<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2023/885 E. , 2025/8768 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2023/885<br>Karar No : 2025/8768<br><br>DAVACI : ... Vakfı (...)<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVALI : ... Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVANIN KONUSU : 11/12/2022 tarih ve 32040 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Yönetmeliği'nin 16. maddesinin, 31. maddesinin 1. fıkrasının, 37. maddesinin, 39. maddesinin 3. fıkrasının, 39. maddesinin 5. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin, 53. maddesinin 4. fıkrasının, 54. maddesinin 2. fıkrasının, 97. maddesinin, 103. maddesinin 7. fıkrasının, ayrıca Yönetmelikteki eksik hükümler nedeniyle neticeten Yönetmeliğin tamamının iptali istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI :<br> Madencilik faaliyetinin ekosistem üzerinde sebep olduğu ve olacağı olumsuz etkiler ile orman, mera, SİT alanları gibi özellik arz eden yerlere etkileri dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik maddelerinin yaşam, barınma, sağlık ve çevre hakkı gibi Anayasal haklar, Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde öngörülen düzenlemelere aykırılık teşkil ettiği, bu nedenle iptalinin gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI : <br> Dava konusu Yönetmeliğin Anayasanın 168. maddesi ile Maden Kanunu'nun ilgili maddelerine dayanılarak çıkartıldığı, Yönetmeliğin Kanunun çizdiği çerçeve ölçüsünde hazırlandığı, iptali istenilen maddelerde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI : ...<br>DÜŞÜNCESİ : 11/12/2022 tarih ve 32040 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Yönetmeliği'nin 16. maddesinin, 31. maddesinin 1. fıkrasının 37. maddesinin, 39. maddesinin 3. fıkrasının, 39. maddesinin 5. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin, 53. maddesinin 4. fıkrasının, 54. maddesinin 2. fıkrasının, 97. maddesinin, 103. maddesinin 7. fıkrasının, ayrıca Yönetmelikteki eksik hükümler nedeniyle neticeten Yönetmeliğin tamamının iptali istenilmektedir.<br> Anayasanın, "Yönetmelikler" başlığını taşıyan 124. maddesinde; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilecekleri hükmü ile '' Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi'' başlıklı 168. maddesinde ''Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.'' hükmü yer almaktadır.<br> 3213 sayılı Maden Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde daimi nezaretçi; işletmede daimi olarak istihdam edilen maden mühendisi olarak, maden işletme faaliyeti; üretime yönelik hazırlık çalışmaları ve üretim için yapılan faaliyetler olarak, madencilik faaliyetleri ise; madenlerin aranması, üretime yönelik hazırlık çalışmaları, üretilmesi, sevkiyatı, cevher hazırlama ve zenginleştirme, atıkların bertarafı, ruhsat sahasındaki stoklama/depolama işlemleri, maden işletmelerinin kapatılması ve çevre ile uyumlu hale getirilmesi ile ilgili tüm faaliyetler ve bu faaliyetlere yönelik geçici tesislerin yapılması olarak tanımlanmıştır.<br> Maden Kanunu'nun 14/17. maddesinde; kamu kurum ve kuruluşlarınca yol, köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi için Genel Müdürlükçe ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına izin verileceği düzenlenmiştir.<br>Aynı Kanun'un "Daimi nezaret ve teknik eleman" başlıklı 31. maddesinin 1. fıkrasında; "(Değişik: 4/2/2015-6592/16 md.) Kaynak tuzlaları hariç olmak üzere maden ruhsat sahalarındaki işletme faaliyetleri, maden mühendisi nezaretinde yapılır (...)" düzenlemesi bulunmaktadır. <br> Yukarıda yer verilen düzenleme uyarınca kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen projelerde kullanılacak hammaddelerin üretimi için söz konusu kurum ve kuruluşlara izin verilmesine imkan tanınmıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarına verilen iznin (hammadde üretim izninin) projede kullanılacak madenin teminine yönelik olduğu ve Maden Kanunu kapsamında maden üretilmesinin istisnai bir halini oluşturduğu anlaşılmaktadır.<br> Dolayısıyla Maden Kanunu'na göre maden üretimi ile maden üretimine yönelik hazırlık çalışmaları, maden işletme faaliyeti ve/veya madencilik faaliyeti olarak tanımlandığından hammadde üretim izni kapsamında maden çıkartılmasına yönelik faaliyetin de bu nitelikte (madencilik faaliyeti niteliğinde) olduğu sonucuna varılmaktadır.<br> Dava konusu Yönetmeliğin 54/2. maddesinde yer alan "Bu kapsam dahilinde yürütülen faaliyetler için daimî nezaretçi atanması zorunluluğu yoktur." düzenlemesiyle madencilik faaliyetinde bulunulan hammadde üretim sahasında daimi nezaretçi atanması zorunluluğu ortadan kaldırılmaktadır.