapusu bulunmamakla beraber kamu kurum ve kuruluşlarının vermiş oldukları tahsis veya irtifak hakkı tesis belgeleri ile, İmar planı, yönetmelik, ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılabilir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun tanımlar başlıklı 4. maddesinde uygulama imar planı; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır.<br> 08/02/2023 tarih ve 32098 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 08/02/2023 tarih ve 6785 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile; Anayasanın 119. maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 3. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine göre Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 08/02/2023 tarihinden itibaren 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edilmiş ve bu karar 10/02/2023 tarih ve 32100 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 09/02/2023 tarih ve 1354 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kararıyla onaylanmıştır.<br>10/04/2023 tarih ve 32159 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 05/04/2023 tarih ve 7452 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan, 24/02/2023 tarih ve 32114 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 126 sayılı "Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi<br>"nin 1. maddesinde; "Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin amacı, 8/2/2023 tarihli ve 6785 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yer alan illerde yerleşme ve yapılaşma hususunda bazı tedbirlerin alınmasıdır.<br>" hükmüne, 2. maddesinin 1. fıkrasında; "6/2/2023 tarihinde vuku bulan depremler dolayısıyla genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, afetten etkilenenlerin geçici veya kesin iskân alanları; fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği, yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının yeni yerleşim yerlerinin tespitine ilişkin görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca resen belirlenerek ilgili kurumlara bildirilir. Bu belirleme yapılırken gereklilik bulunması halinde, 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu ile 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun ek 16 ncı maddesinde belirtilen alanlar da kullanılabilir." hükmüne, aynı maddenin 4. fıkrasında; "Köy yerleşme alanları dâhil belirlenen kesin iskân alanlarında ve mevcut kentsel alanlarda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanacak plan ve imar uygulamaları beklenmeksizin, jeolojik etüt raporu ve zemin etüt raporu doğrultusunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanacak vaziyet planına ve düzenlenecek yapı ruhsatına göre uygulama yapılır. Bu alanlarda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanan plan ve parselasyon planlarında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun plan ve parselasyon ile ilgili işlemlerindeki askı, ilan, itirazlara ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bu alanlarda taşınmaz mülkiyeti veya imar hakları kısmen veya tamamen başka bir alana aktarılabilir. Bu haklar takas ve trampa işlemlerine konu edilebilir. Plan, parselasyon, yapı ruhsatı, taşınmaz mülkiyeti veya imar haklarının aktarılması, takas ve trampa işlemleri ve bu işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar damga vergisi, resim, harç ve harcamalara katılma paylarından müstesnadır. Bu işlemler nedeniyle ücret, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz." hükmüne yer verilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Usul Yönünden:<br> Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından;<br>İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarında genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.<br>Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ilgililere tebliğ hükmünde olmadığından acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasada yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte bireysel işlem olması karşısında otuz gün içinde dava açılacak idarenin gösterilmesi suretiyle ilgiliye tebliğ edilmesi, Anayasada güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir. <br>Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, usulüne uygun yazılı bildirimi üzerine otuz gün içinde veya öğrenme üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, bu durumda 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.<br>Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2015 tarihli, E:2014/5590, K:2015/891 sayılı ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararları da bu yöndedir. <br>Uyuşmazlıkta, dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararının davacıya tebliğ edildiğine dair belgenin dosyaya sunulmadığı ve davacı tarafından öğrenme tarihi üzerine süresi içinde davanın açıldığı anlaşılmış ve davalı idarelerin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. <br><br>Esas Yönünden:<br>Anayasa’nın 35. maddesinin 2. fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir.