<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/6077 E. , 2025/1637 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/6077<br>Karar No : 2025/1637 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'a<br> velayeten ... ve ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'ın 26/02/2014 tarihinde miadında sancılı gebe olarak başvurduğu Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde doğumunun vajinal yoldan sonlandırılması sonucunda bebek ...'ın engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık... için iş gücü kaybı nedeniyle 5.000,00 TL, bakım masrafı nedeniyle 2.000,00 TL maddi, 120.000,00 TL manevi, anne ve baba için ayrı ayrı 70.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 267.000,00 TL maddi ve manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde normal yolla gerçekleştirilen doğumu sonrasında ...'da tespit ve teşhis edilen rahatsızlığın, doğum eylemini gerçekleştiren hekim uygulamalarından ve davalı idarenin kusurundan kaynaklanmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nca düzenlenen bilirkişi raporu ile ortaya konulması karşısında, tazminata esas olayın meydana gelmesinde idareye atfedilecek bir hizmet kusur bulunmadığı, idarenin kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir durumun da uyuşmazlıkta mevcut olmadığı anlaşıldığından, maddi ve manevi tazminat istemlerinin dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, annenin, ilk muayenesi ile doğum saati arasında 6 saat geçmesinin normal olup olmadığı, ilk muayene ile doğum saati arasında tıbbi olarak hangi tetkik ve muayenelerin yapılması gerektiğine ilişkin yeterli bir açıklama yapılmadığı, ilk muayene ile doğum saati arasında eksik kalan bir tıbbi muayene ve tetkikin olup olmadığı konusunda herhangi bir izahatın yapılmadığı, bebeğin doğumdan önceki yaklaşık kilosunun tespitinin yapılmaması hususunun raporda irdelenmediği, bebeğin iri bebek olmasının normal doğumda ne tür riskler taşıdığına ilişkin bilgilendirilmemeleri ve hekimin bu konuda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve normalin üstünde bir irilikte olmasına rağmen sezaryenle doğumun yaptırılmaması hususunun değerlendirilmediği, dolayısıyla hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz, eksik, denetime elverişsiz, bilimsellikten uzak bir rapor olduğu, itirazlarının dikkate alınarak dosyanın ek rapor için Adli Tıp Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiği, hukuken yetersiz olan ve denetime elverişli olmaktan uzak olan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmasının hukuka ve yasal mevzuata aykırı olduğu, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. <br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı yanında müdahil tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br> MADDİ OLAY : <br> Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacılardan anne ...’ın 26/02/2014 tarihinde Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine miadında sancılı gebe olarak yatırıldığı, 4. gebeliği olduğu, bir düşük yaptığı, yatış muayenesinde; 3-4 açıklık, %60 silinme tespit edildiği, travay takibine başlandığı, saat 16.30’da normal vajinal doğum ile APGAR’ı 5-8 olan 5600 gr ağırlığında, baş çevresi 34 cm olan erkek bebek doğurduğu, mekonyumlu olarak doğan bebeğin entübe edildiği ve yoğun bakım ünitesinde yer olmaması nedeniyle Özel Lokman Hekim Hastanesine "mekonyum aspirasyonu" ve "solunum yetmezliği" tanılarıyla sevk edildiği ve yatırılarak tedavisine başlandığı, ilerleyen süreçte hipoksik iskemik ensefelopati olarak takip edildiği, 30/01/2018 tarihinde Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan sağlık kurulu raporunda; "Çocuk Nörolojisi: Günlük aktivitelerini engelleyen seyrek nöbetler mevcut. Beyin MR’da sağ fontal parietal, temporal loblarda geniş ensefalomazik alanı, tablo 4.1’e göre hafif yürüyüş bozukluğu, özür oranı %20, tablo 4.2’a ya göre sol üst ekstremite orta ağır fonksiyon kaybı özür oranı %30" olarak belirlendiği, davacılar tarafından, doğum sırasında tıbbi uygulama hatasının söz konusu olduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. <br> Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda; " Gebeliği sırasında farklı hastanelerde muayene kayıtları bulunan annenin 26/02/2014 tarihinde daha önce takibi