<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2024/1342 E.  ,  2025/114 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU <br>Esas No : 2024/1342<br>Karar No : 2025/114 <br><br>TEMYİZ EDENLER : I-(DAVACI): ... Gaz Dağıtım AŞ (...)<br> VEKİLİ : Av. ...<br><br> II- 1-(DAVALI):... Kurumu <br> VEKİLİ: Av. ...<br><br> 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL): ...Taşıma AŞ <br> VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 13/11/2023 tarih ve E:2018/4235, K:2023/4706 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı şirketin taşıma bedeli üst sınırının belirlenmesine ilişkin 11/11/2009 tarih ve 27403 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/11/2009 tarih ve 2300 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 13/11/2023 tarih ve E:2018/4235, K:2023/4706 sayılı kararıyla; İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/1984, K:2017/4467 sayılı bozma kararına uyularak,<br>4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5/A maddesi, aynı Kanun'un Ek 2. maddesi, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nun 1. maddesi ile "Tarifeler" başlıklı 11. maddesinin dördüncü bendine yer verilmiş,<br>Nihai Bilirkişi Raporu'nda Yer Verilen Tespitlerin İncelenmesi:<br>Taşınan doğal gaz miktarının artması hâlinde taşıma bedelinin azalıp azaltılamayacağı hususu:<br>Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, taşıma bedelinin hesaplanmasında taşınan gaz miktarının tek başına bir gösterge olmayıp yapılan yatırımlar, bakım ve işletme giderleri, amortisman ve sermaye yatırımları ve makul getiri oranı dikkate alınarak hesaplanan yıllık gelir gereksinimi tutarının önemli unsur olarak ortaya çıktığı, dolayısıyla taşıma miktarı artış gösterse bile şirketin yıllık gelir gereksinimine bağlı olarak taşıma tarifesinin düşmeyip artabilmesinin söz konusu olabileceği, taşınan doğal gaz miktarı ile taşıma bedeli arasında doğrusal bir ilişkinin bulunmadığı tespitine yer verilerek, taşıma tarifesinin belirlenmesinde taşıma miktarı doğrudan bir unsur olmayıp şirket için belirlenecek yıllık gelir gereksiniminin taşıma tarifesini belirleyen unsur olacağı sonucuna varıldığı, <br>Bakılan davada davacının doğal gaz taşıma tarifesinin kendisi uyuşmazlığa konu edildiğinden, tarifede bir bütün olarak hukuka uygunluk denetimi yapıldığı, taşıma miktarının artması ile tarifenin artması ya da azalması arasında doğrusal bir ilişkinin olmadığı; taşıma bedelinde asıl önemli olanın gelir gereksinimi olduğu, gelir gereksiniminin taşınacak doğal gaz miktarına bölünmesi ile birim taşıma bedelinin bulunduğunun anlaşıldığı, bu nedenle, bilirkişilerce yapılan bu değerlendirmenin bakılan davada varılacak sonuca doğrudan bir etkisinin bulunmadığının anlaşıldığı,<br> Diğer dağıtım şirketleri için doğal gaz taşıma tarifelerinin ne şekilde belirlendiği hususu:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, doğal gaz piyasası tarife hesaplamalarında ilk defa ayrıntılı metodolojinin belirlendiği 31/12/2011 tarih ve 28159 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3580 sayılı Kurul kararı öncesinde, mevcut şirketler açısından tarife hesaplamalarında farklı uygulamaların dikkate alınabildiği durumların mevcut olduğunun tespit edildiği,<br> 4646 sayılı Kanun'un 11. maddesinde, fiyatların Kurul tarafından tespitinde, hizmet kalitesi, yatırıma imkân sağlayacak makul ölçüde kârlılık ve piyasada cari olan doğal gaz alış fiyatları ve benzeri durumların dikkate alınacağı belirtilmekle beraber söz konusu uyuşmazlık tarihinde ikincil mevzuatta hesaplamaların nasıl yapılacağına dair ayrıntılı metodolojik bir yaklaşımın bulunmadığı, ilk defa ayrıntılı metodolojinin 2011 yılında yapılarak 2012 yılından itibaren uygulandığının görüldüğü, <br> 2012 yılı öncesinde mevcut şirketlerin tarifelerinin belirlenmesinde farklı uygulamalar olduğu, bu uygulamaların ise şirketlerin gelişim süreci, özelleştirme durumu, kamu ya da özel mülkiyet olması ve mali kayıtlardan kaynaklandığı, davacı şirket ile aynı statüde olan şirketler lehine davacının aleyhine farklı