<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/8243 E.  ,  2025/5257 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2021/8243<br>Karar No : 2025/5257 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) :1- ... 2- ... 3- ... 4- ... <br> 5- ...<br>VEKİLLERİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen tarih ... ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: İstanbul ili, Silivri ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkii, ...-... pafta, ... sayılı parseli kapsayan alana yönelik 17/10/2017 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Silivri Merkez Sahil Bölgesi Revizyon Nazım İmar Planı'nın iptali istenilmiştir.<br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planının "15 metrelik yol alanına" ilişkin kısmı yönünden; 15 metre en kesitli trafik yolu kararının yerleşik alan niteliği kazanmış kentsel alanda fiili duruma, ulaşım planlaması, trafik güvenliği ve planlama ilkelerine ve kamu yararına uygun olmadığı, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planının Marmara Denizine koşut kıyıdan yaklaşık ilk 20 metre derinliğinde "kıyı boyunca rekreatif-yeşil alan" kullanıma ilişkin olarak; Yasa ile, önceden var olan haklar sınırsız olarak korunmadığından, Kıyı Kanunu'nun çıktığı tarih itibariyle oluşan hakkın daha sonra yapılan imar planlarında da aynen korunmasının mümkün olmadığı, 100 metrelik sahil şeridinin Yasa'da belirtildiği şekilde imar planıyla kamunun yararlanmasına açılmasının zorunluluk arz etmediği, uyuşmazlığa konu olayda kısmi yapılaşma oluşmuş ise de, dava konusu nazım imar planında kıyı bölgesinin, Kıyı Kanunu uyarınca ve 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının amaç, hedef ve stratejileri doğrultusunda, tüm alt bölgeye ve İstanbul ölçeğine hizmet verecek şekilde kamunun kullanımına açık rekreatif-yeşil alan olarak belirlenmesi, kıyı alanlarında düzenlenecek rekreaktif alanların yerleşimin iç kısımları ve diğer yeşil alanlar ile bağlantısının sağlanması ve bölgede ihtiyaç duyulacak donatı alanlarının sağlanmasının hedeflendiği ve bu kapsamda uyuşmazlık konusu parselin bir kısmının kıyı kenar çizgisinden yaklaşık 20 metre derinliğindeki genel yeşil alana ayrılan kısımda yer aldığı anlaşıldığından, anılan plan revizyonunda bu yönüyle mevzuata, üst ölçekli plan kararlarına, şehircilik ilkeleri ve planlama ile kamu yararına aykırılık bulunmadığı, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planının "dere koruma bandı alanına" ilişkin olarak; bilirkişi raporunda İSKİ tarafından tanımlanan boyutların minimum değerler olduğu, dava konusu parselin doğusundan geçen dereye ilişkin tanımlanan taşkın koruma alanı veya dere koruma bandının tanımlanan 10 metrelik bandın altına düşürülemeyeceği, ancak bu bandın 10 metrenin üzerinde planlanmasının (havza hesapları teknik raporda ifade edildiği üzere 110 ha olsa bile) kamu yararına, afet risklerini gidermeye yönelik bir yaklaşım olduğunun değerlendirildiği, davacıların talep ettiği ve teknik raporda önerilen kutu kesitli düzenleme ve koruma bandının 10 metreye düşürülerek İSKİ lehine irtifak hakkı kurulması, başka bir ifade ile dere koruma bandının bahçe olarak kullanılması önerisinin risk barındırdığı görüldüğünden dava konusu planın dere koruma bandına ilişkin kısmının şehircilik ilke ve imar plan teknikleri ile mevzuata uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.<br>Belirtilen nedenlerle, dava konusu 1/5000 ölçekli Silivri Merkez Sahil Bölgesi Revizyon Nazım İmar Planında davacılara ait taşınmazın "dere koruma bandı alanı" ve "kıyı boyunca yer alan yeşil alan" belirlenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, dava konusu işlemin, davacıya ait taşınmazda "15 metre en kesitli yol alanı" kullanım kararı öngörülmesine dair kısmının ise iptaline karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; dava konusu taşınmaz için getirilen 15 metre en kesitli yol işlevinin şehircilik ilkelerine ve plan tekniklerine uygun olduğu görüldüğünden, dava konusu plan değişikliğinin 15 metre en kesitli yol işlevine ilişkin kısımında hukuka ve mevzuata aykırılık, ilk derece mahkemesi kararınında ise hukuki isabet görülmediği sonucuna varılmıştır.