<br> Özel mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmış, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahaleler olabileceği öngörülmüş ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir.<br> Anayasa ve 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, idarelerin, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, yetkili mercilerce alınacak kamu yararı kararı çerçevesinde ya da onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine dayanılarak, bedellerini ödemek suretiyle kamulaştırmaları; hatta 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen şartların varlığı halinde, anılan Kanun'da ayrı bir usul olarak öngörülen acele kamulaştırma yöntemine de başvurulabilmeleri mümkündür. <br> Anayasa'nın 35. maddesinin mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükmü çerçevesinde, 2942 sayılı Kanun'la, kamulaştırma ve aynı zamanda acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının, yetkili mercilerce alınacak kamu yararı kararı ile ya da onaylı imar planı veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve proje ile ortaya konulması gerekliliği düzenlenmiştir.<br> 2942 sayılı Kanunda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir.<br> Olağan kamulaştırma sürecinde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, Kanun'un 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanun'un 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından Kanun'un 8. maddesine göre idarenin satın alma usulünü, karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak denemesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, Kanun'un 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir.<br>Olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır.<br> Acele kamulaştırma usulü ise 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idareye kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin istemi ile mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, o taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir usul olarak öngörülmüştür.<br> Bu çerçevede, 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile acele kamulaştırmada olağan kamulaştırmaya oranla özel koşulların varlığı aranmış ve üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Anılan hüküm uyarınca taşınmazların bir an önce kullanılmasına ihtiyaç duyulan, kamu düzenine ilişkin olarak acelilik halinin bulunduğu durumlarda Cumhurbaşkanınca, taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilebilmektedir.<br> 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde, acele kamulaştırma işleminin dayandırılacağı üç sebep unsurundan, “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar verilen haller” bakımından, Kanun'da açık bir acelelik haline yer verilmediğinden, maddede öngörülen diğer iki koşuldan bağımsız şekilde, işlem tesisine dayanak olan acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Acele kamulaştırma istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartlarının ortaya konulması gerekmektedir.<br> Dolayısıyla, acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararlarının da kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin; diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği açıktır. <br> Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, dava konusu acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı'nın "kamu yararı" ve "acelelik hali" ölçütleri yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. <br>Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (AYM; Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).<br>Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Özellikle kişileri bedelini ödeyerek mülkiyetlerinden yoksun bırakmayı düzenleyen yasalar gibi sosyal ve ekonomik politikaların uygulanmasını belirleyen düzenlemeler konusunda yasama organının geniş bir takdir yetkisi olması doğaldır. Kural olarak kamu makamları ekonomik veya toplumsal bir politikayı hayata geçirmek amacıyla mülkiyet hakkına müdahale etmişlerse burada meşru bir kamu yararı amacının bulunduğunu varsaymak gerekir. Kamu yararı konusunda bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır. Bu nedenle müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça temelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (AYM; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 35, 36).<br>Anayasa'nın 5. maddesi de insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin sağlık hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Bu nedenle Anayasa, kişiler için bir hak olan sağlık hizmetinin yerine getirilmesinde sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak devlete pozitif yükümlülük getirmektedir (AYM, E.2016/125, K.2017/143, 28/09/2017, § 68).