uygulamaların ise söz konusu olmadığının anlaşıldığı, bu durumda, mevzuat gereği farklı statüye sahip şirketler bakımından tarife belirlenmesi sırasında uygulama farklılıklarının oluşmasında eşitlik ilkesine aykırılık, dava konusu işlemde ise bu husus açısından hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> Özelleştirme ile ilgili olarak ödenmiş bulunan hisse devir bedellerinin durumu:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, şirket ortaklarının özelleşen davacı şirketin hisselerini satın almaları nedeniyle katlanmış oldukları maliyetin varlık tabanına eklenmesinin söz konusu olamayacağı, zira yapılan özelleştirmede hisse satışı bedelinin şirket varlık tabanı ile ilgisinin bulunmadığı, bu ödemenin şirket tarafından değil şirket ortakları tarafından şirketin devralınması amacıyla yapıldığı tespitine yer verildiği,<br> İlgili mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacının, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus olmadığından dava konusu işlemde özelleştirme ile ilgili ödenmiş hisse devir bedellerinin varlık tabanına eklenmemesi açısından hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> Varlık tabanı icmalinde itfa tutarları hakkında:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, EPDK uygulamasında toplam şebeke yatırımlarından tahakkuk eden bağlantı bedelleri mahsup edildikten sonra kalan tutar 22 yıla bölünerek düzenlenmiş amortisman tutarının hesaplandığı, bu uygulamanın yatırımların itfa süresi bakımından yaygın uygulama olduğundan bahisle hesaplamalarda da esas alındığının belirtildiği,<br> İlgili mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus olmadığından, dava konusu işlemde bu açıdan hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> Makul getiri oranında enflasyon oranı hakkında: <br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, taraflar arasındaki tartışmanın esasının makul getiri oranından indirilmesi gereken enflasyon oranının beklenen enflasyon oranı mı gerçekleşen enflasyon oranı mı olduğu tespit edilerek; Kurul tarafından yapılan hesaplamada projeksiyonların değerlendirilmesi ilkesine uygun olarak beklenen enflasyon oranı üzerinden hesaplamanın yapıldığı, 2011 tarihli bilirkişi raporunda ise gerçekleşen enflasyon oranı üzerinden hesaplama yapıldığı, oysa dikkate alınması gereken oranın beklenen enflasyon oranı olduğu sonucuna varıldığı,<br> İlgili mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus olmadığından, dava konusu işlemde bu açıdan hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> Bağlantı bedellerine ilişkin husus:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, bağlantı gelirlerinin tamamının tahakkuk ettiği dönemin geliri olarak muhasebeleştirileceği, ancak bağlantı bedeline ilişkin harcamaların 1/22'sinin ilgili yılda gider olarak tahakkuk ettirildiği, bağlantı bedeli gelirleri ile gideri arasındaki farkın %20'sinin Kurumlar Vergisi olarak ödendiği, bu açıdan bağlantı bedeli gelirlerinin %20 vergi yükü içerdiği, bu nedenle varlık tabanı hesaplamasında ilgili kalemlerin paranın zaman değerindeki değişmeye göre düzeltilmesinin yanı sıra bağlantı bedeli gelirleri içerisindeki %20'lik vergi yükünün de indirilmesi gerektiği, bu açıdan Kurul tarafından 2008-2009 yılları uygulamalarında vergi yükü dikkate alınmadan, bağlantı gelirinin tamamının varlık tabanından düşülmesinin aynı zamanda kamuya ödenen vergi tutarı kadar bir bedelin varlık tabanından düşülmesi sonucunu doğurduğu, tarife hesaplamalarına ilişkin 2012 yılından itibaren uygulanmaya başlanan 3580 sayılı Kurul kararıyla bağlantı bedellerinin vergi yükünden arındırılmak suretiyle varlık tabanı hesaplamalarında dikkate alınmaya başlandığı tespitine yer verildiği,<br> Davalı idare tarafından, vergi giderlerinin makul getiri oranı içerisinde dikkate alındığı, tarifelerde vergi öncesi makul getiri oranının kullanıldığı, şirketin bu dönemleri için gelir tabloları incelendiğinde herhangi bir vergi giderinin oluşmadığının görüldüğü, fakat tarife hesaplamalarında bu doğrultuda bir düzeltme