<br> Bu itibarla, mevzuat hükümleri birlikte ele alındığında hammadde üretim izniyle maden çıkarılmasının da bir madencilik faaliyeti olduğunun kabulü gerektiğinden, Maden Kanununda kaynak tuzlaları hariç olmak üzere maden ruhsat sahalarındaki işletme faaliyetlerinin maden mühendisi nezaretinde yapılacağının öngörülmüş olması karşısında dava konusu Yönetmeliğin hammadde üretimi için daimi nezaretçi atanması zorunluluğunu ortadan kaldıran söz konusu düzenlemede üst normlara ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br> Öte yandan, Maden Yönetmeliği'nin 126. maddesiyle işletme faaliyetinin güvenliği ile ilgili konularda daimi nezaretçiye verilen görev, yetki ve sorumluluklar dikkate alındığında, hammadde üretim sahasında yapılan üretim için de daimi nezaretçi bulunmasının işletme güvenliği açısından gerekli olduğu tabiidir.<br> Açıklanan nedenlerle, Davanın, Maden Yönetmeliğinin 54. maddesinin 2. fıkrası yönünden iptali, Yönetmeliğin diğer maddeleri yönünden reddi gerektiği, düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>USUL YÖNÜNDEN :<br>Davalı idarenin usule yönelik itirazları kabul edilmemiştir.<br><br>ESAS YÖNÜNDEN:<br>İLGİLİ MEVZUAT:<br>3213 sayılı Maden Kanunu'nun Ek 10. maddesinde "Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Maden Kanunu'na dayanılarak çıkartılan dava konusu Maden Yönetmeliğinin 1. maddesinde "Bu Yönetmeliğin amacı; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hüküm ve tasarrufu altında olan maden kaynaklarının, milli menfaatlere uygun olarak aranması, işletilmesi, geliştirilmesi ve üretilmesi amacıyla gerçek ve tüzel kişilere belli bir süreyle hak verilmesi için 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun uygulanması ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir." hükmüne yer verilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br>Dava Konusu Yönetmeliğin İncelenmesi:<br>Anayasa'nın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir.<br>Ayrıca, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği açıktır. Bu bakımdan, alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Bununla birlikte, üst normda gösterilen usul ve yöntemleri "açıklayıcı" hükümler taşıyan, yeni bir yöntem ve usul getirmeyen; dayanağı olan mevzuatta yer alan hükümleri aşan düzenleme içermeyen genel düzenleyici işlemlerin yürürlüğe konulması hukuka aykırılık oluşturmayacaktır.<br>Yönetmeliğin 16. maddesi yönünden:<br>Yönetmeliğin 16. maddesinde "(1) Arama ruhsatının düzenlendiği tarihten itibaren bir yıllık süre, ön arama dönemidir. Ön arama döneminde; ön inceleme raporunda belirtilen sistematik arama yöntemleri uygulanabilir. Arama yöntemleri; mostra (yüzdenetimi lek) tanımlama ve örnek alımı, jeolojik harita alımı ile jeokimya, jeofizik gibi çalışmaları kapsar.<br>(2) Ön arama dönemi sonuna kadar, Ek-10’da yer alan ön arama faaliyet raporunun verilmesi zorunludur. Ön arama dönemi faaliyet raporunun uygun olarak verilmesi halinde genel arama dönemine hak sağlar.<br>(3) Ön arama faaliyet raporunun veya yatırım harcama kalemlerine ait belgelerin uygun bulunmaması hâlinde tespit edilen eksikliklerin bir ay içinde giderilmesi ruhsat sahibine yazılı olarak bildirilir. Tebliğ tarihinden itibaren eksikliklerin bu sürede tamamlanmaması veya verilen raporların ya da yatırım harcama kalemlerine ait belgelerin uygun bulunmaması hâlinde Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince idari para cezası uygulanır ve genel arama dönemine hak sağlar.<br>(4) Ön arama faaliyet raporunun süresi içinde verilmemesi halinde Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince idari para cezası uygulanır ve faaliyet raporu aranmaksızın genel arama dönemine hak sağlar." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliğinin “ön arama dönemi” başlıklı 17. maddesinde yer alan “Genel arama dönemine geçmeye hak sağlayan ruhsat sahaları Genel Müdürlük internet sayfasında ilan edilir.” düzenlemesinin dava konusu Yönetmelikte bulunmadığı belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle hükmün iptali edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, yürürlükten kaldırılan Maden Yönetmeliği döneminde ön arama döneminden genel arama dönemine geçişte ruhsat sahiplerine tebligat yapıldığı ve tebligatların iletiminde sorun olması ihtimaline binaen mağduriyet oluşmaması için Genel Müdürlük internet sayfasında ilan yapıldığı, E-maden sistemine geçilmesi nedeniyle bildirimlerin elektronik olarak yapıldığı, ruhsat sahiplerinin her türlü bilgi ve belgeye dijital ortamda eriştikleri, bu nedenle internet sitesinde ilana ihtiyaç duyulmadığı savunulmaktadır. <br>Maden Kanunu'nun 17. maddesinin 1. fıkrasında "Arama ruhsatının düzenlenmesinden sonraki ilk bir yıl ön arama dönemidir. Ön arama süresi sonuna kadar, asgari faaliyetlerin tamamlandığını ve bu faaliyetlere ilişkin yatırım harcamalarını gösteren ön arama faaliyet raporunun verilmesi zorunludur. Bu süre içinde raporun verilmemesi halinde 20.000 TL idari para cezası verilir. Genel Müdürlüğe verilen raporların veya yatırım harcama kalemlerine ait belgelerin uygun bulunmaması halinde eksikliklerin bir ay içinde giderilmesi ruhsat sahibine yazılı olarak bildirilir. Tebliğ tarihinden itibaren eksikliklerin bu sürede tamamlanmaması veya verilen raporların ya da yatırım harcama kalemlerine ait belgelerin uygun bulunmaması halinde de 20.000 TL idari para cezası verilir. Arama ruhsatı, IV. Grup madenlerde iki yıl, diğer gruplarda bir yıl olmak üzere genel arama dönemine hak sağlar." