<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2023/4887 E.  ,  2023/6198 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONİKİNCİ DAİRE <br>Esas No : 2023/4887<br>Karar No : 2023/6198 <br><br>KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACI) : … <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Başkanlığı <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin … tarih ve <br>E:…, K:… sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onikinci Dairesinin 06/04/2023 tarih ve E:2023/941 K:2023/1844 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Dava, Ağrı ili Doğubayazıt ilçesinde askerlik görevini yerine getirmekte iken 31/10/2009 tarihinde mayına basması nedeniyle yaralanan davacının, söz konusu maluliyetinin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilerek 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca aylık bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. <br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince Danıştay Onikinci Dairesinin 15/10/2021 tarih ve E:2018/3127, K:2021/4964 sayılı bozma kararına uyularak verilen … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararla; davacının emir ve talimatlara aykırı olarak mevziyi terk etmek suretiyle, yasaklanmış mayınlı bölgeye girerek odun toplaması sebebiyle gerçekleşen maluliyetin, görevin neden ve etkisinden meydana gelmediğinin kabulü gerektiği; görevi gereği tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen ve kendisine tebliğ edilen emirlere aykırı hareket ederek, nöbet yerini terk etmek suretiyle mayınların bulunduğu alana giren davacının yaralanmasına neden olan olayın oluş biçimi dikkate alındığında, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malülü olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varıldığı; vazife malülü kapsamına girmeyen yaralanma olayının, 3713 sayılı Kanun kapsamında da değerlendirilmesine imkan bulunmadığından, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onikinci Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.<br>KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI : Ayağının kopmasına yol açan olayın 30/10/2009 tarihinde Ağrı-Doğubayazıt'ta İran sınırında meydana geldiği, bir gün gece, bir gün gündüz olmak üzere günde 12 saat kesintisiz nöbet tuttuğu ve en son arkadaşlarının nöbet hizmetinin aksamaması için, revire çıkıp istirahat alma yerine, hasta vaziyette nöbete gittiği, havanın çok soğuk olması nedeniyle mevzideki sobanın kömürünü tutuşturmak için mevzi civarından çalı çırpı topladığı sırada mayın patlaması sonucu ayağının koptuğu ve malul kaldığı, hakkında mevziiyi terk etmek ve mayınlı sahaya girmekten dolayı “Emre itaatsizlikte ısrardan”, Askeri Mahkemede yapılan yargılama sonucunda kasıt yokluğu ve zaruret hali nedeniyle beraatine karar verildiği, yani emirlere riayetsizlik suçunu işlemediği sonucuna varıldığı; askere sağlam olarak gittiği, ancak, bir ayağını dizden aşağı kaybederek döndüğü, ayağını nöbet esnasında ve zaruret halinde kaybettiği, mevzide ısınma ihtiyacı için soba ve kömür varsa, bunu tutuşturmak için gerekli malzemeyi bulundurmanın da idarenin görevi olduğu, kaldı ki mayınların karda kışta yağmur altında sürüklendiği ve yer değiştirdiği, mayınlı bölgelerin, orada nöbet tutan askerlere net ve somut olarak gösterilmediği ileri sürülerek, kararın düzeltilmesi suretiyle onama kararının kaldırılması ve İdare Mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …<br>DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire kararının <br>kaldırılarak davanın reddine ilişkin Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: <br>Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onikinci Dairesinin 06/04/2023 tarih ve E:2023/941, K:2023/1844 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:<br><br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY : <br> Davacı, Ağrı Doğubayazıt Çetenli 1. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında piyade çavuş olarak askerlik görevini yapmakta iken 31/10/2009 tarihinde nöbet tuttuğu sırada, yakacak odun temin etmek maksadıyla mayınlı bölgeye girmesi üzerine mayına basması sonucu ayağından yaralanmıştır.<br> Bu olay nedeniyle, vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması istemiyle açılan dava, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi … Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davacının yaralanmasının kendisine tebliğ edilen emirler hilafına mayınlı bölgeye girmesinden ve yasak fiilleri yapmasından kaynaklandığı gerekçesiyle reddedilmiş; bu karar Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir.<br> Davacı, 01/10/2014 tarihli dilekçesiyle, durumunun 6353 sayılı Kanun'la değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğundan bahisle, 2330 sayılı ve 3713 sayılı Kanun kapsamına alınması istemiyle yaptığı başvurunun 27/10/2014 tarihli işlemle reddi üzerine temyizen incelenmekte olan davayı açmıştır. <br><br> İLGİLİ MEVZUAT: <br> 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun 44. maddesinin birinci fıkrasında; her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere (malül) denileceği ve haklarında bu kanunun malullüğe ait hükümleri uygulanacağı; 45. maddesinde de, malullüğün, iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden veya kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğması halinde, bu malullüklere vazife malullüğü denileceği belirtilmiş; 48. maddesinde, vazife malullüklerinin, keyif verici içki ve her çeşit maddeleri kullanmaktan, kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan, yasak fiilleri yapmaktan, intihara teşebbüsten; her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar yapmak maksadından doğmuş olursa bunlara uğrayanlar hakkında adi malullük hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.