<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/2215 E. , 2025/1070 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>ONUNCU DAİRE<br>Esas No : 2021/2215<br>Karar No : 2025/1070 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) :...Bakanlığı <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>MÜDAHİL(DAVALI YANINDA) :...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı tarafından, 25/12/2017 tarihinde Buca Kadın Doğum Çocuk Hastalıkları Devlet Hastanesinde geçirdiği total abdominal histerektomi (Rahmin tamamının, karından yapılan abdominnal kesi ile çıkarılması işlemine denilmektedir.) ameliyatı sırasında idrar borusunun kesilmesinde ve ameliyat sonrasında da başka cerrahi müdahalelere maruz kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 10.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada mevcut tüm bilgi ve belgeler ile olay kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunun... tarihli bilirkişi raporunun değerlendirilmesi sonucunda; davacının 24/12/2017 tarihinde myoma uteri tanısıyla tedavi için başvurduğu Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde 25/12/2017 tarihinde uygulanan salpenjektomi+histerektomi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, ameliyat sonrası 1. gün karın ağrısı olması üzerine genel cerrahi uzmanından konsültasyon istenmesi ve akut apandisit/paralitik ileus ön tanısıyla tanısal laporotomi ameliyatı yapılmasının tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, lenfoid hiperplazi tespit edildiği göz önünde bulundurulduğunda ameliyat sırasında appendektomi yapılmasının endikasyonunun bulunduğu, ameliyat sonrası karın ağrısı şikayetinin devam etmesi üzerine dren sıvısının biyokimyasal incelemesinde üre ve kreatinin değerlerinin yüksek tespit edilmesi üzerine Üroloji Uzmanı ile konsülte edilerek çekilen batın BT'de; sol böbrek toplayıcı sistemde grade 2 dilatasyon, pelvis renalis ve üreterde dilatasyon saptandığı ve üreter hasarı ön tanısıyla ileri tetkik ve tedavi için 28/12/2017 tarihinde sevk edildiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde saptanan sol üreter yaralanmasının salpenjektomi+histerektomi ameliyatının gösterilen her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyonu olarak nitelendirildiği, üreter yaralanmalarında belirtilerin geç ortaya çıkabileceğinin tıbben bilinen bir olgu olduğu, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yapılan komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olduğu, dolayısıyla sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ...İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, herhangi bir şikayeti, sağlık sorunu olmamasına rağmen apandisitin gereksiz yere ameliyatla alındığı, olayda hizmet kusurunun bulunduğu, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare ve davalı idare yanında müdahil tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE : <br> A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:<br> Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: <br> MADDİ OLAY : <br> Davacı, myoma uteri (rahimde ur) tanısı ile 25/12/2017 tarihinde Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde total abdominal histerektomi ameliyatı (Rahmin tamamının, karından yapılan abdominnal kesi ile çıkarılması işlemine denilmektedir.) yapılmış, ameliyat sonrası karın ağrısı olması üzerine yapılan muayenesinde akut batın tanısıyla bu kez 26/12/2017 tarihinde apendektomi (apandisit ameliyatı) yapılmış, ancak ameliyat sonrası şikayetleri geçmemesi üzerine sevk edildiği hastanede üreter (idrar borusu) yaralanması tespit edilmiştir.<br> Bunun üzerine davacı, total abdominal histerektomi operasyonu sırasında idrar borusunun kesik almasında hekim hatası bulunduğu ve bunun uzun süre tespit edilememesi nedeniyle başka ameliyatlar geçirmek zorunda kaldığı, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan davayı açmıştır.<br> Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda; "kişinin 01/12/2016 tarihinde Egepol Hastanesine menstruel düzensizlik şikayetiyle başvurduğu, USG'de; fundusta 23x21 mm, endometriuma bası yapan arkada 81x62 mm myom tespit edildiği, 24/12/2017 tarihinde myoma uteri tanısı ile Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, 25/12/2017 tarihinde salpenjektomi+histerektomi ameliyatı yapıldığı, histopatolojik incelemesinde; uterusta leiomyom tespit edildiği, postop 1. gün batında distansiyon, karın ağrısı olması üzerine Genel Cerrahiyle konsülte edildiği, akut apandisit/paralitik ileus ön tanısı ile laporotomiye alındığı, apendektomi yapıldığı, ameliyat lojuna dren yerleştirildiği, appendektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; lenfoid hiperplazi tespit edildiği, ameliyat sonrası ağrılarının devam etmesi üzerine dren sıvısının biyokimyasal incelemesinde; üre ve kreatinin değerlerinin yüksek tespit edildiği, mesane veya üreter yaralanması düşünülerek Üroloji ile konsülte edildiği, 28/12/2017 tarihinde çekilen abdomen BT’de; dalak çevresinde sıvı, sol böbrek toplayıcı sistemde grade II dilatasyon, pelvis renalis ve üreterde dilatasyon, ince barsaklarda ileus-subileus görünümleri izlendiği, üreter yaralanması ileri tetkik amaçlı Ege Üniversitesine sevk edildiği, burada yapılan tetkiklerinde sol distal üreterde ligasyon düşünülerek 02/01/2018 tarihinde sol nefrostomi kateteri takıldığı, 12/12/2018 tarihinde kateterin çekildiği, kontrol önerisi ile taburcu edildiği, 30/04/2019 tarihinde yapılan muayenesinde; çekilmiş