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Dava konusu Yönetmelik maddesinde ön arama ruhsat dönemine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup, söz konusu maddede ön arama ruhsat süresinin, anılan dönemde yapılması gerekli faaliyetlerin ve uygulanacak yaptırımların düzenlendiği, benzer şekilde Kanun'un 17/1 maddesinde de, ön arama dönemine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı görülmektedir.<br>Her ne kadar davacı tarafından, genel arama dönemine geçmeye hak sağlayan ruhsat sahalarının Genel Müdürlük internet sayfasında ilan edileceğine dair düzenlemeye yer verilmediği ileri sürülerek iptal talebinde bulunulmakta ise de, dava konusu düzenlemenin dayanağı üst hukuk normuna aykırılık oluşturmadığı gibi, Kanunda bu yönde bir ilan zorunluluğu da bulunmamaktadır.<br>Kaldı ki, davalı idarece, bahsi geçen ilanın ruhsat sahiplerinin mağduriyet yaşamaması için kullanıldığı belirtilmekte olup, halihazırda faaliyetlerin elektronik ortamda yürütülmesi ve tebligatların da elektronik olarak yapılması nedeniyle bu yönde bir ilana ihtiyaç da bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, dava konusu düzenlemenin dayanağı üst hukuk normuna aykırı olacak şekilde düzenleme getirilmediği ve eksik düzenleme bulunmadığı, maddenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.<br>Yönetmeliğin 31. maddesinin 1. fıkrası yönünden:<br>Yönetmeliğin 31. maddesinin 1. fıkrasında "II. Grup (a) ve (c) bendi ve patlatma yapılarak üretim yapılan I. Grup (b) bendi madenlerin projesinde talep edilen izin alanına ve kırma-eleme tesis yerlerine, Karayolları Genel Müdürlüğü sorumluluğunda olan yollara, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlara, organize hale gelmiş tarım ve hayvancılık bölgelerine, denizlere, göllere, 1 inci derece sit alanlarında fiziki olarak ortaya çıkarılmış kültürel varlıkların ön görünüm alanında yatay olarak en az 500 metre mesafede, ön görünüm alanı dışında ise en az 150 metre mesafe dahilinde izin verilmez. Ancak Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda olan yol kenarlarında, alternatif alan bulunamaması veya coğrafik ve bölgesel şartlar dikkate alınarak, Karayolları Genel Müdürlüğünden izin alınması durumunda izin verilebilir. Süre uzatım talepleri kazanılmış haklar dikkate alınarak değerlendirilir. Bu fıkradaki mesafeler, ihtiyaç halinde faaliyetlerin boyutu, işletme yöntemi, emniyet tedbirleri ile arazinin topoğrafik ve jeolojik yapısı dikkate alınarak Bakanlıkça artırılabilir. Mesafeler yatay olarak hesaplanır." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Davacı tarafından, söz konusu maddede yer alan ve kısıtlama öngörülen alanların yetersiz olduğu, bir yerin henüz organize tarım ve hayvancılık bölgesi olmamasının bir daha olmayacağı anlamına gelmediği, sit alanları kısıtlamasının ise yalnızca ortaya çıkarılmış alanları kapsadığı, maddede yer verilen mesafe şartının bilimsel bir temelinin bulunmadığı, nehir, göl ve kıyı suları gibi hassas su kütleleri için hassaslık derecelerine göre mesafe belirlenmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, Yönetmelikte bahsi geçen mesafelerin konusunda uzman kurum ve kuruluşların görüşleri de dikkate alınarak arttırılabildiği, maddede asgari mesafe şartının belirlendiği, sit alanlarıyla ilgili mevzuatta herhangi bir mesafe şartı bulunmamakla birlikte, dava konusu Yönetmelikle korunması için mesafe şartı getirildiği, Genel Müdürlüğe bildirilen tüm kısıtlı-korunması gereken alanların coğrafi bilgi sistemine işlendiği ve ilgili kurumların izinleri alınmaksızın madencilik faaliyetinde bulunulmadığı savunulmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 7. maddesinin 13. ve 14. fıkralarında "Kamu hizmeti veya umumun yararına ayrılmış yerlere ve bu tür tesislere 60 metre mesafe dahilinde madencilik faaliyetleri Bakanlığın, binalara 60 metre, özel mülkiyete konu araziye 20 metre mesafe dahilinde ise mülk sahibinin iznine bağlıdır. Bu mesafeler, ihtiyaç halinde madencilik faaliyetlerinin boyutu, emniyet tedbirleri ve arazinin yapısı dikkate alınarak Bakanlıkça artırılabilir. Mesafeler yatay olarak hesaplanır. Maden arama faaliyetleri, bu Kanunda sayılanlar dışında herhangi bir izne tâbi değildir. İşletme faaliyetleri ise, bu Kanuna göre Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliğe göre yürütülür." hükmüne yer verilmiştir.<br>Dava konusu düzenlemede, belirli grup madenlerin işletme yöntemleri ile tesisleri için, yine Yönetmelikte belirlenen yerlere belli bir mesafeden daha az olacak şekilde çalışma izni verilemeyeceği düzenlenmiştir.