<br> Aynı Kanun'un "Vazife Malüllüğü Aylığı" başlıklı 56. maddesinin birinci fıkrasında; "Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, Yedek Subay okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık kıtasında vazife malulü olmaları halinde, kendilerine, öğrenim durumlarına göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademe tutarlarının, daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıkları, sözü edilen giriş derece ve kademe tutarının üzerinde olanlara bu aylıkları emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının,% 70'i üzerinden aylık bağlanır." hükmüne yer verilmiştir.<br>3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; T.C. Devleti kara sınırlarının korunması ve güvenliğinin sağlanması ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir. Bu Kanun, bu görevleri yerine getirecek Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve bu Komutanlık tarafından tefrik edilen birliklerle bu birliklerin emrine verilen veya desteğine tahsis olunan diğer birlikleri kapsar" hükmü yer almış; "Mali Hükümler" başlıklı 3. maddesinde, "Sınır birlikleri personeli, bu Kanunla verilen görevlerin ifası sırasında veya bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile, yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları veya yaralanmaları halinde haklarında 03/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır....." hükmüne yer verilmiştir.<br>2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının, barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanların, bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesi olduğu belirtilmiş; "Aylık bağlanması" başlıklı 4. maddesinde, bu Kanun kapsamına giren olaylar nedeniyle engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malüllüğü aylığı bağlanacağı ve ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıkların da % 25 artırılarak ödeneceği, ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığının da dul ve yetimlerine intikal ettirileceği kurala bağlanmıştır.<br> 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve 6353 sayılı Kanun'la değişik "Yardım" başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasınında, kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı; aynı fıkranın (h) bendinde, erbaş ve erlerden, terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya engelli hâle gelerek ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların, 2330 sayılı Kanun'a göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan yararlanacağı; ikinci fıkrasında da, terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenlerin, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.<br><br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Dava konusu işlemin dayanağı olarak gösterilen Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun 27/10/2011 tarih ve 514 sayılı kararında, her ne kadar davacının, mayınlı bölgeye girmemesi konusunda verilen emir karşısında itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket etmemiş ise de, hizmete ilişkin emre aykırı hareket ederek yaralandığı, sakatlanma olayına neden olan eylemin, 5434 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (b) ve (c) fıkraları kapsamında bulunduğundan, hakkında, aynı Kanun'un vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına imkan olmadığı belirtilmiş ise de; olayın, davacının kastı nedeniyle değil, kusur ve ihmali nedeniyle gerçekleştiği; öte yandan, mevziyi terk etmek ve mayınlı sahaya girmesi nedeniyle "emre itaatsizlikte ısrar" suçundan dolayı davacı hakkında Askeri Mahkemede açılan davada beraatine karar verildiği; sakatlanma olayının, zorunlu askerlik hizmetinin ifası sırasında, devletin yetki ve sorumluluk alanında meydana geldiği anlaşılmaktadır.<br> Söz konusu olay nedeniyle, davacının mayınlı sahaya girerek emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda; Kara Kuvvetleri Komutanlığı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 29/04/2010 tarih ve E:2020/445, K:2010/382 sayılı karar incelendiğinde, Mahkemenin; "...Emre İtaatsizlikte Israr suçunun oluşabilmesi için sanığın itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. Maddi olay incelendiğinde, sanığın 97 nolu mevziide nöbet tuttuğu sırada havanın soğuk olması nedeniyle üşüdüğü, bu nedenle mevziide bulunan sobayı yakmak için kullanacağı kömürleri tutuşturmak maksadıyla birlikte nöbet tuttuğu Hasan BAYTİMUR ile birlikte mevzii çevresinde çalı çırpı veya tutuşturacak başka bir şey aradığı, daha sonra mayınlı bölgeye girerek buradaki tutuşturacak malzemeyi toplamaya çalışırken olayın meydana geldiği sabittir. Yani sanık kendisine mayınlı bölgeye girmemesi konusunda verilen emir karşısında itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket etmemiş, üşüme gibi tamamen insani bir duyguyla bu ihtiyacını gidermek kastıyla mayınlı bölgeye girmiştir. Dolayısıyla maddi olayda sanığın Emre İtaatsizlikte Israr kastıyla hareket ettiği sonucuna ulaşılmamıştır." gerekçesiyle davacının beraatine karar verdiği görülmektedir.