<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/4827 E. , 2023/7188 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE <br>Esas No : 2019/4827<br>Karar No : 2023/7188<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü …<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ:<br>Dava konusu istem: Davacı tarafından; … Tren Garında tren teşkil memuru olarak görev yapmakta iken, 17/07/2007 tarihinde meydana gelen kazada yaralandığından bahisle, uğradığı iddia edilen zararlara karşılık 135.000,00-TL maddi, 75.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. <br> İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Danıştay Onuncu Dairesinin 09/03/2017 tarih ve E:2016/12188, K:2017/1341 sayılı bozma kararına uyularak, Batman Bölge Devlet Hastanesinden alınan Sağlık Kurulu Raporu'nda davacının %43 oranında ve 3. derecede malul olduğunun belirlendiği, kusur oranlarının belirlenmesi amacıyla … İdare Mahkemesinin 08/06/2012 tarihli ara kararı uyarınca Adli Tıp Kurumu Başkanlığına hazırlattırılan bilirkişi raporunda, iş güvenliği alanında uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğinin belirtilmesi üzerine, Mahkemenin 22/12/2014 tarihli ara kararı ile iş güvenliği alanında uzman bilirkişilerden oluşan üç kişilik heyetçe hazırlanan 09/11/2015 tarihli bilirkişi raporunda, tren teşkil memuru olarak çalışan davacının bir bacağını kaybetmesine neden olan kazanın meydana gelmesinde, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması adına alınması gerekli önlemleri almayan, işin niteliğine uygun kişisel koruyucu donanımı temin etmeyen, gerekli bilgilendirmeyi yapmayan ve eğitimi vermeyen davalı TCDD Genel Müdürlüğünün %90 oranında kusurlu olduğu, işin yürütülmesi sırasında, düşme riskini önleyecek şekilde kendi güvenliğini sağlamak adına gerekli dikkat ve özeni göstermekte ihmali olan davacının ise kazanın meydana gelmesinde %10 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığının bildirildiği; zararın belirlenmesi amacıyla Mahkemenin 28/03/2018 tarihli ara kararı uyarınca hazırlanan 26/07/2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacının bilinen aktif dönem zararının 7.955,86 TL, iskontosuz bilinen aktif dönem zararının 37.721,84 TL, iskontolu bilinmeyen pasif dönem zararının 33.721,33 TL olmak üzere toplam 78.828,33 TL zarar hesaplandığı, davacının işlemiş dönem yararının 62.982,42 TL, işleyecek dönem yararının 35.122,55 TL olmak üzere toplam 98.104,55 TL olarak belirlendiği ve davacının toplam yararının toplam zararından 19.276,22 TL daha fazla olması sebebiyle herhangi bir maddi zararın oluşmadığının tespit edildiği; öte yandan, davacının %43 oranında işgücü (efor) kaybına uğradığı sabit olduğundan, davalı idarenin kusur sorumluluğunun bulunması ve davacının dava konusu olay sebebiyle %43 oranında işgücü kaybına uğramış şekilde hayatını devam ettirecek olması nedeniyle davacının manevi zarara uğradığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevî tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 07/09/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, gelir kaybı hesabının hatalı olduğu, efor tazminatı talebinin dikkate alınmadığı, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu; davalı idare tarafından, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu, lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacı tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …<br>DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> MADDİ OLAY : <br> Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, … Tren Garında tren teşkil memuru olarak görev yapmakta iken, … tarihinde … sayılı treni temin eden 24243 sayılı lokomotifin Gar 3. yol manevrasında geri dayanması sırasında yaşanan kazada trenden düşerek, yaklaşık 15 metre sürüklenmesi sonucu sağ bacağının dizinin altından kesildiği ve uyluk kemiğinin kırıldığından bahisle, uğradığı zararlara karşılık 135.000,00-TL maddi, 75.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br> <br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. <br>İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.<br>Öte yandan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Bedensel Zarar" başlıklı 54. maddesinde, "Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4.Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar." hükmü; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinde, "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.<br>Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Temyize Konu Kararın, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:<br>Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi hükmünden de görüleceği üzere; kazanç kaybı ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, maddenin ayrı bentlerinde farklı bedensel zarar kalemleri olarak örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre, bedensel zarara uğrayan kişiler hem "kazanç kaybına" hem de "çalışma gücü kaybı"na uğrayabilirler.