<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2024/2981 E.  ,  2025/667 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> DÖRDÜNCÜ DAİRE <br>Esas No : 2024/2981<br>Karar No : 2025/667 <br><br>TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI) ... Bakanlığı<br>VEKİLİ : Av.... <br><br>2- MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) ... Madencilitk Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br><br>İSTEMİN KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br><br>YARGILAMA SÜRECİ:<br>Dava konusu istem: Erzincan İli, İliç İlçesi, ... Köyü'nde ikamet eden davacı tarafından, komşu ... Köyü Mevkiinde ... Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılması planlanan ..., ... ve ... ruhsat sayılı "... Kompleks Madeni 2. Kapasite Artışı ve Flatasyon Tesisi Projesi" için Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı tarafından verilen 07.10.2021 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararının iptali istenilmiştir.<br><br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 05/04/2023 tarih ve E:2023/1138, K:2023/3466 sayılı kararıyla, yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve projenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi suretiyle düzenlenecek rapor dikkate alınarak, işin esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine, bozma kararına uyularak İdare Mahkemesince verilen kararda; yaptırılan keşif ve bilirkişi neticesinde hazırlanan bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden; gerek boru hattı gerekse çeşitli kimyasalların proseslere dahil edildiği çelik yapılara ilişkin deprem performans raporunun, kullanılan malzemelerin özellikleri, geometrisi, tasarım detayları, yapıların deprem yüklerine karşı dayanımı, taşıma kapasiteleri ve yerel zemin koşullarının söz konusu kimyasal hazırlama binası gibi yapılarda nasıl sonuç verdiğinin belirsiz olduğu, zamana bağlı olarak kullanılan kimyasalların çelik konstrüksiyonun dayanıklılığı üzerindeki etkilerinin de dikkate alınmadığı, tesisin deprem performans raporunun olmadığı, ocakta gerçekleştirilecek patlatmaların neden olabileceği olası çevresel etkilerin ocak şevleri ile yığın liçi zonu üzerinde olacağı, keşif günü de manganez ocakta yer yer akmaların gözlendiği, tekrarlayan patlatma kaynaklı titreşimlerin dik/dike yakın ve yüksek şevlerde (yığın liçi şevleri de dahil) lokal akma/dökülme oluşturan kırık/çatlakların zamanla gelişmesine katkı yapabileceği, bu durumda lokal kırıkların çevrede yayılıp birbirleri ile ağ oluşturacak şekilde temas ederek geniş alanları etkileyebileceği, bu durumun titreşimlerin etken faktör olduğu yenilmelere neden olabileceği, ancak maden işletmesine ait ÇED Raporunda ocaklarda gerçekleştirilecek patlatmaların çevresel etkileri konusunda yapılan değerlendirmelerde işletme ÇED alanı dışında yer alan yerleşim birimlerinin esas alındığı, tank liçi sonucu ortaya çıkan ve Atık Depolama Tesisi (ADT)'nde biriktirilen atıklardaki çok küçük tane boyundaki taneciklerin rüzgar erozyonuyla taşınmasıyla ortaya çıkabilecek hava kirliliği riski bakımından Nihai ÇED Raporunda bilimsel ve teknik herhangi bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadığı, Nihai ÇED Raporunda, evaporatör kullanımıyla ilgili sadece HCN emisyonu bakımından çevresel etki değerlendirmesi yapıldığı, evaporatöre gönderilen suda çok ince katı mineral tanelerinin de bulunma olasılığı ile ortaya çıkabilecek hava kirliliği riski bakımından bilimsel ve teknik herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, tarımsal yönden yapılacak rehabilitasyon çalışmalarının neler olduğunun ÇED Raporunda detaylandırılmadığı, projenin yer aldığı bölgede deprem üretme potansiyeline sahip aktif fay hatlarının bulunduğu, İliç’in hemen batısında yer alan Divriği fayının Nihai ÇED Raporunda dikkate alınmadığı, pasa alanı proje sahalarının projelendirilmesinde yatay deprem ivmesinin bu tür uzun süre hizmet verecek hassas bir mühendislik yapısı için oldukça düşük (0.2g) alındığı, yer altı yapısının belirlenmesine yönelik yapılan jeofizik ölçümlerin olduğu bölümlerde bir çok yazım hatalarının mevcut olduğu, jeofizik parametre ile jeolojik terimlerinin kullanılmasında bazı hataların bulunduğu, proje sahasının yer altı jeolojik yapısındaki düşük hız zonunun dikkate alınmadığı, olası bir deprem, heyelan vb. afet esnasında, projeye ait mühendislik yapılarının zarar görebileceği, yüzey suyu kaynakları açısından Nihai ÇED Raporunda yer alan 2006-2020 yılları verilerinin parametre bazında tek bir ortalama değer ile sunulduğu, bu nedenle 2020 yılı öncesinde maden faaliyetlerinin etkisinin yıllar bazındaki değişiminin sağlıklı bir şekilde değerlendirilemediği, 2021 yılı ve sonrasında verilen analiz sonuçlarında fe, pb, mn, as, b, al ve ni parametrelerinin örnekleme noktalarına göre farklılık göstermekle birlikte sınır değerlerini aştığı dönemlerin olduğu, toprak kalitesi açısından analiz sonuçlarına göre bazı noktalarda sb, as, bi değerlerinin, bazı noktalarda ise ca, pb, mn, mo, ni, se, ag, zn değerlerinin yerkabuğu değerlerinin üzerinde