<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2022/5013 E.  ,  2025/1246 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2022/5013<br>Karar No : 2025/1246 <br><br>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:...sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Gaziantep İli, Çamlıca, ..., ... Mahallesi güzergahında belediye tarafından yapılan yol çalışmalarında açılan yaklaşık 2 metre yükseklikteki çukura 26/07/2019 tarihi saat 03:00 sularında düşerek yaralanan davacı tarafından, meydana gelen olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 100,00-TL (miktar artırımı ile 218.282,83-TL) maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyadaki ifadeler olay yeri tespit tutanağı ve fotoğrafların birlikte değerlendirilmesinden, davacının yaralanması olayının yol yapım çalışması nedeniyle meydana geldiği, yolun yapım görevinin Büyükşehir Belediyesinde olduğu, bu çalışma esnasında yol yapım çalışmasının meskun mahal içinde olması nedeniyle o mahalde yaşayan vatandaşların zarar görmesini engellemek için gereken tedbirleri alma görevini yerine getirmeyerek davacının yaralanmasına sebep olan davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, olayda davacının mütefarik kusurunun bulunmadığı gerekçeleriyle, davacının geçici ve kalıcı işgücü kaybı (maluliyet) oranının ne kadar olduğu ve başkasının bakımına sürekli muhtaç olup olmadığının tespiti için dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde uzman hekimlerce düzenlenen 26/04/2021 tarihli raporda, 1- Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik uyarınca kişinin özürlülük oranının %13, 2- Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre kişinin engel oranının %11,2 olarak belirlenmek suretiyle tıbbi iyileşme süresi dikkate alındığında 4 ( dört) ay süre ile geçici iş göremezliğinin olduğu, iyileşme dönemi 3 (üç) hafta tam gün bakıcı ihtiyacı olduğunun tespit edildiği, anılan rapor doğrultusunda yaptırılan hesap bilirkişisi incelemesi neticesinde 06/12/2021 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporunda özürlülük oranı %13 olduğu dikkate alınarak, sürekli iş göremezlik (maluliyet) karşılığı maddi zararının 208.508,35-TL, 4 aylık geçici iş göremezlik karşılığı maddi zararının 8.083,60-TL, 3 haftalık bakıma muhtaçlığı karşılığı maddi zararının 1.790,88-TL olmak üzere toplam maddi zararının 218.382,83-TL olarak belirlendiği, bu kapsamda davacının 26/07/2019 tarihinde yol yapım çalışması esnasında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle 1.5 metre yükseklikten düşerek yaralanması olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunması sebebiyle uğranılan 218.282,83-TL (geçici ve kalıcı iş göremezlik ve bakıcı gideri) maddi zararının davalı idareye yapılan başvuru tarihi 10/12/2019'dan itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini gerektiği, manevi tazminat açısından idarenin hizmet kusuru, olayın oluş şekli, davacının yaşı (26), sürekli engel oranı (%13), tedavi için ameliyat olmak zorunda kalması, iyileşme süresi (4 ay) dikkate alınarak duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesi maksadıyla 20.000,00-TL manevi tazminat talebinin kabulü ile davalı idareye yapılan başvuru tarihi 10/12/2019'dan itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, geriye kalan 30.000,00-TL manevi tazminat isteminin de reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile; uyuşmazlıkta, davacıya ait 26/07/2019 tarihli müşteki ifade tutanağında iki kişiden korkarak kaçması nedeni ile yol yapım çalışmalarında açılan yükseklikten düştüğü dolayısı ile zararın gerçekleşmesinde davacının da %50 oranında kusurunun bulunduğu gerekçesiyle, ödenecek tazminat miktarlarının müterafik kusur oranında orantısal olarak %50 azaltılması gerektiğinden 218.282,83-TL maddi tazminattan yüzde 50 düşülmek sureti ile 109.141,41-TL zarar ile 10.000,00-TL manevi tazminatın başvuru dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 10/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğinden bahisle, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava dosyasında maluliyet raporu alınırken Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği yerine Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerinin baz alınmasının hukuka aykırı olduğu, kaza anında aldırılan Adli Raporda bahsedilen ve vücutta meydana gelen zararların 26/04/2021 tarihli muayenede tespit edilmediği, muayene anında tespit edilen sağ el bileğindeki fleksiyonun da %13 oranında kalıcı bir maluliyete neden olmayacağından hatalı raporlara dayanılarak hükmedilen tazminat tutarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE: <br> MADDİ OLAY : <br> Davacının, 26/07/2019 günü, saat 03.00 sularında Gaziantep ili, Çamlıca, ..., ... Mahallesi güzergahında yol çalışmalarında açılan 1,5 metre yükseklikteki çukura düşmesi sonucunda yaralanması neticesinde Dr. Ersin Aslan Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittiği, hastanede polis tarafından alınan ifadesi sonucunda 27/07/2019 günü ve saat 09:00 sıralarında tanzim edilen olay yeri görgü, tespit ve araştırma tutanağında; olayın meydan geldiği yeri gören kameranın ve şüpheli şahıs olmadığı, şahsın düştüğü yerin yaklaşık 1,5 metre yükseklikte toprak çakıllı zemin olduğu, yolun yapım aşamasında olduğu, ifadelerine yer verilerek olay yerinin basit krokisin çizildiği, krokiye göre yapımı devam eden yolun etrafında herhangi bir uyarı levhası ve yayaların düşmesini önleyici herhangi bir bariyer olmadığının tespit edildiği, bunun üzerine yaşanan yaralanma olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminatın ödenmesi istemiyle davalı idareye 09/12/2019 tarihli başvurunun yapıldığı, anılan başvurunun meydana gelen olay nedeniyle idareye atfedilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle... tarih ve...sayılı işlemle reddedilmesi üzerine, davacının yaralanmasına ilişkin yaşanan olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle şimdilik 100,00-TL maddi (miktar artırımı ile iş göremezlik (maluliyet) karşılığı maddi zararın 208.508,35-TL, 4 aylık geçici iş göremezlik karşılığı 8.083,60-TL, 3 haftalık bakıma muhtaçlık karşılığı 1.790,88-TL olmak üzere toplam 218.282,83-TL) ve 50.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi <br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.<br> İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.<br> İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.<br> 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.<br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde ise, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralına yer verilmiştir.<br>Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.<br> 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde; "Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br>Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminata İlişkin Kısmına Karşı Davalı İdarenin Temyiz İstemlerinin İncelenmesi:<br> Uyuşmazlık konusu olayda, davacının yaralanmasına ilişkin meydana gelen olaydan sonra tedavi maksadıyla gittiği Dr. Ersin Aslan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde polis tarafından alınan ifadesi neticesinde, 27/07/2019 günü saat 09:00 sıralarında kolluk tarafından tanzim edilen olay yeri görgü tespit ve araştırma tutanağında; olayla ilgili olarak olay yerini gören kameranın olmadığı ve şüpheli şahıs bulunmadığı, şahsın düştüğü yerin yaklaşık 1,5 metre yükseklikte toprak çakıllı zemin olduğu, yolun yapım aşamasında bulunduğunun tespit edilerek olay yerinin çizilen basit krokisine göre yapımı devam eden yolun etrafında herhangi bir uyarı levhası ve yayaların düşmesinin önleyici herhangi bir bariyerin olmadığının dosyada yer alan olay yeri tespit tutanağı ve fotoğraflardan anlaşıldığı, bu durumda davacının yaralanmasına sebep olan olayın meydana geldiği yerde yapılan yol çalışmasının meskun mahal içinde olması ve mahalde yaşayan insanların zarar görmesinin engellemek için gerekli tedbirlerin alınmaması sebebiyle meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı açıktır. Hal böyle olunca, hizmet kusurundan kaynaklı davacının zararlarının davalı idarece tazmininin gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.