<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/11950 E.  ,  2023/8154 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE <br>Esas No : 2019/11950<br>Karar No : 2023/8154<br> <br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... <br> 2- ...<br> 3- ....<br> 4- ...<br>VEKİLLERİ : Av....<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMLERİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 22/05/2008 tarihinde, ... lojmanı bölgesinde yer alan dispanserde, davacı ...'e uygulanan ilaç tedavisi sonucu “anaflaktik şok” geçirmesinde davalı idarenin sorumluluğu bulunduğundan bahisle, uğranıldığı iddia edilen zararlarına karşılık; ... için tedavi ve bakım harcamaları için 25.000,00 TL, çalışamaz duruma gelmesi sebebiyle 125.000,00 TL (miktar artırımı ile 1.232.632,00 TL) maddi ve 100.000,00 TL manevi, ...'in oğlu ... için 50.000,00 TL, eşi ... için 100.000,00 TL ve annesi ... için ise 100.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 125.000,00 TL maddi (miktar artırımı ile 1.232.632,00 TL), 350.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi istenilmiştir.<br><br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince; Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 06/04/2017 tarih ve E:2015/4685, K:2017/1614 sayılı maddi tazminata ilişkin bozma kararına uyularak, davacı ...'in maddi tazminat isteminin kabulü ile 831.330,00 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesine karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; miktar artırım taleplerinin kabul edilmemesinin hatalı olduğu, hükmedilen maddi tazminata yasal faiz işletilmesi gerektiği iddialarıyla kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından; zarar komplikasyon neticesinde meydana geldiğinden olayda idarelerinin sorumluluğunun bulunmadığı iddiasıyla kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br><br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY : <br> Davacılar tarafından, 22/05/2008 tarihinde, ... lojmanı bölgesinde yer alan dispanserde, davacı ...'e uygulanan ilaç tedavisi sonucu “anaflaktik şok” geçirmesi sebebi ile uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. <br> ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:...; K:... sayılı kararıyla; olayda davalı idarenin 6/8 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.<br> Temyizde bu kararın manevi tazminata ilişkin kısmı onanarak kesinleşmiş, maddi tazminata ilişkin kısmı ise; olayda davalı idarenin tam kusurlu olduğu kabul edilerek hesaplama yapılması gerekirken 6/8 oranında kusurlu kabul edilerek tazminat hesabı yapılmasının hatalı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.<br> ... İdare Mahkemesinin temyize konu kararı ile maddi tazminata yönelik kısmen bozma kararına uyularak, davacı ...'in maddi tazminat isteminin kabulü ile bakıcı gideri ve efor kaybı tazminatı için oluşan 831.330,00 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesine karar verilmiştir. <br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir.<br>İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. <br>Bir başka ifadeyle, tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.<br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü düzenlenmiştir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Olayda davalı idarenin tam kusurlu olduğu kabul edilerek davacı ... lehine maddi tazminata hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte hükme esas alınan bilirkişi raporunda Dairemiz içtihatlarına aykırı hesaplamalar yapıldığı tespit edilmiştir.<br>Bu itibarla, temyize konu İdare Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi hesap raporunun; bakıma muhtaç olan davacı lehine hem bakıcı giderine hem de efor tazminatına hükmedilmesi, bakıcı giderinin yıllık peşin olarak ödeme yapılacak kısmı yönünden kararda hüküm kurulmaması ve davacı lehine kazanç kaybı zararı hesabı yapılmaması yönlerinden hatalı olduğundan, hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmış olup; İdare Mahkemesince, davacının uğradığı zarar miktarının tespiti için aşağıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda maddi zarar hesabına ilişkin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.<br>Bakıcı gideri yönünden;<br> Bakıcı gideri olarak ödenecek tazminatın toplu olarak ödenmesine karar verilen durumlarda, bakıma muhtaç kişinin hesaplanan muhtemel yaşam süresinden daha erken bir tarihte vefatı halinde, idare aleyhine bir sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabilmekte ve ödenen tazminatlar geri istenebilmektedir.