<br>Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca davacıların istinaf talebinin reddine, davalı idarenin istinaf talebinin kabulüne, ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın iptale ilişkin kısmının kaldırılmasına, belirtilen kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir. <br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY : <br>Dava, İstanbul ili, Silivri ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkii, ...-... pafta, ... sayılı parseli kapsayan alana yönelik 17/10/2017 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Silivri Merkez Sahil Bölgesi Revizyon Nazım İmar Planı'nın iptali istemiyle açılmıştır.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde de "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralına yer verilmiştir.<br>3194 sayılı İmar Yasası'nın işlem tarihinde yürürlükte olan haliyle 5. maddesinde, nazım imar planı, varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak,<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 31.maddesinin 1.fıkrası "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266.maddesinde "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.", "Uzman görüşü" başlıklı 293.maddesinde ise "(1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez. (2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir. (3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz." hükümlerine yer verilmiştir. <br> <br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Âdil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medenî hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizâlar, gerek cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının mâkûl bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, âdil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın mâkûl bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve alenî yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çekişmeli dava, gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir. <br>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesi, mahkeme tarafından önüne gelen bir davada, uyuşmazlığın özüne yönelik bir incelemenin yapılması, uyuşmazlığın sadece şekli olarak ele alınması sonucunu doğuracak bir yaklaşımdan uzaklaşılması, adil ve aleni olarak yargılanma hakkını öngören bir yargılamanın da gerçekleşmesini temel ilke olarak alan bir haktır. Bu hak kişilere belirli koşullarda "mahkemeye erişme" hakkını tanımaktadır. Mahkemeye erişme hakkı mutlak bir hak değildir. Bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak, dava açıldıktan sonra davanın önüne getirildiği mahkeme tarafından davayla ilgili bütün maddi ve hukuki sorunların incelenmesi suretiyle davanın karara bağlanması gerekir. Tarafların araştırılmasını talep ettikleri maddi olayların yeterince araştırılmayıp, maddi gerçekliğin taraflardan birisinin teslim ettiği bir belgede olduğu gibi kabul edilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi adil değildir. <br> Anayasa Mahkemesi'nin, Erkan Akış ve diğerleri 13/4/2016 tarih ve B. No: 2013/6133 sayılı bireysel başvuru kararında; "50. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre "tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi" vardır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 30). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel şikâyetlerini incelemekten kaçmaya neden olması hâlinde Sözleşme'nin 6. maddesi davanın düzgün bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85)." değerlendirmesine;<br> Rafet Batman 2/5/2024 tarih ve B. No: 2020/16624 sayılı bireysel başvuru kararında; "17. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir.<br> 21. Diğer taraftan bu ihlal kararının davanın sonucuyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Zira gerekçeli karar hakkı, taraflara yargılama sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan bir hak olup yargılama sonucuna yönelik bir teminat sağlamaz. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu iddiayla ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek yine yargılama mercilerinin takdirindedir." değerlendirmesine,<br> Perihan Yılmaz 2/12/2020 tarih ve B. No: 2018/13753 sayılı bireysel başvuru kararında; "27. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).<br> 28. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).<br> 29. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma, inceletme noktasında uygun imkânların tanınması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsiz olma iddiaları da yargılamanın bütünü kapsamında değerlendirilecektir. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir (Mustafa Kupal, B. No: 2013/7727, 4/2/2016, §§ 50, 51, 52).