<br> Bununla birlikte, İdare Mahkemesinin 03/03/2021 tarihli ara kararı uyarınca uzman hekimlerce düzenlenen... tarih ve ... sayılı bilirkişi heyet raporunda, ''1- Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi'nin 26/07/2019 tarihli Adli Tıp Raporunda; Sağ kaş üstünde yaklaşık 4-5 cm travmatik kesi, sağ el bilekte ve sağ ayak bileğinde şekil bozukluğu, şişlik, hassasiyet ve hareket zorluğu, el bilek fraktürü ve ayak bileği fraktürü mevcut olduğu, 2- Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi'nin 26/07/2019 giriş tarihli epikriz raporunda radiusta deplase açık kırık, tibia ve fibula alt uçta nondeplase kırık tespit edildiği, 3- Kişinin 26/04/2021 tarihinde yapılan muayenesinde; sağ el bileğinde fleksiyon'' tespitlerine dayanılarak 1-) Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre özürlülük oranın %13 olduğu, 2-) Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca %11 + %4 Balthazard formülüne göre %15 olduğu, E cetveline göre (kişinin olay tarihindeki yaşı 20) bu oranın %11.2 olarak belirlenerek, tıbbi iyileşme ve rehabilitasyon süresi dikkate alınarak 4 (dört) ay süre ile geçici iş göremezliğe neden olduğu, iyileşme dönemi içerisinde 3 (üç) hafta tam gün bakıma ihtiyacı olduğunun belirlendiği görülmekle birlikte, söz konusu raporda incelenen tıbbi evraklar ve muayene bulgularına ilişkin kısımda davacının, Belediyenin açtığı çukura düşerek yaralandığı 26/07/2019 tarihinde düzenlenen Adli Rapor ve muayene evrakları ile epikriz raporunda tespit edilen yaralanmaya bağlı (travmatik kesi, şekil bozukluğu, şişlik, hassasiyet, hareket zorluğu, fraktür ve açık kırık) hususların belirtildiği, ancak davacının raporun tanzim edildiği 26/04/2021 tarihinde yapılan muayenesinde ise sadece sağ el bileğinde fleksiyon bulunduğu anlaşıldığından anılan maluliyet raporunda belirlenen özürlülük oranlarının kaza anındaki tespit ve tıbbi bulgulara mı yoksa raporun düzenlendiği tarihte yapılan muayenede tespit edilen tıbbi bulgulara mı dayandığının açık ve net olarak anılan rapordan anlaşılamadığı, bir diğer deyişle davacının maluliyet raporunun tanzim edildiği tarihte yaralanmaya bağlı olayın meydana geldiği gün tespit edilen tıbbi bulguların neredeyse tamamına yakının (sadece sağ el bileğinde fleksiyon hariç) kalmadığı da değerlendirildiğinde, anılan durumun çelişki yarattığı ve tıbbi bir iyileşmenin olup olmadığının tam olarak anlaşılamadığı göz önünde bulundurulduğunda, Bölge İdare Mahkemesince güncel ve kesin maluliyet oranının tespitine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu marifetiyle yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir. <br>Öte yandan, Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda; davacının dosya arasında bulunan hizmet dökümünde son hizmetinin 2018 yılı birinci ayına ilişkin olduğu ve prime esas kazancının brüt asgari ücret düzeyinde bulunduğu, dosya arasında bulunan soruşturma dosyası evraklarında davacının işsiz olduğunun belirtilmiş olduğu, kaza tarihi öncesi gelirine yönelik başkaca bir somut bilgi ve belgeye rastlanılamadığı belirtilerek, geçici iş göremezlik süresinin (4) ay olduğu, başka bir anlatımla bu dönemde davacının herhangi bir gelirinin bulunmadığı biliniyor olmasına rağmen, geçici iş göremezlik dönemi için zarar hesabının yapıldığı görülmektedir.<br>Karar veren Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunun içeriğine ilişkin açıklanan hususlar, anılan raporların hükme esas alınacak nitelikte olmadığını göstermektedir.<br>Bu itibarla, Mahkemece, davacının uğradığı zarara karşılık ödenecek tazminatın tespiti amacıyla, aşağıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda yeniden alınacak bilirkişi raporunda hiç bir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenecek maluliyet oranı doğrultusunda maddi tazminat hesabına ilişkin de ek hesap bilirkişisi raporu düzenlenmesi maksadıyla yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.