<br>Anayasa, sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak sağlık hizmetlerinin sunumunda yüklediği pozitif yükümlülük kapsamında devleti, bu haklardan yararlanmayı artıracak önlemleri almakla mükellef kılmıştır. Bu nedenle Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerinde öngörülen kişilerin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile sağlık hakkından yararlanma konusunda en geniş ölçekli uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekir. Zira sağlık hizmeti doğrudan yaşama hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklı olup bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığı ve yaşamı, mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahiptir. Kişiler için bir hak olan bu hizmetten yararlanmayı kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılması ve bu hizmetin daha iyi bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması devletin Anayasa’dan kaynaklanan bir ödevidir. Dolayısıyla Anayasa’da devlete verilen görevlerin gereği olarak kişilerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel sağlığın korunması amacıyla düzenlenen dava konusu kurallar demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır (AYM, E.2016/125, K.2017/143, 28/09/2017, § 69).<br> 3194 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, herhangi bir sahanın, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılmaması ve arazi kullanımı ile yapılaşmada sadece imar planları kararlarına uyulması zorunludur. Taşınmazın, imar planında tahsis edildiği amaç doğrultusunda kullanılması zorunlu olduğundan, taşınmazın imar planında yer alan kullanım kararı dışındaki bir amaçla kamulaştırılması mümkün değildir. İmar planı bulunan bölgelerde, taşınmazın imar planında yer alan kullanım kararı doğrultusunda kamulaştırma yapılması, diğer bir ifadeyle kamulaştırmanın ancak taşınmazın imar planında ayrıldığı amaçla yapılması gerekmektedir. İmar planı bulunmayan alanlarda ise kamu yararı kararı alınarak kamulaştırma yapılması gerekmektedir. <br> İmar planına dayalı olarak yapılacak kamulaştırma işlemlerinin konusunu, kamusal kullanımların oluşturduğu, diğer bir deyişle, imar planlarında, ticaret, konut, turizm alanı gibi kullanımlara isabet eden ve parsel maliklerince uygulamaya geçilebilecek alanların yasal olarak kamulaştırılabilmeleri mümkün olmadığından, herhangi bir projeye dayalı olarak onaylanmayan imar planlarında kamusal kullanıma isabet etmeyen taşınmazların doğrudan imar planlarına dayalı olarak kamulaştıralamayacağı açıktır.<br> 06/02/2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş İli, Pazarcık ve Elbistan ilçe merkezli deprem afeti nedeniyle, Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis. Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illeri, 07/02/2023 tarih ve 489488 sayılı ve 15/02/2023 tarih ve 492100 sayılı kararlarla "Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi" ilan edilmiştir.<br> 126 sayılı "Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi<br>" ile, 06/02/2023 tarihinde vuku bulan depremler dolayısıyla genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, köy yerleşme alanları dâhil belirlenen kesin iskân alanlarında ve mevcut kentsel alanlarda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanacak imar planı ve imar uygulamaları beklenmeksizin, jeolojik etüt raporu ve zemin etüt raporu doğrultusunda uygulama yapılabilmesine olanak sağlanmıştır. Diğer bir deyişle, 06/02/2023 tarihili depremler dolayısıyla genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde köy yerleşme alanları dâhil belirlenen kesin iskân alanlarında ve mevcut kentsel alanlarda imar planı ve imar uygulamaları ya da imar planı değişikliği beklenmeksizin uygulama yapılabilmesi sebebiyle, ihtiyaç duyulan kamusal kullanıma isabet etmeyen taşınmazlar kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla kullanılabilecektir.<br> Kanun koyucu 7452 sayılı Kanun ile; kamu yararı düşüncesiyle, 06/02/2023 tarihinde vuku bulan depremler dolayısıyla genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde depremin yaralarının hızla sarılarak şehrin yaşanabilir duruma getirilmesi, toplumun normal yaşantısına hızlı ve etkili bir şekilde dönmesi, yıkılan ve hasar gören vatandaşların konutlarının ve kamu hizmet binalarının yeniden inşası ve depremin etkilerinin en aza indirilmesi amacıyla yıkılan ve hasar gören yapıların yerine, toplumun ihtiyacı olan yapıların bir an önce inşa edilebilmesi için düzenleme yapmıştır. 7452 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemenin; deprem nedeniyle zarar gören yapıların hızlı şekilde inşaası suretiyle depremin etkilerinin giderilmesine ve deprem nedeniyle bozulan normal yaşam koşullarının hızlı bir şekilde oluşturulmasına ve bu konuda kolaylık sağlamaya yönelik olduğu açıktır. Bu bağlamda; anılan Kanun hükmünün kamu yararı amacını taşıdığı anlaşılmaktadır.