olduğu, bu analiz sonuçlarının 2014 yılı ÇED Raporuna sunulan veriler ile birebir aynı olduğu ve mevcut toprak kalitesini temsil edecek yakın tarihli toprak numunesi analiz sonuçlarının yer almadığı, 2022-2023 yılları arasını kapsayan analiz sonuçlarında ise tüm toprak numunelerinde as, ni ve co parametrelerinin, bazı noktalarda ise cu ve pb parametrelerinin mevzuatta verilen sınır değerlerini aştığı, toprak kayması sonrası durumda, toprak analizlerindeki toplam siyanür değerinin dikkat çekici olduğu ve çevresel açıdan risk teşkil edeceğinin öngörüldüğü, benzer şekilde as, hg, cd, pb gibi parametrelerin toprak yapısında heyelan sonrası alınan numunelerde yükselen bir eğilime sahip olduğu ve çevresel açıdan uzun dönemde risk teşkil edeceği, raporda ayrıca "yığın liç sahasında dinamik yük altında sahada yerel kaymalar olması muhtemel olsa da, yapının bütünlüğünü bozacak bir duraysızlık söz konusu olmayacaktır" denildiği, ancak bu tespitin aksine 13.02.2024 tarihinde yığın liç sahasında 428.68498m²’lik bir alanın kaydığı ve 9 işçinin toprak kayması nedeniyle hayatlarını kaybettiği, bu olayın Nihai ÇED Raporunda böyle bir riskin öngörülemediğini ve gerekli tedbirlerin alınamadığını gösterdiği, projenin yer aldığı bölgenin jeolojik karakteristikleri, tektonik yapısı ve topoğrafik özellikleri dikkate alındığında, değişecek ortam şartlarına karşı yüksek hassasiyete sahip olduğu, proje alanında yer alan jeolojik birimlerin kaya türü özellikleri, tabakalanma yapıları ve süreksizlik düzlemleri kaya kütlelerinin dayanım özelliklerini zayıflattığı, proje sahasını doğrudan etkileyen faylar ve proje sahasına çok yakın mesafede yer alan Türkiye’nin en önemli kırık hattı olan Kuzey Anadolu Fay Zonunun bölgeyi deprem açısından önemli kıldığı, lokal faylar ve kuzey anadolu fay zonunda meydana gelecek büyük depremlerin proje sahasını etkileyeceği ve çeşitli problemlerin yaşanmasına neden olacağı, proje sahasında eğimi yüksek yamaçların bulunmasının bölgenin dış etkilere karşı hassasiyetini artırdığı, eğimin yüksek olması nedeni ile yağışlı dönemlerde meydana gelecek bir deprem durumunda ve sahada yürütülecek inşaat faaliyetleri esnasında heyelanların meydana gelmesinin beklendiği, projenin yer aldığı bölgede, deprem, heyelan, su baskını ve çığ gibi doğal afetlerin meydana gelme potansiyelinin yüksek olduğu, bu afetlerin meydana gelmesinin, proje sahasındaki ulaşım yollarının, tesislerin, elektrik ve su iletim hatlarının ve makine ekipmanlarının hasar görmesine neden olacağı, ayrıca bu tür afetlerin can kayıplarına neden olma ihtimalinin de çok yüksek olduğu, inceleme alanındaki jeolojik birimlerin, özellikle beslenme havzası ve maden işletme alanı sınırlarında, geçirimli özellik göstermesi, yeraltı ve yüzey sularının akış yönlerinin Karasu Nehrine doğru olması ve işletme sahasının bu Nehrin beslenme havzasında olması sebepleriyle, mevcut durum ve kapasite artışının yeraltı suyunu, dolayısıyla Karasu Nehrini kirleteceği, yığın liçi tesisinin Fırat Nehri’ne ve ... Köyü’ne çok yakın konumda bulunduğu ADT 1’in ve ADT 2'nin proje alanının ... Deresi’nin dolayısıyla Fırat Nehrini besleyen dere yataklarının üzerinde yer aldığı, hava kalitesi etkileri için 10 km’lik bir çap içerisinde kalan tüm yerleşim birimlerinin etki alanı olarak değerlendirmeye tabi tutulduğu, yer seviyesine ait verilerin, tesise 36 km mesafede yer alan Sivas Divriği İstasyonu’ndan sağlandığı, uzun dönem meteorolojik verilerin temsil edilebilir olması gerekliliğinin en temel sebebinin, atmosferin yere yakın seviyelerinde (yer seviyesi - 1, 2 km) topoğrafik etkilere (dağ-tepe yapıları, sulak alanların mevcudiyeti, diğer yapılar vb.) ve bunlara bağlı sürtünme-pürüzlülük koşullarına göre meteorolojik parametrelerin ve atmosferik olayların kısa mesafelerde ciddi değişimler gösterebilecek olması olduğu, dolayısıyla yer seviyesine ait saatlik olarak modele girdi olarak sunulan meteorolojik parametrelerin, 36 km mesafede ciddi değişimlere uğrama potansiyeline sahip olduğu, tesis sahasının kendi içerisinde yaklaşık 700 metre (800-1500 metre) değişken rakıma sahip olduğu bilgisinin Nihai ÇED Raporunda yer aldığı, dolayısıyla, orografik etkiler, yamaç sis oluşumları gibi durumların da ayrıca ele alınması gerektiği, hali hazırda model çıktıları için meteorolojik değişkenler önemli girdiler olduğu için "veriler ilgili uzmanların görüşleri doğrultusunda tamamlanmış ve uygun görülmüştür" şeklinde Nihai ÇED Raporunda yer alan ifadenin bilimsellikten ve objektiflikten uzak olduğu, AERMET Modeli için temsil edilebilirliği özellikle yer seviyesine ait meteorolojik parametrelerin girdi olarak kullanılmasından kaynaklı düşük olan AERMOD Model çıktılarında dahi en kötü senaryoda 2024 sonrası sınır değerlerin aşılma olasılığının bulunduğu, 36 km mesafede yer alan bir meteoroloji istasyonuna ait saatlik ölçüm verilerinin direkt olarak model için girdi parametresi olarak alınmasının, ortaya çıkan model sonuçlarının tam olarak güvenilir bir kaynak olamayacağını da gösterdiği, projenin çevre kirliliğine meteorolojik faktörler gözetilerek