<br> 1- Geçici iş göremezlik tazminatı yönünden;<br>Geçici iş göremezlik tazminatı, çalışma gücünün kullanılamaması nedeniyle çalışma gücünün %100 oranında kaybedildiğinin kabul edildiği "tedavi ve iyileşme süresi" ile sınırlı bir tazminat olup, bu süreçte olay öncesinde de çalışmakta olan kişinin işe devam edememesinden dolayı uğradığı kazanç kaybının giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, olay/zarar tarihinde gelir getirici bir işte çalışmayan kişinin kazanç kaybı söz konusu olmayacağından geçici iş göremezlik zararı da doğmayacaktır. <br> 2- Sürekli/kalıcı "çalışma gücü kaybı" ile "efor (güç) kaybı" tazminatı yönünden;<br> Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden, kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar zararı oluşturmaktadır (Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).<br> Bu aşamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde bedensel zarar kalemlerinden biri olarak sayılan "çalışma gücü kaybı" ile yargısal içtihatlarla geliştirilen, benimsenen ve uygulanan çalışma gücü kaybının özel bir türü olan "efor (güç) kaybı" kavramları arasındaki farkı da ortaya koymak gerekmektedir. İki kavram arasındaki ayrımı netleştirmek için, efor kaybı tazminatının çıkış sebebine bakmakta fayda bulunmaktadır.<br> Gelir getirici bir işte çalışma gücünden kısmen veya tamamen kalıcı olarak yoksun kalan kişilere çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak maddi bir zarar kalemi olan çalışma gücü kaybının, yalnızca "mal varlığında bir azalma ya da artış olanağından yoksun kalma" şartıyla tazmin edileceği anlayışının benimsenmesi sonucu kalıcı sakatlığa maruz kalmış olmalarına rağmen ev hanımları, emekliler, işsizler, yaşlılar ve 0-18 yaş arası küçüklerin, gelir getirici bir işte çalışmamalarına bağlı olarak mal varlığı zararına uğramadıkları gerekçesiyle bedensel zararların tazmin edilmediği dönemler olmuştur. Oysa bu kişilerin, kalıcı sakatlık nedeniyle -mal varlığı zararı oluşmamış olsa dahi- günlük yaşamsal faaliyetlerini (yeme, içme, alışveriş yapma, tuvalet vb. zaruri ve yaşamsal ihtiyaçlarını giderme yönünden) eskisine ve emsallerine nazaran daha zor, bir başka ifadeyle daha fazla efor (güç) harcayarak yerine getirdikleri bir gerçektir. Yine, kalıcı çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesi ve gelirinde herhangi bir azalma olmaması halinde de, kişinin mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere/emsallerine göre bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasına rağmen, kişi, sırf mal varlığında -gelirinde- bir azalma olmaması nedeniyle çalışma gücü kaybı tazminatına müstehak kabul edilmemiştir. Aktarılan her iki durumda da, kalıcı sakatlığa uğrayan bu kişilerin, klasik anlamda bir "mal varlığı zararı" doğmamış olsa bile beden bütünlüğünün ihlalinden kaynaklanan "beden varlığı zararı"na uğramış olmaları gerçeği görmezden gelinerek, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmemiş, bu durum bir yandan bedensel olarak zarara uğrayan kişinin zararın sonuçlarına bizzat katlanmasına (zararın kişinin üzerinde bırakılmasına), diğer yandan bedensel zararın doğmasına neden olan taraftan zararın tazmin edilememesine, dolayısıyla hakkaniyete aykırı bir sonuca yol açmıştır. İşte bu noktada ortaya çıkan "efor (güç) kaybı" kavramı, kalıcı iş gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde herhangi bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre, bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasından veya kişinin gelir getirici bir işte çalışmamakla birlikte günlük yaşamını emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek sürdürmesinden kaynaklanan zarar olarak tanımlanmış ve zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu kabul edilmiştir. Diğer bir anlatımla, kişinin mevcut zararını bizzat kendisinin "daha fazla güç" harcayarak gidermek zorunda kalması nedeniyle zarar verenin tazmin sorumluluğuna gidilmiştir.<br> Bu bağlamda, çalışma gücü kaybı, efor kaybını da içeren bir bedensel zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle, efor kaybı, sürekli çalışma gücü kaybının özel ve istisnai bir görünümü olup, aynen çalışma gücü kaybı gibi maddi ve bedensel bir zarar kalemidir. <br> Özetlemek gerekirse, terminolojik olarak “efor kaybı” kavramı, sürekli kısmi iş göremezlik kaybına uğramış olup da,<br> a) gelir getirici bir işte çalışmayan (çalışma hayatına dahil bulunmayan) ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçükler ile<br> b) gelir getirici işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirebilen kişiler ile sınırlı olarak kullanılmaktadır. (Esasen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E:2018/17-142, K:2018/1625 sayılı kararı da aynı yönde olup adli yargı uygulaması da bu şekildedir.)