bulunmayan Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine sancılı gebe olarak başvurduğu ve geliş muayenesinde 3-4 cm açıklık, %60 silinme bulunduğu, bu hastanede doğumun vaginal yoldan sonlandırıldığı, anneye doğum öncesi travay takibinin uygun olarak yapılmış olduğu, travayda (doğum eyleminde) çekilen NST'lere göre bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların olmadığı, genel uygulamalarda hipoksik iskemik ensefalopati prenatal (doğum öncesi), natal (doğum sırasında) ve post natal (doğum sonrası) olarak incelendiği, her ne kadar çekilen NST'lerde bebeğin hipokside olduğunu gösteren bulgular yok ise de, NST'de meydana gelen bozulmaların bebekte gelişmiş olan asfıksinin en geç döneminde ortaya çıkan bulgular olduğu, fakat daha erken dönemde bebekte mevcut asfiksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, küçüğün doğum sonrası Yoğun Bakım Ünitesine sevki sağlanarak yakın takibinin sağlanmış olduğu cihetle; doğum eylemini gerçekleştiren hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yürüten davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı " yönünde görüş bildirilmiştir.<br> İdare Mahkemesince anılan rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT: <br> Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br><br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.<br> İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.<br> İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.<br>Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.<br><br><br> 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.<br> Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br>Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.<br> Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında hazırlanan Doğum ve Sezaryen Eylemi Yönetim Rehberinin 49. ve 50. sayfalarında, fetusun doğum ağırlığının 4000 gram ve üzerinde olmasının fetal makrozomi olarak tanımlandığı, ultrasonografik yöntemlerin dahi kilogram başına 125-150 gram hata payı taşıdığı, 4000-4500 gram tahmini fetal ağırlığı olan nondiyabetik (diyabet hastalığı bulunmayan) gebelerde normal vajinal yolla doğumun denenebileceği (anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra), tahmini fetus ağırlığının 4000 gramdan fazla olduğu diyabetik anne adaylarına sezeryan önerildiği belirtilmektedir.<br> Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; doğum eylemini gerçekleştiren hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu yönünde değerlendirme yapılmış ise de; yukarıda anılan Rehberde tahmini fetus ağırlığının 4000 gramdan fazla olduğu nondiyabetik (diyabet hastalığı bulunmayan) gebelerde anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra normal yolla doğumun denenebileceğinin belirtildiği, anne ...'ın doğum tarihinde 34 yaşında ve nondiyabetik bir gebe olduğu, 5600 gr. doğan bebeğin ise tahmini fetal ağırlığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı görüldüğünden, bebeğin tahmini fetal ağırlığının ölçülmesi amacıyla bir tetkik yapılıp yapılmadığı, bebeğin tahmini ağırlığını ölçmeye yönelik bir tetkik yapılmamasının tıbbi bir eksiklik ya da kusur teşkil edip etmediği, böyle bir tetkik yapılmışsa yapılan tetkikin sonucuna göre normal doğum kararının alınmasının yerinde olup olmadığı ve bu kararın anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra alınıp alınmadığı hususlarının aydınlatılıp açıklığa kavuşturulması, olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi açısından önem arz etmektedir.<br> Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.<br>Diğer taraftan, alınacak rapor sonrası davalı idarenin sağlık hizmetini yürütmesinde kusuru bulunmadığı kanaatine varılsa bile, yukarıda anılan Rehber kapsamında bütün risk ve yararların tartışıldığını gösteren detaylı bir aydınlatılmış onam formunun bulunmadığı dosya kapsamından anlaşıldığından, onamın alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacıların manevi tazminat istemleri hakkında karar verilmesi gerekmektedir.<br> Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf başvurularının reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,<br>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 17/03/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br> <br><br><br></font></p></body></html>
denetim