nasıl bir olumsuz etkide bulunacağının, yalnızca anılan model çıktıları yardımıyla ifade edilmeye çalışıldığı, olası olumsuz etkilerle ilgili olarak, gerekli önlemlerin ve risk planlamalarının değişken atmosferik koşullar altında nasıl gerçekleştirileceği hususunun tartışılmadığı, olası olumsuz etkilerle ilgili olarak, gerekli önlemlerin ve risk planlamalarının değişken atmosferik koşullar altında (özellikle şiddetli hava koşullarının meydana geldiği durumlarda) nasıl hazırlanacağına ilişkin kapsamlı analizlerin Nihai ÇED Raporunda sunulmadığı, olası bir çığ olayına ilişkin gerekli önlem ya da bir risk planlamasının yapılmadığı, bu büyüklükte bir tesis için tüm koşulların oluşma ihtimali varsayılarak gerekli önlemlerin ve risk planlamalarının yapılması gerektiği, evaporatör kullanımına bağlı olası olumsuz etkilerle ilgili yapılan analizlerin yalnızca HCN kaynaklı olarak düşünüldüğü, diğer yandan, ADT içinde tehlikeli atık sınıfında yer alan çok küçük taneli yapıların bulunma olasılıklarının mevcut olduğu, dolayısıyla, ADT’deki fazla suyun evaporatör yardımıyla havaya püskürtülmesi esnasında bu çok küçük taneli tehlikeli atıkların havaya karışmasının kaçınılmaz olduğu, havada asılı halde kalacak ve değişken atmosferik koşullar altında rüzgârın etkisiyle kaynak bölgesinden taşınacak tehlikeli atıkların, derinlemesine ve detaylı bir şekilde incelenmesine ihtiyaç olduğu, tüm bu sebeplerden ötürü, evaporatör kullanımıyla ilgili yalnızca HCN için değil, ADT’de çökelmemiş halde bulunma potansiyeline sahip çok küçük tanecikli tehlikeli atıklarla ilgili analizlerin ve olası senaryoların hazırlanması gerektiği tespitleri dikkate alındığında, dava konusu ... Köyü Mevkiinde (müdahil) ... Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılması planlanan ..., ... ve ... ruhsat sayılı "... Kompleks Madeni 2. Kapasite Artışı ve Flatasyon Tesisi Projesi" için Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı tarafından verilen 07.10.2021 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararında, hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:1-Davalı idare tarafından, ... Kompleks Madeni kapsamında, açık ocak madencilik faaliyetleri ile oksitli ve sülfitli cevher çıkarıldığı, oksitli cevherin yığın liçi ve Adsorpsiyon/Desorpsiyon/Geri-kazanım (ADR) tesisinde, sülfitli cevherin Basınçlı Oksidasyon (BO) ünitesinde zenginleştirilerek dore altın+gümüş ve bakır keki üretimi gerçekleştirildiği, sahanın etki alanında yer alan ... Köyünün proje alanına olan mesafesinin 250 metre, ... Köyünün 250 metre ve Bağıştaş Mahallesinin 710 metre olduğu, proje sahasına yakın yerleşim birimlerinde faaliyetlten kaynaklı etkileşim; toz ve gaz emisyonları, gürültü, titreşim değerleri ÇED Raporunda değerlendirilerek SKHKKY, ÇGDYY sınır değerlerinin sağlanacağının belirlendiği, tesisteki, birincil gürültü üreten faaliyetlerin gerçekleştirileceği açık ocak sahasının kuş uçuşu ... Mahallesine 2.180 metre, ... mahallesine 1.317 metre mesafede olduğu, bu durum değerlendirildiğinde madencilik faaliyetleri sebebi ile yakın köylerde rahatsızlık meydana gelmesinin beklenmediği, yatırımcı firma tarafından bu iki hassas noktada çevresel gürültü ölçümlerine devam edildiği, bölgede arıcılık, tarım ve hayvancılık sağlanan destekler kapsamında modern yöntemler ile yeniden hayat bulduğu, yatırımcı firmanın yörede arıcılık, tarım ve hayvancılık üretimine katkı sağladığı, proje sahasının 783,72 ha kısmının Orman Kanunu uyarınca orman sayılan alanlarda, 510,13 ha kısmının Mera Kanununda belirlenen mera arazisi niteliğinde olduğu, bilirkişi raporuna itirazlarının Mahkemece dikkate alınmadığı, ÇED Raporunda, cevher zenginleştirme amaçlı kullanılacak kimyasal maddelerin verildiği, kullanılan kimyasalların Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği kapsamında yer almadığının, işletme için gerekli izinler alındıktan sonra projeye detaylı mühendislik çalışmaları ile başlanacağının, bu safhada tasarım kriterlerinin sonuçlandırılmasına, uzun dönemde ekipmanların performans özelliklerinin belirlenmesine ve satın almanın başlatılmasına önem verileceğinin belirtildiği, projenin izleme faaliyetleri kapsamında, idarelerinin Merkezi Laboratuvar Belirleme Sistemi (MELBES) üzerinden altı aylık periyotlarla atadığı akredite laboratuvar tarafından iki ayda bir alınan atıksu numunelerinin analiz edildiği, ÇED Raporunda patlatma dizayn parametreleri verilerek patlatma neticesinde oluşacak vibrasyon, hava şoku ve taş fırlaması hesaplamalarının yapıldığı, açık ocakta yapılacak patlatmaların civardaki yerleşim birimlerinde yaratacağı titreşim değerlerinin ÇED Raporunda verildiği, söz konusu değerin ilgili Yönetmelikte belirlenen sınır değerden oldukça küçük bir değer olduğu, Atık Depolama Tesisine (ADT) atık malzemenin sulu olarak gönderildiği, bu nedenle herhangi bir tozumanın oluşmasının beklenmediği, ADT'nin susuzlaştırılarak kurutulacağı kapatma dönemine ilişkin değerlendirmelerin ÇED Raporunda yer aldığı, ÇED Raporu kapsamında yer alan Hava Kalitesi Modelleme Çalışmasında tüm ünitelerin (ADT dahil) emisyon