<br>Dava konusu düzenlemenin dayanağını teşkil eden Kanun hükmünde, kamu hizmeti veya umumun yararına ayrılmış yerler ve tesisler ile özel mülkiyete konu araziler için mesafe şartı öngörülmüş olup, söz konusu yerler sayma usulüyle belirtilmemiştir. Başka bir ifadeyle, ilgili mevzuatında kısıtlayıcı düzenlemeler içeren yerler hariç olmak üzere, geri kalan yerler ve araziler için Maden Kanunu'nda bulunan kısıtlama dışında her türlü durum için idarenin düzenleme yapma konusunda takdir hakkı bulunmaktadır.<br>Bu durumda, dava konusu düzenlemenin, dayanağı üst hukuk normundaki düzenleme doğrultusunda ve aynı düzenlemede tanınan yetkiye uygun şekilde tesis edildiği sonucuna varılmakla, dava konusu maddede hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Yönetmeliğin 37. maddesi yönünden:<br>Yönetmeliğin 37. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde "Ruhsatların süre uzatım taleplerinde; ruhsat süresinin bitiş tarihinden en geç on iki ay öncesine kadar Genel Müdürlüğün bütçesine gelir kaydedilmek üzere işletme ruhsat taban bedeli Genel Müdürlüğün muhasebe birimi hesabına yatırılarak, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce maden mühendisinin sorumluluğunda hazırlanmış işletme projesi ve aktif edilmiş kayıtlı elektronik posta adresinin (KEP) veya UETS adresinin ruhsat sahibi tarafından Genel Müdürlüğe verilmesi zorunludur. Bu yükümlülüğe uymayan ruhsat sahiplerine Kanunun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince idari para cezası uygulanır ve ruhsat süresinin bitiş tarihinden en geç altı ay öncesine kadar da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen ruhsat sahiplerinin talepleri reddedilerek ruhsatları süresi sonunda iptal edilerek ilgili saha ihalelik saha konumuna getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliğinin ilgili maddesinde “ruhsat sürelerinin uzatılmasında çevre ile uyum şartının” bulunduğu, dava konusu Yönetmelikte bu düzenlemenin yer almadığı belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle hükmün iptali edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, temdit başvurusunda bulunulan sahalarda çalışmaların devam ettiği sırada ÇED sürecinde verilen taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından denetlendiği, henüz madencilik faaliyetleri devam ederken rehabilitasyon-çevre uyum projelerinin gerçekleştirilmesinin istenilmesinin iyi niyetli bir tutum olmadığı savunulmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 24. maddesinin 2. fıkrasında "Ruhsatların süre uzatım taleplerinde; ruhsat süresinin bitiş tarihinden en geç altı ay öncesine kadar, 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borcunun bulunmaması şartıyla Genel Müdürlüğün bütçesine gelir kaydedilmek üzere işletme ruhsat taban bedeli yatırılarak, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce maden mühendisinin sorumluluğunda hazırlanmış işletme projesi ve aktif edilmiş tebligata esas kayıtlı elektronik posta adresinin (KEP) veya kurumsal elektronik tebligat sistemi (e-Tebligat) adresinin ruhsat sahibi tarafından Genel Müdürlüğe verilmesi zorunludur. Aksi hâlde talep reddedilir ve ilgili saha ihalelik saha konumuna getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır. Genel Müdürlükçe proje üzerinde veya mahallinde yapılan/yapılmış inceleme sonucunda tespit edilen, projedeki teknik eksiklikler ve süre uzatımı talebinde bulunulan ruhsata ilişkin vadesi geçmiş ruhsat harcı, ruhsat bedeli, çevre ile uyum teminatı ve Devlet hakkı gibi mali eksiklikler Genel Müdürlük tarafından ruhsat sahibine iki ay içerisinde bildirilir, eksiklikler yapılan bildirimden itibaren üç ay içinde tamamlanır. Eksikliklerini verilen sürede tamamlamayanlara 31.054 TL idari para cezası uygulanır. Ruhsat süresinin sonuna kadar eksikliklerin tamamlanmaması durumunda ruhsat süresi uzatılmaz ve bu alanlar başka bir işleme gerek kalmaksızın ihalelik saha konumuna getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır. Talebin kabul edilmemesi hâlinde yatırılan işletme ruhsatı taban bedeli iade edilmez. Süre uzatım talebinin uygun görülmesi hâlinde ise en geç ruhsat süre sonundan itibaren bir ay içinde işletme ruhsatının süresi, işletme ruhsatının süresinin bitim tarihinden itibaren uzatılır. Ruhsat süresi dolan ruhsat sahalarında maden işletme faaliyetleri yapılamaz."<br>Dava konusu Yönetmelik maddesinde, maden işletme ruhsatlarının süresinin uzatılmasında uygulanacak usuller düzenlenmekte olup, bu maddenin Maden Kanunu'ndaki karşılığını 24. maddenin 2. fıkrası teşkil etmektedir.<br>Her ne kadar davacı tarafından, ruhsat sürelerinin uzatılmasında çevre ile uyum şartının aranmadığı ileri sürülmekte ise de, dava konusu düzenlemenin dayanağını oluşturan Kanun maddesinde de bu yönde bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, dava konusu düzenlemenin, dayanağı üst hukuk normundaki düzenlemeye uygun şekilde tesis edildiği sonucuna varılmakla, dava konusu maddede hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Yönetmeliğin 39. maddesinin 3. fıkrası ile 39. maddesinin 5. fıkrasının (a) ve (b) bentleri yönünden:<br>Yönetmeliğin 39. maddesinin 3. fıkrasında "Kamu kurum ve kuruluşlarının ruhsatları hangi aşamada olursa olsun birleştirilebilir." hükmüne, 39. maddesinin 5. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde "a) İşletme izni düzenlenmiş işletme ruhsatı safhasında; görünür maden rezervinin mücavir ruhsat alanlarında bir bütünlük teşkil etmesi, ortak işletme yapılmasının zorunlu veya üretimin entegre tesisi beslemeye yönelik olması hâlinde Kanunda belirtilen alan sınırlaması aranmadan birleştirme yapılabilir.<br>b) İşletme izni düzenlenmiş işletme ruhsat alanında uygun ve yeterli yer bulunamaması hâlinde zorunlu tesis ve altyapı tesisleri için bitişik alandaki ruhsat sahası ile safhasına bakılmaksızın ve Kanunda belirtilen alan sınırlaması aranmaksızın birleştirme yapılarak işletme ruhsatı düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.<br><br><br>Davacı tarafından, bu maddeyle, küçük ruhsat alanlarının birleştirilmesiyle çok büyük alanlarda madencilik faaliyetlerinin yapılabilmesinin önünün açılacağı, ruhsat birleştirilmesinin koşulsuz yapılmasını öngören düzenleme uyarınca canlı yaşamı ve doğal varlıkların olumsuz etkilenmesinin artacağı, ruhsatların zorunlu sebeplerle birleştirilmesi söz konusu olsa bile bu uygulamanın sadece Maden Yönetmeliği çerçevesinde alınabilecek kararlar ile gerçekleştirilemeyeceği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, maden ruhsat sahalarının yalnızca Maden Yönetmeliği değil, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, Maden Atıkları Yönetmeliği gibi birçok düzenleyici işlem çerçevesinde yürütüldüğü ve denetlendiği savunulmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 16. maddesinin 6. fıkrasında "Ruhsatlar, sahibinin ruhsat bedellerini ödeyerek müracaatta bulunması ve birleştirmeye konu tüm ruhsatlarının işletme izinli olması şartıyla, düzenlenme tarihi daha eski olan ruhsatta birleştirilebilir. (Ek cümleler:14/2/2019-7164/16 md.) Diğer ruhsatlar hangi aşamada olursa olsun birleştirilemez. Ancak kamu kurum ve kuruluşlarının ruhsatları hangi aşamada olursa olsun birleştirilebilir. Birleştirme sonucunda ortaya çıkan alan, bu maddede belirtilen alan sınırlamasını geçemez. Ancak işletme ruhsatı safhasında görünür maden rezervinin mücavir ruhsat alanlarında bir bütünlük teşkil etmesi, ortak işletme yapılmasının zorunlu veya üretimin entegre tesisi beslemeye yönelik olması hâlinde bu alan kısıtlaması aranmaz. Mevcut işletme ruhsat alanında uygun ve yeterli yer bulunamaması hâlinde zorunlu tesis ve altyapı tesisleri için bitişik alandaki ruhsat sahası ile safhasına bakılmaksızın ve alan sınırlaması aranmaksızın birleştirme yapılarak işletme ruhsatı düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.<br>Dava konusu Yönetmelik maddeleri ile bu maddelerin Maden Kanunu'ndaki karşılığını teşkil eden maddenin incelenmesi neticesinde, her iki düzenlemenin birbirinin aynısı olacak şekilde kurala bağlandığı, başka bir ifadeyle, dava konusu Yönetmelik maddelerinin dayanağı Kanun maddesi doğrultusunda düzenlendiği görülmektedir.<br>Bu durumda, dava konusu düzenlemenin, dayanağı üst hukuk normundaki düzenlemeyle aynı yönde tesis edildiği sonucuna varılmakla, dava konusu maddelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>Yönetmeliğin 53. maddesinin 4. fıkrası yönünden:<br>Yönetmeliğin 53. maddesinin 4. fıkrasında "Hammadde üretim izni talep edilen alanın 20 km yakınında Genel Müdürlükçe tespit edilen pasa, artık ve atık olması halinde bunlar projede kullanılır. Talep sahibi tarafından söz konusu pasa, artık ve atığın projede kullanılması için fiziksel ve kimyasal özelliklerinin uygun olmadığının talep eden kurum dışında bir uzman kuruluş raporu ile belgelendirilmesi halinde, hammadde üretim izni talep edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları bünyesindeki akredite olmuş laboratuvar raporları da uzman kuruluş raporu olarak kabul edilir." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Davacı tarafından, Yönetmeliğin 53/1 maddesinde sayılan projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi için alınacak izinlerde; pasa, artık ve atıkların kullanılmasına olanak sağlandığı, pasa, artık ve atıkların kullanılmasından kaynaklanan etkilerin Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği dışına çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, pasa, artık ve atıkların ÇED süreci tamamlanarak faaliyete geçmiş maden ocaklarından çıktığı, söz konusu maddeler için tekrar ÇED izni alınmasına gerek bulunmadığı savunulmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 14. maddesinin son fıkrasında "Hammadde üretim izni talep edilen alanın 20 kilometre yakınında Genel Müdürlükçe tespit edilen pasa, artık ve atık olması hâlinde bunlar projede kullanılır. Söz konusu pasa, artık ve atığın projede kullanılması için fiziksel ve kimyasal özelliklerinin uygun olmadığının uzman kuruluş raporu ile belgelendirilmesi hâlinde hammadde üretim izni talep edilebilir." hükmüne yer verilmiştir.