<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/11296 E. , 2023/6201 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2019/11296<br>Karar No : 2023/6201 <br><br>DAVACI : …<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVALI : … Başkanlığı / …<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVANIN_KONUSU : Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrinde İdari Astsb. Bşçvş. olarak görev yapmakta iken 16/11/2012 tarihinde malûlen emekliye sevk edilen ve 15/12/2012 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun kapsamında adi malûl aylığı bağlanan davacı vekili tarafından, adi malûl aylığının 5434 sayılı Kanun hükümleri gereğince vazife malûllüğü kapsamına alınması ve müvekkiline 2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması talebiyle yapılan başvurunun, davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede özel yetki bulunmadığı gerekçesiyle iadesine dair Sosyal Güvenlik Kurumu'nun … tarih ve … sayılı işlemi ve bu işleme dayanak olan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali ile işlemden dolayı oluştuğu iddia edilen mağduriyet karşılığı 2.475,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istenilmektedir. <br><br>DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu Yönetmelik yönünden; Anayasada, idarenin görevlerinin kanunla düzenleneceğinin belirtildiği, kanunlara aykırı olmamak kaydıyla bu kanunların uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelikler çıkarılabileceği, fakat temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla düzenlenebileceği, temel hak ve özgürlüklerden olan mahkemeye erişim hakkının ancak kanunla sınırlandırılabilmesi mümkün iken 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda kanuni temsilciler veya vekiller tarafından yapılan başvurulara ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, vekaletnameler bakımından ise özel bir kural öngörülmediği, davaya konu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrasının, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaksızın vekaletnamelerin biçim ve içeriğinin belirlenmesinde tam yetkili kılınan Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliğinin görev ve yetkisini sınırlaması nedeniyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na açık aykırılık oluşturan idari bir düzenleme olduğu, yine davaya konu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası ile avukat vekaletnamelerinde vekilin başvurma yetkisini gösteren özel bir koşulun getirilmesinin mahkemeye erişim hakkını sınırlayan, Anayasaya ve kanunlara açık aykırılık oluşturan idari bir düzenleme olduğu için iptalinin gerektiği, idarece tesis edilen ... tarih ve ... sayılı işlem yönünden; davacı vekiline noterde usul ve mevzuata uygun olarak düzenlenen vekaletnamede, gereken dilekçe ve belgeleri yazıp imzalayarak ilgili olduğu daire ve kuruma tebliğ ve tebellüğe yetkili kılındığı dikkate alındığında vekilin söz konusu müracaatı yapmaya yetkili olduğunun açık olduğu, buna rağmen idarenin Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrasının lafzından hareketle vekaletnamede mutlaka “müvekkil adına vazife malûllüğü aylığı bağlanması müracaatında bulunma yetkisini içeren ifadelerin bulunması gerektiği” yönündeki işleminin iptalinin gerektiği, dava konusu işlemlerin, avukatlık mesleğinin itibarını ve avukatların manevi kişiliklerini rencide eden, bu suretle müvekkilin vekiline yönelik yüksek güven duygusunu zedeleyen, müvekkilin hak arama özgürlüğünü zorlaştıran, müvekkilin idari makamlar ile doğrudan temasına, dolayısıyla vekilin hukuki yardımından yeterince yararlanamamasına ve manevi olarak mağduriyetine neden olan bir idari işlem olması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesinin gerektiği iddia edilmiştir.<br><br>DAVALININ_SAVUNMASI : Usul yönünden, davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığının resen incelenerek yasal sürede açılmadığının tespiti durumunda davanın reddinin gerektiği; esas yönünden ise, davacının dava konusu talebinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 27. maddesi ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası hükümlerinde yer alan düzenleme sonucu reddedildiği, her ne kadar avukatın vekaletname uyarınca müvekkili temsil yetkisi olsa da bu yetkinin yargılama faaliyetiyle ilgili olduğu, esas itibariyle, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 502. ve devamı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu sayılı Kanunun 74. maddelerine göre verilmiş olan vekâletin, ister genel isterse özel vekâlet olsun vekil, özel surette yetkilendirilmedikçe bazı işlemleri yapamadığı, özel yetki verilmesini gerektiren işlemlerin neler olduğunun ise 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda belirtmiş olmakla birlikte, bu durumun tahdidi değil tadadi olduğu, anılan Kanunlarda tadadi olarak sayılan işlemlerin dışında, başka hukuki düzenlemelerle de belirli