verileri hesaba katılarak yapılan bilimsel modelleme çalışmasında gerekli sınır değerlerin sağlandığının belirlendiği, ÇED Raporunda evaporatörlerin gerekli olması halinde kullanılacağının, ADT’de su yönetimi çalışmaları kapsamında evaporatör kullanımının, su yönetimi ve saha yüzey suyu yönetimi için endüstriyel atık su arıtma tesisi kurulumu seçeneklerinin de değerlendirildiğinin belirtildiği, ADT sahasında bulunan evaporasyon ünitelerinin idarelerinden uygun görüş alınmadan kullanılmaması gerektiğinin işletme yetkililerine tebliğ edildiği, 13/02/2024 tarihinde meydana gelen heyelanın ... projesinin cevher zenginleştirme tesisinin bir parçası olan yığın liç alanında gerçekleştiği, dava konusu ÇED Raporunda yığın liç tesisiyle ilgili sadece Faz 5 ve Faz 6 projesinin bulunduğu, ÇED Raporunun anılan olaydan bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu işleme esas proje kapsamında henüz yığın liçe cevher serilmediği ve anılan olayın başlangıç işletme ve 1.kapasite artışına konu ceherin işlendiği yığın liç alanında gerçekleştiği hususunun bilirkişiler tarafından da tespit edildiği, bilirkişi raporunun Jeofizik Mühendisliği (sismoloji) depremsellik kısmında yapılan değerlendirmeler kapsamındaki hususların ÇED Raporunda detaylı olarak açıklandığı, ÇED Raporunda da belirtildiği üzere bölgedeki faylar dikkate alınırken proje alanına etkin ve sahaya yakın olan Kuzey Anadolu Fay hattının dikkate alındığı, ÇED Raporu kapsamında "ADT ve Pasa Sahaları Şev Stabilitesi Analizi" raporlarının yer aldığı, Pasa Sahaları Şev Stabilitesi Analiz Raporunun, ÇED Raporu kapsamında tanımlanmış pasa sahaları için güncel Jeoteknik değerlendirmeleri içerdiği, yapılan jeoteknik çalışmalar ile elde edilen veriler kapsamında açık ocaklarda şev eğimlerinin normal işletme şartları ve deprem koşullarında duraylı olacak şekilde belirlendiği, böylece işletme koşullarında kaya düşmesi, heyelan vb. olayların önlenmesinin sağlanacağı, 2. Kapasite artışı projesi ile ADT-1 kapasite artışı ve ADT-2 seddeleri için statik ve dinamik durumlar gözetilerek yapılan şev stabilitesi çalışmalarının ÇED Raporunda yer aldığı, pasa depolama sahaları için gerekli analizler yapıldığı, yapılan analizler sonucunda güvenli eğime sahip pasaların belirlendiği, hazırlanmış olan şev stabilitesi değerlendirme raporunun ve bu kapsamda yapılması gereken iyileştirmelerin ÇED Raporunda sunulduğu, Atık Depolama Tesisinin kaza veya afet sonucu yapısal bütünlüğünün bozulması durumunda yakın yerleşim birimlerine etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla Ağustos 2016’da yapılan çalışmanın "... Kompleks Madeni Atık Depolama Tesisinin Olası Kaza ve Afet Durumunda ... ve ... Köyleri Yerleşkelerinin Değerlendirilmesi" adı ile raporlandığı ve ADT Uygulama Projesi ekinde idarelerine sunulduğu, bu rapor kapsamında etkilerin dört ayrı senaryo üzerinden değerlendirildiği, yüzey suyu analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği esas alınarak değerlendirme yapıldığı, ÇED Raporunun ilk sunum tarihinin Eylül 2020, ÇED Olumlu kararının tarihinin Ekim 2021 olduğu, bu nedenle 2021 yılı ve sonrasındaki su kalitesi analiz verilerinin bu ÇED Raporu kapsamında olmadığı, 2014 yılı ÇED Raporu ile verilen ÇED alanı ve proje üniteleri yerleşim planı ile 2021 ÇED Raporu ÇED alanı ve proje ünite yerleşimleri göz önüne alındığında, kapasite artışı çalışmalarında ÇED alanının hemen hemen aynı kaldığı, proje ünitelerinden sadece yığın liç sahasında planlanan büyüme nedeniyle yeni alan kullanımı olacağının planlandığı, ÇED Raporunda verilen analiz raporundan görüleceği üzere toprak numuneleri alım tarihinin 13/08/2012 olduğu, 2012 yılında yürütülen toprak örnekleme çalışmalarının bu alanlarda herhangi bir çalışma yapılmadan önce mevcut durumu yansıtması, arka plan referans değerler olarak kabul edilmesi nedeniyle yeni bir örnekleme programı yürütülmediği, çevre mevzuatı kapsamında toprak kalitesinin izlenmesine ilişkin bir zorunluluğun bulunmadığı, noktasal kaynaklı bir kirlilik olması durumunda toprak kirliliğine ilişkin mevzuat kapsamında sürecin yürütüldüğü, ÇED Raporunda yer alan analiz sonuçlarının (toprak, hava, su, gürültü) sınır değerlerin altında yer aldığının bilirkişi tarafından tespit edilmiş olduğu, yığın liçi tesislerine cevher serilmediğinden Jeoloji Mühendisi bilirkişi tarafından doğal afetlere ilişkin olarak yapılan değerlendirmenin varsayıma dayalı olduğu, bu hususların ÇED Raporu kapsamında değerlendirildiği ve gerekli önlemler hakkında bilgi verildiği, projenin yer aldığı bölgenin topografyasına bakıldığında ve uzun dönemli kar yağışı verileri incelendiğinde, sahada çığ oluşmasının mümkün olmadığı, proje ünitelerinin oturduğu topografyada projeyi etkileyecek bir sel olayı mümkün olmamakla birlikte meteorolojik veriler de dikkate alınarak kuşaklama kanallarının oluşturulduğu, proje sahasında daha önceden alınmış "Afete Maruz Bölge Kararı"nın bulunmadığı, bilirkişi raporunun Hidrojeoloji açısından yapılan değerlendirme kısmındaki hususlara ilişkin olarak ÇED Raporunda Hidrojeoloji başlığı altında