<br>Bu durumda, dava konusu Yönetmelik maddesinin, dayanağını oluşturan Kanun maddesinden aynen alınmak suretiyle düzenlendiği görüldüğünden, bu haliyle düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Yönetmeliğin 54. maddesinin 2. fıkrası yönünden:<br>Yönetmeliğin 54. maddesinin 2. fıkrasında "Kamu kurum ve kuruluşlarının altı aydan az süreli ve toplam bin tondan az olan miktarlardaki hammadde talepleri, talep edilen alanda yürüyen ruhsat hakları yok ise mahallinde tetkik yapılmadan da karşılanabilir. Bu kapsam dahilinde yürütülen faaliyetler için daimî nezaretçi atanması zorunluluğu yoktur. Ancak teknik ve emniyet yönünden meydana gelecek tüm olaylarda sorumluluk izin sahibi kamu kurum ve kuruluşuna aittir." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Davacı tarafından, bu madde ile Yönetmeliğin 53/1 maddesinde sayılan projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi için alınacak izinlerde kamu kurum ve kuruluşlarına muafiyet tanındığı, bilimsel hiçbir dayanağı olmayan limitler dahilinde tanınan muafiyetle Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin devre dışı bırakıldığı ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, bu maddede, talebin mahallinde tetkik edilmeden karşılanabilecek olması durumunda daimi nezaretçi atama zorunluluğunun olmaması halinin düzenlendiği, bu işlemle ilgili ÇED alınmayacağı gibi bir hususun bulunmadığı, dolayısıyla ÇED sürecinin atlanmadığı savunulmaktadır.<br>Dairemizin 22/09/2023 tarih ve E:2023/885 sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddine dair karara karşı davacı tarafından Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na yapılan itiraz başvurusuna ilişkin dilekçede, dava konusu maddenin taleple bağlılık ilkesi gözetilerek incelenmesi gerektiği vurgulanmış; maddenin iptal gerekçesi olarak kamu kurum ve kuruluşlarına muafiyet tanındığı, bilimsel hiçbir dayanağı olmayan limitler dahilinde tanınan muafiyetle Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin devre dışı bırakıldığı gösterilmiştir.<br>Bu nedenle, her ne kadar Dairemizin 19/02/2025 tarih ve E:2023/923, K:2025/1153 sayılı kararıyla 54. maddesinin 2. fıkrasında geçen; "Bu kapsam dahilinde yürütülen faaliyetler için daimî nezaretçi atanması zorunluluğu yoktur." ibaresinin iptaline karar verilmiş ise de, davacının iddiaları, yürütmenin durdurulmasına itiraz dilekçesi ve taleple bağlılık isteği dikkate alınarak, bu maddeye yönelik iptal istemi Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında, başka bir ifadeyle, çevresel etki boyutuyla değerlendirilmiştir.<br>Maden Kanunu'nun 31. maddesinde ''Kaynak tuzlaları hariç olmak üzere maden ruhsat sahalarındaki işletme faaliyetleri, maden mühendisi nezaretinde yapılır. Maden ruhsat sahalarındaki işletme faaliyetlerinde asgari bir maden mühendisi daimi olmak üzere, işletme tekniği, büyüklüğü ve yapısal durumu göz önüne alınarak diğer meslek disiplinlerinden mühendis istihdam edilmesi zorunludur.'' düzenlemesi, 14. maddesinin 17. fıkrasında ise "Kamu kurum ve kuruluşlarınca yol, köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi için Genel Müdürlükçe ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına izin verilir. Üretim yapılacak yerlerde ruhsatlı alanlar var ise kamu yatırımının ihtiyacı olan üretim madencilik faaliyetlerine engel olmayacak ve kaynak kaybına yol açmayacak şekilde yapılır. Bu izinler çerçevesinde yapılacak üretimden Devlet hakkı alınmaz ve izinler proje süresini aşamaz." düzenlemesi yer almaktadır.<br> Maden Kanunu kapsamında yürütülecek olan işletme faaliyetleri için işletme ruhsatı ve sonrasında işletme izni alınması zorunlu ise de, hammadde üretim sahalarında maden ruhsatı düzenlenmeksizin Maden Kanunu'nun 14. maddesine göre hammadde üretim izni verilmek suretiyle faaliyet gösterilmektedir. Sürecin bu şekilde işletilmesinin, başka bir ifadeyle ruhsat yerine hammadde üretim izni verilmesinin nedenini, cevherin herhangi bir zenginleştirme işlemine tabi tutulmadan (tüvenan olarak) kullanılması ve kamu yatırımlarında ihtiyaç duyulan malzemenin hızlı şekilde temin edilmesi oluşturmaktadır.<br>Bu haliyle, hammadde üretim izni verilen sahalarda işletme ruhsat sahalarına kıyasla yürütülen faaliyet farklılık arz ettiğinden, işletme ruhsatı veya işletme izni aşamalarında aranılan birtakım yükümlülüklerin hammadde üretim izni verilen sahalar için aranmamasının bu faaliyetin doğal bir sonucu olduğu anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda, dayanağı üst hukuk normuna aykırılık içermeyen dava konusu düzenleme hukuka uygun görülmüştür.