yapılmadığı, ayrıca şirketin söz konusu bağlantılar için oluşan maliyetlerini maddi duran varlıklara ekleyerek amortisman yoluyla ilerleyen dönemlerde vergi yükünden kurtulduğunun ileri sürüldüğü,<br> Yapılan incelemede, bağlantı bedellerinin tarifede dikkate alındığı anda dağıtım şirketi açısından Kurumlar Vergisi giderinin oluşup oluşmayacağının henüz belli olmadığı, Kurumlar Vergisi'nin dağıtım şirketi açısından yalnızca taşıma bedellerine özel olarak değil, tüm gelir ve giderlerine bağlı olarak doğduğu, vergi yükünün oluşması hâlinde ise tarifede zaten dikkate alındığı anlaşıldığından, bilirkişiler tarafından yapılan bu tespitin hukuken kabul edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı,<br> Bilirkişilerce varılan sonuç hukuka uygun görülmemekle birlikte, bağlantı bedellerine ilişkin uyuşmazlık bu aşamada teknik yönden açıklığa kavuştuğundan bu hususta yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmediği,<br> Bu itibarla, dava konusu işlemde bağlantı bedeli gelirleri açısından hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> Gelir gereksiniminin hesaplanmasında kur farklarının durumu:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, finansal raporlama standartlarının Türkiye Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlandığı ve bu standartların uluslararası geçerliliğinin olduğu, uluslararası finansal raporlama standartlarının geliştirilmesinin amacının açıklanmaya çalışılan işlem veya olayın gerçeğe en uygun şekilde raporlanmasının sağlanması olduğu vurgulanarak, kur farklarına ilişkin uyuşmazlığın da bu muhasebe standartlarına uygun olarak çözümlenmesi gerektiği, Vergi Usul Kanunu'nun 262. maddesine göre kur farklarının oluştukları yıl doğrudan vergi matrahından indirilmediği, söz konusu varlıkla birlikte amortisman yoluyla yıllara yayılarak indirildiği, dava konusu tarife döneminde yatırım tutarını oluşturan kalemlerin hangilerinin kabul edileceğine ilişkin açık bir hukuki düzenleme bulunmadığı, ancak dava konusu gelir gereksinimi hesaplanırken kur farklarının varlık tabanına eklenmeyeceğine dair de herhangi bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle Türkiye Finansal Raporlama Standartları ve Vergi Usul Kanunu'nda yer verilen düzenlemeler dikkate alınarak kur farklarının yatırım tutarına dâhil edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı,<br> Bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmenin dayanağının mali mevzuat ve finansal raporlama standartları olduğu, gerek 4628 sayılı Kanun'da gerekse de 4646 sayılı Kanun'da ya da ikincil mevzuatta bu durum hakkında açık bir kurala yer verilmediğinin görüldüğü,<br> Doğal gaz piyasasında, tarifelerin, 4646 sayılı Kanun'un amacı ve belirlenen ilkeler uyarınca 4628 sayılı Kanun'da Kurul'a verilen görev ve yetkiler kapsamında belirlenmesi gerekmekle birlikte tarifelerin hazırlanmasında dikkate alınan parametreler belirlenirken EPDK tarafından diğer emredici kanun hükümlerine aykırı işlem tesisi edilmesi hukuken mümkün olmadığı, öte yandan, bilirkişilerce yaptıkları tespite dayanak gösterilen mali mevzuatta ya da finansal raporlama standartlarında tarife hukuku açısından emredici kural bulunmadığı gibi bu kurallardan kıyasen de olsa bir sonuç çıkarılmasının mümkün olmadığı,<br> Bu kapsamda, davacı şirketin taşıma bedeli tarifesinde kur farkı gibi finansman maliyetlerinin reel makul getiri oranı içerisinde dikkate alındığı, davacı şirketin yatırımları için en uygun finansman alternatiflerini buna göre değerlendirmesi, duruma göre öz kaynakla finansman yanında yerli ya da yabancı para cinsinden borçlanması gerektiğinin anlaşıldığı, aksinin kabulü durumunda, dağıtım şirketlerinin Kurul'un piyasayı düzenleme ve denetleme görev ve yetkisi kapsamında belirlediği parametrelerden vareste olarak tercih ettiği finansman modelinin sonuçlarına her hâlükârda tüketicilerin katlanması gerektiği sonucunun ortaya çıkacağı, bu durumun ise, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında kabulünün mümkün olmadığı, öte yandan, uyuşmazlığa konu uygulamanın muhataplarına eşit