işlemler için özel yetki verilmesi gerektiğini öngören hükümler bulunduğu, özel yetki verilmesini gerektiren işlemlerin bütünü gözden geçirildiğinde, vekâlet verenin mal varlığını azaltan ya da onu önemli ölçüde risk altına sokan işlemler ile kişiye sıkı sıkıya bağlı işlemler olduğunun görüldüğü, dolayısıyla, özel yetki verilmesi gereken durumlarda bu yetkinin açıkça verilmiş olmasının aranması gerektiği, zımnen verilmiş bulunduğu iddiasının kabul edilmemesi gerektiği, ayrıca, özel yetkilerin verilmesiyle, özel vekâlet verilmesinin birbirinden farklı kavramlar olduğu, bu durumda, amacı hukuki anlaşmazlıkların, adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını, her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olan avukatın, bu doğrultuda ifa etmekte olduğu yargı görevinin bir iş görme edimi ya da salt kişisel ihtiyaçlar için bir başkası tarafından işin yerine getirilmesi olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu gereği sosyal güvenlik haklarından olan emeklilik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan, bu hakkın ilgili kişi adına üçüncü kişiler tarafından kullanımının belli şekil ve şartlara bağlı olması, Anayasa ve kanunlardan kaynaklanan yasal bir zorunluluk, diğer bir ifade ile bu hakların vekalet akdine binaen kullanılmasında özel olarak yetkinin aranması, hukuken bir gereklilik olduğundan dava konusu Yönetmelik maddesi dayanak alınarak davacıdan özel yetkili olduğunu gösteren noterlikçe onaylı bir vekalet istenmesi işleminin hukuka ve Kanuna uygun olduğu, sonuç olarak davacının talebinin, durumunun vazife malûllüğü yönünden incelenerek sonuca bağlandığı, ancak davacının avukatının Kurum kayıtlarına 22/07/2019 tarihinde geçen 18/07/2019 tarihli dilekçesinin incelenmesinde; Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin ilgili maddesi hükmüne uygun vekaletnamesi olmaması nedeniyle vazife malûllüğü aylığı bağlanması talebinde bulunabileceğine dair yetkisinin bulunmadığı bildirilerek, daha sonra yapılan işlemler hakkında tarafına bilgi verilmemesi hususunda Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı için davacının haksız ve hukuksuz açtığı davanın reddinin gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …<br>DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemenin ve bu düzenlemeye istinaden tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu, bu nedenle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI : …<br>DÜŞÜNCESİ : Dava, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrinde Asb. Bçvş. Olarak görev yapmakta iken 16/11/2012 tarihinde malûlen emekliye sevk edilen ve 15/12/2012 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun kapsamında adi malûl aylığı bağlanan davacı vekili tarafından, adi malûl aylığının 5434 sayılı Kanun hükümleri gereğince vazife malûllüğü kapsamına alınması ve kendisine 2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması talebiyle yapılan başvurunun eksiklik nedeniyle iadesi üzerine Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının, davacının vazife malûlü olarak kabul edilmesi istemiyle vekaleten yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve 2.475 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.<br> Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin Kanunî temsilcilerce veya vekillerce yapılan başvurular (Değişik başlık:RG-5/12/2017-30261) başlıklı 80. maddesinde "(1) (Değişik:RG-5/12/2017-30261) Kanunun öngördüğü her türlü gelir, aylık, ödeme ve ödenekler ile borçlanma ve benzeri taleplerin, aylık bağlama öncesi taleplerin yapılabilmesi için; sigortalı ve hak sahiplerinden ergin ve mümeyyiz olmayanların kanunî temsilcilerinin yazılı istekte bulunmaları şarttır. (2) Sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri tarafından yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisi bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin de ibraz edilmesi gerekir." düzenlemesi yer almaktadır.<br> Sosyal Güvenlik Kurumuna İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında 5502 sayılı Kanunun 35. maddesinin 6. fıkrasında "Kurum, bu Kanun ve diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla işlediği kişisel veriler ile ticari sır niteliğinde olan verileri, veri sahibinin noter onaylı muvafakati veya e-Devlet uygulaması üzerinden kimlik teyidi ile verilen izni olmadan gerçek veya tüzel kişilerle paylaşamaz. Ancak, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının ilgili mevzuatında belirtilen görevleri yapabilmeleri için ihtiyaç duydukları sağlık verisi dışındaki kişisel veriler ile ticari sır niteliğindeki veriler paylaşılabilir. (Ek cümle:17/7/2019-7186/18 md.) Kurum, kişisel sağlık verilerini kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, verilen sağlık hizmetlerinin uygunluğunun ve yerindeliğinin takibi ve finansmanının planlanması amacıyla talebi hâlinde Sağlık Bakanlığı ile paylaşır. Kurum, bunların dışındaki gayri