<br>Öte yandan; bedensel zararın neden ve etkisiyle çalışma gücü kaybına uğrayan, bir başka ifadeyle, kısmen veya tamamen çalışma gücünü kalıcı/sürekli kaybeden kişinin gelirinde veya kazancında bir azalma meydana gelmemiş olsa dahi işini ya da günlük yaşamsal faaliyetlerini eskisine ve emsallerine nazaran daha fazla efor sarf ederek yapması nedeniyle oluşan ve bir maddi zarar kalemi olan "efor/güç kaybı zararı", yukarıda anılan Kanun hükmüne geçen "çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar" kapsamında yer almaktadır. Zira, kişinin uğradığı bedensel zararı, çalışma gücündeki kayıp nedeniyle fazladan sarf ettiği "efor" oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve/veya mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.<br>Dolayısıyla, idari eylem nedeniyle kalıcı sakatlığa uğrayan kişinin gelirinde/kazancında, bu sakatlığa bağlı olarak bir azalma meydana gelmişse, uğradığı bu kazanç kaybının yanı sıra çalışma gücü kaybından kaynaklanan efor (güç) kaybı tazminatının da ödenmesi gerekmekte olup, her ikisinin birlikte ödenmesi, iki ayrı tazminat kalemi olması nedeniyle mükerrer ödeme olarak değerlendirilmemelidir.<br> Uyuşmazlıkta, tren teşkil memuru olan davacı …'un, zararı doğuran ve tazminat istemine dayanak teşkil eden olayın gerçekleştiği 12/07/2007 tarihinden, isteğiyle emekli olduğu 17/11/2010 tarihine kadar yatakhaneci olarak çalıştığı tartışmasız olup; davacının maddi zararı, görevine tren teşkil memuru olarak devam edememesi nedeniyle meydana gelen gelir kaybı ile günlük yaşamını sürdürebilmesi için zarardan önceki durumuna ve emsallerine göre daha fazla bir güç (efor) sarf etmesi nedeniyle oluşan efor (güç) kaybından kaynaklanmaktadır.<br> Bu durumda, davacının gelir kaybı ve güç kaybından doğan zararlarının ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.<br>1-Davacının gelir kaybından doğan zararının incelenmesi:<br>Tazminatın amacı, uğranılan gerçek zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tazminat, zarar görenin zenginleşmesi veya zarar verenin cezalandırılması sonucuna yol açmamalıdır. Dolayısıyla, hesaplanacak tazminatın azami miktarı, gerçek zarar ile sınırlıdır. <br>Öte yandan, dinamik bir yapıya sahip olan tazminat hukuku çerçevesinde zarar ve yarar kalemleri belirlenirken, tazminat tutarının hesaplanabilmesi, yerleşik yargı uygulamasında da kabul edildiği üzere, hukuk bilimi dışında özel bilgi gerektirmektedir. Bu sebeple, aktüeryal yönden tazminat hesaplanması gereken davalarda genel itibarıyla bilirkişinin görüşünün alınması zorunlu bulunmaktadır.<br>Temyize konu İdare Mahkemesi kararına esas alınan 25/07/2018 tarihli bilirkişi raporunda; pasif dönem kazanç kaybı hesabında bilinen kazançların dikkate alındığı, gene pasif dönemde, vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın yarar olarak kabul edilerek düşüldüğü dikkate alındığında hesaplamanın hatalı olduğu anlaşıldığından söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınacak mahiyette olmadığı görülmektedir.<br> Dairemizin son dönem yerleşik içtihatları uyarınca gelir kaybına ilişkin maddi tazminatın, aşağıda yer alan ilkeler gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. <br> Kamu görevlilerine, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malullüğü aylığının, adi malullük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malullük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malullüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malullüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olmadığı ise açıktır. <br> Buna göre, davacının gelir kaybı nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zarar, aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır. <br>Aktif devrede işlemiş dönem zararı, davacının emsali tren teşkil memurunun almakta olduğu görev aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün davalı idareden istenilmesi, davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün Sosyal Güvenlik Kurumundan istenilmesi, gelen cevaplara göre emsal görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki farkın, davacının aktif devrede işlemiş dönem zararı olduğu kabul edilmelidir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır. <br>Aktif devrede işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı/tamamlayacağı tarihi kapsayan döneme ilişkin zararı ifade etmektedir. Bu dönemde davacının zararı, emsalinin almış olduğu görev aylıkları ile bu dönem içerisinde de almaya devam ettiği vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmak suretiyle, işlemiş dönem zararının hesaplanmasındaki yöntemle (görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark zarar olarak kabul edilmek suretiyle) hesaplanmalıdır. İşlemiş dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, zarar kalemlerinin fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle her iki aylıkta meydana gelen artışların peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. <br>Pasif devre zararı, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemdeki zarar, davacı yasal emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı Sosyal Güvenlik Kurumuna sorularak gelen cevaba göre, emekli aylığı ile bu dönemde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasında aylar itibarıyla oluşan farkın peşin sermaye değeri kadar olmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.<br>Öte yandan, davacıya ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki yasal faiz uygulanarak güncellenmiş değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.