yapılan bilimsel çalışmaların detaylı olarak açıklandığı ve gerekli taahhüdün verildiği, heyelanın meydana geldiği günden itibaren sahadaki tüm yeraltı gözlem kuyularından günlük olarak idareleri tarafından numuneler alınarak birçok akredite laboratuvarda analiz ettirildiği, bugüne kadar alınan analiz sonuçlarında yeraltı suyunda siyanür kaynaklı kirliliğe rastlanmadığı, Paydaş Katılım Planlarının ÇED Raporlarında yer alması hususunun 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ÇED Yönetmeliği kapsamında getirildiği, dava konusu ÇED Olumlu kararının ise 2021 yılında verildiği, projeye ilişkin şikayet ve görüşlerin ÇED inceleme ve değerlendirme sürecinde dikkate alındığı, halkın görüşlerinin dikkate alınmaması gibi bir hususun söz konusu olmadığı, kapasite artışına konu proje ünitelerinde kayma meydana gelmediği, söz konusu projenin plan kapsamında Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirildiği, Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan ve kullanılması istenilen baz istasyonu esas alınarak veri değerlendirilmesinin yapıldığı, modele girdi olarak kullanılan meteorolojik parametrelerin ve istasyon seçiminin Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından belirlendiği ve modelin bu yönde kurulduğu, doğal afetlere yönelik müdahale protokollerinin ÇED Raporu ekinde yer alan Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Planında mevcut olduğu, bilirkişi raporunda ÇED Raporuna ilişkin itirazların gözlemsel verilere dayandığı, herhangi bir bilimsel çalışma yapılmadığı, tavsiye niteliğinde önerilerde bulunulduğu, 13/02/2024 tarihinde meydana gelen kazanın dava konusu ÇED Olumlu kararıyla ilişkilendirilemeyeceği, kaymanın mevcut ünitelerde meydana geldiğinin bilirkişi raporunda da belirtildiği, dava konusu işleme esas ÇED Raporunun yeterli olduğunun 17/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda da tespit edildiği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir.<br>2- Davalı Yanında Müdahil tarafından, Danıştay Altıncı Dairesinin bozma kararında belirtilen hususların Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda tam olarak ortaya konulmadığı, maden arama ve işletme faaliyetlerinde kamu yararı bulunduğu, ancak "kamu yararı" kavramının bilirkişilerce gözetilmediği, bilirkişiler tarafından altın madenciliği ön yargısıyla hareket edilerek rapor tanzim edildiği, bilirkişilerce, maden işletmesi sebebiyle ortaya çıkacak olumsuz etkilerin azaltılmasına yönelik ne gibi önlemler alındığı ya da bu hususta ÇED raporunda bir değerlendirme olup olmadığı yönünde görüş bildirilmediği, Mahkemece bilirkişi raporundaki görüşler aynen aktarılmak suretiyle hüküm kurulduğu, rapordaki görüşlerin yasal mevzuattaki karşılığı ve hukuki açıdan değerlendirilmesinin yapılmadığı, Mahkemece dava konusuna aykırı şekilde bilirkişilerden 13 Şubat tarihli toprak kaymasının da değerlendirilmesinin istendiği, bilirkişiler tarafından 2019-2021 yılları arasını kapsayan ÇED sürecine yönelik değerlendirme yapılması gerekirken, heyelan olayına ilişkin bazı unsurların son derece hatalı bir şekilde geriye yönelik olumsuz kanaat olarak sunulduğu, Maden Mühendisi bilirkişi tarafından 13 Şubat 2024'te meydana gelen heyelan nedeniyle işletmenin/şirketin çevre izin ve lisanslarının iptal edildiği dolayısıyla mevcut ÇED Olumlu kararlarının da geçerliliğinin kalmadığı şeklinde son derece hatalı ve hukuka aykırı bir kanaat bildirildiği, bu iki durum arasında bağlantının nasıl kurulduğunun anlaşılamadığı, diğer Maden Mühendisi bilirkişi tarafından ocakta gerçekleştirilecek patlatmaların bu bölgede özellikle Manganez Ocak ve Ana Ocak alanlarında şev kaymalarına katkı yapma potansiyeli olacağı şeklinde hatalı bir kanaat bildirildiği, maden sahasında yapılan patlatmaların ocak şevlerine etkilerinin operasyonel bir konu olduğu, bu hususun ÇED raporunun ya da çevre mevzuatının bir konusu olmadığı, ÇED çalışmalarına konu patlatma değerlendirmelerinin, "Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği" kapsamında yakın yerleşim yerlerindeki hassas kullanım olarak değerlendirilen binalara olabilecek muhtemel etkilere yönelik gerçekleştirildiği, ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi tarafından hazırlanan 31/05/2024 tarihli uzman görüşünde söz konusu durumun açıklığa kavuşturulduğu, ayrıca açık ocaklarda patlatma yapılan alanlarla yığın liçi sahası arasında yer alan manganez ve mermer ocağının bariyer görevi gördüğü hareket dalgalarının bu bariyeri aşamayacağı, kullanılan patlayıcının yığın liçi stabilitesine etkisinin olduğuna dair somut bir delil bulunmadığı, bilirkişi raporunun Çevre Mühendisliği ve Hidrojeoloji Mühendisliği açısından değerlendirmeye ilişkin kısımlarında da dava konusu ÇED Raporuna ilişkin olmayan, 13 Şubat olayı ile ÇED sürecini ilişkilendirmeye çalışan değerlendirmelere yer verildiği, ÇED kapsamında risk değerlendirmesinin öngörülebilecek olası çevresel etkilere karşı alınacak önlemler kapsamında yapıldığının hem Mahkemece hem de bilirkişiler tarafından göz ardı edildiği, Yığın Liçin tasarımının yetkin