maddi hakları ile kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişiyle ilişkilendirilemeyecek şekilde anonim hâle getirdiği verileri araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlar için kamu idareleri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bilimsel araştırma yapan kamu personeli, bilimsel dernekler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya üniversiteler ile ücretsiz olarak paylaşabilir. Anonim hâle getirilen verinin tüzel kişilere ait olması hâlinde bu fıkrada sayılanlar dışındaki gerçek veya tüzel kişilere tüzel kişinin noter onaylı muvafakati alınmak kaydıyla ücretli olarak verilebilir. Veri paylaşılan kamu idareleri ile gerçek ve tüzel kişiler, paylaşılan verinin gizliliğinden ve güvenliğinden sorumludur. Bu fıkranın aksine davrananlar hakkında, veri paylaşımı yapılanlar da dâhil olmak üzere 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. " düzenlemesi yer almaktadır.<br> 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 27. maddesinde "Avukatlarca vekaletname sunulan merciler, pul yapıştırılmamış veya pulu noksan olan vekaletname ve örneklerini kabul edemez. Gerektiğinde ilgiliye on günlük süre verilerek bu süre içinde pul tamamlanmadıkça vekaletname işleme konulamaz." hükmü yer almaktadır.<br> Dava konusu düzenleme sosyal güvenlik ile ilgili haklarının vekalet akdine binaen kullanılabilmesi için özel olarak yetki aramakta olup dayanağı mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.<br> Dava konusu işlem de söz konusu düzenlemeye uygun olarak tesis edilmiştir. <br> Kaldı ki davacının talebinin de kendi kişisel başvurusu üzerine sonuçlandırıldığı görülmektedir. <br> İşlemler hukuka uygun olduğundan davacının tazmini gereken zararı da doğmamıştır.<br> Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br> Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :<br> Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrinde İdari Astsb. Bşçvş. olarak görev yapmakta iken 30/11/2012 tarihinde malûlen emekliye sevk edilen ve 15/12/2012 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun kapsamında adi malûl aylığı bağlanan davacı vekili tarafından, adi malûl aylığının 5434 sayılı Kanun hükümleri gereğince vazife malûllüğü kapsamına alınması ve müvekkiline 2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması talebiyle yapılan başvurunun, davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede özel yetki bulunmadığı gerekçesiyle iadesine dair Sosyal Güvenlik Kurumu'nun ... tarih ve ... sayılı işlemi ve bu işleme dayanak olan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali ile işlemden dolayı oluştuğu iddia edilen mağduriyet karşılığı 2.475,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> USUL YÖNÜNDEN:<br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''Dava açma süresi'' başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda altmış gün olduğu, bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başladığı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği hükümlerine yer verilmiştir.<br>Davalı idare tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüşse de; iptali istenen düzenlemenin uygulanmasına yönelik 29/08/2019 tarihli idari işlemin davacıya 04/09/2019 tarihinde tebliğ edildiği dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesine uygun olarak tebliğ tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde, 11/10/2019 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, davalı idarenin bu itirazı yerinde görülmemiştir.<br><br>ESAS YÖNÜNDEN:<br>İlgili Mevzuat:<br>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Yönetmelikler" başlıklı 107. maddesinde, "Bu Kanunda bahsi geçen yönetmelikler bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde çıkarılır. Kurum, bu Kanunun diğer maddelerinin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları yönetmelik ile düzenleme yetkisine sahiptir." hükmü yer almıştır.<br>5510 sayılı Kanun'un 107. maddesine dayanılarak çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin "Kanunî temsilcilerce veya vekillerce yapılan başvurular" başlıklı 80. maddesinin dava konusu 2. fıkrasında ise, "Sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri tarafından yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisi bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin de ibraz edilmesi gerekir." kuralı sevk edilmiştir.<br>Yine 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinde, ".... Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. ..." hükmü yer almıştır.