olarak uygulandığının da görüldüğü, bu nedenle bilirkişilerce bu hususta varılan sonucun kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldığı,<br> Bilirkişilerce varılan sonuç hukuka uygun görülmemekle birlikte, kur farklarına ilişkin uyuşmazlık bu aşamada teknik yönden açıklığa kavuştuğundan bu hususta yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmediği,<br> Bu itibarla, dava konusu işlemde kur farklarının yatırım bedeline eklenmemesi açısından hukuka aykırılık bulunmadığı, <br> Varlık tabanının hesaplanmasında bileşenlerin 2009 yılı sonu değerine getirilmesi:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, davacı şirketin 2009 yılında uygulayacağı tarifeye temel oluşturacak varlık tabanı hesaplanırken, 2002 - 2009 yılları arasındaki sekiz yıla isabet eden paranın zaman değeri etkisi dikkate alınarak varlık tabanı tutarının düzeltilmesi ve düzeltilen varlık tabanı tutarına net makul getiri oranı uygulanarak gelir gereksinimine ulaşılması gerektiği, bu yaklaşımda enflasyon etkisinin mükerrer olarak hesaplamaya dâhil edilmemesi için net makul getiri oranının kullanılması gerekeceği, makul getiri oranının içindeki enflasyon etkisi arındırılarak bu getiri oranına ulaşılacağı, böylece makul getiri oranı içindeki enflasyon etkisinin indirilerek mükerrerliğin ortadan kaldırılacağı, şirket 2004 yılına kadar enflasyon muhasebesi uyguladığı için 2005 yılından önceki yıllara ilişkin varlık tabanının bileşeni olan şebeke yatırımlarının paranın zaman değeri dikkate alınarak düzeltilmesi mükerrer olacağından 2005 yılından itibaren şebeke yatırımlarında düzeltme uygulanması gerektiği sonucuna varıldığı,<br> Davalı idare tarafından, doğal gaz piyasasında mevcut şirket statüsünde bulunan şirketlerin baz varlık tabanına 2012 yılı öncesi için enflasyon güncellenmesinin uygulanmadığı, 2012 yılı öncesi dönemdeki tarihlere ilişkin olarak farklı uygulamaların bu şirketlerin gelişim süreci, özelleştirme durumu, kamu ya da özel sektör mülkiyetinde olması, mali kayıtları gibi başlıklarda farklı özelliklere sahip olmasından kaynaklandığı gerekçesiyle bilirkişi görüşüne itiraz edildiği,<br> Davacı tarafından ise, EPDK tarafından uygulanmakta olan tarife metodolojisinde şirketin net varlık değerinin hesaplanmasında enflasyon değerlemesi yapılmayarak, şirketin aktif değerlerinin enflasyonun eritici etkisine maruz bırakıldığı, yıllık yatırım tutarı üzerine dağıtım şirketinin gelir ihtiyacını belirlemek amacıyla kullanılan reel makul getiri oranı hesabında da yıllık hazine bonosu ortalama faiz oranında Merkez Bankası yıllık enflasyon beklentisinin düşüldüğü, bu durumda yıllık getiri tutarının beklenen enflasyon oranı kadar eksik tespit edildiği, yatırımcının ikinci kez enflasyona ezdirilerek varlık tabanı reel getirisinin verilmediği, her ne kadar belirlenen tarifeler yıl içinde aylık ÜFE oranında arttırılsa da gelirlerinin tüm sene içerisine yayıldığı dikkate alındığında yatırımcı şirkete enflasyonunun yarısı kadar koruma sağlandığının ileri sürüldüğü,<br> Varlık tabanı, dağıtım şirketlerinin yükümlü olduğu hizmeti yerine getirmesi için gerekli olan sabit sermaye yatırımları, yapılmakta olan yatırımlar ve günlük faaliyetleri sürdürmek için gereken işletme sermayesinden oluştuğu, tarife dönemi için belirlenmesi sürecinde değişik yöntemler kullanılabildiği, kullanılacak yöntemin seçiminin ise ilgili dağıtım şirketinin gelirini ve dolayısıyla tüketicilerin ödeyeceği bedeli etkilemesi açısından oldukça önemli olduğu, bir taraftan dağıtıcı şirketin yatırıma imkân sağlayacak makûl ölçüde kârlılık elde etmesinin engellenmesi ihtimali bulunmaktayken diğer taraftan mevcut varlıklar için daha önce ödediği bedelleri tüketiciye tekrar ödetme ihtimalinin bulunması, düzenlenmiş varlık tabanının doğru belirlenmesinin önemini artırdığı,<br> 4646 sayılı Kanun, bir taraftan perakende satış fiyatları ve tarife esaslarının, hizmet maliyeti, yatırıma imkân sağlayacak makul ölçüde kârlılık ve piyasada cari olan doğal gaz alış fiyatları ve benzeri durumların dikkate alınarak belirleneceği kuralıyla Kurul'un bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarını belirlerken; aynı zamanda dağıtım şirketlerinin en ucuz kaynaktan gaz temin etmeleri, verimli ve güvenli işletmecilik yapmaları gerektiğini kurala bağladığı, öte yandan, tarife oluşturma işlemleri sırasında tarifede yer alan unsurların objektif kıstaslara göre belirlenmesi ve bu kıstasların gerekçesinin idari yargı denetimini mümkün kılacak şekilde ortaya koyulabilmesi gerektiği,<br> Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan inceleme ve değerlendirme raporunda, mevcut tarife yapısında varlık değerinin getirisini ve itfasını da içeren taşıma bedelinin aylık olarak enflasyonla güncellendiği, literatürde enflasyonun tarife kapsamında değerlendirilmesinin üç şekilde yapıldığı, bunların (1) tarife hesaplamalarına esas varlıkların enflasyonla güncellenmesi, (2) sermaye maliyetini yansıtan getiri oranının reel değil nominal uygulanması, (3) hesaplanan nihai birim bedellerin enflasyonla güncellenmesi şeklinde olduğu, kurumlarınca üçüncü sistemin tercih edildiği; yürütülen tarife çalışmaları sırasında tarifesi düzenlenen şirketlerin enflasyon etkisinden kurtarılmasına yönelik bu üç alternatif uygulamanın avantaj ve dezavantajları ile birlikte değerlendirildiği, şirketlerin enflasyona ezdirilmesinin söz konusu olmadığı, bu uygulama ile hem dağıtım şirketlerinin enflasyona ezdirilmesinin önlendiği hem de gerçekleşen enflasyonun beklenen enflasyondan yüksek çıkması durumunda aradaki farktan dolayı oluşacak mağduriyetlerin giderildiğinin belirtildiği, <br> Düzenleyici kurumlar, ilgili bulundukları piyasada düzenleme ve denetleme görevi üstlenmekte olduğu, bu kuruluşların temel işlevinin, toplumsal ve ekonomik hayatın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlarındaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini, birtakım kurallar koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemek olduğu, doğal gaz piyasası ile ilgili olarak düzenleme yapma ve tarife belirleme yetkisine sahip olan Kurul'un, 4628 sayılı ve 4646 sayılı Kanunlarda kendisine tanınan yetkiyi nihai birim bedellerin enflasyon ile güncellenmesini tercih etmek suretiyle kullandığının görüldüğü, <br> 4646 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer verilen Kanun'un amaçları incelendiğinde, Kanun'un amacının iki farklı unsurdan yola çıkılarak belirlendiği, buna göre, (1) hizmetin sunulmasına yönelik olarak; kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması amacı; (2) piyasanın kurulmasına yönelik olarak ise piyasasının serbestleştirilerek mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir doğal gaz piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması amaçları olduğu, Kurul tarafından enflasyon uygulamasında tercih edilen yöntemin Kanun tarafından ortaya konan hem hizmetin sunumuna hem de piyasanın kurulmasına yönelik amaçlarla ilgili olduğunun görüldüğü,<br> Bu durumda, davalı idare tarafından enflasyonun tarife sisteminde nasıl dikkate alınabileceğine ilişkin üç sistemden nihai birim bedellerin enflasyonla güncellenmesi şeklindeki sistemi tercih etmesinin objektif ölçütlere uygun olduğu, maliyede her zaman paranın zaman içindeki değerinin dikkate alınması gerektiği gerekçesinin, tercih edilen bu sistemi kusurlandırmadığı, aksine bu konuda mevcut olan farklı sistemler arasından Kurul'un takdir yetkisi kapsamında kalan bir tercihin yapıldığının görüldüğü, bununla birlikte, benzer durumda olan doğal gaz dağıtım şirketlerin hepsinde enflasyon uygulamasının uyuşmazlık döneminde aynı şekilde uygulandığı, eşitlik ilkesine aykırılığın da bulunmadığı, bu nedenle bilirkişilerce varılan sonucun hukuken kabulünün mümkün olmadığı, <br> Bilirkişilerce varılan sonuç hukuka uygun görülmemekle birlikte, tarife hesaplamalarında enflasyon güncellemesine ilişkin uyuşmazlık bu aşamada teknik yönden açıklığa kavuştuğundan, bu hususta yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmediği,<br> Bu itibarla, tarifede tercih edilen "hesaplanan nihai birim bedellerinin enflasyonla güncellemesi" metodu