<br> Yukarıda belirtilen kişiler dışında, sürekli kısmi sakatlığa maruz kalanların uğradıkları bedensel zararın “çalışma gücü kaybı” adı altında tazmini gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, (kişinin gelir getirici bir işte çalışmamasına bağlı olarak bir gelirinin olmaması veya kişinin çalışmasına rağmen gelirinde bir azalma olmaması nedenleriyle) çalışma gücü kaybı tazminatı verilemeyen kişiler bakımından “efor kaybı" kavramı kullanılmaktadır.<br> Örneğin, çalışan ve fakat kusurlu bir idari eylem sonucu kalıcı sakatlığa uğrayan ve bu sebeple çalışamayacak hale gelen kişiye, (taleple bağlı olarak) aktif dönemi bakımından sakatlığı oranında çalışma gücü kaybı tazminatı ile ayrıca bakıma muhtaç olması halinde bakıcı gideri ödenmesi, ancak efor kaybı tazminatı verilmemesi gerekmektedir. Zira, her iki kavram da (çalışma gücü ve efor) çalışma gücü kaybı zararına ilişkin bulunduğundan, aynı olayda ve aynı dönemde hem çalışma gücü kaybı hem de efor kaybı tazminatına hükmedilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenebilecek hallerde kişiye ayrıca efor kaybı tazminatı verilememektedir.<br> İki bedensel zarar kalemindeki (çalışma gücü ve efor) bir başka fark ise, Dairemiz içtihatlarıyla geliştirilen, bu zararlar karşılığında ödenecek tazminatın hesaplanmasına esas tutarın belirlenmesi konusudur. Çalışma gücü kaybı tazminatı, kişinin aktif dönemdeki bedensel gücünü gelir getirici bir işte kısmen veya tamamen kullanamaması, dolayısıyla mal varlığında bedensel güç kaybı oranında azalma olması karşılığında ödendiğinden, beden gücü kaybının maddi/parasal karşılığı olan kalıcı sakatlık oranındaki "gerçek gelir" üzerinden (gerçek gelir x kalıcı sakatlık oranı formulü ile) hesaplanmaktadır. Efor kaybı tazminatı ise, gelir getirici bir işte çalışmayan ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçüklerin günlük yaşamsal faaliyetlerini emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirmeleri karşılığında ödendiğinden, bu faaliyetlerin maddi karşılığı olan, objektif ve eşit bir tutar niteliğindeki "net asgari ücret (AGİ hariç)" üzerinden, yine kalıcı sakatlık oranında hesap edilmektedir. Öte yandan, gelir getirici işte çalışmaya devam etmek ve gelirinde bir azalma olmamakla birlikte mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yapan kişilerin, bu fazladan sarf ettiği eforun maddi karşılığı olarak da kalıcı sakatlık oranındaki "net asgari ücret (AGİ dahil)" esas alınmaktadır. Bu halde, kişinin beden gücü kaybı oranında daha fazla güç sarf etmesi sayesinde çalışmaya devam etmesine, başka bir anlatımla fazladan sarf ettiği efor sayesinde gelir kaybına uğramamasına rağmen gerçek geliri üzerinden hesaplama yapılmamasının nedeni, aynı orandaki kalıcı sakatlık sonucu aynı veya benzer işleri yapan kişilerin alacağı efor kaybı tazminatının, gelirleri arasındaki fark nedeniyle farklılaşmasını önlemek, benzer durumda bulunanların, alacakları tazminat miktarı yönünden aynı hukuki sonuçlara muhatap olmalarını sağlamaktır. Yine, kalıcı sakatlık oranları aynı olmasına karşın, işinin niteliği gereği daha fazla efor sarf ederek çalışan kişinin gelirinin, iş ve çalışma koşulları gereği daha az efor sarf ederek çalışan kişiye nazaran düşük olması halinde oluşan hakkaniyete aykırı durumun bertarafı da amaçlanmaktadır.<br>a) Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı tazminatı yönünden;<br> Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) tazminatı, tedavi ve iyileşme (geçici iş göremezlik) sürecinin tamamlanmasını müteakip kişide tedavi ile geçmeyen, bir başka ifadeyle yaşamı süresince kalıcı ve sürekli hale gelen çalışma gücü kaybının tazminini amaçlamaktadır. Dolayısıyla sürekli çalışma gücü kaybı tazminatının başlangıç tarihi, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihtir.<br>Uyuşmazlıkta, davacının çalışma gücü kaybı zararının doğru bir şekilde tespit edilebilmesi açısından, Mahkemece işbu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada, öncelikle davacının sigortalı bir işte çalışmaya başlayıp başlamadığının sadece davacının beyanıyla bağlı kalmamak suretiyle ilgili idarelerden sorularak araştırılması, çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, çalışma gücü kaybı zararının gerçek gelirinin esas alınması suretiyle hesaplanması gerekmektedir. <br> Bu itibarla, davacının aktif dönemdeki çalışma gücü kaybı tazminatı, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, çalışmaya başladığı tarihten itibaren 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihe kadar yukarıda anılan Yönetmeliğe göre yeniden alınacak rapor ile belirlenecek olan kalıcı sakatlık oranı ile Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda tespit edilecek olan gerçek gelirinin çarpımı suretiyle hesaplanmalı, çalışmadığının tespiti halinde ise asgari ücret üzerinden hesaplanmalı, gelecek yılların gelirleri, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen gerçek gelir miktarı her yıl %10 artırılarak ve %10 iskontoya (progresif rant yöntemine) tabi tutularak peşin sermaye değeri belirlenmeli ve bu şekilde hesaplanan toplam zarar miktarı tutarında tazminata hükmedilmelidir.<br> b) Efor (güç) kaybı tazminatı yönünden;<br> Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı açısından, 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönemde efor kaybı zararı doğmaktadır. <br>Bu çerçevede davacının efor kaybı tazminatının, 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönem için -bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete sakatlık oranının uygulanması suretiyle hesaplanması gerekmektedir.<br>Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle peşin sermaye değerinin belirlenmesi gerekmektedir.<br>Öte yandan, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihten itibaren çalışmaya başladığı tarihe kadar yukarıda anılan Yönetmeliğe göre yeniden alınacak rapor ile belirlenecek olan kalıcı sakatlık oranı ile -bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücretin çarpımı suretiyle bu döneme ilişkin efor kaybı zararının ayrıca hesaplanması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.<br>Bu durumda Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının öncelikle yeniden alınacak maluliyet bilirkişi raporunda maluliyet oranının belirlenmesi üzerine maddi zararının alınacak ek hesap bilirkişi raporuyla hesaplanması neticesinde maddi tazminat istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.<br>Sonuç olarak, davacının maddi tazminat istemlerinin yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesini teminen kararın maddi tazminata ilişkin kısmının tümüyle bozulması uygun görülmüştür. <br>Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminata İlişkin Kısmına Karşı Davalı İdarenin Temyiz İstemlerinin İncelenmesi:<br> Dava konusu olayda davalı idarenin yukarıda belirtilen hizmet kusuru sorumluluğundan kaynaklı uğranılan manevi zararın, davacının yeniden saptanacak maluliyet durumu da dikkate alınarak olayın meydana geliş şekli, hizmet kusurunun niteliği, idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli, manevi tatmin sağlayacak, makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekmekte olup bu haliyle manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alındığında, manevi tazminat miktarının Mahkemece yeniden belirlenmesi gerektiğinden kararın manevi tazminata ilişkin kısmının da bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.<br>Ayrıca, davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmadığı anlaşıldığından, iş bu bozma kararı üzerine davacı lehine hükmedilecek olan maddi ve manevi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı uyarınca daha önce hükmedilen maddi tazminat (109.141,41 TL) ve manevi tazminat (10.000,00 TL) tutarını aşamayacağı da açıktır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... gün ve E:... K:... sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Kullanılmayan... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idareye iadesine, <br>4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, <br>5. Kesin olarak 20/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. <br> <br><br><br><br><br></font></p></body></html>

emekli