<br>5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 44. maddesinde, her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar ve veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere malûl denileceği ve haklarında bu Kanunun malûllüğe ait hükümlerinin uygulanacağı; <br>45. maddesinde, 44 üncü maddede yazılı malûllüğün; <br>a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa;<br>b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken bu işlerden doğmuş olursa; <br>c) Kurumların menfaatini korumak maksadıyle bir iş yaparken o işten doğmuş olursa; (maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla); <br>ç) Fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel, iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o iş yerinde husule gelen ve o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa; buna (vazife malûllüğü) ve bunlara uğrayanlara da (vazife malûlü) denileceği; <br>48. maddesinde, Vazife malüllükleri: <br>a) Keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan; <br>b) Kanun,tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan; <br>c) Yasak fiilleri yapmaktan; <br>ç) İntihara teşebbüsten; <br>d) Her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar yapmak maksadından; <br>doğmuş olursa bunlara uğrıyanlar hakkında (adi malûllük) hükümleri uygulanacağı hükmüne yer verilmiş; <br>56. maddesinin birinci fıkrasında, muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında vazife malûlü olmaları halinde, kendilerine aylık bağlanacağı öngörülmüştür.<br>Öte yandan 5502 sayılı, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihteki adıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, dava konusu uygulama işleminin tesis edildiği tarihteki adıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'un "Kurumun taşınmaz edinimi, taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile gayri maddi haklarının hukuki durumu" başlıklı 35. maddesinin 5. fıkrasında, "(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/37 md.) Kurumca, işverenlerin, sigortalıların, genel sağlık sigortalılarının, emeklilerin, bunların hak sahipleri ile dul ve yetimlerinin ve Kurumdan aylık alan diğer kişilerin bireysel veri ve hakları, bireysel veri ve haklarından oluşan toplu veri ve hakları ile işletmelerin ticari sırları satılamaz ve paylaşılamaz." hükmüne; 6. fıkrasında, "(Değişik altıncı fıkra: 4/4/2015-6645/43 md.) Kurum, bu Kanun ve diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla işlediği kişisel veriler ile ticari sır niteliğinde olan verileri, veri sahibinin noter onaylı muvafakati veya e-Devlet uygulaması üzerinden kimlik teyidi ile verilen izni olmadan gerçek veya tüzel kişilerle paylaşamaz. ..." hükmüne yer verilmiştir. <br>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, "kişisel veri", kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi; (e) bendinde, "kişisel verilerin işlenmesi", kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem olarak tanımlanmış; <br>"Kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 5. maddesinde, "Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.<br>Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:<br>a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.<br>b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.<br>c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.<br>ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.<br>d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.<br>e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.<br>f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması." kuralı; <br>"Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinde, "Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.<br>Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.<br> Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir." hükmü; <br>"Kişisel verilerin aktarılması" başlıklı 8. maddesinde de, <br>"Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.<br>Kişisel veriler;<br>a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında,<br>b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında,<br>belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.<br>Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır." kuralı yer almıştır.<br>Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Yalnız avukatların yapabileceği işler" başlıklı 35. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir.<br>Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.” hükmüne; "Örnek çıkarabilme ve tebligat yapabilme hakkı" başlıklı 56. maddesinin 6. fıkrasında, "Vekâletnameler Türkiye için tek tip olup, vekâletnamenin biçim ve içeriği Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanır." hükmüne yer verilmiştir.<br><br>Dava Konusu Düzenleyici İşlemin İptali İsteminin İncelenmesi: <br>Anayasa'nın, dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan haliyle 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.<br>Uyuşmazlık, Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanacak aylıklar hakkında asil adına vekaleten başvuru yapılabilmesi için, vekil adına düzenlenen noter onaylı vekaletnamelerde, Kurumca bağlanacak aylıklara yönelik başvurma yetkisi bulunduğunun açıkça belirtilmesi, başka bir ifadeyle anılan kapsamdaki başvurular için özel bir yetki bulunması gerekip gerekmediği noktasındadır.