firmalar tarafından çalışıldığı ve raporlandığı, bu raporların ÇED içerisinde referans kullanılarak konu edildiği ve herhangi bir ek yorum yapılmadan ilgili bölümlerde özetlendiği, Yığın Liçi sahası ile ilgili olan duraysızlık değerlendirmelerinin, tasarımcı firmanın sağlamış olduğu jeoteknik değerlendirmeler baz alınarak yazıldığı, bilirkişi raporunun şehir ve bölge planlama yönünden değerlendirmeye ilişkin kısmında Mahkemece talep edilmemiş olmasına rağmen 2022 tarihli olayın değerlendirildiği, oysa söz konusu olayın 13 şubat tarihli olaydan tamamen farklı olduğu ve dava konusu ÇED raporu ile de ilişkilendirilemeyeceği, 13 şubat tarihli olayın, kendine özgü teknik ve fiili sebepler barındıran, bu nedenle 2021 tarihli ÇED Olumlu kararına konu süreçte öngörülmesi veya risk değerlendirmesine tabi tutulması mümkün olmayan, aynı zamanda farklı fiili ve hukuki sonuçlar doğurmuş bir olay olduğu, Mahkemece bu olayla ilgili bilirkişilerden değerlendirme yapılmasının istenilmesinin kabul edilemeyeceği, Atık Depolama Tesisine (ADT) atık malzemenin her zaman sulu olarak gönderildiği ve bu tesisin üst katmanında sürekli olarak su bulunduğu, bu nedenle, işletme döneminde herhangi bir rüzgâr erozyonu kaynaklı toz oluşumunun söz konusu olmadığı, ADT'nin susuzlaştırılarak kurutulacağı kapatma dönemine ilişkin olarak ise ÇED Raporunda gerekli değerlendirmenin yapıldığı, hem ÇED Raporu hem de Toz Yönetimi Prosedüründe ADT'de depolanacak susuzlaştırılmış atıkların rüzgâr erozyonu kaynaklı tozumasının nasıl engellenerek hava kirliliğinin önüne geçileceğinin değerlendirilmiş olduğu, Maden Mühendisi tarafından Çevre Mühendisinin uzmanlık alanına ilişkin değerlendirme yapıldığı, ÇED raporunda evaporatör kullanımına dair değerlendirmeler yapılmış olsa da bu kullanımın, maden sahasında çok kısa bir süre devam etmiş olduğu ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının talimatları doğrultusunda ADT'deki evaporatörlerin kullanımının durdurulduğu ve 2022 yılından bu yana ADT'de herhangi bir evaporatör kullanımının söz konusu olmadığı, maden sahasının genel olarak zayıf mera ve çalılık alanlardan oluştuğu, Arazi Kullanım Kabiliyeti (AKK) toprak sınıflaması bakımından VI. ve VII. sınıf arazilerden oluştuğu, maden sahasında mutlak veya özel ürün arazisi niteliği taşıyan bir toprak yapısının bulunmadığı, maden sahasının kuzeyinde bulunan ve ziraat mühendisi bilirkişi tarafından tarım alanı olduğu belirtilen kil alanının T.K.G.M. kayıtlarında orman arazisi olarak geçtiği, bu alanda ekonomik tarımsal faaliyetin yapılmasının mümkün olmadığı, sahada cevherleşmeden dolayı otlatmaya yarayışlı bitki çeşidinin az ve yetersiz olması, sahanın bulunduğu mera veya orman olarak geçen alanlarda eğimin yüksek olması, toprak derinliğinin az olması ve düzenli bir rüzgâr erozyonuna uğraması sonucu zayıf mera sınıfında olan böylesi bir arazide verimli bir otlatmanın sağlanamadığı, yörede hayvancılık yapanların maden öncesinde de bölgede verimli mera alanı olmadığından otlatma alanı olarak Munzur yaylalarını tercih ettikleri, mera arazileri için 4342 sayılı Mera Kanunu ve Mera Yönetmeliği kapsamında, tarım arazileri için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ve yönetmelikler kapsamında ilgili tüm kurumlardan gereken bütün izinlerin alındığı, Jeofizik Mühendisi bilirkişi tarafından da belirtildiği üzere cevherlerin yüzeye ulaşmasını fayların sağladığı, maden işletmelerinin bulunduğu sahada fayların olmasının son derece doğal olduğu, maden sahasının faylara mesafesinin değil, olası bir deprem de maden işletmesine ait yapıların, öngörülen en yüksek şiddetteki depreme dayanıklı bir şekilde inşa edilip edilmediğinin irdelenmesi gerektiği, maden işletme tesislerinin, temel zemin jeolojik ve jeoteknik araştırmaları göz önünde bulundurarak dizayn edildiği ve bu dizaynlar doğrultusunda inşa edildiği, bölgedeki faylar dikkate alınırken ÇED raporunda da belirtildiği gibi en etkin ve sahaya yakın olan Kuzey Anadolu Fay hattının dikkate alındığı, dolayısıyla Divriği fayının gösterilmemiş olmasının bir eksiklik olmadığı, bilirkişinin 2021 tarihli ÇED Raporu ve eklerini incelemesi gerekirken, Sial firmasının 2006 ve 2007 tarihli raporlarını inceleyerek görüş oluşturduğu, ÇED raporu kapsamında stabilite raporları mevcutken, bilirkişi tarafından 2006 ve 2007 yılından gelen ve dava konusu olan ÇED raporu ile doğrudan alakalı olmayan raporların değerlendirildiği, anılan bilirkişi tarafından yeterince irdelenmediği belirtilen heyelan sahasının ise kısmen ADT geçirimsizlik tabakası için kullanılan kil malzemenin temin edildiği ruhsatlı kil sahasında yer aldığı ve proje üniteleri ile ilgisi olmayan bir bölgede yer aldığı, yüzey suyu kaynakları açısından uzun yıllar izleme ve örnekleme verilerinin değerlendirmesinde yıllık ortalama değer kullanılmasının mevzuat gereği olduğu, Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi tarafından hazırlanan uzman raporunda yeraltı ve yüzey suları ile toprakta olay öncesi ve olay sonrasına ait parametrelerde kirlilik açısından bir yükselme belirlenmediği, hava kalitesinde