<br> Bu türden bir soruna yer verilmemesi açısından, bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat hesabının, İdare Mahkemesince, aşağıda belirtilen ilkelere göre yapılması gerekmektedir. Buna göre;<br>- Bakımı üstlenilen kişinin hayatta olduğu belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun esas alınması,<br>- Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması, <br>- Bakımı üstlenilen kişinin bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması, <br>- Anılan kriterler dikkate alınarak, olay tarihi ile mahkemece verilecek karar tarihi arasında geçen süre için bakıcı gideri tazminat tutarının bir bütün olarak hesaplanması, bu tutarının yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi ve bu kısım açısından nispi vekalet ücretine hükmedilmesi, <br>- Mahkemece verilecek karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re'sen kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmesi ve bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. <br> Ayrıca, davacının yeniden hesap raporunun alınmasının ardından dosyaya sunduğu miktar artırım dilekçesindeki talebinin değerlendirilmediği yönündeki iddiası şu aşamada incelenmemiştir. Ancak Dairemiz içtihadına göre yeniden hesap raporu alındıktan sonra zarar miktarında artış olduğu tespit edildiği takdirde, davacının yeniden miktar artırım imkanından yararlandırılacağı kuşkusuzdur.<br><br>2- Efor (güç) kaybı yönünden;<br>Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden, kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturmaktadır (Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).<br>Bu aşamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde bedensel zarar kalemlerinden biri olarak sayılan "çalışma gücü kaybı" ile yargısal içtihatlarla geliştirilen, benimsenen ve uygulanan çalışma gücü kaybının özel bir türü olan "efor (güç) kaybı" kavramları arasındaki farkı da ortaya koymak gerekmektedir. İki kavram arasındaki ayrımı netleştirmek için, efor kaybı tazminatının çıkış sebebine bakmakta fayda bulunmaktadır.<br>Buna göre, gelir getirici bir işte çalışma gücünden kısmen veya tamamen kalıcı olarak yoksun kalan kişilere çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmesi gerektiği noktasında bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak maddi bir zarar kalemi olan çalışma gücü kaybının, yalnızca "mal varlığında bir azalma ya da artış olanağından yoksun kalma" şartıyla tazmin edileceği anlayışının benimsenmesi sonucu kalıcı sakatlığa maruz kalmış olmalarına rağmen ev hanımları, emekliler, işsizler, yaşlılar ve 0-18 yaş arası küçüklerin, gelir getirici bir işte çalışmamalarına bağlı olarak mal varlığı zararına uğramadıkları gerekçesiyle bedensel zararları tazmin edilmemiştir. Oysa bu kişilerin, kalıcı sakatlık nedeniyle -mal varlığı zararı oluşmamış olsa dahi- günlük yaşamsal faaliyetlerini (yeme, içme, alışveriş yapma, tuvalet vb. zaruri ve yaşamsal ihtiyaçlarını giderme yönünden) eskisine ve emsallerine nazaran daha zor, bir başka ifadeyle daha fazla efor (güç) harcayarak yerine getirdikleri hayatın olağan akışına uygun bir gerçektir. Yine, kalıcı çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesi ve gelirinde herhangi bir azalma olmaması halinde de, kişinin mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere/emsallerine göre bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasına rağmen, kişi, sırf mal varlığında -gelirinde- bir azalma olmaması nedeniyle çalışma gücü kaybı tazminatına müstehak kabul edilmemiştir. Aktarılan her iki durumda da, kalıcı sakatlığa uğrayan bu kişilerin, klasik anlamda bir "mal varlığı zararı" doğmamış olsa bile beden bütünlüğünün ihlalinden kaynaklanan "beden varlığı zararı"na uğramış olmaları gerçeği görmezden gelinerek, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmemiş, bu durum bir yandan bedensel olarak zarara uğrayan kişinin zararın sonuçlarına bizzat katlanmasına (zararın kişinin üzerinde bırakılmasına), diğer yandan bedensel zararın doğmasına neden olan taraftan zararın tazmin edilememesine, dolayısıyla hakkaniyete aykırı bir sonuca yol açmıştır.<br>Nitekim, sağlık kurulu raporuna göre %20 oranında çalışma gücü kaybına uğrayan bir kişinin güç (efor) tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı davanın, olaydan sonra kişinin aynı yerde, aynı görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında herhangi bir değişiklik olmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesince reddi yolunda verilen karardan sonra yapılan bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, 23/03/2016 tarih ve Başvuru No:2013/5670 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesi tarafından ulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı, başvuranın Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.