açısından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı,<br> MS/A ölçüm istasyonu maliyetinin tarifede dikkate alınıp alınamayacağı hakkında: <br> Davacı şirket tarafından EPDK'ya sunulan 2008 yılı tarife önerileri içinde 4.157.9997,80-TL maliyet ile ilave ölçüm istasyonunun da (MS/A) yer aldığı, istasyonun yapımının doğal gaz hattının devri için...tarih ve ... sayılı yazı ile BOTAŞ tarafından talep edildiği, davacının iddiasına göre istasyonun yapımından BOTAŞ'ın talebi ile vazgeçildiği ancak istasyonun faturasının kesilerek ödemesinin yapıldığı, tarife hesaplamalarında ölçüm istasyonu bedelinin de dikkate alınması gerektiğinin ileri sürüldüğü,<br> Davalı yanında müdahil BOTAŞ tarafından ise, mahkeme kararının uygulanmasını teminen hattın davacı şirkete devri için çalışmalara başlanması sonrasında yüksek basınçlı bir hattın da devri gündeme geldiğinden hat başında teslim edilen gazın ölçülebilmesi için bir ölçüm istasyonunun kurulmasının teknik ve ticarî bir zorunluluk olması nedeniyle hattın başına bir ölçüm istasyonu kurulması gerektiği, ancak, taşıma bedeli alabilmek için ENKA santralini besleyen hattın sonunda yer alan basınç düşürme istasyonunun işletilmesinin yeterli olduğunu bilen davacı şirketin talebi üzerine taraflar arasında bir mutabakat zaptı imzalanarak yüksek basınçlı hattın devrinden vazgeçildiği, davacı şirketin tamamen kendi tasarrufu ile dava konusu hattı almaktan vazgeçtiği, bu nedenle istasyonun kurulmasının gerekli olmadığı, hiçbir inşaat çalışması yapılmamış, hiç kurulmamış ve dağıtım faaliyetinde hiç kullanılmamış bir istasyonun net varlık değeri olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığının savunulduğu,<br> Davalı idarece bu hususun ...tarih ve ... sayılı Kurul kararının iptali istemiyle Dairelerinin... sayılı esasına kayden açılan davada, dava konusu Kurul kararının yürütmesinin durdurulması hakkında verilen kararda yer alan gerekçe uyarınca, yargı kararın uygulanmasını teminen dikkate alındığı, ancak anılan Kurul kararının iptali yolunda verilen Dairelerinin 27/12/2011 tarih ve E:2009/2851, K:2011/6136 sayılı kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/3879, K:2017/4466 sayılı kararı ile bozulduğu, bunun üzerine Dairelerinin 13/11/2023 tarih ve E:2018/1521, K:2023/4705 sayılı kararında MS/A ölçüm istasyonu maliyetinin tarifede dikkate alınıp alınamayacağı hususuna ilişkin olarak, "Yapılan incelemede, taraflar arasında 'Mutabakat Zaptı' isimli bir anlaşmanın 29/02/2008 tarihinde imzalandığı, bu Mutabakat'ın 1. maddesinde, 'Taraflar arasında sürdürülen devir süreci görüşmelerinde bir mutabakata varılamayan; "AGDAŞ'a devri yapılması söz konusu bağlantı hattının BOTAŞ'ın İletim Hattı'na bağlandığı noktada AGDAŞ'dan yapımı istenen ve inşaatı devam eden MS (Ölçüm İstasyonu) ile ENKA Santralini besleyen RMS-A arasındaki muhtemel ölçüm farklılığı toleransı ve MS'de meydana gelecek basınç kaybı hesaplaması" konularının çözümüne yönelik olarak ve devri müteakip AGDAŞ'ın taşıma bedeli tahsil etme hakkına hiçbir şekilde menfi bir etkisi olmamak kaydıyla, ENKA bağlantı hattının ENKA RMS-A giriş flanşından itibaren olan hat ve RMS-A AGDAŞ'a devredilecek ve dolayısıyla MS (Ölçüm İstasyonu) kurulmayacaktır' ifadelerine yer verildiği, mutabakatın hiçbir maddesinde istasyonun yapımından kim tarafından vazgeçildiğine ilişkin bir kaydın olmadığı görülmektedir. <br> Yatırım kalemlerinin varlık tabanına eklenmesiyle tüketicilerin ödeyeceği fiyat yükseleceğinden, bu kalemlerin düzenleyici kurum tarafından denetlenerek tarife hesaplamalarında dikkate alınması, bu denetimin ise hem nicel hususlarda hem de nitel hususlarda yapılması gerekmektedir. Böylece, tarifeler hazırlanırken, fiyat yapısı içine piyasa faaliyetleri ile doğrudan ilişkisi olmayan bir unsur eklenmemiş olacaktır. Yukarıda aktarılan Mutabakat'ta istasyon yapımından kimin vazgeçtiğine ilişkin bir kaydın olmamasının tarife hukuku açısından bir sonucu bulunmamaktadır. Ölçüm istasyonunun yapımından hangi sebeple vazgeçilmiş olursa olsun bu durum BOTAŞ ile davacı firma arasında ayrıca