<br> 34. Başvurucu tarafından yargılamanın tüm aşamalarında, ... üzerinde eşi R.Y.ye ait herhangi bir tarlanın veya ekili arazinin bulunmadığı ileri sürülmüş olmasına karşın Mahkemece kararın gerekçesinin dayandırıldığı ve karar sonucunu etkileyebilecek nitelikteki söz konusu iddia hakkında herhangi bir araştırma yapılmaksızın ve kararda bu hususa yönelik hiçbir açıklamada bulunulmaksızın ölüm olayının gerçekleşme şekline ilişkin olarak idarenin anlatımına üstünlük tanınarak karar verildiği anlaşılmıştır.<br> 35. Buna göre mahkeme kararının gerekçesinin dayandırıldığı hususa yönelik olarak başvurucu tarafından ileri sürülen ve karar sonucunu etkileyebilecek nitelikteki iddialar hakkında Mahkemece hiçbir araştırma ve değerlendirme yapılmaması, olayın meydana gelme şekline ilişkin olarak idarenin anlatımına üstünlük tanınarak hüküm kurulması başvurucunun davalı idareye nazaran zayıf bir konuma düşürülmesi sonucunu doğurmuştur. Bu durum bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemiştir." değerlendirmesine,<br>yer verilmiştir.<br>Dosyanın incelenmesinden; uyuşmazlığa konu ... sayılı parselin, dava konusu nazım imar planında, 120 ki/ha yoğunlukta konut alanı, dere koruma bandı, 20 ve 15 metre en kesitli yol alanı kullanımlarına ayrıldığı, parsel üzerinde toplam 32 adet bağımsız bölümden oluşan konut yapılarının bulunduğu, bu yapıların kısmen dere koruma bandından etkilendiği, davacılar tarafından askı süresi içerisinde plana; İSKİ görüşü doğrultusunda ... sayılı parselin kısmen dere koruma bandında bırakıldığı, ancak İSKİ'nin plana ilişkin görüş yazısında, parselin doğu sınırında yer alan ve "..." olarak adlandırılan derenin aslında kuru dere vasfındaki "..." olduğu, İSKİ görüşünde, parsele 2-3 km. uzaklıkta bulunan ve taşkınlara neden olan "..." ile parselden geçen kuru dere niteliğindeki "..." nin karıştırıldığı, konuya ilişkin olarak ... Üniversitesi İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünce hazırlanan ... düzenleme tarihli Teknik Araştırma ve Analiz Raporu'nun ekte sunulduğu belirtilmek suretiyle itiraz edilerek, anılan raporda belirtildiği şekilde "...1.5X2 metre kesitinde kapalı menfez içine alınarak yapılması halinde, menfezin 3.00 m. sağ ve 3.00 m. solunda bakım ve koruma bandı olarak bırakılacak yeşil alanın bahçe olarak kullanım hakkının parsel maliklerinde kalması koşuluyla arz mülkiyeti için bedelsiz irtifak hakkı verileceği yolundaki yazılı beyanlara uygun olarak kurum lehine ferağ verileceği bilgisi ile" dere koruma bandı için İSKİ'den yeniden kurum görüşü alınmasının talep edildiği, dosya kapsamında yer alan ... tarihli, ... sayılı İSKİ yazısında; ... tarihli, ... karar sayılı yönetim kurulu kararı uyarınca yapılan 11/12/2020 tarihli başvuruda, ... mevkii, ... Sitesini kapsayan 2009 ve 2012 yılı 1/15000 ölçekli nazım imar planlarında yer alan ...si'ne ilişkin olarak, ... Üniversitesi Analiz Raporuna göre talepte bulunulduğu, yapılan değerlendirme sonucunda, "... ...si E5 altında kalan kısım (3.0m x2.50m) olarak revize edilmiş ve yazı ekinde gönderilmekte olup, ilgi (b) yönetim kurulu kararı gereği, yapılaşmaya açık fonksiyon alanlarında derenin imalatı ve işletilmesi amacıyla dere duvarından itibaren 10 metre dere işletme bandı bulunmalıdır. İmar planlarındaki değerlendirmenin ekte gönderilen plana göre yapılması hususunda..." ifadelerine yer verildiği, ardından davacılar tarafından temyiz dilekçesi ekinde İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünce düzenlenen 24/11/2021 tarihli Teknik Rapor sunularak dava konusu imar planında öngörülen dere koruma bandına itiraz edildiği, anılan teknik raporda; davacılar tarafından dosyaya sunulan teknik raporda dava konusu parsellerin doğusundan geçen kuru derenin ...'nin kolu ve havzası içinde kalmadığı tespitinin bulunduğu, İSKİ'nin ise değerlendirmesini “...” üzerinden yaptığı, bu iki farklı değerlendirme karşısında dava konusu taşınmazların doğusundan geçen derenin/kuru derenin hangi dere olduğu konusunda bir araştırma yapma zorunluluğunun ortaya çıktığı, bu amaçla İstanbul Büyükşehir Belediyesi harita arşivinden yararlanıldığı, alana ilişkin 1/1000, 1/5000 ve 1/25000 ölçekli halihazır haritaların incelenmesi sonucunda, 1/1000 ve 1/5000 ölçekli halihazır haritalarda söz konusu derenin ismine rastlanmadığı, Harita Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan ve askeri düzeyde