olay öncesi ve olay sonrasına ait parametrelerde kirlilik açısından bir yükselme olmadığı tespitlerine yer verildiği, ÇED Raporunun ilk sunum tarihinin Eylül 2020 tarihi olduğu, ÇED Olumlu kararının ise Ekim 2021 tarihinde alındığı, bu nedenle 2021 yılı ve sonrasındaki su kalitesi analiz verilerinin bu ÇED Raporu kapsamında yer almadığı, 2014 yılı ÇED raporu ile verilen ÇED alanı ve proje üniteleri yerleşim planı ile 2021 ÇED raporu ÇED alanı ve proje ünite yerleşim planı karşılaştırıldığında, kapasite artışı çalışmalarında ÇED alanının hemen hemen aynı kaldığı, proje ünitelerinden sadece yığın liçi sahasında düşünülen büyüme nedeniyle yeni alan kullanımı olacağı, ÇED Raporunda yer verilen analiz raporundan görüleceği üzere toprak numuneleri alım tarihinin 13/08/2012 olduğu, 2012 yılında yürütülen toprak örnekleme çalışmalarının bu alanlarda herhangi bir çalışma yapılmadan önce mevcut durumu yansıtması, arka plan referans değerler olarak kabul edilmesi nedeniyle yeni bir örnekleme programı yürütülmediği, proje sahası ve çevresinde toplam 82 adet HCN gaz dedektörü bulunduğu yapılan ölçümlerde şimdiye kadar olumsuz bir sonucun tespit edilemediği, açık ortamda HCN ölçümlerinin bir iş güvenliği konusu olduğu, çevre mevzuatında bununla ilgili bir düzenleme bulunmadığı, HCN dedektörlerinin kalibrasyonlarının altı ayda bir düzenli olarak yapıldığı, olay öncesi en son 16/11/2023 tarihinde kalibrasyon yapıldığı, zero (0 ppm) ve span (10 ppm) kalibrasyonu yapıldığında dedektörlerin 0-10 ppm arasındaki tüm değerleri sağlıklı bir şekilde ölçebileceği, maden sahasının yer aldığı bölgenin topoğrafyasına bakıldığında ve uzun dönemli kar yağışı verileri incelendiğinde sahada çığ oluşmasının mümkün olmadığı, proje ünitelerinin oturduğu topoğrafyada da projeyi etkileyecek bir sel olayının oluşmasının mümkün olmadığı, Hidrojeoloji Mühendisi tarafından, projenin durumuna göre hangi önlemlerin alındığının ve hidrojeolojik etkileri önlemek için ne gibi çalışmaların yapıldığını incelemediği, yaklaşık 10 yıldır çalışmakta olan madenden kaynaklı bir hidrojeolojik kirlenme olmadığı, asit maden drenajı ile ilgili olarak ÇED raporunda oldukça kapsamlı açıklamaların mevcut olduğu, bu hususa ilişkin gerekli önlemlerin alınmış olduğu, Çevre Düzeni Planına (ÇDP) maden sahasının işlenmemesinin raporun mevzuata uygunluğuyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı, ÇED raporlarının konusunun, çevresel etkilerin değerlendirilmesi olduğu, kapatma planına ilişkin maliyetlerin raporda belirtilmesinin zorunlu olmadığı, ÇED Yönetmeliği hükümlerine göre zorunlu olmamakla birlikte, müvekkil şirket tarafından 2017 yılında "Tandans" firmasına "Erzincan İli İliç İlçesi ... Altın Madeni İşletmesi Üçüncü Hane Halkı Araştırma Raporu" çalışması yaptırıldığı, bu çalışma kapsamında sahada yer alan ve etkilenen köyler dâhil tüm kırsal nitelikli yerleşimlere ait detaylı verilerin mevcut olduğu, ayrıca 2022 yılında SRK firmasına yaptırılan "Çakmaktepe Kompleksi Maden Projesi (Genişletmeler dahil), Sosyo-Ekonomik Etki Değerlendirmesi" çalışmasında da bu bilgilerin mevcut olduğu, 2021 ÇED raporunun tabi olduğu ÇED Yönetmeliği ve Bakanlığın hazırladığı ÇED raporu formatındaPaydaş Katılım Planının istenmediği, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7'nci maddesinin 12'nci fıkrasındaki: "… İmar planı bulunmayan alanlarda yapılan veya yapılacak olan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı geçici tesisler ve bunların müştemilatı için imar planı yapılmaz. ….." hükmü uyarınca imar planı bulunması zorunluluğunun olmadığı, ADT 1 ve ADT 2'nin ... Deresi yatağında yer almadığı, her iki tesisin de dere yatağı dışındaki vadide yer aldığı, Atık Depolama Tesisinin kaza veya afet sonucu yapısal bütünlüğünün bozulması durumunda yakın yerleşim birimlerine etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla Ağustos 2016'da yapılan çalışma neticesinde "... Kompleks Madeni Atık Depolama Tesisinin Olası Kaza ve Afet Durumunda ... ve ... Köyleri Yerleşkelerinin Değerlendirilmesi" raporunun hazırlandığı, ... Maden Sahasında olduğu gibi imarsız alanlarda yürütülen madencilik faaliyetine dahil olan yapıların imar mevzuatı gerekliliklerinden muaf oldukları, deprem performans analizinin binalar için bile bir zorunlu olmadığı, çevre mevzuatı kapsamında Çevresel Etki Değerlendirmesinin (ÇED) Rapor Formatında istenen bir konu da olmadığı, tesislerin inşaat projelerinde depremsellik konusunun ilgili birimlerce çalışıldığı ve yapıların bölgenin deprem özellikleri dikkate alınarak projelendirilmiş olduğu, çevresel iç izleme programı kapsamında, proje sahasından ve etki alanından ayda iki kez alınan yüzey ve yeraltı suyu numunelerinin, yurt içinde ve yurt dışında olmak üzere iki adet akredite laboratuvar tarafından analiz edildiği, bu sayede, analiz sonuçları arasında çapraz kontrol yapılabildiği, proje sahasında kullanılan meteorolojik parametrelerin ve ilgili modellemelerin, yetkili resmi kurum olan Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) belirlemiş olduğu yöntem ve istasyonlar doğrultusunda yapıldığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından sağlanan bu verilerin, proje sahasındaki hava kalitesi ve iklimsel etkiler üzerine en güvenilir referanslar olduğu, proje sahasında doğal afetlerle ilgili olarak alınması gereken tüm tedbirlerin, Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Planı kapsamında ayrıntılı bir şekilde yer aldığı, proje sahasında gerçekleşebilecek herhangi bir afet durumuna karşı müdahale edilebilmesi için gerekli yasal ve teknik düzenlemelerin eksiksiz olarak yapılmış olduğu ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br><br>TETKİK HÂKİMİ:...