çözümlenmesi gereken bir sorun olduğundan davacı şirket tarafından dağıtım faaliyetinde kullanılmayan söz konusu istasyona ilişkin yatırım tutarının tarife yoluyla tüketicilere yansıtılması hukuken mümkün değildir. <br> Bu nedenle, faaliyete geçmeyen ve davacı şirket tarafından dağıtım faaliyetinde kullanılmayan söz konusu istasyona ilişkin yatırım tutarı dikkate alınmadan tesis edilen Kurul kararında bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır." gerekçesine yer verildiği, MS/A ölçüm istasyonu maliyetinin tarifede dikkate alınmasına ilişkin Dairelerinin kararının bozularak ortadan kalktığı görüldüğünden MS/A ölçüm istasyonu maliyeti açısından, yargı kararları ile oluşan yeni hukukî duruma göre işlem tesis edileceğinin açık olduğu, <br> Varlık tabanı icmalinde ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farklarının durumu:<br> Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, varlık tabanı hesaplamasında 2002-2009 yıllarına isabet eden işletme gider farkının da hesaplamada yer alması gerektiği, zira hesaplamaya esas tarife teorisi dikkate alındığında dağıtım şirketinin gelir gereksiniminin, düzenlemeye tâbi faaliyet kârından geri alınmasına izin verilen maliyet kalemleri dikkate alınarak belirleneceği, burada geri alınmasına izin verilen maliyet kalemlerinin; işletme ve bakım maliyetleri, amortisman, şirketin varlıkları için bir getiriyi içeren sermaye maliyetleri olduğu, bu metodolojinin, 31/12/2011 tarihinde yayımlanan “Doğal Gaz Dağıtım Şirketleri İçin Tarife Hesaplama Usul ve Esasları”nda da benimsendiği, bu nedenle işletme ve bakım maliyetlerinin tarifeye esas olarak hesaplamaya dahil edilmesi; tarife dönemi olan 2002-2009 yıllarına isabet eden gider farkının gelir gereksinimi içinde yer alması gerektiği sonucuna varıldığı, öte yandan, Nihai Bilirkişi Raporu'na göre davacı şirket tarafından 2002-2008 yılları arasında doğal gaz şebekesini işletmek için 12.101.579,00-TL (2009 yılı işletme farkının dikkate alınması hâlinde 10.475.823-TL) işletme gideri farkının telafi edilmesi gerektiğinin tespit edildiği,<br> Davalı idare tarafından, 2003-2008 yılları arasında kuruma davacı şirket tarafından muhtelif zamanlarda sunulan gelir tabloları incelendiğinde sadece 2003 yılında faaliyet zararının bulunduğunun, ilgili yıllarda davacı şirket tarafından tarifeye dava açılmadığı, 1996 sayılı Kurul kararının kapsadığı 2009 yılında şirketin kârının ne kadar yükseldiğinin aşikar olduğu, şirketlerin tamamının tarifelerinin aynı metodoloji ile hesaplandığının, davacı şirketin diğer şirketlere oranla yatırım ve finansman maliyetlerinin belirgin şekilde yüksek olduğunun savunulduğu,<br> Yapılan incelemede, ilgili mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler ve davalı idare tarafından işletme gider farklarının neden dikkate alınmadığına ilişkin yapılan savunma değerlendirildiğinde, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus görülmediğinden ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farkları açısından dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı,<br> Davacı şirketin mükerrer gelir elde ettiği iddiası:<br> BOTAŞ tarafından, davacının çok sayıda açmış olduğu dava nedeniyle mükerrer gelir elde ettiğinin iddia edildiği,<br> Dağıtım şirketlerinin gelirlerinin geçmiş verilerden hareketle geleceğe yönelik tahminlerle oluşturulan tarifeler yoluyla düzenlendiği, tarifelerde menfaatleri birbiriyle çelişen tarafların menfaatlerinin gözetilmesi ve bunların dengelenmesinin amaçlandığının anlaşıldığı, bu durumda, bilirkişilerce Rapor'un sonuç kısmında da yer verildiği üzere belirlenecek yeni tarifede ilgili diğer Mahkeme kararları gereği tesis edilmiş işlemlerin sonucu oluşmuş son durumun idare tarafından dikkate alınmasının kaçınılmaz olduğu, <br> Sonuç;<br> Bu durumda; uyuşmazlık konusu olay ve bilirkişi raporunda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, davalı idarece belirlenen dava konusu tarifede ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farkları dikkate alınmadan belirlendiğinden, şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân verecek makûl ölçüde kârlılık sağlayamayacağı sonucuna varıldığından dava konusu Kurul kararında bu açıdan hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu Kurul kararının iptaline karar verilmiştir. <br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : <br>Davacı tarafından, kendileri tarafından doğal gaz taşıma ve tesliminde uygulanacak olan birim taşıma bedelinin üst sınırını aldığı Kurul Kararları ile belirleyen davalı idare EPDK'nın ilk defa 2008 yılında AGDAŞ dışında diğer dağıtım şirketlerinin yatırımlarını büyük ölçüde tamamladığı bir dönemde tarife metodolojisinde değişikliğe giderek ilgili yıl yatırımlarını ancak bir sonraki yılın gelir ihtiyacını belirlemede dikkate alma uygulamasını başlattığı, dava konusu Kurul kararı ile hukuka aykırı ve eksik tarifelendirme yapılarak kendilerinin mağduriyetine sebep olunduğu, bilirkişi tarafından hukuka aykırı olduğu ve varlık tabanına eklenmesi gerektiği tespit edilen birçok hususun Daire tarafından kabul edilmediği ve ikna edici bir gerekçeye de yer verilmediği, sonuç olarak verilen iptal kararı dikkate alınarak yeni yapılacak tarifenin de dava konusu edilen tarifeden esaslı bir farkının olmayacağı, bu nedenle Dairece verilen iptal kararının gerekçesinde hukuki isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir.<br>Davalı idare tarafından, dava konusu işleme ilişkin olarak 2003-2008 yılları arasında AGDAŞ tarafından muhtelif zamanlarda kendilerine sunulan gelir tablolarına göre sadece 2003 yılında faaliyet zararının bulunduğu, şirketin tarifeden kaynaklanan brüt zararı ya da faaliyet zararının bulunmadığı, dağıtım şirketlerinin tamamının tarifelerinin aynı metodoloji ile hesaplandığı, AGDAŞ'ın yatırım ve finansman maliyetinin diğer şirketlere kıyasla belirgin bir şekilde yüksek olduğunun görüldüğü, konu ile ilgili Danıştayın vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararında da 2003-2008 yılları arasında eksik tarifelendirmeye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı anlaşılmakta olup dava konusu tarife kaynaklı bir işletme gideri farkının bulunmadığı ve tarife uygulamaları kapsamında söz konusu tarifenin şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân verecek makul ölçüde kârlılık sağlayamayacağı şeklinde bir sonuca varılamayacağı, nitekim 2009 yılı verileri incelendiğinde şirketin kârının attığının da görüleceği ileri sürülmektedir. <br>Davalı idare yanında müdahil BOTAŞ tarafından, kararda, davacı şirketin mükerrer gelir elde ettiğine ilişkin hususların davalı idare tarafından dikkate alınmasına karar verildiği, ancak mükerrer gelir elde edilmesi halinin, “hukukilik denetiminin” bir unsuru olduğundan, bu hususun idareye bırakılmasının mümkün olmadığı, temyize konu kararda, “varlık tabanı icmalinde ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farklarının durumu” başlığı altında, 2008 yılı için 12.101.579,00 TL, 2009 yılı için 10.745.823 TL işletme gideri farkının telafi edilmesi gerektiği yönündeki bilirkişi raporuna dayanılarak, tarifenin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığı, ancak gerek bilirkişi raporunun gerekse Mahkeme kararının söz konusu bedelin tespitine ilişkin hiçbir açıklık içermediği gibi, içerisinde pek çok da çelişki barındırdığı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : <br>Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.<br>Davalı idare ve müdahil BOTAŞ tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı idare yanında müdahil Botaş'ın duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br> "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br> b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br> c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1.Tarafların ve müdahilin temyiz istemlerinin reddine,<br>2.Dava konusu Kurul kararının yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 13/11/2023 tarih ve E:2018/4235, K:2023/4706 sayılı kararının ONANMASINA, <br>3.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br> <br><br><br></font></p></body></html>

denetim