olan güncel bilgisayarlı tomografi tetkikinde her iki taraf böbrek ve üreterlerin (idrar kanalı) olağan izlendiği anlaşılmakla; kişinin 01/12/2016 tarihinde menstruel düzensizlik şikayetiyle başvurduğu Özel Egepol Hastanesinde yapılan USG tetkikinde; uterus fundusta 23x21 mm boyutlarında, endometriuma bası yapan arkada 81x62 mm boyutlarında myom tespit edildiği dikkate alındığında; kişinin 24/12/2017 tarihinde tedavi için başvurduğu Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde myoma uteri tanısıyla 25/12/2017 tarihinde uygulanan salpenjektomi+histerektomi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, ameliyat sonrası 1. gün batında distansiyon, karın ağrısı olması üzerine Genel Cerrahi Uzmanından konsültasyon istenmesi ve akut apandisit/paralitik ileus ön tanısıyla tanısal laporotomi ameliyatı yapılmasının tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, dosyada ameliyat notu bulunmamakla birlikte, ameliyat sonrası appendektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; lenfoid hiperplazi tespit edildiği göz önünde bulundurulduğunda; ameliyat sırasında appendektomi yapılmasının endikasyonunun bulunduğu, ameliyat sonrası karın ağrısı şikayetinin devam etmesi üzerine dren sıvısının biyokimyasal incelemesinde üre ve kreatinin değerlerinin yüksek tespit edilmesi üzerine Üroloji Uzmanı ile konsülte edildiği, çekilen batın BT'de; sol böbrek toplayıcı sistemde grade 2 dilatasyon, pelvis renalis ve üreterde dilatasyon saptandığı ve üreter hasarı ön tanısıyla ileri tetkik ve tedavi için 28/12/2017 tarihinde sevk edildiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde saptanan sol üreter yaralanmasının salpenjektomi+histerektomi ameliyatının gösterilen her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyonu olarak nitelendirildiği, üreter yaralanmalarında belirtilerin geç ortaya çıkabileceğinin tıbben bilindiği, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yapılan komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olduğu, dolayısıyla sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği" yönünde görüş bildirilmiştir.<br> Mahkemece, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge İdare Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br><br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.<br> Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.<br> Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.<br>İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.<br> Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. <br>Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.<br>Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. <br> Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). <br> 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.<br> 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. <br> Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. <br> 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin (RG-08/05/2014-28994) 15. maddesinde, “Hastaya; <br> a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,<br> b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,<br> c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,<br> ç) Muhtemel komplikasyonları,<br> d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,<br> e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,<br> f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,<br> g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği,<br> hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.<br> Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.<br> Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi, olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetinin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.<br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME: <br> Dava dosyasının incelenmesinden; dosyada, davacının 25/12/2017 tarihinde Buca Kadın Doğum Çocuk Hastalıkları Devlet Hastanesinde geçirdiği total abdominal histerektomi ameliyatına ilişkin olarak onam formunun bulunduğu, ancak yapılan bu ameliyattan bir gün sonra 26/12/2017 tarihinde yapılan apandisit ameliyatına (apendektomi) ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin olmadığı, her tıbbi müdahaleden önce hastanın aydınlatılarak rızasının alınmasının gerektiği, davacıya yönelik gerçekleştirilen apandisit ameliyatının ilk yapılan rahim ameliyatından kaynaklı zorunlu bir ameliyat olmadığı, başka bir sağlık sorunu ve tanıya yönelik olarak apandisit ameliyatının gerçekleştirildiği başka bir deyişle apandisit ameliyatının ilk yapılan rahim alınması ameliyatının devamı sayılacak rutin işlemlerden olmadığı görülmekte olup, buna göre, tıbbi müdahaleden önce davacının usulüne uygun olarak aydınlatıldığından söz edilemeyeceğinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca aydınlatma yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir. <br> Dava konusu olayda davacının, apandisit ameliyatı öncesi aydınlatılmış onamın alınmamış olması nedeniyle uğradığı manevi zararın, manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekirken, manevi tazminat talebinin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,<br>2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA, maddi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA,<br>3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. <br><br><br><br><br><br><br><br><br> <br><br><br><br><br><br></font></p></body></html>
denetim