<br>İşte bu noktada ortaya çıkan "efor (güç) kaybı" kavramı, kalıcı iş gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde herhangi bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre, bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasından veya kişinin gelir getirici bir işte çalışmamakla birlikte günlük yaşamını emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek sürdürmesinden kaynaklanan zarar olarak tanımlanmış ve zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu benimsenmiştir. Diğer bir anlatımla, kişinin mevcut zararını bizzat kendisinin "daha fazla güç" harcayarak gidermiş olması nedeniyle zarar verenin tazmin sorumluluğuna gidilmiştir.<br>Bu bağlamda, çalışma gücü kaybı, efor kaybını da içeren bir bedensel zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle, efor kaybı, sürekli çalışma gücü kaybının özel ve istisnai bir görünümü olup, aynen çalışma gücü kaybı gibi maddi ve bedensel bir zarar kalemidir. <br>Özetlemek gerekirse, terminolojik olarak “efor kaybı” kavramı, sürekli kısmi iş göremezlik kaybına uğramış olup da,<br>a) gelir getirici bir işte çalışmayan (çalışma hayatına dahil bulunmayan) ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçükler ile<br>b) gelir getirici işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirebilen kişiler <br>ile sınırlı olarak kullanılmaktadır. (Esasen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E:2018/17-142, K:2018/1625 sayılı kararı da aynı yönde olup adli yargı uygulaması da bu şekildedir.)<br>Yukarıda belirtilen kişiler dışında, sürekli kısmi sakatlığa maruz kalanların uğradıkları bedensel zararın “çalışma gücü kaybı” adı altında tazmini gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, (kişinin gelir getirici bir işte çalışmamasına bağlı olarak bir gelirinin olmaması veya kişinin çalışmasına rağmen gelirinde bir azalma olmaması nedenleriyle) çalışma gücü kaybı tazminatı verilemeyen kişiler bakımından “efor kaybı" kavramı kullanılmaktadır.<br>Örneğin, çalışan ve fakat kusurlu bir idari eylem sonucu kalıcı sakatlığa uğrayan ve bu sebeple çalışamayacak hale gelen kişiye, (taleple bağlı olarak) aktif dönemi bakımından sakatlığı oranında çalışma gücü kaybı tazminatı ile ayrıca bakıma muhtaç olması halinde bakıcı gideri ödenmesi, ancak efor kaybı tazminatı verilmemesi gerekmektedir. Zira, her iki kavram da (çalışma gücü ve efor) çalışma gücü kaybı zararına ilişkin bulunduğundan, aynı olayda ve aynı dönemde hem çalışma gücü kaybı hem de efor kaybı tazminatına hükmedilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenebilecek hallerde kişiye ayrıca efor kaybı tazminatı verilememektedir.<br>Buna göre, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığı öğretim üyelerince düzenlenen 20/06/2014 tarihli bilirkişi raporu uyarınca "bakıma muhtaç" olduğu ve günlük yaşam aktivitelerini başkasının yardımı olmaksızın yerine getiremeyeceği saptanan davacıya bakıcı gideri ödenecek olması nedeniyle ayrıca efor kaybı tazminatı ödenmesine olanak bulunmamaktadır.<br>Bu nedenle, davacı Gonca Güvenir lehine efor kaybı tazminatına hükmedilmesi yönünden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>3-Kazanç kaybı zararı yönünden;<br>Somut olayda, davacıya bakıcı gideri tazminatı ödenecek olması nedeniyle ayrıca efor kaybı tazminatı ödenmesine olanak bulunmamakta ise de, davacının olay öncesinde icra ettiği mesleği olay neticesinde bakıma muhtaç hale gelmesi sebebiyle artık icra etme olanağının bulunmaması durumunda, emsalinin aldığı ücretler dikkate alınarak davacıya kazanç kaybı zararı ödenmesi gerektiği açıktır.<br>Bu nedenle öncelikle davacının olay öncesinde icra ettiği meslek araştırılarak, olay neticesinde bu mesleği artık icra etme olanağı kalmamışsa, emsalinin aldığı ücretler dikkate alınarak davacıya kazanç kaybı zararı ödenmesi gerekirken, İdare Mahkemesi kararında bu hususa ilişkin hüküm kurulmamasında hukuki isabet görülmemiştir.<br><br>B. Kesinleşen Manevi Tazminatın Vekalet Ücretine İlişkin Kısmı Yönünden:<br> ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:...; K:... sayılı kararıyla, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, temyizde bu kararın manevi tazminata ilişkin kısmı, vekalet ücretine ait bölüm de dahil olmak üzere onanarak kesinleşmiştir.<br> Bu itibarla, yargı kararıyla onanarak kesinleşen kısım hakkında da hüküm kurulmak suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararında bu yönüyle de hukuki isabet bulunmamaktadır.<br> <br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,<br>2. ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:.., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,<br>4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/12/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br><br> </font></p></body></html>

emekli