<br>5502 sayılı Kanun'un 35. maddesinde, sigortalıların, genel sağlık sigortalılarının, emeklilerin, bunların hak sahipleri ile dul ve yetimlerinin ve Kurumdan aylık alan diğer kişilerin bireysel veri ve haklarının, bireysel veri ve haklarından oluşan toplu veri ve hakları ile işletmelerin ticari sırlarının paylaşılamayacağı; Kurumun, görevlerini yerine getirmek amacıyla işlediği kişisel veriler ile ticari sır niteliğinde olan verileri, veri sahibinin noter onaylı muvafakati veya e-Devlet uygulaması üzerinden kimlik teyidi ile verilen izni olmadan gerçek veya tüzel kişilerle paylaşamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.<br>Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin dava konusu 80. maddesinin 2. fıkrasında da, sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri tarafından yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisinin bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin de ibraz edilmesi şartı aranmıştır.<br>Yukarıda aktarılan (mülga) 5434 sayılı Kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; iştirakçinin vazife malulü mü yoksa adi malul mü sayılacağı hususunda yapılacak incelemeler kapsamında sağlık verilerinin yanı sıra vazife malullüğüne engel hallere (keyif verici içki ve her çeşit madde kullanımı, intihara teşebbüs vb.) ilişkin bilgilerin de işlenmesi ve başvuru sonucunda paylaşılması söz konusu olacağından; özel nitelikli bu kişisel verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesini ve/veya paylaşılmasını yasaklamak amacıyla getirilen dava konusu kuralın, üst norm olan 5502 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 6698 sayılı Kanun'un 6. ve 8. maddesinde yer alan kişisel verilerin korunmasına yönelik emredici hükümlere paralel düzenlemeler içerdiği, anılan Kanun hükümlerinin uygulamasını gösterdiği açıktır. <br>Esasen Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanacak aylıklar, sağlık bilgilerinden bağımsız olarak tek başına da 6698 sayılı Kanun uyarınca kişisel veri niteliğinde bulunmaktadır. <br>Her ne kadar anılan Kanun'un 8. maddesinde, kişisel verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın aktarılıp paylaşılabileceği haller düzenlenmiş ise de, yine aynı maddede, kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklı tutulduğundan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar yönünden 5502 sayılı Kanun özel kanun niteliğinde bulunduğundan, 6698 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki istisnai hallerin dava konusu düzenlemede yer almaması eksik düzenleme olarak görülmemiştir.<br>Öte yandan davacı tarafından, dava konusu düzenlemenin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35. maddesinin ilk iki fıkrası ile 56. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; anılan Kanun'un 35. maddesi hükümlerinin avukatların hak ve yetkilerine yönelik genel düzenlemeler olduğu, özel kanun hükümleri (Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gibi) ile bu Kanundaki genel kurallara, vekaletnamede özel yetki aranması da dahil olmak üzere, istisnalar getirilebileceği açıktır. Kanun'un 56. maddesi ise vekaletnamenin yalnızca şekil ve üslubuna yönelik düzenleme yapma yetkisini içerdiğinden, davacının bu maddeye dayalı iddiası da yerinde görülmemiştir.<br>Kaldı ki, dava konusu düzenlemede yer alan "sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri" ibaresinde geçen "vekil" kavramına yalnızca avukatların dahil olmadığı, avukatların yanı sıra mali müşavirler gibi diğer meslek mensupları ile adına vekaletname düzenlenmiş kişilerin de aynı kapsama girdiği görülmektedir.<br>Bu durumda, 5502 sayılı Kanun'un 35. maddesinde öngörülen bireysel ve/veya toplu veri ve haklar ile ticari sırların hukuka aykırı şekilde paylaşılmasının ve bu suretle oluşması muhtemel mağduriyetlerin önlenmesi amacına yönelik olduğu anlaşılan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. <br>Dava Konusu Uygulama İşleminin İptali İsteminin İncelenmesi:<br>Uyuşmazlıkta, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu uyarınca iştirakçi iken 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren ve bilahare 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi uyarınca 5434 sayılı Kanuna istinaden adi malûl olarak emekliye ayrılan davacının, vazife malûllüğü kapsamına alınması istemiyle davacı adına vekili tarafından 18/07/2019 tarihli dilekçe ile davalı Kuruma başvurulmuş, bahse konu başvuru, vekilin noter onaylı vekaletnamesinde "Kurumca bağlanacak aylıklar için başvurma yetkisi bulunduğunun açıkça belirtilmediği"nden (özel yetkisinin bulunmadığından) bahisle Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 80. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak reddedilmiştir. <br>Aynı doğrultudaki başvurunun, 24/07/2019 tarihli dilekçe ile bizzat iştirakçi/sigortalı (davacı asil) tarafından yapılması üzerine ise, davalı Kurumca gerekli incelemeler yapılarak başvuru esastan sonuçlandırılmış ve başvurusunun 5434 sayılı Kanun'un vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığından bahisle reddedildiği hususu 25/10/2019 tarihli işlemle davacıya bildirilmiştir.<br>Buna göre, hukuka uygunluğu yukarıda tespit edilen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 80. maddesinin 2. fıkrası hükmünün uygulanmasından ibaret olan davalı Kurumun ... tarih ve ... sayılı işleminde de hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Davacının Manevi Tazminat İsteminin İncelenmesi:<br>Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.<br>Dava konusu uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin hukuka uygunluğunun tespit edilmesi ve davacı asil tarafından yapılan başvuru üzerine uygulama işlemine konu istem hakkında Kurumca mevzuat kapsamında yeniden değerlendirme yapılarak yeni bir işlem tesis edilmesi karşısında, davacının herhangi bir hak ihlalinin bulunmadığı anlaşıldığından, manevi zararın doğmadığı ve tazminat koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. <br>Bu nedenle, manevi tazminata hükmedilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Dava konusu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliğiyle,<br>2. Dava konusu Sosyal Güvenlik Kurumu'nun ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE oy çokluğuyla,<br>3. Dava konusu işlemden dolayı oluştuğu iddia edilen mağduriyet karşılığı … TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliğiyle,<br>4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,<br>6. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,<br>7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/11/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.<br> <br><br>(X) - KARŞI OY :<br>Dava dosyasının incelenmesinden; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrinde İdari Astsb. Bşçvş. olarak görev yapmakta iken 16/11/2012 tarihinde malûlen emekliye sevk edilen ve 15/12/2012 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun kapsamında adi malûl aylığı bağlanan davacı vekili tarafından, adi malûl aylığının 5434 sayılı Kanun hükümleri gereğince vazife malûllüğü kapsamına alınması ve müvekkiline 2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması talebiyle yapılan başvurunun, davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede özel yetki bulunmadığı gerekçesiyle iadesine dair Sosyal Güvenlik Kurumu'nun ... tarih ve ... sayılı işlemi ve bu işleme dayanak olan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali ile işlemden dolayı oluştuğu iddia edilen mağduriyet karşılığı 2.475,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açıldığı görülmektedir. <br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Yalnız avukatların yapabileceği işler" başlıklı 35. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir.<br>Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.” şeklindeki hükümden de anlaşılacağı üzere, noterlikçe düzenlenmiş genel yetkili vekaletnamede verilen yetkiye dayanarak avukatın resmi dairelerde müvekkilini temsilen alacak, aylık bağlama vb. işlerinin takibini yapabileceği aşikardır. <br>Genel vekaletnameyi tanımlayan aynı Kanun’un “Örnek çıkarabilme ve tebligat yapabilme hakkı” başlıklı 56. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Vekâletnameler Türkiye için tek tip olup, vekâletnamenin biçim ve içeriği Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanır.” hükmü yer almaktadır.<br>Her ne kadar davalı idare tarafından davaya konu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 80. maddesinin 2. fıkrası uyarınca işlem tesis edilmiş ise de, bu madde hükmünde geçen vekil kavramının avukatları kapsamadığı, avukat harici kişiler için oluşturulmuş bir düzenleme olduğu açıktır.<br>Bu nedenle, esasında dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, anılan hüküm yanlış yorumlanmak ve genişletilmek suretiyle avukatların da madde kapsamına dahil edilmesi sonucu davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası uyarınca eksiklik bulunduğundan bahisle başvurunun iadesine dair ... tarih ve ... sayılı davalı Kurum işleminde hukuka uyarlık bulunmadığından anılan uygulama işleminin iptali gerektiği sonucuna varılmaktadır.<br>Öte yandan, manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir.<br>Uyuşmazlıkta, uygulama işlemine konu istemin davacı asil tarafından yenilenmesi üzerine Kurumca mevzuat kapsamında yapılan değerlendirme sonucu yeni bir işlem tesis edilmesi karşısında, davacının herhangi bir hak ihlalinin bulunmadığı anlaşıldığından, manevi zararın doğmadığı ve tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. <br>Bu itibarla, dava konusu uygulama işleminin iptaline, manevi tazminat isteminin ise yukarıda aktarılan gerekçeyle reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararının belirtilen kısımlarına katılmıyorum.</font></p></body></html>
emekli