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1.Temyiz isteminin reddine,<br>2.Temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:......, K:... sayılı kararının ONANMASINA,<br>3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,<br>4.Dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine,<br>5.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 30/01/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.<br> <br><br><br><br>(X) KARŞI OY : <br>Dava, Erzincan İli, İliç İlçesi, ... Köyü Mevkiinde ... Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılması planlanan "... Kompleks Madeni 2. Kapasite Artışı ve Flatasyon Tesisi" projesine ilişkin olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 07/10/2021 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararının iptali istemiyle açılmış, Mahkemece yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan bilirkişi raporu ile dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılarak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.<br>Dosyanın dava konusu işleme esas ÇED Raporu ile birlikte değerlendirilmesinden, ... Kompleks Madeni için ilk "ÇED Olumlu" kararının 2008 yılında verildiği, mevcut işletme için 2008 ÇED Olumlu kararına ek olarak; mobil kırıcı tesisinin işletilmesi için alınmış olan 10 Nisan 2012 tarihli ÇED Olumlu kararı ile SART tesisi ilavesi, ... ekonomik olmayan kaya (pasa) sahasının depolama kapasitesinin arttırılması ve açık ocak madencilik faaliyetlerinde kapasite artışının gerçekleştirilmesi için 17 Mayıs 2012 tarihli ÇED Olumlu kararlarının düzenlendiği, ... maden sahasında tespit edilen sülfitli cevherin çıkarılması ve zenginleştirilmesi amacıyla projede kapasite artışı çalışmaları yürütülerek hazırlanan ÇED Raporu değerlendirilmek suretiyle 24 Aralık 2014 tarihinde “ÇED Olumlu” kararı verildiği, anılan ÇED Olumlu kararlarına dayanılarak halihazırda ... Kompleks Madeni kapsamında, açık ocak madencilik faaliyetleri ile çıkarılan oksitli ve sülfitli cevherin yığın liçi ve Adsorpsiyon/Desorpsiyon/Geri-kazanım (ADR) tesisi ile Basınçlı Oksidasyon (BO) ünitesinde zenginleştirilerek dore altın+gümüş ve bakır keki üretimi gerçekleştirilmekte olduğu, dava konusu "... Kompleks Madeni 2. Kapasite Artışı ve Flatasyon Tesisi" projesi kapsamında mevcut açık ocaklarda kapasite artışının ve buna bağlı olarak pasa depolama sahalarında revizyon, yığın liç tesisinde büyüme ve Atık Depolama Tesisi’nde (ADT) kapasite artışının planlandığı, tesise flotasyon ünitesi, su yumuşatma ünitesi ve 2 adet soğutma kulesi, 3 adet mobil kırıcı ilavesi ve kil ocağı işletiminin planlandığı anlaşılmaktadır.<br>Diğer taraftan Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dava konusu işlemin konusunu oluşturan kapasite artışından kaynaklanacak olası çevresel etkilere özgü bir değerlendirmenin yapılmamış olduğu, mevcut tesislerde kapasite artırılması halinde meydana gelebilecek olumsuz çevresel etkilerin neler olduğunun bu çevresel etkilerin giderilmesi ya da en aza indirilmesi için ÇED Raporunda yeterli değerlendirmelere, önlemlere ve tahhütlere yer verilmiş olup olmadığının, yer verilmiş ise bu değerlendirme, önlem ve taahhütlerin yeterli olup olmadığının bilimsel ve somut gerekçelerle ortaya konulmamış olduğu, yukarıda belirtilen ÇED Olumlu kararlarının konusu olan mevcut tesislerin bakılan dava konusu ÇED Olumlu kararının konusunu oluşturan kapasite artırımı ile birlikte değerlendirilmek suretiyle dava konusu ÇED Olumlu kararına esas ÇED Raporunun yeterli olmadığı yönünde kanaat bildirildiği, Mahkemece bu bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle dava konusu işlemin iptaline karar verildiği görülmektedir.<br>Bu durumda, dava konusu ÇED Olumlu kararına esas kapasite artışından kaynaklanması olası çevresel etkileri değerlendirmek üzere Mahkemece yeniden hazırlanacak bilirkişi soruları çerçevesinde bir inceleme yapılarak alınacak ek bilirkişi raporu ya da aynı kapsamla sınırlı inceleme yapmak üzere yeniden oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden alınacak yeni bilirkişi raporu değerlendirilmek suretiyle Mahkemece yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyize konu Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle, yukarıda belirtilen nedenlerle denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak temyize konu Mahkeme kararının onanması yolundaki çoğunluk kararına katılmıyoruz.<br><br><br><br></font></p></body></html>

denetim