<br>Yönetmeliğin 97. maddesi yönünden:<br>Yönetmeliğin 97. maddesinde "Genel Müdürlükçe tutulan, maden haklarının tescil edildiği maden sicili açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, sicil kayıtlarının maden sicil memurlarından biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir. Maden sicilindeki kayıtların bilinmediği iddia edilemez." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Davacı tarafından, madencilik faaliyetlerinde şeffaflığın ve talep edilen bilgilere erişimin önüne geçildiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, maden siciline kayıtlı ruhsatların, ruhsat sahiplerinin özel hayatının bir parçası olduğu, bu nedenle ilgisine inanılır kılınan ilgililer hariç olmak üzere, bu bilgilerin paylaşılamayacağı savunulmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 38. maddesinin 3. fıkrasında "Maden sicili alenidir. İlgililer sicil kayıtlarının maden sicil memurlarından biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir. Maden sicilindeki kayıtların bilinmediği iddia edilemez." hükmüne yer verilmiştir.<br>Yukarıda yer verilen kanun hükmünün incelenmesinden, maden sicilinin aleni olduğu belirtildikten sonra, sicil kayıtlarının ilgili olanlar tarafından ve bir memur huzurunda incelenebileceği kurala bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle, her ne kadar sicil aleni ise de, söz konusu bilgi ve belgelerin isteyen herkes tarafından değil, ilgililer tarafından görülebileceği tabiidir.<br>Bu durumda, dava konusu düzenlemede yer alan "ilgisini inanılır kılan" kimseler ile Kanunda yer alan "ilgili" ifadesinin aynı kişi ve kurumları ifade ettiği, Yönetmelik düzenlemesi ile Kanunda yer alan ifadenin değiştirilmediği ya da kapsamının daraltılmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamıştır.<br>Yönetmeliğin 103. maddesinin 7. fıkrası yönünden:<br>Yönetmeliğin 103. maddesinin 7. fıkrasında "MTA Genel Müdürlüğü, herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan, madencilik yapılabilecek bütün sahalarda, MTA Genel Müdürlüğünün yürüttüğü bir projeye bağlı olarak arama faaliyetlerinde bulunabilir. MTA Genel Müdürlüğü, başka birisi adına ruhsatlı sahalarda faaliyetlerini ruhsat sahibinin faaliyetlerini engellemeden yürütür."<br>Davacı tarafından, söz konusu maddeyle ormanlar, tarım ve mera alanları, su havzaları ve korunan alanlar üzerinde herhangi bir izne gerek olmadan maden arama faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine imkan sağlandığı ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, Maden Kanunu’nun 47. maddesinde, MTA’nın ruhsat veya izne gerek olmadan bütün maden sahalarında arama faaliyetinde bulunabileceğinin düzenlendiği savunulmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 47. maddesinin 1. fıkrasında "Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan, madencilik yapılabilecek bütün sahalarda, Kurumun yürüttüğü bir projeye bağlı olarak arama faaliyetlerinde bulunabilir. Üçüncü kişilere ait ruhsatlı alanlarda yaptıkları arama faaliyetleri sonucunda bulduğu aynı grup madenler ile ilgili hiçbir hak talebinde bulunamaz. Bu alanlar içinde arama ruhsatını aldığı diğer grup madenler, ruhsat süresi sonunda Genel Müdürlük tarafından 30 uncu madde hükümlerine göre ihale edilir. İşletme izin sınırları içerisindeki arama faaliyetleri ruhsat sahibinden izin alınarak yapılır." hükmüne yer verilmiştir.<br>Dava konusu Yönetmelik maddesi ile yukarıda yer verilen Kanun hükmünün birlikte incelenmesinden, dava konusu maddenin Kanunda yer alan düzenlemenin tekrarı niteliğinde olduğu, söz konusu düzenlemeye aykırı bir kurala yer verilmediği görülmektedir.<br>Davacının eksik düzenleme nedeniyle Yönetmeliğin tamamının iptali istemine gelince;<br>Davacı tarafından, zenginleştirilen tüvenan cevherin denetimi dair dava konusu Yönetmelikte düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 168. maddesi ve Maden Kanunu'nun 14. maddesine aykırı olacak şekilde, çevresel denetimlere ve Devlet hakkına ilişkin hususların eksik düzenlendiği belirtilerek Yönetmeliğin tamamının iptali istenilmektedir.<br> 6592 sayılı Kanun ile Maden Kanunu'nun 14. maddesinde yapılan değişiklikle, "Madenlerden alınan Devlet hakkına esas olan emsal ocak başı satış fiyatı, bölgeler de dikkate alınarak her madene ait ayrı ayrı ve uygulandığı yıl için belirlenerek Genel Müdürlükçe ilan edilir." düzenlemesi Maden Kanunu'na eklenilmiş olup, ruhsat sahibi tarafından beyan edilen ocak başı satış fiyatının Bakanlık tarafından denetlenebileceği ve bunun sonucunda eksik beyanda bulunulduğunun tespiti halinde bunun tamamlattırılacağı açıktır. Dolayısıyla, devlet hakkına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek aksaklıkları ve tutarsızlıkları önlemek, beyanlar arasında birliği sağlayarak devlet hakkı kayıplarının önüne geçmek amacıyla davalı idarenin dayanaklarını ortaya koymak suretiyle emsal fiyat tespiti yapma konusunda yetkisi bulunmaktadır. Öte yandan, dava konusu Maden Yönetmeliğinin 85. maddesinin 8. fıkrasında "Altın, gümüş ve platin gibi madenlerin ocak başı satış fiyatının tespitinde, tesis başı konsantre, dore-külçe, granül gibi ürünler baz alınır." düzenlemesi yer almakta olup, devlet hakkının veya ocak başı satış fiyatının belirlenmesinde, altın, gümüş ve platin gibi ya da farklı madenler için davalı idarenin özel düzenleme yapma hususunda görev ve yetkisi olduğu kadar takdir hakkının da bulunduğu sonucuna varılmaktadır.