<br> Öte yandan, Anayasa Mahkemesince, yapılan bir bireysel başvuru üzerine yaşam hakkı ile ilgili olarak; Manisa/Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığında askerlik görevini yapan S.K.'nın 24/1/2013 tarihinde ateşli silahla yaralanma sonucu yaşamını yitirmesi olayı nedeniyle verilmiş olan ve 19/09/2018 tarih ve 30540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/06/2018 tarih ve 2015/17126 sayılı kararda; "Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır... <br> Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin bulunması gerekmektedir. Devlet, askerlik görevini zorunlu kıldığı için özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli; psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde, askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan askerlerin etkin bir şekilde korunmasını sağlayan uygulamaya ilişkin tedbirlerin ve emir komuta zinciri içinde yer alan sorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesi,askerlik öncesinde ve sırasında kişilere gerekli denetim ve müdahalelerin yapılması büyük önem taşımaktadır... Kişilerin yaşamının korunması için yeterli yasal ve idari bir çerçevenin oluşturulması yükümlülüğü, askerlik hizmetini ifa eden kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir.<br> Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda S.K.nın yaşamının korunması için gerekli olan makul tedbirlerin alındığının söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.<br> Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." ifadelerine yer verilerek, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.<br> Bu duruma göre, Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararı da göz önünde bulundurulduğunda; davacının bir ayağını kaybetmesi sonucu malul olmasına neden olan olayın, gündüz nöbetini tuttuğu sırada, ateş yakarak ısınmak amacıyla odun toplamak için girdiği mayınlı bölgede mayına basarak meydana geldiği ve bu yaralanma sonucu malul olduğu anlaşılmış olup; bu niteliği itibarıyla yaşam hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken olayın, askerlik hizmetinin ifası sırasında, bu hizmetin neden ve etkisiyle meydana geldiğinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığından, davacının maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek, adı geçene 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması gerekirken, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,<br>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 29/11/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. <br><br><br> (X) KARŞI OY :<br> Dava, Ağrı ili Doğubayazıt ilçesinde askerlik görevini yerine getirmekte iken 31/10/2009 tarihinde mayına basması nedeniyle yaralanan davacının, söz konusu maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.<br> 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 44. maddesinin birinci fıkrasında; "Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere (malül) denir ve haklarında bu kanunun malullüğe ait hükümleri uygulanır." hükmüne; 45. maddesinde de, "44 üncü madde yazılı malullük; İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa veya vazifeleri dışında kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olursa,... Buna (vazife malullüğü) ve bunlara uğrayanlara da (Vazife malulü) denir." hükmüne; 48. maddesinde ise, "Vazife malullükleri: a) Keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan; b) Kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan; c) Yasak fiilleri yapmaktan; ç) İntihara teşebbüsten; d) Her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar yapmak maksadından, doğmuş olursa bunlara uğrayanlar hakkında (adi malullük) hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.<br>Anılan düzenlemeler uyarınca askerlik hizmetini yapan erlere vazife malullüğü hükümlerinin uygulanabilmesi için, görevleri sırasında vazifelerinden doğan ve vücutlarında hâsıl olan arızalar veya duçar oldukları tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma gelmeleri, bu durumun keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan, kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan, yasak fiilleri yapmaktan, intihara teşebbüsten, her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar yapmak maksadından doğmamış olması gerekmektedir. <br>Dava dosyasının incelenmesinden; davacıya 01/12/2008 tarihinde imzası karşılığında tebliğ edilen 13. Hd. K.lığı Bölük Devamlı Talimatının bulunduğu, bu talimatta, "mayınlı bölgeler bölge halkına tebliğ edilecek buralara kimse yaklaşmayacak ve yaklaştırılmayacaktır... mayınlı bölgeye girilmesi halinde kesinlikle hareket edilmeyecek, derhal düdük, telsiz, ses, ışık ile en yakın personele haber verilecek, durumun karakol bölük komutanına bildirilmesi sağlanacaktır. Hiç kimse yardım etmeye çalışmayacaktır." şeklinde emirlerin bulunduğu; bununla birlikte karakolun sorumlu olduğu sınırın hangi bölgelerinin mayınlı olduğunu gösteren ve davacıya imzası karşılığında tebliğ edilen krokinin de bulunduğu, ayrıca bu bölgenin tel örgü ile çevrili olduğu ve aynı zamanda mayınlı bölge olduğuna dair uyarı levhasının da bulunduğu göz önüne alındığında; davacının emir ve talimatlara aykırı olarak mevziyi terk etmek suretiyle yasaklanmış mayınlı bölgeye girerek odun toplaması sebebiyle gerçekleşen maluliyetin, görevin neden ve etkisinden meydana gelmediğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.<br>Bu durumda; görevi gereği tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen ve kendisine tebliğ edilen emirlere aykırı hareket ederek, nöbet yerini terk etmek suretiyle mayınların bulunduğu alana giren davacının yaralanmasına neden olan olayın oluş biçimi dikkate alındığında; 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malulü olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmış olup, vazife malülü kapsamına girmeyen yaralanma olayının, 3713 sayılı Kanun kapsamında da değerlendirilmesine imkan bulunmadığından, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararının onanmasına dair Dairemiz kararının düzeltilmesi isteminin reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle, karara katılmıyoruz. </font></p></body></html>

emekli