<br>Bununla birlikte, Dairemizin son dönem yerleşik içtihatları uyarınca, gelir kaybına ilişkin maddi tazminatın hesabında yukarıda belirtilen ilkelerin dikkate alınması gerekmekte ise de, tazminat hukukunun amacının, uğranılan gerçek zararın tazmin edilmesini sağlamak olduğu dikkate alındığında, davacı açısından gelinen aşamada gerçekleşmiş olan zarar kalemlerinin "gerçek zararın tazmin edilmesi" ilkesi kapsamında öncelikle dikkate alınması gerekmektedir.<br>Bu kapsamda, aktif dönem işlemiş gelir kaybı zararı incelendiğinde; davacının tren teşkil memuru olarak çalışmakta iken kazanın gerçekleştiği 12/07/2007 tarihinden, isteğiyle emekli olduğu 17/11/2010 tarihine kadar yatakhaneci olarak çalışmaya devam ettiği anlaşılmakta olup, davacının aktif dönem gelir kaybı zararı, söz konusu dönemdeki tren teşkil memurunun emsal görev aylığı ile davacının aldığı yatakhaneci görev aylığı arasındaki fark üzerinden hesaplanmalıdır. <br>Öte yandan, davacı hakkında 5434 sayılı Kanun'un vazife malullüğüne ilişkin hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının … tarih ve … sayılı işlemiyle, davacıya 15/12/2010 tarihinde bağlanan emekli aylığının, söz konusu tarihten itibaren 5434 sayılı Kanun'un 45. maddesi kapsamında vazife malullüğü aylığına dönüştürülerek yükseltildiği, bu kapsamda 15/12/2010 ile 30/11/2014 tarihleri arasında oluşan 23.955,48 TL aylık, 958,22 TL ek ödeme ve katsayı artışından kaynaklanan 1.435,85 TL ikramiye farkının tahakkuk ettirilerek davacıya ödendiği, başka bir anlatımla davacının söz konusu pasif döneme ilişkin gelir kaybı zararının bulunmadığı anlaşılmakta olup, davacının pasif döneme ilişkin gelir kaybı zararının hesabında, rapor tarihi itibarıyla davacının aldığı vazife malullüğü aylığı ile tren teşkil memuru olarak emekli olsaydı alacağı emeklilik aylığı arasındaki pozitif farkın yarar olarak kabul edilmesi gerekmektedir.<br>2-Davacının güç (efor) kaybı zararının incelenmesi:<br>Yukarıda değinildiği üzere, tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlığı nedeniyle uğramış olduğu beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi "güç (efor) kaybı tazminatı" olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını ve/veya çalışma hayatını sürdürebilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.<br>İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde ve gücünde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.<br>Uyuşmazlıkta, davacı hakkında 5434 sayılı Kanun'un vazife malullüğüne ilişkin hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, Ankara 2. İdare Mahkemesinin dava konusu işlemin iptaline karar verilmesine ilişkin 16/05/2014 tarih ve E:2013/1640, K:2014/607 sayılı kararında, davacının %43 oranında ve 3. derecede malul olduğunun tespit edildiği, söz konusu kararın Danıştay Onbirinci Dairesinin 05/02/2015 tarih ve E:2014/3645, K:2015/248 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.<br>Buna göre, davacının dava konusu olay nedeniyle kalıcı bedensel güç kaybına uğradığı ve buna bağlı olarak günlük yaşamını emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdürmek zorunda kaldığı anlaşıldığından, fazladan sarf ettiği bu efor nedeniyle maddi zararının bulunduğu açıktır.<br> Bu durumda, davacının güç (efor) kaybından doğan zararı;<br>Aktif dönemde, davacının emekli olduğu 17/11/2010 tarihine kadar asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücrete güç kaybı oranı uygulanarak; pasif dönemde ise, davacının TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçecek süre için -bir çalışmanın karşılığı olmaması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete, çalışma gücü kaybı oranı uygulanarak ortaya çıkacak miktarların toplanması suretiyle hesaplanmalıdır.<br>Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılması ve %10 iskontoya tabi tutulması suretiyle belirlenmesi gerekmektedir.<br>Öte yandan; davacının "gelir kaybı zararı"nın tespitine ilişkin kısımda belirtilen denkleştirme sonucu, yapılan ödemeler ve bağlanan aylıklar nedeniyle halen (gelir kaybı zararı düşüldükten sonra da) yararının bulunması halinde, söz konusu yarar tutarının, davacının efor kaybı zararından indirilmesi sonucu ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği açıktır.<br>Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, davacının gelir ve efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararlarının yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak bilirkişi marifetiyle hesaplanması suretiyle bu konuda yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.<br>Ayrıca, uyuşmazlık bir bütün olarak ele alınıp manevi tazminat istemi hakkında da yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.<br>Diğer taraftan iş bu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada vekalet ücreti yönünden de hüküm kurulacağından davalı idarenin vekalet ücretine yönelik temyiz istemi bu aşamada incelenmemiştir. <br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1.Tarafların temyiz isteminin KABULÜNE,<br>2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,<br>4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/11/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>
emekli