<br> Kural olarak, sağlıklı kentleşme için, çevre düzeni planı ve varsa çevre düzeni planına uygun olarak hazırlanan nazım imar planı ve uygulama imar planı kararlarına uygun olarak yapı ruhsatı alınarak inşaat yapılması gerekmektedir. Ancak; Hatay ilinde 06/02/2023 tarihinde büyük bir deprem felaketinin yaşandığı ve büyük yıkıma yol açtığı, bu nedenle de ilin tamamının "Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi" ilan edildiği dikkate alınarak, 24/02/2023 tarih ve 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanacak plan ve imar uygulamaları beklenmeksizin, jeolojik etüt raporu ve zemin etüt raporu doğrultusunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanacak vaziyet planına ve düzenlenecek yapı ruhsatına uygulama yapılabileceği hükmü ile anılan kurala istisna getirilmiştir.<br> Uyuşmazlıkta; 24/02/2023 tarih ve 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmüne istinaden şehir hastanesinin yapımı amacıyla dava konusu 13/04/2023 tarih ve 7090 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının alındığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü'nün 09/10/2024 tarihli yazısında, bahse konu hastanenin yapımına ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli ilave uygulama imar planının 7452 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca onaylandığı ve kesinleştirildiğinin belirtildiği ve uyuşmazlığa konu parselin 1/1000 ölçekli ilave uygulama imar planında sağlık tesisi alanında kaldığı, deprem afeti sebebiyle il genelinde bozulan kamu düzeninin süratli bir şekilde yeniden sağlanması, sağlık hizmetine erişimdeki fiziksel engellerin kaldırılması, deprem nedeniyle hasar gören sağlık tesislerinin yerine nitelikli sağlık hizmeti sunumu için yeni hastane yapılması, böylelikle modern ve yeni teknolojilerle kaliteli sağlık hizmeti sunulması amacıyla uyuşmazlığa konu taşınmazın acele kamulaştırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.<br> Bu durumda; dava konusu acele kamulaştırma kararının tesis edildiği tarihte uyuşmazlığa konu taşınmaz 1/1000 ölçekli revizyon uygulama imar planında sağlık tesisi alanı olarak belirlenmemiş ise de, sonradan onaylanan 1/1000 ölçekli ilave uygulama imar planında sağlık tesisi alanı olarak planlandığı; sonradan onaylanan 1/1000 ölçekli ilave uygulama imar planı ile taşınmazın fonksiyonunun kamulaştırma amacına uygun hale geldiği, kaldı ki 7452 sayılı Kanun ile yasalaşan 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca uyuşmazlığa konu taşınmazın sağlık tesisi alanı olarak belirlenmesine ilişkin imar planı değişikliği beklenmeksizin uygulama yapılabileceği ve anılan Kanun hükmünün kamu yararı amacını taşıdığı, 06/02/2023 tarihinde Hatay ilinde büyük bir deprem felaketinin yaşandığı dikkate alındığında, depremin yaralarının hızla sarılarak şehrin yaşanabilir duruma getirilmesi, toplumun normal yaşantısına hızlı ve etkili bir şekilde dönmesi, depremin etkilerinin en aza indirilmesi, vatandaşlara sağlık hizmeti sunulması, sağlık hizmetine erişimdeki fiziksel engellerin kaldırılması, deprem nedeniyle hasar gören sağlık tesislerinin yerine nitelikli sağlık hizmeti sunumu için yeni hastane yapılması, böylelikle modern ve yeni teknolojilerle kaliteli sağlık hizmeti sunulması amacıyla acele kamulaştırma yönteminin tercih edilmesinde kamu yararının ve acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, uyuşmazlığa konu taşınmaza sağlık tesisinin bir an önce yapılabilmesi maksadıyla el konulmasına imkan veren dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br> Nitekim; 14/04/2023 tarih ve 32163 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/04/2023 tarih ve 7090 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının başka parseller yönünden iptali istemiyle açılan davaların reddi yolundaki Dairemizin 14/02/2024 tarihli ve E:2023/3388, K:2024/879; E:2023/3434, K:2024/882; E:2023/3403, K:2024/880, E:2023/3330, K:2024/876; sayılı kararları; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/09/2024 tarihli ve E:2024/1069, K:2024/1692; E:2024/1071, K:2024/1693; E:2024/1073, K:2024/1695; E:2024/1072, K:2024/1694 sayılı kararlarıyla onanmıştır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. DAVANIN REDDİNE, <br>2. Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, <br>3. Adli yardım talebi kabul edilen davada, dava ret ile sonuçlandığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra aşağıda ayrıntısı belirtilen adli yardım kararından dolayı ertelenmiş ....-TL yargılama giderinin 12 eşit taksit halinde davacıdan tahsili için ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, <br>4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,<br>5. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 04/11/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br><br></font></p></body></html>

imar