<br> Diğer taraftan, Maden Kanunu'nun 7. maddesinin 10. fıkrasında "Çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulur." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenleme ile birlikte Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği düzenlemelerine aykırı şekilde faaliyette bulunulması halinde, söz konusu faaliyete ilişkin yaptırım uygulanacağı da tabiidir.<br> Bu haliyle, gerek dava konusu Yönetmelikte gerekse maden ve çevre mevzuatında yer alan düzenlemelerde, davalı idarenin denetim ve yaptırım uygulaması konusunda davacı tarafından iddia edildiği şekliyle eksik bir düzenleme bulunmadığından, dava konusu Yönetmeliğin tamamının iptali isteminde hukuka uyarlık görülmemiştir.<br> <br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. DAVANIN REDDİNE,<br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,<br>4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,<br>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, <br>18/11/2025 tarihinde, Yönetmeliğin 97. maddesi yönünden oyçokluğu, diğer maddeleri yönünden oybirliğiyle karar verildi.<br><br><br>KARŞI OY :<br>(X)- Yönetmeliğin 97. maddesinde "Genel Müdürlükçe tutulan, maden haklarının tescil edildiği maden sicili açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, sicil kayıtlarının maden sicil memurlarından biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir. Maden sicilindeki kayıtların bilinmediği iddia edilemez." düzenlemesi bulunmaktadır.<br>Maden Kanunu'nun 38. maddesinin 3. fıkrasında "Maden sicili alenidir. İlgililer sicil kayıtlarının maden sicil memurlarından biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir. Maden sicilindeki kayıtların bilinmediği iddia edilemez." hükmüne yer verilmiştir.<br>Anayasa'nın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme, idarenin ikincil düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır.<br>Anayasa'ya göre, idarenin, düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gereklidir. Kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin yine kanunda belirtildiği gibi kullanılacağı tabiidir.<br>Ayrıca, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği açıktır. Bu bakımdan, alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. <br>Kanunlarda gösterilen usul ve yöntemleri "açıklayıcı" hükümler taşıyan, yeni bir yöntem ve usul getirmeyen; dayanağı olan mevzuatta yer alan hükümleri aşan düzenleme içermeyen kuralların Yönetmeliklerle getirilmesi mümkündür.<br>Yukarıda yer verilen kanun hükmünün incelenmesinden, maden sicilinin aleni olduğu belirtildikten sonra, sicil kayıtlarının ilgili olanlar tarafından ve bir memur huzurunda incelenebileceği kurala bağlanmıştır. Dava konusu Yönetmelikte ise, Kanunda yer alan "ilgili" ibaresinin aksine "ilgisini inanılır kılan" kimselerin sicil kayıtlarını inceleyebileceği düzenlenmiş olup, söz konusu düzenleme hem Kanunla getirilen kuralı daraltan ve kısıtlayan bir hüküm içermekte hem de kişilerin ilgisini ne şekilde inanılır kılacağını düzenlemeyerek uygulamada belirsizliğe neden olmaktadır. Bu haliyle kuralın uygulanması, uygulayıcının takdirine bırakılmaktadır.<br> Öte yandan, hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde ve yönetimin şeffaf tutarlı ve karar alma mekanizmasında bireyin hak ve menfaatlerinin gözetildiği iyi idare uygulaması anlamına gelen "İyi Yönetişim" kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, Anayasa Mahkemesi kararları ve diğer yargı kararlarıyla iç hukukumuzda da esas alınmakta hatta bazı yasal düzenlemelerde de yerini bulmaktadır.<br>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, "İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamu otoritelerinin, uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini" gerektirir.<br> İdarenin faaliyetlerinde şeffaf olması, kamu gücünü kullanırken keyfiyete kaçmaması, karar alma sürecinde işlemden etkilenecek kişilerin görüşlerini alması, alınan karardan dolayı gerektiğinde hesap verebilmesi, tasarruflarında tutarlı davranması ve etkinlik ilkesi gereğince hareket etmesi, iyi yönetim ilkesinin temel unsurlarındandır.<br> Bu durumda, dava konusu düzenlemenin hem dayanağı Kanun hükmünü kısıtlayan ve daraltan bir düzenleme olması hem de şeffaflık ve iyi yönetim ilkesine aykırı olması nedeniyle, hukuka ve kamu yararına aykırılık teşkil ettiğinden, düzenlemenin iptali gerektiği gerekçesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.<br><br></font></p></body></html>
ihale