detay içeren F20-d3 nolu 1/25.000 ölçekli halihazır haritaya bakıldığında ise bu derenin "..." olarak isimlendirildiği, bunun yaklaşık 1400 m. doğusunda ...'nin bulunduğunun görüldüğü, harita kaynağı İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğundan bir alt kuruluşu olarak İSKİ'nin de çalışmalarında bu haritaları esas alması gerektiği, nitekim İSKİ tarafından hazırlanan ve ana içme suyu, kanalizasyon hatlarıyla, barajlar, arıtma tesisleri vb tesislerin yerlerini gösteren İstanbul genelindeki üst ölçekli gösterimlerde altlık olarak bu haritaları kullandığının bilindiği, dava konusu taşınmazların doğusundan geçen kuru dere niteliğindeki ...'nin haritada olmayan ... olarak nitelendirilerek ve ... için yapılmış hesaplamalara dayanarak kesit ve koruma bant genişliği önerilmesinin, özensiz bir değerlendirmeye dayanması bakımından uygun olmadığı, taşınmazların doğusundan geçen ... için teknik raporda öngörülen 1.5 x 2 m ebatlarındaki kutu kesitin dere koruma bandı veya işletme bandı gibi alanlar bile ayrılmadan uygulanabileceğinin düşünüldüğü, değerlendirmelerine yer verildiği, görülmektedir. <br>Somut uyuşmazlıkta, dava konusu parselde "dere koruma bandı" belirlenmesine neden olan dereye yönelik olarak; davacılar tarafından kuru dere vasfında olduğuna ilişkin ileri sürülen hususların uzman görüşüne dayandırıldığı, davacılar tarafından, bölgede "..." ve "..." olarak iki farklı dere bulunduğu, parseli etkileyen derenin kuru dere nitelikli "..." olduğu ve söz konusu derenin İSKİ görüşünde taşkınlara neden olduğu belirtilen "..." ile ilgisinin bulunmadığı hususlarının ileri sürüldüğü, İSKİ yazısında "..." olarak belirtilen derenin, <br>dosya kapsamında yer alan uzman görüşünde ise, 1/25.000 ölçekli halihazır haritaya dayandırılarak kuru dere nitelikli "..." olarak ifade edildiği, Mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafça ileri sürülen hususların değerlendirilmediği, derenin adının, niteliğinin ve İSKİ görüşünde belirtilen taşkın özellikteki dere olup olmadığı ve taşkın önlemlerini gerektirecek şekilde bir koruma alanı gerekip gerekmediğinin tüm açıklığı ile ortaya konulmadığı, anlaşılmaktadır.<br>Nitekim, davacılar tarafından yapılan başvuru üzerine İSKİ, plana esas görüşünü revize etmiştir.<br>Davacılar tarafından dosyaya sunulan uzman görüşü ve teknik rapor, her ne kadar takdiri delil niteliğinde olsa da, konunun uzmanlarınca tespit edilen hususlara ilişkin olarak davacı tarafça ileri sürülen iddiaların araştırılması ve hiçbir şüpheye yer bırakılmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmasının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu kuşkusuzdur. <br>Dosya kapsamında yer alan bilgi-belgelerle de desteklenen iddialar mevcutken, ileri sürülen hususların teknik konulara ilişkin olması nedeniyle Mahkemenin gözetiminde, konunun uzmanı yeni bir bilirkişi heyetince yapılacak inceleme sonucunda ulaşılan tespit ve değerlendirmelerin dikkate alınması suretiyle bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.<br>Bu itibarla, eksik incelemeye dayalı olarak, dava konusu nazım imar planında, davacılara ait taşınmazın "dere koruma bandı alanı" ve "kıyı boyunca yer alan yeşil alan" belirlenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, dava konusu işlemin davacıya ait taşınmaza yönelik "15 metre en kesitli yol alanı" kullanım kararı öngörülmesine dair kısmının ise iptaline dair Mahkeme kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kabulüne, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının kaldırılmasına, belirtilen kısım yönünden davanın reddine dair Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince verilen kararda isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,<br>2. Dava konusu nazım imar planında, davacılara ait taşınmazın "dere koruma bandı alanı" ve "kıyı boyunca yer alan yeşil alan" belirlenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, dava konusu işlemin davacıya ait taşınmaza yönelik "15 metre en kesitli yol alanı" kullanım kararı öngörülmesine dair kısmının ise iptaline dair Mahkeme kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kabulüne, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının kaldırılmasına, belirtilen kısım yönünden davanın reddine dair temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/10/2025 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi. <br><br><br><br></font></p></body></html>

imar